Etiket: rehber

  • Çiçek: Köyümüzün son rehberiyim, benden sona Yolu yürütecek kimse yok- VİDEO

    Çiçek: Köyümüzün son rehberiyim, benden sona Yolu yürütecek kimse yok- VİDEO

    PİRHA- Afyon Şuhut’a bağlı Tekke köyü rehberi Mustafa Çiçek, “Cuma akşamları bir araya gelerek nefesler söyleyip Alevi Yolunu sürdürmeye çalışıyoruz dedi. Çiçek, gençlerin inanca uzak durmalarını ise eleştirdi. 

    Afyon Şuhut Tekke köyü rehberi Mustafa Çiçek cemevinde yürütülen hizmetlerle ilgili PİRHA’ya konuştu.

    Ehlibeyte bağlı olduklarını belirten Tekke köyü rehberi Mustafa Çiçek, “Cemlerimizi cuma akşamları bir araya gelen 5-10 kişiyle birlikte yürütüyoruz, nefeslerimizi söylüyoruz, Kerbela’da şehit olan ehlibeyt canlarımızı anıyor, Alevi olmanın yolunda gidiyoruz” dedi.

    “ESKİDEN CEMLERİMİZ SABAH SAATLERİNE KADAR DEVAM EDERDİ”

    Tekke köyüne cemevinin 10 sene önce yapıldığını belirten Çiçek, “Köyümüzde cemevi olmadan önce benim evimde ya da hizmet kimin evinde yürütülüyorsa orada toplanıyorduk. O zaman hizmetler evlerde yapılırdı. Köylülerimizin çoğu dünyadan göçtü. Gençlerimizin hepsi de dışarıda. Bundan 50 yıl evvel cemler akşam başladığı zaman gün doğardı, sabah olurdu. Oradan ayrılamazdık” diye belirtti.

    “GENÇLER CEMLERE İLGİ DUYMUYOR”

    Çiçek, şöyle devam etti:

    “Şimdiki gençlerin ceme gelmemesinin nedeni ellerinde telefonları var. Eğridir doğrudur. Peygamber olsan seni hiç dinlemiyor. Alevilikle ilgili kitap yazanlar var. Kimi doğru yazıyor, kimi yanlış yazıyor. Gençler onlara inanıyor bize inanmıyorlar. Köyümüzde toplam 60-70 hane var. 100-150 insan ve birkaç genç kaldı. Ben yaşlandım, birini yetiştirelim diyorum, o da yok.”

    “HAKK’A YÜRÜYEN CANLAR İÇİN 3 NEFES SÖYLERİZ”

    Köylerinde Hakk’a uğurlamanın nasıl yapıldığını da anlatan Mustafa Çiçek, “Hakk’a yürüyen canımızın cenazesinde 3 tane nefes, deyiş söylenir. Ardından duası yapılır. Ayrıca musahip olarak da köyümüzde kimse kalmadı. Benim babam da musahipti. Gençler musahipliğe heves etmiyorlar. Neden etmiyorlar? Benim buna aklım bir türlü ermiyor. Ya karşısındaki yaren olduğu arkadaşına güvenemiyor, ya da yaren olduğu zaman ‘bir sene bu kurbanı ben kesersem 2 sene de diğerinin kesmesi lazım’ diyor. Belki umudu yok, belki de olanakları yok, ondan olsa gerek” diye konuştu.

    Cebrail ARSLAN/AFYON

     

  • ‘Hakk ve Hakikat Aşkına Yol’u Yürütenler’ kitabının 2. Cilt baskısı yapıldı

    ‘Hakk ve Hakikat Aşkına Yol’u Yürütenler’ kitabının 2. Cilt baskısı yapıldı

    PİRHA – Yazar Mehmet Kabadayı’nın ‘Hakk ve Hakikat Aşkına Yol’u Yürütenler’ kitabının 2. Cilt baskısı yapıldı.

    Yazar Mehmet Kabadayı’nın ‘Hakk ve Hakikat Aşkına Yol’u Yürütenler’ kitabının 2. cildinin ikinci baskısı Vesta Yayınları’ndan çıktı. Kitapta, Alevi inancında önemli yer tutan birçok kavramın ne anlam ifade ettiğine ışık tutuluyor.

    Yazar Kabadayı, kitabında farklı ocaklardan pirlerle yapılan röportajlar ve değerlendirmeleri ile ‘Alevilikte ocak nedir? İkrar, Hakk, cem, dar-didar, semah, pir, dede, mürşit, rehber, talip, müsahiblik, rıza şehri, çar (4) anasır (4 kapı) – 40 makam, Hızır ve Hızır lokması, yetmiş iki âlem ve devri daim’ gibi kavramlara açıklık getiriyor.

    Kitapta ayrıca Alevi kurumlarını, örgütlenmelerini ve ‘Asimilasyon kıskacından nasıl kurtulacağız?’ sorusuna da cevaplar aranıyor.

    (HABER MERKEZİ)

  • ‘Alevi inancını cemevlerinin meşruiyetine indirgemek eksik bir tarzdır’-VİDEO

    ‘Alevi inancını cemevlerinin meşruiyetine indirgemek eksik bir tarzdır’-VİDEO

    PİRHA- Pir Zeynel Kete, Alevilerin varlığının son dönemlerde belediyelerin meclislerinde matematiksel hesaplara indirgenerek, Alevi hakikatinden uzaklaştırmaya çalışıldığına dikkat çekti. Kete, “Tekke ve zaviyeler, 442 Sayılı Köy Kanunu ve Diyanet İşleri Başkanlığı’nın kaldırılmasını, anayasal ve uluslararası sözleşmelerden doğan eşit yurttaşlık hakkımızı istiyoruz” dedi.

    Haberin videosu;

    Şeyh Çoban Ocağı pirlerinden Zeynel Kete, cemevleri etrafından şekillenen tartışmalara dair PİRHA’ya konuştu.

    Zeynel Kete, “Binlerce yıldır bir toplum el ele el hakka diyerek iktidara bulaşmamış, devletten uzak, deryada ısrar etmiş, kendi edep erkanını, pir, talip, mürşid, rehber, ocak sistemini oluşturup ve aynı zamanda direnen bir inanç gerçekliği ile bugüne kadar gelmiş, ahlaki ve politik toplum özelliklerini taşıyan rıza toplumu olan Alevileri, matematiksel çoğunluğa indirgemek duygusuz ruhsuz parmaklara bağlamak sandığa mahkum etmektir” dedi.

    “En nihayetinde Aleviliği niceliksel ölçülerle yığın haline getirmek gerçekten de nehak bir zihniyettir” diyen Kete şöyle devam etti:

    “Bir toplumun varlığını sadece parmaklara bağlamak o topluma yapılabilecek en büyük zulümdür. Aleviler kendi varlıklarını birilerine kabul ettirmek zorunda değil. Biz Aleviyiz ve bir toplumuz. Biz yeni değiliz ki kendimizi ispat edelim. Alevilikle ilgili söz söylenecekse bilinmelidir ki, sadece bir gruba ait bir söz değildir. Olumlu ya da olumsuz söylenen her söz milyonlarca insanı ilgilendirir. Biz diyoruz ki yedi İklim dört köşe bütün alemde söylenen söz hepimizi ilgilendiriyor. Alevi toplumunun varlığını, kültürünü, dilini, inancını, toplumsal duruşunu, direnen halk gerçekliğini sadece cemevlerinin meşruiyetine, evet veya hayıra indirgemek eksik bir tarzdır.”

    “YASALAR DEĞİŞTİRİLMELİ, DİYANET İŞLERİ BAŞKANLIĞI KALDIRILMALIDIR”

    Cemevlerinin yasal statüye kavuşturulması önünde engeller olduğunu belirten Kete, “Bunun başında da tekke ve zaviyeler yasası geliyor” diyerek şunları kaydetti:

    “Bu çerçevede bakıldığında yıllarca devrim yasası olarak bize lanse edilen Tekke ve Zaviyeler Yasası başta değiştirilmesi lazım. Şimdi Tekke ve Zaviyeler Yasası üç cümle, bir paragraftır. Ama burada açıkça şunu söylüyor: Pir, Seyit, Dede, Kalender, Çelebi, Şeyh, Üfürükçü gibi… Kurumsallığı olan kavramları üfürükçülükle özdeş tutmuştur. Tekke ve zaviyeler yasasında üç önemli kavram vardır; Pir, Seyit derken Alevileri, Kızılbaşları tanımlıyor. Çelebi derken Bektaşileri tanımlıyor. Onun dışında Şeyh, Seyit derken de Türk-İslam sentezinin Maturi inancı dışında kalanları tanımlıyor. Bu üç oluşumu kabul etmiyor ve bütün değerlerini yok ediyor ve tekleştirmeye çalışıyor. Aleviler adına söz söylediğini iddia edenlerin bu konu üzerinde düşünmesi lazım. Bu yasa ile beraber 442 Sayılı Köy Kanunu’nun değiştirilmesi gerekiyor. Alevilikle ilgili birşey yapılacaksa köy kanunu, Tekke ve Zaviyeler Kanunu ve Diyanet İşleri Başkanlığı’nın kaldırılması ile ilgili önerge verirsin ve biz Alevi camiası da bunun arkasında dururuz. Yani sorunun çözümü, ağrı kesici, bir antibiyotiklerle değil, esas olarak eşit yurttaş olmamızdan kaynaklı elimizden alınan, çalınan haklarımızın iadesiyle mümkündür. Çünkü Alevilerin ağzı, çiğ söze ve çiğ lokmaya mühürlüdür.”

    ALEVİLİK DÖRT DUVARA SIĞDIRILAMAZ

    “Cemevlerinin Alevilik bağlamında getirdikleri ve götürdükleri mutlaka değerlendirilmeli” diyen Kete, bununla ilgili çalıştay yapılması gerektiğini ifade etti. Kete, “Alevi toplumunun dilini, inancını, pirini, mürşidini, ocağını götürüp sadece ve sadece cemevleriyle özdeş tutmak Alevi hakikati açısından eksiktir. Nasıl ki İslamiyet’in varlığını belirli şartlara ve camiye hapsetmek İslam’ın demokratik anlayışına ciddi bir darbe ise binlerce yıllık Alevi hakikatini cemevlerine, dört duvar arasına koymak, Aleviliği kuşatmak, kontrol altına almak, tek tipleştirmek ve Alevi camiasında istenen davranış değişikliğini meydana getirmektir. Gelinen aşamada Aleviler kendi hakikatlerini esas alacak müsahip kurumlarla özgürlükçü, ekolojik, Alevi inancını esas alan bir hakikati inşa edebilirler” dedi.

    Diren Keser/ADANA

     

  • ‘Ocağını, pirini kaybettiğinde sen de kaybolursun’-VİDEO

    ‘Ocağını, pirini kaybettiğinde sen de kaybolursun’-VİDEO

    PİRHA- 1. Mersin Alevi Kadınlar Sempozyumu’ndaki konuşmalarda köyden kente göçle birlikte Aleviliğin kaybedilmeye başlandığı vurgulandı. 

    İkinci gününde devam eden 1. Mersin Alevi Kadınlar Sempozyumu’nda pir, ana, bacı, dede, talip, rehber, mürşit kavramları hakkında bilgiler verildi. Alevi Bektaşi İnanç Kurulu Üyesi Aysel Demir Kılavuz, pir, ana, bacı, dede kavramları konuşuldu.

    “HER TALİBİN PİRİ, HER PİRİN DE MÜRŞİDİ VAR”

    Pirin bir kişiye değil bir ocağa bağlı olduğunu söyleyen Kılavuz,  “Her talibin bir piri, pirin de bir mürşit ocağı vardır. Pir veya dedenin olmadığı yerde rehber yol yürütebilir. Bazı yerlerde bilgili kişilere el verilerek dikme dedeler yerleştirilir ama dikme ocağı yoktur. Aleviler dedenin eşine ana, bacı diye hitap ederler ya da ana sultan derler. Dedenin olmadığı yerde ana, bacı da yol yürütür.” bilgilerini aktardı.

    “OCAĞINI, MÜRŞİDİNİ KAYBETTİĞİN ZAMAN SEN DE KAYBOLURSUN”

    Köyden kente göç ederken Aleviliğin kaybedilmeye başlandığını vurgulayan Kılavuz, “Ocağını, mürşidini, pirini kaydettiğin zaman sen de kaybolursun, inancın da kaybolur.” dedi. Toplumdaki kirlenmişliğe dikkat çeken Kılavuz, tüm inançların siyasete alet edildiğini kaydetti.

    “ALEVİLİK TALİP YOLU”

    Mersin Cemevi Kadın Kolları Üyesi Fatma Sarıyarlıoğlu da talip, rehber ve mürşit kavramları hakkında bilgiler verdi. Alevilikte el ele el hakka düsturuyla hareket edildiğini ifade eden Sarıyarlıoğlu, “Her mürşit pirdir ama her pir mürşit değildir.” dedi. Bilinen 7 mürşit ocağı ve 40’a yakın pir ocağı olduğu bilgilerini veren Sarıyarlıoğlu, pir ocaklarının mürşit ocaklarının altında olduğunu söyledi. Aleviliğin aslında talip yolu olduğunu ifade eden Sarıyarlıoğlu, her pirin bir mürşit pire talip olduğunu kaydetti. Sarıyarlıoğlu, canların ancak tarikat kapısında ikrar vererek talip olduğunu belirtti.

    Suay ABAK/MERSİN

  • DAD Mamak Şube’de ‘Kuşatılmış Alevilik’ konuşuldu-VİDEO

    DAD Mamak Şube’de ‘Kuşatılmış Alevilik’ konuşuldu-VİDEO

    PİRHA-Demokratik Alevi Derneği’nin düzenlediği “Kuşatılmış Alevilik” panelinde cemevlerinin asmilasyonun kıskacında olduğu, bu tekçi zihniyet karşısında direnişçi yapıya uygun bir örgütlenme modeli oluşturmak gerektiği vurgulandı.

    Demokratik Alevi Derneği (DAD) Mamak Şubesi Ana Fatma Cemevi tarafından, “Kuşatılmış Alevilik” konulu panel düzenlendi. Moderatörlüğünü Serpil Köksal’ın yaptığı panele konuşmacı olarak Sinemilli Ocağı pirlerinden Süleyman Deprem, Şıx Çoban Ocağı pirlerinden Zeynel Kete, DAD Eş Genel Başkanı Selda Güneş katıldı.

    Panele DAD Ankara Şubesi Eş Başkanı Murat Işık, Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Mamak Şube üyeleri,  HDP Mamak ilçe temsilcileri, HDK Mamak Yürütmesi ve Tuzluçayır halkı katıldı.

    Süleyman Deprem’in gülbangıyla birlikte çerağ uyandırılarak başlayan panelde açılış konuşmasını DAD Mamak Şubesi Ana Fatma Cemevi Eş Başkanı Hasan Altun yaptı.

    HÜSEYNİ DURUŞ VE DİRENİŞÇİ YAPIYA UYGUN BİR ÖRGÜTLENME MODELİ

    Alevi inancına ve değerlerine çok yoğun saldırıların olduğu bir dönemden geçildiğini vurgulayan Altun, “İnancımız üzerinde süre gelen inkar, red ve asimilasyon gibi tüm tahribatlara, yıkımlara karşı bireysel ve kurumsal olarak kendimizi dara çekmezsek, var olan sorunların çözümüne kalıcı, ileriye taşıyan bir çözüm üretemeyiz. Ancak doğru bir tarz, doğru bir üslup ve doğru bir temelde yaratacağımız örgütlülüklerle dost ve musahip kurumlarla koordinasyon içerisinde kolektif bir çalışmayla ifade ettiğimiz sorunları aşabiliriz. Öncelikle bütün kurumsal ilişkilerimizde birbirimize destek ve güç veren bir anlayışı oturtmalıyız. Bu zulümatın tekçi, katliamcı (fiziki ve kültürel), asimilasyon politikalarının önüne geçmenin yolu; bu öğretinin özüne, Hüseyni duruş ve direnişçi yapısına uygun bir örgütlenme modelini önümüze koymaktır” şeklinde konuştu.

    “HER İKTİDAR KENDİ ÖTEKİSİNİ YARATTI”

    Altun’dan sonra söz alan DAD Eş Genel Başkanı Selda Güneş, bu ülkede kadın olmanın başlı başına sorun olduğunu, Kürt Alevi kadın olmanın ise sorunun katmerleşerek devam etmesini beraberinde getirdiğini kaydetti. Her iktidarın kendisini var etmek için bir öteki yarattığını belirten Güneş, halklar arasındaki farklılıkların olmasının yaradılış esası olduğunu söyleyerek şöyle devam etti:

    “Hepimiz doğduğumuz haneyi seçemeyiz, doğduğumuz hanenin dilini seçemeyiz, doğduğumuz hanenin inancını seçemeyiz. Bunların her bir tanesi bizim doğuştan getirdiğimiz haklardır. Bunlar tartışma konusu değildir aslında. Tıpkı ceylanın hakikati gibi, tıpkı tırtılın hakikati gibi, tıpkı bir çamın hakikati gibidir bu. İnsanın hakikati de insanın doğduğu coğrafyayla, doğduğu toprakla, bir hak yasası olma halidir. Ama ne yazık ki iktidarlar kimlik adı altında kendilerini var etmek adı altında da işte bu farklılıkları öteden beri kaşıyor, bir öteki kavramı üzerinden halkları birbirine kırdırıyor. Öngördükleri, kendilerinin belirledikleri anlayış çerçevesinde de yaratmak istedikleri toplum modeline uygun insan yetiştirmek istiyorlar.”

    “HANELERİMİZ PİR GÖRMEZ OLDU”

    Türkiye’de yaşayan Kürt Aleviler olarak bu coğrafyanın en ötekisi olduklarını kaydeden Güneş, “Defalarca katliamlardan geçirildik, defalarca toprağımızdan edildik, yaşadığımız coğrafyalardan sürüldük. Her şeye rağmen bugün Ankara’da Mamak’ta bir apartmanın giriş katında gene cem olmayı becerebiliyoruz” dedi. Kentleşme ve göçlerle birlikte yaşanılan asimilasyon sonucu Aleviliğin olmazsa olmazı olan talip-pir-rehber ilişkisinin ortadan kalktığına vurgu yapan Güneş, “Hanelerimiz rehber görmez oldu, hanelerimiz pir görmez oldu. Yolumuzu nasıl yaşayacağımıza dair rehbersiz kaldık” diye ifade etti.

    “KENTLER BİR HAFIZASIZLAŞTIRMA TOPLUMU”

    Kente geldikten sonra yolun yegane yürütücüsü olan kadının kent hayatı içerisinde kendisini var etme, hane kültürünü geçmişten getirdiği tarihsel birikimi aktarma konusunda bir hafıza kırılması yaşadığını belirten Güneş, kentleri bir hafızasızlaştırma toplumu olarak tanımladığını ekledi.

    “İKRARLAŞMA VE RIZALIĞA BAĞLI BİR İLİŞKİ”

    Şıx Çoban Ocağı pirlerinden Zeynel Kete de Alevi inancında her klan, kabile ve aşiretinin bir ocağa bağlı olduğun belirtti. İlişkilerde ikrarlaşma ve rızalığın olduğuna dikkat çeken Kete, şöyle devam etti:

    “İlk kavim dönemlerde insanoğlu sapiens olup ayakları üzerine kalkıp alet kullandı, doğayı tanımaya başladı, kendi kendine kemalete erdi, doğayı tanıdı, kendini tanımaya başladığından itibaren bireyle, evrenle ve doğayla ilişki geliştirdi. Bu ilişki tahakküme bağlı, zora bağlı, baskı altına almaya bağlı, bir ilişki tarzı değil, ikrarlaşmak ve rızalığa bağlı bir ilişki. Toprakla da rızalık ve ikrarlık vardı, bitki ile de ilişkiye geçerken tarzı buydu.”

    “HİYERARŞİ VE İKTİDAR YOK” 

    Bu örgütlenme tarzının ana kadın etrafında oluştuğunu söyleyen Kete, “Gelişen süreç içerisinde her aşiret mutlaka bir ocağa bağlıdır. Bazı aşiretler Alevi aşiretleridir ve bir ocağa bağlılar. Bir ocağa niyaz etmişler. O ocağın bir piri var, bir mürşidi var, bir rehberi var. Rehber Kızılbaş Alevi inancında babadan oğula devam ediyor. Ama bu değildir ki ne olursa olsun pirin oğlu da posta oturacak, böyle bir şey yok. Yol buna bir çare bulmuş ve yol demiş ki ‘Yol taliple başlar. Talip hak kapısıdır. Aynı zamanda talip odur ki pirini ateşin içinden alır.’ O ocak içerisinde herhangi bir aile erkan yürütüyorsa, pir postuna oturmuşsa yanlış yaptığında o ocaktan başka birine niyaz edilir. Bu yönüyle pirler dokunulmaz değildir. Yanlış yaptığında çok rahatlıkla talibi pirini dara kaldırabilir. Niye? Pirin de piri var, o da mürşittir. Pir de ona taliptir. Sonuç itibariyle bu üçü yola taliptir. Biz buna el ele el hakka diyoruz. Kimse kimseden üstün değildir. Bu ilişki tarzında bir hiyerarşi ve iktidar yoktur” şeklinde konuştu.

    Ocakların devlet ve iktidar dışı oluşumlar olduğunu kaydeden Kete, gelinen aşamada Alevi ocaklarının bitirilmeye çalışıldığını belirtti. Ayrıca Kete, Diyanet İşleri Başkanı’nın Dersim Cemevi’ne gitmesini de eleştirdi.

    “DÖRT DUVARA SIKIŞTIRILMIŞ BİR İBADET MEKANI YOK”

    Sinemilli Ocağı pirlerinden Süleyman Deprem ise 20-30 yıla yakındır ülkede yaşanan kaos ortamıyla birlikte talan, sürgün, imha ve inkar politikalarının dayatılması sonucu mülteci konumuna düşen Alevilerin ülkenin varoşlarına sığınarak yaşamlarını sürdürmeye başladıklarını ancak inançlarını yaşama noktasında sıkıntılar çektiklerini kaydetti. Alevilerin şehirlerde inançlarını sürdürebilmek için devletten ve yerel yönetimlerden cem yapabilecekleri alanlar istediklerini ifade eden Deprem, “Gerçek anlamda kadim Alevilikte statü olarak cemevi diye bir ev yoktur. Cami gibi, kilise gibi, havra gibi kutsanmış dört duvara sıkıştırılmış bir ibadet mekanı Alevilerde yoktur” dedi.

    “CEMEVLERİ ASİMİLASYONUN KISKACINDA”

    Alevilerin ibadet mekanının bütün yeryüzü olduğunu söyleyen Deprem, şöyle devam etti:

    “Günün 24 saati ve dünyanın her yeri bir Alevi’nin hakla hak olabilmesi, hakkın huzurunda ikrar verebilmesi, hakkın huzurunda özünü dara çekebilmesi için her yer ve her saat müsait. Bu anlamda statü olarak bir cemevine ihtiyacı yoktur. Ancak toplumsal olarak bir araya gelmek için bir alana ihtiyacı vardır. Buradan kaynaklı olarak devletin kendisine vermiş olduğu dünya insan haklarının da imza altına aldığı ilkeler doğrultusunda hakkı olan bir toplanma alanı talep etmiştir. Ancak bu talep resmi olarak verilmemiş son dönemde Alevlerin kendileri kendi paralarıyla  köylerinde ve kendi mahallelerinde yaptıkları cemevlerini cemevi olarak isimlendirmelerine müsaade edilmemiş, kültür evi adı altında bunlara izin de verilmemiş, ses çıkartılmamış. Ancak devlet boş durmamış cemevi dediğimiz yerlere el altından pir ya da dede kılığında imam göndermiştir. Şu anda bütün cemevleri bu anlamda bir asimilasyonun kıskacındadır.”

    Panelin ardından Yoldaşça Türküler grubunun katıldığı bir müzik dinletisi gerçekleştirildi.

    Cebrail ARSLAN/ANKARA

     

  • ‘Eskiden cemler kalabalık olurdu; gün doğana kadar dağılmazdı’-VİDEO

    ‘Eskiden cemler kalabalık olurdu; gün doğana kadar dağılmazdı’-VİDEO

    PİRHA – Afyon’un sayılı Alevi köylerinden Tekke Köyü’nde yaşıyor Fadime ve Mustafa Çiçek. Mustafa Çiçek köyün rehberi. Mürşit pirleri gelmediği zamanlarda köyde Alevi yolu ve erkanı o sürdürüyor. Fadime Ana ise cemlerde deyiş, duaz imam söylüyor. Fadime Ana ve Mustafa Çiçek, köy hayatlarını ve eski cemlere olan özlemlerini PİRHA’ya anlattılar.

    Haberin Videosu

    Fadime ve Mustafa Çiçek. İki can yoldaşı. İkisi de 70 yaşını devirmiş. Afyon’un sayılı Alevi köylerinden Tekke Köyü’nde yaşıyorlar. Tekke Köyü Afyon’un Şuhut ilçesine bağlı.

    Tekke Köyü de diğer bütün Alevi köylerinin kaderini paylaşıyor. Kışın Afyon merkeze ve diğer illere göç verirken yazın ise kısa bir süreliğine de olsa köye dönüşler yapılıyor. Köyde sürekli kalanlar ise yine yaşlılar oluyor.

    Fadime Çiçek köyünde Fadime Ana diye biliniyor. Fadime Ana, köyde gücünün yettiği kadar bağla bahçeyle uğraşıyor. Önceden hayvancılık yaptıklarını söyleyen Fadime Ana, şimdiyse kimse olmadığı için hayvancılık yapamadıklarını, güçlerinin yetmediğini de eklemeden edemiyor.

    “KÖYLÜ HEP YABANDA”

    Cemler yapıldıkça da katılmaya çalışıyor. Eski cemlere olan özlemini de şu sözlerle dile getiriyor Fadime Ana:

    “Eskiden cemler daha güzel oluyordu. Çok kalabalık oluyordu. Büyük evler doluyordu, almıyordu, dışarılara da oturuyordu millet. Şimdi o kadar gelen olmuyor. Köylü zaten hep de yabandalar. Göçtüler hep. İzmir, İstanbul, Ankara’ya… Her yere dağıldı gençler” diyor ve bir duaz imam söylüyor bize.

    GÖÇLERDEN ŞİKAYETÇİ

    Fadime Ana’nın eşi Mustafa Çiçek ise köyün rehberi. Mürşit pirleri gelmediği zamanlarda köyde erkanı kendisi yürütüyor. Mustafa Çiçek de aynı Fadime Ana gibi köyde kimse kalmadığından şikayetçi. Eskiden hayvan güttüklerini söyleyen Mustafa Çiçek, şimdilerde ise yaşlandıkları için yapamadıklarını belirtiyor. Mustafa Çiçek ikrar cemlerinden bir bölüm anlatıyor bize:

    “Bizde evlenirken ikrar kurbanı keserler. Orada dede sorar küs olan var mı? Dede şöyle der: ‘Yüzümüz yerde özümüz dardayız. Erenler meydanındayız. Muhammed Ali divanında pir huzurundayız.’ Canımız kurban tenimiz tercüman. Benden bu canlardan incinmiş, gücenmiş can kardeşlerimden varsa dile gelsin, bile gelsin, hakkını tarab etsin dili.’ Varsa küs ket söylenir ondan sonra o ceme başlanır, o lokma yenir.”

    “ESKİDEN GÜN DOĞANA KADAR CEM DAĞILMAZDI”

    Mustafa Çiçek de tıpkı Fadime Ana gibi eski cemlere özlem duyduğunu şu sözlerle anlatıyor:

    “Eskiden bizim mürşidimiz gelirdi. Akşamdan başladığı zaman gün doğardı daha o cem dağılmazdı. Tabi ki şimdi gençler hep yabana gitti. Kimse kalmadı köyde. Oluverse 150 kişi var çoluk çocuk. Gerisi hep yabanda. Bizim iki oğlan bir kız var hepsi de İstanbul’da. Biz hanımla burada idare ediyoruz. Kurban keseriz, muharrem ayı gelir oruç tutarız. Gücü yeten kurban keser, cemevinde yedirir. Nefes, duaz, hak kelamı neyse orada söylenir. Ehlibeyt anılır, su dağıtırız imam Hüseyin aşkına. Son zaman süpürge falan bittikten sonra suyu dağıtırız.”

    Ardından cemlerde söylenen ‘Tövbe günahlarımıza estağfurullah’ı’ söylüyor.

    Suay ABAK/AFYON