Etiket: reya haq

  • DAD Gençlik Meclisi, gözaltılara tepki gösterdi

    DAD Gençlik Meclisi, gözaltılara tepki gösterdi

    İZMİR – Sabah saatlerinde evlere baskın düzenleyen polis, DAD İzmir Gençlik Meclisi üyesi Fırat Dikmen’in de aralarında bulunduğu 13 öğrenciyi gözaltına aldı. Gözaltılara tepki gösteren DAD Gençlik Meclisi, “Tüm baskılara rağmen ‘devletin Alevisi olmamaya’ devam edeceğimizi, bu faşizan uygulamaların son bulmasını ve arkadaşımız Fırat Dikmen’le birlikte gözaltına alınan tüm muhalif gençlerin derhal serbest bırakılmasını istiyoruz” dedi.

    İzmir’de sabah saatlerinde evlere yapılan baskın ile aralarında DAD İzmir Gençlik Meclisi üyesi Fırat Dikmen’in bulunduğu 13 gözaltına alındı. Gözaltı sayısının artabileceği belirtildi.

    DAD İzmir Gençlik Meclisi üyesi Fırat Dikmen’in gözaltına alınmasına tepki gösteren Demokratik Alevi Dernekleri İzmir Gençlik Meclisi yazılı açıklama yaptı.

    ‘DEVLETİN ALEVİSİ OLMAMAYA’ DEVAM EDECEĞİZ”

    İktidarın “makul Alevi, makul Kürt ve makul genç” tasvirlerine uymayan herkesi potansiyel tehdit olarak gördüğünün dile getirildiği açıklamada, şunlar ifade edildi:

    “Ayrıca ‘Alevi Gençlik Kampı’ projeleri gibi asimilasyon politikalarını yürürlüğe koyarak, Rêya Haq Alevi Gençlerini demokrasi mücadelesi hattından uzak tutmak ve kimlik erozyonuna uğratarak Türk-İslam sentezi içerisinde eritmek istediği de bilinen bir gerçektir.

    Demokrasi mücadelesinin dile geliş hallerinden biri olan ve başka birçok özelliğinin yanında Alevi Gençlerinin renginin de oldukça belirgin olduğu Gezi Direnişine dair, iktidar bloğu temsilcileri tarafından hakaretlere varan demeçler verildiği halen hafızamızda. Aynı zamanda Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın geçtiğimiz günlerde yaptığı açıklamada kendi Alevilik tanımlarına uymayanlara dair hakaret ve tehditlerde bulunduğu da bilinmekte.

    Tek başına bu gerçekler dahi dile getirdiğimiz ‘makullük’ yaratma çabalarının kanıtı gibidir. Buna göre direnen ve demokraside ısrar eden Rêya Haq Alevi Gençleri tehdit olarak görülmekteyken, asimilasyon ağına çekilebilen gençler ise ancak kabul edilebilir ‘makul’ kıvamda görülmektedir.

    Genel demokrasi mücadelesine Alevi toplumsallığının ve gençliğinin örgütlü çabasını yaratarak güç verme arayışında olan Fırat Dikmen canımızın, bu gayreti sebebiyle gösterdiği faaliyetlerden dolayı gözaltına alındığını çok iyi bilmekteyiz.

    DAD Gençlik Meclisi olarak; tüm baskılara rağmen ‘devletin Alevisi olmamaya’ devam edeceğimizi, bu faşizan uygulamaların son bulmasını ve arkadaşımız Fırat Dikmen’le birlikte gözaltına alınan tüm muhalif Gençlerin derhal serbest bırakılması gerektiğini vurguluyoruz.”

    PİRHA/İZMİR

  • DAD Kadın Meclisi: Alevi kadınlar olarak direniş ruhuyla yola ışık olmaya devam edeceğiz

    DAD Kadın Meclisi: Alevi kadınlar olarak direniş ruhuyla yola ışık olmaya devam edeceğiz

    PİRHA- DAD Kadın Meclisi, Dersim’de düzenlediği ‘Ana Haskar Kadın Yaz Kampı’nın sonuç bildirgesini açıkladı. Yapılan açıklamada, “Alevi kadını tarih boyunca öncülük yapan, zulme karşı direnen yerdedir. Ana Fatma, Ana Haskar, Jelê, Buyere, Xeycan, Kadıncık Ana, Elif Ana gibi evliyalarımız, Zeynep Ana, Bese, Zarife Hatun, Fata Reş, Anşa Bacı gibi direnen kadınlarımızla yolumuz devam etmiştir” denildi.

    Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) Kadın Meclisi ‘Yol Anadır’ şiarıyla 16-21 Ağustos tarihleri arasında Dersim’de ‘Ana Haskar Kadın Yaz Kampı’ düzenledi.

    DAD Kadın Meclisi’nin düzenlediği kampın sonuç bildirgesi açıklandı.

    Açıklamanın tamamı şu şekilde:

    “- Hakk Yol Alevilik, doğum kapısı, varlık meselesine yaklaşım.

    – Zaman, mekan, doğal toplumsallık, doğal kurumlaşma, rıza toplumu, tanrıça kültürü.

    -Ziyaretlerimiz, mekanla kainata bağlanmak.

    -Ziyaretler, rıza makamı olan ziyaretlerimizde lokmanın şifası, kadın geleneği olarak lokma kültürü, kadın ziyaret makamlarına niyaz.

    -İbadetlerimizdeki şifa aktarımları, cem, semah, dar-didar.

    -Alevi hareketinde kadının yeri, Alevi kadın hareketi, kadın mücadelesinde birlik, Alevi kadın örgütlenmesi olarak meclisler önermeler.

    -Cemevleri ve cemevlerindeki erkek iktidar konularını irdeledik, tartıştık. Son gün Seyit Rıza Meydanı’nda tüm Alevi kurumlarla birlikte aşure lokmamızı pay ettik.

    Sonuç olarak; kutsallık; insan yaşamının, inançlarının ve düşlerinin, onun ötesinde ütopyasının bir parçasıdır. Kutsallık doğrudan insan yaşamıyla, üretimle, daha güzel iyi bir yaşama ulaşma çabasıyla bağlantılıdır.

    Bin yıllar boyunca insana yaşam sunan doğa, onun parçası su, buğday, ateş, bazı hayvanlar kutsandı. Neolitik (Rıza Toplumsallığı) toplumda doğa kutsaldı. Doğa ana olarak görülüyordu. İnsan kaderinin doğayla bağlı olduğunun bilincindeydi. Bu felsefe insanlığın temel toplumsal hafızasıdır.

    Yaşadığımız her an bir hakikati içinde barındırıyor. Bizler biliyoruz ki, bütün evren Xızır aşkıyla çarkı pervaz etmektedir. Kadim tarihlerden günümüze kadar zorda, darda olana yetişen, kılavuz olan Xızır aynı zamanda kubbeyi rahmanda var olan akıldır. Kubbe-i rahman var oluş kapısıdır. Hakk bu kapıdan tecelli eder. Kandildeki nurdur. Bütün kainat bu doğuş kapısından kendini var eder. Kadın sadece biyolojik bir insan türü değil aynı zamanda ana olarak tanımlanır. Bütün kainat kubbe-i rahmanda var olur. Rahim bekleyen, olgunlaştıran, koruyan, besleyen, kemalet kazandıran manasına gelir. Büyük bir sabırla, kemaletle Hakk’ın emri rızasını Hakk aşkı, Xızır hakikati devamlı canlı tutan mekandır. Doğum kapısı Hakk kapısıdır. Hakk doğumla ispattır. Bu kapı yoksa Hakk da yoktur. Hakk yoksa Xızır da yoktur.

    Kürtçe’de Xweza (kendinden doğuran), Xweda ( kendinden veren) sözcükleri ile tanrı ve doğa hiçbir dilde bu kadar özdeş kılınmamıştır. Doğurmak ve kendinden vermek Ana kadının birlikte taşıdığı özelliklerdir. Bu iki kavramın anlattığı şey kısaca yaşamın kendisidir Jin hem kadın hem de yaşam anlamına gelmektedir. Toprak anadır. Anaya ve toprağa duyulan sevginin kaynağı bundandır.

    Kalu beladan vardık, zerre-i nurduk, vardan var olduk diyen Hakk Yol Alevi inancı insanın fiziki varlığını sürdürdüğü günden bu yana, Ana kadının bilgeliği ile toplumsallaşan, tanrıça kültür ve değerlerini bize taşıyan inançtır.

    Yol Anadır, Kainat Anadır, Hakkın ilk tecellisi Anadır. Aşk ile zuhur etmiştir. Dişil yönü zahir olmuştur. Kitab-ı kâinat “Ana” ile açılmıştır. Evren Ana olduğundan, sevgi, ikrar, yolun ve kemaletin sahibi anadır.

    “ALEVİLİĞİ ASİMİLE ETMEYE, OCAKLARIMIZDAN UZAKLAŞTIRMAYA ÇALIŞTILAR”

    Bundandır ki; geçmişten günümüze Aleviliği asimile etmeye, rızalı, ikrarlı yaşadığımız doğamızdan ve ocaklarımızdan uzaklaştırmaya çalışmışlardır. Alevi coğrafyasına reva görülen sürgün, katliam, asimilasyon ve doğa kıyımı olmuştur. Asıl sebep; “yol kadındır, kadın mürşidi kamilullahtır” diyen Reya Heq / Raa Heqi/ Hakk yol Aleviliğinin toplumsal cinsiyet ayrımına yer vermemesi, rızalı, ikrarlı yaşamı (birlikte üreten, birlikte tüketen) hak ve hakkaniyetli yaşamı inşa etmiş, bunu yaşamış ve yaşatmış olmasındandır. Biliyoruz ve inanıyoruz ki; yolumuz yaşarsa köleleştirmenin ilk halkası kırılacak, toplumsal cinsiyet eşitliği sağlanacak, binlerce yıl yaşamış olan rızalı, ikrarlı yaşam yeniden inşa edilecektir.

    Ziyaretlerimize, nişangelerimize hak lokması ile gidip niyaz olduğumuzda kainat ile bütünleşip, paylaşmanın huzurunu yaşıyor, arınarak birleniyoruz. Ateşin, suyun, havanın, toprağın Hakk olduğu bilinciyle omlara hakça yaklaşmanın gereğini bilince çıkarıyoruz. Nişangelerimiz, ziyaretlerimiz yaşam alanlarımızın koruyucularıdır.

    Ocaklarımızın, dergahlarımızın akademi, pirlerimizin, analarımızın filozoflarımız olduğu bilinciyle yerinde yaşatmanın, kaybolan, asimile edilen inanç ve değerlerimizin korunması, yeniden bilince çıkarılması için araştırma, inceleme, kayıt altına alıp gelecek nesillere aktarmanın önemli olduğunu vurguluyoruz. Bu çalışmaları yapan canlara minnet duyuyoruz.

    İbadetlerimizde, cem erkanında, dar didar olarak, semah dönerek, lokmalarımızı pay ederek şifa bulup, arınıp birleniyoruz. Geleneksel şifa yöntemlerini yaşatmaya çalışıyoruz.

    Bugün coğrafyasından, ocağından, pirinden, talibinden uzaklaştırılan Alevi toplumsallığı dağıldığı ve bulunduğu yerlerde kendini yeniden inşa etmeye çalışırken sistem müdahaleleri ile özünden yabancılaşma, sistemle benzeşme riskiyle karşı karşıyadır. Yol kadındır, kadın mürşidi kamilullahtır diyen inancımızın örgütlü yapıları ve cemevlerinde kadına yer vermemekte ya da sembolik düzeyde tutmaktalar. Kadın Hakk döşeğinden (Dayika post) indirilmiş, cemler bilge Analar olmadan bağlanmaktadır. Bu ciddi bir aşınmadır. Anasız-Kadınsız kalmış Alevilik hakikatsiz kalmış Alevilik tespiti çok yerindedir.

    Biz Alevi kadınları biliyoruz ve oldukça farkındayız ki; inancımızı gerçeğiyle yaşadığımızda, toplumsallaştırdığımızda hak, hukuk, adalet, barış, eşit ve özgür bir yaşam kendiliğinden inşa edilmiş olacaktır. Alevi kadını tarih boyunca öncülük yapan, zulme karşı direnen yerdedir. Ana Fatma, Ana Haskar, Jelê, Buyere, Xeycan, Kadıncık Ana, Elif Ana gibi evliyalarımız. Zeynep Ana, Bese, Zarife Hatun, Fata Reş, Anşa Bacı gibi direnen kadınlarımızla yolumuz devam etmiştir.

    Günümüzde Alevi kadınları toplumsal mücadele alanlarında hala direnmeye, bu direniş ruhuyla yola ışık olmaya devam etmektedir.

    “YOL KADINDIR, YOL ŞİFADIR”

    Biz DAD Kadın Meclisi olarak nehak zulmüyle yaşadığımız bu demde çağrımızdır.

    Yol kadındır, kadın mürşidi kamilullahtır derken günümüz kadın toplumsal cinsiyet eşitliği mücadelesinin bizimle ortak zeminde olduğunun farkındayız ve ortaklanıyoruz.

    Bu anlamda farklı alanlarda mücadele veren kadın canlar, yaşadığımız demi devranda hakikatle ikrarlaşan biz kadınlar, yolumuz bizi rıza şehrine götürecektir. Yolda birlik, yolda ışık olmaya tüm Alevi kadınları çağırıyoruz.

    Yol Anadır, Yol Yaşar, Yol Şifadır. İnancımızla ikrarlaşıyor, direncimizle özgürleşiyoruz.”

    (HABER MERKEZİ)

     

  • Kulu: Devletin Alevi inancını yok etme çabası devam ediyor; karşı duralım-VİDEO

    Kulu: Devletin Alevi inancını yok etme çabası devam ediyor; karşı duralım-VİDEO

    PİRHA- Demokratik Alevi Derneği Eş Genel Başkanı Musa Kulu, Diyanet eliyle Dersim’de asimilasyon faaliyetlerinin hızlandığına işaret ederek, “Dünyanın neresinde olursak olalım buna karşı söz kuralım” çağrısında bulundu.

    Dersim’e yönelik asimilasyon politikaları her geçen gün artarak devam ediyor. Dersim’in kültürüne, doğasına, diline yönelik asimilasyon ve yok sayma politikalarının bir yenisine Munzur Üniversitesi kampüsünde Tunceli Müftülüğü’nce açılan ‘Hz. Ali Diyanet Gençlik Merkezi’ eklendi.

    Diyanet İşleri Başkanı Ali Erbaş, Tunceli Valisi Mehmet Ali Özkan ve Cumhurbaşkanı Başdanışmanı İsrafil Kışla’nın katılımıyla Dersim’de Munzur Üniversitesi içerisinde yapımı tamamlanan Hz. Ali Cami, Hz. Ali ve Hz. Fatma Gençlik Merkezleri ile Ehlibeyt Kur’an Kursu’nun geçen haftalar toplu açılışını gerçekleştirdi.

    Diyanet İşleri Başkanı Ali Erbaş, ayrıca Ehl-i Beyt 4-6 yaş Kur’an Kursu öğrencileriyle bir araya gelirken, Tunceli Cemevi’ni de ziyaret etti.

    Diyanet’in Dersim üzerindeki faaliyetlerine dair Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) Eş Genel Başkanı Musa Kulu, PİRHA‘ya konuştu.

    “ALEVİ İNANCINI YOK ETME ÇABASI DEVAM EDİYOR”

    Kulu, Osmanlı ile başlayan bir sürecin varlığına işaret ederek, Abdülhamit’le ilk defa Dersim’de Kur’an kursu açılarak aşiretin yahut da önde gelenlerin çocuklarını ‘melle’ yapmaya götürdükleri süreçten beri devam ettiğini aktardı.

    1924 Anayasasıyla inkarcı, tekçi ve Türkçü bir toplum yaratma isteğinin hala devam ettiğinin altını çizen Kulu, “Dersim coğrafyası; Hakk’ın, hakikatin, ocakların, ziyaretgahların olduğu bir yeri tamamen asimile etmek, Alevi inancını, kültürünü yok etme çabası için bir altyapı oluşturmaya çalışıyor” dedi.

    “ZULÜM VE ASİMİLASYON ÇABASINA KARŞI DURMALIYIZ”

    12 Eylül Darbesi’nin valisi Kenan Güven’in Alevi Kürt çocuklarını imam hatiplere gönderip eğitmesinin benzeri bir politikanın bugün Diyanet İşleri Başkanlığı başta olmak üzere bütün kurumlarıyla devam ettirildiğine vurgu yapan Kulu, şunları ifade etti:

    “Bu çabaya, o topraklarda, o toprağın insanı olup hatta bir ocağın evladı olanların buna payanda olması, katkı sunması, zulmün nasıl bir noktaya geldiğinin göstergesidir. Hem Türkiye’de hem dünyada yaşayan bütün Dersimli Alevi toplumuna, her bireyine, aydınına, sanatçısına, yani ayakta hala duran söz kurabilen herkesin bu zulme, asimilasyona ve imhaya karşı ses çıkarması gerekiyor. Yoksa bu asimilasyon, bu yok etme imha çabası fütursuz bir şekilde devam edecektir. Bu zulüm ve asimilasyon çabasına karşı durmak her Alevi kadının, erkeğin, insanının görev ve sorumludur. Çocuklarımıza da, toprağımıza da, ocaklarımıza da, ziyaretgahlarımıza da sahip çıkalım. Bizim olan dünyaya yeter. Onların getirdiği sadece bizi yok etme çabasıdır. Bize verdikleri budur. Bundan başka bir şey getirmeyecektir.”

    PİRHA/MERSİN

     

  • DAD Kadın Meclisi Ana Fatma’da açıklama yaptı-VİDEO

    DAD Kadın Meclisi Ana Fatma’da açıklama yaptı-VİDEO

    PİRHA-Ana Fatma Ziyareti’ne ‘düzenleme’ adı altında CHP Elazığ Milletvekili Gürsel Erol tarafından aslan heykeli ve tabela konulması tepkiler yükselince kaldırıldı. DAD Kadın Meclisi de Ana Fatma Ziyareti’nde yaptığı açıklamada, “Bu coğrafya çok zulüm yaşadı, çok ihanet gördü, her gün her saat jiyar ve diyarlarımız acı keder içindedir. Bu organize talan zihnine karşı hakikatini korumak da, çitini yere düşürmeyecek iradeyi ve gayreti kız kardeşler olarak göstereceğiz” dedi.

    Alevi inancında ziyaret yerleri önemli bir yere sahip. Munzur Gözeleri’ndeki peyzaj projesinde olduğu gibi Ana Fatma Ziyaretinin de doğal dokusuna yenileme adı altında zarar veriliyor.

    Dersim’de bulunan ve Aleviler için kutsal sayılan Ana Fatma Ziyaretinin bulunduğu bölgeye, geçtiğimiz günlerde Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Milletvekili Gürsel Erol tarafından “peyzaj” adı altında restorasyon çalışması yapıldı. Ancak PİRHA’nın yaptığı haberler üzerine gelen yoğun tepkiler nedeniyle Erol, isminin yazılı bulunduğu mermer tableti ve yeleli aslan heykellerini kaldırmak zorunda kaldı.

    Konuya dair Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) Kadın Meclisi, Ana Fatma Ziyareti’nde basın açıklaması yaptı. HDP Kadın Meclisi’nin destek verdiği açıklamayı kadınlar adına Zozan Bozkurt okudu.

    “ANA FATMA DERSİMLİ HER KADININ STARGAHIDIR”

    Zozan Bozkurt, zamanın ve mekânın ikrarlaştığı mekanlar Reya Heq / Hakk Yol Aleviler için jiyar (ziyaret) makamları olduğunu belirterek, “Makam insan nefsinin aşıldığı külli varlık ile ikrarlaşılan, Hakk’ın nurunun nişan olduğu yerdir. Xızıri gerçeğin nakşolduğu doğum mekanlarıdır. Hakk Yol Aleviler bu makamlara niyaz olarak kulli kainat ikrar kurarız. Jiyara Ana Fatma, Ana Fatma makamı bir kadın ziyaretidir. Dersimli her kadının stargahı, sığındığı, derdini açtığı, yakarışta bulunduğu şifa makamıdır” dedi.

    “NEDEN KİMSE SADELİĞİN MUAZZAM GÜZELLİĞİNDEKİ SANATI GÖRMEK İSTEMİYOR”

    Harde Dewreş’in, Ana Mezin’in muazzam güzelliği ve sanatı karşısında kendini biçare sayan insan, kendi nefsini göstermek için illa ki ondan aldığını tekrar işleyip Harde Dewreş’e zulm etmek için kullandığını dile getiren Zozan Bozkurt, “Heykel yapıyor, koca dağları delerek, havaya uçurarak, mermer çıkarıp tekrar o mermerle Toprak Ana’nın cemalini, güzelliğini kapatmak istiyor. Mat pürüzsüzlüğünde ayakları çamur olmasın diye. Ama neden kimse sadeliğin muazzam güzelliğindeki sanatı görmek istemiyor. Ana Mezin’in gözlerini kapatarak tecavüz eden bir erkeklik ve iktidar anlayışı ile karşı karşıyayız. En sanatsal, en değerli sadelik modernizmin pespaye süsü ile kapatılmaya çalışılıyor” diye konuştu.

    Zozan Bozkurt, açıklamanın devamında şu soruları sordu:

    “-Munzur’dan balık yemeyen Dersimlinin edep erkanını inandığı iktidarcılığa kurban ettiğinin farkında mıdır?

    -Gürsel Erol bu muazzam sadeliğe doğmadın mı? Hangi iktidara kör etmiş seni?

    -Bu toplum seni görüp, en görüleceğin yere koymadı mı?

    -Nefsini kesmeyen nedir?

    -Hangi sofradan besleniyor bu nefis, topraklarımız talan etmek isteyen hangi aklın hizmetkarı bu hal?

    -Gürsel Erol Ana Fatma’ya niyaz olan kadınların lokması geçmedi mi boğazından?

    -Yani biz bundan sonra Gürsel Erol beyefendinin ziyaretine mi niyaz olalım?

    -Onun ismini görmesek kör mü oluruz. Katliama mı uğrarız diyorsunuz?

    Edep erkan bilen yol evladı hiç mürşidi makamın üzerini mermerle kapatır mı?”

    “BU HİZMET DEĞİL ZULÜMDÜR”

    Gürsel Erol’un yolun kemaletinden dem alınmadığını, dili ile ne kadar devşirildiğini gösterdiğinin altını çizen Zozan Bozkurt, “Oyuncak sanattan yoksun aslan heykelinle aslan gibi erkeğim mi demek istiyordun. Ana Mezin Qileler o aslanların dördünü birden ayak diplerinde beslemiştir. Aslan, Ana Kadının binekleridir, toplum mitolojimizi bilir isen. Hakk bilir sen bir de hizmet ettim diyorsun, bu hizmet değil zulümdür. Zulmüne direnmek ise biz Dersim Kadınlarının ikrarı olsun.

    “TALAN ZİHNİNE KARŞI HAKİKATİ KORUYACAĞIZ”

    Zozan Bozkurt, devamında şunları ifade etti:

    “Jiyara Ana Fatma orijinal hali ile korunsun. Yaptığın her şeyi kaldır ve en doğal hali ile bırak. Yoksa nemalandığın iktidar ihalelerinden kalan atık mermerlerini de elimizle sökmek bize düşer yoksa. Çünkü içinde helal lokma olmadığını da biliyoruz. Dersimde kendini Munzur’a bırakan kız kardeşlerimizin kanları üzerine, tarihin inkarı üzerine oturmuş devşirme lokması helal olur mu hiç.

    En kutsalımıza, Hakk kapısına, Ana ocağına beton dökmek sana mı görev oldu. Farkındayız; yeni bir konseptle karşı karşıyayız. En kutsalımız olan, Hakk kapısına, mürşid-i makam ebediyen burada beton dökülerek meftun edilmiştir. Bir ocak evlâdı eliyle zulüm işlenmiştir.

    İsterler ki, bu kutsal topraklarda dönecek mekan, yatılacak ev, muhabbet edilecek çeşme, tarihi anıları canlandıracak mezar taşı , niyaz olacak bir jiyar kalmasın. Kutsalımız komumuzdur, isterler ki bu kutsallar üzerinde hakikatimiz yeniden dirilmesin.  Hayallerimiz, duygularımız, tarihimiz, kutsalımız, komumuz, duygularımız işgal altındadır.

    Ya Ana Fatma, her gün her an senin darındayız.  Bu coğrafya çok zulüm yaşadı, çok ihanet gördü, her gün her saat jiyar ve diyarlarımız acı keder içindedir. Bu organize talan zihnine karşı hakikatini korumak da, çitini yere düşürmeyecek iradeyi ve gayreti kız kardeşler olarak göstereceğimizin ikrarını veriyoruz huzurunda.”

    PİRHA/DERSİM

     

  • Meclis gündeminde: Dağ keçilerini kim öldürüyor?

    Meclis gündeminde: Dağ keçilerini kim öldürüyor?

    PİRHA- HDP Dersim Milletvekili Alican Önlü, dağ keçilerinin öldürülmesi hakkında yazılı soru önergesi hazırlayarak, “Dersim’de katledilen Dağ Keçisi sayısı kaçtır ve dağ keçisi katleden kaç kişi yakalanmıştır?” diye sordu.

    Halkların Demokratik Partisi (HDP) Örgütlemeden Sorumlu Eş Genel Başkan Yardımcısı ve Dersim Milletvekili Alican Önlü, dağ keçilerinin öldürülmesi hakkında Tarım ve Orman Bakanı Bekir Pakdemir tarafından cevaplandırılması istemiyle yazılı soru önergesi hazırladı.

    Önergede, özellikle son yıllarda “Av Turizmi’ adı altında Dersim’in Raye Haq inancının kutsallarından olan dağ keçilerine yönelik sistematik saldırıların teşhir edildiğini ve gerek Dersim halkı gerekse de kamuoyu baskısıyla engellendiğini ifade eden Önlü, engellenen ihalelere rağmen sıklıkla dağ keçilerinin kaçak avcı ya da provokatörler tarafından vurulduğunu ve öldürüldüğünü belirtti.

    Önlü, Dersim’in Mazgirt ilçesinde 8 dağ keçisinin cansız bedeninin bulunduğu ve bunun üzerine de Pülümür karayolu Büyükyurt yol ayrımında bir dağ keçisinin vurulmuş halde can çekişen görüntüsünün sosyal medya da ve çeşitli haber ajanslarıyla paylaşıldığına da değindi.

    “DERSİM’İN KÜLTÜRÜNE VE İNANCINA SALDIRI”

    Önlü, Dersim Raye Haq inancının doğayı canlı görüp kutsallaştırması ile birlikte dağların, ağaçların, derelerin bir ruhu olduğuna inanıldığına ve bu inanışın Dersim’in kültürüyle iç içe geçerek bütünleştiğine değindiği önergede  “Dersim’de doğal yaşam, inanç ve kültür birbirinden ayrı düşünülemez. Dolayısıyla Dersim’in doğasına ve hayvanlarına yönelik her saldırı aynı zamanda Dersim’in kültürüne ve inancına da yapılmış sayılmaktadır. Sistematik olarak yapılan bu saldırıların faillerinin tespit edilmesi, teşhir edilmesi ve ortaya çıkarılması Dersim halkının en büyük beklentilerinden biridir.” ifadelerine yer verdi.

    “DERSİM’DE DAĞ KEÇİSİ KATLEDEN KAÇ KİŞİ YAKALANMIŞTIR?”

    Önlü, Tarım ve Orman Bakanı Bekir Pakdemir tarafından cevaplandırılması istenen soruları şöyle sıraladı:

    “- Pülümür karayolu Büyükyurt yol ayrımında katledilen dağ keçisi için bir soruşturma başlatılmış mıdır?

    – Dağ keçisinden çıkarılan kurşunlar hangi tür silahtan atılmıştır? Bu tür silah kimler tarafından kullanılmaktadır? Buna dair bir araştırma yapılmakta mıdır?

    – Dersim gibi dört tarafı kameralarla gözetlenen, adım başı kontrol noktası olan bir coğrafya da dağ keçilerini katleden kişiler neden bulunamamaktadır?

    – Dersim’de dağ keçilerinin koruma altına alınması noktasında ne tür çalışmalar yapmaktasınız?

    – 5 Ocak’ta cansız bulunan 8 dağ keçisinin ölüm nedeni belli olmuş mudur? Bu konuda yapılan incelemelerin sonuçlarını kamuoyuyla ne zaman paylaşacaksınız?

    – Son 1 yıl içerisinde Dersim’de katledilen Dağ Keçisi sayısı kaçtır?

    – Son 1 yıl içerisinde Dersim’de dağ keçisi katleden kaç kişi yakalanmıştır? Bu yakalananlar hakkında ne tür işlemler yapılmıştır?”

    PİRHA/ANKARA

  • Pir Kete: Alevilerin Almanya’daki kazanımı emsal olacak bir kazanıma dönüştürülmeli

    Pir Kete: Alevilerin Almanya’daki kazanımı emsal olacak bir kazanıma dönüştürülmeli

    PİRHA- DAD Genel Sekreteri ve Adana Şube Eş Başkanı Şıx Çoban Ocağı evladı Pir Zeynel Kete, Almanya’da Alevi inancının tanımasına dair yaptığı değerlendirmede, varolan kazanımı maddi kazanıma indirgemeden, piyasa Aleviliğinin önüne geçerek, demokratik ve meşru bir mücadele için bir mevzi olarak düşünülmesi gerektiğinin altını çizdi. Kete, “Bu kazanımı uluslararası hukuk alanında emsal olacak bir kazanıma dönüştürmek için bir komisyon oluşturmalıyız” önerisinde bulundu.

    Almanya’nın Kuzey Ren Vestfalya Eyaleti Parlamentosu’nun Alevilerin bir inanç topluluğu olarak kabulü kararı sonrasında Aleviler kamu tüzel kişiliği kazandı ve böylece Aleviler Almanya’da bir inanç toplumu olarak en üst seviyeden tanınmış oldu.

    Konuya ilişkin değerlendirmelerde bulunan Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) Genel Sekreteri ve Adana Şube Eş Başkanı Şıx Çoban Ocağı evladı Pir Zeynel Kete, devlet dışı olan ahlaki politik toplumu, rıza toplumu süreklerini, farklılıkları tekleştirerek, kontrol ve denetim altına alarak, finanse ederek, egemen ulus kültürü içerisinde eritilmek istendiğini belirtti.

    “‘KAZANIM VEYA KAYIP’ BİZİ DOĞRUDAN ETKİLEDİĞİ GİBİ BİZLERİ DE BAĞLAR”

    70’li yıllarda yoğunlaşarak devam eden göçle birlikte Alevilerin dört kuşaktır Almanya’da yaşadığını ifade eden Kete, bu gerçeklikten hareketle Avrupa’da ve özelde Almanya’da yaşayan Alevilerle ilgili söz söylenmesi gerektiğini dile getirerek, şunları söyledi:

    “Piyasa Alevileri kendilerini kapitalizme göre konumlandırırken, Aleviliği kapitalizme göre tasarlıyorlar. Bu tehlikeyi görmeden yapılacak her girişimin sonucu birçok riskleri gelecekte değiştirmek çok zor olacaktır. Burada Rıza toplumunun ilkesel duruşunu önemsemek ve hak temelinde yapılan uyarı ve eleştirileri de dikkatle okumalıyız. Söylenecek söz ve kavramlar tarihi ve insanlığı ilgilendirir. Kavramlar geçmiş tarihin hafızalarıdır. Her kavramın ve sözün bir hafızası ve tarihi vardır. ‘Kazanım veya kayıp’ bizi doğrudan etkilediği gibi bizleri de bağlar. Alevilerin Max Weber’leri görev başında. İşin başında kapitalist modernist anlayış var. Bu anlayış Avrupa üzerinden Türkiye Alevilerini denetlemeye almaya çalışıyor.”

    Kapitalist modernist anlayışın alternatifi Alman yasaları değil, Rıza toplumumun kemaleti olduğunun altını çizen Kete, “Toplumsal sorunlarımızı çözme yöntemi, toplumsal hafızamızı esas alınarak, öncelikle Alevi sürekleri arasında meydan kurularak çözüme kavuşturmaktır” dedi.

    “SÜRECİ” KAZANIM VE KAYIP” DÜALİZMİNE İNDİRGEMEK DOĞRU MUDUR?”

    “Almanya’da Aleviliğin diğer din ve inanç grupları ile eş düzeyde tanınması ve aynı haklara sahip olması yönünde yeni bir adım atıldı ve “Hak eşitliği anlaşması” imzalandı” şeklinde gündemde yer aldığına dikkat çeken Kete, sözlerine şu soruları sorarak devam etti:

    “Almanya ilk kez mi Aleviliği kabul ediyor? Aleviler Almanya da erkânlarını yürütemiyorlar mıydı? Bu kazanım bütün Alevi süreklerini kapsar mı? Ders kitapları yazılırken kimler görev alacak? Alevilik Almanca mı anlatılacak? Ya da başka bir dille mi? Aleviliğin kendine has binlerce yıllık ağırlıklı Aryenik kökenli kavram ve kuramlar nasıl anlatılacak? “Büyük kazanım” şeklinde tanımlanması Alevi hakikatini ve Avrupa Alevi toplumumun sosyolojisine uygun mudur? Süreci ” kazanım ve kayıp” düalizmine indirgemek doğru mudur? Yaşananları “iyi-kötü, kayıp-kazanım” şeklinde tanımlamak Aleviliğin Xızır aklı ile uyumlu mudur? Mutlak kayıp mutlak kazanım var mı? Farklı süreklerin kutsal günleri tatil edilecek mi? Almanya’da yaşayan Yarsanîler, Ehli Haklar, Kakailer, Türkmen sürekleri, Bektaşiler, Arap Alevileri (Nusayriler), Rêya Haq Kürt Alevileri vs. ya da Alevi inancını yaşayan farklı halklar ve diller kendi dilleri ile okullarda Aleviliği öğrenecekler mi? Türkçe, Kürtçe, Farsça, Arapça ağırlıklı olmak üzere kendi anadilleri ile Aleviliği öğrenmek isterlerse sorun nasıl çözülecek. Bu sorun çözülmezse bu kazanım ne kadar evrensel ve büyük bir kazanımdır?”

    “ALMANYA’DAKİ KAZANIM NE KADAR EVRENSELDİR?”

    Kete, “Rıza toplumu perspektifi bir insanlık perspektifidir, bu yönüyle evrenseldir” diyerek “Almanya’daki kazanım ne kadar evrenseldir? Mevcut kazanımın getirisi götürüsü, meydan kurularak tartışılmadan tek kanal yayın yapılarak şimdiden zafer ilan edilerek tanıtmak, meselenin arka planını hesaba katmamak ve meydana gelecek tartışmaların kurulacak meydanın, söylenecek farklı sözlerin önünü kesmektir ki bu da ilkesel değildir. Rıza toplumu açık bir toplumdur. “Bildiğimin Alimi, bilmediğimin talibiyim” düsturunu esas alır. Şu ana kadar bireysel açıklamalar ve bazı kurumların görüşleri dışında Alevî sürekleri ile, pirleri, yazarları, akademisyenleri, gençleri, kadınları ile bir meydan kurulmamıştır. Yöntem böyle olunca “Hak eşitliği” anlaşması anlaşılamamaktadır” diye konuştu.

    “BU KAZANIMLA İLGİLİ ALEVİ MEYDANLARINDA CİDDİ ORTAKLAŞMAYA GİDİLMELİ”

    30-40 yıllık Almanya’daki Alevilerin mücadelesi sonucunda kazanım elde edildiğini söyleyen Kete, “Bu kazanımla ilgili Alevi meydanlarında, cem erkânlarında, kurumlarda ciddi ortaklaşmaya gidilmeli, ortak dil ve akıl var edilmelidir. İleriki süreçte bunun etkileri nasıl olacak? Tekçi bir anlayışla farklılıklara bakan Türkiye bu kazanımla ilgili ne diyor ya da Türkiye’yi nasıl etkileyecek? Bu kazanımların Türkiye’deki Alevilere katkısı ne olacak? Hukuki olarak Türkiye’yi etkileyecek mi? gibi sorular üzerinde derinlikli, kapsayıcı bir tartışma yapılmalı, bunun zemini oluşmalı, önemsenmelidir” ifadelerine yer verdi.

    “ALEVİLİK DÜN DE VARDI, BUGÜN DE VARDIR, YARIN DA VAR OLACAKTIR”

    Son olarak bu kazanımı maddi kazanıma indirgemeden, piyasa Aleviliğinin önüne geçerek, demokratik ve meşru bir mücadele için bir mevzi olarak düşünülmesi gerektiğini vurgulayan Kete, şunları aktardı:

    “Bu kazanımı uluslararası hukuk alanında emsal olacak bir kazanıma dönüştürmek için bir komisyon oluşturmalıyız. Evet tanınmak, bilinmek, görünür olmak cümle canın hakikatidir. Ama kendi dilimizle, özümüzle hakikatimizle olmak şartı ile. Alevilik dün de vardı, bugün de vardır, yarın da var olacaktır. Birilerinin bizi tanıyıp tanımaması hakikatimizi değiştirmez. Yol belli hakikat belli, Pir belli, cem belli, erkan ve normları belli bunun önüne kimse geçemez de. Rıza toplumun hakikat meydanları ortadadır. Bizim esas alacağımız temel norm bu meydanlar oldu bundan sonra da olmaya devam edecektir. Aslolan evrensel düzeyde Rıza toplumu perspektifidir, tarihsel gerçekliğimizdir, bu gerçeklikte ısrar etmemizdir. En zor durumda bile umutsuzluğa kapılmadan Nahak zihniyetin karşısında dik durmak ve Haq aşkı xızır gayreti ile çark ı pervaz halinde olmaktır. Rıza toplumunda ısrar, insanlıkta ısrardır.”

    Diren KESER/MERSİN

  • Kakai İnanç Heyeti Ana Fatma ve Gola Çeto’ya niyaz oldu-VİDEO

    Kakai İnanç Heyeti Ana Fatma ve Gola Çeto’ya niyaz oldu-VİDEO

    PİRHA – Kakai Alevi İnanç Heyeti, Dersim’de bulunan Ana Fatma ve Gola Çeto ziyaretgahlarına niyaz oldu. Ziyaretlerde gulbang verilerek lokmalar pay edildi. Ziyaretlerde Kakailerin inancına dair aktarımlarda bulunuldu.

    Kakai Alevi İnanç Heyeti, Alevi kurum ve dergah ziyaretlerine bugün Dersim’de devam etti.

    Ana Fatma Ziyaretgahı ve Jare Gola Çeto’ya gelen heyete Demokratik Alevi Dernekleri üye ve yöneticileri, kurum temsilcileri ve çok sayıda Dersimli yurttaş eşlik etti.

    DAD Genel Merkez Eş Başkanı Musa Kulu ve DAD yöneticisi Nadide Yallı Reya Heq Alevi inancının Dersim’de yaşanması ve ziyaretgahlar hakkında bilgi verdi. Lokma gülbengini Sinemilli Ocağı pşrlerinden Süleyman Deprem verdi.

    Kakai Alevi İnanç Heyeti’nden Pir Serhat Kakay, Reya Heq inancının coğrafyası, Harde Dewreş Dersim’e gelip görmenin, çıla yakmanın ve lokmaların pay edilmesinin kendilerinde güzel duygular yarattığını belirtti.

    PİRHA/DERSİM

  • Pir Hasan Genç, seçimde kime oy vereceklerini açıkladı-VİDEO

    Pir Hasan Genç, seçimde kime oy vereceklerini açıkladı-VİDEO

    PİRHA – 24 Haziran seçimlerine ilişkin Pir Haber Ajansı’na konuşan Ağuçan Ocağı Pirlerinden Hasan Genç, “Alevilik hak, hukuk, adalet, eşitlik birlik ve beraberliktir” dedi. Genç, “Birlik, beraberliğimizi oluşturarak oyumuzu demokratik anlayışta olanlara vereceğiz” diye konuştu.  

    Ağuçan Ocağı pirlerinden Hasan Genç, 24 Haziran seçimlerine ilişkin PİRHA’ya konuştu. Pir Genç, “Alevilik anlayışı haktır, hukuktur, adalettir, birliktir, beraberliktir, eşitliktir ve paylaşımdır. Bizler de birlik, beraberliğimizi oluşturarak oyumuzu demokratik anlayışta olanlara vereceğiz” dedi.

    “ALEVİLİK, DEMOKRATİK İŞ BİRLİĞİDİR” 

    “Alevilik anlayışında katliam olmaz. Katliamı yapan kişilerle iş birliği yapmamın mümkün olmadığını görürüz. Alevilik, Reya Haq yoludur, hakkı insan ve doğada görürüz. Barış, kardeşlik istiyoruz. Üstünlük kavramı yoktur. El ele el Hakka deriz. Eline beline diline sahip olmak demektir Alevilik” diye konuşan Pir Genç, sözlerini şöyle sürdürdü:

    “Adalet nasıl olur, birlikte olur. Alevi inancı budur. Alevilik, demokratik bir işbirliğidir. İnsan hakkını gasp eden bir anlayışın yanında olmaz. Katliamlar; birliği, beraberliği bozmak için egemenlerin kendine göre din yaratması amacıyla yapıldı. Pir Sultanlar adaletsizliğe karşı geldiği için katledildiler.

    Alevilerin, haktan, hukuktan, adaletten yana oy kullanması gerekiyor. Hz. Hüseyin, ben şehit olayım ki hak, hukuk devam etsin. Ama ben şehit olmam Muaviye’nin yanında yer alırsam hak ve hukuk biter demiştir. Hz.Hüseyin’in duruşu budur.”

    “DEMOKRATİK ANLAYIŞTA OLANLARA OYUMUZU VERECEĞİZ”

    Pir Genç, “Seyit Rıza’nın haksızlığa duruşunu günümüze kadar söylüyoruz. Deniz, Yusuf ve Hüseyin, hakkın, adaletin yanında durur. Adaletin yanında oldukları için idam edilmişlerdir. Sisteme karşı geldikleri için, birlik ve beraberliği savundukları için idam edilmişlerdir. İbrahim Kaypakkaya ve Mahir Çayan da haksızlığa boyun eğmemiştir. Bu adaletsizliğe boyun eğmemek günümüze kadar devam etmiştir” ifadelerini kullandı.

    Pir Genç, seçimlerde Alevilerin tavrının nasıl olması gerektiğiyle ilgili şunları söyledi:

    “Bunların hepsini gözönünde bulundurarak birlik ve beraberliğimizi oluşturacağız. Demokratik anlayışta olanlara oyumuzu vereceğiz. Dersim Alevi ocak pirlerinden birisi olarak bunu söylüyorum. Çünkü köyümüzde katledilen 24 kişinin 14’ü çocuk. Biz bunları kabul edersek sürekli yakarlar.”

    ELAZIĞ/PİRHA

  • ‘Asimilasyona karşı Harde Dewreş ayaktadır, Munzur ayaktadır’-VİDEO

    ‘Asimilasyona karşı Harde Dewreş ayaktadır, Munzur ayaktadır’-VİDEO

    PİRHA – Dersim’de Aleviliğe yönelik asimilasyon politikalarına ilişkin konuşan DAD İstanbul yöneticilerinden Bülent Felekoğlu, “Reya Haq coğrafyasında toplumun zihni üzerinde psikolojik travma yaratılma hedefi var. Kendileri gibi düşünen, kendileri gibi ibadet eden bir zihin sistemi kurmak istiyorlar” dedi.

    Demokratik Alevi Derneği İstanbul yöneticilerinden Bülent Felekoğlu, Dersim’de Aleviliğe yönelik asimilasyon politikalarına ilişkin PİRHA’ya konuştu. Felekoğlu, “Reya Haq coğrafyasındayız, Dersim’deyiz, Harde Dewrş’teyiz. Harde Dewreş’e her geldiğimizde özellikle nehakın coğrafyamıza ve toplumumuza yaptığı tahribatlarla daha fazla karşılaşıyoruz” dedi.

    “REYA HAQ COĞRAFYASINDA TOPLUMUN DEĞERLERİYLE OYNANIYOR”

    Tunceli Cemevi’ne değinen Felekoğlu, “Tunceli Cemevi’nde yaşanan durumlar, sonrasında bazı ocaklardan evlatların Avrupa’ya gri pasaportla gönderilmesi; bu konuda toplumun bütün değerleriyle oynanarak aslında düşkünleştirilmesi sürecidir. Bu kavramlarla aslında Dersim’deki Reya Haq coğrafyasında akıl ve zihin düşürülerek yıpratılmak istenmekte ve toplumun zihni üzerinde psikolojik travma yaratılma hedefi var. Bunu doğru anlamak gerekiyor. Muktedirler bu inanca yaklaşırken zamanın tüm aşamalarında bunu görüyoruz; kendine benzetme, tek tipleştirme içerisinde hep algılamaya ve toplumu böyle yönetmeye çalıştılar. Vergi alınabilen, kendisi gibi düşünen veya kendisi gibi tek sistemde ibadet eden bir zihin sistemini kurmak istiyorlar” diye konuştu.

    “MUNZUR’UN ÖNÜ KESİLEREK HAKİKAT YOK EDİLMEYE ÇALIŞILIYOR”

    Fakat Reya Haq coğrayfasının cümle cana niyaz olmuş ve cümle canın hakikatini kendi içerisinde yaşatmaya çalışan, Xızır’ın dilini, Hakkın nurunu cümle aleme anlatmaya çalışan bir hakikat olduğunu ifade eden Felekoğlu, şunları kaydetti:

    “Bugün Munzur’a baktığınız andan itibaren bile bu hakikati çok net görürsünüz. Munzur’un önüne baraj kurarak o hakikat yıpratılmaya ve yok edilmeye çalışılıyor. Abdülhamit’ten beri de biliyoruz ki; Munzur suyunun önü kesilerek bütün hakikatlerin tüm coğrafyaya yayılması engellenmek istenmekte. Bu coğrafyanın dili, renkleri ve halkları yok edilmek istenmekte.”

    “ASİMİLASYONCU YAKLAŞIM HARDE DEWREŞ’TE SONUÇ VERMEYECEKTİR”

    “Munzur Üniverisitesi de yaptığı tüm çalışmalarda bizi Türkmen canlarımızla yürüttüğümüz büyük mücadele hakkını akamete uğratan veya Türk-İslam sentezi üzerinden Hacı Bektaş’ın hakikatini de saptırarak sadece bir akıncı subayı boyutuna düşüren, bu şekilde İslam’ın hakikatini de yerine koymadan biatçı bir kültürü geliştiren anlayış geliştirmek istiyor. Buna dair bir yaklaşım geliştirmek istiyor” diye konuşan Felekoğlu, sözlerini şöyle sürdürdü:

    “Bu coğrafyanın topraklarında bir eğitim hattı, bir akademi hattı kurulmuşken bu coğrafyanın hakikatini anlamlandırmadan, bu coğrafyada yaşayanların inancını anlamlandırmadan bu saptırmaya çalışmak sadece dönemsel olarak maaşa tabi olmak, dönemsel olarak maaş bekçiliği yapmaktan başka bir sonuç vermeyecektir. Bunu zaman bize gösterecektir. Çünkü bu coğrafya zamanın dilini, ruhunu taşıyor içerisinde. Bu coğrafya yer bilmenin ruhunu taşıyor içerisinde. Yer bildiği için yer gösteren bir coğrafyadır. Reya Haq Aleviler yer bilirler, kıymet bilirler. Biz Türkmen canlarımıza gayretkeş mücadelelerinden dolayı Kızılbaş terimini kullanmışız. Reya Haq coğrafyası kendisine Mansurlar coğrafyası der. Kızılbaş terimi bizim için babaganların, Babailerin o can feda direnişleriyle bir rıza toplumu yaratma arzlarında beraber gayretin sonucu verdiğimiz manadır. Bu konuda kıymetlerini kadirlerini biliriz, minnettarız birbirimize.

    Çünkü biz Hakkın emir rızası olan Kuranı zişanın da doğru anlaşılması, doğru anlatılması ve de onun üzerinden Allah’ın ismini kendi tanrılarına mülk eden anlayışa karşı hakkın emr rızasını tüm coğrafyalarda yaşatacak bir anlayışın devamıyız. Reya Haq coğrafyası, bu rızalığı tüm canlarda görebilirler. Yeter ki buna bakmasını bilsinler. Bu asimilasyonist yaklaşımlar hiçbir şekilde bu coğrafyada sonuç vermeyecektir. Reya Haq Alevileri şunu çok net karşılarına koymalıdır, net yaşamalıdır; bizim inancımız yaşanır, rızkını rıza ile pay eden toplumsallığın yaşamıdır. Her duasında Xızır geçmeyen bizden değildir. Musahibini de kivrasını erkanına taşımayan eksik yaşıyordur. Yaşadığı toplumda kendi vicdanı olan, kivrasını, musahipini, toplumsal ikrarlaşmasını bir hatta taşımıyorsa Alevi değildir, Aleviliği derinlikli yaşamıyordur. Bunu yaşatmak gibi bir derdi yoktur. Bu da tarikatçı hatta doğru gidecektir.”

    ŞİİLEŞTİRME VE SÜNNİLEŞTİRME HATTI

    Felekoğlu, “Ayrıca inancımız üzerinde oynanan bir diğer kısım da Şiileştirme ve Sünnileştirme hattı” diyerek şunları aktardı:

    “Bu Dersim’de de yoğun bir şekilde işleniyor. Ne yazık ki bizim kurumlarımız yani bir cemevi üzerinden iletilmeye çalışılıyor. Dünya kadar Şii hurafesiyle Alevilik anlatmaya çalışılıyor. Dünya kadar Şii saptırmasıyla Alevilik anlatılmaya çalışılıyor. Bugün Şii hattını kendisine rehber edenler Kerbela’da Hüseyin’e hesap vereceklerdir. Kerbela’da Hüseyin’i yalnız bırakanların tezgahına girmiş demektir.

    Diğer tarafta; namaz da kılsak, oru. Da tutsak hepsini Hak için yapıyoruz diyen bir anlayış var. Hakkı anlayarak vicdanen yapılan ibadetleri hak sayarız. Aleviler, Hristiyan’ın kiliseye gitmesini, bir Müslüman’ın camiye gidip namaz kılmasını da hak sayar, orucunu tutmasını da hak sayar. Fakat hak saymadığı bir durum vardır; bunu kendisine siper edip diğerlerin hepsini kendine benzetmeye çalışan, hakkın tüm nurlarını, renklerini bir etmeye çalışan, tek şekilde bakmaya çalışan anlayışlara karşıdır. Bunlar sapmadır. Hak yolunda bunların hepsi sapmadır. Hak yolu ana yoludur, hak kapısıdır. Kadının nur olmadığı hiçbir hat gerçekliğini hakkın emr rızasıyla yerine getiremez.”

    “HARDE DEWREŞ AYAKTADIR, MUNZUR AYAKTADIR”

    Alevi toplumunun bütünlüklü olarak Harde Dewreş’ten başlayarak kendi coğrafyasına yüzünü dönmek durumunda olduğunu belirten Felekoğlu, şöyle devam etti:

    “Alevi toplumu kendi jiyar, diyarlarını anmak ve taşımak durumundadır. Bir cenaze erkanı yapıldığında saflarını kadınlı, erkekli canlarla oluşturmalıdır. Haremlik selamlık cümle canın nur olduğu hak yolunda bunu dayatanlar bu yola şhanet edenlerdir. Bu ihaneti görmek gerekir. Bir erkanda musahip varsa, meftanın arkasında musahip varsa yanında kivrası varsa, piri varsa, ana baba yanında duruyorsa cümle can da onun etrafında halka olup ellerini bağırlarına koyup dualarını edip sırlıyorlarsa o zaman hak yerini bulur. O zaman can tekrar doğumun çarkına sokulur. Cem erkanlarında haremlik selamlık yapanlar, cem erkanlarında durmadan salavat getirenler bu yolda Alevi çocuklarını Işid’e, Hizbullah’a götürecek olan tarikatçı hatta nüfus kazandırmaktan başka bir şey olmayacaktır.

    Harde Dewreş direniyor, Harde Dewreş ayaktadır, Munzur ayaktadır. Cümlemiz ayaktayız. Nehak kendi çarkını sürecek, devranını sürmeye çalışacak. Bizim de görevimiz kendi meydanımızı kurmaktır.”

    Hüseyin Yaşar SEZGİN/DERSİM