Etiket: raa haq

  • Haydar Buga: Khal Gağan, unutulmaya yüz tutmuş kadim bir Dersim geleneği

    Haydar Buga: Khal Gağan, unutulmaya yüz tutmuş kadim bir Dersim geleneği

    PİRHA- Pir Haydar Buga, Kızılbaş geleneğinde unutulmaya yüz tutmuş binlerce yıllık kadim bir Dersim geleneği olan ‘Gağan’ ile ilgili yazdı. Buga, “Alevi kızılbaşlar İnançsal günlerini üç kere kırka bölmüşler ve ibadet ritüellerini bu çetin geçen kış günlerinde yerine getirerek kainatın bilinen gerçekliği içinde Raâ Hêq yolunu sürdürmüşler” dedi.

    Khal Gağan Dersim coğrafyasında Alevi-Kırmanclar tarafından kutlanan (Sivas, Tunceli, Erzincan, Bingöl, Muş ) günümüze kadar gelebilmiş eski bir gelenek. Khal Gağan; eski yılın uğurlanması ve yeni gelen yıla merhaba anlamına geliyor. Khal Gağan Aralık ayının üçüncü haftasında (21 aralık) başlar ve Ocak ayının ilk haftasına kadar sürebilir. Salı gününden başlayıp üç günlük oruç tutulur. Üç günlük orucun anlamlarından biri de çetin geçirilecek olan üç ayın (kış) haber verilmesidir. Pir, Mürşit ve Dedelerin olduğu yerlerde cemler birlenir.

    Pir Haydar Buga, bu unutulmaya yüz tutmuş kadim gelenek ile ilgili yazdığı makalede, Gağan nedir? Gağan’da neler yapılır? Nasıl bir ritüele sahiptir? gibi sorulara cevap veriyor.

    “SONSUZ DOĞA DÖNGÜSÜ DEVAM ETMİŞ OLACAK”

    Pir Haydar Buga, “Alevi Kızılbaşlar için çetin geçecek olan üç ayların ilki olan Gağana girdik, Kızılbaş geleneğinde gağan yeni yılın başlangıcı eski yılın bitişidir” diyerek şunları ekledi:

    “Halk arasında (pase qan sono, pase Newe yeno) eski paşa gidiyor yeni paşa geliyor derlerdi, 21 Aralık itibariyle gağan başlar, yöre halkı adına KHAL -FATIK dedikleri bir oyun ile şenlendirirler .

    Yaklaşık kırk gün sonra Gağan elini Xızır’a verecek ve Xızır günleri başlayacak şubatın ikinci perşembesi itibariyle 40 gün boyunca Xızır günleri/bayramı içinde niyetler, sorgular, görgüler, muhabbetler gerçekleşecek, pir ve talip Hakk meydanında dara durup bir birilerinin gül cemaline niyazlaşıp toplumsal uzlaşıyı sağlayıp rızalaşacaklar.

    21 Mart’tan önceki kara çarşambada (des Hefte mal’de) Xızır elini Xeylas’a (İlyas) verecek, nevroz başlayacak, toprak ana yine doğurmaya başlayacak.

    5 Mayıs’ı 6 Mayıs’a bağlayan gecede Xızır ile Xeylas(ilyas)-Hıdırellez bir gül ağacının dibinde buluşup yer küre üzerindeki tüm canlılar için tohumdan tomurcuğa, tomurcuktan meyveye durup bolluk içerisinde geçirecekleri bir yaşam için tabiat anaya can vermeye devam edecekler. Böylece bu önsüz ve sonsuz doğa döngüsü devam etmiş olacak.”

    ESKİ BİR DERSİM-ALEVİ GELENEĞİ: KHAL GAĞAN

    Eski bir Dersim–Alevî geleneği olan Khal Gağan’ın bir paylaşım töreni olduğunu belirten Pir Haydar Buga, törenin ritüelleri ile ilgili şu bilgileri kaydetti:

    “Khal; ihtiyar, yaşlı anlamına gelen Kırmancki/Zazaca bir kelimedir. Gağan ise yine Kırmancki/Zazaca’da Aralık ayına verilen isimdir.

    Çocuklar sabah erkenden kalkarlar, en güzel elbiselerini giyinerek Khal Khek (ihtiyar Adam) eşliğinde hediye toplamaya giderler. Toplu bir şekilde, habersizce her evin kapısına giderek; “Gağanê Sıma Bımbarek Bo” (Gağanınız kutlu olsun) diye selamlar ve şarkılar eşliğinde Khal Khek oyununu oynarlar ve hediyelerini alırlar. Hediyeler daha çok badem çekirdeği, ceviz, kuru üzüm, kayısı kurusu, un, yağ ve benzeri şeyler olur.

    Akşama kadar toplanan yiyecekler köyün bir evinde pişirilir, geri kalanlar da yoksul ailelere dağıtılır. Zerfet adı verilen hamur, yağ ve sarmısaklı ayrandan olusan yemek pişirilir ve yenir.

    Evlerde ise Peşâre (bir tür çörek) ve dâne (buğday) pişirilir. Dâne; bir kısmı yenir ve çocuklara dağıtılır, bir kısmı ise ipliğe geçirilerek hayvanların bulunduğu ağılın direklerine asılır. Çeşmelerin kurunlarına atılarak bolluk ve bereketin devamlılığı arzulanır. Uğranılan evlerde Khal Khek oyunu oynanır. Oyunun aktörleri yaşlı adam kılığına giren Khal, bayan elbiseleri giydirilmiş gençlerden biri olan eşi Fadike ve onları korumakla yükümlü yüzünü soba kurumu, isi ile siyaha boyamış Araptır. Tanınmayacak derece de kendilerini özenle giysi ve kostümlerle kamufule ederler.

    “ESKİ YILI NEŞELİ BİR ŞEKİLDE UĞURLAYIP, YENİ YILA GÜZEL BİR BAŞLANGIÇ YAPMAK AMAÇLANIR”

    Khal Khek’in; koyun ya da keçi kılından yapılan ak ve uzun sakalı, eski elbiselerden oluşan kostümü, omuzunda heybesi, elinde asası ve tesbihi bulunur.
    Khal Khekin eşi rolündeki Fadike; gözleri dışında yine tanınmayacak şekilde giydirilir. Etek ve eşarp giydirilerek tanınması önlenir.

    Arab/Arap da yüzünü sobalardan elde edilen kurum ile siyaha boyar ve elinde değneği bulunur. “Arab” olarak nitelenen korumacı kişinin görevi; uğradıkları evlerde gençleri kovalayıp Fadike’nin kaçırılmasını önlemek ve sonrasında Fadike’nin bulunmasına ve Khalo Khekin yanına getirilmesine yardımcı olmaktır. Bulunduktan sonra hediyeler toplanır ve köy evlerinin ziyaretine devam edilir.

    Evlenerek gelin olarak ayrılan kızkardeş, hala, teyzeler (Zeyi) ziyaret edilir ve onlara yaptıkları işlerden dolayı şükran duyulur.”Bara Zeyi” evden evlenerek ayrılan bayanların hakkı anlamına gelir. Evlendiklerinde toprak gibi haklar istemeseler de, bu gibi günlerde altın, hayvan vb. gibi değerli hediyeler kendilerine verilir.
    Eski yılı neşeli bir şekilde uğurlayıp yeni yıla güzel bir başlangıç yapmak amacını taşır ‘Khal Gağan.”

    (HABER MERKEZİ)

  • Hüseyin Ozan: O tarikatlar zehirdir, insan, toplum düşmanıdır-VİDEO

    Hüseyin Ozan: O tarikatlar zehirdir, insan, toplum düşmanıdır-VİDEO

    PİRHA- Dersim’de tarikat örgütlenmesinin sistematik, çok yönlü asimilasyon ve imha politikalarının bir parçası olduğunu ifade eden DAD Genel Merkez yöneticisi Hüseyin Ozan, “Bunları tarihsel arka planı ile bilince çıkaramaz ve Aleviliğin bir özgürlük süreği olduğunu göremez isek ittihatçi modernite bu toplumu parçalayacak, her türlü hastalığa açık hale getirerek zehrini enjekte edecektir” dedi. Ozan, tarikatların zehir olduğunu, insan düşmanı, toplum düşmanı olduğunu vurguladı. 

    Dersim Araştırmaları Merkezi (DAM) Dersim’de tarikatların örgütlenmesine dair geçen aylarda saha çalışması yapmış ve tahminlerinin ötesinde bir tarikat örgütlenmesiyle karşılaştıklarını duyurmuştu.

    Yaşanan son süreci Demokratik Alevi Dernekleri Genel Merkez yöneticisi ve Eğitim Sekreteri Hüseyin Ozan, PİRHA‘ya değerlendirdi.

    Dersim raporlarında öncelikli hedeflerden birinin de Alevi ocakları olduğuna dikkat çeken Ozan, ocaklar sisteminin sekteye uğratılması ile toplumsallığın çözülmeye başladığını kaydetti. Ozan, fiziki saldırılar ile Koçgiri, Dersim’de Raa Haq süreği ile müze statüsüne çevrilen Hacı Bektaş Dergahı şahsında Türkmen Alevi geleneğinin de darbelenmiş olduğuna vurguda bulundu.

    Aleviliğin saldırıların hedefe konmasının temel sebeplerinden birinin ise özü itibari  ile tahakküme, hegemonik ilişkilere, cinsiyetçiliğe izin vermeyen ve aynı zamanda komünaliteyi, toplumsallığı esas alan öğretisi olduğunun altını çizen Ozan, Dersim’in toplumsal bünyesi aynı zamanda da savunma sistemi olan öğretiden koparılarak tamamen savunmasız, her türlü dış etkiye açık hale getirildiğini belirtti.

    Kentteki tarikat örgütlenmelerini çok yönlü asimilasyon ve imha politikalarının devamı olduğuna işaret eden Ozan, zehir görevi gören ve örgütlü güçler olan bu tarikatların toplumsallığı hedef aldığını dile getirdi.

    “TÜRKLÜK VE İSLAM İDEOLOJİK OLARAK ARAÇSALLAŞTIRILDI”

    Hüseyin Ozan, Alevi yaşam alanlarında tarikat örgütlenmelerini Alevi halklara yöneltilen bütünlüklü saldırının parçası olarak değerlendirdi.

    Tek tip insan politikasının sonuçları olarak Türklük ve İslam’ın ideolojik olarak araçsallaştırılıp tahakküm aracı durumuna dikkat çeken Ozan, “Aleviler her zaman saldırılarla karşı karşıya idi. Aleviliğin ruhu yaşadığı sürece bu Alevileri dirençli kılmaktaydı. Daralsalar da tarihsel-toplumsal gerçekliklerini, yollarını var kılabiliyorlardı. Cumhuriyet modernitesi ile birlikte merkezi bir hükümet oluşturuldu ve tek tip insan politikası gündeme getirildi. Bu politikalar tek tip iktidar alanı yaratmaya koşulluydu. Bütün farklılıklar tasfiye edilmeliydi. Türklük üzerine inşa edildi fakat bizim hak aynası bildiğimiz Türklük değildi bu. Hakikatinden koparılmış, araçsallaştırılmış, tahakküm aracı durumuna indirgenmiş bir Türklük inşa edildi. İslam’da bu anlamda araçsallaştırıldı ve adına Türk-İslam sentezi dendi. İdeolojik bir araç olarak ele alındı” dedi.

    “RAA HAQ VE TÜRKMEN ALEVİ GELENEĞİ DARBELENDİ”

    Tek tip insan politikası ile halkların fiziki olarak tasfiye edildiğine işaret eden Ozan, Aleviliğin toplumsallığı ve komünaliteyi esas alan öğretisinin de bu anlamda saldırıların hedefine konulduğunu belirterek şöyle devam etti:

    “Bu temelde bu toprakların halkları fiziki anlamda tasfiye edildi. Koçgiri ve Dersim süreçleri ile Raa Haq süreği büyük oranda darbelendi. Hacı Bektaş Dergahı müze statüsüne indirgenerek Türkmen-Alevi geleneği de darbelenmiş oldu. Arap Aleviler ise sesi çıkmaz duruma getirildi. Bütünlüklü bu sistematik yönelimler zor aygıtıyla ve ideolojik boyutta yöneltildi. Gelişen modernizm koşullarında kapitalist modernite insanın kendini var etme biçimi olan toplumsallığı parçalayarak kendini var eder. Alevi yolu doğal rızalı toplumsallığın çok üst aşamaya taşınmış halidir. Nereden bakarsak bakalım toplumsallığı, komünaliteyi esas alan bir öğretidir. Saldırıların odağına konulmasının temel nedenlerinden biri de budur. Çünkü bu öğreti tahakküme, hegemonik ilişkilere, cinsiyetçiliğe özü itibari ile izin vermiyor. Bu ise kapitalist modernitenin kabul edemeyeceği bir şeydir.”

    “DERSİM RAPORLARINDA OCAKLAR TEMEL HEDEFTİ”

    Ocaklar sisteminin Dersim raporlarında yine temel hedef haline getirildiği ve yok edilmesi gereken öncelikli hedeflerinden biri olarak belirlendiğine dikkat çeken Ozan, Dersimli kız çocuklarını Elazığ’a götürüp asimile eden ve misyonerlik görevi üstelenen Sıdıka Avar pratiğinin buna temel olarak atıldığına değindi.

    Bu süreçle birlikte Aleviliğin gerici olduğu propagandalarının ve yaftalarının toplumsal çözülüş sürecini hızlandırdığını söyleyen Hüseyin Ozan, “Dersim’de 37-38’de zirveleşen katliamlar zinciri ile toplum büyük ölçüde bastırıldı. Ocaklar sistemi Dersim raporlarında yine temel hedef haline konulmuştu. Yok edilmesi gereken öncelikli hedeflerinden biri olarak belirlenmişti. Ocaklar özü itibariyle kemalet merkezleridir. Öğretinin taşındığı, toplumsal ikrarlaşmanın gerçekleştirdiği mekanlardır. Bu sistem sekteye uğratıldığı noktada toplumsallık çözülmeye başlamıştır. Artık modernist zihniyet bu topluma enjekte edilmiştir. Kürt Aleviler üzerinde Sıdıka Avar denen kişiliğin kendi kaleminden okuduğumuz kız çocuklarını esas alan asimilasyon süreci bir temel atmadır. Sonrasında da Aleviliğin gerici olduğu propagandaları , esen sol rüzgar ile birlikte tarihsel-toplumsal hakikatin doğru analiz edilememesi , dinin iktidarcı yorumu üzerinden geliştirilen gericidir yaftası içerisine Aleviliğin de alınması ve bu fikirlerinde toplumumuzda karşılık bulması bu dediğimiz toplumsal çözülüş sürecini hızlandırmıştır” ifadelerini kullandı.

    “DERSİM AÇIK CEZAEVİNE DÖNÜŞTÜ, EKONOMİSİ ÇÖKERTİLDİ”

    “Dersim büyük oranda göçertildi, köyler yakıldı. Coğrafyada büyük tahribatlar yaşandı. İl, ilçe merkezlerinde birer avuç insan kaldı. Açık cezaevi niteliğindeki mekanlara dönüştürüldü. Ekonomik bağımlılık geliştirildi” diyen Ozan, Dersim’in bir bütünen düşürülmek, bitirilmek istendiğinin altını çizdi.

    Ozan, şöyle konuştu:

    “Aleviler genetik olarak her insan gibi insandır. Alevileri Alevi kılan o düşünsel boyutları ve öğretileridir. Onun anlam dünyasıdır, onun öngördüğü yaşam biçimidir. Toplumsal modeldir, insanın doğa ile ilişkilenme biçimidir. Bütün bunları kaldırıp bir köşeye koyduğunuz zaman boş bir beden kalır. O boş bedene de resmi ideolojiyi enjekte edersin. Alevilerin karşı karşıya kaldığı durum budur. 80 darbesi süreci ile devrimci hareketlerin bastırılması, hızlı bir çözülüş sürecine girilmesi ile beraber tarihsel gerçekliğinden büyük oranda koparılan Dersim toplumsal bünyesi de savunma sisteminden yani kendini var eden ve toplum kılan öğretiden koparıldı. Bünye tamamen savunmasız, her türlü dış etkiye açık hale geldi. Dersim büyük oranda göçertildi, köyler yakıldı. Coğrafyada büyük tahribatlar yaşandı. İl, ilçe merkezlerinde birer avuç insan kaldı. Açık cezaevi niteliğindeki mekanlara dönüştürüldü. Yerel ekonomi neredeyse çökertildi. Üretim yok. Üretim yapmayan halkın iradesi de olmaz. Ekonomik bağımlılık geliştirildi. Öğretiden koparıldı, ekonomi çökertildi, yoğun şiddet politikaları uygulandı. Toplum bir bütün düşürülmek, bitirilmek isteniyor”

    “TARİKATLAR ÇOK YÖNLÜ İMHA POLİTİKALARININ BİR PARÇASI”

    Ozan, tarikat örgütlenmelerini cumhuriyet modernitesi ile doruklaşan sistematik saldırıların bir parçası olarak değerlendirmek gerektiğini dile getirdi.

    “İttihatçi modernitenin bu toplumu parçalayarak, her türlü hastalığa açık hale getirerek zehrini enjekte edecektir. Bu zehirde tarikatlardır” diyen Ozan Alevilere kendi hakikatlerine sahip çıkma, bilince çıkarma ve saldırıları püskürtme çağrısında bulundu.

    Ozan şunları kaydetti:

    “Tarikat örgütlenmeleri birkaç idealist tarikatçının bölgeye gelip girmesi biçiminde bir olay değildir. Sistematik, çok yönlü asimilasyon ve imha politikalarının bir parçası olarak gündemleşmişti. Çözüm ise geniş manada hakikatimiz ile buluşmak gerekiyor. Bizi insan kılan tarihsel toplumsal gerçekliğimize sahip çıkmak, doğru analiz etmek gerekir. İktidarcı devletçi uygarlığın ilk ortaya çıktığı topraklarda, kadını düşürdüğü, toplumu sınıflaştırarak parçaladığı, komünaliteyi ayaklar altına aldığı bir coğrafyada Aleviliğin güçlü bir komünal toplumsal sistemi savunan tarihsel bir miras olduğunu görmeliyiz. Bunları tarihsel arka planı ile bilince çıkaramaz ve onun bir özgürlük süreği olduğunu göremez isek ittihatçi modernite bu toplumu parçalayacak, her türlü hastalığa açık hale getirerek zehrini enjekte edecektir. O tarikatlar zehirdir. Bunlar insan düşmanı, toplum düşmanıdır. Bilinçli örgütlenmiş, bu halkın olanakları ile beslenen yapılardır. Örgütlü güçlerdir ve Dersim bunun bilincinde olmalıdır. Bir yandan Şia kolu diğer yandan resmi ideoloji üzerinden çok yönlü bir saldırı vardır. Bu saldırılara karşı Dersim halkı, tüm Aleviler kendi hakikatlerini mutlak sahiplenmeli , bilince çıkarmalı ve bu saldırıları püskürtmelidir. Ülkede özgürlükçü bir gelecek inşa edebilmek ve rıza halini olabildiğince gerçekleşmesini sağlayabilmek adına da özgürlükçü cenahın iradi bir bileşeni olmalıdır. İradeleşmiş, hakikati ile buluşmuş ve her türlü modernist kirlilikten arınmış bir Alevilik olmazsa olmazımızdır. Geleceğimiz buna bağlıdır.”

    Ersin ÖZGÜL/İZMİR