Etiket: rakel dink

  • Rakel Dink: Adaletsizliği bir kez daha yüzümüze vurdular

    Rakel Dink: Adaletsizliği bir kez daha yüzümüze vurdular

    PİRHA-Rakel Dink, eşi Hrant Dink’in katili Ogün Samast’ın tahliye edilmesine ilişkin, “Biz zaten yıllardır katillerle aynı havayı soluyoruz. Dink’in ölüm emrini verenlerin aramızda dolaştığını biliyoruz zaten. Bir kez daha adaletsizliği yüzümüze çarpıp, yasın en ağır günlerine geri yolladılar bizi” diye konuştu.

    Agos Gazetesi’nin Genel Yayın Yönetmeni Hrant Dink’i 19 Ocak 2007’de gazete binası önünde katleden Ogün Samast, tahliye edildi.

    Samast, 20 Ocak 2007’de Samsun otogarında yakalandı. 24 Ocak 2007’de tutuklanan Ogün Samast, geçen Şubat ayında cezasını çektiği Kandıra F Tipi Cezaevi’nden Bolu F Tipi Cezaevi’ne nakledildi. Cezaevi idaresi, Samast’ın “iyi halli” olduğu iddiasıyla tahliyesine karar verdi. Tetikçi Ogün Samast, şubat ayından bu yana cezasını çektiği Bolu F Tipi Cezaevi’nden tahliye edildi.

    Çok sayıda siyasetçinin yanı sıra, hukukçular, insan hakları savunucuları tahliye kararına yönelik sosyal medyadan tepkisini dile getirdi.

    “BİZİ YASIN EN AĞIR GÜNLERİNE GERİ YOLLADILAR”

    Hrant Dink’in katili Ogün Samast’ın tahliye edilmesine dair Dink’in eşi Rakel Dink, Cumhuriyeti’in 100. yılında Azınlık Hakları Konferansı’nın açılış konuşmasında açıklamalarda bulundu.

    Rakel Dink konuşmasında şunları söyledi:

    “İki gün önce hepinizin bildiği gibi Hrant’ın katili olduğu söylenen kişiyi serbest bıraktılar. Bir kez daha adaletsizliği yüzümüze çarpıp, yasın en ağır günlerine geri yolladılar bizi. Şunu bir kez daha hatırlattılar: Hrant’ın cinayetini konuşmadan Türkiye’de azınlık haklarını konuşmak mümkün değildir.

    Nerede, nasıl bir yerde yaşadığımızı bilerek yaşıyoruz elbette. Biz zaten yıllardır katillerle aynı havayı soluyoruz. Çutağımın (Hrant Dink’in) öldürülme emrini verenlerin aramızda dolaştığını biliyoruz zaten. Sabahattin Ali’nin katiliyle, İlhan Erdost’un, Zeki Tekiner’in, Doğan Öz’ün, Uğur Mumcu’nun, Musa Anter’in katilleri, Sivas katliamcılarıyla aynı havayı soluduğumuzu bilmiyor muyuz? Bir gün bile ceza almamış katillerin arasına karıştı gitti, bir tetikçi daha. Cumartesi Anneleri’nin hala daha bir mezar yerleri dahi olmadan, her gün katilleriyle aynı sokaklarda yürümek zorunda kaldıklarını bilmiyor muyuz? Hrant bilmiyor muydu nerede yaşadığını? Türk düşmanı yaftasını ona yapıştırmaya kalktıklarında işkence ediyorlardı ona. Güvercin tedirginliği derken, lirik yalnızlık derken, kendi azınlık halini haykırıp duruyordu. Elbette sembolik anlamı var tetikçinin serbestçe dolaşmasının. Aynı cinayet günü olduğu gibi, bugün de. Ülke gerçeğini Cumhuriyet’in 100. yılında görmeyenlerin gözüne sokuyor, unutanlara hatırlatıyor.

    Devlet terörü, soykırım gibi kelimeler bugünlerde haklı olarak bolca kullanılırken, kendi ülkemizde olanlar olmamış gibi davranamıyoruz. Ve biz bugün yine her zamanki gibi içimizdeki isyanla, sebatla, akla, bilime, vicdana sığınıyoruz.”

    (HABER MERKEZİ)

  • ‘Hrant’ın kanı Dersim dağlarından, Maraş’tan, Sivas’tan sızan kanla buluşacak’-VİDEO

    ‘Hrant’ın kanı Dersim dağlarından, Maraş’tan, Sivas’tan sızan kanla buluşacak’-VİDEO

    PİRHA-AGOS Gazetesi kurucusu ve genel yayın yönetmeni Hrant Dink, katledilişinin 16. yılında vurulduğu yerde anıldı. Bu yılki konuşmayı yönetmen Emin Alper yaparken, “Hrant’ın kanı Mustafa Suphi ve arkadaşlarının bindirildikleri takadan, Sabahattin Ali’nin kırık gözlük camından, Musa Anter’in ak saçlarının arasından, 1915’te Anadolu’nun her karış toprağından, 38’de Dersim dağlarından, 55’te İstanbul’un kırık vitrin camlarından, Maraş’tan ve Sivas’tan sızan kanla buluşacak” dedi. 

    AGOS Gazetesi kurucusu ve genel yayın yönetmeni Hrant Dink, katledilişinin 16. yılında vurulduğu yerde anıldı.

    Eski Agos bürosu önündeki anmaya Rakel Dink ve Hrant Dink’in ailesinin yanısıra siyasetçiler, sivil toplum kuruluşları temsilcileri, Cumartesi Anneleri, HDP Eş Genel Başkanı Pervin Buldan, HDP Milletvekilleri Garo Paylan, Hüda Kaya, Filiz Kerestecioğlu, Sezai Temelli, Saruhan Oluç, CHP Milletvekilleri Sezgin Tanrıkulu, Ünal Çeviköz, Turan Aydoğan, TİP milletvekili Ahmet Şık, CHP İl Başkanı Canan Kaftancıoğlu, Şişli Belediye Başkanı Muammer Keskin, Uğur Mumcu’nun kızı Özge Mumcu da katıldı.

    Saat 15.00’te saygı duruşunun ardından Hrant Dink’in “Su çatlağını buldu” konuşması hep birlikte dinlendi. Toplanan kalabalık “Faşizme inat, kardeşimsin Hrant”, “Hepimiz Hrantız, hepimiz Ermeniyiz”, “Biz bitti demeden bu dava bitmez” sloganları attı. Bu yılki konuşmayı ise yönetmen Emin Alper okudu. Açıklamada şu ifadelere yer verildi:

    “HRANT’IN KANI DERSİM DAĞLARINDAN, MARAŞ’TAN, SİVAS’TAN SIZAN KANLA BULUŞACAK”

    “Bugün tam 16 sene oldu. Yine içimiz buruk, yine adaletin tam manasıyla tecelli etmediğine inanarak ve o katilleri yaratan karanlığın hiç dağılmadığını, belki de daha da koyulaştığını bilerek, yine burada, onun gövdesinin ebedî olarak sessizce uzanıp kaldığı kaldırımda toplandık.

    Hrant Dink’in katledilişinin üzerinden tam 16 sene geçti. Osmanbey kaldırımlarında yatan dostumuzun yarasından hâlâ kan sızıyor. İçe doğru birbirine dönmüş iki ayağının arasından incecik akan kan, kendine bir yol arıyor. Gündelik telaşları içinde koşturan bir insan kalabalığının arasından, ardından ağlayan öfkeli dostlarının yanından, adalet arayışına duvar olmuş mahkeme kapılarının altından, nefret ve hınç dolu kışkırtıcıların akşamları huzur içinde döndükleri evlerinin önünden, Kamp Armen’in yıkıntıları arasından, doğduğu Malatya’ya, Anadolu topraklarında kendine bir yol arıyor.

    Bu incecik sızıntı kendi yolunu bulacak. Hrant’ın kanı Mustafa Suphi ve arkadaşlarının bindirildikleri takadan, Sabahattin Ali’nin kırık gözlük camından, Musa Anter’in ak saçlarının arasından, 1915’te Anadolu’nun her karış toprağından, 38’de Dersim dağlarından, 55’te İstanbul’un kırık vitrin camlarından, Maraş’tan ve Sivas’tan sızan kanla buluşacak. Yıllardır bu topraklarda sadece Ermeni, Rum, Kürt ve Alevi olduğu için, azınlık olduğu için katledilen masumların, sadece eşitlik ve kardeşlik istediği için öldürülen aydınların kanı birbirine kavuşuyor ve kendine akacak bir yol arıyor.

    Bu yolları görenler “Ne çok kan akmış” diyorlar. Oysa onların sayısı ne kadar azdı. Sayıları azdı ama kanları çok aktı. Çünkü az olmak bu topraklarda zulüm görmek için hep yeterli bir nedendi. Az olan, sadece az olduğu için çoğunluğun gazabını üzerine çekti. Azınlıkta olan, çoğunlukta olana “Çoksun, güçlüsün ve kendini haklı sanıyorsun, ama beni hâlâ kendine benzetemedin” dedi “ve ben var olduğum sürece hükümranlığın tam ve kusursuz olamayacak”… İşte bu yüzden, çoğunluk azınlıktan nefret etti. Onu görünmez kılmak, susturmak, sürmek, kaçırmak, bütünüyle yok etmek istedi.

    “MUKTEDİRLER ORGANİZE ETTİ, YÖNLENDİRDİ”

    Çoğunluk, başına gelen felaketlerden kendisinin sorumlu tutulmasından hiç hoşlanmadı. Çoğunluğun yanlış yapması mümkün olmadığından, onun başına gelen felaketlerin sebebi hep azınlıkta olandı. Azınlık, tehdit demekti. Düşmanların gizli ya da açık ortağıydı. Onlar kuyrukluydu, onların kestiği et yenmezdi, onlardan hastalık bulaşırdı, çocuklarımızı kaçıranlar, birlik ve beraberliğimize kastedenler, ülkemizi dışarıya şikâyet edenler, toprağımızda gözü olanlar, bölücüler, ajanlar, hainler ve işbirlikçilerdi onlar.

    Çoğunluk azınlığı ortadan kaldırmak istedi, çünkü azınlık korunmasızdı. İnsanlık gerçek hedefine yöneltemediği hınç, kıskançlık, öfke ve nefretini en savunmasız olana yöneltmeyi severdi. Savunmasız olana yönelik şiddet kazançlıydı, çünkü faillerin bu işin sonunda zarar görme ihtimali zayıftı. İnsan patronuna, kendisine hükmeden iktidara, onu ezen güçlüye, hayatın zorluklarına ve felaketlere karşı ne kadar sessiz, kaderci ve korkaksa günah keçisi ilan ettiği azınlığa karşı o kadar gaddardı. Çünkü içten içe biliyordu ki korunmasız bir azınlığa yönelen şiddet cezasız kalacaktı. Ve muktedirler… Onlar da sırf aşağıdakilerin öfkesi kendilerine yönelmesin diye çoğunluğu hayalî düşmanlara karşı kışkırttı. Muktedirler organize etti, yönlendirdi, cesaretlendirdi ve faillere cezasız kalacaklarının sözünü verdi.

    Bu hikâye sadece bu topraklara özgü değil insanlığa mahsus bir hikâyeydi. Yıkımlar, trajediler, sürgünler, göçler, katliamlar ve soykırımlar dünyanın hemen her coğrafyasında modern tarihin her döneminde tekrar tekrar sahnelendi. Çoğunluk azınlıktan nefret etti. Ama en çok da azınlık adına konuşanlardan; bir parya gibi değil, eşit ve özgür birer vatandaş gibi yaşama hakkını talep edenlerden, kendilerine karşı işlenen suçları faillerinin suratlarına karşı teker teker sayıp dökmekten çekinmeyenlerden nefret etti. İşte Hrant Dink de tarihin o uslanmaz elebaşlarından biriydi. Ona tahammül etmeleri mümkün değildi, çünkü o kışkırtıcı olmadan dürüst konuşabilen, düşmanlaşmadan düşmanlığı yeren, kavgacı olmadan tavizsiz olmayı başarabilen, cesur olmak dışında bir varoluş bilmediği için cesur olan, bağırmadan sarsan, ulaştığı her yüreği titreten bir sesti. O sadece Ermeniler adına değil tüm ezilmişler ve sessizleştirilmişler adına mücadele veren bir sosyalistti. Krikor Zohrab’ların soyundan geliyordu o. Bu sese tahammül etmeleri mümkün değildi. Ve çoğunluğun hassasiyetleri adına suç işleyenler, onu el birliğiyle, 16 yıl önce, burada katletti.

    “İNSANLIĞIN HİKAYESİ BÖYLE BİTMEK ZORUNDA DEĞİL”

    İnsanlığın hikâyesi böyle başladı ve böyle süregeldi ama asla böyle bitmek zorunda değil. Bu hikâyeyi değiştirebiliriz ve değiştirmek zorundayız. Eğer adalet arıyorsak, Hrant’ı öldürenlerin, sadece tetikçilerin değil azmettiricilerin, sadece azmettiricilerin değil kışkırtıcıların, hedef gösterenlerin, düşmanlık ve nefret aşılayanların cezalandırılmasını istiyorsak; yalnız Hrant’ın değil bu topraklarda katledilmiş binlerce masumun kanı hâlâ aramızda dolaşıyorsa, bu hikâyeyi değiştirmek zorundayız. Bu hikâyeyi yeniden yazmak için bir araya gelmek, çoğunluğun ve iktidarın şiddetine karşı omuz omuza, dayanışma içinde yan yana durmak zorundayız. Çünkü dayanışma içindeki insan savunmasız değildir. Kocası ya da sevgilisi tarafından hunharca öldürülen kadın yalnız değilse, lince uğrayan Kürt ya da Suriyeli, katledilen Ermeni, ayrımcılığa maruz kalan Roman, istediği hayatı istediği gibi yaşama hakkı elinden alınan LGBTİ bireyler yalnız değilse, o zaman savunmasız da değiliz. Birimize ve hepimize yönelecek şiddetin hesabını sormaya hazırız.

    İnsanlığın hikâyesi değişmek zorunda ve onu biz değiştireceğiz. Önce dayanışarak ve yan yana durarak, sonra da çoğunluğa seslenerek. Ona “Sen bizsiz değil, bizimle birlikte mutlusun” diyerek. Biz sana nefret duyan ötekin değil, seni çoğaltan zenginliğiz. Nefretin sadece bizi değil, seni de bitiriyor. Güçlünün zayıfı ezdiği, insan onurunun ayaklar altına alındığı, sömürü ve ayrımcılığa dayalı bu sistemi biz kurmadık ama onu hep birlikte alaşağı edebiliriz. Karşında düşman değil dost var. Her sabah uyandığında karşında kardeşini göreceksin. Sırtını ona yaslayacak ve acıdan, kandan, sömürüden beslenen muktedirlere, kendi çarkları dönsün diye düşmanlaştıranlara, koltuklarını korumak için masum insanları birbirine karşı kışkırtanlara “Dur” diyeceksin. Birlikte yaşamak, nefreti bu toprakların dibine gömmek imkânsız değil.

    “FAŞİZME İNAT, KARDEŞİMSİN HRANT”

    Osmanbey kaldırımlarından Hozat’a, Hozat’tan Sasun’a, Sasun’dan Van’a, Diyarbakır’a uzanan kan yolları, ufuklar boyu uzanıp gidiyor. Gün gelecek, bu yolların köşebaşlarına anıtlar dikeceğiz. Her bir kurbanın hikâyesini öğrenip, hepsi için ayrı ayrı yas tutacağız. İnsanlığın hikâyesini böyle değiştireceğiz. Çünkü biz Hrant’ın arkadaşlarıyız ve ona bir söz verdik. Bu söz, hep birlikte eşit, insanca ve özgürce yaşama sözü. O sözü bugün kendimize bir kez daha hatırlatmak için buradayız. Hep bir ağızdan “Faşizme inat, kardeşimsin Hrant” demek için buradayız. Yarın nasıl hep bir ağızdan kadın, Alevi, Kürt, gey ye da trans olacaksak, bugün de övünçle, gururla ve inatla hepimiz “Hrant’ız, hepimiz Ermeni’yiz” diye haykırmak için buradayız. Tarih yazan kalemleri katillerin elinden almak, kardeşliğin hikâyesini birlikte yazmak için buradayız.

    O hâlde bir kez daha, yeniden ve hep bir ağızdan: “Faşizme inat, kardeşimsin Hrant.”

    PİRHA / İSTANBUL

  • Hrant Dink katledilişinin 15’inci yılında vurulduğu yerde anıldı-VİDEO

    Hrant Dink katledilişinin 15’inci yılında vurulduğu yerde anıldı-VİDEO

    PİRHA-AGOS Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Hrant Dink katledilişinin 15’inci yılında vurulduğu yerde anıldı. Anmada konuşan Rakel Dink, “15 yıl oldu, arkandan sıkılan kalleş kurşunlar seni bizden alalı. Sesin hâlâ kulağımızda. Halkına yapılanları her anlattığında seni hainlikle, arkadan hançerlemekle suçlamışlardı oysa… Seni toprağa verirken buradan yükselen isyan ve itiraz sesi susmadı, susmayacak. İşçiler, kadınlar, öğrenciler, köyler yine direnişte. Herkesin olanı, kimsenin olmayanı, “benim” diyenden koruyorlar. Bir gün yine birleşip sel olup akacaklar” dedi.

    AGOS Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Hrant Dink katledilişinin 15’inci yılında vurulduğu yerde AGOS Gazetesi’nin eski binası önünde anıldı. Anma programına Rakel Dink, Delal Dink, Arat Dink, Gülten Kaya, Türkan Elçi, Halkların Demokratik Partisi (HDP) Milletvekilleri Garo Paylan, Dilşat Canbaz Kaya, Musa Piroğlu ile Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) İstanbul İl Başkanı Canan Kaftancıoğlu, CHP Adalar ve Maltepe Belediyesi Başkanları Erdem Gül ve Ali Kılıç ile çok sayıda kişi katıldı.

    Anmaya katılanlar “Faşizme karşı omuz omuza”, “Yaşasın halkların kardeşliği”, “Hepimiz Hrant’ız hepimiz Ermeniyiz”, “Öldür diyenler yargılansın” sloganları attı.

    15’inci yıl anma konuşmasını Rakel Dink yaptı. Ayrıca Hrant Dink öldürüldüğünde 5 yaşında olan Nazım Özgün Afşin de bir konuşma yaptı.

    “SESİN HALA KULAĞIMIZDA”

    Rakel Dink‘in konuşması şöyle:

    “Çutağım, 15 yıl oldu, arkandan sıkılan kalleş kurşunlar seni bizden alalı. Sesin hâlâ kulağımızda. Halkına yapılanları her anlattığında seni hainlikle, arkadan hançerlemekle suçlamışlardı oysa… Ya Rab “düşmanlarınızı sevin, sizden nefret edenlere iyilik yapın, size lanet edenler için iyilik dileyin, hakaret edenler için dua edin*” diyorsun. Dua ediyorum.

    15 yıl oldu. 15 eksik yıl. O günün çocukları Nazım gibi büyüyorlar. Çözemediğimiz her sorunu onların omuzlarına yıkıyoruz. Sorunun sahibi de sebebi de biz değilmişiz gibi, bir de tutup cepheye çocukları gençleri sürüyoruz. Oysa bizim kanlı mirasımız olmasa, tüm dünyadaki akranlarıyla, bütün farklılıklarıyla başka bir gelecek hayali kurabilir ve gerçekleştirebilirler. Zaten yeterince sorunları olacak. Daha ne depremler göreceğiz. Şu geçmişin kilidini açalım da özgür kalsın acı dolu ruhlar. Evimizi inşa edeceğimiz sağlam kayadır gerçek. Hakikat sağlam kayadır.

    Gelecek korkuları ve hayalleriyle, büyüklerinin acı dolu mirası arasında sıkışıyor çocuklar. Ya kendilerine ya başkalarına zarar veriyorlar. Oysa bir araya gelip su gibi aksalar karşılarında hiçbir şey duramaz. Bu dünya ne zorbalar, ne zulümler gördü. Gün geldi hepsi yıkıldı. Devirler değişti. Ne sultanlar, ne padişahlar, ne krallar yıkıldı. Yine yıkılacaklar. Köyde çeşmenin başında, köprünün başında, silahıyla durup, gelenden geçenden haraç alana eşkıya derlerdi. Sonra silahları kâğıt parçalarının ardına sakladılar. Adlarına devlet dediler, şirket dediler. Kağıtlarda kendi koydukları kanunlar yazılıydı. Biz inandık, siz inanmayın çocuklar.

    Kimsenin olmayana “benim” diyene inanmayın! Herkesin olana, “benim” diyene inanmayın! Bu topraklarda yükselen her itiraza dış güçler dediler. Doğru. Sizin içiniz onların dışıdır. Sizin içiniz yandığında onlar hep dışarıda duman var dediler, pencerelerini kapattılar. Gezi direnişinde gençler önce yaşadıkları şehri korumaya çalıştılar, sonra zulme uğrayan dostlarını korumak için çoğaldılar. Ona da dış mihrak dediler, terör dediler şu dediler bu dediler. Çocuklarımızın gözleri çıkarıldı, gaza, zehirli suya boğuldu. Çocuklar öldürüldü. Kimdi terör estiren? Bu kadar çok gencin bu kadar az kırıp döktüğüne de az rastlanılırdı üstelik.

    Şimdi kendi yazdıkları kâğıt parçalarıyla sözüm ona yargılıyorlar. Mümkün mü? “Ey yöneticiler gerçekten adil mi karar verirsiniz? Doğru mu yargılarsınız insanları? Hayır! Hep haksızlık tasarılarınız içinizde, Zorbalık saçar elleriniz yeryüzüne.”

    “İSTİYORLAR Kİ SİLAHLAR KONUŞSUN, İNSANLAR KONUŞMASIN”

    Çutağım!

    Sana terörü her sorduklarında lanetledin. Karşısına gücün terörünü de koydun. Onu da lanetledin. Kastettiğin devlet gücünün gayrimeşru işleriydi. Dünyada çok terör estirildi ve devam ediyor… Senden önce de senden sonra da… Gücü ele geçiren zulme çıkıyor. Hangisi birbirini suçlayabilir. Olan halklara oluyor. Seni andığımız her 19 Ocak’ta başka zulümleri de anmaya, hatırlatmaya çalıştık. Resimler yan yana konduğunda, o acı albüme birlikte bakıldığında belki asıl katil ayan beyan ortaya çıkar diye…

    Kıbrıs’ta bir başka gazetecinin, Kutlu Adalı’nın nasıl peşine düşmüşler gördün mü? Bu topraklarda estirilen terörün asıl kaynağını söylerken yanlış mı söylüyormuşuz? Kutsal Kitap der ki “Karanlığın meyvesiz işlerine ortak olmayın. Tersine onları açığa çıkarın.” Dostlarımızı yıllarca hapislerde bekletiyorlar. Birini salıp birini alıyorlar. Saçma sapan gerekçelerle, yalanlarla… Artık gerekçe bile uydurmuyorlar, “öyle işte” deyip alıyorlar. Ülkenin her derdine koşan genç avukatları aldılar, gazetecileri aldılar, Osman’ı da Bircan’ı da aldıkları gibi… “Kürdüm” diyen her siyasetçiyi aldılar. İstiyorlar ki silahlar konuşsun, insanlar konuşmasın. Yine kendi dillerini dayatıyorlar.

    Ama umudu söndüren olmayalım. Seni toprağa verirken buradan yükselen isyan ve itiraz sesi susmadı, susmayacak. İşçiler, kadınlar, öğrenciler, köyler yine direnişte. Herkesin olanı, kimsenin olmayanı, “benim” diyenden koruyorlar. Bir gün yine birleşip sel olup akacaklar.  Kiminin gönlü kırık. “Bize olurken neredeydiniz?” diye soruyorlar. Biz öyle olmak istemedik, gücümüz yettiğince seslerine ses katmaya gayret ettik. Edeceğiz. Sesin, kulağımızda. Sözümüz söz.”

    “HRANT AMCAM ÖLDÜRÜLDÜĞÜNDE 5 YAŞINDAYDIM”

    Nazım Özgün Afşin‘in konuşmasından satır başları ise şöyle:

    “Hrant amcam 15 yıl önce öldürüldüğünde 5 yaşındaydım ve herhangi bir çocuk kadar konuşmuyordum, çünkü ben otizmliyim. Ne yazık ki Hrant amcamı gerçek anlamda hiç hatırlamıyorum. Ama annem anlatırdı, onlar arkadaşlar, o yüzden O benim bebekliğimi bilirmiş. Hayal meyal hatırladığım tek şey, kocaman bir eli olduğu. Elini başıma koyar, saçlarımı severdi. O eli nasıl anımsadığımı biliyorum aslında, otistik bir beyniniz varsa kimsenin hatırlamadıklarını anımsarsınız ve kimsenin hatırlamadıklarını anımsamayı zamanla garipsememeyi öğrenirsiniz. Hrant amcamın simasını ise fotoğraflarından biliyorum tabii, büyüdükçe çok fotoğrafına baktım, çok izledim eski röportajlarını, hakkında yazılan kitapları okudum.

    Hrant amcamın çok sevdiği eşi Rakel Dink’in cenazedeki sözlerini çok sonraki yıllarda dinledim ve bir daha hiç unutmadım: “Katil kim olursa olsun, bir zamanlar bebek olduklarını biliyorum. Bir bebekten bir katil yaratan karanlığı sorgulamadan hiçbir şey yapılamaz kardeşlerim.”

    Sorgulamayı, merak etmeyi, hep birlikte ve yan yana yaşamanın anlamını, ayrımcılığın ve ötekileştirmenin bir toplumu ne kadar çürütebileceğini, adaletsizliği ve haksızlıklarla mücadele etmeyi biraz öğrendiysem son 15 yılda, tüm anmalardaki konuşmaların ve Hrant amcamın yazdıklarının, yaşamak zorunda kaldıklarının ve o korkunç, vahşi, zor sonunun çok büyük etkisi vardır.

    “HAKİKAT ARAYIŞI BİTMİYOR, BİTMEDİ HİÇ”

    2019’a geldiğimizde artık 19 Ocak’a 17 yaşında bir genç olarak gittim. Sabahattin Ali’nin kızı Filiz Ali; “Sevgili Hrant, yine de o kadar umutsuz değiliz. Susmayanlar var, hala buradayız, bir yere gitmiyoruz, vazgeçmiyoruz. Seni öldürdüklerinde henüz çocuk olanlar bugün burada, aramızda, öldürülmenizin peşine düşüyorlar, soru soruyorlar, susmuyorlar.” dediğinde çok sevindim! Filiz Ali benden bahsediyor, bana sesleniyordu.

    2020’de çok sevdiğim Şebnem Korur Fincancı hocam konuşmasında, hakikatleri görüp anlatmaktan ve hiç vazgeçmemekten bahsetti: “Hakikat arayışı bitmiyor, bitmedi hiç. Cumartesi annelerini meydanlardan sürseler de, hakikati haykıranları hapsetseler de, insanlığa karşı suçlarla sindirmek için üzerimize gelseler de, hakikati haykırmaktan vazgeçmemişti ya Hrant, vazgeçmeyeceğiz öyleyse hiçbirimiz. Kötülüğe karşı nefret değil bizimkisi. Bitimsiz bir mücadele. Kötülüğün sıradanlığına kapılmasın insan, hakları için mücadele etsin, boyun eğmesin erke.” İşte o an içim rahatladı: Hani bazen bir cümle sadece size söylenmiş gibi hissedersiniz. Ben aklım erdiğinden beri her 19 Ocak’ta bir söz verdim ve o sözü daima tutacağım: Unutmam, vazgeçmem!

    Ben bu ülkenin geleceği için çok endişelenen, ama sözünü söylemekten hiç sakınmayan milyonlarca gençten sadece biriyim. “Buradayız, vazgeçmiyoruz Ahparig!” demek için, Hrant amcam için, adalet için, barış için, ayrımcılıktan uzak bir yaşamda, özgür, demokratik, adil ve barış içinde bir Türkiye hayalimiz için, kendim kendim mücadele etmeye devam edeceğim. Çok okuyacağım, çok dinleyeceğim, çok izleyeceğim, çok paylaşacağım.

    Çünkü hep aklımda Hrant amcamın son yazdıkları, çünkü içimde hep bir “güvercin tedirginliği…”  Hepinize içinizdeki tedirgin güvercini de alıp geldiğiniz için teşekkür ederim.”

    PİRHA / İSTANBUL

  • Uluslararası Hrant Dink Ödülü, Canan Arın’a ve Maria Rasse’ye verildi

    Uluslararası Hrant Dink Ödülü, Canan Arın’a ve Maria Rasse’ye verildi

    PİRHA-Uluslararası Hrant Dink Ödülü’nün bu yılki sahipleri hukukçu Canan Arın ve gazeteci Maria Rasse oldu.

    Uluslararası Hrant Dink Ödülü’nün 13’üncüsü, çevrimiçi törenle sahiplerine verildi. Ödülün Türkiye’deki sahibi Mor Çatı Derneği’nin kurucularından kadın hakları savunucusu ve hukukçu Canan Arın olurken, Uluslararası Hrant Dink Ödülüde Filipinler’de çalışan basın özgürlüğü savunucusu ve araştırmacı gazeteci Maria Rasse oldu.

    Tören, Hrant Dink Vakfı Başkanı Rakel Dink’in “Vakıf olarak, dayanışma, iyilik, eşitlik ve adaletten, çevremize, doğaya ve insana yaşam hakkından yanayız” sözleriyle başlarken,  törenin açılış konuşmasını Amnesty International Genel Sekreteri Agnes Callamard yaptı.

    Ödül alan kadın hakları savunucusu ve hukukçu Canan Arın da, yaptığı konuşmada, “Bu kadar canavarlığın içinde, bu kadar korkunç bir tabloda insanın içini açan, insanı yüreklendiren tek olay kadın direnişi ve dayanışması!” cümlesiyle kadın hakları mücadelesinin önemini vurguladı.

    Gazeteci Maria Ressa ise Filipinler’den gönderdiği mesajda “Mücadele etmeye devam eden gazeteci ve aktivistlere, “Yolumuzdan şaşmamamız gerekiyor. İnsanlar bazen naif veya aptal olduğunuzu söyleyebilir. Bizim için de öyle diyorlar ama değiliz” ifadelerine yer verdi.

    Ödülün bu yılki jürisinde, 2020 Uluslararası Hrant Dink Ödülü Sahibi kadın hakları aktivisti Mozn Hassan, 2020 Uluslararası Hrant Dink Ödülü Sahibi insan hakları savunucusu Osman Kavala, film yönetmeni Emin Alper, yazar Tanıl Bora, yönetmen Robert Guédiguian, avukat Viviana Krsticevic, çocuk hakları aktivisti Molly Melching, yazar ve diplomat Şafak Pavey, siyaset bilimci ve yazar Füsun Üstel ve Hrant Dink Vakfı Başkanı Rakel Dink yer aldı.

    (HABER MERKEZİ)

     

  • PSAKD’den tehditlere karşı açıklama: Zamane yezitlerine biat etmeyeceğiz

    PSAKD’den tehditlere karşı açıklama: Zamane yezitlerine biat etmeyeceğiz

    PİRHA – PSAKD Genel Merkezi, sanatçı Pınar Aydınlar ile Hrant Dink’in eşi Rakel Dink ve Hrant Dink Vakfı’na yönelik tehditlere karşı açıklama yaptı. Açıklamada, “Zamane Yezitlerine biat etmeyeceğiz. Hiçbir kardeşimizi yalnız bırakmayacağız. Ermeni, Türk ve Kürt halkları kardeştir” denildi.

    Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Genel Merkezi, sanatçı Pınar Aydınlar ile Hrant Dink’in eşi Rakel Dink ve Hrant Dink Vakfı’na yönelik tehditlere karşı yaptığı açıklamada, “Aleviler, faşizmin tam karşısındadır. Madımak katili serbest bırakılıyor, milyonlarca Alevinin ibadethanesi cemevine gaz bombası atılıyor, kapıları kırılıyor, kiliseye saldırılıyor, sanatçı Pınar Aydınlar ve Hrant Dink’in eşi Rakel Dink tehdit ediliyor ve tüm bunlar normalmiş gibi yetkililer tarafından görmezden geliniyor. Halkı siyasal islam diktatörlüğü ile teslim almaya çalışıyorlar. Korku imparatorluğunu genişletmek istiyorlar. Ama bizim tarihimizde Yezitlere,Yavuzlara biat yoktur” ifadelerine yer verdi.

    Açıklamada şu ifadeler yer aldı:

    “TEHDİT EDENLER BİLMELİDİR Kİ; ADALET İSTEMEK SUÇ DEĞİL ONURLU BİR GÖREVDİR”

    “Aleviler 73 millete bir nazar ile bakar ve Ermeni halkını dostları, ötekileştirilmiş kader arkadaşları olarak da görürler. Rakel Dink bize sevgili Hrant’ın emanet ettiği bir barış güvercinidir, kardeşimizdir. Aleviler olarak onu asla yalnız bırakmayacağız.

    Dünya görüşünü ve duygularını sanatı ile dillendiren Pınar Aydınlar’ı tehdit edenler bilmelidir ki, bizim türkülerimizi de, düşüncelerimizi de susturamayacaklar. Barış istemek,eşitlik ve adalet istemek suç değil tam tersi onurlu bir görevdir.

    “ZAMANE YEZİTLERİNE BİAT ETMEYECEĞİZ”

    Açıkça ilan ediyoruz ki, Pir Sultan örgütlülüğü olarak Rakel Dink ve Pınar Aydınların yanındayız!
    Zamane Yezitlerine biat etmeyeceğiz. Hiçbir kardeşimizi yalnız bırakmayacağız. Ermeni, Türk ve Kürt halkları kardeştir.

    Rakel Dink, Pınar Aydınlar yalnız değildir.”

    (HABER MERKEZİ)

  • Rakel Dink ve Hrant Dink Vakfı avukatına ölüm tehdidi

    Rakel Dink ve Hrant Dink Vakfı avukatına ölüm tehdidi

    Hrant Dink Vakfı, e-mail yoluyla yazılı ölüm tehdidi aldıklarını duyurdu. Duyuruda, “Bir gece ansızın gelebiliriz’ sloganını da içeren tehdit, Hrant Dink Vakfı’nı “kardeş masalları” anlatmakla itham ediyor, ülkeyi terk etmemizi talep ediyor, Rakel Dink’i ve avukatımızı ölümle tehdit ediyor” denildi.

    Gazeteci Hrant Dink’in öldürülmesinin ardından kurulan Hrant Dink Vakfı ölüm tehdidi içeren e-mailler aldıklarını duyurdu.

    Vakıftan yapılan açıklamada, “27-28 Mayıs 2020 tarihlerinde Hrant Dink Vakfı’na email yoluyla yazılı ölüm tehdidi ulaştığını kamuoyuyla paylaşmak istiyoruz. Şişli Emniyeti ve İstanbul Valiliği’ne durumu yazılı olarak bildirdik. Hrant Dink’in 19 Ocak 2007’de resmi kurumların bilgisi dahilinde, herkesin gözü önünde öldürülmesinden önce de duymaya aşina olduğumuz ve bugünlerde marifet sayarak kimi çevrelerce sıkça tekrarlanan “Bir gece ansızın gelebiliriz” sloganını da içeren tehdit, Hrant Dink Vakfı’nı “kardeş masalları” anlatmakla itham ediyor, ülkeyi terk etmemizi talep ediyor, Rakel Dink’i ve avukatımızı ölümle tehdit ediyor” denildi.

    Açıklamaya şöyle devam edildi:

    “Son dönemde yükseltilmesinde sakınca görülmeyen ırkçı, ayrımcı, nefret dili ancak bu tür korkunç yaklaşımları tetikler, cesaretlendirir, azmettirir. Her vatandaşın eşit, özgür ve adil yaşamasını sağlamak için çalışmak Türkiye’de siyaset yapan tüm kesimlerin görev ve sorumluluğudur. Oluşturulan iklimin ciddiyetini vurgulamak ve tüm yetkililere sorumluluklarını hatırlatmak üzere bu talihsiz duyuruyu yapmanın da bizim görevimiz olduğu kanaatindeyiz.

    2007’den sonra daha adil, özgür, eşit bir Türkiye’ye katkı sunmak için kurulan ve o günden beri çalışmalarını bu yönde sürdüren Hrant Dink Vakfı olarak; tüm farklılıkların bir arada yaşadığı, ifade özgürlüğünün sonuna kadar kullanıldığı bir ülkeye kavuşma hayaliyle, ayrımcılıkla mücadele etmeye devam edeceğimizi saygıyla duyururuz.”

    (HABER MERKEZİ)