Etiket: psakd diyarbakır şube

  • Diyarbakır PSAKD: İstanbul Sözleşmesi’ni savunmaya devam edeceğiz!-VİDEO

    Diyarbakır PSAKD: İstanbul Sözleşmesi’ni savunmaya devam edeceğiz!-VİDEO

    PİRHA-PSAKD Diyarbakır Şubesi, İstanbul Sözleşmesi’nin feshine ilişkin basın açıklaması yaparak, “Siyasal iktidarı bir kez daha yanlıştan dönmeye, kadınların yaşam güvenceleri olan İstanbul Sözleşmesi’nden çekilme kararından vazgeçmeye çağırıyoruz” dedi.

    Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Diyarbakır Şubesi, İstanbul Sözleşmesi’nin feshedilmesine ilişkin basın açıklaması gerçekleştirdi.

    PSAKD Diyarbakır Şubesi tarafından gerçekleştirilen, İstanbul Sözleşmesi’nin feshine ilişkin basın açıklamasını Sergül Akcan Pilatin okudu. Pilatin, “TBMM’nin iradesi dışında hiçbir makam tek başına kararnameyle kanunu ortadan kaldıramaz. Bu madde uyarınca yürürlüğe giren uluslararası sözleşmeler kanun hükmündedir ve Anayasaya aykırılık iddiasıyla Anayasa Mahkemesi’ne gidilemez. Sözleşmenin feshinde tek yetki TBMM’dedir” dedi.

    “İSTANBUL SÖZLEŞMESİ CUMHURBAŞKANI KARARNAMESİ İLE FESHEDİLEMEZ”

    Kadınların, çocukların, LGBTİ+ bireylerin yaşam haklarının hiç kimsenin kişisel iradesine bırakılamayacağına vurgu yapan Pilatin, “Ülkemizde her gün en az bir kadın cinayeti yaşanmaktadır. Kadınlara dönük şiddet, taciz ve tecavüz vakaları çok büyük boyutlara ulaşmış durumdadır. Birçok kadın ev içi şiddete maruz kalmakta, yasaların yeterince uygulanmaması ve koruyucu destek mekanizmalarının yetersizliği nedeniyle de bu şiddetten kendilerini koruma imkanı bulamamaktadırlar. Yine birçok kadın yasaların uygulanmasındaki isteksizlikler ve eksiklikler yüzünden neredeyse her gün erkek cinayetlerine kurban gitmektedirler. Bunun dışında kadınlar toplumsal, kültürel, ekonomik ve siyasal yaşamın her alanında ayrımcı ve ötekileştirici politikalarla karşı karşıya gelmektedirler. Toplumsal cinsiyet eşitliğine dönük en ufak bir adımda dahi bu gerici odaklar ayağa kalkmaktadırlar. Bu söylemlerden cesaret alanlar kadınlara şiddet uygulamakta ve onları katletmektedir. Yargı kadına dönük şiddet karşısında yasaları tam olarak uygulamamakta ısrar ekmektedir. Yargı ayrıca kadın katillerine çeşitli uyduruk bahanelerle büyük ceza indirimleri uygulamaktadır. Defalarca tehdit edildiklerinden dolayı korunma talep eden birçok kadın yasalarda tanımlı tedbirlerin alınmaması nedeniyle göz göre göre katledilmişlerdir” dedi.

    “KADIN CİNAYETLERİ POLİTİKTİR”

    Evinde, iş yerinde ve okulunda tacize maruz kalan kadınların çoğu koruyucu ve destekleyici mekanizmaların yokluğu nedeniyle susmak zorunda kaldıklarını söyleyen Pilatin, susmayan kadınların ise suçlu ilan edilip saldırıya uğradığına ve kendileri haksız gösterildiğine dikkat çekti.

    Pilatin, sözlerini şöyle sürdürdü:

    “Bütün bunlar kadınlara dönük şiddeti, ayrımcılığı sürekli teşvik etmekte ve büyütmektedir. Siyasal iktidar ise kadın cinayetlerini münferit vakalarmış gibi göstermeye çalışmaktadır. Ama bunun doğru olmadığı, kadına dönük şiddetin ataerkil gerici anlayışın toplumsal ve siyasal alandaki hakimiyetinden kaynaklı olduğu açık bir gerçektir. Bu yüzden kadın cinayetleri politiktir. Ayrıca eğitim alanındaki gerici uygulamaların yanı sıra getirilen birtakım yasal düzenlemelerle çocuk yaşta yapılan evliliklerin önü açılmıştır. Çocuk istismarları çok büyük boyutlara ulaşmıştır. Çocuk istismarlarıyla sürekli gündeme gelen vakıf adını kullanan tarikatlar Milli Eğitim Bakanlığı tarafından güçlü bir şekilde desteklenmektedir. Durum bu iken siyasal iktidar kadınların yaşam güvencelerini sağlayacak yasal tedbirleri uygulayacağı yerde uluslararası hukukta kadınların en önemli yaşam güvenceleri olan İstanbul Sözleşmesi’ni kaldırmıştır.”

    “BÜTÜN KADINLARI MÜCADELEYİ BÜYÜTMEYE VE GÜÇLENDİRMEYE DAVET EDİYORUZ”

    İstanbul Sözleşmesi 2014’ten beri yürürlükte olan ve kadınlara dönük şiddetin kaynağının toplumsal cinsiyet eşitsizliği ile kadınlara dönük ayrımcı politikalar olduğunu belirten Sergül Akcan Pilatin, “Siyasal iktidarı bir kez daha yanlıştan dönmeye, kadınların yaşam güvenceleri olan İstanbul Sözleşmesi’nden çekilme kararından vazgeçmeye çağırıyoruz. Yapılması gereken kaldırmak bir yana sözleşmenin tam olarak ve hakkıyla uygulanmasıdır. Bu yapılmadığı takdirde kadınlar yaşam güvencelerini, yasal haklarını savunacaklar, eşitlik ve özgürlük mücadelelerinden asla vazgeçmeyeceklerdir. Bütün kadınları şiddete ve ayrımcılığa karşı eşitlik, özgürlük ve adalet için kadın mücadelesini alanlarda büyütmeye ve güçlendirmeye davet ediyoruz” ifadelerine yer verdi.

    PİRHA/DİYARBAKIR

  • Diyarbakır PSAKD’de Maraş Katliamı lanetlendi- VİDEO

    Diyarbakır PSAKD’de Maraş Katliamı lanetlendi- VİDEO

    PİRHA- Maraş Katliamı’nın 42. yılı dolayısıyla Pir Sultan Abdal Kültür Derneği PSAKD Diyarbakır Şubesi’nde Maraş Katliamı’nda yaşamını yitiren canlar anıldı. Anmada konuşan PSAKD Diyarbakır Şubesi Başkanı Aydın Atlı, “Maraş Katliamı’nın hesabı daha görülmedi” dedi. 

    Maraş Katliamı’nın 42. yılı dolayısıyla Pir Sultan Abdal Kültür Derneği PSAKD Diyarbakır Şubesi’nde Maraş Katliamı’nda yaşamını yitiren canlar anıldı.

    Cemevinde yapılan anmada PSAKD Diyarbakır Şubesi Başkanı Aydın Atlı, “Maraş’ta yüzlerce can katledileli, geriye kalanların yerinden, yurdundan, memleketinden, toprağından ayrılalı, analarımızı ciğer ateşiyle bırakalı 42 yıl oldu. 12 Eylül faşist darbesine zemin hazırlamak için yapılan ve utanmadan darbenin gerekçelerinden sayılan Maraş Katliamı üzerinden 42 yıl geçti ama halen aydınlatılmadı, hesabı görülmedi” dedi.

    Katliamın tam 168 saat sürdüğünü hatırlatan Atlı, “Katliamın anması bile her yıl yasaklanarak katliamcılar cesaretlendirilmeye devam edilmektedir, tıpkı diğer katliamlar gibi. 19 Aralık 1999’da hapishanelerde “Hayata Dönüş” operasyonuyla yapılan ve onlarca canın hayatına mal olan, ayrıca 28 aralık 2011’de Roboski’de onlarca canın bombalanarak katledilmesi gibi katliamlar. Bu katliamları unutmayacağız, unutturmayacağız” diye konuştu.

    Aydın Atlı konuşmasının ardından, PSAKD ve birçok Alevi örgütünün ortak hazırladığı açıklamayı okudu.

    “KATLİAM ALÇAKÇA YAPILDI”

    Açıklamada şunlar kaydedildi:

    “1978 yılında Maraş’ta yaşanan ve resmi rakamlara göre 120 denilen ne yazık ki daha fazla kişinin hayatım kaybettiği, yüzlerce kişininse yaralandığı Maraş Katliamı’nın üzerinden 42 yıl geçti. Yaşanan bu katliam, basit bir “Alevi-Sünni” düşmanlığı ile açıklanamayacak kadar alçakça yapıldı. Noktasına, virgülüne kadar hesaplanmış, planlı ve örgütlü bir saldırıydı ve 7 gün süren katliama hiçbir müdahalede bulunulmadı.

    Peki ne değişti o günden bu güne? Hakkım arayanlara ve adalet isteyenlere yönelik, yok etme ve öldürme arzusunun, insanlık dışı bir hırsla devam ettiği topraklarda yaşıyoruz. Maraş Katliamı’nın faillerinin cezalandırılmaması Çorum’u yaşattı. Ardından bu topraklar Sivas’ı, Gazi’yi, Roboski’yi, Suruç’u, Ankara’yı gördü. Bu saldırılar faili meçhul kaldığı sürece bir yenisi eklenmeye devam edecek. Mafyalar etrafa tehditler savururken, hakkım arayan madenciler yerlerde sürüklendiği sürece bu topraklara adalet gelmeyecek. “Oruç tutmak, namaz kılmakla hacı olunmaz, bir Alevi öldüren beş sefer hacca gitmiş gibi sevap kazanır” diyen Bağlarbaşı camii imamı Mustafa Yıldız zihniyeti, hala aramızda gezdikçe bu topraklara huzur gelmeyecek. Çocuklara oyuncak götüren gençleri katledenlere “öfkeli gençler” dendiği sürece, bu ülkeye umut gelmeyecek.

    “KATLİAMLA YÜZLEŞMEK ŞART”

    Laik, demokratik, özgür bir ülkede eşit haklarla, eşit koşullarda, barış içinde, birlikte, bir arada yaşama inadından vazgeçmeyen bizler; demokrasinin, insan haklarının, özgürlüklerin, hukukun üstünlüğünün yeşermesini istediğimiz bu coğrafyada katliamlarla yüzleşmenin şart olduğunu düşünüyoruz.

    Bizler Maraş’ta kocasına “Beni sen öldür, onların eline bırakma” diyen Ümmühan Doğan’ı, parçalandıktan sonra kazana atılıp yakılan 14 yaşındaki Ali Tıraş’ı, karnında 8 aylık bebeğiyle katledilen Esma Suna’yı, kendi düğün gününde öldürülen Mehmet Ali’yi, Sivas’a türküleri ve semahlarından başka bir şey götürmedikleri halde yakılarak katledilen otuz üç canımızı, Ankara’da barış istedikleri için katledilen canları da, katledenleri de, bu katliamlara seyirci kalanları da unutmadık.

    Akıtılan bunca kanın hesabı sorulana kadar, her alanda var olacağız. Bu ülkedeki farklı inanç ve kültürlere mesafe koymadan, ötekileştirmeden, bu kan gölüne çevrilmiş topraklara banş, eşitlik ve adalet gelene kadar mücadelemize devam edeceğiz.

    Maraş Katliamını unutmadık, unutturmayacağız!”

    PİRHA/ DİYARBAKIR

  • Mahkemeden tepki çeken karar: Diyarbakır Cemevinde keşif yapılacak

    Mahkemeden tepki çeken karar: Diyarbakır Cemevinde keşif yapılacak

    PİRHA- İstinaf Mahkemesi, Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Diyarbakır Cemevinin 2 yıldır DEDAŞ tarafından kesilen elektriğinin bağlanması ve elektrik giderlerinin kamu tarafından ödenmesi için açtığı davada kararını açıkladı. Mahkeme, cemevinin bütün olarak ibadethane olup olmadığı konusunda yeterli delil olmadığını savunarak, cemevi binasının ibadethane kapsamında kabul edilecek bölümlerinin tespiti için keşif yapılmasını istedi. 

    Diyarbakır Pir Sultan Abdal Kültür Derneği ve Cemevinin elektriği, ödenemeyen faturalar nedeniyle Ekim 2018’de kesilmişti. İbadethane olan cemevine, ticarethane aboneliği dayatması yapıldığı için normalden yüksek gelen faturaların tutarı 214 bin liraya ulaşmıştı.

    2015 yılında Yargıtay 3. Hukuk Dairesi, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin (AİHM) kararına dayanarak, “Cemevi ibadethanedir. Aydınlatma giderleri ödenmelidir” kararı vermişti.

    Bu karar üzerine cemevleri, cami, sinagog, havra gibi “ibadethane” statüsüne girdi. Buna göre, cemevlerinin aydınlatma giderleri Diyanet bütçesinden ödenecek; belediyeler cemevleri için arsa tahsisi yapabilecekti. Ancak Aleviler cemevi giderlerinin diyanet bütçesinden karşılanmasını istemiyor.

    Diyarbakır’da 2001 yılında hizmete açılan Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD), yargı kararlarında cemevlerinin ibadethane statüsünde sayıldığı, camilere tanınan ücretsiz elektrik tüketim hakkının Alevilerin ibadet yeri olan cemevine de tanınması gerektiğini belirterek, iptal edilen elektrik aboneliğinin geri verilmesi için DEDAŞ’a dava açmıştı.

    Diyarbakır 5. Asliye Hukuk Mahkemesi’ne açılan davada elektriği kesilen cemevinin elektrik sarfiyat bedelinden muaf tutulması gerektiği belirtildi. Yaşanan mağduriyetin giderilmesi ve ilerde oluşabilecek tarifi imkânsız zararların önlenmesi için dava sonuçlanıncaya kadar ihtiyati tedbir kararı verilerek cemevinin elektriğinin yeniden bağlanması da talep edildi. Davalı DEDAŞ ise davanın reddedilmesini istedi.

    Diyarbakır 5. Asliye Hukuk Mahkemesi, Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Diyarbakır Şubesi’nin cemevine elektrik bağlanması için yaptığı ihtiyati tedbir talebini reddetti. Kararın gerekçesinde, davacı tarafın imkansız zararların ne olduğunu belirtmediği kaydedildi.

    Enerji Piyasası Kanunu’nun Genel Aydınlatma başlıklı geçici 6. Maddesinin 3. Fıkrasında yapılan düzenleme ile ibadethane özelliği olan, ibadete açılmış ve ücretsiz girilen ibadethanelerin aydınlatma giderlerinin Diyanet İşleri Başkanlığı bütçesine konulacak ödenek ile karşılandığı hatırlatıldı.
    Gerekçede ayrıca, “Dava dilekçesindeki talebin ise cemevi binası, morg, cenaze yıkama yeri, taziye yeri, yönetim odası ve cem salonu olarak geçen bölümler olarak belirtildiği, her bölümün bir bütün veya ayrı ayrı olarak değerlendirilip değerlendirilmeyeceğinin davanın esasına girmek ve yargısal faaliyetin sonucunda tespit ile mümkün olacağı anlaşıldığından ihtiyati tedbir talebinin reddine dair karar vermek gerekmiştir” denildi.

    CEMEVİ AVUKATI DAVAYI İSTİNAF MAHKEMESİ’NE TAŞIMIŞTI

    Önceki dönem PSAKD Diyarbakır Şube Başkanı Avukat Cafer Koluman, davayı İstinaf Mahkemesi’ne götürdü. İstinaf dilekçesinde, dernek binasındaki bölümlerin tamamının ibadethane olan cemevi ile bütünleşmiş birer parça olduğu, cemevi binasındaki bu hizmet bölümlerinin bu inanca mensup tüm toplumun ibadetine açık olduğu vurgulandı.

    Derneğin istinaf talebini inceleyen Diyarbakır Bölge Adliye Mahkemesi 6. Hukuk Dairesi, yerel mahkemenin verdiği kararın hukuka uygun olduğuna karar verdi. İstinaf Mahkemesi, kararın gerekçesinde  “Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi ve Yargıtay kararlarında da belirtildiği üzere cemevlerinin ibadethane niteliğinde olduğunda kuşku ve duraksama bulunmamaktadır” dedi.

    Kanunda, topluma açık ibadethane niteliğindeki yerlerin aydınlatma giderlerinin Diyanet İşleri Bakanlığı bütçesine konulacak ödenekten karşılanmasının düzenlendiği de belirtildi.

    MAHKEME: İBADETHANE OLUP OLMADIĞI KONUSUNDA YETERLİ DELİL YOK!

    Kararda davaya konu olan cemevinin bütün olarak ibadethane olup olmadığı konusunda yeterli delil olmadığı savunularak şunlar kaydedildi:

    “Abonelik tesisi talep edilen derneğin her bölümünün değerlendirilerek ibadethane kapsamında kabul edilecek bölümlerinin ve bu bölümlere ait aydınlatma giderlerinin tespiti gerektiğinden ve bu hususun yapılacak yargılama faaliyeti ile tespit edilebileceği, abonelik tesisi talep edilen yerin bir bütün olarak ibadethane niteliğinde olup olmadığı hususunda bu aşamada dosyada yeterli delil bulunmadığı, bu nedenle de gecikme sebebiyle bir sakıncanın yahut ciddi bir zararın doğacağı hususunun dosya kapsamında bu aşamada ispatlanamadığı anlaşılmakla, ilk derece mahkemesince ihtiyati tedbir talebinin reddine dair verilen ara karar usul ve esas yönünden yasaya uygun olduğundan, davacının istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmesi gerektiği kanaatine varılmıştır.”

    CEMEVİ VE DEDAŞ 9 TEMMUZ’DA UZLAŞMIŞTI

    Bu arada, 214 bin Lira elektrik borcu olan Diyarbakır Cemevi, 9 Temmuz’da DEDAŞ ile uzlaşıp, 85 bin TL ödeyerek borcunu kapatmıştı.

    Diyarbakır Cemevi Başkanı Aydın Atlı, 10 Temmuz’da PİRHA’ya verdiği bilgide, “DEDAŞ daha önce 136 bin liraya indi. Daha sonra uzlaşma yoluyla 85 bin lirada anlaştık, elektrik açıldı. Şimdi abone işlemlerini başlatıyoruz” demişti.

    PİRHA/ DİYARBAKIR

  • HDP heyetinden 2 yıldır elektriksiz bırakılan Diyarbakır Cemevine ziyaret -VİDEO

    HDP heyetinden 2 yıldır elektriksiz bırakılan Diyarbakır Cemevine ziyaret -VİDEO

    PİRHA- HDP Halklar ve İnançlar Komisyonu’ndan oluşan heyet dün PSAKD Diyarbakır Şubesi’ni ve Cemevini ziyaret etti. Diyarbakır Cemevinin 2 yıldır elektriğinin kesik olmasının gündeme geldiği görüşmede, bu sorunun bir an önce çözülmesi için gerekenin yapılacağı vurgulandı. 

    HDP Halklar ve İnançlar Komisyonu’ndan HDP Adana Milletvekili Tülay Hatimoğulları Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu (AABK) Onursal Başkanı Turgut Öker, HDP İl Eş Başkanı Zeyyat Ceylan ve beraberindeki heyet, PSAKD Diyarbakır Şubesi’ni ziyaret etti.

    Heyet, PSAKD Diyarbakır Şube Başkanı Aydın Atlı ve yönetim kurulu üyeleriyle, eski başkan Cafer Koluman tarafından karşılandı.

    Görüşmede bir konuşma yapan HDP Adana Milletvekili Tülay Hatimoğulları, “Biz sizlerin burada yaşamış olduğu sorunları karşılıklı konuşmak istişare etmek istedik. Bir kez daha elektrik sorununu meclise taşımak gerekliliğini hissediyoruz. Fakat burada yaşanan bu sorunun Türkiye’nin içinden geçtiği siyasal koşullardan farkı yok” dedi.

    “İKTİDAR FARKLILIKLARA YAŞAM HAKKI TANIMIYOR”

    Hatimoğulları konuşmasını şöyle sürdürdü:

    “Sizden önce demokratik İslam kongresini ziyaret ettik. Bizim bu ülkede bu coğrafyada yaşadığımız sorunlarımızın bütün farklı dinler ve inançların ortak problemler olduğunu ve çözümün ortak olduğuna dair oldukça güzel bir tartışma yürüttük. En nihayetinde mevcut olan iktidar farklılıklara yaşam hakkı tanımayan bir iktidar. Bunun bir devlet politikası, bir devlet geleneği olduğunu da biliyoruz ama bazı dönemler vardır ki baskıların renginin daha koyu olduğu dönemler… Biz sanırım öyle bir dönemden geçiyoruz.

    “EŞİT VATANDAŞLIK ANAYASAL GÜVENCE ALTINA ALINMALI”

    Burada Alevi toplumuna dönük tarih boyunca baskılar ve katliamlar yaşandığını biliyoruz. 2 Temmuz’da Turgut (Öker) başkanımızın da olduğu bir HDP heyeti ile Sivas’taydık, 3 Temmuz’da Çorum’daydık. Oradaki anmalara katıldık. Bir kez daha gördük ki yaraların iyileşmesinin bir yolu var; gerçeklerle yüzleşmek, bir yolu var; özür dilenmesi bir yolu var; gerçekten eşit vatandaşlığın anayasal güvence altına alınması gerekiyor. Aksi takdirde ne söylenirse söylensin bunun bir manası yoktur. Bugün özellikle AKP zamanında Diyanet Başkanlığı’na doğrudan artık devleti açık bir biçimde yönetmeye aday ve kültürel iktidarlarını kurma konusunda özel bir misyon biçilmiş ki zaten bu misyonu bir kat daha arttırdılar. Bugün mesela Diyanet’e akan paranın haddi hesabı yok. Birkaç bakanlığın bütçesine tekabül edecek kadar bir bütçe ayrılıyor.”

    “BU ÜLKENİN DEMOKRATİKLEŞMESİ DIŞINDA SEÇENEĞİMİZ YOKTUR”

    Hatimoğulları, “Alevi kurumlarına, Türkiye’de bulunan kiliselere farklı inanç merkezlerinin kurumlarına hiçbir manada bir destek yok ve elektrik kesintisi yapılabiliyor. Mesela su faturalarının karşılanmaması gibi… Tek tarafa güçlü bir yatırım var” diyerek eşitsizliğe de vurgu yaptı.

    “Şu bilinen bir gerçektir: Bunlar Türkiye’de yaşayan 83 milyon vatandaşın vergileri ile oluşan bütçeler. Ortak malın bir kesime harcama. Bu zalimliğin ta kendisidir gerçekten. Bu süreçte özellikle AKP’nin son zamanlarda yaptığını şuna benzetiyorum: Amerika’da George Floyd’un boğazını sıkan polis ne yaptıysa Türkiye’de bu iktidar şu an 83 milyon insana aynısını yapıyor ve nefessiz bırakıyor. Bizler bu süreçte HDP olarak bir demokratik mücadele programıyla çıktık. Bu kampanya çerçevesinde 1. Etap yürüyüşümüze başlamadan önce Türkiye genelinde bütün inanç kurumlarını demokratik kitle örgütlerini emek örgütlerini ziyaret ettik. Bizim kurtuluşumuz ortaktır. Bu ülkenin demokratikleşmesi dışında bir seçeneğimiz yoktur. Bu nedenle de bütün farklılıklarımıza rağmen ortak paydada buluşabileceğimiz zemin ve ortak yaşamı inşa etmek üzerine genel ilkeler çerçevesinde buluşmak dışında ortak mücadele etmek dışında başka bir seçeneğimiz yoktur. Yaşadığımız sorunlar ortaktır ve bu ortak zemini güçlendirmek için hep beraber çaba harcamayı umut ediyoruz.”

    KOLUMAN: CEMEVİMİZ İKİ YILDIR ELEKTRİKSİZ

    PSAKD Diyarbakır şubesi eski yöneticilerinden Cafer Koluman da, “Cemevimiz şu an elektriksiz. İki seneye gireceğiz. Yapmış olduğumuz tüm girişimler sonuçsuz kaldı” dedi.

    Koluman şunları kaydetti:

    “Benim şube başkanlığım döneminde DEDAŞ’a başvuru yaptık. DEDAŞ 2 ay sonra gecikmeli bir şekilde cevap verdi. Vermiş olduğu cevap da çok manidar. Madem siz kendinizi ibadet yeri olarak görüyorsanız o zaman bize değil de bağlı bulunduğunuz ilçe müftülüğüne başvurunuz. Biz böyle bir girişimde bulunmadık. Siz bir taraftan Diyanet İşleri Başkanlığı’nın varlığını yok sayacaksınız diğer taraftan müftülük ile muhatap olacaksınız, bu asimilasyon politikasının bir parçasıdır. Dolayısıyla biz başvuru yapmadık. Valiliğe başvurduk genel bütçeden ödenmesi üzerine.” Biz Diyanet İşleri Başkanlığı’nın bütçesinden ödenmesine de karşıyız. Böyle bir talebimiz olması halinde diğer taraftan Diyanet İşleri Başkanlığı’nı meşru hale getirmiş oluruz. Dolayısıyla genel bütçeden ödenmesi için valiliğe başvuru yaptık. Ha bugün ha yarın diye bizi oyaladı açıkçası. O sırada kayyım öncesi Selçuk (Mızraklı) başkanla da bir görüşmemiz vardı. “Valilik çözemezse biz büyükşehir üzerinden çözeceğiz, dedi. Tam görüşme aşamasındayken kayyım atandı ondan sonra tüm ilişkiler koptu.”

    ÖKER: CEMEVİNİN ELEKTRİKSİZLİĞİNİ BİR AN ÖNCE ÇÖZELİM

    Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu (AABK) Onursal Başkanı Turgut Öker ise Diyarbakır Cemevi’nin açılışında kurdeleyi kesenlerden biri olduğunu belirterek, “Çok da anlamlı bulduğumuz bir şeydi. İstanbul’da sizin 50 tane cemevinizin olmasının karşısında Diyarbakır’da Alevi potansiyelinin çok az olduğu bir yerde cemevi olmasının başka bir mesajı vardır. Ben bir karşı direnişinizin olduğunu biliyordum, bu konunun yargıda devam ettiğini biliyordum ama gerçekten buranın hiç elektriğinin olmadığını bilmiyordum. Bir an önce sonuçlandıralım.” dedi.

    Öker şöyle devam etti:

    “Siz parti olarak Alevi sorununa nasıl yaklaşıyorsunuz diye sorulduğunda, diyoruz ki bu partinin Alevi sorununa nasıl yaklaştığının simgesi Diyarbakır’daki cemevidir. Normal Alevi patlamasının olmadığı halde bu hareket, çoğulculuğa, farklı inançlara saygısını, hürmetini bir cemevi inşaatına öncülük yaparak göstermiştir. Cemevimizi açtıktan sonra Alevi dünyasında bu cemevinin açılışına dair, cemevini açan iradeye karşı saygının nasıl attığını biliyorum.”

    “CEMEVİNİN ELEKTRİĞİNİN KESİK OLMASI SADECE ALEVİLERİN SORUNU DEĞİLDİR”

    HDP İl Eş Başkanı Zeyyat Ceylan da şunları ifade etti:

    “Burası sadece aktif bir kurum değil bütün Amedlilerindir. Amedlilerin sahip çıkmak gibi bir sorumluluğu vardır. Seydaların da burayı ziyaret etmesi, buranın sorunlarını dillendirmesi gerekir. Sorunu sadece buranın yönetimimi dillendirecek? Cemevi’nin elektriğin kesik olması, sadece buradaki Alevi arkadaşlarımızın mı sorunudur? Tüm Amedlilerin sorunudur. Tüm dinamiklerin ve bir o kadar da HDP’nin sorunudur.”

    ATLI: ELEKTRİK OLMADIĞI İÇİN İBADETİMİZİ YAPAMIYORUZ, CENAZEMİZİ KALDIRAMIYORUZ

    HDP heyetinin ziyaretinden memnun olduklarını belirten PSAKD Diyarbakır Şubesi Başkanı Aydın Atlı ise, “Milletvekilimiz Tülay Hatimoğulları ve Turgut Öker başkanımızın bizi ziyaret etmeleri sevindiricidir. Gerçekten güzel bir ortam oluştu sohbet açısından. Cemevimizin sorunlarının dile getirilmesi açısından, yeni fikirlerin ortaya çıkarılması açısından. Çünkü uzun zamandır cemevimizin elektriği kesik durumdaydı ve bunun çözüme ulaşmasına yakın bir dönemdeyiz. Bu sorunun bir an önce halledilmesi istiyorduk. Bunun tabii mecliste de dile getirilmesi ya da Alevi toplumuna mal edilmesi düşüncesi paylaşıldı. Bu sorun sadece Diyarbakır’da yaşayan Alevilerin sorunu değil, aslında tüm Türkiye’de yaşayanların sorunudur. Alevilere farklı bir sıkıntı yaratma ortamı. 20 aydır biz burada ibadetimizi yapamıyoruz, cenazelerimiz kaldıramıyoruz. Bizim için gerçekten büyük bir sıkıntı. Bu konuda gerçekten büyük bir destek sunacaklarını bunu Türkiye çapında yaygınlaştıracaklarını, Meclis’te dile getireceklerini söylediler. Bu bizim için sevindirici. Toplumumuz açısından bunu bir an önce çözmeyi düşünüyoruz” diye konuştu.

    PİRHA/ DİYARBAKIR