Etiket: ramazan orucu

  • Pir İnanç Dolu: Cemevinde verilen bu iftar zamanı ve mekan anlamıyla manidardır!

    Pir İnanç Dolu: Cemevinde verilen bu iftar zamanı ve mekan anlamıyla manidardır!

    PİRHA-Alevilerin oruç tutmadığı bir zamanda cemevinde verilen iftarın zaman ve mekan anlamıyla manidar olduğunu vurgulayan Ağuçan Ocağı Piri İnanç Dolu, “Halkın rızası olmadan yapılmış ve rızalığımız yoktur. Başta belediye başkanı ve cemevi başkanı halkın huzurunda, pirlerine ve rayberlerine dara durmalıdır” dedi.

    Nazımiye Belediyesi tarafından Pir Kureyş Baba Cemevi’nde Ramazan Oruçları için iftar programı düzenlendi. İftar programına Tunceli Valisi Bülent Tekbıyıkoğlu, Nazımiye Belediye Başkanı Ali Emrah Tekin, Mazgirt Belediye Başkanı Ümit Tayhava ve çok sayıda kişi katıldı.

    Pir Kureyş Baba Cemevi’nde yapılan iftar programına tepkiler yükseldi.

    Ağuçan Ocağı Piri İnanç Dolu, Pir Kureyş Baba Cemevi’nde iftar programı düzenlenmesine tepki gösterdi.

    “İFTAR PROGRAMI HALKIN RIZASI OLMADAN YAPILMIŞTIR VE RIZALIĞIMIZ YOKTUR”

    Nazımiye Belediyesi’nin Pir Kureyş Baba Cemevi’nde iftar programı düzenlemesine tepki göstererek sözlerine başlayan İnanç Dolu, “Alevilerin oruç tutmadığı bir zamanda kutsal bir mekânda, bir cemevinde verilen bu iftar zamanı ve mekan anlamıyla manidardır. Kime nasıl hizmet ettiği açıkça ortadadır. Dersim’de Alevi çocuklarının zorla iftar programlarına dahil edilmesi ve bu iftar programı aynı akla hizmettir. Xızır ve Muharrem ayında bile oruç tuttuğumuzda toplu oruç açmalara, abartılı sofralara karşıyız. Yolumuzun temeli rızalık derken, buraya yapılan harcama kim tarafından yapılmıştır. Halkın rızası olmadan yapılmış ve rızalığımız yoktur. Başta belediye başkanı ve cemevi başkanı halkın huzurunda, pirlerine ve rayberlerine dara durmalıdır” diye konuştu.

    PİRHA/DERSİM

    İLGİLİ HABERLER:
    -Pir Kureyş Baba Cemevi’ndeki iftara tepki gecikmedi: Bizim inancımızda iftar yoktur!
    -Nazımiye Belediye Başkanı Cemevi’ndeki ‘İftar programı’ hakkında konuştu!

  • Düzgün Baba Cemevi: Siyasi hesaplarla inancımız asimilasyona uğratılıyor

    Düzgün Baba Cemevi: Siyasi hesaplarla inancımız asimilasyona uğratılıyor

    PİRHA- Düzgün Baba Cemevi, Nazımiye Belediyesi’nin Pir Kureyş Baba Cemevi’nde iftar programı yapmasına tepki göstererek, “Bizim inancımızda ve erkânımızda Ramazan orucu ve iftar diye bir ritüel yoktur. Ne acıdır ki, birtakım siyasi kaygılar ve hesaplarla inancımız ve itikatımız asimilasyona uğratılmaktadır” dedi.

    Nazımiye Belediyesi tarafından Pir Kureyş Baba Cemevi’nde Ramazan Oruçları için iftar programı düzenlendi. İftar programına Tunceli Valisi Bülent Tekbıyıkoğlu, Nazımiye Belediye Başkanı Ali Emrah Tekin, Mazgirt Belediye Başkanı Ümit Tayhava ve çok sayıda kişi katıldı.

    Pir Kureyş Baba Cemevi’nde yapılan iftar programına tepkiler yükseldi. Düzgün Baba Cemevi Yönetim Kurulu, iftar programına ilişkin yazılı açıklama yaptı.

    “KENDİ İNANCIMIZA SAYGI BEKLERİZ”

    Halkın tamamının Alevi olduğu bir ilçede iftar yemeği düzenlemenin ve bu iftarı da cemevin de vermenin asimilasyona hizmet ettiği belirtilen açıklamada, “Nazımiye ilçemiz, Kureyş Bava ve Düzgün Bava gibi Alevi inancında büyük değer ve önem atfedilen ocakların ve jiyarların mekânıdır. İlçe merkezimizde bulunan cemevinin, belediye başkanı eliyle asimilasyon merkezine dönüştürülmesi kabul edilemez; bu durumu reddediyoruz. Bizim yolumuz var, pirimiz, rayberimiz, mürşidimiz var. En-el Hak diyen yol ulularımız var. Bizim inancımızda ve erkânımızda Ramazan orucu ve iftar diye bir ritüel yoktur. Belediye başkanı bunu çok iyi bilmektedir. Fakat ne acıdır ki, birtakım siyasi kaygılar ve hesaplarla inancımız ve itikadımız asimilasyona uğratılmaktadır. Bu coğrafyada yaşayan her yol evladı, Düzgün Bava’nın, Kureyş Bava’nın, Khalmem u Sır’ın ve Khalferhat’ın birbirlerine nasıl ikrar verdiğini bilir. Pirlerimiz ve analarımız bin bir cefayla bu inancı ve itikadı bugünlere taşıdılar. Siyasi hesaplarla yolumuzun ve inancımızın hacet mezat satılmasına, yağmalanmasına göz yummayız, rıza göstermeyiz. Herkesin inancına saygı duyarız; fakat biz de kendi inancımıza saygı bekleriz” denildi.

    “İNANCIMIZA YÖNELİK SORUMSUZCA YAKLAŞIMLARI DOĞRU BULMUYORUZ”

    Nazımiye Belediye Başkanı Ali Emrah Tekin’in ‘Tepki olacağını bilseydik, bu iftar programını restoranda yapardık’ sözlerinin Alevi toplumuyla alay etmek olduğu dile getirilen açıklamanın devamında şunlar dile getirildi:

    “Hâlbuki burası, ilçe merkezimizde bulunan tek cemevidir ve yıllardır yol erkân hizmeti vermektedir. Daha önce Düzgün Bava Cemevi olarak biz de burada halkımızla cem erkânında bir araya gelmiştik. İnancımıza yönelik bu sorumsuzca yaklaşımları doğru bulmuyoruz. Asimilasyona karşı dün olduğu gibi bugün ve yarın da mücadelemiz devam edecektir.”

    PİRHA/DERSİM

    İLGİLİ HABERLER:
    -Pir Kureyş Baba Cemevi’ndeki iftara tepki gecikmedi: Bizim inancımızda iftar yoktur!
    -Nazımiye Belediye Başkanı Cemevi’ndeki ‘İftar programı’ hakkında konuştu!

  • Nazımiye Belediye Başkanı Cemevi’ndeki ‘İftar programı’ hakkında konuştu!

    Nazımiye Belediye Başkanı Cemevi’ndeki ‘İftar programı’ hakkında konuştu!

    PİRHA-Nazımiye Belediyesi, Pir Kureyş Baba Cemevi’nde Ramazan Oruçları için iftar programı düzenledi. İftar programına ilişkin PİRHA’ya konuşan Nazımiye Belediye Başkanı Ali Emrah Tekin, “İftar yemeğinin verildiği yer herhangi bir inanç ritüelinin yürütüldüğü bir yer değil. Nazımiye Belediyesi’nin aşevi olarak kullandığı ama tabelasında Pir Kureyş Baba Cemevi yazan bir yer, biz böyle bir tepkiye yol açacağını bilseydik burada yapmazdık” diye konuştu. 

    Nazımiye Belediyesi tarafından Pir Kureyş Baba Cemevi’nde Ramazan Oruçları için iftar programı düzenlendi. İftar programına Tunceli Valisi Bülent Tekbıyıkoğlu, Nazımiye Belediye Başkanı Ali Emrah Tekin, Mazgirt Belediye Başkanı Ümit Tayhava ve çok sayıda kişi katıldı.

    Pir Kureyş Baba Cemevi’nde yapılan iftar programına tepkiler yükseldi.

    Nazımiye Belediye Başkanı Ali Emrah Tekin, düzenledikleri iftar programına ilişkin PİRHA’ya konuştu.

    “TEPKİYE YOL AÇACAK HERHANGİ BİR ŞEY YAPMADIK”

    İftar programını Kureyş Baba Ocağı’nda düzenlemediklerini ve isim karmaşası olduğunu söyleyerek sözlerine başlayan Ali Emrah Tekin, “Nazımiye’de tabelasında Pir Kureyş Baba Cemevi yazan ancak herhangi bir cem erkanı yürütülmeyen sadece cenaze erkanları ve hayır yemekleri için kullandığımız bir yerde iftar programımız oldu. Biz aslında organizasyonu Nazımiye’deki Çınar Restaurant’ta yapacaktık ancak katılım yoğun olduğu için hayır yemeklerini verdiğimiz Pir Kureyş Baba Cemevi’ne taşımak zorunda kaldık. İftar yemeğinin verildiği yer herhangi bir inanç ritüelinin yürütüldüğü bir yer değil. Geçmiş dönemlerde de belediyemiz tarafından iftar programları düzenlenmiş biz yapılanları devam ettirdik. Biz tepkiye yol açacak herhangi bir şey yapmadık. Nazımiye Belediyesi’nin aşevi olarak kullandığı ama tabelasında Pir Kureyş Baba Cemevi yazan bir yer, biz böyle bir tepkiye yol açacağını bilseydik burada yapmazdık” diye konuştu.

    PİRHA/DERSİM

    İLGİLİ HABERLER:
    -Pir Kureyş Baba Cemevi’ndeki iftar programına tepki: Bizim inancımızda iftar yemeği diye bir şey yoktur

  • Pir Kureyş Baba Cemevi’ndeki iftara tepki gecikmedi: Bizim inancımızda iftar yoktur!

    Pir Kureyş Baba Cemevi’ndeki iftara tepki gecikmedi: Bizim inancımızda iftar yoktur!

    PİRHA-Pir Kureyş Baba Cemevi’nde Ramazan Oruçları için iftar programı düzenlenmesine tepki gösteren DAD Genel Merkez Yöneticisi Fetiye Yıldırım, “Cemevimizde iftar açılması bizim ocaklarımıza, ziyaretlerimize yapılan bir zulümdür. Bizim inancımızda iftar yemeği diye bir şey yoktur” dedi.

    Nazımiye Belediyesi tarafından Pir Kureyş Baba Cemevi’nde Ramazan Oruçları için iftar programı düzenlendi. İftar programına Tunceli Valisi Bülent Tekbıyıkoğlu, Nazımiye Belediye Başkanı Ali Emrah Tekin, Mazgirt Belediye Başkanı Ümit Tayhava ve çok sayıda kişi katıldı.

    Pir Kureyş Baba Cemevi’nde yapılan iftar programına tepkiler yükseldi.

    Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) Genel Merkez Yöneticisi Fetiye Yıldırım, Pir Kureyş Baba Cemevi’nde iftar programı düzenlenmesine tepki gösterdi.

    “CEMEVİNDE İFTAR AÇILMASI DÜŞKÜNLÜKTÜR”

    Zalimin, zulmün kol gezdiği bir ortamda kutsal Dersim topraklarında muharrem oruçları için Nazımiye’de cemevinde oruç açılmasının kendileri açısından üzüntü verici olduğunu vurgulayan Fetiye Yıldırım, “Cemevimizde iftar açılması bizim ocaklarımıza, ziyaretlerimize yapılan bir zulümdür. Bizim inancımızda iftar yemeği diye bir şey yoktur. Biz orucumuzu tutarken kimseye ilan etmeyiz. Hakk ile nehakın birbirine karıştığı bir yerde söylenecek hiçbir söz bulamıyorum. Nazımiye’de bu iftarı düzenleyen, göstermelik cemler yapan kişiler düşkündür. Bizim kutsal yerlerimiz kimsenin hakimiyetinde olan bir yer değildir. Nasıl Dersim gibi bir yerde nehak düşünceye sahip, eline silah almış kişilerle birlikte iftar yemeği verirsiniz, bizim gözümüzde yapılan düşkünlüktür. Bizler bundan sonra asla nehak zihniyetlerin kutsal yerlerimize girmesine asla izin vermeyeceğiz, inancımız dışında yapılan ritüelleri de kabul etmiyoruz” diye konuştu.

    PİRHA/DERSİM

  • Ümit Cihan Tarho unutulmadı; ülkücüler 25 yıl önce oruç tutmadığı için katletmişti

    Ümit Cihan Tarho unutulmadı; ülkücüler 25 yıl önce oruç tutmadığı için katletmişti

    PİRHA- Malatya’da İnönü Üniversitesi Tarih Bölümü öğrencisi Ümit Cihan Tarho, ramazan orucu tutmadığı için ülkücülerin bıçaklı saldırısı sonucu katledilmişti. Öldürülmesinin üzerinden tam 25 yıl geçti. Birinci dereceden katil Kadri Kılıç, kasten adam öldürmekten 20 yıl hapis ile ömür boyu kamu hizmetlerinden men cezasına çarptırılmıştı. Ancak katil daha sonra şartlı tahliye ile serbest bırakılmıştı.

    Ümit Cihan Tarho henüz 21 yaşında İnönü Üniversitesi Eğitim Fakültesi Tarih Bölümü öğrencisiydi. 7 Ocak 1998 tarihinde üniversitede ramazan ayında oruç tutmadığı için otobüs durağında bir grup faşistin saldırısına uğramıştı. Bıçaklanarak ağır yaralanan Tarho, tedavi gördüğü Turgut Özal Tıp Merkezi’nde 11 Ocak 1998’de sabah saatlerinde yaşamını yitirmişti. Tarho yaklaşık üç bin kişinin katıldığı bir törenle faşistlere lanetler yağdırılarak toprağa verilmişti.

    Ümit Cihan’a saldıranlar arasında bulunan beş ülkücü öğrenci Caner Öztürk, Korkut Özalp, Muhammet Şahin, M. Fatih Gökal, M. Hanifi Azdikoğlu, ilk anda gözaltına alınıp sorgulanmıştı. Daha sonra bıçağı kullandığı tespit edilen ülkücü Kadri Kılıç yakalanarak gözaltına alınıp tutuklanmıştı.

    KATİLİN SAVUNMASI

    Katil Kadri Kılıç, 10 Kasım’da görülen mahkemede verdiği 17 sayfalık ek savunmasında, daha önce bildiklerini açıklamak için dilekçeler verdiğini ancak bu dilekçelerin Malatya E Tipi Cezaevi yönetimince MHP teşkilatına bildirildiğini ve MHP’nin başta Avukat Arif Yıldız olmak üzere avukatlar aracılığıyla kendi üzerinde baskı kurarak, yanlış ifade vermesini sağladığını söyledi. Kılıç, ayrıca Malatya Ülkü Ocağı eski Başkanı Alaaddin Aldemir’in referansı ile gelen ve Malatya Ülkü Ocağı Başkanı Adem Özbay’la birlikte çalışıp öğrenci derneği başkanlığı yapan, Tarho davasının tutuksuz sanıklarından Salih Bayrak’ın, olayın sorumlularından olmasına rağmen ülkü ocaklarının talimatı doğrultusunda olayın dışındaymış gibi gösterildiğini kaydetmişti.

    KATİL KADRİ KILIÇ, AFLA TAHLİYE EDİLDİ, SONRA İNTİHAR ETTİ

    İnönü Üniversitesi Beden Eğitimi ve Spor Meslek Yüksekokulu 3. sınıf öğrencisi olan Kadri Kılıç, Malatya Ağır Ceza Mahkemesi’nde yargılanmış ve kasten adam öldürmekten 20 yıl hapis ile ömür boyu kamu hizmetlerinden men cezasına çarptırılmıştı. Diğer 9 ülkücüye de 5 ay ile 20 ay arasında değişen hapis cezaları verilmişti.

    Kadri Kılıç’ın(35), şartlı salıverilme yasasından yararlanarak, 2003 yılında tahliye edilmiş ve üniversiteye bir daha dönmediği, Maraş’ın Pazarcık ilçesine bağlı Haydarhöyük köyünde yaşamaya başladığı öğrenilmişti. Kadri Kılıç, 2012 yılında Haydarhöyük köyündeki evinde kendini iple tavana asarak intihar etti.

    BABA TARHO: ÖZENLE BÜYÜTTÜĞÜMÜZ BİR ÇOCUKTU

    Alevi bir ailenin çocuğu olan Ümit Cihan Tarho’nun babası Zülküf Tarho yıllar önce “Oğlum Cihan özenle büyüttüğümüz bir çocuktu. Hiç bir arkadaşı ile kavga ettiğini duymadım. Hiç kimse ondan şikayetçi olmamıştı” demişti.

    “KADRİ KILIÇ ALEVİ DÜŞMANIYDI”

    Bu arada, Maraş Katliamı tanıklarından Derya Narlı da PİRHA’ya verdiği röportajda, Pazarcık’ta komşularının oğlu ülkücü Kadri Kılıç’ın Alevi düşmanı olduğuna dikkat çekmişti. Okula giderken Alevi olduğu için kendisini döven komşularının oğlu Kadri Kılıç ile ilgili şunları belirtiyor:

    “Her okula gitmeye çalıştığımda her gün benim yolumu keser ve beni ya döverdi, ya yiyeceğimi yere atardı. Kadri Kılıç, ‘Sen Alevisin bizimle aynı okula gelemezsin’ diyordu. Ben daha Aleviliğin ne olduğunu bilmiyorum. Onunla benim ne farkım var, onu dahi bilmiyorum. “Ben onun gittiği okula niye gidemiyorum?” diye kendi kendime sorar dururdum. Yıllar sonra gördüm ki, Kadri sadece benim değil, bütün Alevilere düşman olmuş.”

    “ORUÇ BAHANE EDİLDİ, İNTİKAM İÇİN ÖLDÜRÜLDÜ”

    ekşisözlük’te o dönem Ümit Cihan Tarho’nun bir üst sınıfından bir arkadaşı ise şunları yazmış:

    “Ah! karıncayı incitmeyen kardeşim…
    Ümit Cihan’ın, yine tarih bölümünden, üst sınıftan abisiydim. hiç bir fraksiyona ve olaya bulaşmamış, herkese tuttuğu ders notlarını veren, iyi niyetli, güler yüzlü bir çocuktu. Kendilerine ‘milliyetçi’ diyen tipler tarafından, intikam için, oruç olayları bahane edilerek öldürüldü. Olayların en başında biz mediko yemekhanesindeyken ramazanda yemek yediğimiz için etrafta burnundan soluyarak dolaşan ‘milliyetçiler’ hala gözümün önünde.”

    PİRHA/ İSTANBUL

    İLGİLİ HABERLER

    ‘Alevi olduğum için beni döven komşumuzun oğlu, üniversite öğrencisini katletti-VİDEO

  • Yazar Mehmet Kabadayı: İktidar ve muhalefet Alevi hakikatinden ellerini çeksin

    Yazar Mehmet Kabadayı: İktidar ve muhalefet Alevi hakikatinden ellerini çeksin

    PİRHA-Yazar Mehmet Kabadayı, Alevi kurumlarında ve inanç merkezlerinde yapılan toplu oruç açma programlarını eleştirerek, egemen din anlayışına özenildiğinin altını çizdi. Mehmet Kabadayı, yazısında “Alevi toplumu birilerine benzemek zorunda mı?” diye de sordu. Kabadayı, Alevi kurumlarının belediyelerin dağıttığı yiyecekleri almasını da eleştirdi. 

    Yazar Mehmet Kabadayı, Muharrem ayı sebebiyle Alevi kurum ve inanç merkezlerinde organize edilen programları eleştirdi. Kabadayı, “Asimilasyona en büyük hizmeti içimizdeki bizler veriyor” diyerek siyasi otoritelerin cemevleri üzerindeki baskısına işaret etti.

    “ZİRA HEM ÖYLE HEM BÖYLE OLUNMAZ”

    “Bizim öğretimiz (inancımız), kültürümüz bu mu?” başlığı ile konuyu irdeleyen Mehmet Kabadayı, şu görüşleri paylaştı:

    “Naçizane, Hakikat Yol’unun (Aleviliğin) kadimden beri var olduğunu savunanlardanım, kendi içindeki kavram ve kurallara baktığımda Aleviliğin tek Tanrılı Semavi dinler ile bir bağının olmadığını da düşünüyorum. Evet, Yol Pirleri, ‘Yol bir Sürek Binbir’ demişler. Tek Tanrılı Semavi dinleri yol sürekleri içinde de görmüyorum. Tek Tanrılı Semavi dinlerin kendilerine göre kavram, kural ve kendine özgü bir dilleri ve kültürleri vardır. Aleviliğin de tıpkı bu tek Tanrılı dinler gibi kendine özü kendi kural ve kavramları ve de kendine ait bir dili, bir kültürü (ocak = ana = ikrar = rızalık = mürşid = pir = rayber = talip = can= cem = çerağ (delil) = semah = hizmet = düşkünlük) var. Günümüzde Aleviler, kadimden gelen kendi öğretilerine göre mi, yoksa tek Tanrıcı Müslümanlığa (Sünniliğe ve Şiiliğe) göre mi yaşamak istediklerini kararlaştırıp netleştirmelidirler. Zira hem öyle hem böyle olunmaz.

    Malumunuz, Muharrem ayında son birkaç yıldır yaşanan ve tekrarlanan bir konuya dikkat çekmek istiyorum! 1990’lı yıllarda Ramazan ayında, Ramazan orucunda yaşanılanlar günümüzde Muharrem ayında, Muharrem orucunda bire bir olmasa da, benzeri bir şekilde yaşanıyor. Nasıl mı? Kimi cemevleri belediyelerin, kaymakamlıkların, siyasilerin muharrem orucu boyunca verdikleri ve lütuf gibi sundukları kuru gıda, yiyecek, içecek ve maddi yardımları alıyorlar. Bu yardımlarla toplu halde oruç açıyorlar. Alevi öğretisinde rızasız lokma yenilmez! Yol’umuzun bu desturu gereği, Bu cemevleri yapılan bu yardımları geri çevirmeleri gerekmiyor mu? Neden mi? Çünkü yapılan bu tür yardımlarda rızalık yoktur.

    Birde 1990’lı yıllarda Ramazan ayında, Ramazan orucunda bu tür şeyler yaşanırken, laiklik elden gidiyor, camilere siyaset sokuluyor diyerek bu tür şeylere (gösterişlere) en çok sizler karşı çıkıyordunuz…”

    “İKTİDAR VE MUHALEFET, ALEVİ HAKİKATİNDEN ELLERİNİ ÇEKSİN”

    Yazar Mehmet Kabadayı, Alevilerin tarih boyunca rızasız lokma yemediklerine işaret ederek belediyelerden yapılan gıda yardımlarını da eleştirdi. “Oruç tutan canlarımıza rızasız lokma yediriyorsunuz ” diyen Kabadayı, yazısını şu cümlelerle sürdürdü:

    “Devletin anayasal eşit yurttaşlık ilkesini uygulamamasından dolayı, Alevilerin en öncelikli sorunu eşit yurttaşlık meselesidir. Eşit yurttaşlık talebi belediyelerden aranmaz. Eşit yurttaşlık talebini arayacağımız yer TBMM’dir!

    Bu tür şeyleri yapan cemevi, dernek ve de dergâh başkan ve yöneticilerinin erkle beraber olma, iktidarlaşma hırs ve egolarını tarihten günümüze rıza şehri ilkesini içselleştirmiş Aleviler üzerinde inşa etmeye haklarının olmadığını düşünüyorum. İktidar ve muhalefet ve de kimi belediyeler Alevi hakikatinden ellerini çeksinler. Belediyelerin dağıttığı yardımlar, lokma değildir. Hakikat Yol’unda (Alevilik) lokmanın bir mana ve anlamı var. Bu hakikati nasıl yok sayarsınız?

    Kimi cemevlerinde, dergâhlarda ve derneklerde yapılan bu yardımlarla oruç açıyoruz adı altında, akşamları ‘4 çeşit yemek ve artı ayran’ ile toplu halde oruçlar açılıyor! Bu nasıl matem? Hakikat Yol’undaki oruç bu muydu? Hakikat Yol’unda toplu oruç açma var mıydı? Alevi canlarımız Muharrem orucunu tutuyorlarsa, akşam kendi evlerinde helal lokmalarıyla orucunu açamazlar mı? Kime ya da kimlere benzemeye ve özenmeye çalışıyoruz? Alevi toplumu birilerine benzemek zorunda mı? Naçizane bizim Yol’umuzda, öğretimizde ve kültürümüzde bunlar yoktu diye biliyorum. Yol, sorgula, düşün, eline, beline ve diline sahip ol diyor. İnsanı kâmil olma yolunda gayret ve çaba göster diyor. Erkten, menfaatten, çıkardan ve rızasız lokmadan uzak dur diyor.”

    “AĞACIN KURDU ÖZÜNDE OLUR!”

    “Cemevi, dernek ve dergâhların bu konuda daha duyarlı ve daha dikkatli olmaları gerekmiyor mu? Hakikat Yol’ulunu (Aleviliği) başka dinlerin (Semavi Dinlerin) içinde görmek zorunda mıyız? Özellikle bu aylarda Şii asimilasyonuna hizmet edildiğinin farkına ne zaman varılacak? Özel günlerde (yas) bir arada oluyoruz deniliyor. Günümüz koşullarında bir araya gelme yani birlikte olma durumu bir zorunluluk ise bu durumda, her can kendi imkânları dâhilinde yiyecek (lokmalarını) alır, cemevlerine getirir, getirilen bu lokmalarla cemevlerinde yemek hazırlanır. Hazırlanan bu yemek ve de evden getirilen lokmalarla oruç açılır. Oruç açıldıktan sonra Cem yapılır, tüm canlar birbirinden razı olur. Canlar birbirinden razı olarak cemevinden ayrılır.

    Egemen din anlayışına özenerek, asimilasyona en büyük hizmeti içimizdeki bizler veriyor. Belki farkındayız ya da farkında değiliz, ağacı çürüten kendi özündeki kurdudur. Aleviler üzerindeki 100 yıllık asimilasyona ve Zorunlu Din Dersleri de dâhil günümüzdeki kuşatmaya dur demez isek yarınlarımız bugünkünden daha derin bir çıkmaza girecektir. Çok geç olmadan Hakikat Yol’unun (Aleviliğin) özüne dönülmelidir. Sevgiyle. Aşk ile.”

    PİRHA/ANKARA

  • ‘Alevilerde Ramazan Bayramı ve Cemi yoktur’

    ‘Alevilerde Ramazan Bayramı ve Cemi yoktur’

    PİRHA – PSAKD yaptığı yazılı açıklamada, Alevi- Bektaşi yol erkanında Ramazan, Ramazan Bayramı ve Ramazan ceminin olmadığına dikkat çekerek, “Alevilikte Ramazan cemi yoktur. Alevileri özüne davet ediyoruz” denildi. 

    Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) yazılı açıklama yaparak Alevielerde Ramazan Bayramı ve Ramazan ceminin olmadığına dikkat çekerek, Alevileri özüne davet etti.

    Açıklamada, “Gün katliamın zulmün günüdür. Tıpkı diğerleri gibi, bütün katliam günlerini bizlere bayram diyerek asimile etmenin sonuçları bunlar. Bizim bayramımız eşit yurttaş olarak dilimizi, kültürümüzü, inancımızı özgürce yaşadığımız, çocuklarımızın istismar edilmediği , kadınların şiddete maruz kalmadığı, emekçinin emeğinin karşılığını tam aldığı, çocuklarımızın zorunlu din dersi görmediği, bütün farklılıkların bir arada gerçekten kardeşçe yaşadığı gün olunca bayramlar bizim olur ve kutlarız” denildi. 

    Alevilerin Nesimi’nin “Ey Nesimi Can Nesimi bil ki halk aynındadır. Onca insanın vebali ulemanın boynundadır” sözlerini referans alarak hizmet yaptıklarına değinilen açıklamada, Alevi – Bektaşi yol erkanında Ramazan, Ramazan bayramı ve Ramazan cemi olmadığı vurgulandı.

    “ALEVİLERİ KENDİ ÖZÜNE DAVET EDİYORUZ”

    Açıklamada sebebi ise şöyle açıklandı:

    “İmam Ali, Ramazan ayında evinden çıkıp üç adım yürüdükten sonra Muaviye’nin kiraladığı Mülcem lanetlisi tarafından zehirli kılıç ile darbe alarak 3 gün sonra Hakk’a yürümüştür. Muaviye bütün yetkililere tamim göndererek “Çok şükür Ali’den kurtulduk. Şeker dağıtarak 3 gün bayram yapın” demiştir. Hatırlarsınız bu bayrama eskiden Şeker Bayramı deniyordu. Sonradan farkına varanlar isim değişikliğine giderek Ramazan Bayramı dediler.

    Alevilere göre Ramazan Bayramı İmam Ali’nin şehit edildiği gün münasebetiyle matem günüdür. Şimdi bunu bayram olarak kutlayanlar ve cem erkanıyla süsleyenler İmam Ali’nin şehit edildiğini kutlamazlar mı? İmam Ali’nin kemiklerini sızlatmazlar mı? Ve asimilasyona rehberlik etmiş olmazlar mı? Hele hele Dede – Pir olanlar! Yine soruyoruz; sizler oruç tutup, teravi namazına gidiyor musunuz? Alevilikte böyle bir şey var mıdır? Bunları yerine getiren Suni inanç mensuplarına bizler saygı göstermekteyiz. Oruç tutmayanlara şiddet ve baskı uygulayanlara değil!
    Çünkü bizim oruçlarımız yeme içme ile sınırlı tutulmadığı gibi görkemden gösterişten uzak, sessiz ve sedasız geçmektedir.”

    Son olarak açıklamada, Alevilikte Ramazan ceminin olmadığına vurgu yapılıp, Aleviler özüne davet edilerek, “Geçen yıl üç federasyonun kararına rağmen yine yoluna ihanet edip Ramazan bayramı cemi hazırlığında olanlar oldu. Onlara da Hak; Hakikati Hak eylesin” denildi. (HABER MERKEZİ)

  • ‘Aleviler Ramazan Orucu’nu neden tutmazlar’

    ‘Aleviler Ramazan Orucu’nu neden tutmazlar’

    PİRHA- Hıdır Abdal Ocağı dedelerinden Muharrem Erkan, “Aleviler Ramazan Orucu’nu neden tutmazlar” başlıklı bir yazı yazarak, bu konuya açıklık getirdi. Erkan, “Biz Aleviler Ramazan ayında bayram yapmayız. Ramazan ayı içerisinde kuran inmeye başladığı için oruç tuttuklarını söyleyenlere şunu sormak gerek: Vahi bir rahmetse, rahmet de bilim ilim olarak yeryüzüne zuhur ediyorsa, öyleyse günümüz koşullarında her bir buluş, yeniliği bir anlamıyla da vahi olarak Aleviler kabul etmektedir” dedi. 

    Hıdır Abdal Ocağı dedelerinden Muharrem Erkan, “Aleviler Ramazan Orucu’nu neden tutmazlar” başlıklı bir yazı kaleme aldı.

    tokatpirsultan.com internet sitesinde yayınlanan yazıda Muharrem Erkan Dede, Hz. Ali’nin saldırıya uğradıkatn 2 gün sonra yani Ramazan ayı 21. günü hakka yürüdüğünü belirterek, saldırıyı şöyle anlattı:

    “Tarihe Hakem Olayı diye geçen bu ihanet vakası ardından Hariciler bir araya gelerek, Muaviye ve Hz. İmam Ali’yi öldürmeye karar verdiler. Berk bin Abdullah, Amr İbn-ül As’ı da öldürmeleri gerektiğini, fitnenin başının o olduğunu söyledi. Böylece sıra suikastları gerçekleştirecek kişileri seçmeye gelmişti. Muaviye için Amr bin Bekir, Hz. İmam Ali’ye suikast yapması için kendi isteği ile Abdurrahman bin Mülcem, Amr İbn-ül As için Berk bin Abdullah görev aldı.

    Muaviye suikastçısından ufak bir yara alarak kurtulmuş, lakin kılıcın zehirli olması nedeniyle yatağa düşmüştü. Amr İbn-ül As yerine suikastçı yanlışlıkla bir mahsumu öldürmüş, o da böylelikle kurtulmuştu. Mülcem çocukken annesi ve babası ölünce yetim kalmış, Kufe’de Hz. İmam Ali’nin yardım ve şefkati ile büyümüştü. Yapacağı bu suikast sonucu alacağı altınlar, ekmeğini yediği İmama ihanet etmesini engelleyemiyordu. Ramazan ayının 17. günü Kufe’ye gelmiş, halktan bilgi alabilmek için girdiği mescitte gördüğü Kuttema’ya aşık olmuştu. Mülcem kapıldığı bu kadına evlenme teklif etmiş, Kuttema bu teklife karşılık üç istekte bulunmuştu. Birinci isteği; üç bin dirhem altın, ikinci isteği; biri erkek biri kadın iki köle, üçüncü isteği; Hz. İmam Ali’yi öldürmesi idi. Mülcem son isteğini duyunca bir adım geri çekilmiş, Ali’yi öldürürse kendisini de öldüreceklerini, bunu yapamayacağını söyledi. Kuttema, Ali’yi öldürmek cennete gitmektir diyince Mülcem asıl niyetinin zaten onu öldürmek olduğunu söyledi. Kuttema’nın babası, kardeşi ve kocası Uhud savaşında Hz. İmam Ali tarafından öldürülmüştü. Olan kini de bunun içindi. Kuttema’nın evine yerleşen Mülcem Ramazan ayının 18. günü yanına aldığı iki kişi ile Hz. İmam Ali’nin evinin etrafında planlar yapmış, ertesi gün sabah şafak vakti evinden dışarı çıkan Hz. İmam Ali’yi evinin kapısı önünde ağır şekilde yaralamıştı. Devesine binip kaçarken Hz. Celal Abbas tarafından yakalanmış ve bir odaya hapsedilmişti. İmam Ali yaralanmasından iki gün sonra Ramazan ayı 21. günü hakka yürümüştür.”

    Bu olayın ardından İslam aleminin üçe bölünerek yasa büründüğünü içinden çıkılmaz bir durum aldığını belirten Muharrem Erkan Dede, Ramazan Bayramı’nın nasıl ilan edildiğini ise şöyle yazdı:

    “Mervan hasta yatan Muaviye’ye gelerek; “Ey Efendimiz, size sevineceğiniz bir haber vereyim, düşmanınız Ali bin Ebu Talib’in öldüğü haberini aldım. Bu ulu günü bayram ilan edelim mi? Dedi. Muaviye hasta yatağından sevinerek başını doğrulttu; “Şuan bayram etmeyin, daha iyileşmedim, eğer iyileşmez de ölür isem Ali’nin taraftarları da arkamdan bayram eder” diye ikaz etti Mervan’ı.

    Ramazan ayının 29. günü iyileşerek hasta yatağından kalkan Muaviye bayram ilan etti. Şeker kamışından yapılmış şekerleri çocuklara dağıttırdı. Günlerce eğlenceler tertip edildi. Şarabın olup oluk akıtıldığı, dansözlerin oynatıldığı gecelerde Hz. İmam Ali’ye ve ailesine lanetler ve küfürler edildi. Etmeyenler öldürülüyor, işkencelere tabi tutuluyordu. Her yıl günü geldikçe bu katillik bayramı kutlanıyor, Ehli Beyt’e duyulan kin pekiştiriliyordu.”

    Ramazan Bayramı’nın Emeviler döneminde aksatılmadan devam ettiğini, Abbasiler döneminde de dini bir zorunlulukmuş gibi kesintiye uğratılmadan yapıldığını ifade eden Muharrem Erkan Dede, “Biz Aleviler Ramazan ayında bayram yapmayız. Ramazan ayı içerisinde kuran inmeye başladığı için oruç tuttuklarını söyleyenlere şunu sormak gerek. Vahi bir rahmetse, rahmet de bilim ilim olarak yeryüzüne zuhur ediyorsa, öyleyse günümüz koşullarında her bir buluş yenilik, bir anlamıyla da vahi olarak Aleviler kabul etmektedir. Bazıları Osmanlılar zamanında şeker bayramının başladığını söylenmektedir. Gerçeğin hiç de öyle olmadığı görülmektedir” dedi.

    (HABER MERKEZİ)

  • PSAKD uyardı: Alevilikte Ramazan Bayramı kutlaması yoktur

    PSAKD uyardı: Alevilikte Ramazan Bayramı kutlaması yoktur

    PİRHA- Sünni ve Şii Müslümanların Ramazan orucunun ardından kutladığı Ramazan Bayramının kimi Alevilerce kutlanması dolayısıyla Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Genel Sekreteri Onur Şahin bir açıklama yaptı. Şahin, “Alevilikte Ramazan Bayramı kutlaması yoktur. İnancımızda yer almayan bir bayramı neden kutlayalım” dedi. 

    “ABF İnanç Kurulumuzun Ramazan konusundaki açıklamaları ve uyarıları önemli ölçüde sonuç vermesine rağmen bazı noktalarda arkadaşlarımızın ve yoldaşlarımızın bir kısmının halen direnç gösterdikleri görülüyor” diyen Onur Şahin, şunları kaydetti:

    “Ramazan orucu, Ramazan cemi gibi Alevilikle ilgisi olmayan çeşitli ritüellerin kaldırılması ve halkımızın bu konuda ikna edilmesi hususunda büyük yol aldık. Ama aynı şeyi Ramazan bayramı için maalesef söyleyemeyeceğim. Ramazan bayramını kutlama konusunda bir ısrarın olduğunu görüyoruz. Bunun bahanesi olarak da “Biz şeker bayramı olarak görüyoruz ne olacak sanki niye büyütüyorsunuz bu kadar” tarzında söylemler kullanılıyor. Bu tarz bireysel yaklaşımların yanısıra beni en çok şaşırtan şeyin kurumsal olarak da benzer yaklaşımların olduğunu görmek oldu. Sayfalarca bunu mazur gösterecek açıklamalar yapılmış. O kadar açıklamanın özeti ” Canım halklar kardeştir. Artık hep birlikte yaşıyoruz. Kutlasanız ne olur. Ayrımcılığa ne gerek var” şeklindeki içi boş bir söylemin ötesine geçmiyor. Bu tarz bir yaklaşımı İslam inancında olanlara sergileyebilir misiniz?

    “İNANCIMIZDA YER ALMAYAN BİR BAYRAMI NEDEN KUTLAYALIM”

    İnancımızda yer almayan bir bayramı neden kutlayacakmışız. Tutmadığımız orucun bayramını kutlamak hangi isimle kutlanırsa kutlansın bir çelişkidir. Bizim inancımızda Ramazan bayramı kutlaması yoktur. Ramazan bayramı kutlaması Alevilerin asimilasyonununa hizmet etmektedir. Ramazan bayramı kutlaması Aleviliğin içeriğini ve özünü çarpıtan ritüellerden biridir. Pir Sultan Abdal’ın yoldaşlarını bu konuda duyarlı olmaya ve gereğini yapmaya davet ediyoruz.”

    (HABER MERKEZİ)