Etiket: prof. dr. gülnaz karatay

  • Prof. Dr. Karatay: Kadın cinayetleri münferit değil, Türkiye şiddette birinci sırada -VİDEO

    Prof. Dr. Karatay: Kadın cinayetleri münferit değil, Türkiye şiddette birinci sırada -VİDEO

    PİRHA- Munzur Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Gülnaz Karatay, kadın cinayetlerinin münferit olmadığını belirterek, “OECD ülkeleri arasında Türkiye şu anda şiddet sıralamasında birinci sırada yer alıyor” dedi. Karatay, Dersim’le ilgili olarak ise, “Kuşkusuz inanç alanından kaynaklı kadının hareket alanı biraz daha geniş ancak Dersim’de de tablonun çok parlak olmadığını söyleyebiliriz” ifadelerini kullandı. 

    25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Uluslararası Mücadele Günü dolayısıyla Munzur Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Gülnaz Karatay’la kadın mücadelesini, kadına yönelik şiddeti, Türkiye’de ve Dersim’de kadınların sorunlarını konuştuk.

    “KADINLARIN SAĞLIK, EĞİTİM, ÜREME, EKONOMİK HAKLARINI YETERİNCE TARTIŞAMIYORUZ”

    Toplumun katmanları arasında, örneğin cinsler arasında meydana gelen şiddetin genel barış ortamından ayrı düşünülemeyeceğinin altını çizen Karatay, “Esasında kadınlara yönelik şiddet, bir yaşam hakkı ihlalidir. Anayasanın 17. ve 50. maddelerinde tanımlanmış olan doğal olmayan ölüme karşı insanları ayrıcalıksız, ayrımsız bir şekilde koruyan yasaların ihlali demektir kadına şiddet. Dolayısıyla toplumsal bir suç türü olarak tanımlanması gerekiyor. Biz bugün aslında kadına şiddeti konuşurken varlık yokluk sorununu konuşuyoruz. Oysa kadın mücadelesinin tarihine baktığımızda patlama noktasının emek mücadelesi olduğunu görüyoruz. O günlerden bugüne Clara Zetkin’lerden bugüne, daha geri bir noktadan tartışıyoruz meseleyi. Kadının yaşam hakkı üzerinden tartışıyoruz. Bunu tartıştığımız için de bugün kadının sağlık hakkını, eğitim hakkını ücretsiz ev işçisi olarak çalışan kadınların hakkını, üreme haklarını, ekonomik haklarını yeterince tartışamıyoruz, çünkü hala biz varlık noktasında sorunlar yaşıyoruz” dedi.

    “KADIN CİNAYETLERİ MÜNFERİT DEĞİL”

    Kadın cinayetlerinin aylık seyrine bakıldığında ayda 30, 40, 50 kadının öldürülmesinin aslında bir kadın kırımına işaret ettiğini, bunların münferit olmadığını, sistematik bir hal aldığını, son 10 yıldaki verilere göre yüzde 1400 artış olduğunu belirten Karatay, ihmal ve istismar meselesi konusunda da şunları dile getirdi:

    “Tabii ki cinayetler dışında bir de ihmal istismar meselesi var. Toplum gündemini çokça meşgul eden, kriz düzeyinde yaşanan bir şey. Artık evlerimiz, sokak, kampüsler, güvenli alan olmaktan her geçen gün uzaklaşıyor. Neredeyse kampüslerde her beş kadından biri ihmal, istismar kurbanı ve bu alanlarda üniversitelerin tutum belgeleri yok. Çok az üniversitede ihmali, istismarı, kadına şiddeti önleyen tutum belgesi var. Bunların da ne kadar kararlılıkla uygulandığı büyük bir sorun. Bu yüzden içinde bulunduğumuz koşullarda kadına şiddet çok yönetilemez bir hal aldı. Sözleşmeler işe yaramıyor. Örneğin Türkiye 1986 yılında kadına karşı her türlü ayrımcılığın önlenmesine dair CEDAW Sözleşmesi’ne imza atmış. Bunun dışında İLO sözleşmeleri var. İLO, kadının doğrudan ayrımcılığa uğramasını, ihmal istismarını önleyen bir sözleşme. Uluslararası sözleşmelerimiz var. Türk Medeni Kanunu var. Ceza hukuku var. Buna rağmen kadına şiddet tercihen önlenemez bir boyutta.”

    “TÜRKİYE, ŞİDDET SIRALAMASINDA BİRİNCİ SIRADA”

    Şiddetin öğrenilen bir şey olduğunu, öğrenilerek yaygınlaşan bir şeyin aynı zamanda önlenebilir de olduğuna vurgu yapan Karatay, “Buna rağmen neden önlenemiyor? Neden bu konuda herkeste stratejik bir sessizlik gözlemleniyor. Bu sorunun cevaplarını oluşturmadan bir çözüm için de adım atmakta zorlanıyoruz. Kadın mücadelesi ne yazık ki 21. yüzyılın ilk çeyreğinde, cumhuriyetin ikinci yüzyılını kutladığımız bugünlerde hala kadının yaşam hakkı diyor. Bizim bugün modern demokrasilerde olduğu gibi kadının çok farklı düzeyde ikinci üçüncü kuşak haklarını konuşmamız gerekirken Türkiye’de ne yazık ki kadın haklarını çok geri bir noktadan tartışıyoruz. Toplumun yarısını oluşturan kadınlara siz haklarını ne kadar garanti edebiliyorsanız ne kadar teminat yaratabiliyorsanız ne kadar güvenli alan oluşturabiliyorsanız o kadar gelişmiş bir ülke olduğunuza ilişkin birtakım göstergeler ortaya koymuş oluyorsunuz. Ama OECD ülkeleri arasında Türkiye şu anda şiddet sıralamasında birinci sırada yer alıyor” dedi.

    “KURU KURUYA TEMSİLİN ANLAMI YOK”

    Prof. Dr. Gülnaz Karatay, bu şiddet sarmalından nasıl çıkılacağına dair ise şunları söyledi:

    “Bakanlık diyor ki bu, siyaset üstü bir alan. Bu, siyaset üstü bir alan olamaz. Kadına şiddetin önlenmesi için sözün bizzat siyaset üzerinden kurulması gerekli. Bu anlamda politik mücadele çok önemli. Politik mücadeleyi örerken de kesinlikle kadın perspektifinden görmek gerekiyor. Çünkü failden bu sorunun çözümünü beklemek çok akılcı bir yaklaşım değil. O yüzden kadınların muhakkak politik mücadele içerisinde daha fazla sandalye işgal etmeleri ve kendilerine alan açmaları gerekir. Temsili düzeyde değil gerçekten nüfusun yarısıyız.

    Tabii ki temsilin de bir anlamı var. Yani temsil ne üzerinden olmalı? Kadının her türlü alanda dışlanmışlığını ortadan kaldıracak, ekonomik, sosyal, kültürel haklarını ön plana çıkarabilecek, bu anlamda mevzuatların uygulanması yönünde baskı oluşturabilecek ya da yeni mevzuatlar oluşturabilecek, İstanbul Sözleşmesi’ne bir an önce dönülmesi için politik alanları etkili bir şekilde kullanacak bir temsilden bahsediyoruz. Kuru kuruya temsilin anlamı yok.”

    “KADIN HAREKETİ YÜKSELİŞTE AMA BİRLEŞİRSE DAHA ETKİLİ SONUÇ ALIR”

    Türkiye’de, tıpkı doğa hareketleri gibi kadın hareketiyle ilgili bir yükselişin olduğunu vurgulayan Karatay, “Kadınlar gerçekten çok ciddi inisiyatifler alıyorlar. Türkiye’deki kadın hareketinin belki de en önemli handikabı çok parçalı ve mikro ilerliyor olması. Bunların daha bütünlüklü, daha kapsamlı bir mücadeleye dönüşmesi gerekiyor. Örneğin Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu çok etkili veriler yayınlıyor. Her bir vakayı raporluyor ama bunlar daha bütünlüklü bir hal alırsa yani birleşebilirse bu örgütlerin gücünün daha etkili sonuç alacağını düşünüyorum” dedi.

    “DERSİM’DE DE KADIN AÇISINDAN TABLO O KADAR PARLAK DEĞİL”

    Kadın sorununu ve mücadelesini Dersim toplumu açısından da değerlendiren Munzur Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Gülnaz Karatay, konuyla ilgili şunları belirtti:

    “Dersim’de de tablonun çok da parlak olmadığını söyleyebiliriz. Kuşkusuz inanç alanından kaynaklı kadının hareket alanı biraz daha geniş. Kadına yönelik cinsiyetçi kodlar biraz daha gerilemiş durumda. Dersim’de kadın açısından yaşam biraz daha kolay ama sorunlarımız yok mudur? Elbette bu alanda da sorunlar var. Örneğin ekonomik sorunları var kadınlarımızın, istismar vakaları var. Kaynakları farklı farklı olan ihmal, istismar vakaları var. Kadının kendini ifade edebileceği alanlar sınırlı. Ev içinde yoksullukla bağlantılı bazı sorunlarımız artmaya başladı. Bütün bunlar tabii ki kadın üzerinde yük demek. Hatta bazı konularda örneğin ihmal, istismar konusunda toplum çok gerilimli bir hal almış durumda. Bunların bir an önce nedenlerinin doğru bir şekilde anlaşılması ve üzerine gidilmesi gerekiyor. Bu anlamda kentte de bir örgütlülük var. İş gören bir örgütlülük var. Bu çalışmalar iyi bir şekilde sürüyor diye düşünüyorum”

    Nuray ATMACA/DERSİM

  • ‘Şiddetin kaynağı eşitsizlik, kadına yönelik şiddet de politiktir’-VİDEO

    ‘Şiddetin kaynağı eşitsizlik, kadına yönelik şiddet de politiktir’-VİDEO

    PİRHA-Dersim Yenigün Kadın Dayanışma Derneği ile Munzur Üniversitesi Ekmek ve Gül Grubu, ‘Sağlık ve hukuk yönleriyle kadına yönelik şiddet’ konulu panel düzenledi. Kadına yönelik şiddetin tek başına çözümünün hukuk olmadığını ifade eden Avukat Gülşah Kaya, “İstanbul Sözleşmesi, şiddetin kaynağını eşitsizlik olarak açıklıyor. Eşitsizlikse kaynak, o zaman kadına yönelik şiddet de politiktir” dedi. 

    Dersim Yenigün Kadın Dayanışma Derneği ile Munzur Üniversitesi Ekmek ve Gül Grubu, 25 Kasım Kadına Yönelik Şiddetle Uluslararası Mücadele Günü dolayısıyla, Dersim Belediyesi’nin Konferans Salonu’nda ‘Sağlık ve hukuk yönleriyle kadına yönelik şiddet’ konulu panel düzenledi. Söyleşiye Prof. Dr. Gülnaz Karatay ve Avukat Gülşah Kaya konuşmacı katıldı.

    “HER BEŞ KADINDAN BİRİ TACİZE UĞRUYOR”

    Üniversite kampüslerinde her beş kadından birinin tacize uğradığını belirten Prof. Dr. Gülnaz Karatay, “Cinsel saldırıların genelde kişinin yakın çevresi tarafından yapılıyor ancak üniversitelerde veriler az, çünkü üniversitelerde cinsel tacize dair bir tutumları yok. Var olan üniversitelerde de kapatılıyor. Cinsel taciz güçle birlikte ilerliyor. Öğrenci-asistan hoca, öğrenci-ev sahibi, öğrenci-işveren gibi durumlarda güç ilişkisine bağlı olarak cinsel şiddet artıyor” dedi.

    “KADINA YÖNELİK ŞİDDET POLİTİKTİR”

    Kadına yönelik şiddetin tek başına çözümünün hukuk olmadığını ifade eden Avukat Gülşah Kaya, “İstanbul Sözleşmesi, şiddetin kaynağını eşitsizlik olarak açıklıyor. Eşitsizlik ise kaynak, o zaman kadına yönelik şiddet de politiktir. Kadın erkek eşitsizliğinin ortadan kaldırılması için bütüncül bir politikanın uygulanması gerekiyor. Hukuk tek başına çözüm değil. Dayanışma, yardımlaşma kurban suçlamamak, müdahil olmak oldukça önemli. Ama en önemli hayat kurtaran şey örgütlülük” diye konuştu.

    PİRHA/DERSİM

  • Prof. Dr. Gülnaz Karatay: İntiharların önüne geçmek için dayanıklı gençler yetiştirmeliyiz-VİDEO

    Prof. Dr. Gülnaz Karatay: İntiharların önüne geçmek için dayanıklı gençler yetiştirmeliyiz-VİDEO

    PİRHA-İntiharın çevreden, siyasetten, kültürden, inançtan, coğrafyadan ve iklimden bağımsız düşünülemeyeceğini söyleyen Prof. Dr. Gülnaz Karatay, “İntiharın birçok nedeni var. İşsizlik, şiddet, travma, tecavüz, düşük yoğunluklu çatışmalar, geleceğe güvensizlik ve umutsuzluk durumları nedeniyle vaka artışlarında bir yükselme görüyoruz” dedi. Karatay, intiharın bulaşıcı olduğunu belirterek, sosyal medyadan paylaşılmaması gerektiğini belirtti.  

    Araştırmalara göre Dersim, intiharların en çok yaşandığı iller arasında bulunuyor. İntihar girişimi en fazla genç gruplarda yaşanıyor. Peki neden intiharlar her geçen gün artıyor? Prof. Dr. Gülnaz Karatay, Dersim’de son zamanlarda artan intihar vakalarına ilişkin PİRHA’ya konuştu.

    “HER YIL 700 BİN İNTİHAR VAKASI MEYDANA GELİYOR”

    PİRHA: Ülkede intihar vakalarının her geçen gün artmasındaki neden nedir?

    GÜLNAZ KARATAY: İntihar tanım olarak bireyin içsel ya da dış kaynaklı stresörlerle baş edememesi sonucu bedenine yöneltmiş olduğu öz kıyım davranışı. Bu nedenle bir insanın bedenine yönelttiği en uç şiddet olduğu için de toplum tarafından çok dikkatle takip ediliyor. Bu nedenle intiharları doğru zamanda, doğru mekanda, doğru bir dille konuşmak önemli. Kentimizde de geçtiğimiz hafta birkaç tane vaka yaşadık. Bu meseleyi sıcak dönemde konuşmak çok doğru olmamakla birlikte ama bir şekilde topluma mesaj iletmek üzere sağlık profesyonellerinin seçici bir dille konuşması son derece önemli. İntiharlar şu anda salgın düzeyinde yaşanıyor bütün dünyada. Her yıl yaklaşık 700 bin vaka meydana geliyor. Bunu saniyeye vurduğumuzda her 40 saniyede bir kişinin yaşamını sonlandırması demek ve bunların da %80’ine yakını düşük ve orta gelir grubundaki ülkelerde oluyor.

    Biz intiharı sadece çevreden, siyasetten, kültürden, inançtan, coğrafyadan ve iklimden bağımsız düşünemiyoruz, birçok nedeni var. Yaklaşım 50 tane intihar nedeni var. Bu nedenler arasında 3-4 tanesi biyolojik altyapıyla, genetik ve ruhsal hastalıklarla ilgili, diğer geri kalan nedenler daha çok çevresel faktörlerden kaynaklı. İşsizlik, şiddet, travma, tecavüz, düşük yoğunluklu çatışmalar, geleceğe güvensizlik ve umutsuzluk durumlarında ne yazık ki vaka artışlarında bir yükselme görüyoruz. İntihar küresel bir problem, bir intihar salgını üzerinden geçiyoruz pandemiyle birlikte. Bu durum daha da artmış durumda. Şu anda intihar gençlerde ölüm nedenlerinin ilk dört sırasında yer alıyor. Şiddet ve madde kullanım bozukluğuyla birlikte gençleri en çok öldürenler arasında intiharlar. Her vaka en az 6-10 kişiyi etkiliyor. O yüzden toplum intiharlara çok ilgi duyuyor ve merak ediyor. O nedenle topluma sağlıklı bilgiler iletmek önemli. Riskli bir döneme girdik, baharda vaka artışları mümkün olabiliyor. Belki bundan sonra daha çok duymaya başlayacağız ama intihar kader veya yazgı değildir. Kökeninde ruhsal hastalıklar olsa da intiharları biz akademik ve etik bir sorun olarak görüyoruz. İntiharların önlenmesi için bir takım tedbirlerin alınması ve bunun için bilimsel verilerin ortaya konulması son derece önemli.

    “STRES YÜKÜ YÜKSEK BİR TOPLUMDA YAŞIYORUZ”

    -İntihar vakalarındaki risk faktörleri nelerdir?

    İntiharlarla ilgili risk faktörlerine baktığımızda Dersim’de de ortaya çıkan sonuç gençler arasında intihar girişimi oldukça fazla. Zaten bunu TÜİK de söylüyor. Her ne kadar intiharlarda il sıralaması vermese de nüfusa orantıladığımızda Dersim’de intiharlar sayısal olarak diğer illerden daha yüksek. Özellikle 15-24 yaş grubu arasında girişim düzeyinde vakalarımız fazla, fakat yaş ilerledikçe tamamlanmış dediğimiz ölümle sonuçlanan intiharların sayısı gittikçe artıyor. Tabi ki bunun birçok nedeni var kuşkusuz. Altta yatan neden ruhsal hastalıklar fakat bu ruhsal hastalıklar nasıl ortaya çıkıyor, buna bakmak lazım. Elbette intiharların büyük kısmında depresyon görüyoruz fakat depresyon kendiliğinden ortaya çıkan bir durum değil. Yapılan çalışmalarda ruhsal hastalıkların kökeninde travmanın herhangi bir türünün yer aldığını görüyoruz. Örneğin; tecavüze maruz kalmak, şiddete maruz kalmak, travmalı bir toplumda stres yükünün yüksek olması. Kentimize baktığımızda çokça risk faktörü var. Gerçekten birçok açıdan stres yükü yüksek bir toplumda yaşıyoruz. Gençlerde işsizlik, yoksulluk var ve bununla baş edemiyorlar. Özellikle kentsel alanda vakalar daha çok görülüyor. Bunun bir nedeni de genç nüfus yoğunluğundan kaynaklı. Üniversite öğrencilerinin 2018’de kentimize gelmesiyle birlikte intihar vaka sayılarında bir miktar artış oldu.

    Gençler sağlıklı ve dirençlidir algısı var ama maalesef gençlerin de bir takım sorunları var ekonomik sorunlarla baş etmek zorunda kalıyorlar. Maalesef depresyon ve ruhsal hastalıklarda toplumda bazı yanlış inanışlar, etiketleme var. Bu yüzden bireyler yardım alma davranışından kaçınıyor etiketlenmemek adına ya da ilaç tedavisine ilişkin yanlış algılar var. Örneğin ilaçları kullanma bağımlılık yapıyor. Tanı alırsan, işe yerleşemezsin deniliyor ve yardım alma durumunu geciktiren bir sorun. İçinde yaşadığımız bu postmodern dönemde maalesef her 15-20 gencimizden bir tanesi depresif. Bunun birçok nedeni var. Ekonomik sebepler, yoksulluk, işsizlik, umutsuzluk. Dersim’de çocuklarımıza aşırı yükleme var, çünkü bir takım etiketlemeler var. Örneğin Dersim eğitimde birinci, çocuklarımız bu birinciliği sürdürmek için sürekli bir baskı altında. Yaşam becerilerini yok etme pahasına akademik beceri bekliyoruz çocuklarımızdan. Peki bunu yaparken nelerden taviz veriyor çocuklar. Öz bakım becerisi gelişmemiş, kırılgan, duygusal çocuklar yetiştiriyoruz. Bu nedenle herhangi bir sorun ile karşılaştıklarında baş etme becerileri yeteri kadar gelişmediği için yalpalıyor. Dolayısıyla biz, eğitimin amacı mutlu birey yetiştirmek midir, yoksa akademik olarak başarılı bir birey yetiştirmek midir? Kararını vermemiz gerekiyor. Biz mutlu bir çocuk mu istiyoruz yoksa kuru bilgi taşıyıcısı bir çocuk mu istiyoruz.

    KANADA ÖRNEĞİ

    İntiharlarla ilgili diğer bir etken ise toplumsal travmalar. Elimde direkt bir veri yok ama Dersim için şunu söyleyebilirim: Kana’da yerli halklarında kolonizasyondan sonra Avrupalıların yerli halklara uyguladığı baskılar sonunda intihar oranları Kanada’nın diğer nüfusuna göre üç kat artıyor. Bunun nedeni ise yerli halkların inancını, kültürünü, dilini kaybetmesi, yaşadığı alanda toprak üzerindeki hakimiyetini kaybetmesi, gençlerin evlerinden zorla alınıp yetim okullarına gönderilmesi ve dolayısıyla kuşaklar arasında bir kopukluk yaşanması ve bunun madde kullanımını etkilemesi, bütün bunların sonunda Kanadalılar için kendi kaderlerini tayin etme haklarının ellerinden alınması, Kanada’da yerlilerde intihar oranlarını arttırmıştır. Kanada’da ki durumu Dersim için uyarladığımızda çok benzer sonuçlar görüyoruz. Çünkü Dersim’de sürekli bir travma döngüsü içerisinde yaşıyoruz ve biz biliyoruz ki toplumsal travmaların sonraki kuşaklara aktarılma özelliği var. Dolayısıyla biz travmadan gelen acılarımızı, duygularımızı, dertlerimizi sonraki kuşaklara aktarıyoruz. Dinlediğimiz acı dolu müziklerle oluyor, yaşadığımız coğrafyada sürekli maruz kaldığımız ayrımcılıkla oluyor, sözlü anlatılarla oluyor. Çalışmamda bir katılımcı, ‘suya atlamalar Dersim 38 Katliamı’ndan kalma bir yöntem’ demişti. Çünkü o dönemde insanlar daha kötüsüne maruz kalmamak için böyle bir yöntemi denemiş ve bu sözlü hafızada aktarılıyor kuşaklar arasında ve biz bununla birlikte acıyı da aktarıyoruz. O yüzden sonraki kuşaklarımız toplumsal travmanın etkilerini yaşamaya devam ediyor.

    “İNTİHAR BİR SONUÇ, SÜRECİ GÖRMEK LAZIM”

    Örneğin bir kafede oturup eşinizle rahat sohbet edemiyorsunuz, hemen yanınızda birileri beliriyor, bu bir organizma için strestir. Kentte her çıkış bölgesinde herhangi bir Avrupa ülkesinde olmayan bariyerler var, bu bir strestir toplum için. İntihar bir sonuçtur süreci görmek lazım. Neden kentimizde intihar vakaları yüksek bunun nedenlerini çok iyi analiz etmek lazım. Şuana kadar elde ettiğim verilere göre ne öncesinde ne de sonrasında aileler toplumsal, kurumsal ve profesyonel destek alamıyor. Burada bir sıkıntı var yas sürecindeki bir aileyi siz desteklemediğiniz sürece o ailede yeni bir intihar olabilir. Bunu önceden görmek ve ona göre hizmet sunmak gerekiyor. Kentimizin intihar açısından çok büyük bir riski var ve biz toplum olarak sağlıklı başa çıkma mekanizmalarını da yitirdik. Toplumun parçaları arasında o kadar büyük bir rekabet var ki yardım etme davranışını da engelliyor. Örneğin bir işe yerleşmede benden olsun, herhangi bir şeyde kendi grubunu görüyor. O yüzden dezavantajlı grupları gözden kaçırıyoruz. Dersim’in bir de bu parçalı yapısından ve buradaki rekabetten kaynaklı riskleri de söz konusu.

    “DAYANIKLI GENÇLER YETİŞTİRMELİYİZ”

    -İntihar vakalarına çözüm üretebilmek için neler yapılabilir?

    İntiharlarda çözüm odaklı yaklaşımlar çok önemli. Dersim’de intiharlar sosyal, siyasal, kültürel ve ekonomik faktörlerle bağlantılı bir şekilde ortaya çıkan bir sonuç. Dayanıklı gençler yetiştirmeliyiz, öz bakım becerileri güçlü, sorunlarını çözebilen, kuşaklar arası dayanışmaya önem veren, yaşlılarıyla iletişim kurabilen ve bu anlamda dili yeniden dolanıma sokmak gerekiyor. Çünkü biz kuşaklar arası bağı kaybettiğimiz noktada kültürü de kaybediyoruz ve gençlerimizi popüler kültüre kurban ediyoruz. Gençler sanal âlemde yaşıyorlar ve çok yoğun bir şekilde popüler kültürün etkisindeler. Dolayısıyla gerçek dünya sendromu diye bir şey oluşmuş artık yani yaşamaktan, dışarı çıkmaktan korkan, spor yapmayan, sanatsal bir aktivite içinde olmayan gençler söz konusu. Ekran bağımlılığı çok önemli bir sorun, bunu kırmamız gerekiyor. Bunun için de dayanıklı bir genç kuşak yetiştirmek açısından da Alevi inancının güçlü sosyal destek sistemleri var ve bunlara yeniden işlerlik kazandırmamız gerekiyor. Nesiller arası bağı dilden dolayı kaybettik. Yaşlılarımız evde ayrı depresif, çocuklarımız ise sanal dünyada yaşıyor. O yüzden bu bağı yeniden kurmamız gerekiyor. O yüzden toplum içerisinde dil kurslarını ve sanatsal aktiviteleri güçlendirmek gerekiyor. Yaşadığımız toprakla bağımızı kaybettik, dolayısıyla üretimsiz kaldık. Yeniden toprakla bağımızı güçlendirmemiz gerekiyor. Dersim’de aşırı yüklemelerden bir tanesi eğitim, o yüzden burada bir karar vermemiz gerekiyor. Akademik olarak bilgili çocuklar mı istiyoruz, yoksa yaşam becerileri yüksek, kritik düşünen, çevreye duyarlı çocuklar mı yetiştirmek istiyoruz? Bu noktada hem aileye, hem kurumlara hem de eğitim sistemine önemli sorumluluklar düşüyor.

    “SOSYAL MEDYADAN İNTİHARLA İLGİLİ BİLGİLER PAYLAŞILMAMALI”

    Dersim’de aşırı parçalı durum maalesef çok rekabetçi bir ortamı doğuruyor ve rekabetçi dilde iç barışı bozuyor. Biz rekabetçi dil yerine sevgi dilini siyasete yerleştirip kapsayıcı ve sorunları önceden görüp çözüm üreten bir siyaset anlayışı geliştirmemiz gerekiyor. Dersim’de kusurlara odaklanıyoruz. Biz de insanız nihayetinde, aşırı yükleme değerlerde toplum üzerinde bir şiddet nedenidir. O nedenle kusurları görmektense güçlü taraflarımıza odaklanıp oraya vurguyu arttırırsak, toplumda da umutsuzluğu bu kadar derinleştirmemiz oluruz. Çocukları ve gençleri koruyacak politikalar geliştirmemiz çok önemli. Çocukları bağımlılıktan uzak tutacak, örneğin kent için alkol kullanım bozukluğu intihar için en büyük risk faktörlerinden bir tanesi. Çocuklarımız 12-13 yaşında alkolle tanışıyor ve 20 yaşına geldiğinde bunu problemli bir şekilde kullanmaya başlıyor. Bu bir risk teşkil ediyor çünkü ruhsal alanı yıkıma uğratıyor. Bundan dolayı gençleri bağımlılıktan korumak ve bunun yerine alternatif üretebilmek sanat, spor, kültür, dil gibi bunun için de dayanışmayı büyütmek son derece önemli. İntihar vakaları sosyal medya hesaplarından çok fazla paylaşılıyor. İntiharın bulaşıcı olduğu 19. yüz yıldan beri biliniyor. Peş peşe vakalar geliyor, o yüzden sosyal medyada profesyonel meslek elemanları dışında insanların vakaları, olay yeri veya intihara ilişkin bilgi paylaşmaması son derece önemli.

    Cihan BERK/DERSİM