PİRHA- Sivas Madımak Katliamı’nın 33. yılında Diyarbakır’da düzenlenen anmada,, katliamın faillerinin yargılanması ve Madımak Oteli’nin “Utanç Müzesi”ne dönüştürülmesi çağrısı yinelendi. Anmada konuşan Çiğdem Kılıçgün Uçar, barış ve demokratikleşme mücadelesinin büyütülmesi gerektiğini vurguladı.
Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) ve Cemevi Diyarbakır Şubesi, Sivas Madımak Katliamı’nda yaşamını yitirenleri andı. Şube binasında düzenlenen anmaya DBP Eş Genel Başkanları Çiğdem Kılıçgün Uçar ve Keskin Bayındır, İmralı Sekreteryası üyesi Çetin Arkaş ile demokratik kitle örgütlerinin temsilcileri de katıldı.
Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Diyarbakır Şubesi Eşit Başkanı Ayfer Artan, Sivas katliamının üzerinden 33 yıl geçtiğini hatırlatarak, acının hala ilk günkü gibi sürdüğünü söyledi.
Artan, Madımak Oteli’nin hiçbir koşul öne sürülmeden “Utanç Müzesi”ne dönüştürülmesini, katliamın arkasındaki yapıların ortaya çıkarılarak yargılanmasını istedi. Madımak Katliamı’nın insanlığa karşı işlenmiş bir suç olduğunu vurgulayan Artan, “İnsanlığa karşı işlenmiş suçlarda zaman aşımı olmaz. Sivas davası bir insanlık davasıdır. Biz bitti demeden bu dava bitmeyecek” dedi.
“MADIMAK DEVLETİN GÖZÜ ÖNÜNDE YAŞANDI”
Daha sonra konuşan DBP Eş Genel Başkanı Çiğdem Kılıçgün Uçar, Sivas Madımak Katliamı’nın tüm toplumun gözleri önünde gerçekleştiğini belirterek, katliamın ve sonrasında verilen zamanaşımı kararının devletin sorumluluğundan bağımsız değerlendirilemeyeceğini ifade etti.
Alevilerin yıllardır ayrımcılık ve baskıyla karşı karşıya bırakıldığını söyleyen Uçar, Pir Sultan Abdal’ın “Dönen dönsün ben dönmezem yolumdan” sözünü hatırlatarak, bu yolun hak ve hakikat yolu olduğunu dile getirdi. Uçar, “72 millete aynı nazardan bakmak bu toprakların en büyük değerlerinden biridir. Ancak devlet bunu görmek yerine bu inancı hedef almaya devam etti” diye konuştu.
“BARIŞ VE DEMOKRATİK TOPLUM ÇAĞRISINA SAHİP ÇIKALIM”
Konuşmasında Barış ve Demokratik Toplum Süreci’ne de değinen Uçar, bu sürecin tüm toplumu kapsadığını belirterek, herkesin sürece sahip çıkması gerektiğini söyledi.
Uçar, “Biz 72 millete aynı nazarla bakacağız. Barış ve Demokratik Toplum Çağrısı etrafında kenetlenip bu ülkeyi bizi yakmaktan ve yok saymaktan vazgeçmeyenlere bırakmayacağız. Madımak’ta yaşamını yitiren 33 canı saygıyla anıyorum” ifadelerini kullandı.
PİRHA- Pir Sultan Abdal Kültür Derneği ve Cemevi’nde Muhabbet Cemi yürütüldü. Cemde Sivas Madımak Katliamı’na dikkat çekildi.
Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Diyarbakır Şubesi/Cemevi’nde Muharrem Ayı sebebiyle Muharrem Cemi yürütüldü.
“33 YILDIR ADALET ARAYIŞIMIZ DEVAM EDİYOR”
Dede Karkin Ocağı’ndan Pir Musa Karkin’in yürüttüğü cemin başlangıcında konuşan Pir Sultan Abdal Kültür Derneği ve Cemevi Başkanı Ayfer Kendir, “Burası Hak meydanı. Bu meydana tüm canlar edeple gelmeli ve erkana göre hareket etmesi yolun bir gereğidir. Aziz canlar, Cem sadece bir ibadet değildir; aynı zamanda toplumsal birliğin, rızalığın ve hakikatin meclisidir. Bu temelde ibadetimiz seyir için değil, Hak için olsun. Bildiğiniz gibi 2 Temmuz 1993, tarihimizin en ağır, ışıksız ve en büyük karanlığı, utancıdır; aynı zamanda ülkenin hâlâ sönmeyen ve iyileşmeyen bir yüz karasıdır. Sivas’ta, Madımak’ta 33 canımız yakılarak katledildi. Hepimiz biliyoruz ki bu, önceden planlı ve programlı bir şekilde yapıldı. 33 yıldır adalet arayışımız devam ediyor. Gerçekleşmeyen bu adalet arayışında hiçbir zaman geri adım atmadık ve geri adım atmayacağız da. Sivas’ı unutmadık ve unutturmayacağız” dedi.
Halkın yoğun katılım sağladığı cemde deyişler, nefesler eşliğinde semahlar dönüldü ve 12 hizmet yerine getirildi. Ardından aşureler pay edildi.
PİRHA- Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Diyarbakır Şubesi/Cemevi’nin organize ettiği, “Pir Sultan” adlı tiyatro oyunu sergilendi. Pir Sultan’ın yaşamını, direnişini ve halk ozanlığını anlatan iki perdelik tiyatro oyunu, Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi Ali Emiri Tiyatro Salonu’nda sahnelendi.
Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Diyarbakır Şubesi/Cemevi’nin organize ettiği ‘Pir Sultan Abdal’ tiyatro oyunu Diyarbakır’da sanatseverlerle buluştu.
Erol Toy’un kaleminden çıkan eser, yönetmen Bülent Uz öncülüğünde Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi Ali Emiri Tiyatro Salonu’nda sahnelendi. Dost Oyuncular tiyatro ekibinin sahnelediği oyun, izleyicilerden büyük beğeni aldı ve etkinlikte salonu dolduran yurttaşlar, oyunu ilgi ve beğeniyle takip etti. Kültür ve sanatın birleştirici gücünün bir kez daha hissedildiği gecede, katılımcılar hem düşündüren hem de duygulandıran bir performansa tanıklık etti.
PİRHA- Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Diyarbakır Şubesi/Cemevi’nde Hızır Cemi yürütüldü, lokmalar pay edildi.
Alevi toplumu, Hızır Ayı vesilesiyle oruç tutup, cem yürütmeye devam ediyor. Diyarbakır’da yaşayan Aleviler, Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Diyarbakır Şubesi/Cemevi’nde Hızır Cemi’ne katıldı.
Cem öncesinde Maraş’ta erkek şiddetiyle katledilen semahçı Alev Koç için dara duruldu. Ardından yapılan konuşmada, Alev Koç’un, Maraş gibi Aleviliğin topraktan süzüldüğü ama aynı zamanda Alevi katliamı ile de anılan bir şehirde yoluna ve ikrarına bağlı biri olduğu dile getirilerek, “Semahımızın turnasıydı. Bu saldırı tesadüf değildir. Kadınlara yönelen şiddet yalnızca bireysel bir suç değil, toplumsal cinsiyet eşitsizliğinin ve cezasızlıkla beslenen bir düzenin sonucudur. Artık yeter. Kadınlar her gün öldürülüyor ve her gün toprağa bir can daha veriyoruz. Kadınların kanı üzerinden süren bu karanlığı kabul etmiyoruz” denildi.
PSAKD Diyarbakır Şubesi/Cemevi Eşit Başkanı Ayfer Artan da, yaptığı konuşmada, “Canlar bu akşam Hızır niyetiyle Hakk meydanında bir aradayız. Cem meydanı sıradan bir meydan değildir. Bu cem’e giren can edebiyle girer, erkanıyla durur. Hızır’ın huzurunda gönül kırmadan, dikkat dağıtmadan erkanımıza, cemimize sahip çıkalım. Edep haddini bilmek, erkan da Yol’un kuralına uymaktır. Biz buraya izlemeye değil, Hakk’a yürümeye geldik” dedi.
Hızır Cemi’ni yürüten Dede Garkın Ocağı’ndan Musa Karkın, Hızır’ın Alevi toplumu için önemine ve Hızır’ın anlamına dair konuştu. “İnsanların arasındaki adaleti sağlar, o çizgiyi oluşturur isen diyor, Hızır’ı bulabilirsin” diyen Musa Karkın, insanlığın benlik davasından uzaklaşması gerektiğini belirtti.
Cemde Zakir Halil İbrahim Erkul‘un söylediği nefes ve deyişlerle semah dönüldü, lokmaların paylaştırıldı.
PİRHA- PSAKD Diyarbakır Şubesi ve Cemevi, Yası Kerbela Orucu nedeniyle aşure lokması paylaştı. Burada konuşan Şube Eşit Başkanı Ayfer Artan, Kerbela’nın direnişin adı olduğuna dikkat çekerek, “Bu ülkenin barış sofrasında kendi inancımız, dilimiz rengimizle olacağız. Kerbela’da aldığımız direnişle yol önderlerimizin izinde barışın, adaletin, eşitliiğin yolunda yürüyeceğiz” dedi.
Yası Kerbela Orucu tutan Alevi toplumu aşure kazanlarını kurmaya devam ediyor. Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Diyarbakır Şubesi ve Cemevi binaları önünde aşure lokması paylaştı.
Lokma paylaşımına Demokratik Bölgeler Partisi (DBP) Diyarbakır İl Eşbaşkanları, Diyarbakır Büyükşehir, Bağlar, Sur, Kayapınar, Bismil belediye eş başkanları ve çok sayıda yurttaş katıldı.
Açılış konuşması yapan PSAKD Diyarbakır Şubesi Eşit Başkanı Sırdaş Adıgüzel, adalet arayışı etrafında bir araya geldiklerini söyledi. Aşure’nin sadece bir yemek olmadığını mazlumun haykırışı olduğunu söyleyen Adıgüzel, “Kerbala yaşandı ama acısı bitmedi. İnançlarımız ibadet yerlerimiz tanınmıyor. Cemevlerimiz kültürel yerler denilen eşit yurttaşlıktan ayrı bırakılıyor. Kerbala bugün halen Soma’da Ankara’da, sokakta joplanan gençte umut buluyor. Biz Pir Sultan yolundayız. Aşure sadece lokma değil aynı zamanda vicdan çağrısıdır. Bu lokmanın bereketi bütün canlara adalet ve hak eşitliği getirsin” diyerek konuşmasını sonlandırdı.
Aşure lokmasının gulbengini Dede Kargın Ocağı dedelerinden Musa Kılıç okudu. Kılıç, “Mazlumla zalim arasındaki farkı hepimiz gönül gözümüzle görmekteyiz. Şah İmam Hüseyin’in davası mazlumun yanında olmaktır. Zalime karşı hiçbir zaman boyun eğmemek direnmektir. Gönlümüz bu yoldadır” dedi.
AYFER ARTAN: ZULME RIZA ZULÜMDÜR
Ardından zakirler sahne alarak deyişler seslendirdi. Sonrasında söz alan Eşit Başkan Ayfer Artan, bugün yalnızca bir lokmayı değil Hüseyin’in suszluğunu, Zeynep’in çığlığını mazlumların acısını paylaştıklarını söyledi.
Ayfer Artan, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Kerbelayı yalnızca hatırlamakla kalmaz onun bize yüklediği sorumluluğu da taşırız. Zulme rıza zulümdür. Kızılbaş Aleviliği’nde aşure yemek değil niyazdır” diye konuştu. Aşure’nin Yassı Matem’in sonu, umudun başlagıcı olduğunu söyleyen Ayfer Artan,” Bu lokma zalime hayır mazluma evet diyenlerindir. Bugün bu lokmanın manasını unutanlar çoğaldı. Aşure kazanıyla halkın gözünü boyuyanlar var. İnancı, niyazi kendi reklamı için kullananlar var. Bu ülkenin barış sofrasında kendi inancımız, dilimiz rengimizle olacağız. Kerbela’da aldığımız direnişle yol önderlerimizin izinde barışın, adaletin, eşitliiğin yolunda yürüyeceğiz.”
HATUN: BARIŞ KAZANLARINI KAYNATALIM
Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi Eş Başkanı Doğan Hatun ise şunları söyledi:
“Aşure kazanını kaynatıp barış çağrısı yapanların emeğine sağlık. Bin 300 yıl önce Kerbela’da nasıl mazlumun sesi Hseyin olduysa bugünde Ortadoğu’da mazlumların sesi var. Ortadoğu’nun her yeri kerbeladır. İçinde savaş olmayan yer yok. Birçok yezid var ama Hüseyin, Ali gibilerde çok var. Bugün gönlümüzde büyük umutlar yaşattılar. Bizler onların umutlarını büyütelim barış kazanlarını kaynatalım. Barış herkesin Kürtlerin, Türklerin,Arapların, Çerkeslerin, Sunnilerin payıdır. Herkesin hakkı eşittir. Aşurenin tadı herkese aynıdır.
Bu kutsal günler herkes için kutludur. Yeni bir yaşam inşa ediliyor. Herkes bu yeniyaşamda kendini rengiyle, inancıyla görmelid.r Kendi topraklarında kendi suyuyla doymalı. Kerbela’nın da Madımak, Mereş’in de Roboskî’nin de yüzleşmesini yaparak yaralarımızı sarmalıyız. Dicle ve Fırat akıyor, kan akıtmaya gerek yok. Toprağımız hahyet zengindir herkesi doyurur. Binlerce kazan aşure yapıp herkesi doyurabiliriz. Umut ediyoruz ki dünkü kutsal gün herkesin barışına vesile olur. Bir daha Kerbela, Sivas, Madımak yaşanmasın.”
Ardından zakirler deyişler seslendirdi ve semah dönüldü. Etklinlik aşure lokmasının paylaştırılmasının ardından son buldu.
PİRHA- DEM Parti Engelliler Komisyonu Eş Sözcüsü Hatice Betül Çelebi, PSAKD Diyarbakır Şubesi’ne yaptığı ziyarette engellilerin sistemsel sorunlardan dolayı yaşadıkları sıkıntıları Alevilerin ötekileştirmesine benzeterek, “Nasıl Aleviler için eşitsizlik üreten bir sistem içerisinde yaşıyorsak, engelliler için de eşitsizlik üreten bir sistem içerisindeyiz” dedi.
Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Engelliler Komisyonu Eş Sözcüsü Hatice Betül Çelebi ile beraberindeki heyet Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Diyarbakır Şubesi’ni ziyaret etti. DEM Parti heyeti PSAKD Diyarbakır Şubesi/Cemevi Eşit Başkanı Ayfer Artan ile derneğin yönetici ve üyeleri tarafından karşılandı.
DEM Parti Engelliler Komisyonu Eş Sözcüsü Hatice Betül Çelebi, 28 Haziran Cumartesi günü saat 10:30 ile 17:30 saatleri arası Çand Amed Kongre Merkezinde “Engelliler İçin Barış ve Demokratik Toplum Arayışı” konferansı düzenleyeceklerini aktardı.
“HAKİM BİR ENGELLİLİK İDEOLOJİSİ VAR”
Çelebi, sisteme karşı çok ciddi bir mücadele verdiklerini söyleyerek, “Engelli denildiği zaman sadece rampa, engelli tuvalet lavabosu (cinsiyetsiz zaten, kadını da yok oranın) akla geliyor. Cinsiyetsizleştirilmiş bir mesele olarak, çok toptancı ve üstenci bir yaklaşım var. Biz buna hakim engellilik ideolojisi diyoruz. Çünkü hakim bir inanç ideolojisi var. Sünni bir ideoloji var. Türk kimliği üzerine yürütülen bir resmi ideoloji var. Ve bir beden ideolojisi var. Bu yıllardır gerçekten çok eksik bırakılmış bir konu” dedi.
Konuşmasının devamında Betül Çelebi, “Devlet Aleviye nasıl yaklaşıyorsa engelliye de öyle yaklaşıyor” diyerek şunları dile getirdi:
“Nasıl Aleviler için eşitsizlik üreten bir sistem içerisinde yaşıyorsak, engeliler için de eşitsizlik üreten bir sistem içerisindeyiz. Sistemin mekaniği bu, ayrıştırma üzerine.”
PSAKD Diyarbakır Şubesi/Cemevi Eşit Başkanı Ayfer Artan da PSAKD olarak toplumun tüm hassasiyetlerine karşı hep duyarlı olmayı kendilerine ilke edindiklerini belirtikleri için sürekli sistem ve iktidarın hedefinde olduklarını söyledi. Eşit Başkan Ayfer Artan, “Bizler PSAKD olarak her türlü duyarlılığı göstermeye hazırız. Bu yüzdendir ki sistem ve iktidar bizim hem kurum, hem de inanç kimliğimizden duyduğu rahatsızlığı her defasında hissettiriyor. Fakat biz toplumsal bir inancın mensupları olarak halkçı inancımızı, kültürümüzü ve yaşam felsefemizi hep korumaya çalışarak sistem, devlet ve iktidar odaklı inanç ve ideolojilerden hep uzak durduk. Amacımız tüm insanların özgür, eşit ve tüm haklarıyla var olmasıdır. Bunun için başta Kürt halkı, Aleviler, kadınlar, çocuklar ve toplumda sistemce ötekileştirilmiş herkesin kendi haklarıyla varlıklarını sürdürebilmeleri en nihai amacımızdır” diye konuştu.
PİRHA- Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı tarafından Diyarbakır’da organize edilen ‘Türkmenhacı Anma Etkinliği’ programına tepki gösteren Dede Kargın Ocağı Dedelerinden Musa Kargın, “Yolumuzu asimile edecek tür etkinlikler bizim inancımızın dışında olduğundan dolayı ben bir Alevi dedesi olarak onaylamıyorum ve tasdik etmiyorum” dedi.
Kültür ve Turizm Bakanlığı ile Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı 9-10 Mayıs tarihlerinde Dicle Üniversitesi ile Diyarbakır Altınakar köyünde ‘Türkmenhacı Anma Etkinliği’ düzenliyor. Alevi örgütlerinin ve Alevi kamuoyunun reddettiği Alevi Bektaşi Cemevi Başkanlığı’nın organize ettiği bu etkinliğe ayrıca Alevi Vakıflar Federasyonu (AVF) ve Tahtacı Dernekleri Federasyonu’da katılıyor.
Dede Kargın Ocağı Dedelerinden olan ve Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Diyarbakır Şubesi’nde hizmet yürüten Musa Kargın, anma etkinliğini düzenleyen Alevi Bektaşi Cemevi Başkanlığı’na tepki gösterdi.
“YOLUMUZU ASİMİLE EDİYOR, ONAYLAMIYORUM”
Musa Kargın Dede, anma etkinliğinin asimilasyonu hedeflediğine vurgu yaparak, “Bir Alevi dedesi olarak, elbette ki bizim yaşadığımız coğrafyalarda kendi çıkarları için bir Alevi köyünde yolumuzu asimile edecek davranışlar ve yahut da bu tür etkinlikler bizim inancımızın dışında olduğundan dolayı ben bir Alevi dedesi olarak onaylamıyorum ve tasdik etmiyorum” diye konuştu.
“DIŞARIDAN GELEN BİZİM İNANCIMIZA UYMUYOR”
Dışarıdan zorla Alevilik inancı içerisine sokulmak istenenin kabul görmeyeceğini ifade eden Musa Kargın Dede, “Çünkü bizim kültürümüz, bizim inancımız kendi içimizde mevcuttur. Dışarıdan gelen hiçbir şey bizim kültürümüze, inancımıza uymadığından dolayı ben tasvip etmiyorum, taraftar değilim yani. Ondan dolayı, “Gönül kalsın, yol kalmasın” diye bir tabir vardır. Bizim yolumuz elbette ki ulu bir yoldur. Bizim yolumuza karşı yapılan yanlışlıkların ben her zaman için önündeyim. Bir Alevi dedesi olarak da yolumuzun gerçekleri neyse ona uymak zorundayız. Kim olursa olsun, dede de olsa buna tabi olacaktır. Kendi çıkar ve kendi doğrultularından herhangi bir şeyi uygulamaya hakkı yoktur. Allah eyvallah can varlıktır” dedi.
PİRHA – PSAKD Diyarbakır Şubesi, Gazi ve Ümraniye katliamlarında yaşamını yitirenleri andı. Şube Eşit Başkanı Ayfer Artan, Alevilere yönelik katliamların halen sürdüğünü belirterek “Bugün Suriye’yi konuşmamızın temel sebebi, aslında kendimizi ne kadar güvencesiz olduğumuz ile ilgilidir” dedi.
Alevilere yönelik Gazi ve Ümraniye Mahallelerinde 12 Mart 1995’te yapılan katliamın üzerinden 30 yıl geçti. 22 yurttaşın öldürüldüğü katliamın yıldönümünde, yurdun birçok yerinde yaşamını yitirenler için anma etkinlikleri düzenlenmekte.
Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Diyarbakır Şubesi’nde de Gazi ve Ümraniye katliamlarında yaşamını yitirenler anıldı.
“ETNİK TEMİZLİK PLANI!”
PSAKD Diyarbakır Şubesi/Cemevi Eşit Başkanı Ayfer Artan, anma programında yaptığı konuşmada, Suriye’deki katliamlara da değinerek şunları söyledi:
“Özellikle bugün Suriye’de yapılan katliamların bir örneği de bundan tam 30 yıl önce yine devletin ve dünyanın gözü önünde, İstanbul Gazi Mahallesi’nde ve Ümraniye’de yaşanmıştır. 12-15 Mart tarihleri arasında devam eden saldırılarda onlarca, özellikle Alevi canlarımız katledildi, yüzlercesi yaralandı. Dünyanın gözleri önünde canlı yayınlarda izlenerek katlediliyorduk. Tıpkı Madımak’ta, Halepçe’de olduğu gibi, bugün de Suriye’de binlercemize yapıldığı gibi iş başındalar.
Suriye’de gerçekleşen yönetim değişikliğinden sonra Alevilere yönelik sistematik ve bilinçli bir şekilde katliam sürüyor. Aslında bu bir katliam değil, soykırımdır. Alevi köyleri kuşatma altında, halk ölümle tehdit ediliyor. Özellikle Alevi halkı hedef gösteriliyor ve saldırılar şu an doruk noktasına ulaşmış durumda. Suriye’deki ‘Güvenli Bölge’ politikaları ‘Esad artıkları’ söylemleri ile aslında Alevileri ve diğer azınlıkları ve inançları hedef alan bir etnik temizlik planıdır.
Bugün Suriye’yi konuşmamızın temel sebebi aslında kendimizi ne kadar güvencesiz olduğumuz ile ilgilidir. Bugün Suriye’de yaşanan katliamın tüm coğrafyaya yayılması korkusuyla ilgilidir. Şunu da çok iyi bilmekte yarar var. Tarihsel süreç içerisinde bizler hep katledildik ama mücadelemizi bir sonraki kuşak için de bedel ödeyerek, yanarak, yakılarak, gerekirse asılarak devam ettirmişiz. Biliyoruz ki yine bahar gelecek.”
“TOPLUMDAKİ YERİMİZİ KENDİMİZ TAYİN ETMELİYİZ”
Ayfer Artan, Sivas Katliamı sanıklarının serbest bırakılmasını da eleştirerek konuşmasına şöyle devam etti:
“Bütün ilerici tutsaklar şu an cezaevinde! 30 yıldan fazla tutsak edilenler var ancak bugün insan yakanlar serbest bırakıldı. Bu toplumdaki yerimizi bizler kendimiz tayin etmeliyiz. Hiçbir emperyal gücün bizi tayin edecek, tanımlayacak noktada değiliz. Kendi kaderimizi kendimiz tayin edeceğiz. Bunun için de daha çok örgütlü olmamız gerekiyor. Daha çok örgütlenmemize önem vermeliyiz. Mücadele azmimizi, direngenliğimizi her daim sıcak tutmalıyız. Hiçbir katliamı unutmayacağız.
BU ÇÖZÜM SÜRECİNDE NE KADAR YER ALIYORUZ?
Şu an ülkede bir çözüm süreci mevcut. Biz Aleviler, bu çözüm sürecinde ne kadar yer alıyoruz? Bu ülkede demokratik toplum inşa etmenin yolu aslında Aleviler için çok önemli olan ‘72 millete aynı nazardan bakarız’ felsefesinden geçmektedir. Bir olacağız diri olacağız.”
Anma programı, PSAKD Diyarbakır Şubesi’nde bağlama eğitim gören öğrencilerin müzik icrasıyla devam etti. Gazi ve Ümraniye Katliamında yaşamını yitirenler için deyişler okunup, semah dönüldü.
PİRHA – PSAKD Diyarbakır Şube Eşit Başkanı Ayfer Artan, Alevi kurumlarında kadınların görünür olmamasındaki asıl etmenin erkekler olduğunu ifade etti. “Erkek canların, kendilerini eleştirmesi lazım” diyen Artan, “Özellikle Türk-İslam sentezinden etkilenenler, evde de kurumlarda da kadınları ikinci plana atmaya başladı” eleştirisinde bulundu.
Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Diyarbakır Şubesi/Cemevi Eşit Başkanı Ayfer Artan, 8 Mart Dünya Kadınlar Günü’ne ilişkin PİRHA’ya konuştu. Artan, Türkiye’deki kadınların, ağır çalışma koşullarına maruz kaldıklarını ve işsizlikle tehdit edildiklerini söyledi.
Ayfer Artan, taciz ve mobbingin de çok rastlanan şiddet biçimleri olduğunun altını çizdi. Kadınların, her geçen gün daha da yoksullaştığına işaret eden Artan, şu değerlendirmeyi yaptı:
“Bu yoksullaşma sürecinde kadınların omuzlarındaki yük iki kat artıyor. Mevcut iktidarın tercihi patrondan yana olduğundan dolayı bu yoksulluk rant, eşitsizlik, şiddet olarak kadınlara geri dönüyor. Mevcut iktidar, aslında şu an baktığımızda kadınları bir kalıp içine sokmakta; ne giyeceğimizi, hangi işlerde çalışacağımızı, nasıl geçineceğimizi, nasıl konuşacağımızı dahi yönlendiriyor, egemen olan sınıfın ihtiyacına göre belirliyor. Bununla beraber Türkiye’de her gün kadın katliamları haberleriyle uyanıyoruz. Ama bu haberler mevcut sistem sorunu olarak servis edilmiyor ve bu gündüz haber programlarıyla magazinleştirilerek servis ediliyor.”
“KADINLARIN YÜKLERİ ÇOK FAZLA”
Ayfer Artan, Türkiye’deki kadınların çalışma hayatında yeterince yer alamamalarına da değindi. Artan, şunları söyledi:
“Aslında kadınlara ekonomik şiddet olarak da değerlendiriliyor. Ataerkil sistemde eve ekmek getirenin kadının asli görevi değil de erkeğin görevi olarak değerlendiriliyor. Dolayısıyla da kadının çalışma koşullarına baktığımızda kadın hep ikinci planda. ‘Huzurlu aile’ ya da ‘Mutlu aile’ modeli yalanıyla kadını eve kapatma söz konusu. Bununla beraber kadınların aslında yükleri çok fazla. Çünkü engelli, yaşlı, hasta, çocuk bakımı, evin düzeni kadının üzerinde. Böyle olduğu zaman da kadın, çalışma hayatından koparılıyor. Hatta Türkiye’de yapılan istatistiğe göre bir milyondan fazla kadın, çocuklarına bakmak için çocuk bakımından dolayı işinden ayrılıyor veya bir çalışma hayatına atılmıyor. Kadının toplum ve aile içindeki statüsünün yükselebilmesi için eğitimde, çalışma hayatında ve erkeklerle eşit sorumluluklarla haklara sahip olması gerekiyor. Hükümet ya da iktidarların, erkek egemen zihniyetinden çözüm bekleyen değil de kadının kendi mücadelesiyle Türkiye’nin demokratikleşme politikasına yön vermesi gerekmektedir.
DAYANIŞMA VE BİRLİK İÇERİSİNDE OLMA GÜNÜ
1908 yılında New York’ta 15 bin işçinin daha az mesai ve daha fazla ücret talebiyle başlattığı direniş, bugün daha anlamlı ve daha geniş kitleler tarafından mücadeleye devam ediliyor. 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü, işçi kadınların ekonomik ve politik haklarıyla ilgili bir gün olduğu kadar aynı zamanda kadınların dayanışması ve birlik içerisinde olma günüdür. 8 Mart, tüm kadınların ezilme ve sömürüsüne karşı hayatın her alanında mücadelesinin bir sembolüdür. Kadınların mücadele eden, direnen, Zeynep Anaların, Clara Zetgin’lerin, evlatlarının kemiklerini yıllarca bıkmadan, yılmadan arayan Cumartesi Annneleri’nin, Ege’de ve Karadeniz’de doğa talanına ‘dur’ diyen kadınların, bununla beraber Gezi şehitleri annelerinin el ele yürüdüğü; yoksulluğun, ayrımcılığın, devlet ve erkek şiddetinin, tacizin, tecavüzün olmadığı bir yaşam ve eşitlik için özgür bir dünya kuracakları bir gündür diye düşünüyoruz.”
“ALEVİ ÖĞRETİSİNİN DIŞINA ÇIKIYORUZ!”
Ayfer Artan, Alevi Bektaşi toplumundaki kadın bakış açısını da yorumladı. “Alevi Bektaşi ve Kızılbaş inancında kadın ve erkek ayrımı yoktur, hepsi candır” diyen Artan, şöyle devam etti:
“Kadına ve erkeğe verilen statü arasında herhangi bir fark yoktur. Alevi Bektaşi ve Kızılbaş inancında canlar yan yana, tüm toplumsal değerlerde mücadele ederler. Yaşatmak ve yaşamak ilkeleri Alevi Bektaşi ve Kızılbaş inancının, felsefesinin ve kültürünün temel esaslarındandır. Kadın sömürüsü 8 Mart’ta anlam bulsa da toplumda taşan tecridi başka inanç ve etkin kimliklerimize karşı olan saldırılarda yürütülen cinsiyetçi, dinci, milliyetçiliğe karşı ortak yürütülen kadın mücadelelerinin ortaklığından kadının demokratik, özgür, adil bir yaşamı sağlanana kadar mücadele içinde yer alacağımızı buradan söylemek istiyorum.
‘Erkek dişi sorulmaz muhabbetin dilinde/Hakk’ın yarattığı her şey yerli yerinde/Bizim nazarımızda, kadın erkek farkı yok/Noksanlık eksiklik senin görüşünde.’
Her ne kadar Alevi inancının felsefesinde eşitlik ve can kavramı olduğunu söylesek de pratikte bir takım eksikliklerden de söz etmek gerekiyor. Kurumlarımızda, cemevlerinde yeteri kadar kadın canları görememekteyiz. Çünkü yaşadığımız toplum, özellikle bu Türk-İslam sentezinden etkilenenler, evde de kurumlarda da kadınları ikinci plana atmaya başladı.
Genel başkanlık düzeyinde erkekler yer almakta. Kurum ve şubelerin başkanlarına baktığımızda genelde erkekler yer almakta. Çok az sayıda kadın arkadaşımız görev almakta. Dolayısıyla Alevi öğretisi ve felsefesinin biraz dışına çıktığımızı görüyoruz. Bu konuyla ilgili ciddi anlamda son dönemlerde de sıkıntılar yaşamaktayız. Çünkü kadınların kadın temsiliyeti gittikçe düşmekte.
Burada aslında erkeklerin rolü daha büyük. Çünkü hep kendileri çıkmak için uğraşıyorlar ve savaşıyorlar. Kadın arkadaşlara birazcık daha yol açmaları ve yol açmaları lazım. Düşünsenize bir şubenin başkanlığını otuz yıl, yirmi yıl bir erkek arkadaş yürütüyor. Dolayısıyla bu kadın arkadaşa yer açma ya da yerine gelecek bir cana yer açma gibi bir şey söz konusu olamıyor. Kadınlar gittikçe uzaklaşıyor. Sadece buna bir örnek verdiğimizde bir diğer şey de bir şubenin seçimi oluyor ve iki kadın arkadaş kıran kırana mücadele ediyor. Sonuçta kimin için mücadele ediyor. Bu kurumun genel başkanının yine bir erkek aday olacaktı ve o başkan seçilecek. Keşke genel başkanlık düzeyinde de kadınlar bu konuda mücadele etse ve kadınlar ön saflarda olsa. Kadınlara daha geniş kapsamlı alan açılsa. Bizim buradaki eksikliğimiz Alevi öğretisi ve felsefesinden uzaklaştığımızın ve bu eksikliğimizi de görmemiz gerekiyor diye düşünüyorum.
Cemlerimizi bir elin parmağını geçmeyecek kadar Ana yürütmekte. Eskiden böyle değildi. Yıllar öncesine gittiğimizde analarımız cem yürütürdü ama bugün baktığımızda cemleri genelde dedeler yürütüyor. O posta başta hep erkekler, dedeler oturuyor. Neden analarımızı cenaze ve cem erkanında artık görmemekteyiz? Bu da bir eksiklik aslında, kendimizi eleştirmemiz gerekiyor. Erkek canların da kendilerini eleştirmesi lazım. Çünkü kadınlara bu anlamda yer açmaları, teşvik etmeleri lazım. Kadınların önünü açmadığınız, teşvik etmediğiniz zamanlarda hep kendileri ön planda olduğunda bu tarz sıkıntıları da daha da yaşamış olacağız.
Kadın gücüne olan inancımızla 8 Mart birlik, dayanışma ve mücadele gününü selamlıyoruz.”
PİRHA- Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Diyarbakır Şubesi/Cemevinde Hızır Cemi yürütüldü, lokmalar pay edildi.
Alevi inancında önemli bir yeri olan Hızır ayı başladı. Bu ayda oruçlar tutulur, cemler bağlanır. Ayrıca zorlu kış günlerinin geride kalması anlamına da gelen bu ayda lokmalar dağıtılır, ziyaretler ve türbeler ziyaret edilerek iyi dileklerde bulunulur. Hızır günlerinde pirler talipleriyle buluşur, cem erkanları kurulur.
Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Diyarbakır Şubesi/Cemevi’nde Hızır Cemi yürütüldü, lokmalar pay edildi.
Hızır Ayına ilişkin konuşan Dede Garkın Ocağı’ndan dede Musa Karkın, “Ne ararsan kendinde ara. Kudüs’te, Mekke’de, Hac’ta değil. Hakk insanın kendisidir. Onun için en büyük Kabe insanın gönlüdür. Onun için bizim buradaki duruşumuz, inancımız, felsefemiz, hoşgörüden, ilimden ibarettir. İlim olmayan her bir yerde cehalet vardır, en büyük karanlık cehalettir. Bizim mücadelemiz, cehaleti yok edip aydınlığa kavuşmaktır. İnsanın ilimle, bilimle tanışmalarına yol vermektir, yön vermektir” dedi.
Zeynel Abidin Ocağı’ndan Zakir İbrahim Erkul’un seslendirdiği deyiş, duaz ve mersiyelerle birlikte on iki hizmet yerine getirildi, semah dönüldü.
PİRHA- PSAKD Diyarbakır Şubesi 12. Olağan Kurulunu gerçekleştirdi. Tekrar aday olan PSAKD Diyarbakır Şubesi Eşit Başkanı Ayfer Artan, “Kendileri gibi olmayan, kendileri gibi düşünmeyen, kendileri gibi inanmayanları, yıllarca baskı, gözdağı ve asimilasyon politikalarıyla ötekileştirilerek yok saydılar” dedi.
Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Diyarbakır Şubesi 12. Olağan Kurulunu gerçekleştirdi.
Kurul, Dede Kargın Ocağı’ndan Musa Kargın Dede’nin gulbang vermesiyle başladı. Verilen gulbang’ın ardından Zeynel Abidin Ocağından Zakir İbrahim Erkul, deyiş seslendirdi.
Başkanlığını PSAKD Genel Merkezi Hukuk Sekreteri Av. Cafer Koluman’ın yürüttüğü, dernek üyelerinden Sırdaş Adıgüzel ve Selda Kırmızıçiçek’in de katıldığı divan kurulu oluşturuldu.
“GÜÇLÜ BİR ŞEKİLDE ÖRGÜTLENMEMİZ GEREKİYOR”
46 yıl önce 19-26 Aralık tarihleri arasında, tam bir hafta devam eden süreçte Maraş’ta vahşice bir katliam gerçekleştirildiğini belirten PSAKD Genel Merkezi Hukuk Sekreteri Avukat Cafer Koluman, “Bu katliam devleti kurduğu günden beri Alevilere yönelik sistematik bir asimilasyon politikası dahilinde gerçekleştirilen bir katliamdır. Bunun arka planında yatan nedenler gerçekten de devletin tek kimlikli yapısı ve bu tek kimlikli yapıya uymayan Alevilere yönelik bir katliam gerçekleştirmek için plan yapılmıştı” dedi.
Koluman şunları kaydetti:
Bundan çok kısa bir süre önce Maraşlı bir avukat canımız, Genel Kurmay Başkanlığı’ndaki Maraş dosyasına erişmek için bir dizi çalışma yürüttü, dilekçeler verdi ama bir türlü o dosyayı vermediler. Çünkü o dosyada çok şeyler yazıyor. Maraş Katliamı’nın gerçek nedeni ortaya çıkarabilecek bilgi ve belgeler o dosyada mevcut. Maalesef tıpkı Sivas davası gibi, Maraş davası da aynı akıbete uğradı ve cezasızlık politikasıyla sürece mahkum kaldı. Aynı zamanda 19 Aralık 2000 yılında ‘Hayata Dönüş Operasyonu’ adı altında cezaevlerinde operasyon yapıldı. ‘Hayata Dönüş’ dediler, tam tersi onlarca canımızın hayatını söndürdüler. Bunun da hesabını henüz vermemişler. 28 Aralık 2011 tarihinde Roboski’de bizzat devletin gözetimi ve denetimi altında bir katliam gerçekleştirildi. Bu dava da maalesef hesap verilmediği gibi cezasızlık politikasına maruz kaldı. Dolayısıyla bizlere düşen temel görev örgütlenmek. Örgütlenelim, evet örgütlüyüz ama yeterli miyiz? Değiliz. Güçlü bir şekilde örgütlenmemiz gerektiğini buradan bir kez daha ifade etmek istiyorum”
“KENDİLERİ GİBİ OLMAYANLARI YOK SAYDILAR”
Hak ve özgürlüklerin yok sayıldığı, her gün ortalama 4 kadının katledildiği çocuk istismarlarının ve ölümlerinin arttığı, halkın iradesiyle seçilmiş belediye başkanlarının görevden alınarak kayyumlarla darbe yapıldığı bir süreçte 12. genel kurullarını yaptıklarını ifade eden PSAKD Diyarbakır Şubesi Eşit Başkanı Ayfer Artan, “Bu kadar antidemokratik uygulamanın olduğu bu ülkede elbette biz Aleviler de kendi üzerimize düşen payı alıyoruz. Kendileri gibi olmayan, kendileri gibi düşünmeyen, kendileri gibi inanmayanları, yıllarca baskı, gözdağı ve asimilasyon politikalarıyla ötekileştirilerek yok saydılar. Terörize ederek, mahkum ederek ya da kendine göre bir Alevilik tanımlıyor şu anki hükümet. Yıllardır katliamlarla yok edemediği Alevileri kendisi tarifleyerek kendilerine göre bir inanç belirliyorlar. Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’na bağlayarak ibadethanemiz olan Cemevlerimizi cümbüş evi, semahımızı da folklorik gösteri olarak görüyorlar” değerlendirmesini yaptı.
“BU TOPLUM KATLİAMLARDAN GEÇTİ AMA YOLUNU KAYBETMEDİ”
Artan’ın konuşmasının ardından kurula konuk olarak katılan Hızır Mekanı ve Doğa Koruma Derneği Eş Başkanı İmam Balsever ise şunları söyledi:
“Her güne bir katliamın sığdırıldığı, her günün bir anmayla geçtiği bir süreç. Bu dönem içinde Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Diyarbakır şubesinin bu kongreyi gerçekleştiriyor olması da çok kıymetli.
O kadar çok sorunumuz var ki. Bugün biz artık Dersim’den Koçgiri’den, Sivas’tan, Maraş’tan, Gazi’den, Roboski’den, Suruç’tan, her birini söylerken bile insan yoruluyor ve unutuyor. Dolayısıyla böyle bir katliamı görmüş bir halkın, bir inancın evlatları olarak yanı başımızdaki Suriye’de yaşanan savaşı tedirginlikle ve gerçekten büyük bir korkuyla izliyoruz. Bu toplum katliamlardan geçti ama kendi yolunu kaybetmedi. İnancını, itikadını kaybetmedi, bilincini kaybetmedi.”
Tek liste üzerinden gidilen seçimde Ayfer Artan ile Sırdaş Adıgüzel eşit başkanlığa seçildi.
PİRHA- PSAKD Diyarbakır Şubesi Eşit Başkanı Ayfer Artan, Aleviler olarak haksızlık nerede varsa orada olduklarını vurgulayarak,”Kayyım darbesinde ısrar etmek aslında bir siyasi çöküntünün tükenmişliğin de göstergesidir. Aleviler olarak biz mazlumun yanındaysak haksızlığın karşısındaysak bunun sürekliliğinin olması gerekiyor. Alevi kurumlarının hem yerelde hem de genel merkez düzeyinde desteklerini sürdürmeleri gerektiğini düşünüyorum” dedi.
Hakkari, Esenyurt, Mardin, Batman, Halfeti, Dersim ve Ovacık’ın ardından Van’ın Bahçesaray Belediyesi’ne de 29 Kasım’da kayyım atandı. Kayyımlara karşı yurttaşlar tepkilerini dile getirip, protesto ediyor. Alevi kurumları da, atanan kayyımlara karşı olduklarını belirterek, kayyım atanan yerlerde açıklamalar yaptı.
Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Diyarbakır Şubesi Eşit Başkanı Ayfer Artan, atanan kayyımlara ilişkin PİRHA’ya konuştu.
“HALKIN İRADESİNİ YOK SAYMAKTIR”
Kayyımların halkın iradesini gasp ettiğini belirten Ayfer Artan, “Demokrasilerde seçmen iradesinin sürekli yasası; seçilen bir belediye başkanı görevden uzaklaştırılıyorsa yerine yine seçilmiş bir meclis üyesi atanabilir. Ama bugünkü kayyım politikalarında bu söz konusu değil, direkt seçilen belediye meclisinin, halkın iradesine gasptır. Biz mesela kayyım geldiğinde Mardin, Batman ve Dersim’e gittiğimizde tamamen belediyeler ablukaya alınmış vaziyetteydi. Bu halkın iradesini yok saymaktır. Bunun başka bir açıklaması yoktur” dedi.
“ALEVİ KURUMLARI OLARAK KARŞI ÇIKTIK”
Ayfer Artan, Aleviler olarak haksızlık nerede varsa orada olduklarını vurgulayarak, baskıcı ve gaspçı zihniyetlere karşı tüm Alevi kurumları olarak karşı çıktıklarını söyledi.
“HALKIN DİRENİŞİ ÇOK ANLAMLI”
“Kayyım darbesinde ısrar etmek aslında bir siyasi çöküntünün tükenmişliğin de göstergesidir” diyen Ayfer Artan, şunları dile getirdi:
“Kürt halkının 2016’dan beri kayyım darbelerine maruz kalıyor, halk seçiyor ama diğer taraftan tek zihniyetçi anlayış ve kayyım mantığıyla sandıkta alamadığı yeri kayyım atayarak el koyuyor. Ama 31 Mart seçimlerinde halk aslında sandıkta gereken cevabı verdiği halde bugün yine aynı zihniyet, aynı mantıkla devam ediyor. Yine alamadığı yerleri kayyım mantığıyla el koyuyor.
Oradaki halkın direnişi çok anlamlı. Bizler de orada varız. Dersim’de de geçmişte gelen davalar bahane edilerek bir kayyım politikası uygulandı. Dersim halkı direngen bir halk ve kesinlikle kayyımlara teslim olmayacaktır. Belediyelerin önüne beton bloklar konuluyor hatta belediyeye gidilen yolları bile kapatmışlardı. Biz Alevi kurumları olarak başkanlık düzeyinde, genel merkez düzeyinde ve şube olarak da desteklerimizi sunuyoruz. Kesinlikle tekçi zihniyete ve faşist bir yönetime karşı direnişimize sürdürmekteyiz.”
“DERSİM HALKI VE BİZLER ALEVİ KURUMLARI OLARAK TESLİM OLMAYACAĞIZ”
Dersim ve Ovacık belediyelerine atanan kayyımın sadece belediyeye değil, o bölgenin kimliğine, kültürüne, yaşam tarzına, inancına yönelik atandığını vurgulayan Ayfer Artan, “Çünkü Dersim farklı bir kenttir, direnişin kentidir. Alevilerin yoğun yaşadığı bir kenttir. Burada önce doğayla başladılar. Gözeler’de restorasyon adı altında ‘restorasyon’ yapıldı ama oradaki halkın kutsal saydığı yerlere halk şu anda rahat bir şekilde gidip inancını yapamıyor. Aslında kayyım politikaları, asimilasyon politikaları belediyelere atanan kayyımdan çok öncesinde devam etmekteydi. Buna Dersim halkı ve bizler Alevi kurumları olarak teslim olmayacağız, direnişin her zaman yanında olacağız. Dersim buna boyun eğmeyecektir” şeklinde ifade etti.
Kayyımlara karşı ortayan konan mücadelenin sürdürülmesi gerektiğinin altını çizen Ayfer Artan, “Aleviler olarak biz mazlumun yanındaysak haksızlığın karşısındaysak bunun sürekliliğinin olması gerekiyor. Bu süreç devam edecek. Şu an halen daha eylemler devam ediyor. Alevi kurumlarının da genel merkez düzeyinde de yine desteklerini sunması gerektiğini düşünüyorum. Gündeme taşımaları gerekiyor. Bununla ilgili kamuoyu oluşturmaları gerektiğini düşünüyorum. Bir güne sadece sığdırılmamalı. Sadece o gün gelip ziyaret edip dönülmemesi lazım. Devamını da getirmeleri gerektiğini düşünüyorum” diye belirtti.
PİRHA- Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Diyarbakır Şubesi Cemevi’nde Muharrem Cemi yürütüldü. Musa Kargın Dede, “Muharrem orucuna değinerek, “Elbette ki burada Şah İmam Hüseyin’in duruşu ve boyun eğmemesi zalime karşı bir direnişin özüdür” dedi.
Aleviler, Muharrem Orucunu tutmaya başladı. Yas Orucu olarak bilinen oruç 12 gün sürüyor. Öncesinde Masum-u Paklar Orucu, Fatma Ana Orucu tutuluyor.
Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Diyarbakır Şubesi Cemevi’nde Muharrem Orucu’nun 9. gününde bir araya gelinerek oruçlar açıldı, Dede Kargın Ocağı’ndan Musa Kargın Dede’nin katılımıyla sohbet gerçekleşti.
Cemi Musa Kargın Dede yürütürken zakirliği ise Kargın Dede Ocağı’ndan Ali Şeyhmus Çobanoğlu ile Ağucan Ocağı’ndan Ali Atabay yaptı. Ceme ayrıca Ağucan Ocağı’ndan Dede Ünsal Ulugerçek de katıldı.
“HÜSEYİN’İN DURUŞU ZALİME KARŞI DİRENİŞİN ÖZÜDÜR”
Rızalık alınmasıyla gerçekleşen cemde konuşan Musa Kargın Dede, Muharrem orucuna değinerek, “Elbette ki burada Şah İmam Hüseyin’in duruşu ve boyun eğmemesi zalime karşı bir direnişin özüdür. Hüseyin’in oğlu Zeynel Abidin ‘Ey Yezit’ diyor “Senin deden, dedeme vermiş olduğu sözü yerine getirmedi, baban babama vermiş olduğu sözü yerine getirmedi, Sen mi diyor bana vermiş olduğunuz sözü yerine getireceksin. Sizde insani duygu yok. Siz namertlikle diyor yıkanmış birer varlıksınız diyor. Ama gün gelecek elbette ki mazlumun hakkı beyan olduğu zaman meydana çıktığı zaman sizin burnunuzdan fitil fitil alınacak’ diyor. Bu süreç 40 gündür, hani diyorlar ya 40’a varır, Kerbela’nın yası. Çünkü 40’ına kadar Hüseyin’in ve diğer yarenlerinin başları Yezid’in sarayında ablukadadır. Başları alıyorlar. Medine’ye giderken geliyorlar tekrar Kerbela’da başları gövdelerin yanına defnediyorlar. Bu süreç 40 gündür. Onun için yok üç, beş, yedi değil önemli olan niyettir. Bir günde tutarsanız 40 gündür, 40 günde çıkarsanız bir gündür. Niyetleriniz Hakk’ın defterine kaydolsun” dedi.
Musa Kargın Dede’nin okuduğu nefesler ve dönülen semahlar sonrasında lokmalar pay edildi.
PİRHA- 8 Mart Dünya Kadınlar Günü dolayısıyla PSAKD Diyarbakır Şubesi Cemevi’nde bir kahvaltı etkinliği düzenlendi. Burada bir konuşma yapan PSAKD Diyarbakır Şubesi Eşit Başkanı Ayfer Artan, “Ülkemizin nüfusunun yarısını oluşturan kadınlarımız, yaşamın her alanında varken karar alma organlarında, istihdamda, eğitimde, politikada aynı oranda temsil edilememektedir” dedi.
8 Mart Dünya Kadınlar Günü kapsamında Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Diyarbakır Şubesi/Cemevi’nde kahvaltı etkinliği düzenlendi. Etkinlik kadın mücadelesinde yaşamını yitirenlerin anısına saygı duruşuyla başladı. Konuşmaların ardından kadınlara ilişkin kısa bir sinevizyon gösterimi yapıldı.
8 Mart kadınlarının taleplerinin birlikte daha gür haykırdığı, kendilerini toplumda eşit bir birey olarak yok sayan zihniyetlere karşı çıktığı, kadını sömüren, aşağılayan, yok eden sistem ve zihniyetlere karşı omuz omuza mücadeleyi verdiği gün olduğunu belirten PSAKD Diyarbakır Şubesi Eşit Başkanı Ayfer Artan, “Ülkemizin nüfusunun yarısını oluşturan kadınlarımız, yaşamın her alanında varken karar alma organlarında, istihdamda, eğitimde, politikada aynı oranda temsil edilememektedir” dedi.
Artan, şunları kaydetti:
“Kadınları toplumsal hayatın dışına iten, ayrımcı zihniyetçi politikalardan vazgeçilerek kadını sadece ailenin içinde bir parçası olarak gören, özgür birey olduğunu kabul etmeyen politik ve kültürel anlayış değiştirilmelidir. Kadının eşit özgür birey olmasını sağlayacak politikaların hayata geçirilmesi tarihsel, kültürel ve dinsel hiçbir gerekçeyle engellenmemelidir.
Kadın cinayetlerinin önlenmemesini, tam tersi artarak devam etmesini endişeyle izliyoruz. Kadına yönelik şiddet, cinayet, istismar artışlarının nedeni yasaların ve cezaların yetersizliği değildir. Kadını eşit ve özgür bir birey olarak görmeyen zihniyetin beslendiği, güç aldığı sosyal, siyasal ortamın sorgulanması yapılmadan, ortadan kaldırılmadan, kadının insan haklarının ihlallerinin önlenmesi mümkün değildir. Bu nedenle ülkemizde aile içinden başlayarak kamusal alanda cinsiyet ayrımcılığına ve eşitsizliğe götüren politikaların sonlandırılması gerekmektedir.
“BİN YILLARDIR SÜREN BİR KADIN ÖZGÜRLÜK MÜCADELESİ VAR”
Sonrasında söz alan DEM Parti Bağlar Belediye Eş Başkan adayı Leyla Ayaz ise şunları belirtti:
“Aslında kadın mücadelesi yeni başlayan bir şey değil. Bizlerle de başlayan bir şey değil aslında. Bin yıllardır, yüzyıllardır süre gelen bir kadın özgürlük mücadelesi var. Bugün burada hepimiz mevcut sistem tarafından ötekileştirilen, hor görülen ucuz iş gücü olarak görülen kadınlar olarak aslında bu mücadeleyi biraz daha yükselten bir yerdeyiz.
31 Mart’ta Türkiye’nin genelinde bir yerel seçim olacak. Bu yerel seçimlerde insanlar mevcut iktidarın kadın politikalarının kadına bakış açılarını bildiği için bu iktidara çok güçlü bir cevap verecekler. Biz de sizlerle beraber bu kentte yaşayan bütün sivil toplum kuruluşları, bütün farklı etnik kökenler, farklı inançlarla beraber bu kenti tekrar kadın kenti yapmak için, kadınların rahatlıkla, arkalarına bakmadan gece de olsa sokakta yürüyebildikleri, kadın katliamlarının olmadığı, kadın kazanımlarının olduğu bir kent yaratmak için sizlerle beraber el ele verip mücadele edeceğimizin sözünü veriyoruz.”
PİRHA- Mersin ve Diyarbakır’da Xızır Cemi için Alevi yurttaşlar cemevlerini doldurdu. Yürütülen cemde, semahlar barış için dönüldü.
MERSİN
Mersin’de yaşayan Aleviler, tuttukları Xızır Orucunun ardından Xızır Cemi yürütüldü.
Cem öncesi yurttaşları selamlayan AKD Genel Başkanı Seher Şengüllü Yılmaz, “Birbirimizin Xızır’ı olalım” dedi.
Xızır Cemini; Seyit Sabun Ocağı’ndan Hasan Kılavuz, Baba Mansur Ocağı’ndan Erdoğan Sevin, Kureyşan Ocağı’ndan Hıdır Beyaz, Seyit Sabun Ocağı’ndan Mehmet Seyitalioğlu yürütürken, Zakir Rıza Aydın nefesler okudu.
Yoğun katılımın olduğu cemde Mersin Cemevi Başkanı Pir Hasan Kılavuz, “Alevi İnancının en büyük bayram günleri Xızır günleridir. Xızır Ayında, talipler pirinin yolunu gözler. Pir gelince cem yapar, görgüden geçer. Pir, inançsal hizmeti yürütür. Her Alevi, imkân ve olanaklar doğrultusunda kurban tığlar. Alevi inanç ve ibadetleri Hızır ayında doruk noktasına ulaşır. Uyandırdığımız deliller barışa, huzura vesile olsun” dedi.
Zakir Rıza Aydın’ın seslendirdiği deyiş, duaz ve mersiyelerle birlikte on iki hizmet yerine getirildi. Semah dönüldü.
DİYARBAKIR
Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Diyarbakır Şubesi/Cemevinde Xızır Cemi yürütüldü, lokmalar pay edildi. Xızır Ayına ilişkin konuşan Dede Karkın Ocağı’ndan Musa Karkın, “Nerede darda zorda kalana yardım eden olursa biz onu Hızır biliriz” dedi.
Zeynel Abidin Ocağı’ndan Zakir İbrahim Erkul’un seslendirdiği deyiş, duaz ve mersiyelerle birlikte on iki hizmet yerine getirildi. Semah dönüldü.
PİRHA- HEDEP Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, Alevilerin eşit yurttaşlık taleplerini HEDEP olarak yeni dönemde ‘Alevi Masası’nı aşan bir çalışma yaparak yürüteceklerini vurgulayarak, “Bu meseleyi de en az Kürt sorunu kadar, onun kadar önem veren, değer veren, gündeme getiren mücadelesini yürüten bir politik hat izleyeceğiz. Yeni dönemde yan yana durarak taleplerimizi de direnişimizi de ortaklaştırabilirsek bu sorunların altından kalkabiliriz” dedi.
Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (HEDEP) Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, milletvekilleri Çiçek Otlu, Celal Fırat, Ceylan Akça Cupolo, Sinan Çiftyürek, Halide Türkoğlu, Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Diyarbakır Şubesi/Cemevi’ni ziyaret etti.
HEDEP İstanbul Milletvekili Celal Fırat, “Bizim toplum gerçekten çok büyük problemler yaşıyor şu an. Özellikle yıllarca Alevilik inancı gereği için mücadele ediyoruz ama devlet şu an bir Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nı kurdu. Parayla Alevileri rehin almaya gayret gösteriyorlar. Herkes AKP’nin nasıl bir politika yaptığını, ne yapmak istediğini çok iyi algılıyor. Biz diyoruz cemevlerimizi ibadethane kabul görsün ama onlar yeni sorunlar çıkartmaya gayret gösteriyor. Bu ciddi bir sorun. Alevi toplumu bu oyuna gelmeyecek. Alevi toplumu şu an tarihi bir sorumlulukla karşı karşıya. Özellikle köylerimizde çok baskı oluşturuyorlar” diy ekonuştu.
PSAKD Genel Merkezi Hukuk Sekreteri Avukat Cafer Koluman ise, HDP döneminde hem tüzük hem de program bağlamında Alevilere yönelik politikaların olduğunu dile getirerek, “Ama bunu somutlaştırmak lazım. Bu prafik alana pek yansımadı. Dolayısıyla bizim HEDEP’ten beklentimiz şudur. Programda olduğunu, Alevi Masasında olduğunu da biliyoruz. Önemli olan bunun pratiğe yansımasıdır” diye konuştu.
PSAKD Diyarbakır Şubesi/Cemevi Eşit Başkanı Aydın Atlı da, tüm ötekilerin bir araya gelip hem sevincini hem üzüntüsünü paylaşması gerektiğini belirterek, “Bu bağlamda 10 Aralık’ta yine ‘Laik eğitim, İnsanca yaşam, Demokratik Türkiye’ talebiyle tüm ötekileştirilenlerle beraber orada isteklerimizi dile getireceğiz” şeklinde konuştu.
“YAN YANA DURARAK DİRENİŞİMİZİ BÜYÜTELİM”
Ziyarette konuşan HEDEP Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, doğruyu görünür kılmak gerektiğine işaret ederek, şunları söyledi:
“Başta Aleviler olmak üzere Kürtlerle birlikte ezilen, sömürülen, hak hukuk arayan bütün etnik ve inanç gruplarının demokratik siyasetle mücadele edecekleri tek zemin bu zemindir. Politik yaklaşmıyor, çıkarsal, nicelikler bir yaklaşım yok. Bir nitelik olarak görülüyor. Ciddi bir mağduriyet var. Hala eşit haklar karşılanmış değil.
Alevilerin eşit yurttaşlık taleplerini HEDEP olarak yeni dönemde ‘Alevi Masası’ şeklinde değil, bu meseleyi de en az Kürt sorunu kadar, onun kadar önem veren, değer veren, gündeme getiren mücadelesini yürüten bir politik hat izleyeceğiz. Yakın zamanda da bir çalışma yürüttük. Büyük çalıştay yapmayı da düşünüyoruz. Aleviler ne istediklerini, nasıl istediklerini, ne olması gerektiğini ortaya koysunlar. Siyaset bunu dinlendirsin. Dönemin biraz daha ortak birlikte mücadele etmek, yan yana durmak taleplerimizi de direnişimizi de, duruşumuzla ortaklaştırabilirsek bu sorunların altından kalkabiliriz.”
PİRHA-PSAKD Diyarbakır Şubesi/Cemevi Eşit Başkanı Aydın Atlı, AKP-MHP hükümetinin kurduğu Alevi Bektaşi Cemevi Başkanlığı görevlilerinin Alevi köylerine yaptığı ziyaretlere ve dedelere maaşa bağlama girişimlerine tepki gösterdi. Atlı,”Cemevlerinde yapılan hizmetler Hakk için yapılan bir hizmettir. Devletin bir Alevi diyaneti oluşturma çabası içerisinde olduğunu ve kendi yandaş Alevilerini oluşturmaya çalıştığını da anlatmamız, topluma bunu bildirmemiz gerekiyor” dedi.
Türkiye’de Alevi inancının hala devlet tarafından tanınmadığı bir süreç yaşanıyor. Alevi toplumunun, zorunlu din dersinin kaldırılması, cemevine ibadethane statüsü verilmesi, eşit yurttaşlığı içeren yeni bir anayasanın yapılması, Alevilere karşı işlenen nefret suçlarının açığa çıkarılması ve bu tür suçların önüne geçilmesi için hukuki tedbirlerin alınması, Alevilere karşı yapılmış kıyım, katliam ve asimilasyon uygulamalarıyla yüzleşilmesi, gerek kamu kaynaklarının ve gerekse kamu kadrolarının liyakat, adalet ve eşitlik ilkelerine göre dağılımının sağlanması gibi temel talepleri var. Ancak bu talepler hükümet tarafından yerine getirilmiyor, mahkeme kararları tanınmıyor.
Neredeyse tüm Alevi örgütleri tarafından ‘Alevi diyaneti’ olarak adlandırılan Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nın (üstelik de Kültür ve Turizm Bakanlığı bünyesinde) kurulmasına büyük tepki gösterdi.
İki yıldır yüzlerce cemevini dolaşarak liste tutan, Aleviliği bir inanç olarak görmeyen ve kültürel bir ögeye indirgeyen AKP hükümeti, şimdi de bir ekip oluşturup Alevi köylerini, cemevlerini ve dernekleri dolaşarak maaşlı dedeler, elemanlar arıyor.
Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Diyarbakır Şubesi/Cemevi Eşit Başkanı Aydın Atlı, Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı tarafından görevlendirilen kişilerin Alevi köylerini, dernekleri gezerek ‘dedeleri maaşa bağlama’ teklifini PİRHA’ya değerlendirdi.
Kültür Bakanlığı bünyesinde kurulan Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nın kendilerini de ziyaret ettiğini belirten Atlı, dedelere maaş bağlanmasına karşı olduklarını, cemevlerinde yapılan hizmetin maddi bir karşılık için değil Hakk için yapıldığına vurgu yaptı.
Atlı, Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı ile 2 kez görüştüklerini belirterek, “Ali Arif Özeybek ile görüşmüştük, ağustos ayındaydı, ben burada değildim ancak bir uzman bizim cemevimize gelmişti. Arkadaşlar görüşmüşler. Yani çeşitli eksiklikler nelerdir? Onunla ilgili yardımlar ve maaşlı çalışan yönünde. Tabii biz merkeze bağlı olduğumuzdan dolayı yönetim kararıyla bizim belirleyeceğimiz bir kişinin sigortalı olarak çalıştırılacağı yönünde bildirimde bulunulmuş. Bu dede olabilir veya herhangi bir çalışan olabilir demişler ancak bizim tabii ki şu an cemevimizin dedeliğini yapan dedemiz böyle bir şeye karşı. Biz de zaten tamamıyla toplum olarak da buna karşıyız. Çünkü cemevlerinde yapılan hizmetler Hakk için yapılan bir hizmettir. Bunun bir karşılığının parasal anlamıyla, maddi anlamda bir karşılığın olması doğru da değildir. Bizim cemevimizdeki hizmetler, maddi anlamda bir karşılığı olmayan bir hizmettir. Tabii ki canlarımız bunun karşılığında bağış yaptıklarında da bunları da kabul ediyoruz ama dedemiz ve biz hiçbir zaman için hizmet karşılığında bir para talebimiz olmamıştır. Devletten de böyle bir talebimiz yok. Dedemize ya da dedelerimize bir maaş bağlanması doğru değildir.
Bizim toplumumuz dedelerine de, cemevlerine de sahip çıkabilecek bilinçli insanlardır. Çünkü yüzyıllardır bu inanç, bu Yol bugüne kadar gelmiştir. Bugüne kadar devletin herhangi bir yardımı olmamıştır. Tüm inançlara eşit mesafede olmasını istiyoruz” dedi.
“BİR ÜLKÜCÜNÜN BAŞKAN YAPILMASI, HÜKÜMETİN DÜŞÜNCESİNİ AÇIKÇA ORTAYA KOYUYOR”
“Cemevi Başkanlığı’nın kurulması şu anki hükümettin kendine yandaş Alevi toplumu oluşturması amacıyla kurulmuş olan bir başkanlıktır” diyen Aydın Altı, ülkücülüğü ile tanınan Ali Rıza Özdemir’in başkan olmasına ilişkin şunları söyledi:
“Bunu da tasvip etmiyoruz. Tabii başında kimin olduğu çok da önemli değil bizim için. Şu an yeni atanan bir daire başkanı vardır ki bu ülkücü camiadan gelen bir insandır. Direk asimilasyona yönelik yapılmış biridir. Bu zaten Osmanlı döneminden günümüze kadar yapılıyor. Çünkü bizim Serçeşmemiz olan pirimizin Hünkar Hacı Bektaş’ın dergahına 1800’lü yıllarda da Nakşibendi şeyhleri atanmıştı. Bunun ondan çok da farkı yok. İşlerin orada olması, kimin olduğu bizim için çok da önemli değildir ama işte bir ülkücü, Alevi kimliğinde olan birinin oraya atanması da zaten bu hükümetin düşüncesini açık ve net olarak ortaya koymaktadır.”
Maaş alan dedelerin ileride iktidarın istediği vaazları vermek zorunda kalacağını hatırlatan Aydın Atlı, “Biz tabii ki paralı dedeleri istemiyoruz. Neden istemiyoruz? Düşünün, imamlar, şu an cumaları Diyanet’in verdiği vaazları orada okuyorlardır. Alevi diyaneti oluşmuştur, bu da zaten ortadadır. Bizde perşembe akşamları cemler yapılıyor. İleriki dönemlerde bu maaş alan dedelere yazılı metinler vererek topluma kendi düşüncesinde olan Türk İslam sentezine yönelik vaazlar verilmesi istenecektir ki, bu da asıl büyük tehlikeyi ortaya koymaktadır. Biz bu olaya tamamıyla hem dernek olarak hem cemevi olarak hem de Diyarbakır’da yaşayan Aleviler olarak karşı çıkıyoruz. Bizim dışımızda da cemevleri var. Bildiğim kadarıyla onlarla da görüşülmüş. Bazılarının isim bildirdiğini bize söylediler. Bunlar örgütsel yapı içerisinde, örgütlü cemevleri değil. Birçok cemevinde bu tür ilişkilerin kurulduğu da bir gerçektir. Ama biz bunu doğru bulmuyoruz, bu tür yaklaşanların yaptıklarının da doğru olmadığını, tasvip etmediğimizi de onlara bildiriyoruz” diye ekledi.
Alevilerin, hükümetin Alevilere yönelik bu atağına karşı tutumlarının ne olması gerektiğine ilişkin değerlendirmeler yapan Aydın Atlı, örgütlü yapıların içerisinde yer alınması gerektiğine vurgu yaptı. Atlı, şunları ekledi:
“Yüzyıllardır bu Yol günümüze kadar gelmiş, bundan sonra da tabii ki devam edecektir. Buna karşı bizimkilerin ne yapması gerekir? Tabii ki örgütlü bir yapı içerisinde yer almamız gerekir. İçişleri Bakanlığı’nın geçtiğimiz yıllar içerisinde yaptığı araştırmaya göre Türkiye’de 1600’e yakın cemevi olduğu söyleniyor. Bu cemevlerinin yaklaşık 300 tanesi örgütlü yapıların içerisindedir. Geri kalanları örgütlü yapı içerisinde değil. Tabii ki bu cemevlerinin, bağımsız cemevlerinin, köylerde bulunan cemevlerinin o örgütlü yapı içerisine alınması elzemdir. Bunlarla ilişki içerisinde olmamız gerekiyor. Tabii ki devletin olanakları çok, yani biz oraya gidemiyoruz ama bunu yapmak zorundayız. Bire bir bunlarla görüşüp devletin yaptığının doğru olmadığını, bir Alevi diyaneti oluşturma çabası içerisinde olduğunu ve kendi yandaş Alevilerini oluşturmaya çalıştığını da anlatmamız, topluma bunu bildirmemiz gerekiyor.
“ÖRGÜTLÜ OLMADIĞIMIZ SÜRECE BU SALDIRALARA MARUZ KALACAĞIZ”
‘Alevilerin ne yapması gerekiyor’ dersek de kurumlarımızda, cemevlerimizde, derneklerimizde yapılan sosyal, kültürel faaliyetlere bölgemizde ya da Diyarbakır’da köylerde yaşayan Alevileri ya da dışarıdan gelen Alevileri de yapı içerisine çekip, örgütlü mücadele içerisine almamız, Alevilik bilincini, Alevi Yol’unun gereklerini onlara anlatmamız gerekiyor. Örgütlenmeden geçiyor Yol. Örgütlü olmadığımız müddetçe, dağınık olduğumuz süre içerisinde de bu tür saldırılara maruz kalacağız. Bu örgütlü cemevlerine gelip, üye olup, onları desteklememiz gerekiyor.”
PİRHA- ÇEDES projesine ilişkin konuşan PSAKD Diyarbakır Şubesi Cemevi Eşit Başkanı Aydın Atlı, “Anaokullarında ve tüm okullarda mescitlerin zorunlu hale getirilmesine baktığımızda da artık ülkemizin bir İslam cumhuriyetine doğru koşar adımlarla gittiğini görüyoruz” dedi ve bunun sadece Alevilerin sorunu olmadığını ekledi.
AKP iktidarında eğitim politikaları, büyük oranda dini eğitim ve ‘tek din-mezhep’ öncelenerek oluşturuldu. Öğrencilerin ve velilerin tercihlerini görmezden gelen eğitim politikaları nedeniyle dini eğitimin ağırlığı, hemen her yıl katlanarak arttı.
Kamuoyunda büyük tepki çeken “Çevreme Duyarlıyım, Değerlerime Sahip Çıkıyorum” (ÇEDES) adı altında okullara imam atanması projesi, eğitimin daha da dinselleştirilmesi tartışmalarını alevlendirdi. Öğrencilerin adeta Diyanet’e tesliminin önünü açan proje kapsamında Eskişehir ve İzmir’de yer alan 842 okula, “manevi danışman” adı altında imam, müezzin ve vaiz gibi din hizmetlerinde çalışan kişiler atandı.
ÇEDES projesiyle okullarda imamların derse girmesinin önünü açan Milli Eğitim Bakanlığı (MEB), şimdi de okul öncesi eğitim kurumlarında mescidi zorunlu hale getirdi.
Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD)Diyarbakır Şubesi Cemevi Eşit Başkanı Aydın Atlı, ÇEDES projesine ilişkin PİRHA‘ya konuştu.
Son dönemlerde okullara yönelik uygulamaya konan ÇEDES projesinin ismine bakıldığında çok da itici gelmediğini ama asıl önemli olanın altındaki gerçeklere bakmak olduğunu belirten Atlı, okullara fahri imam atanmasıyla ilgili olarak, “Bizim bildiğimiz rehberlik çalışmalarına rehberlik öğretmenleri katılır. Şimdi artık bunları da ekarte edip çocuklarımızı direk imamlara teslim ediyorlar. Pedagojik eğitim almamış kişilerin bu tür rehberlik çalışmaları yapmaları, tabii ki çocuklarımızın ilerideki öğrenim hayatları açısından çok sakıncalı” dedi.
“ÇEDES’E SADECE ALEVİLER DEĞİL TÜM TOPLUM KARŞI ÇIKMALI”
Buradaki amacın sorgulanması gerektiğini ifade eden Atlı, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Aslında buradaki amaç bütün okulları imam hatipleştirmek, bütün dersleri zorunlu din dersine yöneltmek. Son dönemlerde anaokullarına zaten zorunlu din dersleri getirilmişti. Anaokullarında ve tüm okullarda mescitlerin zorunlu hale getirilmesine baktığımızda da artık ülkemizin bir İslam cumhuriyetine doğru koşar adımlarla gittiğini görüyoruz. Buna sadece Alevilerin karşı çıkması gerekmiyor. Bu bütün toplumun, Türkiye toplumunun bir sorunudur. Buna acilen karşı çıkılmadığı müddetçe ileride çok büyük sorunlarla karşılaşacağız.
Tüm toplum olarak, demokratik sivil toplum kuruluşları ve bütün siyasi partiler olarak buna karşı çıkmak gerekiyor. Sesimizi yükseltmemiz gerekiyor. ÇEDES projesinin iptal edilmesi için bir an önce insanların sahaya inip seslerini yükseltmesi gerekiyor.”
PİRHA – Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Diyarbakır Şubesi/Cemevi’nde Aşık Veysel anma etkinliği düzenlendi. Etkinlikte Aşık Veysel’in 109 yıllık sazını çalıp türküler söyleyen Şentürk İyidoğan, sazın 1999’da kendisine verildiğini belirtti.
UNESCO’nun ilan ettiği 2023 Aşık Veysel Yılı kapsamında Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Diyarbakır Şubesi/Cemevi’nde Aşık Veysel anma etkinliği düzenlendi. Etkinlikte Sivaslı Saz Ustası ve Halk Ozanı Şentürk İyidoğan, Aşık Veysel’in sazıyla ozana ait türküleri seslendirdi.
“AŞIK VEYSEL ÖNEMLİ BİR HALK OZANIDIR”
Etkinlikte konuşan PSAKD Diyarbakır Şubesi/Cemevi Eşit Başkanı Aydın Atlı şunları dile getirdi:
“2023 yılı UNESCO tarafından Aşık Veysel’i anma yılı olarak kabul edildi. Bu nedenle de bir etkinlik düzenlemek istedik. Sözlü kültürün ve aşık geleneğinin son büyük temsilcilerinden olan Aşık Veysel Şatıroğlu’nu özlemle anıyoruz. Aşık Veysel olarak bilinen Veysel Şatıroğlu 1894 yılında Sivas’ta doğmuştur. Türk edebiyatına kazandırdığı eserleriyle ölümsüzlük katan Aşık Veysel önemli bir halk ozanıdır. ‘Uzun ince bir yoldayım, ‘Benim sadık yarım kara topraktır’, ‘Dostlar beni hatırlasın’ gibi büyük eserlerin sahibi olan Aşık Veysel ölümünün 50. yıl dönümünde saygıyla anılıyor.”
“AŞIK VEYSEL BENİM HAYATIMDA HEP OLDU”
Aşık Veysel’in sazının 1999 yılında kendisine verildiğini söyleyen Şentürk İyidoğan, “Asıl bana türküyü söyleten rahmetli Muhlis Akarsu olsa da benim hayatımda hep Aşık Veysel olduğu için size hem Aşık Veysel’den çalıp hem de anlatmak istiyorum” dedi.
İlgi ve beğeni toplayan etkinlik, Aşık Veysel’e ait türkülerin dinletisiyle son buldu.
PİRHA-Muharrem ayı dolayısıyla Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Diyarbakır Şubesi’nde Muharrem Cemi yapıldı.
Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Diyarbakır Şubesi’nde Muharrem ayı dolayısıyla Muharrem Cemi yapıldı.
Cemi, Dede Kargın Ocağından Musa Kargın dede yürütürken, zakirliğini Zeynel Abidin Ocağından İbrahim Erkul ile Kureyş Ocağından Onur Hünkar yaptı.
Cem başlarken Ümmühan Kahraman isimli kadın, matem ayı dolayısıyla ağıt yaktı. Musa Kargın dede, Muharrem ayının öneminden söz etti. Cemde, deyişler, nefesler eşliğinde semahlar dönüldü.
Gülbenglerin okunmasının ardından Aşure lokmaları pay edildi