PİRHA- Bugün yayınlanan Resmi Gazete’de Munzur ve Pülümür vadileri “kesin korunacak hassas alan” ilan edildi.
Dersimli yurttaşların, çevre ve hukuk örgütlerinin verdiği mücadele sonuç verdi, Munzur ve Pülümür vadileri “kesin korunacak hassas alan” olarak ilan edildi.
Resmi Gazete’nin bugünkü sayısında Cumhurbaşkanı Erdoğan imzasıyla yayınlanan kararda Munzur ve Pülümür vadileri “kesin korunacak hassas alan” ilan edildi.
PİRHA- Yüksek rakımlı dağların arasından Pülümür Çayı’nı takip ederek uzanan Pülümür Vadisinde, Şubat ayında iki mevsim bir arada yaşanıyor. Pülümür Vadisi, zengin florası, bakir doğası, biyolojik çeşitliliğiyle biliniyor.
Yüksek rakımlı dağların arasında yer alan ve Dersim-Erzincan karayolu boyunca uzanan Pülümür Vadisi, çok dik ve dar yüzeylerden oluşan Munzur Vadisi’ne göre daha geniş, daha oval ve iklim olarak da daha yumuşak. Vadinin temel yaşam kaynağı olan Pülümür Çayı, kent merkezinde Munzur Suyuyla birleşerek Keban Barajı’na doğru yol alır.
AYNI ANDA İKİ MEVSİM YAŞANIYOR
Dersim-Pülümür yolunun yaklaşık 20. Kilometresinde bulunan Nazimiye yol ayrımının karşı tarafında, Zel dağının eteklerine denk gelen bir bölgeden Pülümür Vadisini görüntüledik.
İki mevsimin bir arada yaşadığı vadide, dağların zirvelerinde kar varken, alçak kısımlarda hava güneşli ve gayet sıcak.
Nazimiye yol ayrımından Dersim merkeze doğru görüntülediğimiz vadide, Pülümür Çayı, karayoluna paralel olarak kent merkezine doğru yol alıyor. Çay üzerine kurulu kum tesisi de dikkatimizden kaçmadı.
Yılın her mevsiminde göz alıcı güzellikler oluşturan Pülümür Vadisi, zengin florası, bakir doğası, biyolojik çeşitliliği ve görülecek yerleriyle, havaların sıcak olduğu aylarda, başta Dersim merkez ve Erzincan olmak üzere çevre illerden ve büyük kentlerden yoğun bir ziyaretçi akınına uğruyor.
PİRHA-Dersim Baro Başkanı Avukat Fatma Kalsen, Cumhurbaşkanlığı kararnamesiyle, daha önce tam koruma altında olan alanların bu statüsünün düşürüldüğünü ve bununla Dersim coğrafyası ve yaşam alanlarının risk altına girebileceğini ifade ediyor.
Munzur ve Pülümür vadileri, 28 Ağustos 2023 tarihinde Resmi Gazete’de yayımlanıp yürürlüğe giren 7517 sayılı Cumhurbaşkanlığı Kararı ile Potansiyel Doğal SİT Alanı’nın koruma statüsünün değerlendirilmesi sonucunda ‘kesin korunacak hassas alan’ olarak ilan edildi. Bu karar belli bir kesimde sevinç, bazılarında ise endişe yarattı.
Munzur ve Pülümür vadilerinde gölet, gözeler, kaya, ulu ağaç gibi yeryüzü kültleri, açık inanç mekânları var. Bu vadiler Dersimli Aleviler için inanç merkezleri aynı zamanda.
Munzur ve Pülümür Vadilerinin, Cumhurbaşkanlığı Kararıyla ‘kesin korunacak hassas alan’ ilan edilmesinin ne anlama geldiğini ve olası sonuçlarının neler olabileceğini Dersim Baro Başkanı AvukatFatma Kalsen’e sorduk.
“KORUMA ALTINA ALINAN ALANLAR ÇOK SINIRLI”
Munzur Vadisi, Pülümür ve merkezin nehir kısımlarını kapsayan alanların kesin korunması gereken hassas alan olarak belirlendiğine ilişkin Cumhurbaşkanlığı Kararnamesinin, basına düşünce Dersim kamuoyu tarafından büyük bir sevinçle karşılandığını ancak işin aslının böyle olmadığının altını çizen Kalsen, “Dersim coğrafyasının öteden beri devam edegelen sorunları noktasında Dersim halkının bir mücadelesi vardı. Ovacık ve Pülümür vadilerinde yapımı planlanan baraj ve HES (Hidroelektrik Santrali) projelerinin iptalini sağlamaya yönelik mücadelelerle bugüne kadar gelindi. Son kararname ile birlikte hem Ovacık hem Pülümür vadilerinin korunmasına dair kararnamenin çıkarılması, halk nezdinde verilen bu mücadelenin bir sonucu olarak da algılandı. Ancak kararname ekinde gösterilen krokiler incelendiğinde, koruma altına alınan alanların çok sınırlı kaldığı, sadece vadi tabanlarını kapsayan ve ikinci derece koruma sağlayan bir kararname olduğu ortaya çıktı” dedi.
Munzur Vadisinin daha önce Munzur Gözelerini de kapsayan birinci derece SİT alanı olarak belirlendiğini ve buraya birinci derecede mutlak korunması gereken alan statüsü verildiğini ancak yayımlanan son kararname ile bu statünün sadece gözelerin üst kısımlarını kapsadığını, Munzur Gözeleri alanı da dahil tüm diğer alanların bu statüden çıkarıldığını vurgulayan Kalsen, ilerleyen süreçte bu kararnameyle koruma altına alınan alanlarla ilgili pratiklere bakıp Dersim Barosu olarak gerekli hukuksal değerlendirme ve çalışmaları yapacaklarını ifade etti.
“COĞRAFYA VE YAŞAM ALANLARIMIZ CİDDİ BİR RİSK ALTINA GİREBİLİR”
Kalsen, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Kararname ile birlikte koruma altına alınan alanların çok sınırlı kaldığını, Dersim coğrafyasının bitki örtüsüyle, florası faunasıyla, endemik bitki türleriyle, yaban hayatıyla bir bütün olarak korunması gereken özgün bir alan olduğunu düşünüyoruz. Gelecekte bizi bekleyen en ciddi tehlikelerden biri de verilen birçok maden ruhsatının hayata geçirilmesi durumunda, coğrafya ve yaşam alanlarının ciddi bir risk altına gireceği yönünde ortaya çıkan kaygıdır.
Yayımlanan bu kararname aslında Dersim coğrafyasının bu özgünlüğünü koruyan bir kararname değil. Çünkü sadece vadi tabanlarını ikinci derece koruma altına alıyor ama bu da tam bir koruma statüsü değil. İlerleyen süreçte madencilik faaliyetlerinin hayata geçirilmesi durumunda, bir altın arama faaliyetinin yürütülmesi esnasında kullanılacak siyanürün Munzur’a, Pülümür nehrine karışmasını engelleyen bir koruma kararı olmadığı için, bunun yetersiz bir koruma statüsü olduğunu ifade etmek istiyoruz.”
“DERSİM COĞRAFYASININ BİR BÜTÜN OLARAK KORUNMAYA ALINMASI LAZIM”
Her ne kadar buralarda madencilik faaliyetleri yapılamayacak ise de aslında doğal suların kullanımı konusunda da herhangi bir engelin söz konusu olmadığını dile getiren Kalsen, “ÇED (Çevresel Etki Değerlendirme) sürecine bağlı olarak alınacak raporlarla, idari izinlerle, ortaya konan ilke kararları ve uygulanan pratiklerle birlikte, her iki vadinin nehir tabanları üzerinde birtakım faaliyetlerin yapılabileceğini maalesef görebiliyoruz. Bizce koruma altına alınması gereken bu alanların genişletilmesi ve bir bütün olarak Dersim coğrafyasını korumaya yönelik, hakikaten buradaki doğal yaşamı, endemik bitkileri, yaban hayatı ve inanç merkezlerini birlikte korumayı sağlayan bir kararnameyle idari tasarrufun yapılması gerektiğini düşünüyoruz” ifadelerine yer verdi.
PİRHA- TMMOB Dersim İKK Sekreteri Uğur Beycan, Munzur ve Pülümür Vadilerinin ‘kesin korunacak hassas alan’ ilan edilmesiyle ilgili Cumhurbaşkanlığı kararnamesiyle Munzur Vadisinin birinci derece sit alanı olmaktan çıkarıldığını ve bu kararla yapılaşmanın önünün açılacağını ifade ediyor.
Munzur ve Pülümür vadileri, 28 Ağustos 2023 tarihinde Resmi Gazete’de yayımlanıp yürürlüğe giren 7517 sayılı Cumhurbaşkanlığı Kararı ile Potansiyel Doğal SİT Alanı’nın koruma statüsünün değerlendirilmesi sonucunda ‘kesin korunacak hassas alan’ olarak ilan edildi. Bu karar belli bir kesimde sevinç, bazılarında ise endişe yarattı.
Munzur ve Pülümür vadilerinde gölet, gözeler, kaya, ulu ağaç gibi yeryüzü kültleri, açık inanç mekânları var. Bu vadiler Dersimli Aleviler için inanç merkezleri aynı zamanda.
Munzur ve Pülümür Vadilerinin, Cumhurbaşkanlığı Kararıyla ‘kesin korunacak hassas alan’ ilan edilmesinin ne anlama geldiğini ve olası sonuçlarının neler olabileceğini TMMOB Dersim İKK Sekreteri Uğur Beycan’a sorduk.
“NİTELİKLİ KORUMA ALANLARINDA BAŞKA FAALİYETLER DE YÜRÜTÜLEBİLİYOR”
Konuyla ilgili 28 Ağustos’ta bir Cumhurbaşkanlığı kararnamesi yayımlandığını ve bu kararnameyle Munzur ve Pülümür Vadilerinin hassas koruma alanları ilan edildiğini söyleyen Beycan, “Bu topluma, kamuoyuna, vadilerin tamamının birinci derece Sit alanı ilan edilmiş gibi yansıdı ama biraz teknik veya yasal-hukuki boyutuna girdiğimiz zaman, daha önceden Türkiye’de sit alanları birinci, ikinci ve üçüncü derece diye nitelendiriliyordu. Sonra yapılan bir değişiklikle birinci derece sit alanları, ‘hassas koruma alanları’ olarak nitelendiriliyor. İkinci derece sit alanları ‘nitelikli koruma alanları’, üçüncü derece sit alanları ise ‘sürdürülebilir koruma alanları’ olarak nitelendiriliyor” dedi.
Üç dereceli bu koruma sistemiyle ilgili detayları ise Beycan şöyle açıklıyor:
“Hassas koruma alanları, üzerinde herhangi bir beşeri faaliyetin yürütülemediği, bir yapılaşmanın geliştirilemediği, turizm, madencilik faaliyetlerinin yürütülemediği, insan baskısından ve beşeri yapılaşmadan tamamen izole edilen, tabiri caizse çivi çakılmayan, doğanın, ekolojinin korunması üzerine şekillendirilmiş alanlardır. Nitelikli koruma alanlarında da bir koruma alanı mevcut ama bu koruma alanı içinde yürütmek istediğiniz faaliyetler bakanlık düzeyinde bir kurulun iznine tabi tutulmak zorunda. Nitelikli koruma alanlarında HES’ler (Hidroelektrik santralleri), baraj gölleri, GES’ler (Güneş enerjisi santrali), maden faaliyetleri yürütülebiliyor. Geçen sene yapılan bir düzenleme ile hidroelektrik santralleri ve barajlar bu kapsamdan çıkarıldı ama diğer faaliyetler hala yürütülebiliyor.”
“MUNZUR GÖZELERİ BİRİNCİ DERECE SİT ALANINDAN ÇIKARILMIŞ OLDU”
Cumhurbaşkanlığı kararnamesiyle ilgili olarak da, yekünüyle ele alındığı zaman olumsuzlanacak bir durum olmadığını belirten Beycan, “Munzur Gözeleri daha önce birinci derece sit alanı içindeydi. Bu kararname ile Munzur Gözeleri birinci derece sit alanı içerisinden çıkartıldı ve ikinci derece yani nitelikli koruma alanı statüsüne dahil edildi. Hassas ve birinci derece dediğimiz koruma alanları ise Munzur Gözelerinin çıktığı üst kotları kapsıyor. Gözelerin üst tarafında bir çıplak dağ var. O alanı kapsıyor. Çap olarak vermek gerekirse Ziyaret, Yeşilyazı (Zeranik), Koyungölü (Kedek) bölgesinin üst kotlarını kapsıyor” şeklinde konuştu.
“KARARNAME MADENCİLİK VE TURİZM FAALİYETLERİNİ ENGELLEMİYOR”
Kararnameyle ortaya çıkan yeni durumu hem toplumsal hem de TMMOB olarak değerlendirdiklerini ifade eden Beycan, şunları aktardı:
“Munzur nehrinin tabanıyla, Pülümür nehrinin tabanı, şu anda ikinci derece olarak nitelendirdiğimiz, nitelikli koruma alanı statüsüne alınmıştır. Bu, şu anlama geliyor: Munzur nehrinin tabanıyla, Pülümür nehrinin tabanı, bu hat boyunca burada HES yapamazsınız ama GES yapabilirsiniz. Günübirlik tesisler yapabilirsiniz. Buralar insan baskısına açılabilir. Turizm işletmeciliğine açılabilir. Bunların yapılabilmesi bakanlık ve kurul onaylarına tabi ama bu kararname, bunun önünü açan bir yasal düzenlemedir. Pülümür nehri ilk defa bir yasal statü kazanıyor. Bu anlamda önem arzediyor ama bu yasal statü ile nehir tabanından ziyade kapsamının daha da genişletilmesi uygun olacaktır. Munzur nehrinin tabanı hakeza ikinci derece koruma alanını kapsıyor ve bu madencilik, GES, turizm faaliyetlerini engelleyen bir nitelik taşımıyor. Buranın da çapının genişletilmesi, hatta her iki nehrin tamamının birinci derece hassas koruma alanları kapsamına alınması gerektiğine inanıyoruz. Çünkü oradaki ekolojik flora ve faunadan tutun da oradaki canlı yaşamına, endemik türünden tabiat parklarına kadar; kesinlikle insan baskısından uzaklaştırılması, beşeri yapılaşmaya kapatılması gerekiyor. Burası Türkiye’nin en büyük, dünyanın da sayılı milli parklarından biri ve çok ciddi korunması gerekiyor ve bu korumanın devletin statüsüyle yapılması gerekiyor.”
PİRHA- Önceki dönem CHP Dersim Milletvekili Polat Şaroğlu, Munzur ve Pülümür Vadilerinin ‘kesin korunacak hassas alan’ ilan edilmesiyle ilgili Cumhurbaşkanlığı kararını, faydalı ve doğru olarak nitelendirdi. Şaroğlu, “İhtiyaç halinde her şey yapılabilir ama birinci önceliğimiz doğanın korunması ve ona zarar verilmemesidir” dedi.
Munzur ve Pülümür vadileri, 28 Ağustos 2023 tarihinde Resmi Gazete’de yayımlanıp yürürlüğe giren 7517 sayılı Cumhurbaşkanlığı Kararı ile Potansiyel Doğal SİT Alanı’nın koruma statüsünün değerlendirilmesi sonucunda ‘kesin korunacak hassas alan’ olarak ilan edildi. Bu karar belli bir kesimde sevinç, bazılarında ise endişe yarattı.
Munzur ve Pülümür vadilerinde gölet, gözeler, kaya, ulu ağaç gibi yeryüzü kültleri, açık inanç mekânları var. Bu vadiler Dersimli Aleviler için inanç merkezleri aynı zamanda.
Munzur ve Pülümür Vadilerinin, Cumhurbaşkanlığı Kararıyla ‘kesin korunacak hassas alan’ ilan edilmesinin ne anlama geldiğini ve olası sonuçlarının neler olabileceğini önceki dönem CHP Dersim Milletvekili Polat Şaroğlu’na sorduk.
“SEVİNÇLE KARŞILIYORUM”
Kararın oldukça olumlu olduğunu ifade eden Şaroğlu, “Sürecin böyle sonuçlanması Tunceli açısından, bizim açımızdan çok faydalı ve çok doğru. Sevinçle karşılıyorum. Burası bizim için önemli. Buraya yalnızca bir doğa olarak bakmayın, yalnızca bir toprak ya da gelir kaynağı olarak bakmayın. Alevi toplumu, doğaya inancı gereği, doğadan geldiğine, doğadan varolduğuna inandığı için, asla ve asla bu toprakların taşına toprağına kimseyi dokundurtmayacak bir inanca sahip. Bu vadinin her kilometresinde bir ziyaret, adak kesme yeri var. İnsanların gerek yurtiçinden gerek yurtdışından gelip buralarda inancını yaşadığını, dua ettiğini, adaklarını kestiğini biliyoruz” dedi.
“DEVLETİN BİZİ ANLAMASINI İSTİYORUZ”
Baraj ya da madencilik bahane edilerek doğanın ve inanç yerlerinin yok edilmek istendiğini belirten Şaroğlu, “Biz de toplum olarak buna sürekli karşı geleceğimizi, devletle çatışma içinde olmak istemediğimizi ama devletin de bizi anlaması gerektiğini söylüyoruz” ifadelerini kullandı.
“YERÜSTÜ ZENGİNLİKLERİ YERALTI ZENGİNLİKLERİNDEN DAHA DEĞERLİDİR”
Alınan kararın tüm Dersim coğrafyasına yayılarak her bölgenin bu şekilde hassas korunması gerektiğini söyleyen Şaroğlu, “Ama en azından bu da güzel bir sonuç. İnşallah önümüzdeki süreçte, belki bizim iktidarımız döneminde, bu toprağı tamamen kesin koruma altına alarak doğamızı koruruz. Çünkü biz şuna inanıyoruz. Yeraltı zenginliklerimiz yerüstü zenginliklerinden daha değerli değil. Yeraltı zenginliği bir anlıktır, alırsınız, biter ama yerüstü zenginliklerimiz bitmeyecek, nesilden nesile devam edecek ve her şeye gelir olarak baktığınız zaman bile, yerüstü zenginlikleri sürekli kazandıran bir şey” diye belirtti.
Doğasıyla, yaşam tarzıyla, insana ömür vermesiyle özel olan Dersim coğrafyasının mutlak korunması gerektiğinin altını çizen Şaroğlu, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Düşünün ki bugün bir maden çalışması yapıldığı andan itibaren, yer altı dengelerinin, su yataklarının yapısının bozulması ve kaynakların kaybolmasıyla hayat bitecek. Oysa doğayı bu haliyle koruduğumuz zaman sürekli gezilip görülebilen, yaşamı devam ettiren, ömre ömür katan bir coğrafya sağlayacağız. O yüzden biz her zaman diyoruz ki yerüstü zenginliklerimiz yeraltı zenginliklerinden kat be kat daha kıymetlidir. Ve biz bunun böyle kalması için, halkla ve doğaseverlerle birlikte sonuna kadar mücadele edeceğiz. Tabi ki ihtiyaç varsa, o ihtiyaç doğrultusunda coğrafyaya, o toprağa, o doğaya yakışır bir şekilde istihdam da yaratılabilir. Biz ‘çarşı her şeye karşı’ mantığıyla bakmıyoruz. İhtiyaç halinde her şey yapılabilir ama birinci önceliğimiz doğanın korunması ve ona zarar verilmemesidir.”
PİRHA- Munzur ve Pülümür Vadileri ile ilgili Cumhurbaşkanlığı Kararının detaylarıyla ilgili görüşlerine başvurduğumuz Avukat Barış Yıldırım, alınan her iki kararı da net olarak olumlu buluyor.
Cumhurbaşkanlığı Kararıyla Munzur ve Pülümür Vadilerinin ‘kesin korunacak hassas alan’ ilan edilmesinin ne anlama geldiğini ve olası sonuçlarının neler olabileceğini Avukat Barış Yıldırım’a sorduk.
Türkiye Barolar Birliği Çevre ve Kent Hukuk Komisyonu ile Çevre ve Ekoloji Hareketi Avukatları (ÇEHAV) üyesi olan Yıldırım, geçmiş dönemde Dersim Baro Başkanlığı da yapmış bir hukukçu ve halihazırda bu alanda çalışma yürüten biri. Yanısıra Dersim ve çevre illerde baraj ve HES’lerle madencilik projelerine karşı yürütülen davaların avukatlığını da yapıyor.
Munzur ve Pülümür Vadileri ile ilgili Cumhurbaşkanlığı Kararının detaylarıyla ilgili görüşlerine başvurduğumuz Avukat Barış Yıldırım, alınan her iki kararı da net olarak olumlu buluyor.
“TARİHİ ÖNEME SAHİP OLUMLU BİR KARAR”
Yıldırım, “Coğrafyamız için son derece tarihi öneme sahip, olumlu iki karar var. Tunceli ili merkez ilçesi, Ovacık ve Pülümür ilçesi sınırları dahilinde bulunan Munzur ve Pülümür vadileri, 25 Temmuz 2023 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanan karar ile nitelikli doğal koruma alanı olarak ilan edildi. İlan edilen saha Munzur Vadisi Milli Parkı’nın temel kaynak değeri Munzur nehrinin tabanı, suyun toprağa temas ettiği kısmı ile Pülümür Vadisi’nin temel kaynak değeri olan Pülümür çayının taban bölümüdür. Ayrıca 29 Ağustos 2023 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanan Cumhurbaşkanlığı kararıyla da Munzur havzasının bir bölümü kesin korunacak hassas alan ilan edildi” dedi.
Bunların mevzuattaki en önemli doğal koruma statüleri olduğunu, en üstün doğal koruma statüsünün kesin korunacak hassas alan, ikincisinin nitelikli doğal koruma alanı olduğunu ifade eden Yıldırım, bunun, belli ekolojik alanların özel mevzuat hükümleriyle korunması hususunda düzenlemeler içerdiğini söylüyor.
“MUNZUR, DÜNYA KÜLTÜREL MİRAS LİSTESİNE ÖNERİLMELİDİR”
Ovacık ve Pülümür vadilerinin, ekolojik öneme sahip, doğal karakteri korunacak alanlar pozisyonunda olduğunu belirten Yıldırım, “Bölge flora olarak çok zengin. Geçmişte Orman ve Su işleri Bakanlığı’nın UBENİS, Ulusal Biyolojik Çeşitlilik, Envanter ve İzleme Projesi kapsamında yaptığı çalışmalarda 2000’in üzerinde bitki saptandı. Bu bitkilerin yüzde yirmisi endemik. Bu bitki sayısı Hollanda’dan, İngiltere’den fazla. Avrupa’nın herhangi bir ülkesinden çok daha fazla tür var. Bu bile buradaki biyolojik zenginliğe delalet etmesi bakımından çarpıcı bir veri” diyor.
Munzur havzasının bir bütün olarak, Türkiye’nin taraf olduğu Dünya Kültürel ve Doğal Mirasının Korunmasına dair sözleşme hükümlerine göre, Dünya Kültür Mirası Listesi’ne önerilmesi gerektiğini söyleyen Yıldırım, “Bir doğal veya kültürel havzanın dünya kültür mirası listesine alınması için 10 kriter var. Munzur, tek başına 6’sını karşılayan ender milli parklardan biri. Bu bakımdan sadece doğal koruma statüleri ile teçhiz edilmesi değil aynı zamanda dünya kültür mirası listesine de önerilmesi için görevli bakanlıklarımız vasıtasıyla bir çalışma yürütülmesini de bekliyoruz” şeklinde konuştu.
“KAMUOYUNUN HİÇBİR KUŞKUSU OLMASIN”
Doğal koruma statülerinin hepsinin son derece önemli olduğunu, burada bir doğal koruma statüsünün kaldırılmadığını, yeni bir doğal koruma statüsü inşa edildiğini ifade eden Yıldırım, “Kamuoyunda hiçbir kuşku oluşmasın, bunu çok net söylüyorum. Nitelikli doğal koruma alanlarında kesinlikle baraj, HES gibi ekosistemi yıkıcı şekilde etkileyecek projelere izin verilmiyor. Kesin korunacak hassas alanlar ise bilimsel amaçlı çalışmalar dışında insan etkileşimine tamamen kapalı olan alanlardır. Kesin korunacak hassas alan, birinci derece doğal sit alanına, nitelikli doğal koruma alanı ise ikinci derece sit alanına tekabül ediyor. Ama her ikisinde de ortak özellik şudur; ekosistem tahribi, habitat tahribi kesinlikle yasaklanmıştır” değerlendirmesinde bulundu.
“NİTELİKLİ DOĞAL KORUMA MADEN SAHALARINI KAPSAMIYOR”
Maden projelerinin gerçekleştirilmek istendiği sahaların, vadi tabanından çok daha yukarıda bulunduğunu, nitelikli doğal koruma alanının sınırının ise akarsu habitatı boyunca uzanan yerler olduğunu ve sadece akarsu yataklarının koruma kapsamda olduğunun altını çizen Yıldırım, “Ancak örneğin 2021’de madenciler Ovacık ilçesi, Reşko Deresi bölgesinde, kaçak şekilde maden sondajı yaptılar. Reşko Deresi Munzur’a akıyor. Dolayısıyla orada yapılacak çalışma aşağıda nitelikli doğal koruma alanının temel kaynaklarını zedeleyici olursa -ki zedeler- bu da madenler için bir engeldir. Orada hiçbir doğal koruma statüsü olmadığını düşünün. Mesela Pülümür Vadisi’nde hiçbir doğal koruma statüsü yoktu, burası bir statüye kavuşturuluyor” dedi.
PİRHA- Munzur ve Pülümür vadilerinin, Cumhurbaşkanlığı Kararı ile ‘kesin korunacak hassas alan’ ilan edilmesi, başlangıçta bir sevinç yaratsa da devamında soru işaretlerini de gündeme getirdi. Avukat Murat Cano, bu kararın vadilerde yapılaşmanın önünü açabileceğini düşünüyor.
7517 sayılı Cumhurbaşkanlığı kararı ile Munzur ve Pülümür vadilerinin ‘kesin korunacak hassas alan’ ilan edilmesinden sonra, Resmi Gazete’de yayımlanıp yürürlüğe giren kararın gerçekten neye tekabül ettiğini, dosyamızın ikinci bölümünde Avukat Murat Cano’ya sorduk.
Murat Cano, Dersimli bir avukat olmasının yanında azınlık hakları, Hasankeyf ve 2000’lerinlerin başında Munzur Vadisi etrafında yapılması planlanan 8 baraj projesi gibi birçok alanda hukuki itirazlarıyla bilinen bir avukat.
Cano ayrıca Türkiye’deki pek çok Rum, Ermeni, Yahudi vakfına, hukuk mücadelelerinde önemli katkılar sağladı. Hasankeyf’in sular altında kalmasına sebep olan baraj projesi ile ilgili davayı Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne (AİHM) taşıdı. Cano, Dersim’de yapılması planlanan baraj projelerine de itiraz etti. Başlattığı hukuk mücadelesine toplumsal bir baskının eşlik etmesi gerektiğini savunan Cano, ‘Munzur boğulmasın’ başlığıyla 2000’lerin başlarında Dersim dernekleri öncülüğünde yürütülen protesto kampanyasına önemli destek verdi.
“KARARA KARŞI DAVA AÇMAK GEREKİYOR”
Munzur ve Pülümür Vadilerini kapsayan söz konusu kararla ilgili görüşlerine başvurduğumuz Avukat Murat Cano, kararın yaratabileceği sonuçlar hakkında olumsuz düşünenlerden biri. Öncelikle PİRHA’ya açıkladığı görüşlerin bir ön değerlendirme olduğunu, kesin değerlendirmesini teknik tespitleri harita üzerinde uzmanlardan aldıktan sonra, su-iklim-hayat ilişkisine göre yapacağını belirten Cano, şunları söyledi:
“Bu karar yürürlükte kalırsa ve buna göre uygulama yapılırsa biz coğrafyamızı kaybederiz. Doğal alanların korunması konusunu ikiye ayırmışlar. Mutlak olarak korunması gereken alanlar birinci derecede koruma altına alınırken, nispeten korunabilir alanlar için ikinci derecede koruma tarifi yapılıyor. İkinci grup alanlarda yapılaşma bakımından daha kolaylaştırıcı ve gevşek davranılmış. Bu ayrımda mutlak olarak korunması gereken alanlar dışındaki bütün alanlarda yapılaşma olanağı oluşuyor. Turizm amaçlı, kamu güvenliği ihtiyacı amaçlı, hayvancılık, balık çiftliği gibi tesis kurma amaçlı yapılaşmanın önü açılıyor. Ayrıca kesin korunması gereken alanlar dışındaki alanlar bakımından, önceden var olan koruma statüsü hemen hemen bertaraf edilmiş durumda. Bu kararın uygulanmasının durdurulması ve iptali için Ankara’da dava açmak gerekiyor.”
ULUSLARARASI SÖZLEŞMELERE İŞARET EDİLDİ!
Murat Cano, Munzur Vadisi Milli Parkı’nın kabul edilmiş ve haritaya bağlanmış sınırları olduğunun ise altını çizdi. Cano, Pülümür Vadisi’nin de potansiyel korunması gereken doğal varlık olma özelliği olduğunu ama bu yönlü henüz bir tescilin olmadığını belirterek şunları söyledi:
“Her iki vadi birlikte, iklim dengesi, orman varlıkları, bitki örtüsü, milli park, yaban hayatı, su ve su canlıları bakımından bir bütünlük arz ediyor, birlikte bir fonksiyon ifa ediyorlar. Bunların korunmasıyla ilgili bir dizi uluslararası sözleşme var. Hatta Paris İklim Sözleşmesi şartları artık gözetilmek zorunda. Çünkü su, iklimi belirleyen belli başlı temel unsurlardan biri.”
PİRHA- 7517 sayılı Cumhurbaşkanlığı Kararı ile Munzur ve Pülümür Vadileri, kesin korunacak hassas alan olarak ilan edildi.
7517 sayılı Cumhurbaşkanlığı Kararı ile Munzur ve Pülümür Vadileri, Potansiyel Doğal SİT Alanının koruma statüsünün değerlendirilmesi sonucunda kesin korunacak hassas alan olarak ilan edildi. Karar, Resmi Gazete’de bugün yayımlandı.
7517 sayılı Cumhurbaşkanlığı Kararı şöyle:
“Tunceli ili Pülümür, merkez ve Ovacık ilçeleri sınırları içerisinde bulunan Munzur ve Pülümür Vadileri Potansiyel Doğal Sit Alanının koruma statüsünün değerlendirilmesi sonucunda, ekli kroki ile listede sınır ve koordinatları gösterilen alanın kesin korunacak hassas alan olarak tescil ve ilan edilmesine 1 sayılı Cumhurbaşkanlığı Kararnamesinin 109’uncu maddesi gereğince karar verilmiştir.”
DAHA ÖNCE RAPOR HAZIRLANMIŞTI
İki yıl önce Çevre ve Şehircilik Bakanı Murat Kurum öncülüğünde Munzur ve Pülümür vadilerinin doğal SİT açısından değerlendirilerek, “kesin korunacak hassas alan” ilan edilmesi ile ilgili olarak, ‘Ekolojik Temelli Bilimsel Araştırma Projesi’ hazırlanmıştı. Bu proje kapsamında, alanı tehdit eden faktörlerin kontrol altına alınabilmesi ve bunların korunarak gelecek nesillere aktarılabilmesi için, bilimsel kriterler ışığında alanın biyo-ekolojik, jeolojik, hidrojeolojik ve jeomorfolojik değerlerinin belirlenmesi amacıyla bölgeye gönderilen uzmanlarla, ekolojik değerlendirme çalışması yapılmış ve bir rapor hazırlanıp Cumhurbaşkanlığı’na sunulmuştu.
PİRHA-Pülümür Vadisi boyunca onlarca kutsalın olduğu yol üzerinde Dersim’in acısını sembolize eden ve her Dersimlinin suyun her damlasında yitip giden onbinlerin acısını hissettiği Ağlayan Kayalar da, “görsel şölen”, “buz gibi suyu”, “donan suyunun oluşturduğu sarkıtlar hayranlık uyandırıyor” ifadeleriyle hikayesinden uzaklaştırılıp tüketim objesine dönüştürülmeye çalışılırken, etrafıda ‘piknikçiler’ tarafından kirletiliyor.
Dersim’in taşı toprağı kutsallarla dolu. Özellikle Dersim Katliamı sonrası yurttaşlar acılarını taşa, suya, ateşe, ziyaretlerine, ocaklarına, ağacına, kuşuna anlatır olmuş. Dersim’in kayıp kızlarından Huriye Aslan’ın “Taş olsaydım erirdim, toprak oldum dayandım” sözleriyle acılarını, Dersim’e, anasına, yurduna, toprağına olan özlemini anlatmıştı.
Hardo Dewreş Dersim, son yıllarda kutsal topraklardan çok turistik gezilerin merkezi haline gelmiş durumda. Pirlerin, rayberlerin, taliplerin ayakkabılarını toprağı kirlenmesin diye çıkartıp yalın ayak gittiği, nefesini tuttuğu kutsallar birer turizm objesi haline getirilmeye çalışılıyor.
Pülümür Vadisi boyunca onlarca kutsalın olduğu yol üzerinde Dersim’in acısını sembolize eden ve her Dersimlinin suyun her damlasında yitip giden onbinlerin acısını hissettiği Ağlayan Kayalar da, “görsel şölen”, “buz gibi suyu”, “donan suyunun oluşturduğu sarkıtlar hayranlık uyandırıyor” ifadeleriyle hikayesinden uzaklaştırılıp tüketim objesine dönüştürülüyor.
Pülümür Vadisi’ndeki Ağlayan Kayalar yol kenarında duraksayıp hatıra fotoğrafı çeken yurttaşlarla dolarken, ne yazık ki Ağlayan Kayalar’ın hikayesinin hüznü ve öfkesine eşlik edenlerin sayısı giderek azalıyor. Diğer tarafta ise bölgeyi ziyarete gelen “piknikçiler” tarafından bırakılan çöpler, trajik bir hal oluşturuyor.
PİRHA-Tunceli Valiliği, orman yangınlarının önüne geçmek amacıyla Ovacık ve Pülümür vadilerinde kamp ve piknik yapmanın yasaklandığını duyurdu.
Tunceli Valiliği’nden yeni bir yasaklama kararı… Orman yangınlarına önlem amacıyla Ovacık ve Pülümür Vadilerinde piknik ve kamp yapılamayacağı duyuruldu. Valilik tarafından yapılan yazılı açıklamada şu ifadelere yer verildi:
“Ovacık ve Pülümür Vadilerinde; ateşli piknik yapmak, ateş yakmak, kamp yapmak, çadır Kurmak, yasaktır. Denetim ekiplerimizce bu husustaki denetimlerimiz artarak devam edecektir.”
PİRHA- Dersim’de yoğunlaşan ziyaretçi akınına ilişkin PİRHA’ya konuşan Mersin Dersimliler Derneği Başkanı Hasan Tanrıkut, kutsalların ve doğanın korunması gerektiğini belirterek, “Dersim’in kutsallarına, doğasına ve kültürüne sahip çıkılmasına her zamankinden daha çok ihtiyaç var” çağrısında bulundu.
Dersim’de, Munzur Gözeleri’ne yapımına başlanan peyzaj projesine, Munzur Vadisi ve Pülümür Vadisi boyunca doğa tahribatına yol açılmasına tepkiler devam ediyor.
Konuya dair PİRHA’ya konuşan Mersin Dersimliler Derneği Başkanı Hasan Tanrıkut, “Özellikle çevre illerden piknik amaçlı gelen insanlarla birlikte yurt dışından ve Türkiye metropollerinden Dersim’e giden Dersimliler ve Dersim dostlarının gelmesiyle yolların, araç park alanlarının yetersizliği ve alt yapı eksikliklerinin eklenmesiyle bölge adeta bir keşmekeş hal alıyor” dedi.
“TABİAT VARLIKLARIMIZ VE İNANÇ YERLERİMİZ YOK OLMA TEHDİDİ İLE KARŞI KARŞIYA”
İnsanların çevreye ve doğaya karşı olan hoşgörüsüzlüğü ve dikkatsizliği çevre ve doğanın kirlenmesini kaçınılmaz kıldığını vurgulayan Tanrıkut, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Bu durumda bölge halkının haklı tepkisine zemin hazırlıyor. Özellikle Munzur Gözeleri, Halvori Gözeleri gibi halkımızın inanç yerleri olarak gördüğü mekanlarda suya girilmesi, çevreye çöplerin atılması, mangal yakılması vb. durumlar doğal olarak halkımızın tepkisiyle karşılaşmaktadır. Doğayı kirleten faktörlerden biri de insan kaynaklı katı atıkların çevreye rastgele atılmasıdır. Bütün bu insan yoğunluğunun bölgeye verdiği çevre ve doğa kirliliği, mangal dumanları, çöp yığınları merkezlerde trafik yoğunluğunun yanında son zamanlarda sıkça gündeme gelen Munzur Gözeleri peyzaj projesi, Halvori Gözeleri’nde yapılması düşünülen proje kapsamında bungalov evler, diğer yandan Ovacık’ta köylülerin ekip biçtiği tarım arazilerinin (2300 dönüm) 49 yıllığına bir şirkete kiralanması, madencilik, taş ve kum ocakları, baraj ve HES projeleri de eklenince tabiat varlıklarımızın, inanç yerlerimizin, doğamızın, çevremizin, akarsularımızın ve ormanlarımızın yok olması sonucunu doğurmaktadır.”
“TURİZM ALTYAPISI YOK”
Dersim’de olup bitenlere kurumlar olarak bütüncül baktıklarını belirten Tanrıkut, “Dersim’e çevre illerden günü birlik gelenler turist değildir. Zaten bu denli insan yoğunluğunu karşılayacak turizm altyapısı da ne yazık ki yoktur, olmamıştır. Konaklama olsun sosyal ve spor tesisleri olsun, yeme içme tesisleri olsun her alan yetersizdir” dedi.
“SAHİP ÇIKMAYA HER ZAMANKİNDEN DAHA ÇOK İHTİYAÇ VAR”
Devletin güvenlik ekseninde yaklaştığını belirten Tanrıkut şunları kaydetti:
“Devlet bugüne kadar bu bölgeye askeri üstler ve kalekollar inşa ederek güvenlik ekseninde yaklaşmıştır. Daha sonraki süreçte ticaretleştirmek isteyerek ranta peşkeş çekmeye çalışmıştır. Dersim’deki kurumlar ve Dersim halkı olarak devletten ve devletin kurumlarından isteğimiz Dersim halkına ve Dersim kurumlarına sormadan onayını almadan doğal SİT alanı olan Munzur Milli Parkı’nda herhangi bir yapılaşma çalışmasına girilmemesi ve bu vadiye kazma vurulmamasıdır. Ayrıca gerek devlet kurumlarının gerekse yerel yönetimlerin bu konulara hassasiyetle yaklaşmalarını, halkımızın ihtiyaçlarını giderecekleri hizmetlerin ivedilikle sağlanmasını talep ediyoruz. Bugün Dersim’in kutsallarına, doğasına ve kültürüne sahip çıkılmasına her zamankinden daha çok ihtiyaç vardır.”
PİRHA-Dersim coğrafyası ziyaretçi akınına uğruyor. Bu yoğunluk bir taraftan devam eden pandemi sürecinden kaynaklı endişe yaratırken, diğer taraftan Dersim coğrafyasının tahrip edilmesine yol açıyor.
Haberin videosu;
Dersim görülmemiş hareketlilik yaşıyor. Pandemi boyunca sakin olan kent “normalleşme” adımları sonrası ziyaretçi akınına uğruyor. Munzur vadisi ve Pülümür vadisi boyunca mangal dumanları yükselirken, yoğunluk doğa tahribatına da yol açıyor.
Dersimliler, bir taraftan koronavirüsten kaynaklı tedirginlik yaşarken, diğer yandan ortaya çıkan çöp yığınlarından ve doğa talanından rahatsız. Bazı esnaflarında var olan yoğunluğu fırsata çevirmesi de bir başka şikayet konusu. Belediyelerin denetimleri arttırması gerektiğini belirten yurttaşlar, ziyaretçilere de doğaya saygılı davranmaları çağrısında bulundu.
PİRHA – Pülümür Vadisi’nde hayata geçirilmek istenen maden projesi iptal edildi.
Pülümür Vadisi’nde hayata geçirilmek istenen maden projesine karşı açılan davada mahkeme kararını verdi. Mahkeme, projeyi “çevre mevzuatına aykırı” olduğu gerekçesiyle iptal etti. İptal kararını Dersim Baro Başkanı Barış Yıldırım, Twitter’dan duyurdu.
Yıldırım, “Pülümür Vadisi Marçik restoran mevkiinde yürütülmek istenen madencilik projesine karşı açtığımız davada iptal kararı verildi. Yöre halkına hayırlı olsun” dedi. Baro Başkanı, kararla ilgili açıklamanın daha sonra yapılacağını da ifade etti. (HABER MERKEZİ)
Bahar mevsiminin gelmesiyle birlikte dağların yüksek kesimlerde bulunan dağ keçileri yerleşim yerleri ve karayoluna inerek güzel görüntüler oluşturuyor.
Geçtiğimiz kış mevsiminde Pülümür Vadisi ile dağlık alanında keçi vebası nedeniyle çok sayıda dağ keçisini telef olması sonrası, dağ keçilerinin kalabalık bir şekilde ortaya çıkması vatandaşları sevindirdi.
Dersim Haber sitesi de tuz için yola inen dağ keçilerini görüntüledi. Doğal güzellikleri ile dikkat çeken Dersim’de, dağ keçileri dağlık alandaki tehlikeli sarp ve dik kayalıklardan ustalıkla karayoluna inerek tuz ihtiyacını karşılıyor.
Alevi inancında kutsal bir yere sahip olması nedeniyle avlanmaları yasak olan dağ keçileri, bölge halkı tarafından korunuyor. Dersim-Hozat karayolu üzerinde bulunan Demirkapı mevkiinde karayoluna inen kalabalık dağ keçisi sürüsü vatandaşların meraklı bakışları altında korkusuzca otlanıp tuz ihtiyacını gideriyor.
Bu yolda seyahat eden vatandaşlar ise yoldan geçerken bu anı selfie yapıp fotoğraf çekerek ölümsüzleştiriyor.
“KIŞIN ÇOK SAYIDA DAĞ KEÇİSİ ÖLDÜ”
Dağ keçilerinin korunması için herkesin duyarlı davranması gerektiğini belirten Hasan Aday, “Kışın çok sayıda dağ keçisi öldü ama bunları görünce mutlu olduk. Yola inmişler insanlardan kaçmıyorlar. Çok güzel hayvanlar bunlara kıymasınlar” dedi.
Yola inen dağ keçilerinin çok güzel görüntü oluşturduğunu ifade eden Kemal Zere, “Şu anda geyikler yola inmiş çok güzel bir manzara, asfaltı yalıyorlar. Bende onların fotoğrafını çekiyorum, çok harika kimse doğayı katletmesin” diye konuştu.
Dağ keçilerinin bulunduğu çok yakın bir alana kadar sokularak selfie yapan Murat Yakınbaş ise, “Manzara çok güzel, böyle doğa harikası güzel hayvanları görmek insana güzel duygular yaşatıyor. Çok güzel yaratıklar, her insanın bunları görmesini isteriz, bütün Türkiye’nin özellikle batının doğudaki ne güzellikler olduğunu görmesini isteriz” şeklinde konuştu.
Pülümür Çayı üzerinde bulunan tarihi Hanım Köprüsü Restorasyon çalışmalarının orijinal yapıya uymaması vatandaşların tepkisine neden oluyor. Dersim Barosu, Hanım Köprüsü’nün aslına uygun restore edilmediği için sorumlular hakkında suç duyurusunda bulundu.
Erzurum Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Bölge Müdürlüğü tarafından 2011 yılında tescilli tarihi varlık olarak ilan edilen tarihi Hanım Köprüsü’nde restore çalışmaları kısa bir zaman önce başladı.
Yüzlerce yıl ayakta kalmayı başarabilmiş Hanım Köprüsü’nün restorasyon adı altında yeniden inşa edildiğini belirten vatandaşlar, restorasyon çalışmalarının yeniden gözden geçirilmesini istiyor.
Köprüdeki çalışmaların tarihe zarar verdiğini ifade eden Haydar Çetinkaya şunları söyledi:
“Pülümür ilçesinin yakın bir yerde vadide yer alan bu tarihi kemer köprüyü görenleriniz vardır. Köprü restore ediliyor. Restore edilmeli mi, evet edilmeli. Yeni görünüşü kimilerine göre güzel olsa da tarihi yapıyı yansıtan tek bir parça kalmamış gibi. Biz buna tarihi köprüyü restorasyon projesi demeyelim de, tarihin üstünü örtme projesi diyelim en iyisi. Bu projede yapıyı tamamen yok etmeye ne gerek vardı? Orijinal taşları korumak varken tamamen örtmüşler.”
DERSİM BAROSU’NDAN SUÇ DUYURUSU
Dersim’in Pülümür ilçesinde bulunan tarihi Hanım Köprüsü aslına uygun restore edilmediği için Dersim Barosu, sorumlular hakkında suç duyurusunda bulunarak, kamu davasının açılmasını talep etti. Köprünün özgünlüğü korunmayarak restore edildiğini belirten Dersim Baro Başkanı Barış Yıldırım, Pülümür Cumhuriyet Başsavcılığına sorumlular hakkında suç duyurusunda bulundu.
Tarihi varlık olarak tescillenen köprünün aslına uygun yapılmadığını belirten Avukat Yıldırım, tescilli yapıların aslına uygun muhafaza edilmesinin yasal bir zorunluluk olduğunu vurgu yaparak, Bunun 2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu ile ilgili mevzuat hükümlerinde açıkça belirtildiğini ifade etti. Köprünün özgün halinin bozularak restore çalışmaları yapanların cezalandırılmasını isteyen Yıldırım, sorumlular hakkında kamu davasının açılmasını talep etti. Davanın takipçisi olacaklarını da dile getiren Yıldırım, sorumluların cezalandırılmasını ve köprünün yeniden özgün haliyle restore edilmesi gerektiğini belirtti.
HANIM KÖPRÜSÜ (Pirde Xanime)
Pülümür’e 3 km uzaklıkta ve Pülümür-Kırmızıköprü arasında bulunmaktadır. Yapılış tarihi tam olarak bilinmemektedir.
Rivayete göre; varlıklı bir hanım tarafından Pülümür Çayı üzerinde ulaşımı sağlamak için yapıldığı söylenmektedir. Bu hanım tarafından bir geçiş yeri yapılması planlanmış ve köprünün yapımı için bir usta görevlendirilmiştir. Bu ustaya yapımında kullanılacak taşlar Tercan’dan getirtilmiştir. Kullanılacak taşın miktarının belirlenmesi ve eksiksiz, fazlasız tamamlanması durumunda kendisiyle evleneceği söylenmiştir. Usta ne bir eksik ne de fazla taş kullanmamış ve bu hanımla evlenmiştir.