Etiket: reya Hakk

  • Yaşamı Yeniden İnşa Hareketi, Alxas Köyü’nde sulu tarım başlattı!-VİDEO

    Yaşamı Yeniden İnşa Hareketi, Alxas Köyü’nde sulu tarım başlattı!-VİDEO

    PİRHA – Yaşamı Yeniden İnşa Hareketi, hayata geçirdiği projeleriyle bölgenin adeta kaderini değiştiriyor. 3500 metre boru hattı döşeyerek Alxas köyüne su taşıyan ekip, bölgede ilk kez sulu tarıma başladı. Platformun sözcülüğünü yapan Ahmet Güden, “Yeniden özümüzle buluşmak istiyoruz. Amacımız tekrar o topraklarda yaşamı yeşertmek” diyerek karşı göçe başladıklarını anlattı.

    Yaşamı Yeniden İnşa Hareketi Sözcüsü Ahmet Güden, Alevilerin yoğun göç verdiği Maraş Elbistan’nın Alevi köylerinde 2019 yılında başladıkları çalışmalarda gelinen süreci anlattı.

    Maraş coğrafyasında yaşanan göç durumunu tersine çevirmenin amaçlandığı proje kapsamında halk, kolları sıvayıp bölgenin ihtiyaçları için birtakım yeniliklere imza attı.

    Ahmet Güden, bölge halkının tekrar ata topraklarına dönerken yeni nesil tarımsal üretim tekniklerini de beraberinde götürdüklerinin altını çizdi.

    ÖNCELİK, BÖLGE CAZİBESİNİ ARTTIRMAK!

    Yaşamı Yeniden İnşa Hareketi Sözcüsü Ahmet Güden, öncelikle bölgenin ekonomik, sosyal, siyasal ve kültürel gelişimini sağlamak istediklerini vurguladı. Güden, “Üretimi güçlendirebilirsek işte o zaman bu topraklarda yaşayan insanların da bölgenin de kaderini değiştirmiş olacağız” diye ekledi.

    “KÖYLERİMİZİ MEZARLIĞA DEĞİL YAŞAM ALANLARINA ÇEVİRELİM’

    Ahmet Güden, bölge insanının dünyanın birçok ülkesine göç ettiğini söylerken, göçün temel sebeplerine de şu sözlerle değindi:

    “Bizler bu çalışmamızı Maraş’ta başlattık ama sadece Maraş’ta değil, esas olarak Reya Hakk coğrafyasına baktığımızda ciddi bir göç vardı. Bu göçün amacı bölgenin demografik yapısını değiştirmeye yönelikti. Yani bölgeden Kürtlerin ve Alevilerin çıkarılması söz konusuydu. Örneğin 1972’de ben okula gittiğimde bir köyde 40 öğrenci vardık. Ancak 90’lı yıllarda bir çocuk dahi kalmamıştı. Çünkü bütün köyler boşalmış, her şeyimizi geride bırakarak buralara gelmiştik. ‘Mutlaka döneceğiz’ diyorduk. Yoksa bu dünya ortamında kaybolacağımızı biliyorduk. 2019 yılında ‘Köylerimizi mezarlığa değil yaşam alanlarına çevirelim’ çağrısında bulunmuştuk.

    İLK GÖREV: AĞAÇLANDIRMA VE TARIMSAL FAALİYET

    Ahmet Güden, proje kapsamında ilk olarak ağaçlandırma çalışması yapıldığını anlattı. Ekonomik altyapıyı tarımsal üretim üzerine kurmak istediklerini belirten Güden, dil ve inanç kimliğinin korunması adına da hedeflediklerini aktardı. Güden şöyle devam etti:

    “Gelinen aşamada 300 bibi aşkın kayısı, badem, ceviz ve goji berry ürünleri dikildi. Bölgedeki çeşitliliğe katkıda bulunmak için böyle bir çalışma başlatmıştık. Bu çağrımız toplumda ciddi karşılık buldu. Bugün bölgedeki 12 köyden bahsedecek olursak geri dönüp evlerini yapanların sayısı da 100’ü geçti. Her geçen gün de geri dönüşler oluyor. Zaten ilk olarak ‘coğrafyaya tekrar nasıl dönebiliriz?’ üzerinde duruyorduk. Çünkü geri dönemezsek ağır sonuçlar olacaktı. ‘Ax, ziman, îman’ bizlerin sloganımızdı. Yani ‘Toprak, dil ve kültürümüz’… Bir ağaç kendi köklerinden koparsa kurur. Kültürümüz mutlaka coğrafyayla bağlantılıdır, özellikle de Alevilerde ziyaretlerimiz bazen bir ağaç, bazen bir taş, bazen de akıp giden sudur. Haliyle bütün kutsallarımız da orada kalmıştı. Yani bizler yeniden özümüzle buluşmak istiyoruz. Her halkın kök kültürü vardır. Bu kültür kendi ana dili ile yaşar. Şehirlere geldiğimizde kültürümüzü de kaybettik. Onun için kültürümüzle bir arada kalmamızın yolu o coğrafya yeniden dönmektir.”

    3500 METRELİK BORUYLA BÖLGEYE SU TAŞINDI!

    Ahmet Güden, Yaşamı Yeniden İnşa Modeli ile Alxas köyünde bir ilke imza atıldığını da anlattı. 3500 metrelik boru hattı döşenerek köylerine su taşıdıklarını söyleyen Güden, şu bilgileri paylaştı:

    “Nurhak eteklerinde akıp giden bir akarsu var, bu su kanalı Alxas köyü ve Sinemmilli Aşiretinin olduğu köylerden geçip, Elbistan ovasını sulayıp oradan sonra da Ceyhan Nehri’ne akar. Tarihten bu yana ilk defa bizim Alxas köyleri bu suyu kullanmaya başladı. Yani artık sulu tarıma geçildi. Yaklaşık 3500 metrelik boru hattı döşenerek bu durum gerçekleştirildi. Bizler hidroelektrik santrallerine karşı olduğumuzdan dolayı güneş enerjisi ile doğaya zarar vermeden kurak topraklarımızı suyla buluşturmayı hedeflemiştik şu an bu gerçekleşmiş durumda. Artık mısır, ayçiçeği, pancar ve goji berry yetiştiriliyor. Her geçen gün o toprakların ne kadar verimli olduğunu kanıtlamaya devam edeceğiz.”

    “AMACIMIZ, O TOPRAKLARDA TEKRAR YAŞAMI YEŞERTMEK”

    Ahmet Güden, bölgede kurumsallaşmanın gerektiğini de vurguladı. “Aksi halde örgütlenemezsiniz” diyen Güden, Yaşamı Yerinden İnşa Hareketi olarak ekonomik model konusunda kooperatifçiliği tercih ettiklerini belirtti. Güden, bölgede bir kooperatif kurup faaliyete başladıklarını da sözlerine ekledi.

    Ahmet Güden, kolektif çalışmaların önemini vurgulayarak Demokratik Alevi Dernekleri ile bölgede yaptıkları faaliyetlere de değindi. Güden, 2025 yılında Ali Haki Edna adına bir kütüphane yapılması kararı alındığı bilgisini de paylaştı. Ahmet Güden sözlerine şöyle devam etti:

    “Reya Hakk coğrafyasında katliamlar gerçekleştirildi, bu katliamları boşa çıkarmanın yolu dönüp o topraklarda yaşamı yeniden inşa etmekten geçiyor. Önümüzdeki ay Maraş Katliamı’nın yıl dönümü olacak. Birçok kurum, şahsiyet, protesto edecek ancak bu artık klişeleşmiş bir durum. Bunların da ötesinde bir şey söylemek, yapmak lazım. Katliamı boşa çıkartmanın yolu orada yeniden yaşamı inşa etmektir. Yakılıp, yıkılan coğrafyanın yeniden inşa edilmesi lazım. Yoğunluklu göçlerin olduğu yerlere baktığınızda Dersim, Maraş, Malatya, Mardin, Hakkari gibi illerde özellikle göç var. Bu göç politikalarına karşı çıkmanın yolu, güçlü bir üretim ile tekrar geri dönmektir. Coğrafyamızda eğer üretimi güçlendirebilirsek hem göçü durdurabileceğiz hem de tersine göçün başlatılmasına öncü olacağız. Bizler Ata topraklarımızdan vazgeçmeyeceğimizin çağrısını yapıyoruz. Pilot bölge olarak Maraş’ı seçtik fakat bu projenin genel anlamda boşaltılan bölgede hayata geçirilmesi için çalışmalar yürütüyoruz. Amacımız tekrar o topraklarda yaşamı yeşertmektir. Tabii yaşamın tüm boyutlarıyla oralarda bir çaba gösteriyoruz.

    “OCAKLARIMIZI YENİDEN İNŞA ETME ÇABASINDAYIZ”

    Ayrıca ocaklarımızı yeniden inşa etme çabasındayız. Kantarma Köyü Maraş’ta Aleviler açısından son derece önemli. Oradaki ocak evini özüne uygun bir şekilde restore edip bir Akademi olarak Alevilere hizmet sunmasını istiyoruz. Bu sebeple tüm kanaat önderlerimize, pirlerimize, analarımıza çağrıda bulunuyoruz; bizler, sizin talibiniziz. Sizden talebimiz, ‘Ocaklarımızın etrafında kenetlenin’ diyoruz. Alevi felsefesinin daha önceden olduğu gibi yeniden görünür kılınması için elimizden gelen çabayı göstereceğiz. Bu anlamda inşa sürecinde herkesin yerini alması gerektiğinin altını çiziyoruz.”

    Eren GÜVEN-Rozerin TEK/İSTANBUL

  • Elazığ’ın Şahinkaya Köyünde 12 kazan kuruldu!-VİDEO

    Elazığ’ın Şahinkaya Köyünde 12 kazan kuruldu!-VİDEO

    PİRHA- Elazığ Şahinkaya Köyü Cem ve Kültür Evi’nde Axuçan evladı Besi Kaldı, 12 kazan kurdu.

    Axuçan evladı Besi Kaldı, Elazığ’ın Xulvenk (Şahinkaya) köyünde 12 adet kazan kurdu. Yapılan hizmet dahilinde aşurenin yanı sıra 12 çeşit yemek de hazırlandı. Kazanların pişmesi ardından gülbenkler okundu.

    Hizmet dahilinde çıralar yakıldı ve ardından zakirler de deyişler seslendirdi. Sonraki aşamada ise 12 kazanda pişen lokmalar pay edildi.

    Axuçan Ocağı pirlerinden Turabi Engin, “Besime annemiz, orucunu 12 yıl tam tutmuştur. Dolasıyla aşhanesini, lokmasını ve kurbanını kesmiştir. Lokması, ibadeti Hz. 12 imamların aşkına, tutuğu yatsı matemi orucu Hakk katından kabul ve makbul olur” diye konuştu.

    “REYA HAKK, RIZALIK YOLUDUR”

    Kureş Ocağı piri Kadir Bulut ise Alevi inancında rızalığın önemini anlattı. Pir Bulut, 12 yıl tutulan oruç ardındanpişirilen 12 kazanın manasına da açıklık getirerek şunları söyledi:

    “Bizim Yol’umuz, erkanımız Reya Hakk’tır. Kamillerimiz, pirlerimiz; yani bizim Yol’umuz hakikat yoludur. Bizim Yol’umuz Hakk ve hakikate ikrar verenlerin yoludur. ‘Alevilik nedir? Kızılbaşlık nedir? Reya Hakk nedir?’ diye sorarsanız, kasacısı ‘rızalık yoludur’ diyebiliriz. Yani kişinin kendisiyle, toplumla, kâinatla rızalığı… Yani biz rıza toplumunun, rıza inancının evlatlarıyız. Bütün eserlerimizde, nefeslerimizde, cemlerimize giderken, ziyaretlerimize giderken, lokmalarımızı dağıtırken rızalık inancı üzerine yaparız. Çünkü ‘can candan razıysa canan da candan razıdır’ ilkesi bizim inancımızın en önemli ikrarıdır. İşte biz kendimize rıza toplumu diyoruz canlar.

    Yine bizler insan-i kamili yetiştiren bir inanç sistemiyiz. Kalû beladan beri bu inanç var. Özelikle gençlere sesleniyorum; ta kalubeladan, yani yaradılıştan bugüne kadar bu insan-i kamiller, Reya Hakk yolu vardır. Bu Hakk’ın yoluna ikrar verenler, bu ikrarı süren bizler, bu yola ikrar verenler ve rıza toplumu vardır. Bu çok önemli, tılsımlı bir sırdır canlar. Dost doğru yoldan gidenleriz canlar. Besi ana, Axuçan evladı mürşit ocaklarındandır. Herdo Derweş, Dersim’in en kadim ocaklarından biri. 100 yıllardan beri bilinen tarihlerden biri diyelim. Canlar bu ocak bu sistemi, bu inanç, kendisini var eylemiş. İnsanın kendini keşfettiği günden günümüze kadar harmanlanarak gelmiştir. Bugün o kadim ocakların, evlatlarından biri Besi canımızın 12 hizmet, 12 ocak, 12 imamı ve 12 ikrarı temsilen lokması pay edilecek. 12 lokma dağıtırken inanıcımızda çok önemli manalar da vardır. 12 İmam orucuyla tutulur. 12 Yıl tutulur ama bununla birlikte 12 hizmet ve 12 ocak ve bunla birlikte 12 ay ve Alevi Kızılbaş inancının; Reya Hakk inancının içerisinde 12 ocak, 12 hizmet, 12 ay, 12 rakamı kutsaldır ve değerlidir. Bundan dolayı ki lokmamızı pay etmeden önce anamızla ilgili sizden bir rızalık istiyoruz. Sonuçta lokmasını pay edecek anamız dara kalkmış, dardadır. Yani ceddi Axuçan’ın, yani insan-i kamillerin, Herde Derweş’lerin, cümle ocakların, cümle pirlerin darındadır şu an ve sizlerin huzurundadır.”

    PİRHA/ELAZIĞ

  • ‘Reya Hakk Alevi inancında, doğadaki her varlık birbiriyle ikrarlıdır’

    ‘Reya Hakk Alevi inancında, doğadaki her varlık birbiriyle ikrarlıdır’

    PİRHA-Gazi Eğitim ve Kültür Vakfı yöneticilerinden Arzu Erdoğan, başta İkizdere olmak üzere birçok yerde yaşanan doğa talanına ilişkin değerlendirme yaparak “Doğadaki her şeyde bir can vardır. Reya Hakk Alevi inancında, doğadaki her varlık birbiriyle ikrarlıdır. Toprak mülk değil, Hakk’ın görünür olduğu yerdir” dedi.

    Gazi Eğitim ve Kültür Vakfı Yönetim Kurulu Üyesi Arzu Erdoğan, yurt genelinde süren çevre talanına dikkat çekti. Arzu Erdoğan, yaptığı açıklamada başta Rize’nin İkizdere ilçesindeki maden faaliyetlerine işaret ederek “Toprak mülk değil, Hakk’ın görünür olduğu yerdir” dedi.

    “DOĞADAKİ HER VARLIK BİRBİRİYLE İKRARLIDIR”

    Arzu Erdoğan, açıklamasında doğa ile insan ilişkisini tarif ederek, “Dünya, karıncadan ağaca, insandan ormana, en karanlık günlerini yaşıyor” dedi.

    Erdoğan, Alevi inancı ile Animizm inancı arasındaki bağa da vurgu yaparak şu açıklamayı yaptı:

    “İnsan-doğa ilişkisini anlamlandırabilmek için insanlık tarihine bakmamız gereklidir. İnsanlık tarihine baktığımızda %98’lik bölümünü kapsayan zihniyet şekli animizmdir.

    ‘Animizm nedir?’ diye sorarsak en kısa tanımıyla; canlıcılıktır. Her varlığın bir canı, bir ruhu olduğunu düşünen inanç sistemidir. Bu inanç sisteminde evrendeki bütün varlıkların canlı olduğuna bir ruhunun olduğuna inanılır. İnsanın değeri kuş, ağaç, nehir, yıldız, ay kadardır. Hiçbir varlık diğerini ötekileştirmez, tahakküm kurmaz.

    Alevilik inancı da tıpkı animizmde olduğu gibi ‘Doğadaki her şeyde bir can vardır’ der, ateşi su ile söndürmez. Ateşe su dökünce suyun canının yanacağına inanılır.

    Reya Hakk Alevi inancında doğadaki varlık birbiriyle ikrarlıdır. Dünyadaki varlıklar rızalıkla ilişki halindedir. Toprak mülk değildir. Hakk’ın görünür olduğu yerdir. Cümle Can toprakla ikrarlıdır. Toprak yeniden doğuşun mekânıdır. Ana Mezin’dir (Kürt dilinde; büyük). Yüce Anne’dir.”

    “KADININ DOĞA İLE OLAN BAĞLARI ÇOK GÜÇLÜ VE ÖZEL”

    Arzu Erdoğan, insanı doğanın bir parçası gören inanç sistemlerinde doğaya büyük bir saygı oluştuğunun altını çizdi. Erdoğan, insanlık tarihi boyunca kadın-doğa ilişkisinin çok belirgin olduğunu ifade ederek şu aktarımda bulundu:

    “Toplumsal hayatta kadının değeri vardır. Kadın ile toprak, kadın ile doğa, kadın ile yaşam arasında bir bağ kurulmuştur. Arkeolojik kazılarda, mitolojik söylemlerde kadının doğa ile olan dostluğunu görebiliriz.

    Tanrıça figürlerindeki kadınların başlarındaki buğday taneleri, zeytin dalları, omuzlarındaki kuşkanatları, ayaklarındaki pençeler, yanlarındaki aslanlar, bize, kadının doğayla bütünleşmesini çok güzel gösteriyor.

    Bununla birlikte; mülkiyetçi, popülist, otoriter zihniyetlerin hakim olduğu toplumlarda hem doğanın hem de kadının üzerinde baskı, sömürü, egemenlik kurulduğunu görüyoruz. Otoriter sistemlerin düşünce yapısında toprağın verimini, kadının bedenini kendi egemenliğini sürdürmek için birer araç olarak kullanmak mubahtır. Bu nedenle dünyadaki iklim sorunu, çevresel sorun, en çok kadını etkilemektedir.

    İngiliz feminist çevre örgütü Women’s Environmental Network’ün (Kadınların Çevre Ağı) hazırladığı rapora göre, iklim değişikliğine bağlı sebeplerle her yıl 10 binden fazla kadın yaşamını yitirirken erkeklerde bu sayı 4500 dür. Yine iklim değişikliği sebebiyle meydana gelen afetlerden dolayı göç eden 28 milyon insanın 20 milyonu kadındır. Kadınların iklim krizi ve çevre mücadelesinde öne çıkması boşuna değildir.

    Ülkemizde Karadeniz Bölgesi’nde 8 ilin yaylalarını birbirine bağlayan ‘Yeşil Yol Projesine’ karşı çıkan köylülerin en önünde ‘Havva Ana’ (Rabia Özcan) vardı. Bergama’da, İkizdere ‘de, Van Gürpınar’da doğal yaşam alanlarının, köylerinin tahrip edildiğini söyleyen, maden ocaklarına karşı çıkan köylülerin en önünde kadınlar vardı. Dersim’de Munzur gözelerinin, ziyaretlerinin tahrip edilmesine ağıt yakan karşı çıkan kadınlardı. Yaşadığımız toplumsal deneyimler gösteriyor ki kadının doğal yaşamla, doğa ile olan bağları çok güçlü çok sağlam çok özel…

    Çevre mücadelesinde kadınların öne çıkmasını değerlendirirken, kimi zaman eleştirilerle de karşı karşıya kalıyoruz.

    ‘Çevre mücadelesi cinsiyete indirgenemez. Çevre mücadelesi kadınlara özgü değildir. Çevreyi yalnızca erkekler kirletmez. Çevre tahribatına yol açan karar mekanizmalarında yer alan kadınlar da vardır…’

    Bu eleştirileri göz önünde tutarak şunu söyleyebiliriz; popülist otoriter, eril, mülkiyetçi zihniyet, kadının ve erkeğin ortak doğasına büyük müdahalede bulunmaktadır. Baskı ve egemenlik altında tutarak sömürmektedir. Bununla birlikte ataerkil, otoriter yönetimler, gücünü kadının üremesinden, toprağın altındaki, üstündeki her şeyi mülke, paraya dönüştürmesinden sağlıyor.

    Artan nüfus, azalan kaynaklar, tüm halkları bir çıkmaza doğru sürüklüyor. Tükenen kaynaklar, tahrip edilen doğa, gezegenimizde iklim krizine sebep olmaktadır. Dünyaya hakim olan anlatı; kalkınmayı belirleyen şeyin küresel piyasa ekonomisi olduğu söylemidir. Kapitalist modernist sistem küçük bir grup insanın mutluluğu ve refahını düşünerek sömürüyü derinleştirmektedir.

    Kadına ve doğaya karşı işlenen suçların temsilcisi olan ideolojiler mülkiyetçi, dengeyi bozan, çözüm üretmeyen yönetimlerdir. Kendi yaşam deneyimlerime baktığımda ülkemizde ve dünyada çocuklarımız için yaratıcı, neşeli, üretken yaşamın örgütleyicisi kadınlar olacaktır.

    Nasıl ki dereleri ve nehirleri özgür bıraktığımızda geçtiği her yerde bir çiçek bir ot bir ağacı yeşertiyorsa, bütün doğayı besliyorsa, tıpkı nehirler gibi kadınlar da yaşamın özünü ve enerjisini taşıyorlar. Bu özün tüm dünyaya yayılacağını düşünüyorum. Kadınların yazacağı hikâyenin daha gerçekçi ve herkes için bir yaşam olduğuna inanıyorum. Yaşasın kadının yaşam mücadelesi. Jiyan Jin azadi!”

    Cebrail ARSLAN/ANKARA

  • Adana DAD Eş Başkanı Kete: Veli Yıldız’ın tutuklanması Alevilere gözdağıdır-VİDEO

    Adana DAD Eş Başkanı Kete: Veli Yıldız’ın tutuklanması Alevilere gözdağıdır-VİDEO

    PİRHA- DAD Adana Eş Başkanı Zeynel Kete, Veli Yıldız’ın tutuklanmasını taşımış olduğu değerler şahsında Alevilere dönük bir gözdağı olduğunu söyledi. Kete, “Gelin hep beraber Hızır günlerinde birbirimizin Hızır’ı olalım, Veli canımızın Hızır’ı olalım” dedi.

    Veli Yıldız adlı yurttaş Dersim’de kültürüne bağlı, dervişane bir yaşam sürerken, önceki gün evine yapılan baskında gözaltına alınıp dün tutuklanarak Elazığ Cezaevi’ne gönderildi.

    Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) Adana Eş Başkanı Zeynel Kete, Veli Yıldız’ın taşımış olduğu değerler şahsında Alevilere dönük bir gözdağı olduğunu belirterek, Yıldız’ın tutuklanmasına tepki gösterdi.

    “Alevi inancının en kutsal günü olan ve aynı zamanda bir bayramımız olan Hızır gününde bu inancın rengine boyanmış, ruhsal ve bedensel olarak ikrarlaşmış bir değerimizin hanesine rızasız girilebiliyor” diyen Kete, “Bu kutsal gününüzde sizi derdest edebiliriz deniliyor. Yine Reya Hakk Alevi inancının direnen inanç gerçekliği, kültürel direniş damarıdır” dedi.

    “VELİ YILDIZ KULA MİNNET EYLEYEMEN CANIMIZ”

    Veli Yıldız’ın Alevi inancını ve kültürünü yaşamı, duruşu, dili ile bir bütün olarak içselleştirmiş bir can olduğuna dikkat çeken Kete, sözlerini şöyle sürdürdü:

    “Veli canımız yıllarca Avrupa’da kalmış ama gelinen aşamada kendi yüzünü, cemalini kendi kutsallarına yönelterek, geri dönüş yapmış. Hakk ve hakikati dile getiren bütün etkinliklere katılan Hızır’ın dili olan, ana dili ile konuşan, klam söyleyen, gündüz güneşe, gece aya niyaz olan, ‘ya Meleke sere sibe, ya hiva zeri, ya tija Ana Fatma, ya Düzgün Baba’ diyen, rızkını xudadan bekleyen kula minnet eylemeyen canımızdır. Doğal olarak böyle bir yaşamı da baskı altına alabiliriz deniliyor. Rıza toplumunu içselleştiren bir canımızdır.”

    “VELİ CANIMIZIN HIZIRI OLALIM”

    Veli Yıldız’ın tutuklanmasının özel bir durum olduğunun altını çizen Kete, “Geri dönüşü kutsallarına çeviren canımıza kutsal bir günümüzde yöneliş vardır. Gelinen aşamada Reya Hakk Alevi inancını yaşayanlar baskı altındadır” diyerek şu çağrıda bulundu:

    “Buradan bütün Reya Hakk Alevi ocaklarına sesleniyorum; inancımızı yaşayanlar ikrar ve rızalıklı yaşayanlar baskı altındadır. Bu duruma sessiz kalınmaması gerekiyor. Gelin hep beraber Hızır günlerinde birbirimizin Hızır’ı olalım diyorum. Veli canımızın Hızır’ı olalım. Hakk kelamını söyleme zamanıdır.”

    Diren KESER/ADANA