Etiket: ret

  • Selçuk Mızraklı’nın tahliye talebi ikinci kez reddedildi

    Selçuk Mızraklı’nın tahliye talebi ikinci kez reddedildi

    PİRHA- Selçuk Mızraklı’nın denetimli serbestlik kapsamında yaptığı tahliye başvurusu reddedildi. DEM Parti, “Keyfi ve hukuksuz bir şekilde verilen ret gerekçesini kabul etmiyoruz” dedi.

    Diyarbakır eski Büyükşehir Belediye Eş Başkanı Selçuk Mızraklı’nın, denetimli serbestliğin uygulanarak tahliye olma talebi, Cezaevi İdare ve Gözlem Kurulu tarafından, “Kurumumuzda bulunduğu süre içerisinde terör örgütünden ayrıldığına dair bir beyanı bulunmadı” denilerek reddedildi.

    DEM Parti tarafından yapılan açıklamada, “Selçuk Mızraklı’nın siyasi görüşü bellidir: Barış ve demokrasi için mücadele eden ve yıllarca bunun bedelini rehin tutularak ödeyen bir siyasetçidir. Mızraklı’nın beyanının ne olması gerektiğine bu kurul kesinlikle karar veremez! Keyfi ve hukuksuz bir şekilde verilen bu ret gerekçesini kabul etmiyoruz. İdeolojik saiklerle hareket eden bu kurul, yetkilerini aşarak siyasi tutsakları keyfi ve intikamcı bir şekilde cezaevinde tutmaya devam etmektedir” denildi.

    ‘Barış ve Demokratik Toplum Sürecini adeta sabote etmeye çalışan bu kurulun kendisini ve aldığı kararı hukuk ve demokrasi açısından gayri meşru olarak ilan ediyoruz’ denilen açıklamada, Selçuk Mızraklı ve tüm siyasi tutsaklar için özgürlük talep edildi.

    DAVA SÜRECİ HAKKINDA

    Diyarbakır’da 31 Mart 2019’da yapılan yerel seçimlerde Büyükşehir Belediye Eş Başkanı olarak seçilen Mızraklı, Demokratik Toplum Kongresi’nde (DTK) yürüttüğü faaliyetler ve itirafçı tanık Hicran Berna Ayverdi’nin beyanları gerekçesiyle aynı yılın 19 Ağustos’unda görevden alınarak, yerine kayyım atandı.

    Mızraklı, itirafçı Hicran Berna Ayverdi’nin ifadeleri gerekçesiyle 22 Ekim 2019’da gözaltına alınarak, tutuklandı. Diyarbakır 9’uncu Ağır Ceza Mahkemesi, “örgüt üyesi olmak” iddiasıyla 9 Mart 2020’de 9 yıl 4 ay 15 gün hapis cezası verdi.

    Mızraklı’ya verilen ceza Yargıtay tarafından eksik inceleme nedeniyle bozuldu. Yeniden başlanan yargılamada ise, birçok kişi hakkında beyanda bulunan tanık Ümit Akbıyık’ın iddiaları dosyaya eklendi. 29 Kasım 2024’te Mızraklı hakkında yeniden 9 yıl 4 ay 15 gün hapis cezası verildi. Yargıtay 3’üncü Ceza Dairesi, Mızraklı’ya verilen cezayı onadı.

  • Mahkeme, İkizköylülerin yürütmeyi durdurma talebini reddetti

    Mahkeme, İkizköylülerin yürütmeyi durdurma talebini reddetti

    PİRHA- İkizköylülerin Akbelen Ormanında devam eden ağaç kesimi için yürütmenin durdurulması talebiyle yaptığı başvuru Muğla 1’inci İdare Mahkemesi tarafından reddedildi.

    Muğla 1’inci İdare Mahkemesi, Milas Akbelen Ormanı’nda süren ağaç kesimine ilişkin Karadam, Karacahisar, Mahalleleri Doğayı Doğal Hayatı Koruma Güzelleştirme ve Dayanışma Derneği ve İkizköylü 6 yurttaşın yaptığı yürütmeyi durdurma talebini reddetti.

    Mahkeme kararında 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 27’inci maddesinde İdare Mahkemeleri’nin, idari işlemin uygulanması halinde telafisi güç veya imkansız zararlar doğurması ve idari işlemin açıkça hukuka aykırı olması şartlarında yürütmeyi durdurma kararı verilebileceğini hatırlattı. Fakat mahkeme, başvurusu yapılan Akbelen Ormanındaki idari işlemin durdurulması talebinin bu şartların birlikte gerçekleşmediğini belirterek yürütmenin durdurulması istemini 3’üncü kere reddettiğini duyurdu.

    İŞÇİ SENDİKASI DAVANIN USÜLDEN REDDİNİ İSTEDİ

    Mahkeme kararında davacıların taleplerinin yanı sıra dosyaya müdahil olan Türkiye Maden İşçileri Sendikası ile Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı’nın da beyanlarına yer verildi. Türkiye Maden İşçileri Sendikası, köylülerin derneğinin dava açma yetkisi bulunmaması, bakılan davanın süresinde açılmadığı nedenleriyle davanın usulden reddini istedi. Sendika, ayrıca esas olarak da davanın haksız ve hukuka aykırı olduğunu savunarak, davanın reddini istedi. Bakanlık ise On Birinci Kalkınma Planı ve bakanlığın 2019-2023 Stratejik Planında linyit rezervlerinin çıkarılarak elektrik üretiminde kullanılması kararlarını gerekçe göstererek davanın reddedilmesini istedi.

    Şirket ise mahkemeye verdiği beyanda madenin kamu yararının bulunduğu, halk ve çevre sağlığı önlemlerinin alındığı gerekçesiyle davanın reddini istedi.

    “HAKİMLER ANAYASAL SUÇ İŞLEDİ”

    Mahkemenin kararını değerlendiren köylülerin avukatı İsmail Hakkı Atal, mahkemeden karar çıkarmanın “Aslanın midesinden ekmek çıkarmaktan” daha zor olduğunu söyledi. AKP’nin kontrolü ve denetimi altındaki yargından karar çıkmadığını kaydeden Atal, “Karar sadece halk sokağa çıktığında çıkıyor. Ama burada Limak-İçtaş ortaklığının imtiyazlı olduğu Muğla’da halk sokağa çıktı. Yine karar çıkmadı ve bugün bir kere daha yürütmeyi durdurması talebimiz reddedildi. Mahkeme kararını gerekçesiz olarak yazdı. Çünkü red kararını dayandırabilecekleri hiçbir şey yok. Anayasa, uluslararası sözleşmeler, yönetmelikler bizden yana ve gerekçesiz karar yazıyorlar. Hakimler bunu yazarken Anayasal suç işliyorlar. Zaten burada Anayasa’nın 169’uncu maddesi açık bir şekilde ihlal ediliyordu üstüne bir de bağımlı yargının gerekçesiz kararı geldi” dedi.

    Sendika ve bakanlığın davanın reddi istemini de değerlendiren Atal,”Bu görüşler tamamen çarpıtma ve bir dezanformasyon. Şirketin elektrik üreterek sisteme anlık olarak verdiği elektrik 300 megawatt. Ama şirketin yok ettiği 20 bin dönüm maden sahasının üzerine güneş enerjisi tarlası yapsalar anlık olarak sisteme 3 bin 300 megawatt elektrik enerjisi verebiliyorlar. Yani 10 katını verebilirler. Ama bunları hiç söylemiyorlar, yazmıyorlar” diye konuştu.

    (HABER MERKEZİ)

  • Can Atalay’ın tahliye reddine karşı yapılan itiraz da reddedildi

    Can Atalay’ın tahliye reddine karşı yapılan itiraz da reddedildi

    PİRHA- TİP Hatay Milletvekili Can Atalay’ın tahliye talebini reddeden Yargıtay, karara yapılan itirazı da reddetti.

    Gezi Davası’ndan tutuklu Türkiye İşçi Partisi Hatay Milletvekili Can Atalay’ın tahliye talebinin reddine karşı avukatları tarafından yapılan itiraz, Yargıtay 4. Ceza Dairesi tarafından reddedildi.

    Yargıtay 4. Ceza Dairesi, Atalay’ın milletvekili seçilmesinin ardından kendisine verilen 18 yıl hapis cezasının durdurulması ve tahliye edilmesi yönündeki başvuruyu reddeden 3. Ceza Dairesi’nin kararını yerinde buldu.

    Yargıtay 4. Ceza Dairesi, bu karara karşı yapılan itirazı bire karşı 4 oyla reddetti.

    (HABER MERKEZİ)

  • Öker’in, Erdoğan hakkında açtığı dava reddedildi-VİDEO

    Öker’in, Erdoğan hakkında açtığı dava reddedildi-VİDEO

    PİRHA- Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu (AABK) Kurucu Başkanı Turgut Öker’in, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan hakkında açtığı 5 kuruşluk manevi tazminat davasının karar duruşmasında mahkeme, matufiyet yokluğu gerekçesiyle davanın reddine karar verdi. Duruşmanın ardından adliye önünde açıklama yapan Öker, “Bugün tarihe not düşüldü. Hiçkimsenin yaptığı yanına kâr kalmayacak. Hakaretler karşısında boyun eğmeyeceğimizi aktarmak istedik” dedi. 

    Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu (AABK) Kurucu Başkanı Turgut Öker’in, Avrupa Alevi hareketini ve ‘Alisiz Alevilik’ söylemi ile kendisini hedef gösteren açıklamaları nedeniyle Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan hakkında açtığı 5 kuruşluk manevi tazminat davasının karar duruşması İstanbul Anadolu 28. Asliye Hukuk Mahkemesi’nde görüldü. Mahkeme matufiyet yokluğu gerekçesiyle davanın reddine karar verdi.

    HDP İstanbul Milletvekili Zeynel Özen ile Almanya Başkonsolosluğu’ndan hukuk müşavirinin de katıldığı duruşmada söz alan Avukat Nimet Acar, Erdoğan’ın konuşmasında müvekkilini hedef gösterdiğini söyledi.

    Acar şöyle konuştu:

    “Davalı yaptığı konuşmasında Almanya devleti tarafından 30 milyon Euro para verildiğini öne sürüyor. “Alisiz Alevilik” söylemlerinde bulunuyor. “Milletvekili yapılmak isteniyor” dedi. Yapılan konuşmada isim zikredilmese de müvekkilim hakkında konuşulduğu açıktır. Çoğu kişi müvekkilimi arayıp üzüntülerini dile getirmiştir. 30 milyonun kaynağından, kime verildiğinden bahsedilmiyor. Ortada ağır bir itham var. Dış güçlerin fonladığı bir ajanmış gibi ithamlar var. İfade özgürlüğü kapsamında değildir. Karşı tarafın bunu ispatlaması gerekmektedir. Müvekkilim yıllardır Avrupa’da Alevilik için mücadele etmişken, yapılan iftiralar ile hedef gösterilmiştir. Kişilik haklarına da saldırı olmuştur. Hukukun gerektiği yönde davamızın kabul edilmesini talep ediyoruz.”

    Davalı olan Erdoğan’ın vekili ise davanın tümden reddini talep etti.

    Kararını açıklayan mahkeme matufiyet yokluğundan (Erdoğan’ın konuşmasında Öker’i kastedip kastetmediği anlaşılmadığından) davanın reddine karar verdi.

    ÖKER: HİÇ KİMSENİN YAPTIĞI YANINA KAR KALMAYACAK

    Duruşmanın ardından adliye önünde açıklama yapan Turgut Öker, “Bugün bu davayı açarken mahkemeden onun Alevi toplumuna her dönem sarfettiği kin, nefret, ön yargı ve ötekileştirmenin cezalandırılacağını beklemiyorduk. Bulunmuş olduğu zırha sığındı ve bulunduğu makam onu korudu. Çünkü başka türlü bir hakimin bir gün sonra Türkiye’nin bir ucuna sürülme tehlikesiyle vicdana ve hukuka uygun kararlar veremeyeceklerini zaten biliyorduk. Ama her şeye rağmen davayı açma nedenimiz; bulunduğu makama rağmen Alevi toplumuna attığı iftirayı tarihe not düşmekti. Bugün tarihe not düşüldü. Bugün sonuç çıkmasa bile yarın bizden sonraki kuşaklar sonuç alacaktır. Hiçkimsenin yaptığı yanına kâr kalmayacak. Haksızlıklara karşı tarihte Alevi önderleri suskun kalmadıysa onların yolunu sürdürenler de suskun kalmayacak. Hakaretler karşısında boyun eğmeyeceğimizi aktarmak istedik.”

    “ÜST MAHKEMEYE BAŞVURACAĞIZ”

    Avukat Nimer Acar ise “Bu davayı açarken iddialarımızla beraber haklılığımız konusunda şüphemiz yoktu. Davamız kabul edilmedi ama haklılığımız konusunda hala bir şüphemiz yok. Üst mahkemede adalet arayışımıza devam edeceğiz” ifadelerini kullandı.

    “HESABINI VERMEK ZORUNDA”

    HDP İstanbul Milletvekili Zeynel Özen de “Susmamamız, yılmamamız gerekiyor. Mutlaka ama mutlaka bir gün başarıya ulaşacağız. Hesabını bir gün bağımsız, demokratik, hukuka uygun mahkemelerde soracağız. Bunun hesabını mutlaka vermek zorunda” diye konuştu.

    PİRHA / İSTANBUL

    İLGİLİ HABERLER

    > Öker, Cumhurbaşkanı Erdoğan hakkında 5 kuruşluk manevi tazminat davası açtı

    > AABK Kurucu Başkanı Öker’in, Erdoğan hakkında açtığı davanın ilk duruşması görüldü-VİDEO

  • Mahkemeden tepki çeken Kemal Kurkut kararı: Saldırgan bir eylemci

    Mahkemeden tepki çeken Kemal Kurkut kararı: Saldırgan bir eylemci

    İstinaf mahkemesi, Kemal Kurkut’un “saldırgan bir eylemci” olduğunu ve öldürülmesinde polisin silah kullanma koşullarının oluştuğunu iddia ederek, aileye tazminat ödenmesi kararını bozdu. 

    Diyarbakır’da 2017 yılında gerçekleşen Newroz kutlamaları sırasında polisler tarafından öldürülen üniversite öğrencisi Kemal Kurkut’un ailesinin, “hizmet kusuru” gerekçesiyle İçişleri Bakanlığı hakkında açtığı davada verilen 256 bin TL maddi ve manevi tazminat kararı bozuldu. Gaziantep Bölge İdare Mahkemesi 3’üncü İdari Dava Dairesi, Diyarbakır 3’üncü İdare Mahkemesi’nin idareyi sorumlu ve kusurlu bularak verdiği tazminat kararını, ailenin aleyhine bozdu.

    DEVAM EDEN DOSYAYI ESAS ALDI

    MA‘nın haberine göre İstinaf Mahkemesi kararına, Diyarbakır 7’nci Ağır Ceza Mahkemesi’nin polis Yakup Şenocak hakkında verdiği beraat kararı ile hükmün kesinleşmesi sonrası olay yerinde bulunan tüm polisler hakkında yeniden soruşturma başlatılması kararını gerekçe gösterdi. İstinaf Mahkemesi’nin kararıyla, Kurkut davasında yargılanan Yakup Şenocak ile soruşturma aşamasında şüpheli olarak ifadesi alınan polis Onur Mete’nin de Diyarbakır İl Polis Disiplin Kurulu tarafından meslekten çıkarıldığı ortaya çıktı. Kararda, Diyarbakır İl Polis Disiplin Kurulu’nun 25 Ocak 2019’da 2 polisi meslekten çıkardığı ve yapılan itirazlar üzerine Diyarbakır 2’nci İdare Mahkemesi’nin meslekten çıkarma kararını iptal ettiği belirtildi. İstinaf Mahkemesi, bu durumu da kararına gerekçe gösterdi.

    SİLAH KULLANMA TALİMATI

    İstinaf, Kurkut’un öldürülmesinin “yasal sınırlar içinde kaldığını” belirterek, bunu da “2559 sayılı Polis Vazife Salahiyetleri Kanunu” ile İçişleri Bakanlığı tarafından 19 Mart 2017’de il emniyet müdürlüklerine gönderilen ve “koşulların oluşması durumunda tereddütsüz silah kullanma” yetkisi veren genelgesine dayandırdı. İstinaf, genelgede yer alan “Zor ve silah kullanma yetkisi kanunlarda açık bir şekilde belirtilmiştir. Gerekmediği ve şartları oluşmadığı müddetçe hiçbir şekilde silah kullanılmayacak, şartlar oluştuğunda usulüne uygun silah kullanmakta tereddüt edilmeyecek, ancak personelimiz hedef göstermeksizin ve kargaşa çıkartabilecek şekilde havaya ateş etmeyecektir” şeklinde bakanlığı savundu.

    ‘NEWROZ ALANINDA EYLEM’ İDDİASI

    İstinaf, “Olayın oluş şekli dikkate alındığında, davacılar yakınının Nevruz alanında eylem yapmak için Nevruz alanına yakın yerde bulunan kasaptan uzun bir bıçak temin ettiği (…)” ifadeleriyle Kurkut’un “saldırgan bir eylemci” olduğunu iddia etti. İstinaf, polislerin Kurkut’u ikaz ettikleri yönündeki beyanlarını doğru kabul ederek, şunları belirtti: “Tüm ikazlara uymayan davacılar yakınına yönelik güvenlik görevlilerinin silah kullanma yetkisinin oluştuğu, davacılar yakınına hedef alınmadan ikaz niteliğindeki açılan ateş sonucu yerden seken merminin isabet etmesi sonucu vefat eden davacının tüm bu süreçteki saldırgan eyleminin (ve ayrıca yaralı olmasına rağmen saldırgan tutumuna devam eden eyleminin) oluşan zarar ile idarenin sunduğu güvenlik hizmeti arasındaki illiyet bağını kestiği, idareye yüklenebilecek hizmet kusurunun bulunmadığı sonuç ve kanaatine varılmaktadır.”

    İstinaf, olayda idarenin güvenlik hizmetinde kusuru bulunmadığını, Diyarbakır 3’üncü İdare Mahkemesi’nin verdiği tazminat kararının hukuka aykırı olduğunu ve tazminat talebinin reddine karar verdi.

    AİLE AVUKATINDAN KARARA TEPKİ 

    Kararı değerlendiren Kurkut ailesinin avukatı Serdar Çelebi, Diyarbakır Valiliği’nin olayın ardından yaptığı “canlı bomba” açıklamasını anımsattı. İlk günden bu yana olayın üstünün örtülmek istediğine işaret eden Çelebi, İstinaf Mahkemesi’nin verdiği kararı, “Tabiri caizse ‘Kemal Kurkut’un bunu hak ettiğini’ söyleyip, davayı tümden reddetti” şeklinde yorumladı.

    Kararın hukukla açıklanamayacağını vurgulayan Çelebi, “Valiliğin açıklamasıyla birlikte idare olayın seyrini farklı bir mecraya taşımak istedi. Ama çekilen fotoğraflar, tespit edilen diğer hususlar çok da gizlenecek bir olay değildi. Ama son kararla beraber aslında idarenin başta ulaşmak istediği sonuca mahkeme yoluyla, hukuk adına verilmiş bir kararla ulaşıldı gibi görünüyor. Bunu bir hukukçu olarak kabul etmemiz mümkün değil. Çünkü savcılık kasten öldürmeyle ilgili bir iddianame hazırlamış. İdari soruşturmalar var, İçişleri Bakanlığı müfettişlerinin yürüttüğü soruşturmalarda polislerin mevzuata uygun hareket etmediğini ve kusurlarının olduğunu bir polisin görevden alınması, diğerlerinin disiplin cezasını almasına dair kararları var. Ceza yargılaması sonucunda failin tespit edilememesine dair bir tespit var. Orada silah kullanmayı meşru kılacak herhangi bir belirleme bir tespit de yok. Tüm bunlar ortayken İstinaf Mahkemesi’nin olayın esasına inerek Kemal Kurkut’un buna maruz kalmasını hukuka uygun bularak, buna karar vermesi kabul edilebilir bir durum değildir” değerlendirmesinde bulundu.

    KUSUR İDAREDE 

    Onlarca kameranın önünde işlenen cinayetin failinin hala bulunamamasının idarenin bir kusuru olduğunu belirten Çelebi, delillerin toplanmadığını ve etkin bir soruşturma yürütülmediğinin altını çizdi. Çelebi, “Hala Bölge İdare Mahkemesi, idarenin kusurlu olmadığından bahsediyor. İdare, bir üniversite öğrencisini, gencecik bir insanı hayatta tutmakla bire bir yükümlüdür. Bunu yerine getirmemiş olması başlı başına kusurdur. Kaldı ki burada kusurdan bahsetmiyoruz, burada kasıttan bahsediyoruz. Devletin polisi kasıtlı bir şekilde bir insan öldürdü. Buna ilişkin bağımsız bir heyet tarafından hazırlanmış ve dosyaya girmiş bir rapor var; Hedef gözetilerek yakın mesafeden, öldürme kastıyla hareket ettiğine dair bir rapor var. Her ne kadar o rapora daha sonra müdahale edildi ve farklı bir sonuçla sonuçlandıysa da kimin silah sıktığı, kimin hangi noktada, hangi açıyla sıktığı, nereye nişan aldığına dair tespitler var. Kusurun ötesinde bir durum söz konusu” şeklinde konuştu.

    FAİLİN İDDİALARI 

    İstinafın Kurkut’u “saldırgan” olarak göstermesine tepki gösteren Çelebi, şunları söyledi:

    “Kemal Kurkut, bıçağı polise saldırıda kullanmamıştır. Polisin üzerine gelmemesi için bıçağı kendisine doğrultmuş, kendine zarar verme tehdidinde bulunmuştur. İstinaf Mahkemesi’nin belirttiği gibi polise bir saldırı söz konusu değildir. Evet, bir iki ifadede var, kim söylemiş bunu: Fail söylemiş bunu. Fail kendini kurtarma, silah kullanmayı meşru kılma adına kendisine saldırıldığını, kendisini patlatacağına dair beyanlarda bulunarak, silah kullanmayı hukuka uygun hale getirmeye çalışmış. Onun dışında bütün polisler verdiği ifadede, Kurkut’un elindeki bıçağı kendisine doğru salladığını söyledi. İstinaf Mahkemesi bunu görmek istememiştir. Bunu gördüğü anda çok farklı sonuçlar çıkacaktır.”

    (HABER MERKEZİ)

  • Polis bileğini kullanamaz hale getirdiği Aydın Aydoğan’ın tazminat talebine ret

    Polis bileğini kullanamaz hale getirdiği Aydın Aydoğan’ın tazminat talebine ret

    PİRHA- Yaklaşık 3 yıl önce Cumartesi Anneleri’nin 700. hafta eylemi sırasında polis saldırısına uğrayan Aydın Aydoğan, ağır darp sonucu vücudunda kırıklar oluşması üzerine İçişleri Bakanlığı hakkında tazminat talebinde bulunmuştu. Aydoğan’ın tazminat talebi reddedildi.

    Cumartesi Anneleri buluşmasının 700. haftasında polis müdahalesi sonrası kolu kırılan Aydın Aydoğan’ın, İçişleri Bakanlığı’na açtığı 10 bin TL maddi, 50 bin TL manevi tazminat talebi reddedildi. Aydoğan’ın dosyasında, olay anına ait görsellerin bulunmasına rağmen idare mahkemesi kararında, “Davacının katılıp katılmadığının belli olmadığı” kaydedildi. Kararda, Aydoğan’ın olay yerinde yaralandığının tespit edilemediği de ileri sürüldü.

    Sol bileğinde ve kolunda polis şiddeti sonucu kalıcı hasar oluşan Aydoğan olay gününü anlattı.

    “Polis başlarında bir emniyet müdürü ile baskın yapar gibi pasaja girdi” diyen Aydoğan, kendisi orada çay içerken polisin sinkaflı küfür ederek üzerlerine geldiğini, kendisininse “Ne küfür ediyorsun” demeye varmadan emniyet müdürünün “Gözaltına alın bunu” talimatı verdiğini aktardı.

    Aydoğan direniş gösterdiğindeyse polisin kendisini yere düşürdüğünü ve yüzüne gelecek şekilde copla vurmaya başladığını söyleyerek “Elimle kendimi korumaya çalışırken hepsi vurmaya devam etti, elime gelen ağır cop darbeleri artık dayatılamaz olduğu sırada bir sıçrama ile atağa kalkıp kurtulup kaçmaya başladım” dedi.

    Kaçmaya başladığındaysa polisin kendisine plastik mermiyle ateş etmeye başladığı Aydoğan, arka taraftan kaçmayı başarmış ve bir arkadaşı vasıtasıyla Haseki Hastanesi’ne gitmişti.

    Burada ilk kanama durdurulurken kendisine bir şeyinin olmadığını söyleyip Aydoğan’ı taburcu ettiler. Ancak daha sonra Bakırköy Sadi Konuk Hastanesi’ne giden Aydoğan, “Burada çekilen filmlerde kolumda birkaç yerde kırık olduğu ortaya çıktığı için alçıya almamız gerekli dediler” şeklinde konuştu.

    3 sene sonra hâlâ soruşturma izni verilmediğini belirten Aydoğan, “Tüm itirazlarımıza rağmen olmadı, görüntüleri sunduk aktüel video sunduk, şahitlerimiz olan sanatçımız Orhan Aydın ve modacı Barbaros Şansal’ında dinlemesini talep ettik, savcılık dinlemedi” dedi.

    Bölge idare mahkemesinde İçişleri Bakanlığı aleyhine 50.000 manevi 10.000 liralık maddi tazminat davası açan Aydoğan’ın talebi İstanbul 5. İdare Mahkemesi’nce reddedildi.

    PİRHA‘ya gönderdiği mesajında Aydoğan şunları kaydetti:

    “Dosyayı istinafa götüreceğiz ordanda olumlu bir karar çıkmaz ise Anayasa mahkemesine taşıyacağız taki gerçek adalet yerini bulana kadar.
    Sol bileğimde polis kolu ve şiddeti sonucu kalıcı hasar olmuştur ve engelli bir birey oldum. Şu anda kırık bilekte olduğu için kaynamıyor ameliyatta riskli bulunuyor.
    İdare Ayrıca mahkeme masraflarını ve avukatlık ücretini talep etmekteler şu anda bunu düşünüyorum.
    Hakkını aramak para ile olmuş bu tür mahkemeler ile tarafıma ekonomik bir linç yapılmaktadır maddi zorluklara tarafımı itmektedir
    Bunu asla kabule edemeyiz yani adaletsizliği. Bir gün ülkeye adalet, hukuk geldiği zaman bu hukuksuzlukların tek tek hesabı sorulacak.”

    (HABER MERKEZİ) 

  • Tutuklu gazetecilerin tahliye talebine ret

    Tutuklu gazetecilerin tahliye talebine ret

    Yürürlüğe giren infaz düzenlemesi kapsamında tahliye başvurusu yapan gazeteciler Ferhat Çelik, Aydın Keser, Barış Pehlivan, Barış Terkoğlu, Hülya Kılınç ve Murat Ağırel’in başvuruları reddedildi. Mahkemenin karar metninde Çelik ve Keser’in isimlerine yer verilmedi, avukatlar itirazda bulunacak.

    Avukatları aracılığıyla İstanbul 4’üncü Sulh Ceza Hakimliği’ne infaz düzenlemesiyle birlikte denetimli serbestlik süresinin değişmesi gerekçesiyle Yeni Yaşam gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Mehmet Ferhat Çelik ve Sorumlu Yazı İşleri Müdürü Aydın Keser, Yeniçağ gazetesi yazarı Murat Ağırel, Odatv Genel Yayın Yönetmeni Barış Pehlivan, Sorumlu Haber Müdürü Barış Terkoğlu ve muhabir Hülya Kılınç hakkında tahliye başvurusu yapılmıştı.

    Gazetecilerin avukatları tarafından İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’na yapılan başvuruda, infaz düzenlemesiyle birlikte denetimli serbestlik süresinin de değiştiği, gazetecilerin mahkûmiyet kararı alsalar dahi cezalarının infazının olmayacağı ifade edilmişti.

    Başvuruyu görüşen mahkeme “İstihbarat faaliyeti ile ilgili bilgi ve belgeleri ifşa etmek” suçlamasıyla yargılanan gazetecilerin tutukluluğunun devamına karar verdi.

    Mahkemenin kararında, “Haklarında tutuklanmalarına dair karar verilen Murat Ağırel, Hülya Kılınç, Barış Terkoğlu ve Barış Pehlivan hakkında ayrı ayrı tahliye talebinde bulunulmuş ise de incelenen soruşturma dosyasına göre mevcut delil durumu, atılı suçun vasıf ve mahiyeti, ifade tutanakları, atılı suç için yasada öngörülen ceza miktarı ve tüm dosya kapsamı birlikte değerlendirildiğinde tutukluluk tedbirinin ölçülü olduğu, şüphelilerin tutukluluk hallerinin sonlandırılmasını gerektirir bir husus bulunmadığı ve itiraz gerekçeleri yerinde olmadığından adı geçen şüpheli müdafilerinin tahliye taleplerinin ayrı ayrı reddine karar verilmiştir” denildi.

    KARAR METNİNDE ÇELİK VE KESER İSİMLERİ YER ALMADI

    Yapılan başvuruda “tutuklamaya itiraz eden kişiler” olarak isimleri yer alan Yeni Yaşam gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Ferhat Çelik ile Sorumlu Yazı İşleri Müdürü Aydın Keser’in isimleri yer alsa da İstanbul 4. Sulh Ceza Hakimliği’nin düzenlediği karar metninde Çelik ve Keser’in isimlerine yer verilmedi.

    Kararı bianet’e değerlendiren Keser ve Çelik’in avukatı Özcan Kılıç, “Bize de aynı karar tebliğ edildi. Metnin içinde varız ama karar kısmında yokuz. Alelacele yazılmış bir karar. İtiraz edeceğiz” dedi.

  • ‘Sağlıkta Şiddet Yasası Meclis gündemine alınsın’ önerisine, AKP-MHP’den ret

    ‘Sağlıkta Şiddet Yasası Meclis gündemine alınsın’ önerisine, AKP-MHP’den ret

    TBMM Genel Kurul oturumu saat 15:00’da başladı. CHP’nin sağlıkta şiddet yasası Meclis gündemine alınsın önerisi, AKP-MHP oylarıyla reddedildi.

    Koronavirüs salgını nedeniyle büyük mücadele veren sağlık emekçileri için CHP İstanbul Milletvekili Dr. Ali Şeker, sağlıkta şiddet yasasının doğrudan Genel Kurul gündemine alınması için öneride bulundu.

    Öneri; AKP ve MHP’li vekillerin oylarıyla reddedildi.

    O anları CHP Genel Başkan Yardımcısı ve İzmir Milletvekili Tuncay Özkan paylaştı.

    (HABER MERKEZİ)

  • ‘Elazığ depreminden etkilenen yerler afet bölgesi ilan edilsin’ önerisine ret

    ‘Elazığ depreminden etkilenen yerler afet bölgesi ilan edilsin’ önerisine ret

    PİRHA- CHP’nin “Elazığ depreminden etkilenen yerler afet bölgesi ilan edilsin” önerisi, AKP-MHP oyları reddedildi.

    CHP, TBMM Genel Kurulu’nda, 6.8’lik depremle sarsılan Elazığ’ın afet bölgesi ilan edilmesi ve buna ilişkin Meclis araştırması önerisi verdi.

    CHP’nin, TBMM Genel Kurulu’nda, 6.8’lik depremle sarsılan Elazığ’ın afet bölgesi ilan edilmesi ve buna ilişkin Meclis araştırması önerisi AKP ve MHP oylarıyla reddedildi.

    (HABER MERKEZİ)

  • Anayasa Mahkemesi, tutuklu vekilin başvurusunu reddetti

    Anayasa Mahkemesi, tutuklu vekilin başvurusunu reddetti

    Anayasa Mahkemesi, HDP’nin tutuklu milletvekillerinden Gülser Yıldırım’ın başvurusunu reddetti. Kararı ‘rezalet’ olarak değerlendiren HDP’li vekillerin avukatlarından Reyhan Yalçındağ Baydemir, “Bu utançtan dokunulmazlık değişikliğine imza atanlar da sorumludur” dedi.

    Anayasa Mahkemesi (AYM), Halkların Demokratik Partisi’nin (HDP) tutuklu Mardin Milletvekili Gülser Yıldırım’ın yaptığı bireysel başvuruyu reddetti.

    Yıldırım tarafından yapılan bireysel başvuruda, “tutuklamanın hukuki olmadığına”, “ifade özgürlüğü ile seçilme ve siyasi faaliyette bulunma haklarının ihlal edildiğine” ve “soruşturma dosyasına erişimin kısıtlandığına” belirtilmişti.

    AYM’nin ret gerekçesinde ise Yıldırım’ın başvurusundaki vurgular hatırlatılarak, “başvuru yollarının tüketilmemiş olması nedenleriyle başvurunun kabul edilemez olduğu” ifade edildi.

    BİR YIL SONRA GÜNDEME ALDI

    HDP’lilere yönelik tutuklamaların ardından milletvekilleri 17 Kasım 2016’da AYM’ye bireysel başvuru yapmıştı.

    Tutuklamaların hemen ardından yapılan başvuru, AYM’nin 2014 yılında milletvekili Mustafa Balbay hakkında almış olduğu “milletvekilleri tutuklu yargılanamaz” kararı ile yapılmıştı.

    Ancak AYM, bugüne kadar başvuruların hiçbirini gündeme almamıştı.

    HDP’li Yıldırım’ın başvurusu ile AYM, ilk kez tutuklu bir milletvekilinin yaptığı bireysel başvuruyu gündemine almış oldu. Ama o başvuruyu da bugün reddetti.

    Kararı ‘rezalet’ olarak değerlendiren HDP’li vekillerin avukatlarından Reyhan Yalçındağ Baydemir, “Bu utançtan dokunulmazlık değişikliğine imza atanlar da sorumludur” dedi.

    Öte yandan, AYM, Ergenekon davasında ‘hükümeti düşürmeye teşebbüs’ suçlamasıyla 34 yıl 8 ay hapis cezasına çarptırılan CHP İzmir Milletvekili Mustafa Balbay’ın hak ihlaline uğradığı gerekçesiyle yaptığı bireysel başvuruya ilişkin kararında “Yasama faaliyetlerine katılmadıkları gerekçesiyle milletin temsil yetkisi ölçüsüzce ihlal edilmiştir” ifadelerini kullanmıştı.

    AYM’nin bu kararı sonrası Balbay, cezaevinden tahliye edilmişti.

    HDP’li Yıldırım, Barış ve Demokrasi Partisi (BDP) milletvekili olduğu dönemde de tutuklanmış, ancak AYM’nin verdiği Balbay kararına rağmen yine tahliye edilmemişti.

    (HABER MERKEZİ)

  • AİHM, 25 bin kişinin 15 Temmuz başvurusunu reddetti

    AİHM, 25 bin kişinin 15 Temmuz başvurusunu reddetti

    15 Temmuz 2016 tarihinde gerçekleştirilen darbe girişimi sonrasında mağduriyet sebebiyle Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne (AİHM) yapılan 25 bin başvuru AİHM tarafından reddedildi.

    AİHM, başvuruları reddetme gerekçesi olarak da Olağanüstü Hal İşlemleri İnceleme Komisyonu’nun varlığını işaret etti.

  • AİHM, Türkiye’nin yargıç adaylarını mülakata bile çağırmadan ikinci kez reddetti

    AİHM, Türkiye’nin yargıç adaylarını mülakata bile çağırmadan ikinci kez reddetti

    Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), Türkiye’nin görev süresi dolan Işıl Karakaş yerine önerdiği ikinci listedeki yargıç adaylarını da kriterleri taşımadıkları gerekçesiyle mülakata bile çağırmadan reddetti.

    Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), Türkiye’nin görev süresi dolan Işıl Karakaş yerine önerdiği ikinci listedeki yargıç adaylarını da kriterleri taşımadıkları gerekçesiyle mülakata bile çağırmadan reddetti. Karakaş’ın görev süresi 30 Nisan 2017’de dolmuştu. Mevzuat gereği AİHM yargıçlığı için ülkelerin en az biri kadın olmak üzere üç aday göstermesi gerekiyor.

    Türkiye yeni yargıcı belirleyecek Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi’ne (AKPM) geçen aralık ayında önce İnsan Hakları Daire Başkanı Dr. Hacı Ali Açıkgül dahil üç adaylı liste iletmiş, ancak AKPM adayların yeterli kriter taşımadığına kanaat getirerek yeni liste istemişti.

    Bunun üzerine Türkiye, Başbakanlık Müsteşar Yardımcısı Ergin Ergül, 8 Temmuz’da Yargıtay üyeliğine seçile, adaylık sürecinde Adalet Bakanlığı müsteşar yardımcılığını yürüten Basri Bağcı ve Hollanda’da yaşayan avukat Fatma Arslan’ı aday göstermişti.

    Cumhuriyet’ten Ayşe Sayın’ın haberine göre AKPM, ikinci listeyi de ‘gerekli koşulları taşımadıkları’ gerekçesiyle geri çevirdi.

    Kulislere göre Türkiye’nin ikinci listesinin geri çevrilmesinde en önemli neden, hükümetin kendisine bağlı bürokratları seçmesi ve Arslan’ın başörtüsü kullanması. Buna göre başörtüsünün ‘siyasal simge’ olarak nitelendirilmesi, Arslan’ın AİHM yargıçlığı için uygun görülmemesinin nedenlerinden biri.

    Bir türlü seçim yapılamaması nedeniyle Karakaş’ın 2018’e kadar görevde kalması bekleniyor. AKPM, 2007 yılında da Rıza Türmen’in görev süresinin dolmasının ardından Türkiye’nin sunduğu Prof. Dr. Ruşen Ergeç, Prof. Dr. Mustafa Erdoğan ve Prof. Dr. Arzu Oğuz’lu aday listesini ‘çok fazla seviye farkı olduğu’ gerekçesiyle iade etmişti. Türkiye’nin gönderdiği ikinci listeden Işıl Karakaş, AİHM yargıçlığına seçilmişti.

    AİHM yargıçlığı için adayların İngilizce ve Fransızca’yı çok iyi bilmesi, ‘yüksek ahlaki kriterlere sahip olması’, hukuk fakültesi mezunu veya hukuk bilgisinin yeterince verildiği siyasal bilgiler, iktisadi idari ilimler fakültelerinden birini bitirmiş olması isteniyor. Akademisyen, yargıç ve avukatlıktan gelen adaylar da seçilebiliyor.

    (HABER MERKEZİ)

     

  • AYM 70 bin OHAL başvurusunu reddetti

    AYM 70 bin OHAL başvurusunu reddetti

    PİRHA – Anayasa Mahkemesi, OHAL’den kaynaklı yaşanan hak ihlalleriyle ilgili 70 bin başvuruyu iç hukuk yolları tüketilmediği gerekçesiyle OHAL İnceleme Komisyonu’na devretti.

    AYM, OHAL sürecinde yapılan  70.771 ihraç başvurusunu OHAL İnceleme Komisyonu’na devrettiğini açıkladı. AYM konuya ilişkin yaptığı açıklamada şunları belirtti:

    Anayasa Mahkemesi tarafından, OHAL KHK’ları ile doğrudan yapılan işlemler ve OHAL kapsamında yapılan idari işlemler hakkındaki başvurulara ilişkin olarak, toplam 70.771 başvuru, 685 sayılı KHK’nın 1. maddesiyle kurulan Olağanüstü Hal İşlemleri İnceleme Komisyonuna (Komisyon) ve/veya idari yargı yollarına başvurulmaksızın bireysel başvuru yapıldığı için başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle kabul edilemez bulunmuş ve bu kararların başvuruculara tebliğ işlemleri yapılmıştır. Anayasa Mahkemesine yapılan bireysel başvurular 685 sayılı KHK’nın geçici 1. maddesinin (3) numaralı fıkrası kapsamına girmediğinden OHAL KHK’ları ile doğrudan yapılan işlemlere yönelik başvurular resmen Komisyona gönderilmeyecektir.685 sayılı KHK’nın 7. maddesinde, Komisyonun başvuru almaya başladığı tarihten önce yürürlüğe konulan KHK’larla ilgili olarak başvuru alma tarihinden itibaren altmış gün içinde; bu tarihten sonra yürürlüğe konulan KHK’larla ilgili olarak ise Resmi Gazete’de yayımlanma tarihinden itibaren altmış gün içinde Komisyona başvuru yapılabileceği hüküm altına alınmıştır. Bu nedenle OHAL KHK’ları ile doğrudan yapılan işlemlere ilişkin olarak Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunan başvurucuların, Komisyona başvuru usulünü düzenleyen kurallara uygun olarak kendi durumlarını değerlendirip -gerek duymaları halinde- Komisyona başvuru yapmaları gerekmektedir.