PİRHA- İnsan Hakları Derneği (İHD) Ankara Şubesi tarafından düzenlenen İnsanlık Nöbeti kapsamında açıklama yapan Beraberiz Derneği, 6 Şubat depremlerinin üçüncü yılında adalet talebini yineledi. Yapılan açıklamada, depremlerin bir doğa olayı değil, rant ve ihmal politikalarının sonucu olduğu vurgulandı.
Beraberiz Derneği adına yapılan açıklamada, “6 Şubat tek başına bir doğa olayı değil; rant ve ihmal politikalarının doğrudan sonucudur. Bu nedenle yaşananlar kader değil, açık bir felakettir” denildi. Aradan geçen üç yıla rağmen sorumluların yargılanmadığına dikkat çekilen açıklamada, unutturma politikalarına karşı hafızanın korunmasının adalet mücadelesinin temel koşulu olduğu ifade edildi.
Depremin ilk günlerinde devletin değil, halkın dayanışmasının yaşam kurtardığı belirtilen açıklamada, milyonlarca insanın hâlâ bu dayanışmanın gücüyle ayakta kaldığı kaydedildi. Barınma sorununun çözülmediğine işaret edilen açıklamada, Hatay’da zeytinlik alanların ranta açıldığı, “rezerv alan” uygulamalarıyla kadim yerleşimlerin el değiştirmeye zorlandığı vurgulandı.
Açıklamada, bu süreci kayıt altına alan gazeteci Hakan Tosun’un katledilmesi ise “karartma politikasının en ağır göstergelerinden biri” olarak nitelendirildi. Binlerce insanın hâlâ konteynerlerde, güvencesiz ve sağlıksız koşullarda yaşadığı belirtilirken, kadınların ve kız çocuklarının ağır bakım ve iş yükü altında bırakıldığı, temel haklara erişimde ciddi sorunlar yaşandığı ifade edildi.
“Yeniden inşa” adı altında yürütülen politikaların yaşamı değil rantı öncelediği belirtilen açıklamada, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Hatay ziyareti sırasında dile getirdiği “başarı” söylemlerine de tepki gösterildi. “Yollar yapmak, binalar dikmek adaletin yerini tutmaz. Enkazın altı hâlâ ihmallerle ve suçlarla doludur” denilen açıklamada, “enkazlardan ve mezarlardan bisiklet yolu geçirenleri tarihin affetmeyeceği” vurgulandı.
Yargı Paketi’nde deprem suçlarının kapsam dışı bırakılmasına ilişkin düzenlemelere de değinilen açıklamada, Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı’nın yerel ve ulusal yöneticileri sorumluluktan muaf tutmaya dönük önergesinin, adalet arayışına ağır bir darbe olduğu ifade edildi. “Bu yaklaşım ‘suç var ama suçlu yok’ demektir. Bunu kabul etmiyoruz” denildi.
Beraberiz Derneği açıklamasını şu çağrıyla sonlandırdı: “Kaybettiklerimize borcumuz var. Bu borç unutmadan, affetmeden ve hesap sorarak ödenir. Tüm emek ve demokrasi güçlerini yaşam, kent, doğa hakkı ve adalet talebi etrafında dayanışmaya çağırıyoruz. 6 Şubat’ı unutmadık, unutturmayacağız. Adalet sağlanana kadar buradayız, nöbetteyiz.”
PİRHA- Malatya’nın Yeşilyurt ilçesine bağlı Dilek Mahallesi’nde yürütülen imar planı ve şüurlandırma çalışmaları mahalle halkının tepkisini çekiyor.
İstanbul Dilekliler Dernek Başkanı Halil Karadoğan ve mahalle sakinleri, Dilek Merkez’de düzenlenen kahvaltılı toplantıda basınla bir araya gelerek yaşanan mağduriyetleri kamuoyuna duyurdu.
Toplantının ardından bir açıklama yapan Dernek Başkanı Karadoğan, yaklaşık 20 gün önce yaptıkları ilk basın açıklamasını hatırlatarak, “MASKİ tarafından yürütülen lağım arıtma tesisiyle ilgili kamuoyunda ciddi soru işaretleri oluştuğunu ifade etti. Karadoğan, “130 dönümlük arazinin neden istimlak edildiği konusunda net bir bilgi verilmedi. MASKİ’den detaylı bir açıklama alamadık, bu durum halk arasında kafa karışıklığı yaratıyor” dedi.
“İMAR PLANI VATANDAŞLARI KARŞI KARŞIYA GETİRİYOR”
Karadoğan, mevcut imar planında vatandaşların ciddi mağduriyetler yaşadığını belirterek, “Bir vatandaşın arsası imar yoluyla alınıyor, başka birine veriliyor. Üstelik bu kişinin arazisinde evi de mevcut. Bu tür uygulamalar köylüyü birbirine düşürür. Bu hataların bir an önce düzeltilmesini istiyoruz” ifadelerini kullandı.
Planın kamu kurumları yerine özel bir şirket tarafından hazırlandığını vurgulayan Karadoğan, “Biz devletimize, belediyemize karşı değiliz ama hazırlanan bu plan büyük hatalar içeriyor. Bu yanlıştan dönülmesini istiyoruz ve sürecin takipçisi olacağız” dedi.
“BU BİR ADALETSİZLİKTİR”
Mahalle halkından Mehmet Varol da yürütülen çalışmalarının büyük haksızlıklara yol açtığını ifade etti. Dilek’in Malatya’nın en eski belediyelerinden biri olduğunu hatırlatan Varol, “Bir parselde on ortak, yirmi kişilik aile çıkıyor. Ölen kişilerin mirasçıları bile pay sahibi sayılıyor. Bu işin içinden nasıl çıkılacak?” diyerek duruma tepki gösterdi.
Yetkililerle yapılan görüşmelerde tatmin edici yanıtlar alamadıklarını söyleyen Varol, “Bu bizim değil, uygulamanın adaletsizliğinden kaynaklanan bir sorun. Eğer birilerine yer verilecekse, hazine arazileri değerlendirilmeli” diye konuştu.
“DEDEMİZDEN KALAN YERİ BAŞKASINA VERDİLER”
Mahalle sakinlerinden Ülkü Gül ise yaşanan durumu İstanbul’da öğrendikten sonra Dilek’e döndüğünü belirterek, şunları söyledi:
“900 metrekarelik yerimiz vardı, 600 metrekaresi başkasına verilmiş. Bize sadece 300 metrekaresi kalmış. Beş kardeşiz, kişi başına 60 metrekare düşüyor. Dedemizden kalan yeri doğrudan başkasına vermişler, ortak dahi etmemişler.”
Gül, Yeşilyurt Belediye Başkanı ve Belediye Meclisi’ne seslenerek, “Vicdanınız varsa bu planı iptal eder, yeniden gözden geçirirsiniz. Dilek halkının sesine kulak verin” şeklinde konuştu.
MAHALLE HALKI ÇÖZÜM BEKLİYOR
Dilek Mahallesi sakinleri, yapılan uygulamalardan kaynaklı mağduriyetlerin giderilmesi için yetkililerden acil adım atılmasını bekliyor. Halk, adaletin sağlanması ve imar planındaki hataların düzeltilmesi için kararlı bir şekilde mücadele etmeye devam edeceklerini vurguluyor.
PİRHA- Mağaracık Direniş Platformu, Hatay’ın Mağaracık Mahallesi’nde ‘acele kamulaştırma’ kararıyla halkın tapulu arazilerinin talan edilmesine karşı eylem yaptı. Platform, “Burada ortalama 150 küsür tapulu arazimize el konuldu. Topraklarımız üzerinde planlar, projeler yapan, şirketlere ihaleler veren devletin kendisi bizlere haber dahi vermedi. Bu karardan derhal dönülmesini talep ediyoruz” dedi.
6 Şubat depremlerinin en çok etkilediği kentlerin başında gelen Hatay’da birçok köy ve mahalle fabrikalar, maden ocakları, asfalt yol ve TOKİ konutları sebebiyle işgal edilmiş durumda. Son olarak Hatay’ın Samandağ ilçesinin Mağaracık Mahallesi’nde halkın geçim kaynağı olan zeytin ağaçları ve tarım arazileri istimlak adı altında yok edilme tehlikesi ile karşı karşıya.
Konut yapımı için imara açılan ve inşaat çalışmalarına başlanan Mağaracık’ta halk tepkili. Konuya ilişkin Mağaracık Direniş Platformu eylem yaparak, tarım arazilerine yönelik saldırıların derhal durdurulmasını talep etti.
“150 TAPULU ARAZİYE EL KONULDU”
Tarım arazileri ve tapulu arazilere giren iş makinelerinin bulunduğu alanda eylem yapan Mağaracık Direni Platformu, yaptığı basın açıklamasında şu ifadelere yer verdi:
“Biz Mağaracık’ta yaklaşık olarak 1 ay önce öğrendiğimiz ‘Acele Kamulaştırma’ denilerek topraklarına el konulan mahalleliyiz. Bugün de Mağaracık Mahallesi olarak tam da el konulan topraklarımızın üzerinde sesimizi duyurabilmek, buradaki haksız hukuksuz işgale karşı ses çıkarabilmek için basın açıklaması gerçekleştirmek istedik. Burada ortalama 150 küsür tapulu arazimize el konuldu. Topraklarımız üzerinde planlar, projeler yapan, şirketlere ihaleler veren devletin kendisi bizlere haber dahi vermedi. Kendimiz e-devlet üzerinden tapularımızın düşürüldüğünü öğrendik. Hiçkimsenin bizi muhattap almadığı, haber vermediği, fikrimizi sormadığı bu tutumun ve niyetin kendisi gayet açık ve nettir.
“DEVLET, DEPREMİ RANTA DÖNÜŞTÜRDÜ”
Depremin üzerinden tam tamına 2 sene geçti bizler her gün başka bir sorunla boğuştuk mücadele ettik. En başta en temel ihtiyaçlarımızı karşılayamadık ardından enkazlar sağlığımızı tehdit edecek biçimde kaldırıldı. Yerleşim yerlerimize, okullarımıza yakın beton santralleri, taş ocakları kuruldu. Depremin bir şehir olarak bu denli yıkıcı etkisiyle uğraşırken birde devletin rant haline dönüştürdüğü her karış toprağımıza göz koyduğunu gördük. Dikmece’de Gülderen’de Toygarlı’da, Mağaracık’ta acele kamulaştırmalarla; Antakya ve Samandağ’ın neredeyse her tarafında rezerv yasası uygulamalarıyla karşı karşıya kaldık. Her gün başka yerlere de el konulacağı tartışılıyor, konuşuluyor. Dün Dikmece Gülderen Toygarlı halkının başına gelen bugün bizim başımıza geldi, yarın başkalarının da başına gelecektir. Kültürümüzün, tarihimizin, doğamızın yağmalanmasını istemiyoruz. Demografik yapımıza uygun olmayan zemin etüdü yapılmadan sağlamlığı belirsiz olan binalar ve şehir planları istemiyoruz.”
TALEPLER SIRALANDI
Mağaracık Direni Platformu, mahalle halkı olarak en acil taleplerini de şöyle sıraladı:
1- Geçim kaynağımız olan zeytinlik ve tarım arazilerimize yönelik saldırılar derhal durdurulsun.
2- El koyma adı altında gasp edilen tapulu arazilerimize yönelik hukuksuz işlemler derhal geri çekilsin.
3- Mağaracıkta inşa edilen TOKİ konutlarında ki dayanıksız depreme uygun olmayan konutların yaygınlaştırılması durdurulsun.
4- Barınma sorununa dair talebimiz açıktır; tek çözüm yerinde, ücretsiz ve ihtiyacımız kadar konut yapımı olmalıdır.
Bunu yapabilecek olanakları olduğunu biliyoruz. Bugüne kadar ödediğimiz vergilerimiz, depremzedeler adına toplanan bağışlar, hazineden şirketlerin faiz giderleri için harcanan paralar, sarayın günlük harcamaları tüm bunlarla depremin yaşandığı 11 bölgede yerinde ve ücretsiz konut yapılarak barınma sorunu çözülebilir. Taleplerimiz yerine getirilene kadar direnmeye devam edeceğiz!”
PİRHA- KESK’in Ankara’daki mitinginde bütçenin ekolojik yıkım, doğan talanı, savaş, güvenlikçi politika ve silahlanmaya aktarılmasına tepki gösteren on binlerce emekçi, ülkenin kaynaklarının yoksulluğun ve işsizliğin önlenmesi, adaletin, barışın ve demokrasinin tesis edilmesi için kullanılması çağrısında bulundu.
Anadolu Meydanı’na doğru yürüyüşe geçen sendika üyeleri, taleplerini taşıdıkları pankartlarla duyurmaya devam ediyor. “Yoksulluk sınır üzerinde maaş”, “Vergide adalet”, “Ulaşım, barınma, beslenme desteği”, “Ücretsiz bir öğün yemek”, “Yan ödemeleri emekliliğe yansıt” ve “İktidarların çıkarları için değil! Kadınlar, çocuklar, engelliler, yaşlılar ve tüm hak sahipleri için sosyal hizmet” pankartlarını taşıyan KESK üyeleri ,Türkiye’nin dört bir yanından “Geçinemiyoruz” demek için Ankara’ya geldi.
AKM önünden Tandoğan Meydanı’na yürüyüş başladı. Yürüyüş boyunca halkın geniş kesimlerini yoksullaştıran ekonomi yönetimine, TÜİK’in gerçeği yansıtmayan enflasyon açıklamalarına, yüksek enflasyon karşısında hâlâ ücretlerin baskılanmaya çalışılmasına, eğitim, sağlık gibi temel hizmetlere yeterince bütçe ayrılmamasına karşı mücadele çağrıları yapıldı. Savaşı derinleştiren politikalara itiraz eden KESK’liler, savaşa harcanacak bütçenin halkın temel gereksinimlerine harcanmasını talep etti.
Kamu Emekçileri Sendikaları Konfederasyonu’nun, Ankara’da düzenlediği “Geçinemiyoruz” mitingine on binler katıldı. AKM önünden Tandoğan’a kadar yapılan yürüyüşün ardından meydanda yapılan mitingde halkın geniş kesimlerini yoksullaştıran ekonomi yönetimine, TÜİK’in gerçeği yansıtmayan enflasyon açıklamalarına, yüksek enflasyon karşısında hâlâ ücretlerin baskılanmaya çalışılmasına, eğitim, sağlık gibi temel hizmetlere yeterince bütçe ayrılmamasına karşı mücadele çağrıları yapıldı. KESK’liler taşıdıkları dövizlerle, attıkları sloganlarla kayyum atamalarına da tepki gösterdi.
KADINLAR TALEPLERİYLE ALANDA
Kadınlar da kendi talepleriyle miting alanındaydı. Yoksullaştırma politikalarından en çok kadınların ve LGBTİ+’ların etkilendiğini vurgulayan KESK’li kadınlar, merkezi bütçenin de toplumsal cinsiyet ayrımı körü olmaması gerektiğini ifade etti.
Son dönemde artan kadın cinayetlerine ve yoğunlaşan kadına yönelik şiddete değinen KESK’li kadınlar “Haklarımıza ve hayatlarımıza sahip çıkıyor, emeğimiz, bedenimiz ve kimliğimiz üzerindeki binlerce yıllık erkek egemen sömürü düzenine karşı mücadelede birleşiyoruz!” dedi.
KAYYIMLAR GÜNDEMDE
Mitingin gündemlerinden biri de kayyım atamaları oldu. KESK’liler taşıdıkları dövizlerle, attıkları sloganlarla kayyum atamalarına tepki gösterdi. Kayyımun halkın iradesinin gaspı olduğunu ifade etti.
Yoksulluğa Karşı Mücadelede Birleşiyoruz! şiarıyla, 50 binden fazla kamu emekçisi ve halkın katılımıyla düzenlenen mitingde ortak metni KESK Eş Genel Başkanı Ayfer Koçak ve Ahmet Karagöz okudu.
“ÇARKLAR; RANT, SOYGUN ÜZERİNDEN DÖNÜYOR”
Koçak ve Karagöz‘ün konuşmalarından başlıklar şöyle:
“Bundan tam 10 yıl önce yine burada, Ankara’da “Emek, Demokrasi, Barış ve Adalet” mitingimizde hep bir ağızdan “Bozuk Düzende Sağlam Çark Olmaz! Diye haykırmak istemiştik. Aradan 10 yıl geçti. Bozuk düzende sağlam çark olmayacağını her gün daha ağır bir biçimde yaşamaya devam ediyoruz. Çünkü bu bozuk düzenin çarkları yıllardır dönmeye devam ediyor. Çarklar; yıllardır ülkemizi emperyalist kapitalist sisteme, yabancı ve yerli tekellere daha fazla bağımlı hale getiren uluslararası sermayenin yağmasına yol açan neo-liberal politikalarla dönüyor. Bu ülkede çarklar; yıllardır borçlanmaya, ranta, betonlaşmaya dayalı bir ekonomik model üzerinden dönüyor. Çarklar, sadece sanayide, teknolojide, enerjide değil tarımda, hammaddede hemen her alanda dışarıya bağımlı hale getirilmesi ile dönüyor. Bu ülkede çarklar; yıllardır hepimizden, halktan alınan vergilerle, kaynaklarla kurulan; PETKİM’den TÜPRAŞ’a, SEKA’dan TEKEL’e, TEDAŞ’dan SÜMERBANK’a, yem fabrikalarından, limanlara, şeker fabrikalarından madenlere kadar tüm kamu işletmelerini, fabrikaları özelleştirme soygunu ile yok pahasına yabancı ve yerli sermayeye peşkeş çekilmesi ile dönüyor. Çarklar; Kadın emeğinin değersizleştirilmesi, bakım sorumluluğunun kadına yüklenmesi üzerinden dönüyor.
KAYYIM, KHK, İHRAÇLAR..
Bizim söylediklerimizi bir yana; 22 yıldır ülkeyi yönetenler bu bozuk düzenin çarklarının nasıl ve kimin için döndürdüklerini zaten açık açık itiraf ediyorlar. Döviz kuru ve enflasyon rekor üstüne rekor kırarken dönemin Maliye Bakanı çıkıp aynen şöyle demişti. “Bu sistemden dar gelirliler hariç üretici firmalar, ihracatçılar kâr ediyorlar. Çarklar dönüyor”. Doğru çarklar dönüyor. Ama nasıl dönüyor? Çarkların içinde kimler eziliyor ? Emek karşıtı, sermaye yanlısı bütçelerle, adaletsiz vergi sistemi, özelleştirme talanı ve kamunun tasfiye edilmesi ile düzenin çarkları biz emekçileri eziyor. TÜİK’in sahte rakamları ile düşük gösterilen enflasyonla, açlık sınırında ücretlerle, angarya çalışmayla, güvencesiz istihdamla çarklar bizi eziyor. Hak arama yollarımızı kapatan, insan hakları ihlallerini körükleyen güvenlikçi politikalarla, darbelerle, sıkıyönetimlerle, OHAL’lerle, kayyum darbeleri ile çarklar bizi eziyor.
Grev yasaklarıyla, sendikal hak ihlalleri ile torba yasalarla KHK’lerle, sorgusuz sualiz ihraçlar, açığa almalar, sürgünlerle çarklar bizi eziyor. Doğayı talan eden, yaşam alanlarımızı yok eden ranta dayalı betonlaşma ile çarpık kentleşme ile düzenin dişlileri bizi yok ediyor. Kadın yoksulluğunun, güvencesizliğinin eşitsizliklerin derinleştirilmesi ile bu çarklar bizi eziyor. Kısacası bu bozuk düzenin çarkları; yıllardır halkı, emekçileri, kadınları, yoksullaştırarak, bir avuç zengini daha zengin etmek için dönüyor.
SAVAŞ POLİTİKALARI
Bu iktidarın savaş ve rant politikalarının sonuçları; seçilmiş milletvekillerinin halen cezaevinde tutulması Belediye Başkanlarının, Eş Başkanlarının yerine kayyım atanması, halk iradesinin ayaklar altına alınmasıdır. Demokrasinin, hukukun, adaletin, sendikal hak ve özgürlüklerin kırıntılarının bile rafa kaldırıldığı, tek adam rejiminin ferman düzenidir. Siyasal iktidarın ırkçı, gerici bir anlayışla laikliği hedef alması, etnik ve inanç kimlikleri üzerinden toplumun ayrıştırılması ve kutuplaştırılmasıdır. Kontrolsüz iç ve dış göçün yarattığı göçmen ve sığınmacı sorunları üzerinden ırkçılığı yeniden üretilmesidir. Yaşanan sorunların sebebi savaştan kaçarak ülkemize sığınan yoksul halklar değil emperyalist güçlerin ve yerli işbirlikçilerinin savaş tamtamlarıdır.
“KAYYIM TOPLUMSAL BARIŞA DARBEDİR”
Demokrasinin varlığının temel koşulu halk iradesine saygı duymaktır. Bunun aksine her türlü karar ve müdahale halkın demokratik iradesinin gasp edilmesidir. Bir kez daha altını çiziyoruz. Kayyım; halk iradesine, emeğe, toplumsal barışa darbedir. Kayyım; yerel yönetim emekçilerini işinden, ekmeğinden eden, toplu sözleşmelerini iptal eden, sürgünü, sendikal ayrımcılığı, angarya çalıştırmayı rutin hale getiren emek düşmanlığının adıdır. Kayyım; yolsuzluktur, boşaltılan kasalar, Yandaşlara belediyelerde kadro açmak, ihale dağıtmak, halkın omuzlarına katmerli borçlar yüklemektir. Kayyım; rantçı belediyecilik anlayışı karşısında olanlara, eşit yurttaşlık temelinde, bir arada barış içinde yaşamak isteyen halklara yönelik bir gözdağıdır. Kayyım; halkla belediye arasına konulan beton duvarlardır.
“KÜRT SORUNUNUN DEMOKRATİK ÇÖZÜMÜ VE ALEVİLERE EŞİT YURTTAŞLIK”
Bizler eşit, özgür, laik ve demokratik bir ülkede barış içinde bir arada yaşamak istiyoruz. Bu nedenle saltanatlarını sürdürmek için acıdan ve gözyaşından, kutuplaştırmadan, çatışmadan beslenenlerin karşısında bir arada olmaya devam edeceğiz. Başta laiklik olmak üzere Cumhuriyetin bütün kazanımlarını, izlerini hafızalarımızdan silmeyi hedefleyen zihniyete karşı; “Laiklik” ve “Demokratik Cumhuriyet” mücadelemizi büyüterek sürdüreceğiz.
Kürt sorununun demokratik yol ve yöntemlerle çözülmesinden yanayız. Halklarımız barış özlemini ortak yaşam eşit yurttaşlık talebini açıkça ortaya koymuştur. Barış süreci yeniden örülmeli, başta Kürt halkı ve Aleviler olmak üzere halkların eşit yurttaşlık talebinin anayasal güvence altına alınması için mücadele etmeye devam edeceğiz.”
Koçak ve Karagöz taleplerini şöyle sıraladı:
“-Öncelikle bütçe hakkımızın önündeki engellerin kaldırılmasını, emekçilerin ve emek örgütlerinin bütçe sürecine katılım sağlayabileceği yasal bir düzenleme yapılmasını istiyoruz.
-Kamu hizmetlerine ve yatırımlarına bütçeden ayrılan payın artırılmasını, kamu hizmetlerinin piyasalaştırılmasına, tasfiyesine ve özelleştirme soygununa son verilmesini istiyoruz.
-Toplumsal cinsiyete duyarlı bir bütçenin hayata geçirilmesini, kadınların güvenceli istihdamının arttırılmasını, kadınları şiddetten koruyacak kamusal hizmetlerin genişletilmesini istiyoruz.
-Vergide ve ücretlerde adalet istiyoruz. Bunun için; tükettiğimiz her şeyden alınan KDV, ÖTV gibi tüm dolaylı vergilerin düşürülmesini,
-Yoksulluk sınırına kadar olan maaşların, birinci vergi diliminde sabitlenmesi ve %10’a çekilmesini istiyoruz.
-Vergilerimizden oluşan bütçeden alıp Kamu Özel İş birliği (KÖİ) projelerine, Kur Korumalı Mevduat (KKM) sistemine aktarılan Hazine garantilerine son verilmesini istiyoruz.
-Vergilerimizin, ülkenin kaynaklarının güvenlikçi politikalara, silahlanmaya değil; istihdamın arttırılması, yoksulluğun ve işsizliğin önlenmesi, adaletin, barışın ve demokrasinin tesis edilmesi için kullanılmasını istiyoruz.
-Maaşlarımızda her geçen yıl artan kayıpların karşılanmasını istiyoruz.
-Asgari ücretin bir işçinin ailesi ile insanca yaşamaya yetecek seviyeye, en düşük emekli aylığının ise asgari ücret seviyesine çıkarılmasını istiyoruz. Biliyoruz ki bunu yapmak için sadece sermaye çevrelerinden almadıkları vergilerin onda biri yeterlidir.
-En düşük kamu emekçisi maaşının kira, aile, yakacak yardımları ile yoksulluk sınırının üzerine çıkarılmasını istiyoruz.
-Sözleşmeli, taşeron, ücretli, vekil gibi hür türlü güvencesiz istihdama son verilmesini, tüm çalışanların güvenceli-kadrolu istihdam edilmesini istiyoruz.
-Eğitimin tüm aşamalarında çocuklarımıza ücretsiz, bir öğün yemek içilebilir su istiyoruz.
-Uluslararası sözleşmelerden kaynaklanan ve temel hakkımız olan; Gerçek Grevli Bir Toplu Sözleşme Yasası talep ediyoruz.
-Kamuda işe alımlarda, siyasi kayırmacılığa son verilmesini, gençlerimizin işe girmesini engelleyen mülakatın ve güvenlik soruşturmalarının kaldırılmasını istiyoruz.
-Haksız hukuksuz şekilde KHK’lar ile ihraç edilen tüm emekçilerin derhal görevlerine iade edilmesini talep ediyoruz.
-Eğitim ve sağlık başta olmak üzere tüm kamu hizmetlerinin ücretsiz, anadilinde, ulaşılabilir ve nitelikli hale getirilmesini, bütçelendirilmesini bu alanda özel sektörün teşvikinden vazgeçilmesini istiyoruz.”
PİRHA – 1 Mayıs Mahallesi 2 Eylül Kuruluş Festivali’nin son gününde “1 Mayıs Mahallesi İmar ve Kentsel Dönüşümü (Rantsız Yerinde Dönüşüm)” başlığıyla forum yapıldı. Forumda, kentsel dönüşüme karşı birlikte hareket edilmesi gerektiği vurgulandı.
22’ncisi düzenlenen 1 Mayıs Mahallesi 2 Eylül Kuruluş Festivali’nin son gününde PSAKD Ataşehir Şubesi Cemevi’nde “1 Mayıs Mahallesi İmar ve Kentsel Dönüşümü (Rantsız Yerinde Dönüşüm)” başlığıyla forum yapıldı.
Forumda, Kentsel Dönüşüm Dayanışma Grubu’ndan Ceyhan Çılgın, Ataşehir Belediyesi Kentsel Dönüşüm Müdürü Ayşegül Ayas ve Fikirtepe Dayanışması’ndan Ali Rıza Karataş konuşma yaptı.
ÇILGIN: BİRLİKTE HAREKET ETMEKTEN BAŞKA ÇARENİZ YOK
Kentsel dönüşüm projelerinin Neoliberal politikaların bir ürünü olduğunu söyleyen Ceyhan Çılgın, “Sizler buraları var ettiğiniz için buralar kıymetli. Ben 90’lı yıllarda buraya gelmiştim o zaman buralara jandarma bakardı. Artık polis ablukasında. Sizin mücadeleci bir duruşunuz olduğu için polis ablukasında. Üsküdar’da Kirazlıtepe diye bir yer var. Caminin etrafında gecekondu olmaz diye gündemleştirdikleri için oraya gözlerini diktiler. Orada yaşayanlar yerinden yurdundan oldu. Bugün sizin mahallenin nüfusu 26.000. Ancak planladıkları konut sayısı 60.000. 60.000 konut demek 15.0000 milyon insan demek. Eğer bu planı yaparlarsa burada her şeyin fiyatı değişecek. Bir arada durmazsanız buraları parça parça bölerler. O nedenle birlikte hareket etmekten başka çareniz yok” dedi.
AYAS: BİRLİKTE HAREKET ETMEK GEREKİYOR
Ataşehir Belediyesi Kentsel Dönüşüm Müdürü Ayşegül Ayas ise “Bir yapının kentsel dönüşüme girmesi demek karot alınması demek. İtiraz sürecinden sonra yapıların tamamen boşaltılıp yıkılması gerekiyor. Burada birlikte düşünüp hareket etmek gerekiyor. Yıkımla ilgili belediyemizden her türlü destek alabilirsiniz” diye konuştu.
KARATAŞ: BİRLİĞİNİZİ BOZMALARINA İZİN VERMEYİN
Fikirtepe Dayanışması Ali Rıza Karataş da Fikirtepe’deki kentsel dönüşümden söz ederek şöyle konuştu:
“Fikirtepe’de 870.000 metre kareyi kapsayan bir kentsel dönüşüm alanı oluşturuldu. Metre Karesinin 10.0000 dolardan satılacağı yönünde kimi algılar yapıldı ve herkesin gözü boyandı. Gel gelelim ki bu böyle olmadı. Yapılması gereken tek bir şey vardır. 1 Mayıs mahallesinin direniş ruhu hala diridir. Burada sizin birlikteliğinizin önüne geçecek hamleler yapacaklardır. Birliğinizi bozmalarına izin vermeyin. Siz bunu yapabilirsiniz. Ben buna inanıyorum. Aksi takdirde 1 Mayıs mahallesini oturulamaz hale getirecekler ve sizlerde buralarda oturamayacaksınız.”
Forum, katılımcıların soru cevaplarıyla son buldu.
PİRHA- DEM Parti Narlıdere Belediye Eş Başkan adayları Şazime Yaşa ve Hasan Dikici seçim çalışmalarını ve projelerini PİRHA’ya anlattı. Eş Başkan adayları, tüm toplumsal taraflarla müzakere ederek kent uzlaşısı fikriyatını hayata geçireceklerini söyledi.
İzmir’in birçok ilçesinde 31 Mart yerel seçimlere kendi adayları ile giden Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) kitlesinin yoğun olduğu 1. Bölgede, halklar büyük bir umut ve kararlılıkla sandığa gitmeye hazırlanıyor. 1. Bölgede kozmopolit bir yapıya sahip olan ilçelerden biri de Narlıdere. Kürt, Alevi, Tahtacı, Laz ve daha birçok halkın birlikte yaşam sürdürdüğü ilçede, uzun yıllar çözülmeyen kentsel dönüşüm sorunu ilk sırada yerini alıyor. Yıllar içerisinde ilçedeki ekolojik dokunun ranta dönüştürüldüğü, bina ve rezidanslardan nefes alınabilecek bir alanın dahi kalmadığı bir ilçeye dönüştürüldü Narlıdere.
Sahile yakın bir ilçede bulunmasından kaynaklı belediyenin hizmete soktuğu düğün salonlarının kapatılarak vasıfsız duruma gelmesi sonrasında, kır düğün salonlarının fahiş fiyatları ise bel büker durumda.
Yoksulluğun en derinden hissedildiği 2. İnönü Mahallesi ve ilçede yaşamak güçleşiyor. Fahiş kira fiyatları, barınma ve yoksulluk gibi pek çok sorunun mevcut olduğu ilçede, uzun yıllardır yerel yönetimler soruna kalıcı çözümler üretemedi.
DEM Parti Narlıdere Belediye Eş Başkan adayları Şazime Yaşa ve Hasan Dikici, ilçede bucak bucak gezerek Narlıdere’nin can yakan tüm sorunlarına kadınlar ve halk ile çözüm sağlayacaklarını vurguluyor.
Kadın özgürlükçü belediyeciliği Narlıdere’de hayata geçirme iddiası ile yola çıkan ve ranta geçit vermeyeceklerini belirten eş başkan adayları sorularımızı yanıtladı.
“YERELİN SORUNLARININ MAĞDURU VE GÖZLEMCİSİYİM”
40 yıldan fazla bir süredir Narlıdere’de yaşayan ve 90’lı yıllardan beri aktif olarak siyasetin içerisinde olduğunu kaydeden Şazime Yaşa, “Çocukken buraya geldim ve 90’dan beri aktif olarak ailemle birlikte siyasetin içindeyiz. Ara ara kopukluklar oldu ama bu son beş dönemde, iki dönemdir HDP ilçe eş başkanlığı yaptım. Şu anda da partim mahallenin yerel sorunlarını bildiğim için yerel bir halk olduğu için bu göreve talip oldum. Meclis üyeliğine, eş başkanlığa halkın isteği doğrultusunda ben de DEM Parti’de olmaktan ve DEM Parti’nin çalışanı olmaktan gurur duyuyorum. Uzun yıllardır bu bölgedeki sorunların mağduru ve gözlemcisi olarak çözüm noktasında ise irade koyarak aday oldum” dedi.
“BİZLER BİR GÜCÜZ VE BU GÖRÜLÜYOR”
Yaşa, kendi partileri ve projeleri ile seçime girmelerinin büyük ilgi ile karşılandığını belirterek, “Narlıdere çok kültürel, çok karma ve çok güzel bir alan. Farklı halklar ve inançlar uzun yıllardır birlikte yaşıyor. Parti olarak kendi adaylarımız ile girmemiz büyük bir sevinç karşılandı. Çünkü sen orada bir güçsün aslında, güçlü bir partisin ve halk bunu görüyor. Pratikte, yerelde halkın çok güzel bir izlenimi var. Karşılaştığımız, ziyaret ettiğimiz, diyalog kurduğumuz birçok vatandaşımız, ‘Neyseki DEM Parti aday oldu, bizim de oylarımızı nereye vereceğimiz belli oldu’ diyorlar. Bu söylemler bize de umut ışığı oldu. Saha çalışmamız genelde çok aktif, çok güzel, çok heyecanlı. Çalışma arkadaşlarımız da çok güzel, çok heyecanlı. Biz birlikte kolektif olarak, Narlıdere bizi bağrına basarak hakikaten de iktidar bir parti gözüyle bize bakıyor” diye konuştu.
RANTIN GÖZ DİKTİĞİ BİR MAHALLE: 2. İNÖNÜ MAHALLESİ
Ülkenin en gösterişli ve fahiş fiyatlı bloklarının yanı başındaki gecekondu mahallesi olan 2. İnönü Mahallesi’nde yaşayan ve 40 yıldır alt yapı, internet, doğalgaz sorunlarının mağduru olduğunu kaydeden Yaşa söyle devam etti:
“40 yıldır kentsel dönüşüm adı altında bir kırsalda yaşıyorum. Yanı başımızdaki Narlıdere merkezi çok farklıydı. Bizim için yaşadığımız mahalle merdivenin, yolun olmadığı, kışın özellikle düz çamurla düşüp ayaklarını kollarını kıran insanların, okula gidemeyen çocukların, servisin olmadığı bir mahalledeydi. En büyük sorunları kadınlar çekiyor. Kentsel dönüşümün ya da yerelin sorunlarını en iyi bilen kadındır. Manavın, marketin, otobüsün zor olduğu, servisin olmadığı, bir ekmeği aşağı gelip almak maliyet anlamında da bir yük. Sorun yaşayan kadın, sorunu çözen yine kadın olmalı.
“BELEDİYENİN KREŞLERİNDEN ÜST SINIF FAYDALANIYOR”
Sen kentsel dönüşüm adı altında hizmet vermiyorsun. Kadın yol istiyor, gidiyorsun belediyeye diyor ki ‘kentsel dönüşüm projesinde yapamayız.’ İnternet istiyorsun, alt yapı yok, yol yapamayız’. Bütün lüks sitelerin doğalgazı varsa, oraya getirebilirsen neden alt yapı yok? Buraya neden doğalgaz vermiyorsun? Bu insanların çıkıp bir de sobadan çıkan dumandan rahatsız olduklarını söylüyorlar. O zaman hizmet yoksa neden vergiyi ödüyoruz? Kadın çalışmak istiyor ama çocuğuna bakacak biri yok. Belediyelere ait kreşler var. Fakat sen bu kreşlere çocuğunu veremiyorsun. Belediyenin halka hizmet etmesi gerekirken, belediyenin çalışan kesimlerinin ya da birçoğu üst sınıfın çocuklarını bıraktığı bir yere döndü. Ama orası hizmet alanı. Şimdi bir anne-baba çalışmak istiyorsa o çocuğu bırakacak bir yer yoksa ne yapacak?
“SORUNLARIN ÜSTESİNDEN GELEBİLECEK GÜCE VE YETENEĞE SAHİBİZ”
Sorunlara kadınlar ve halkla çözüm bulan bir belediyecilik anlayışı geliştireceklerini sözlerine ekleyen Yaşa, “Narlıdere’de eğişim şart. Rantçı bir belediye değil, halkçı bir belediye gelsin. DEM Parti bunun üstesinden gelebilecek halkıyla, çalışanlarıyla, meclisiyle yapabilecek yeteneğe ve güce sahip. Birlikte yapalım, birlikte değiştirelim, birlikte başaralım. Bir şans istiyoruz. Bu yüzden bütün Narlıdere halkının desteğini bekliyorum” şeklinde konuştu.
Maraş Pazarcıklı olan ve aktif sendikacılık çalışmaları yürüten DEM Parti Narlıdere Belediye Eş Başkan Adayı Hasan Dikici ise ülkede demokrasi anlayışının hayat bulması için çabaladıklarını kaydederek, “Biz sahaya çıktığımızda tepkilerle karşılaşırız diye bekledim. Bizlere sarılıp ‘iyi ki varsınız, iyi ki aday çıkardınız, yeter artık, siz bu zamana kadar bize koşulsuz destek verdiniz bu yapılmamalıydı’ diyen çok büyük bir kesim oldu. Biz bir partiyiz, kimsenin arka bahçesi değiliz. Bu partiyi de bunun için kurmadık ama bu ülkede tek adam rejimi bir an önce gitsin, bir demokrasi anlayışı yerleşsin diye arkadaşlardan cevap bekledik. Ama bizimle görülmek istemeyen, elimizi sıkmak istemeyen bir belediye başkan adayı var. Biz de dedik ki o zaman yolumuza bakalım. İyi ki de bunu yapmışız. Şu anda kendi seçmen tabanımız da bundan çok mutlu” diye kaydetti.
“EZİLEN, DEZAVANTAJLI BÜTÜN KESİMLER İLE KENT UZLAŞISI İŞE YÜRÜYORUZ”
Türkiye’nin batısında ise kenti var eden sosyal ve siyasal dinamikleri geniş ölçekte kapsayan tüm kurum, işçi, emekçi, ekolojist, kadın, gençlik, halklar ve inanç örgütleri, demokrat ve vicdan sahibi yurttaşlar ve tüm toplumsal taraflar ile müzakere ederek ortak mücadeleyi örecek kent uzlaşısı fikriyatı çalışmalarını devam ettirdiklerini dile getiren Dikici şunları vurguladı:
“Kent uzlaşısı denince herhalde akla şu geliyor. Partiler bir araya gelsinler, üst düzeyde pazarlık yapsınlar ondan sonra ortak seçime girsinler. Aslında kent uzlaşısı bu değildi, tarifimiz de bu değildi. Kent uzlaşısı, hane halkından başlıyor ülkenin tamamına kadar özgürlükçü, barışçıl, demokratik, katılımcı, özellikle kadın öncelikli bir anlayışı temsil ediyor. Biz diyorduk ki her alanda ortak bilinci yükseltelim, ortak dayanışmayı örelim. Ortaklık kavramı zaten çok net bir kavram. Din, dil, ırk, cinsiyet ayrımı yapmaksızın tüm dezavantajlılar olmak üzere, ötekileştirilmiş tüm kesimi kucaklayan ve yerelden genele doğru sokak meclislerinden mahalle meclislerine, mahalle meclislerinden ilçe meclislerine kadar tüm bireylerin kendilerini ifade ettiği bir uzlaşıdır. Ama bu belki eksik anlatıldı. Kent uzlaşısı kavramında ‘efendim kent uzlaşısı dediniz neden partiyle bir araya gelmediniz’ denildi. Biz yine kent uzlaşısı içerisindeyiz. Bundan vazgeçmiş değiliz hatta daha da aktif üretiyoruz şu an. Her kesime, ezilen her kesime, göçmenlerde dahil olmak üzere ki onlar da bizim birinci önceliklerimizden, bu kent uzlaşısını şu anda biz yürütüyoruz. Bir tek sorun şu: Bizimle poz vermek istemeyen, elimizi sıkmak istemeyen bir anlayışla birlikte yürümüyoruz.”
PROTOKÜLÜ ŞERH KOYMADAN İMZALAYAN TEK PARTİ
Narlıdere’de kentsel dönüşümün sermayenin iştahını kabarttığını ifade eden Dikici, Narlıdere Mahalleler Birliği’nin taleplerini içeren kentsel dönüşüm protokolünü şerh koymadan imzalayan tek parti olduklarını kaydederek, “Kentsel dönüşüm projesi riskli, sosyal anlamda yetersiz, sağlık anlamında yetersiz, konutların ıslah edilmesi amacıyla kanunlaştırılmış bir proje. Ancak bu proje amacının tamamen dışına çıkmış. Özellikle el attıkları yerler, rantı çok yüksek olan yerler. Mesela bizim burada 7 mahalle var. Burası gerçekten sermayenin iştahını kabarttı. Buraya büyük bir hücum var. Çok lüks, gerçekten. Barınma evrensel bir haktır. Doğada tüm canlıların barınmaya ihtiyacı vardır ve barınacak yerleri vardır. Biz bu hakkı talep ederken bize kafamızı sokacak bir yer verin demiyoruz. Biz diyoruz ki insanca yaşayabileceğimiz, uluslararası sözleşmelerde bu kişi başına 30 metrekaredir. Dört kişilik bir aileye tam güvenli, sosyal ihtiyaçlarını giderebilecek, hastalık ortamı yaratmayacak, güneş görebilen, sağlık, eğitim gibi tüm ihtiyaçların karşılanabileceği güvenli evlerden bahsediyorum” diye belirtti.
“Narlıdere’nin 62 bin nüfusu vardır. 2724 konut kentsel dönüşüm kapsamı içerisinde. Bu yaklaşık olarak 15 bin kişi. Narlıdere’nin Mahalleliler Birliği bu konuda uzun süredir mücadele yürütüyor. Ancak hiçbir zaman karşılığı olmadı. Merkezi yönetim elini yerel yönetimler üzerinden çeksin. Benim bütçem bana kalsın. İşin büyük kısmını yerelin bağımsız hareketiyle çözebileceği bir yapı oluşturalım. Mesela hastane yapılıyor, beş büyük şirket yapıyor biliyorsunuz. Neden ben yapmayayım? Evden başlar ihtiyaç, sokak meclisine gelir, sokak meclisleri toplanır ihtiyacı belirler mahalle meclisine getirir. Mahalle meclisleri yine ortak ihtiyaçları belirler, ilçe meclisi de giderir. Kentsel dönüşümde de aynı şeyi söylüyoruz. Diyoruz ki biz amasız, fakatsız sizin yanınızda olacağız, sizlerle ortak hareket edeceğiz. Yine de sokak meclisleri, mahalle meclisleri, ilçe meclislerinin marifetiyle sivil toplum kuruluşları ve bunun tekniğini bilen mimarlar odası, mühendisler odası bunların hepsiyle birlikte ortak akılla biz bu sorunun üstesinden geleceğiz.”
PİRHA-Maraş merkezli 6 Şubat depremlerinde yaşamını yitirenler, 1. Yılında Ankara’da anıldı. Ankara Emek ve Demokrasi Güçleri’nin düzenlediği anmada,“ 6 Şubat depremleri asrın felaketi değildir, asrın katliamıdır. Bugüne kadar yapılan bütün bilimsel uyarılara ve meslek örgütlerinin tüm çağrılarına rağmen hükümet ve devlet yöneticileri deprem tehlikesine karşı gerekli tedbirleri almamış, aksine rantı büyütmüştür“ denildi.
Maraş’ta 6 Şubat 2023’te yaşanan 7,8 ve 7,5 büyüklüğündeki depremler sebebiyle 11 şehir ağır yıkıma uğradı. Resmi rakamlara göre en az 53 bin 537 kişi hayatını kaybetti ve toplam 122 binden fazla kişi ise yaralandı.
Depremin üzerinden 1 yıl geçmesine rağmen bölgede yaşanan sorunlar devam ederken, Ankara’da depremde hayatını kaybedenler anıldı. İnsanlık Anıt’ı önünde bir araya gelenler,” Deprem değil rant öldürür, yıkılmayan kentler yaratacağız” sloganlarını attı.
Ankara Emek ve Demokrasi Güçleri adına basın metnini, Ankara Eğitim Sen 3 Nolu Şube Üyesi Nihat Karyelioğlu okudu.
İnsanlık Anıtı önünden Kızılay binasına yürüyen grup mumlar yakıp, karanfillerini bıraktı.
“ASRIN FELAKETİ DEĞİL, ASRIN KATLİAMIDIR”
Nihat Karyelioğlu; sorumları affetmeyeceklerini, hesabını soracaklarını belirterek, “6 Şubat depremlerinin üzerinden tam bir yıl geçti. Depremlerde kaybettiğimiz canlarımızı saygıyla, sevgiyle anıyoruz. 6 Şubat depremlerinden sonra yaşama tutunanların acılarını hafifletmenin, yeni katliamlar yaşanmasını engellemenin yolu bu yıkıma neden olanların hesap vermesini sağlamak; kentsel yağmayı, ekolojik yıkımı, sömürü düzenini sürdürerek yeni katliamlara davetiye çıkaran rant ve yağma düzenine son vermektir.
Bu nedene bugün burada bir kez daha canlarımızı kaybetmemize, kentlerimizin yok olmasına, bir doğa olayının katliama dönüşmesine neden olanları affetmediğimizi, hesap soracağımızı haykırmak için biraradayız. Rant ve yağma düzenine son vereceğimizin, yıkıntıların arasından kentlerimizi, ülkeyi ve yeni bir yaşamı inşa edeceğimizin sözünü vermek üzere biraradayız. Deprem değil rant ve yağma düzeni öldürdü.
Acımız, öfkemiz çok büyük. Canlarımızı aramızdan alanın doğal bir afet olmadığını, sermayenin gözü dönmüş kar hırsıyla kentlerimizin birer mezarlığa dönüştürüldüğünü, kentin yaşam alanı olarak değil bir rant alanı olarak görülüp yağmalandığını, rant odaklı belediyecilik ve kentleşmeyle, imar aflarıyla, kamusal denetimin olmamasıyla katliamın hazırlandığını biliyoruz. Göz göre göre yaşadık. Bu nedenle 6 Şubat depremleri asrın felaketi değildir, asrın katliamıdır. Bugüne kadar yapılan bütün bilimsel uyarılara ve meslek örgütlerinin tüm çağrılarına rağmen hükümet ve devlet yöneticileri deprem tehlikesine karşı gerekli tedbirleri almamış, aksine rantı büyütmüştür. 6 Şubat depremlerinde sermayenin kar hırsının, rant düzeninin yarattığı ve yaratabileceği yıkımın boyutları kentlerimizin, ilçelerimizin yok olmasıyla, onbinlerce ölüm, yüzbinlerce yaralı ile göz önüne serilmiştir. Sorumlu ise sermaye düzenidir, tek adam diktatörlüğüdür.
“DEPREM DEĞİL YAŞAMI YOK SAYAN SERMAYE DÜZENİ ÖLDÜRDÜ”
Deprem değil yaşamı yok sayan sermaye düzeni öldürdü. Acımız, öfkemiz büyük; çünkü pek çok canımızın kurtulabilecekken ölüme terkedildiğini biliyoruz. Ölüm sessizliğini yırtan haykırışlar bugüne ulaşıyor. Oysa deprem kaçınılmazsa alınacak önlemler de kaçınılmaz olmalıydı. Deprem kaçınılmazsa depremin ilk saatlerinde, ilk günlerinde yapılacak ilk müdahaleler planlanmış olmalıydı. Devlet, bütün olanaklarıyla yaşam kurtarmak üzere seferber olacak şekilde yapılandırılmalıydı. Ama en yetkili kurumlardan AFAD deprem bölgesine ilk iki gün ulaşmadı bile. Kurtarılabilecek pek çok hayat geç kalındığı için kurtarılamadı. Ailelerinden, evlerinden, kentlerinden olanların acil ihtiyaçları günlerce karşılanmadı. Sermaye düzeninde Kızılay da kar kovalayan bir şirkete dönüşmüş, çadır dağıtması gerekirken çadır satmaktaydı.Devlet depremin ilk günlerinden bu yana tüm çıplaklığıyla karşımızda. Sermayenin devletinin insan yaşamını kurtarmak için yapabileceği birşey yok! Kamusal yaşam kurtarma, kamusal sağlık, kamusal barınma yok. Emek yağması, doğa yağması ve kitlesel ölümler var. Bir yıldır sorumlular hesap vermedi, halkın yaraları sarılmadı.
Depremin ardından katliamın siyasi sorumluları ve kamu görevlileri hesap vermedi. 1 yıldır ne çürük binaları yapan müteahhitlerden ne de imar affı çıkaranlardan gerçek bir hesap sorulmadı. Adalet Bakanı binlerce soruşturma açıldığını söylüyor ama nafile. Geçmiş depremlerden bildiğimiz cezasızlık politikası işlemeye devam ediyor. Rant düzeni işbirlikçilerine en fazla göz boyamalık dokunuyor.
Hayatta kalanlar 20 milyon tona yakın enkazın sonucu oluşan molozlar ve asbest içerisinde yaşamaya mahkum edildi. Halk sağlığı hiçe sayıldı.
Sadece 6 Şubat depremleri için 115 milyar lira toplandı ama nerede ve ne için kullanıldı bilmiyoruz.
Kayıp çocuklar tarikat yurtlarında bulundu ama hala kayıp çok fazla yetişkin insan ve çocuğun akıbetini bilmiyoruz. Depremin üzerinden bir yıl geçti ancak deprem bölgelerinde yeni bir yaşam kurulmuş değil. Barınma, beslenme, sağlık, ısınma ve eğitim gibi en temel insanı haklara ulaşım çok sınırlı. Bir yıldır deprem bölgesinin ihtiyaçları karşılanmıyor. 6 Şubat sonrası deprem tedbirleri alınmazken Kentsel yağma rezerv alan gibi yeni yasal düzenlemelerle devam ediyor. 6 Şubat depremlerinden sonra deprem bölgelerinde alınması gereken tedbirler gazla alınması gerekirken alınmamıştır” dedi.
“KATLİAMA YENİLERİ EKLENMEK İSTENMEKTEDİR”
Yapılan açıklamada, İstanbul depreminin yaklaştığı hatırlatılırken, “İstanbul depreme hazırlanması gerekirken rezerv alan yasasıyla yeni yapma alanları açılmak istenmektedir. Türkiye genelinde kent yağmasını yöneten Murat Kurum’un İstanbul Büyükşehir Bekediye Başkanlığına aday gösterilmesi ise yapmanın derinleştirilmesi isteğinin ifadesidir. Göz göre göre yaşanan Katliama yenileri eklenmek istenmektedir. Ama izin vermeyeceğiz
Deprem bölgesinin bütün ihtiyaçları karşılansın, deprem tedbirleri derhal alınsın
Depremin unutulmaması, yeni yıkımların yaşanmaması için 6 Şubat anma günü ilan edilmeli, afetlerle ilgili alınması gereken tedbirler, alınan tedbirler halka açıklanmalıdır.
Depremin 1. Yılında hala barınma hakkına, eğitim, sağlık, ulaşım beslenme hakkına erişemeyen, işsizlik ve yoksulluğa terk edilen halkın bütün talepleri derhal karşılanmalıdır. Deprem suçlarını işleyenlerin tamamı hesap vermelidir” denildi.
“SÖZÜMÜZ OLSUN YENİ BİR YAŞAM KURACAĞIZ”
Türkiye halklarının büyük bir dayanışma gösterdiğinin altını çizen açıklamada, şu ifadelere yer verildi:
“Yaşamı üreten emekçiler, deprem bölgesinde öncelikle yaşam kurtarmak ardından yaşamda tutmak için seferber oldu. Dayanışma devam ederken sorumluların hesap vermesi için mücadeleyi büyüttü.
Bugün depremin birinci yılında bir kez daha sözümüz olsun yıkıntıların arasından yeni bir yaşam kuracağız. Sözümüz olsun tüm sorunlular hesap verene, bu rant düzeni, yağma düzeni, katliam düzeni yıkılana kadar mücadele edeceğiz.
Kentlerimizi, yaşamlarımızı yapmacılara teslim etmeyeceğiz. Kent halkının, kentin emekçilerinin, kentin emek ve meslek örgütlerinin, halk güçlerinin, bilim ve kültür insanlarının söz sahibi olduğu kent yönetimleri, kentler kuracağız.
Mücadelemizi ve dayanışmamızı büyüteceğiz.”
Hatay’lı depremzede ise, depremi unutmayacaklarını söyleyerek, “Acılarımızın ve evlerimizin üzerine, Hatay’da film plato kurdurmayacağımız gibi ranta da izin vermeyeceğiz. Hakkımızı helal etmiyoruz” dedi.
Açıklamaya katılanlar, Kızılay binası önüne siyah çelenk bırakarak, “çadır satarken utanmadın mı?” diye sordu.
PİRHA – İstanbul’un Başakşehir ilçesine bağlı Şahintepe Mahallesi’nde AKP’li belediyenin rant politikalarına karşı barınma hakkı mücadelesi veren Şahintepe halkı, çeşitli zorluklarla yaptıkları evlerinin Başakşehir Belediyesi tarafından ellerinden alınmaya çalışıldığını söyledi. Mahalleden yurttaşlar, “Şahintepe’den gitmeyeceğiz, yerimizi de vermeyeceğiz” dedi.
İstanbul’un Başakşehir ilçesine bağlı Şahintepe Mahallesi’nde oturan halk, kentsel dönüşüm nedeniyle AKP’li Başakşehir Belediyesi’nin müteahhit firması Başakkent A.Ş. tarafından yerlerinden edilmek isteniyor. Başakkent A.Ş. Firması Şahintepe’de 16 adada kentsel dönüşüm yetkisi almıştı.
Başakkent A.Ş. Firması’nın, mahalle halkına imzalatmak istediği sözleşmeye göre hak sahipleri imza attığı anda tapuların firmaya devredilmesi gerektiği yazıyor. Ancak inşaatın ne zaman biteceği, dairelerin ne zaman teslim edileceği belli olmadığı için mahalle halkı imza atarak tapusunu kaybetmek istemiyor.
Belediye, daha önce de mahalleden birkaç evi polis zoruyla yıkmış, hak sahipleri ise karşılığında hiçbir şey alamamıştı.
Rızası alınmadan yapılmak istenen dönüşüme karşı mücadelelerini sürdüren Şahintepe Mahallesi halkı haklarını istediklerini belirterek, yaşadıkları sorunları PİRHA’ya anlatmayı sürdürüyor.
“CANIMIZI YAKMASINLAR”
Şahintepe’de kentsel dönüşümün yapılmasına karşı olduğunu belirten mahalleli Aysel Yaman, “Kentsel dönüşüm istemiyorum çünkü arsalarımızı elimizden alacaklar. Ben 30 senedir buradayım. Hepimiz birçok zorlukla evlerimizi yaptık şimdi de evlerimize el koymaya çalışıyorlar. Bizi Arnavutköy’e göndereceklermiş, Arnavutköy’e kendileri gitsin. Hakkımızı versinler, ben buranın çilesini biliyorum fakirin hakkını yemesinler. Canımızı yakmasınlar” dedi.
“BU GERÇEKTEN RANTSAL BİR DURUM”
Mahalleli Bahri Düzenli, 2000 yılından beri Şahintepe’de yaşadıklarını ifade ederek “Çocuklarımızı burada büyüttük. Ama belediye şimdi gelip yerlerimizi elimizden almaya çalışıyor. Biz bunu istemiyoruz, yerimizi vermeyeceğiz. Geçen sene beni çağırıp konuştular 167 metre kare yerime 95 metre kare bir daire vermek istediler. Bu gerçekten rantsal bir durum. Şahintepe’den gitmeyeceğiz. Yerimizi de vermeyeceğiz. Kanımızın son damlasına kadar da buradayız” diye konuştu.
“BEN ÖMRÜMÜ BURAYA VERDİM NASIL BENDEN ALACAKLAR?”
Kentsel dönüşüme karşı olmadıklarını ama belediyenin sözleşmeyi kendi isteklerine göre yaptıklarını kaydeden mahalleli Hasan Tekcanlı ise şöyle konuştu:
“Biz sözleşmeyi avukat aracılığıyla yapalım diyoruz ama onlar kendilerine göre sözleşme yapıp bize hiçbir garanti vermiyorlar. Daire verip vermeyecekleri bile belirli değil. Biz kendi yerimizi istiyoruz. 28 yıldır çocuklarım burada büyüdü. Memleketimiz gibi oldu burası. Evimizi yıkıp da bize burada yer vermedikten sonra biz ne yapalım? Nereye gidelim? Bizim memleketimiz burası. Bizi başka yerlere sürmeye hakları yok. Şimdi de gelmişler tapulu evlerimizi elimizden almaya çalışıyorlar. Ben ömrümü buraya gömdüm nasıl benden burayı alacaklar şimdi?”
PİRHA-2 yıl önce Kanal İstanbul Projesi için yapılan imar uygulamasıyla birlikte Şahintepe Mahallesi’nde sürgün politikası sürecinin başlatıldığını belirten Şahintepe Halk Dayanışması’ndan Yasin Serindere, “Vatandaşlar kentsel dönüşüme karşı değil ama burada yerinde kalma hakkını koruyan adil, eşitlikçi ve mahalle kültürünü koruyan bir dönüşüm istiyor” dedi.
İstanbul’un Başakşehir ilçesine bağlı Şahintepe Mahallesi’nde oturan halk kentsel dönüşüm nedeniyle AKP’li Başakşehir Belediyesi’nin müteahhit firması Başakkent A.Ş. tarafından yerlerinden edilmek isteniyor. Başakkent A.Ş. Firması Şahintepe’de 16 adada kentsel dönüşüm yetkisi almıştı.
Başakkent A.Ş. Firması’nın mahalle halkına imzalatmak istediği sözleşmeye göre hak sahipleri imza attığı anda tapuların firmaya devredilmesi gerektiği yazıyor. Ancak inşaatın ne zaman biteceği, dairelerin ne zaman teslim edileceği belli olmadığı için mahalle halkı imza atarak tapusunu kaybetmek istemiyor. Belediye, daha önce de mahalleden birkaç evi polis zoruyla yıkmış hak sahipleri ise karşılığında hiçbir şey alamamıştı. Mahalle halkı ise rızası alınmadan yapılmak istenen dönüşüme karşı mücadelelerini sürdürüyor.
Kanal İstanbul ve rantsal dönüşüm saldırıları nedeniyle yıllardır yaşadıkları mahallelerinden gönderilmek istenen Şahintepe halkının dayanışma platformu olan Şahintepe Halk Dayanışması‘ndan Yasin Serindere, yürütülen kentsel dönüşüm süreci ve mahalleli olarak yaptıkları çalışmaları PİRHA‘ya anlattı.
“2 YIL ÖNCE, ŞAHİNTEPE MAHALLESİ’NDE SÜRGÜN POLİTİKASI SÜRECİ BAŞLADI”
2 yıl önce Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı’nın Kanal İstanbul Projesi için yaptığı imar uygulamasıyla birlikte Şahintepe Mahallesi’nde sürgün politikası sürecinin başladığını belirten Yasin Serindere, “O süreçte mahalleli bir araya gelerek sivil bir inisiyatif olan Şahintepe Halk Dayanışması’nı kurdu. Davalar açıldıktan sonra eylemler yapıldı ve o uygulamadan bakanlık geri adım atmak zorunda kaldı. Şahintepelilerin mücadelesi sonuç verdi ama Kanal İstanbul Projesi planları devam ediyor. O planlar neticesinde bugün olmasa bile gelecekte yeni bir uygulamayla yeniden bir sürgün politikası gerçekleşecek. Kanal İstanbul süreciyle birlikte Şahintepe Halk Dayanışması oluştu ve hemen akabinde Başakşehir Belediyesi’nin mahalledeki rantsal dönüşüm politikaları başladı. Başakşehir Belediyesi’nin rantsal dönüşümü 2020 yılının aralık ayında askıya çıkardığı imar uygulamasına dayanıyor. İmar uygulamasıyla birlikte mahallede yüzlerce, binlerce parselin yeri kaydırıldı” dedi.
“VATANDAŞLARIN HAKLARI KORUNMUYOR”
Kentsel dönüşüm sürecinde Başakşehir Belediyesi’nin her şeyi kendi özel iştiraki şirketi olan Başakkent’e devrettiğini söyleyen Yasin Serindere, şunları ifade etti:
“Başakkent şirketi, bir kamu şirketi değil. Kamu şirketi olsa zaten olaylar farklı şekilde olur. Özel şirket olduğu için sözleşmelerde vatandaşın haklarını korumayan, onları muhatap almayan bir uygulamayı esas alıyorlar. Vatandaşlar sürekli imarlı tapu beklentisi içerisindeydi, 2020 yılının aralık ayında bu planlar askıya çıktı. Askıya çıktıktan sonra da fark ettik ki uygulamayla birlikte bütün yetkiler Başakşehir Belediyesi’ne devredilmiş ve Başakşehir Belediyesi de bakanlıktan aldığı yetkiyi kendi iştirakli şirketi olan Başakkent’e devretti. Burada üçgen içerisinde Şahintepeliler sıkışmış durumda. Bu yetkilerle birlikte 6306 sayılı Yasa’nın onlara tanıdığı bütün olanakları kullanıp vatandaşları muhatap almayan, yerinden eden politikalar sergilenmeye başladı.”
“VATANDAŞLAR, MAHALLE KÜLTÜRÜNÜ KORUYAN BİR DÖNÜŞÜM İSTİYOR”
Şahintepe halkının 20 yıldır imarlı tapu beklentisi olduğunu dile getiren Serindere, “Burada kimsenin hazine arazisine çöktüğü bir durum yok, herkesin tarla tapusu mevcuttu. Buradaki insanlar seçim dönemlerinde belediye başkanlarından, bakanlardan sözler aldı. Halk, 2018 yılındaki imar barışından da yararlandı ancak Başakşehir Belediyesi ve bakanlık vatandaşları görmezden geldi. Günün sonucunda da yaptığı uygulamalarla vatandaşı yerinden eden bir politikaya imza attılar. Vatandaşlar kentsel dönüşüme karşı değil ama burada yerinde kalma hakkını koruyan adil, eşitlikçi ve mahalle kültürünü koruyan bir dönüşüm istiyor” diye konuştu.
“ŞAHİNTEPE HALK DAYANIŞMASI, YERİNDEN ETME POLİTİKALARINA KARŞI MÜCADELE ETTİĞİMİZ BİR OLUŞUM”
Şahintepe Halk Dayanışması’nın, halkı yerinden etme politikalarına ve rant uygulamalarına karşı mücadele ettikleri bir oluşum olduğunu vurgulayan Serindere, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Burada avukatların, kent plancılarının, dışarıdan bize desteğe gelen gazetecilerin ziyaretlerde bulunabileceği, komşularımızın bilgilenebilecekleri ve bir araya gelip sosyalleşebilecekleri bir alana ihtiyaç vardı. Şahintepe Halk Dayanışması ile birlikte günümüz Türkiye koşullarında herkesin birbirine bu kadar yabancı olduğu, herkesin birbirine bu kadar uzak olduğu, yabanileştiği bir dönemde mücadele insanları birbirine yaklaştırdı. Bu mekan insanların ikinci yuvası oldu. İnsanlar burada çocuklarını halk dayanışmasının bürosuna yönlendirerek çocuk etkinliklerine katılmalarını sağlıyorlar. Kadınlar bir araya gelerek eğitici, bilgilendirici panellere, atölyelere katılıyorlar. Komşularımız burada hem birikimini arttırıyor, hem sosyalleşiyor hem de mevcut sürgün politikalarına karşı mücadele edip, örgütleniyorlar.”
PİRHA- Kamuoyu tarafından, “tarihin en büyük mülkiyet gaspı” olarak değerlendirilen, “Afet Riski Altındaki Alanların Dönüştürülmesi Hakkında Kanun ile Bazı Kanunlarda ve 375 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun” Resmi Gazete’de yayımlandı.
Kentsel dönüşüme yönelik düzenlemeler içeren ve TBMM Genel Kurulunda muhalefet partilerinin itirazına ve kamuoyunda da, “tarihin en büyük mülkiyet gaspı” olarak değerlendirmesine karşın AKP-MHP oylarıyla kabul edilen “Afet Riski Altındaki Alanların Dönüştürülmesi Hakkında Kanun ile Bazı Kanunlarda ve 375 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun” Resmi Gazete’de yayımlandı.
NE OLMUŞTU?
AKP’li milletvekillerin imzasıyla Meclis’e sunulan “Afet Riski Altındaki Alanların Dönüştürülmesi Hakkında Kanun ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Teklifi” Genel Kurul’da görüşüldü. 21 maddeden oluşan teklife dair Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (HEDEP), Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) ile diğer muhalefet partilerinin verdiği önergeler AKP-MHP oylarıyla reddedildi.
Teklife dair 320 oy kullanıldı. Teklife 238, “Evet”, 82 “Ret” oyu verilerek Genel Kurul’dan geçti.
PİRHA- İstanbul Başakşehir’e bağlı Şahintepe Mahallesi’nde yaşayanlar, belediye meclis toplantısına katılarak ‘rantsal dönüşüm’ uygulamalarını protesto etti.
Başakşehir Belediyesi’nin 2023 Haziran Ayı Meclis Toplantısı’nda, Şahintepe Mahallesi’nde 11 yeni adada kentsel dönüşüm yetkisini Başakkent A.Ş.’ye devretmesi protesto edildi. Meclis toplantısına katılan Şahintepe Halk Dayanışması üyeleri, “Rantsal Dönüşüm Uygulamalarına Son Verin” yazılı pankart açtı.
Pankart açılmadan söz alan bir mahalleli, “Belediyenin rantsal dönüşüm uygulamalarına seyirci kalacağımızı sanıyorlar fakat hiçbir rantsal dönüşüm uygulamasına izin vermeyeceğiz” ifadelerini kullandı. Alınan kararı protesto eden mahalleli, “Şahintepe bizimdir, bizim kalacak”, “Ranta karşı omuz omuza” sloganları atarak tepki gösterdi.
YÜRÜTMEYİ DURDURMA KARARINI TANIMADILAR
Meclis toplantısında söz alan CHP İlçe Meclis Başkanı Nizamettin Kümeç, “Daha önceden 16 adada kentsel dönüşüm yetkisinin Başakşehir Belediyesi tarafından Başakkent A.Ş.’ye verilmesine mahalle halkı davalar açtı. Bu davalarda yürütmeyi durdurma kararları alındı. Başakkent A.Ş. bu kararı tanımayarak bazı komşularımızın yerini ihale usulü ile satışı çıkardı. Ve vatandaşların adına açılan hesaba paraları yatırılarak seçimden hemen sonra evlerini tahliye etmeleri için ihbarname gönderildi” ifadelerini kullandı.
NE OLMUŞTU?
Başakşehir Belediyesi önce 7 Haziran 2022’de 7 adada, sonra Aralık 2022’de 16 adada kentsel dönüşüm yetkisini, müteahhitlik görevini üstlenen Başakkent A.Ş. isimli firmaya devretmişti. Mahalle halkının çeşitli eylem ve etkinliklerine paralel olarak açılan davalarla rantsal dönüşümün önü kesilmişti.
Rantsal dönüşüm uygulamalarından vazgeçmeyen belediye, hem imar uygulamasına hem de ‘Başakkent A.Ş.’ye yetki devrinin iptali için açılmış davalar olmasına rağmen bunlara 11 yeni ada ekleyeceğini duyurmuştu.
PİRHA- Sinan Aygün’ün şikayeti üzerine İçişleri Bakanlığı’nın hakkında ‘memurluktan atılması’ için soruşturma başlattığı Mimarlar Odası Ankara Şubesi Başkanı Tezcan Karakuş Candan, “Hukuken beni devlet memurluğundan çıkarmaları mümkün değilken yine de bunu yaparlarsa kendileri açısından bir emsal karar üretirler. Bu da sadece beni değil tüm memurlar ilgilendirir. İstedikleri memuru istedikleri zaman memurluktan atabilirler” dedi.
Sinan Aygün, TOGO İkiz Kuleleri davasında taraf olan, Çankaya Belediyesi’nde de görev yapan Mimarlar Odası Ankara Şubesi Başkanı Tezcan Karakuş Candan hakkında ‘işe gitmeden maaş aldığı, haksız kazanç sağladığı’ gerekçesiyle şikâyette bulundu.
İçişleri Bakanı Süleyman Soylu da Karakuş hakkında soruşturma izni verdi. Yargıya başvuran Karakuş’un soruşturma izni Danıştay 1. Dairesi tarafından iptal edildi. Karakuş hakkında verilen soruşturma izninin, geçtiğimiz mayıs ayında Danıştay’dan dönmesine rağmen soruşturma yürütülmeye devam ediyor.
Danıştay kararını yok sayan İçişleri Bakanlığı’na bağlı Yüksek Disiplin Kurulu, Karakuş’un ‘memurluktan çıkarılması’ için 6 Eylül Salı günü toplanacak.
Bakanlığın hakkında yürüttüğü soruşturmanın hukuka aykırı olduğunu vurgulayan Karakuş, konuya ilişkin TMMOB Mimarlar Odası Ankara Şubesi’nde basın toplantısı düzenledi.
“SİNAN AYGÜN ŞİKAYET ETMİŞ, SOYLU DA BUNU DERT EDİP SORUŞTURMA AÇMIŞ”
Yürüttükleri kent ve çevre mücadelesinden dolayı Mimarlar Odası üzerindeki baskıların ve kuşatmaların devam etiğini aktararak sözlerine başlayan Karakuş, bu soruşturmanın iktidarın çaresizliğinin bir göstergesi olduğunu kaydetti.
Karakuş sözlerine şöyle devam etti:
“Biz hukuk alanında mücadele ediyoruz. Şimdi de karşı karşıya kaldığımız durum Melih Gökçek dönemine uzanıyor. Benim şahsımda, Mimarlar Odası’nın yönetimi hakkında, kurumumuz hakkında şikayet ve suç duyurusunda bulundu. Sinan Aygün bir rantçıdır. 20.000 metrekarelik bir alana 120.000 metre kare bir inşaat yapmış. Mimarlar Odası da bunu yargıya taşıdı. Yargıda bu inşaat hakkında iptal kararı verdi. Yani bu kuleler yıkılacak. Dün yıkım ihalesi olacaktı ancak yürütmeyi durdurma kararı almışlar, erteletmişler. Ama eninde sonunda bu kuleler yıkılacak. Dolayısıyla zararı çok büyük.
“DANIŞTAY, EMSAL NİTELİĞİNDE LEHİMİZE KARAR VERDİ”
Sinan Aygün’ün şikayeti üzerine başlayan süreç İçişleri Bakanlığı’nın soruşturma izni vermesiyle devam etti. Buna ilişkin daha önce bir soruşturma olmuştu ve Danıştay 18. Dairesi geçtiğimiz mayıs ayında kararını verdi. Danıştay’ın bizim lehimize verdiği kararda İçişleri Bakanlığı’nın bizi soruşturma yetkisi olmadığı ve benim yaptığım tüm çalışmaların bağlı olduğum idarenin bilgisi dahilinde olduğu kararını verdi. Yani benim oraya gittiğim vakitlerde izinsiz, mazeretsiz işe gitmediğim gibi bir durum söz konusu değil. Danıştay ayrıca bu kararını kesin olarak verdi ve itiraz yolunu da kapadı. Bu emsal bir karardı” diye konuştu.
Söz konusu Danıştay’ın verdiği emsal kararın İçişleri Bakanlığı’nın belediyeler üzerinde kayyum gibi davranma yetkisini elinden aldığını, İçişleri Bakanlığı’nın belediyelerin iç işlerine karışmasının önüne geçtiğini söyleyen Karakuş, şunları dile getirdi:
“Biliyorsunuz İçişleri Bakanlığı kayyum atayamadığı muhalif belediyelere karşı yıpratma politikası izliyor. Anayasal bir kuruluşuz biz, kamu kurumu niteliğinde bir meslek örgütüyüz. Bizim yönetim kurulumuzuz hepsi kamu görevi yapar. Biz kamu adına davranırız. Dolayısıyla ben belediyede de olsam kamu görevi yapıyorum, Mimarlar Odası’nda da olsam da kamu görevi yapıyorum. Ayrıca biz bu görevleri mesai saatleri dışında yapamayız. Örneğin ben bir görüşme yapacağım, Saat 5 buçuktan sonra görüşelim diyemem. Bunu çalışmış olduğum Çankaya Belediyesi de biliyor. Yaptığım her şey onların bilgisi dahilinde, gittiğim her yerde öyle.”
“ÇALIŞTIĞIM KURUMDA HAKKIMDA AÇILMIŞ TEK BİR SORUŞTURMA DAHİ YOK”
Karakuş son olarak şunları aktardı:
“İçişleri Bakanlığı dışarıdan böyle bir disiplin soruşturması açamaz. Yapılan usule aykırıdır. 657’ye tabi devlet memuruysanız ve bir disiplin suçu işlediyseniz, oradaki amiriniz bir disiplin soruşturması yapar. Bu süre içerisinde sizi suçlu bulursa ceza verir. Ancak devlet memurluğundan çıkarma cezası verilecekse bunu idare görüşür ve yüksek disiplin kuruluna sevk eder. Çalıştığım yer olan Çankaya Belediyesi’nde benim hakkımda açılmış olan tek bir soruşturma yok. Burada belediyenin yetkisini aşmışlardır, gasp etmişlerdir. Beni İçişleri Bakanlığı çalışanı gibi görüp yüksek disiplin kuruluna sevk etmişler.
“BENİM ALEYHİME KARAR VERİLİRSE BU TÜM MEMURLARI İLGİLENDİRİR”
6 Eylül Salı günü yüksek disiplin kurulu bu dosyayı görüşecek. Bu dosya yüksek disiplin kuruluna ocak ayında gitmiş. Usulen 6 ay içerisinde karar vermesi gerekiyordu ama bu süre aşılmış durumda. Yani bu dosya zaman aşımına uğramalı. Ayrıca ortada bir Danıştay kararı da var. Hukuken beni devlet memurluğundan çıkarmaları mümkün değilken yine de bunu yaparlarsa kendileri açısından bir emsal karar üretirler. Bu da sadece beni değil tüm memurlar ilgilendirir. İstedikleri memuru istedikleri zaman memurluktan atabilirler. Bu yapılan tamamen hukuksuzdur ama yaşadığımız koşullara baktığımız zaman böyle bir karar verilebilir. Biz de bunun karşısında hukuki yollardan tüm haklarımızı kullanacağız. Kimse bu saatten sonra bana dokunmayan yılan bin yaşasın düşüncesi ile hareket etmesin. 2023’te bunlar gidene kadar herkes birlik olmalı ve mücadele etmeli. Biz haklılığımızla, kararlılığımızla bu ülkenin aydınlığa kavuşması için mücadele etmeye devam edeceğiz.”
PİRHA-AKP’li Beyoğlu Belediyesi’nin Okmeydanı Fetihtepe’de devam ettirdiği kentsel dönüşüm zorbalığına karşı mahalleliler PİRHA’ya konuştu. Kentsel dönüşüme karşı olmadıklarını belirten mahalle sakinleri, “Devlet, evimizi zorbalıkla yıkmak istiyor. Rantsal dönüşüme karşıyız. Polis ve jandarma kuvveti ile yokluk, açlık, sefalet ile yıldıramazsınız. Bugünün yarını var” dedi. Mahalleli yapılan kira yardımının da çok az olduğunu vurguladı.
İstanbul’da AKP’li Beyoğlu Belediyesi’nin Okmeydanı Fetihtepe Mahallesi’ndeki kentsel dönüşüm zorbalığı devam ediyor. İstanbul 4. İdare Mahkemesi’nin elektrik kesintileri ve tahliye edilme kararıyla ilgili kısmi yürütmeyi duruma kararına rağmen, Beyoğlu Belediyesi kentsel dönüşüme imza vermedikleri ve evlerini boşaltmadıkları gerekçesiyle hak sahiplerinin elektrik, su ve doğalgazını kesti. Mahalle halkı ise yaşananları “rantsal dönüşüm” olarak gördüklerini ifade ederek, yaşam alanlarını savunacaklarını dile getiriyor.
Polis eşliğinde yürütülen zorla tahliye sürecini ise Fetihtepeliler PİRHA‘ya anlattı. Kentsel dönüşüme karşı olmadıklarını belirten mahalleliler, Beyoğlu Belediye Başkanı Haydar Ali Yıldız’ın seçimlerden önce “rızaya dayalı kentsel dönüşüm” sözü verdiğini hatırlatırken, verilen sözlerin yerine getirilmediğini kaydettiler.
“DEVLET, EVİMİ ZORBALIK İLE YIKMAK İSTİYOR”
Belediye başkanının kendilerine “Ev bulun burayı boşaltın” dediğini aktaran Fetihtepeliler, kira fiyatlarının yüksekliğinden şikayet ederek, “Söylenen kira yardımı çok az. Nereden bulup o kiraları ödeyeceğiz? Bunlar bizi canlı canlı öldürüyor” ifadelerini kullandı.
Daha önce Almanya’da yaşayan bir yurttaş yıllar önce Fetihtepe’ye yerleştiğini belirtirken, “Vergilerimizi veriyoruz. Milletine zulüm yapanı istemiyoruz. Yıkım kararı almışlar ama karşımızda kimse yok. Zorbalıkla evimi yıkmak istiyorlar. Zorbalıkla elektriğimi kestiler. Üç gün elektriksiz kaldım. Nereye gidelim. Emekliyim ama emekli aylığımız az. Hayat pahalılığı çok. Yetmiyor. Evimi zorbalıkla yıkmak istiyor devlet” diye konuştu.
Mahallede yaşayanların adaletli bir kentsel dönüşüm talebinde bulunduğunu vurgulayan bir yurttaş ise şunları söyledi:
“Belediye başkanı düne kadar rızaya dayalı kentsel dönüşüm sözü veriyordu. Fakat şu an korkusundan ofisinden çıkamıyor. Burada o kadar yaşlı insanın elektriğini, suyunu, doğalgazını polis zoruyla kesti. Evinde olmayanların kapılarını, kilitlerini kırarak elektriğini, suyunu, doğalgazını kestiler. Evden çıkarken de yeni bir kilit takıyorlar. Ev sahibi geldiğinde dışarıda kalmış. Borç çıkarıyorlar bize. Durumu iyi olmayanlar var. Proje iki senede bitecek diyorlar. İlkokul çocuğuna sorsan bile buranın hafriyatının iki senede kaldırılamayacağını bilir. İki sene kira yardımı yapalım diyorlar ama kiralar bugün 5, 10 bin liraya dayanmış durumda. Bin 500 lira ile insanlar nereye gitsin?”
“BURADA BİZİM MALIMIZA ÇÖKMEYE ÇALIŞIYORLAR”
“Bizim malımıza çökmeye çalışıyorlar. Çocuklarını zengin edebilmek için ben kendi çocuğumun geleceğini karartmam” diyen yurttaş, sözlerini şöyle sürdürdü:
“İki gün önce bir tane amcamız vefat etti. Beyin kanaması geçirdi. Hasta, yatalak insanlar var. Son zamanlarda da bizi marjinal grup ilan etmeye çalıştılar. Hakkımı aradım terörist, çapulcu, marjinal, sürtük oldum. Bu ülkede hak aramak neden bu kadar zor? Bu hak neden bu kadar zorunuza gidiyor? Fetihtepe halkı olarak haksızlığa, adaletsizliğe, zulme karşı savunma duvarıyız. Bizi geçerlerse eğer 5-10 yıl sonra herkes bunun farkında Galataport projesini Haliç’e kadar uzatmanın planını yapıyor.
“İNSANLAR HÜKÜMETLERDEN KORKMAMALI, ONLARI İNDİRECEK OLAN BİZİZ”
Buranın çoğu kendilerine oy veren kişiler. Ama bu zulmü gören “Lanet olsun bu yönetime” diyor. Yıllardır insanları “din, İslam, Müslümanlık” diyerek kandırdılar. Bir hükümet köprü, hastane, yol yapmak ile övünemez. Hükümet başa geldiyse onun görevidir bunları yapmak. İnsanlar hükümetlerinden korkmamalı. Hükümetler insanlardan korkmalı. Onları oraya getiren biziz. Yine oradan indirecek olan da biziz.
Kentsel dönüşüm denilen şey nedir? Bir bina risklidir ve onun yıkılmasına karşı insanların canını, malını güvence altına alan bir şeydir. Ama sen burada bizim malımızı, canımızı almaya çalışıyorsun. İnsansan eğer bir dine bağlı olmana gerek yok. Vicdanın varsa bunları yapmaman gerek. Ama bunlar, bunların hepsini yapıyor ve “Ben Müslümanım” diyor.”
“POLİS, JANDARMA, AÇLIK VE SEFALET İLE YILDIRAMAZSINIZ”
Tek başına yaşadığını belirten 73 yaşındaki bir başka mahalleli ise belediye başkanına seslenerek; “Yüreğin yetiyorsa gel oturalım. Güzelce derdini anlat, bizi dinle. İnsanların elektriğini kesmekle, tek tek binaları yıkmak ile bir yere varamazsınız. Belki Fetihtepe’yi yıkacaksanız ama mümkünü yok buraya bir çivi çakamazsınız. Ömrünüz az kaldı. 73 yaşında bir vatandaşım. Suyum, doğalgazım yok. Banyo yapacak bir şeyim yok. Mal varlığıma el koydular. 2 bin 300 lira ile geçinen bir vatandaşım. Bana “çık” diyorlar. Bir ev bulsunlar, bulabiliyorlar mı? 7, 8 bin ev kirası istiyorlar. 2 bin 300 lira ile nerede ev bulacağım? 29 bin metrekare alana ne yapacaklar? “Cami yapacağız” diyorlar. Mahalleleri camiler ile doldurdular. Sizin yüzünüzden insanlar camilere de gitmiyor. İslam’dan da soğuttunuz. Bu milletin ahı bir gün sizi berbat edecek. Polis ve jandarma kuvveti ile yokluk, açlık, sefalet ile yıldıramazsınız. Bugünün yarını var” ifadelerini kullandı.
9-10 gündür perişan halde olduklarını kaydeden bir diğer Fetihtepe sakini de, “Hastalar var. Burayı elimizden almışlar. Bayramdan sonra polis ve jandarma ile bizi zorla buradan çıkaracaklar. Haydar Ali Yıldız “Çıkmazsanız sizi zorla çıkaracağız” demiş. Gelsin bakalım çıkarsın. Yıllar önce o mu vardı burada? 5 bin liradan aşağı kira parası yok. Ben şahsen ödeyemem. Çocukları olanlar ne yapacak? Nasıl ödeyecek?” dedi.
Mahalle sakinlerinden bir başkası ise “Biz kentsel dönüşüme değil rantsal dönüşüme karşıyız. Hakkımızı versinler biz de seve seve imza atalım. Bizler de güzel yerlerde yaşamak isteriz. Bu yapılanlar zulümdür. Bu ne adalete ne hakka ne de hukuka sığar” şeklinde konuştu.
FETİHTEPELİLER NE İSTİYOR?
Fetihtepelilerin taleplerini şöyle sıraladı:
Kentsel dönüşüm yasasının ‘plan olmadan dönüşüm yapılamaz’ kuralının gereği olarak 1/5000’lik ve 1/1000’lik planların yapılmasını,
Planların bölgemizdeki sivil toplum kuruluşlarından, üniversitelerin ilgili bölümlerinden, şehir plancıları ve mimarlar odasından görüş alınarak yapılmasını,
Planlar yapılıncaya kadar adamızdaki plansız kentsel dönüşüm uygulamasının durdurulmasını,
Tapulu tapusuz ayrımından kaynaklı sorun ve mağduriyetlerin yaşanmaması için 2981 ve 4706 sayılı yasaların öngördüğü kurallar çerçevesinde hak sahipliği kazanmış olanlara tapularının verilmesini,
Hak sahibi olduğumuz paylarımızın belirlenmesinde 6360 sayılı yasa gereği ‘arsa payı’nın dikkate alınmasını, ardından plana ve paylarımıza uygun avan projenin yapılarak tapuya tescil edilmesini,
Her dairenin şerefiye puanı ve bedelinin belirlenerek avan projeye işlenmesini,
Şu anda bize imzalamamız için sunulan muvafakatnamenin tek taraflı bir beyan olması nedeniyle bunun yerine idarenin ve hak sahiplerinin karşılıklı hak ve sorumluluklarının belirlendiği, ekinde avan proje, idari ve teknik şartnamenin olduğu hukuki sözleşme yapılmasını,
Üçte ikilik çoğunluğun sağlanmadan uygulama yapılmamasını,
Devlet eliyle yapılan dönüşümün anayasamızdaki ‘sosyal devlet ilkesine’ uygun olarak kârı amaçlayan değil, maliyetine yapılmasını,
Halihazırdaki uygulamada 6 ayda bir memura yapılacak zam artışı kadar artırılarak ödememiz istenen borç taksitlerimizin kamu bankalarındaki konut kredi sistemine bağlanarak 20 yılda sabit olarak ödenmesini,
1.500 TL olan kira yardımının İstanbul gerçeğine göre yeniden belirlenmesini ve hak sahiplerine yeni yapılan dairelerine taşınıncaya kadar talep ediyoruz.
PİRHA- Alevi Bektaşi Abdallar tarafından kutsal kabul edilen Ana Meryem Ziyaretgahı’nın AKP’li Esenler Belediyesi tarafından yıkılmasını Meclis gündemine taşıyan HDP Milletvekili Ali Kenanoğlu, “AKP iktidarı rant uğruna sınır tanımıyor. Bu sefer de elini ziyaret yerlerine atmış durumda. İnsanların kutsal mekânlarından elinizi çekin” dedi.
Halkaların Demokratik Partisi (HDP) İstanbul Milletvekili Ali Kenanoğlu, Alevi Bektaşi Abdallar tarafından kutsal kabul edilen Ana Meryem Ziyaretgahı’nın AKP’li Esenler Belediyesi tarafından yıkılmasını Meclis gündemine taşıdı.
Meclis Genel Kurulu’nda söz alan Kenanoğlu, AKP iktidarının rant uğruna kutsal mekanları bile yıktığına vurgu yaparak olayı kınadı.
“RANT UĞRUNA SINIR TANIMAYAN SİYASİ İKTİDAR, KUTSAL MEKÂNLARDAN ELİNİ ÇEKMELİDİR!”
Kenanoğlu konuşmasında şunları dile getirdi:
“Sayın Başkan, İstanbul Esenler’de Abdal Alevi toplumunun Ziyareti, ibadet mekânı var. AKP’li Esenler Belediyesi, Ana Meryem Ziyareti’ni dün gece yıkmış. Haberini bugün aldık. Kentsel dönüşüm alanı içerisinde diye bu ziyaret yeri yıkılmış. Bölgede yaşayan Abdal Alevileri önemli ölçüde burayı ziyaret edip, ibadetlerini burada gerçekleştiriyorlar. AKP iktidarı rant uğruna sınır tanımıyor. Bu sefer de elini ziyaret yerlerine atmış durumda. İnsanların kutsal mekânlarından elinizi çekin diyor ve bu yıkımı da kınadığımı ifade etmek istiyorum.”
PİRHA- Mimarlar Odası Ankara Şubesi, Şehir Plancıları Odası Ankara Şubesi ile TMMOB Ankara İl Koordinasyon Kurulu, Cebeci İnönü Stadyumu’nun yıkılıp yerine Millet Bahçesi yapılmak istenmesine karşı açıklama yaptı.
Ankara’daki tarihi Cebeci İnönü Stadı’nda bu sabah yıkıma başlandı. Stadyumun yıkılıp yerine Millet Bahçesi yapılmak istenmesine karşı meslek örgütleri, stadyum önünde basın açıklaması yaptı.
Meslek odaları, Cebeci İnönü Stadı’nın yıkımına ilişkin Çankaya Belediyesi’nin verdiği ruhsatı yargıya taşıyacaklarını belirterek, “Hukuki süreçler devam ederken yangından mal kaçırırcasına yapılan bu yıkım kabul edilemez. Anti kamusal bir alan yaratacaklar” dedi.
STAD YIKILIP CAMİ YAPILACAK!
Mimarlar Odası Ankara Şube Başkanı Tezcan Karakuş Candan, yaptığı konuşmada “Gökçek gitti ama yık yap kültürü maalesef bitmedi” diyerek tepkisini şu sözlerle dile getirdi:
“25 yıldır bu yık yap kültürünü yaşıyoruz. Bu durum iktidarla birlikte yerel yönetimlerin de bakış açısını gösteriyor.
Stadyum yerine millet bahçesi kapsamında cami ve altına otopark yapılacak. ‘Üstünü de yeşillendiriyoruz’ diyerek halkı kandırmaya çalışacaklar. Bu aslında iktidarın yeni politikası. Yeşille birlikte yeşil sermayeyi bu tür alanlardan devşiriyor. Yıkım sürecine dair yıkım ruhsatı verildiğini biliyoruz. Çankaya Belediyesi’nin verdiği ruhsatı meslek odaları olarak yargıya taşıyacağız, yürütmeyi durdurma davası açacağız. Bunun yıkımına ortak olanlar, yıkım sürecinde suskun kalanları tarih hiçbir zaman affetmeyecek. Bugün tanıklık için buradayız.
Yapılanlar, 60 yıllık bir tarihin izi, bir kamusal alanının cami ve iş merkezi ile talan edilerek dönüştürülmesidir. Hukuki süreçler devam ederken yangından mal kaçırırcasına yapılan bu yıkım kabul edilemez.”
“İKTİDARIN İDEOLOJİK PROJELERİNDEN BİRİ”
TMMOB Ankara İKK Sekreteri Özgür Topçu ise Cebeci Stadyumu’nun 50 yılı aşkın süredir birçok sporcunun yetişmesine olanak sağladığına vurgu yaptı. Topçu, Cebeci Stadyumu’nun simge yapılarından biri olduğunu belirterek şunları söyledi:
“Bu rant ve talan iktidarının Cumhuriyetle hesaplaşmasıdır. 2012 yılından itibaren bu alan defalarca plan değişikliğine maruz kalmıştır. TMMOB’a bağlı meslek odalarımız bu plan ve proje değişikliklerine defalarca dava açmış ve kazanmıştır. Son olarak ta iktidarın ideolojik projelerinden biri olan millet bahçesi projesine yönelik TMMOB’un odalarının açtığı davalar devam etmektedir. Hukuki süreçler devam ederken yangından mal kaçırırcasına bu yıkımla karşılaşmış olmak kabul edilebilir bir durum değildir.”
“KONTROLLÜ ANTİ KAMUSAL BİR ALAN YARATACAKLAR”
Şehir Plancıları Odası Ankara Şube Sekreteri Ömer Dursunüstün ise “Cebeci Stadının bulunduğu konumun yüksek değer taşıdığına işaret ederek şunları söyledi:
“Yıllardır bu nedenle AVM’lere, ticaret ve konutlara dönüştürmeye çalışıştılar. Bu nedenle millet bahçesi olarak seçildi. Buradaki kamusal nitelikli bir alan büyük bir bahçesi olan camiye dönüştürülecek. Çocuğunuzla ailenizle gezebildiğiniz bir yer değil, cami cemaatinin gözleri önünde olacaksınız. Kontrollü anti kamusal bir alan yaratıp bir miktar özgürlüğüne düşkün insanları buradan çıkartıp bu bölgeyi tamamen ele geçirmiş olacaklar.”
PİRHA- Mersin’in Yenişehir İlçesine bağlı Emirler köyünde ‘gençleştirme’ adı altında ormanlık alanda ara verilen ağaç kıyımı devam ederken, çevre örgütleri ve siyasi parti temsilcileri açıklama yaparak, “katliamı durdurun” dedi.
Mersin’in Yenişehir İlçesine bağlı Emirler köyünde de ‘gençleştirme’ adı altında ormanlık alanda ara verilen kesimi devam ederken, çevre örgütleri ve siyasi parti temsilcileri kesimin durdurulması çağrısında bulundu.
Mersin Gazeteciler Cemiyeti’nde yapılan açıklamayı Mersin Çevre Derneği (MER-ÇED) Başkanı Sabahat Aslan yaptı.
“ORMANLARIMIZ RANTA KURBAN EDİLİYOR”
Aslan, günlerdir ağaç kıyımına karşı direndiklerinin altını çizerek, “Ormanlık alanların tahrip edilmesi canlı yaşamına çok zarar verir. Ormanların gençleştirme işleminde ağaç yaş ortalamaları 60 yıldır. Ülkemizde ormanlık alanları ekosistem için korunması gerekirken, maalesef son zamanlarda bilime aykırı ve plansız bir biçimde ormanlarımız rant odaklı orman üretim tesisleri olan özel şirketlere ucuz hammadde sağlamak için talan edilmektedir. Bunun için yapılan endüstriyel ormancılıkla ağaçlar gençleştirme adı altında 15-25 yaşında kesilmektedir” dedi.
“GENÇLEŞTİRME ADI ALTINDA AĞAÇ KATLİAMI YAPILIYOR”
Aslan, Emirler Mahallesi ormanlık alanında Orman Bölge Müdürlüğü tarafından ihale yöntemiyle yapılan orman gençleştirmesi adı altında kesilen ağaçlar bölgede ağaç katliamına neden olduğuna dikkat çekerek, şunları dile getirdi:
“Emirler Mahallesi ve çevresinde bulunan ormanlık bölgesi Mersinin akciğerleridir. Bu alanlarda mevcut bulunan ormanların ekosistemi bir bütün olup, ormanlık alanın zemin yapısı killidir ve bölgenin alan yapısı eğimlidir. Ormanlık alanlarının yanında meralar yer almaktadır. Bu bölgede yaşayan insanların bir kısmı hayvancılık yaparak geçimini sağlamaktadır. Bu bölgede yayla turizmi yapılmaktadır. Emirlerde Orman gençleştirmesi adı altında yapılan ağaç katliamı ormanın ekosistemine, bölgenin iklimine, hayvancılığına, tarımına ve yayla turizmine çok zarar verecektir. Ayrıca ormanlık alanının eğimli olması ve toprağın killi olması nedeniyle bölgede erozyona neden olacaktır. Emirler ormanları bizimdir. Ranta kurban edilmesine izin vermeyeceğiz. Yetkililerden Mersin halkının sesine kulak vererek orman katliamını durdurmasını talep ediyoruz.”
PİRHA-İstanbul Kuzey Marmara Otoyolu’nun olağanüstü ek maliyet artışlarını ne Hazine ve Maliye Bakanlığı ne de Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı sahiplendi. CHP Genel Başkan Yardımcısı Ahmet Akın, “Ulaştırma Bakanlığı kendi ihale ettiği projedeki rekor artışla ilgili tek kelime edemiyor. Bir projede ek maliyet artışı yüzde 50’yi geçiyorsa ortada çok açık bir rant vardır” dedi.
CHP Genel Başkan Yardımcısı Ahmet Akın, İstanbul Kuzey Marmara Otoyolu’nun Kurtköy-Akyazı ve Kınalı-Odayeri kesimlerindeki olağanüstü ek maliyet artışlarını gündeme getirdi. Akın, Hazine ve Maliye Bakanlığı ile Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı’nın ek maliyet tutarları konusunda “sorumsuz” tutum aldıklarını ifade ederek “Hazine Bakanlığı imza attığı borç üstlenim anlaşmasında yer alan; Ulaştırma Bakanlığı da kendi ihale ettiği projedeki rekor artışla ilgili tek kelime edemiyor. Bunun hesabını neden veremiyorlar? Bir projede ek maliyet artışı yüzde 50’yi geçiyorsa ortada çok açık bir rant vardır” değerlendirmesinde bulundu.
YANDAŞ FİRMALARA 2 MİLYAR ÜZERİNDE EK MALİYET!
CHP Genel Başkan Yardımcısı Ahmet Akın, Kuzey Marmara Otoyolu bünyesindeki iki kesime yapılan olağanüstü ek maliyet artışlarının milyarlarca dolar olduğunu geçtiğimiz günlerde kamuoyuna duyurmuştu. İktidara yakın 5 yandaş firma arasında yer alan Limak-Cengiz ortaklığı tarafından yapılan Kurtköy-Akyazı kesiminde yüzde 65,5 oranında; Kolin-Kalyon ortaklığı tarafından yapılan Kınalı-Odayeri kesiminde ek maliyet artışı ise yüzde 55,3 oranında gerçekleşmişti. Eylül 2019’da yapıldığı anlaşılan ek maliyet artışlarının toplam tutarının 2 milyar 186 milyon 895 bin 114 olduğu Hazine ve Maliye Bakanlığı’nın borç üstlenim anlaşmasına taraf olmasıyla belirlenmişti.
EK MALİYET ARTIŞININ GEREKÇESİ NE?
CHP’li Ahmet Akın; otoyol yapımı projelerinde ek maliyet artışının en fazla yüzde 20 oranında olmasının normal kabul edildiğini; bu oran üzerindeki maliyet artışlarının ise haklı bir gerekçeye dayanması gerektiğine işaret etti. CHP’li Akın, bu kapsamda rekor oranda gerçekleşen ve milyarlarca doları bulan ek maliyet artışıyla ilgili hem borç üstlenim anlaşmasına imza atan Hazine ve Maliye Bakanlığı’na hem de projeyi ihale eden Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı’na sorular yöneltti.
CHP’li Akın’ın soru önergesine yanıt veren Hazine ve Maliye Bakanlığı, 2 milyar 186 milyon doları ek maliyet olmak üzere toplam 5 milyar 733 milyon 913 bin 414 dolar maliyetindeki projeye alınan krediye taraf olmasına karşın ek maliyet artışı konusunda topu Ulaştırma ve Maliye Bakanlığı’na attı. Hazine ve Maliye Bakanlığı’nın yanıtında ek maliyet artışının Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı sorumluluğunda olduğu belirtildi.
GEREKÇE AÇIKLANAMADI!
Bunun üzerine CHP’li Akın; Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı’na Cumhurbaşkanlığı İletişim Merkezi üzerinden otoyol projesindeki ek maliyet artışlarının gerekçelerini sordu. Ulaştırma Bakanlığı’ndan gelen yanıtta “YİD projelerinde tüm iş ve işlemler mevzuata uygun olarak, Uygulama Sözleşmelerinde yer alan hükümler çerçevesinde yürütülmektedir” ifadesi yer aldı. Böylece ne Hazine ve Maliye Bakanlığı ne de Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı ek maliyet artışlarını sahiplendi.
“ORTADA BİR RANT VAR”
CHP Genel Başkan Yardımcısı Ahmet Akın, söz konusu iki kesimde toplam maliyetin yarısından daha fazla oranında gerçekleşen ek maliyet artışının gerekçesinin açıklanması gerektiğini vurgulayarak şunları dile getirdi:
“Ek maliyet demek yandaşların ballı, kaymaklı garantilerinin süresi ve bedelinin de artması demektir. Hazine Bakanlığı imza attığı borç üstlenim anlaşmasında yer alan; Ulaştırma Bakanlığı da kendi ihale ettiği projedeki rekor orandaki ek maliyet artışıyla ilgili tek kelime edemiyor. 2 milyar 186 milyon dolar 895 bin dolarlık ek maliyet artışının güncel kura göre toplam tutarı 17 milyar 830 milyon TL’yi buluyor. Esnafımıza verilen toplam desteğin tutarı bile 5 milyar TL etmezken; yandaşlara tek kalemde bunun neredeyse dört katı tutarında bir maliyet artışı sağlanıyor. Bunun hesabını neden veremiyorlar? Bir projede ek maliyet artışı yüzde 50’yi geçiyorsa ortada çok açık bir rant vardır”
PİRHA- Konya’da yaşayan Abdallar bir taraftan konutlarından olurken, diğer taraftan nefret diliyle karşı karşıya kaldılar. PİRHA’ya konuşan bir yurttaş, “Abdal olduğumuz için bize ev vermiyorlar. Toplumda oluşan nefret diliyle, ırkçılıkla karşılaştık. 2 aya yakındır derme çatma yerlerde kalıyoruz” diyerek duyarlılık çağrısında bulundu.
Anadolu kültürel, inançsal ve siyasal tarihine yön veren Abdallar, son yıllarda artarak devam eden nefret söylemine ve saldırılarına maruz kalırken, diğer taraftan yaşam alanları ranta kurban ediliyor.
Bu durumun yaşandığı merkezlerden biri de Konya. Şehrin imar şekillenmesi sonucu Abdalların konutlarının bulunduğu yaşam alanları ranta kurban ediliyor.
Adliye, metro, spor ve kongre merkezinin de yer aldığı Karatay ilçesine bağlı Fetih Mahallesi’nde onlarca konut yıkıldı.
Konuya dair PİRHA’ya konuşan mahalle sakini, kendileriyle bakanlıktan geldiğini iddia edenlerin konuştuğunu ve bir süre sonrada evlerinin yıkıldığını belirterek, “İtiraz ettik ancak elimizden bir şey gelmedi ve evlerimizi yıktılar. Yer göstermek ve konut vermek yerine kira yardım parası verdiler ve bizi kiraya gönderdiler. Abdal olduğumuz için bize ev vermiyorlar. Toplumda oluşan nefret diliyle, ırkçılıkla, mezhepçilikle karşılaştık. 2 aya yakındır derme çatma yerlerde kalıyoruz” diyerek duyarlılık çağrısında bulundu.
PİRHA- Mersin Limanı’nın genişletilerek Atatürk Parkı’nın kaldırılma girişimine tepki gösteren, Mersin Çevre Platformu üyeleri, projeye izin vermeyeceklerini belirtti.
Mersin Limanı’nın genişletilmek istenmesine tepkiler devam ediyor. Mersin Çevre Platformu, Atatürk Parkı’nın liman alanına dönüştürülmek istenilmesine tepki göstermek için Atatürk Parkı’nda basın açıklaması düzenledi.
Yapılan konuşmalarda parkın yok edilmesine izin vermeyeceklerini ifade ederek, “alanın rant uğruna heba edilmesine karı Mersin halkı olarak sesimizi yükseltmeye devam edeceğiz” denildi.
Açıklamanın ardından limana doğru yürümek isteyen kitleye polis izin vermedi. Yapılan kısa yürüyüşün ardından açıklama sona erdi.
PİRHA- Mersin’de 3 bin dekarlık alana sahip Alata Sahili’nin sadece 83 dekarlık alanının “kesin korunacak hassas alan” ilan edilmesine tepki gösteren çevreciler, ‘Alata ranta kurban edilmesin’ dedi.
Mersin’de Alata Sahili “kesin korunacak hassas alan” ilan edildi. Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın imzasıyla Resmi Gazete’de yayımlanan karara göre 3 bin dekarlık alana sahip Alata Sahili’nin sadece 83 dekarlık alanının “kesin korunacak hassas alan” ilan edilmesi, ‘geri kalan kısmın ne olacağı ve acaba ranta açılacak mı?’ sorularının sorulmasına yol açtı.
Mersin’deki çevreci dernek ve Sivil Toplum Örgüt üyeleri bir araya gelerek Alata’nın ranta kurban edilmemesi için basın açıklaması yaptı.
Mersin Kent Konseyi’nde düzenlenen basın açıklamasında konuşan Mersin Çevre Ve Doğa Derneği Başkanı Sabahat Aslan, “Alata Bahçe Kültürleri Araştırma Enstitüsünün yerinin tamamının koruma alanı iken, son zamanlarda alanın koruma bütünlüğü bozularak sadece 83 dekarlık alanının koruma altına alınmasının nedeninin madencilik, kirli teknolojiler, endüstriyel tarım hayvancılık ve imar rantının olmamasını diliyoruz” dedi.
“İKLİM KRİZİNE KARŞI MÜCADELE ETMELİYİZ”
“Gezegenimiz küresel ısınma ve iklim krizi ile karşı karşıyadır. Ülkemiz İklim krizi yüzünden kuraklık tehdidi yaşıyor” diyen Aslan, “Su biterse hayat biter bilinciyle bundan sonra bilimsel metotlarla yaşam alanlarımızı korumamız ve iklim krizine karşı mücadele etmemiz gerekirken ülkemizde genel olarak ne yazık ki sürdürülebilir gelişme adı altında kültür varlıkları, tabiat varlıkları, sit ve koruma alanları ranta kurban edilmektedir. Rant politikaları ile kentimizde yaşam alanlarımız vahşi madencilik, kirli teknolojiler, endüstriyel tarım ve hayvancılık yüzünden talan edilerek kirletilmiştir” diye konuştu.
Aslan, bölgenin akciğerleri, ülke ve kent için çok önemli araştırmalar yapan ve bir laboratuvar niteliğini taşıyan Alata Bahçe Kültürleri Araştırma Enstitüsü’nün yeri birinci derece doğal sit alanı olduğuna dikkat çekerek, şunları dile getirdi:
“Ana görev başlıkları ise meyvecilik, bağcılık, sebzecilik, süs bitkileri, tıbbi aromatik bitkiler, toprak su kaynakları ve arıcılık olarak belirlenmiştir. Yerinin tamamının koruma alanı iken, son zamanlarda alanın koruma bütünlüğü bozularak sadece 83 dekarlık alanının koruma altına alınmasının nedeninin madencilik, kirli teknolojiler, endüstriyel tarım hayvancılık ve imar rantının olmamasını diliyor, yetkililerden Alata Bahçe Kültürleri Araştırma Enstitüsünün yerinin koruma bütünlüğünü bozacak olan ve sadece 83 dekarlık alanının koruma altına alınmasının nedenlerinin açıklanmasını bekliyoruz. Alata hepimizin ranta kurban edilmesine izin vermeyeceğiz. Alata’nın korunması için bundan sonra da derneğimiz demokratik ve hukuksal mücadele etmeye devam edecektir. Mersin halkının Alata değerine sahip çıkmasını bekliyoruz.”