Etiket: rıza türmen

  • Rıza Türmen: Sürecin  başarıya ulaşması için demokratik adımlar şart

    Rıza Türmen: Sürecin başarıya ulaşması için demokratik adımlar şart

    PİRHA- Eski Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) yargıcı Anayasa Mahkemesi üyesi ve hukukçu Rıza Türmen, PKK’nın Türkiye’den tüm güçlerini çekeceği açıklamasını PİRHA’ya değerlendirdi. Türmen, sürecin önemine dikkat çekerken tek taraflı ilerleyen uygulamalar ve otoriterleşme eğilimlerinin barış sürecini tehlikeye attığını söyledi.

    Rıza Türmen, PKK’nın Türkiye’den çekilme kararını değerlendirirken, bunun önemli bir gelişme olduğunu vurguladı. Türmen şöyle dedi:

    “PKK’nın Türkiye’den bütün kuvvetlerini çekeceğini açıklayan bir basın toplantısı yapması, bu konuda böyle bir tahayyül altına girmesi elbette ki çok önemli bir adım.Bu yeni bir aşama. Çok da iyi bir şey oldu çünkü süreç yavaş yavaş kaybolmaya başlamıştı.”

    “SÜREÇ TEK TARAFLA YÜRÜTÜLÜYOR”

    Türmen, sürecin büyük ölçüde Kürt tarafının inisiyatifiyle ilerlediğini belirterek şöyle devam etti:

    “İki tespit yapmak istiyorum bununla ilgili olarak.

    Birinci tespit şu, bu süreç Bahçeli’nin konuşmasıyla başladı, pek güzel. Ama ondan sonra yapılan her şey Kürt tarafından geldi. Öcalan’ın açıklamaları, arkasından PKK’nın sembolik silah bırakması, arkasından kendini feshetmesi,  arkasından Türkiye’den çekileceğini ilan etmesi. Bütün bu adımlar Kürt tarafından geldi. Oysa tango yapmak için iki kişi gerekli. İktidar bu sürecin neresinde duruyor? Bunu bilemiyoruz.

    PKK’lıların Türkiye’ye dönüşüyle ilgili ne yapmayı düşünüyor?

    Nasıl bir kanun çalışması var?

    Bunların hiçbiri yok ortada. Süreci böyle götüremezsiniz. Siyasi iktidarın bu sürecin neresinde durduğunu göstermesi lazım artık. Bir yerde duruyor mu yoksa hiçbir yerde durmuyor mu?”

    “BARIŞ VE DEMOKRATİKLEŞME BİRLİKTE YÜRÜTÜLÜR”

    Türmen, sürecin yalnızca silah bırakılmasıyla sınırlı kalamayacağını belirterek, çelişkili tabloya dikkat çekti:

    “İkinci tespit de şu, bu sadece terörsüz Türkiye PKK’nın silah bırakmasıyla sınırlı tutulamaz.İşte bugün yaşananlar ne kadar paradoksal. Bir taraftan Çağlayan adliyesi önünde kıyamet kopuyor.İmamoğlu ifadeye çağrılıyor. Niye çağrılıyor? Casusluk suçu için çağrılıyor. Öbür taraftan PKK Türkiye’den çekileceğini ilan ediyor.Yani ne kadar paradoksal bu ikisinin aynı günde olması. İçinde bulunduğumuz daha büyük paradoksu gösteriyor.Yani bu sürecin başarıya ulaşmasını istiyorsanız bunun demokratik adımlarla tamamlanması lazım. Bir taraftan barış yapacaksınız, öbür taraftan daha fazla otoriterleşeceksiniz. Tamamen otokratik bir rejim kuracaksınız. Buna imkan yok.

    Bu çelişkilere baksanıza.

    PKK’yla, Kürtlerle iş birliği yaptı diye suçlanıyor.Öte yandan PKK’ların Türkiye’ye dönmesi konuşuluyor. İkisi tamamen ayrı paralelde ayrı yolda yürüyen bu iki süreci bir yerde birleştirmek zorundasınız. Bunlar birbirinden bağımsız olamaz.Siz giderek daha fazla otoriterleştirken öbür taraftan da Kürt sorunuyla ilgili bir barış yapacaksınız. Buna imkan yok.

    Türmen, burada barışın sadece silah bırakma üzerinden yürütülemeyeceğini ve demokratikleşme adımlarının eş zamanlı atılması gerektiğinin altını çizdi.

    “Tabii ki bir şey daha var, Kürt sorununun çözümü burada söz konusu olmalı.Yani sadece silahların bırakılması, PKK’nin kendini fes etmesi değil. Ondan sonra da Kürt sorununun çözümü için neler yapılabilir? Bir müzakere süreci ortaya çıkarmak lazım. O da tabii demokratikleşmeyle birleşecek.Kürt sorununun çözümü için de demokratikleşme adımlarının atılması lazım.Bu sürecin ters çevrilmesi lazım. Bu üçü birbirine bağlı.Bunlardan bir tanesini çıkarırsanız, öbürleri de başarısız olur diye düşünüyorum.

    HABER MERKEZİ

  • Türmen: Demokrasi Ankara’da oynanan bir oyun değildir-VİDEO

    Türmen: Demokrasi Ankara’da oynanan bir oyun değildir-VİDEO

    PİRHA- Alevi Bektaşi Federasyonu’nun da çağrısıyla İstanbul’da Yerel Demokrasi Konferansı düzenlendi. Konferansta halkın söz sahibi olduğu bir yönetim biçiminin mümkün olduğu vurgusu yapıldı.

    Alevi Bektaşi Federasyonu ve Alevilerin Sesi Dergisi’nin de yer aldığı kurumlar ve demokratik kitle örgütlerinin çağrısıyla Taksim Hill Otel’de Yerel Demokrasi Konferansı düzenlendi. “Halkın söz ve karar sahibi olduğu başka bir yönetim biçimi mümkün” diyerek bir araya gelinen konferans 6 Şubat’ta yaşamını yitirenler için bir dakikalık saygı duruşu ve belgesel gösterimiyle başladı. Depremin 1’inci yılında ‘Unutmayacağız, affetmeyeceğiz, helalleşmeyeceğiz’ vurgusu yapıldı.

    “DEMOKRASİ BİR DAVRANIŞ BİÇİMİDİR”

    Açılış konuşmasında söz alan Mücella Yapıcı, Gezi tutuklularını hatırlatarak konuşmasına başladı. 7 yıldır iddanamesi hazırlanmayan Gültan Kışanak’ın da mevcut durumunu hatırlatan Yapıcı, LGBT+ bireylerin cezaevlerinde yaşadıkları ayrımcılığa dikkat çekti.

    Yapıcı, “Hala tahliye edildiğim ilk günkü öfkem ve isyanım üzerimde. Ben mahpushanede kadın olmanın zor olduğunu biliyordum. Ama ben mahpushanede yaşlı bir kadın ne demek olduğunu öğrendim. Çiğdem, Mine ve ben iki buçuk ay örgütümüz olmadığı için hücrede tutulduk. Türkiye’de artık siyasi düşünce suçlusu yok sadece sağ ve sol teröristler var. Biz biliriz gerçek demokrasi ötekilerin, azınlıkların, yoksunların ve yoksulların sözlerini yönetime ulaştırabilen karşılıklı tartışmaya, haklara dayalıdır. Demokrasi bir uzlaşma ve müzakere rejimidir. Bana göre demokrasi bir yönetim biçimden çok daha fazlasıdır. Yaşam, düşünce ve davranış biçimidir”dedi.

    “UMUDUMU KAYBETMEDİM, KAYBETMEYECEĞİM”

    Gezi Direnişi deneyimlerini aktaran Yapıcı, konuşmasının devamında şunları vurguladı:

    “Demokratik bir ülke talebi ve hayaliyle yola çıkmıştık. Benim yaşadığım en olağanüstü yerel demokrasi deneyimiydi. Gezi’den dersi iktidar çıkardı. Demokrasi yerelden yükselir başka çaresi yoktur. Umudumu kaybetmedim, kaybetmeyeceğim. Kurtuluş yok tek başına, ya hep beraber ya hiçbirimiz.”

    “BURAYA BİR ÜTOPYA İNŞA ETMEYE GELDİK”

    Açılış konuşmasında konuşan bir diğer isim Eski Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) yargıcı Rıza Türmen oldu.

    Türmen, bir ütopya inşa etmeye geldiklerini ifade ederek, “Buraya ütopyanın yollarını bulmak için geldik. Tabandan yukarıya doğru yeni bir demokrasi inşası ve yönetimdeki karar mekanizmalarına katıldığı, ezilmişlerin, sesi duyulmayanların sesi olan yeni bir demokrasi için bir araya geldik. Demokrasi iktidarın yatay ve dikey biçimde paylaşılmasıdır. Türkiye’de böyle bir paylaşımdan söz etmekten mümkün değildir. Türkiye’deki demokrasi mücadelesinin bir ayağı demokrasinin merkezsizleştirilmesidir” diye belirtti.

    “DEMOKRASİ ANKARA’DA OYNANAN BİR OYUN DEĞİLDİR”

    Türmen, konuşmasının devamında şunları vurguladı:

    “Yönetim mekanizmalarının yerele ve tabana yayılması sağlanmalıdır. Mevcut rejimi reddetmek yeterli değildir. Bununla birlikte bir proje sunmak lazım. Katılımcı demokrasi yeni bir yurttaşlık bilinci yaratır. Aktif yurttaşlık, direniş ve demokrasiyi besleyen bir damardır. Katılımcı demokrasinin uygulandığı yerde ezilenler, yoksullar, azınlıklar halk meclislerine daha büyük ilgi gösteriyor. İnsanlar birbirine daha çok güveniyor, diyalog kuruyor. Burada bir katılımcı demokrasi projesini sunmamızın Türkiye’de yeni bir siyaset alanı açacağını umuyoruz. Demokrasi sadece Ankara’da oynan bir oyun değildir. Bugün çok yoksullaşmışsan, ezilmişsen bunun nedeni senin karar mekanizmalarının içinde olmayışındır”

    Konferans, raporların sunumu ve hazırlanan sonuç bildirgesinin basına ve kamuoyuna hitaben okunmasıyla son bulacak.

    Dilan ŞİMŞEK- Devrim FINDIK/ İSTANBUL

  • Yeşil Sol Parti’nin programını değerlendirdiler: Ezilenlerin seçim bildirgesi!-VİDEO

    Yeşil Sol Parti’nin programını değerlendirdiler: Ezilenlerin seçim bildirgesi!-VİDEO

    PİRHA – Yeşil Sol Parti’nin “Buradayız, Birlikte Değiştireceğiz” şiarıyla açıkladığı seçim bildirgesine birçok kesimden olumlu eleştiriler geldi. Hukukçu Rıza Türmen, “Ezilenlerin seçim bildirgesi” yorumunda bulunurken İHD Eş Genel Başkanı Türkdoğan ise bildirgede yazanların, Alevilerin eşit yurttaşlık hakkı talebi olduğunu söyledi.

    Yeşil Sol Parti, “Buradayız, Birlikte Değiştireceğiz” şiarıyla seçim çalışmasını başlattı. Ankara’da yapılan lansmanda seçim müzikleri de beğeniye sunuldu.

    Yoğun katılımın görüldüğü programa Ahmet Türk, Sırrı Sakık, Celil Kaya, Hamit Geylani, Hasan Cemal, Nurten Ertuğrul, Onur Hamzaoğlu, Şebnem Oğuz, Veli Büyükşahin, Zerrin Şahin Kurtoğlu ve eski Bakan Ziya Halis de katıldı.

    “EZİLENLERİN SEÇİM BİLDİRGESİDİR”

    Seçim bildirgesine dair hukukçulardan da olumlu tepkiler geldi. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi yargıçlığı görevinde bulunan Rıza Türmen, Yeşil Sol Parti bildirgesini çok önemli bulduğunu ifade etti. Türmen, bildirgeyi ‘bir değişimin habercisi’ olarak yorumlayıp şunları söyledi:

    “Türkiye’nin büyük ve radikal bir değişime ihtiyacı var. Ayrıca yeni bir demokrasinin kurulmasına ve bunu alttan yukarıya doğru yapmaya ihtiyaç var. Bugün okunan seçim bildirgesi bu amacı gerçekleştirmeye yönelmiş. Bunu gerçekleştirecek başka hiçbir kuruluşu Türkiye’de göremiyorum. Bu büyük değişimi gerçekleştirmek bakımından bugün okunan seçim bildirgesinin çok önemli olduğunu düşünüyorum. Bunun bütün topluma yayılması, anlatılması, amacın ne olduğunun söylenmesi, seçimin sonuçları bakımından da önem kazanacaktır diye düşünüyorum. Bu seçim bildirgesi, sesi duyulmayanların, ezilenlerin seçim bildirgesidir. Bu bakımdan onlardan gelen bir değişimin habercisidir.”

    “KADIN HAKLARI OLMADAN İNSAN HAKLARI OLMAZ”

    İnsan Hakları Derneği (İHD) Eş Genel Başkanı Öztürk Türkdoğan ise bildirgenin Türkiye’nin temel sorunlarına karşılık verdiğini belirtti. Türkdoğan, bildirgedeki çözüm önerilerinin de iyi anlatıldığına işaret ederek şunları söyledi:

    “Türkiye’nin öncelikle bu katı, merkezi otoriter sistemden kurtulması, yerinden yönetim ilkesinin hayata geçebileceği; yani yerel yönetimlerin yetkilerinin artırılacağı yeni bir yönetim yapısına kavuşması gerekiyor. Bu da yeni ve demokratik bir anayasa ile mümkün. Ne gariptir ki yıllardır insan hakları alanında yeni ve demokratik anayasayı talep ediyoruz. 1982 Darbe Anayasası, 2017 OHAL koşullarında otoriter anayasa ve 2023’deyiz artık. Bu kötü anayasadan kurtulmamız ve gerçekten bütün halkların kendilerini bulundukları yerden temsil edebileceği yeni bir anayasaya kavuşmamız gerekiyor. Tabii ki bunu yapabilmek için de Kürt meselesini demokratik ve barışçıl yoldan çözmek gerekiyor. Kürt sorunu sadece artık Türkiye’nin değil bütün Ortadoğu’nun, hatta dünyanın en önemli sorunudur. Kürt sorununun Türkiye maliyeti korkunç bir ekonomik ve insani krizdir. Ama tabii ki güncel bir konu kadın hakları olmadan insan hakları olmaz. Dolayısıyla Türkiye’deki tüm kadınların haklarına sahip çıkması ve onların haklarını sık sık dile getiren Yeşil Sol Parti’ye ilgi duymaları gerektiğini vurgulamak istiyorum.”

    “ALEVİLERİN TALEPLERİ YEŞİL SOL PARTİ’NİN DE TALEBİ”

    Öztürk Türkdoğan, Yeşil Sol Parti’nin bildirgesinde yer alan “Zorunlu din derslerinin kaldırılması gerektiği” maddesini de değerlendirerek şöyle devam etti:

    “Alevilerin eşit yurttaşlık hakkı talebi çok temel bir taleptir. Birincisi bu talep cemevlerinin ibadethane statüsüne kavuşturulmasıdır. Peki bu iktidar ne yaptı? Cemevlerini ‘Kültür Merkezi’ statüsüne getirdi. Oysa Alevilerin talebi bu değil. Alevilerin talebi cemevlerinin ibadethane olmasıydı. Zorunlu din derslerinin mutlaka kaldırılması gerekiyor. Çünkü Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi bunu gerektiriyor. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin Türkiye aleyhine verdiği kararlar bunu gerektiriyor. Özellikle de laikliğin hayata geçmesinin yolu buradan geçer. Eğer zorunlu din dersleri kaldırılmazsa laiklik, söylem düzeyinde kalır ve hayata geçmez. Elbette ki insanların, kendilerini nasıl ifade ediyorlarsa o şekilde yaşama hakları vardır. Özellikle Alevilerin kendi kültürlerini diledikleri gibi yaşamaları ile ilgili taleplerinin Yeşil Sol Parti’nin de talebi olduğunu özellikle vurgulamak isterim.”

    “HER İNANCA EŞİTLİK ÖNERİYORUZ”

    HDP Diyarbakır Milletvekili Garo Paylan ise “Türkiye’nin en demokratik seçim bildirgesi bugün açıklandı” diyerek şu yorumda bulundu:

    “Bu faşizm iktidarını tarihin çöp sepetine atacağız ama öbür taraftan millet ittifakının sunduğu eksik bir demokrasi var. Biz ise amasız, fakatsız tam bir demokrasiyi öneriyoruz. Her kimliğe, her inanca eşitlik öneriyoruz. Emeğin haklarını savunan, ekolojik ve kadın özgürlükçü bir yaşamı öneriyoruz. Bu açıdan partimle, Emek ve Özgürlük İttifakı ile gurur duyuyorum. HDP’de yürüttüğümüz mücadeleyi Yeşil Sol Parti’de sürdüreceğiz. En az 100 milletvekili ile parlamentoda olacağız. Çünkü yeni dönemin iktidarının da yapıcı bir muhalefete ihtiyacı var. Bu yapıcı muhalefet tavrını da biz göstereceğiz ve yeni dönem meclisinde en etkili şekilde emeğin, kadınların ve doğanın haklarını savunacağız.”

    Eren GÜVEN – Melis CİDDİOĞLU/ANKARA

  • ‘Geçmişle hesaplaşmadan, yüzleşmeden dönüşüm sağlanamaz’-VİDEO

    ‘Geçmişle hesaplaşmadan, yüzleşmeden dönüşüm sağlanamaz’-VİDEO

    PİRHA- HDP’nin düzenlendiği ‘Demokratik Cumhuriyet Konferansı’nda konuşan Rıza Türmen, geçmişle hesaplaşmadan, yüzleşmeden dönüşüm sağlanamayacağına dikkat çekerek, “Türkiye’de demokrasi tartışmaları her zaman devlet üzerinden yapılmıştır. Demokrasi tartışmalarını halk üzerinden yapmamız gerekiyor. Vatandaşlığı ulus devletten arındırmak lazım” dedi.

     

    HDP’nin düzenlendiği ‘Demokratik Cumhuriyet Konferansı’nın ilk oturumu Süreyya Karacabey moderatörlüğünde Ahmet Türk, Murat Belge, Necmiye Alpay, Oya Baydar, Rıza Türmen ve Sırrı Süreyya Önder katılımıyla “Cumhuriyet: Yüzyılın muhasebesi” başlığıyla devam etti.

    Kürt Halkının Türkiye’yi bölmek değil, özgür, eşit yurttaşlık taleplerinin olduğunu söyleyen Siyasetçi Ahmet Türk, Kürt halkının taleplerinin Türk halkına doğru bir temelde anlatılması gerektiğini belirtti. Türk, “Kürtlerin asla ve asla Türkiye’yi bölme gibi bir niyetlerinin olmadığını, Türk ve Kürt halkının ortak, demokratik, eşit bir konumda olduğunu anlatmamız gerekiyor. Eğer gerçekten bir kucaklaşma istiyorlarsa eşit bir temelde bu ancak Kürt sorununun çözülmesi ile mümkün olacaktır” ifadelerini kullandı.

    “EN BÜYÜK BİR TÜRLÜ DEMOKRATİK BİR ÇÖZÜME YAKLAŞAMAMIŞIZ

    Yazar Murat Belge, sürecin çok parlak olmadığını belirterek, şunları dile getirdi:

    “Demokrasisiz geçen bir cumhuriyet. Bunu yapanlar, hazırlayanlar belki çok sıkıcı olabileceğini düşünerek, değişiklik vaat ediyorlar. Bir tür diktatörlük altında yaşarken bu sefer popüler bir diktatörlük altında yaşam gibi bir şey sunuyorlar. Yani hangisini beğenirsen. Sonuçta demokrasinin yanından geçmemenizi sağlayacak birtakım tedbirler alıyorlar.

    Seçime yaklaşıyoruz. Kritik bir dönemden geçiyoruz. Nedir bu kritik dönem? Bir diktatörlük altında bir seçim daha kaybedersek neler olacağını tahmin etmek zor. İyi şeyler olmayacağını tahmin etmek gayet kolay da hangi pozitif tutamaktan gideceğiz? Bunu tarif etmek hiç kolay değil. Böyle bir durumda olmamıza rağmen 6’lı masa edebiyatı vs. ‘Bir mesafe aldık mı?’ diye bakıyorlar. Evet muhakkak almış olmalıyız. Seçime az kalmışken, çözülemediği anlaşılan sorunlar var. Türkiye’de yeterli, doyurucu bir demokrasi olamamasının nedenleri arasında Kürt sorunu yok mu? En büyük sorun ve buna bir türlü demokratik bir çözümle yaklaşamamışız. Şu ortamda demokrasiyi konuşacağız ama bu konuşmaların içinde Kürtler olmayacak mı? Bunu anlamak çok zor geliyor bana.”

    “ÇOCUKLAR ANADİL KAVRAMINI ÖĞRENEREK Mİ OKUYOR?”

    Gazeteci yazar Necmiye Alpay, gerçekliğin yok edilmesi için tüm araçların kullanıldığını ifade ederek, “Pek çok insan anadilin ne demek olduğunu bilmiyor. Herhangi bir şekilde kayda geçmemiş, öğretilmemiş. O günden bugün gidip gelerek konuşmak zorundayım. Bugün okullarda, hangi kökenden olursa olsun, çocuklar anadil kavramını öğrenerek mi okuyor. Okul dışı kalan büyük gerçeklikler var. Kan gövdeyi götürüyor ama dillerimiz arasında bağlantı kurulmuyor. Çok mücadele ettik ama yolun dönüp dolaşıp başına geliyoruz. Kapitalizmin bugün geldiği aşamada, sınıf çatışması temelinde toplumların geliştiğini düşünen akıma göre, sermaye birikimi belirleyici oluyor. Türkiye’de de aynı şey oluyor. Kapitalizm geliştikçe, sermaye işi zorluyor. Tek amaçları karı yükseltmek. Türkiye’de cumhuriyet, uzun süre devlet eliyle sermeye biriktirdi. Türkiye sermayesi emperyalistleşmeye başlıyor” diye konuştu.

     

    “NİYE HALA DEMOKRATİK CUMHURİYET BİR ÖZLEM OLARAK KALIYOR?”

    Yazar Oya Baydar ise, “Niye hala demokratik cumhuriyet bir özlem olarak kalıyor?” diye sorarak başladığı konuşmasında, “Bu macera yüz yıldan çok önce başlıyor. Zor koşullarda bir doğum bekleniyor. Bu bebek bir ilk günah ile doğuyor. Bir doğum sakatlığı var. Bir türlü bu günahtan kurtulamadığımız için bu haldeyiz. Cumhuriyetin doğuş günahı ulus devletin egemen Türk unsuru üzerinden kurulması. Misak-ı Milli sınırları içindeki halkların kimliklerinin ve haklarının tanınmaması. 1925’ten itibaren Kürt bir tehdittir ve Türkleştirilmesi gerekmektedir. Ulus devletin Türklük üzerinden kuruluşu bütün gelişmelere yol açıyor. Günümüze kadar böyle getiriyor” değerlendirmesinde bulundu.

    “PARLAMENTER DEMOKRASİ OTORİTERLEŞMEYE KAYMAYA HER ZAMAN AÇIKTIR

    Rıza Türmen de, “Şu yaşa geldik demokratik bir cuımhuriyette yaşayamadık. Bundan sonra bunu kurabilir miyiz? Bunu tartışmamız gerek. Yeni bir şey inşa edebilecek bir dönemdeyiz. Bunun için bir fırsat var. Cumhuriyetin aydınlanmacı yüzü bir türlü Türkiye’ye sirayet etmemiş” diyerek, şunları ifade etti:

    “Tek kimlikli vatandaşlık anlayışından çok kimlikli vatandaşlık anlayışına geçilmelidir. Geçilirken de geçmişle hesaplaşmadan, yüzleşmeden dönüşüm sağlanamaz. Türkiye’de demokrasi tartışmaları her zaman devlet üzerinden yapılmıştır. Demokrasi tartışmalarını halk üzerinden yapmamız gerekiyor. Vatandaşlığı ulus devletten arındırmak lazım.

    Merkezi örgüt yereli boğmaktadır. Yerele nefes alma imkanı vermemektedir. Merkeziyetçi yönetimden kurtulmamız lazım. Halkın kendisiyle ilgili kararları yerelde alabileceği bir demokrasi önemli. Yerel demokrasi getirildiği takdirde siyasi kutuplaşmalar da ortadan kalkar. Kürt meselesinin çözümüne önemli katkılar bulunur. Altılı Masa Kürt sorununun nasıl çözüleceğini söylemiyor. Parlamenter demokrasi otoriterleşmeye kaymaya her zaman açıktır. Yeni bir demokrasi düşünmemiz gerekiyor.”

    “GERÇEĞE SAYGI ÖNEMLİDİR

    Siyasetçi Sırrı Süreyya Önder,  LGBTİ+ların konferansta olmayışını eleştirerek başladığı konuşmasında, “Gerçeğe saygı önemlidir. Parlamenter sistemden ne hayır gördük ki, güçlendirilmiş olandan göreceğiz. Kürtler bu ülkenin istikbalinde söz ve hisse sahibi olmak istiyor en az diğer unsurlar kadar. Kimsenin hakkına göz dikmeden. Bunu cesurca, çerçevesini çizerek tarif etmelisiniz. Adını doğru koyalım” ifadelerine yer verdi.

    Konferans verilen aranın ardından devam edecek.

    PİRHA/İSTANBUL

  • Savaşa Karşı Hayat Konferansı başladı: Barış için gündelik yaşamdan şiddeti çıkarmak gerek

    Savaşa Karşı Hayat Konferansı başladı: Barış için gündelik yaşamdan şiddeti çıkarmak gerek

    PİRHA-Demokrasi İçin Birlik tarafından gerçekleştirilen “Savaşa Karşı Hayat Konferansı” Şişli’deki Nazım Hikmet Kültür ve Sanat Evi’nde başladı. Konferansın açılış konuşmasını yapan AİHM eski yargıcı Rıza Türmen, “Barış için gündelik yaşamdan şiddeti çıkarmak gerekiyor. Barış için mücadele aslında demokrasi, insan hakları ve hukuk devleti için mücadelesidir. Barış olmadan bunlardan hiçbiri olmaz” dedi.

    Demokrasi İçin Birlik (DİB) Şişli Belediyesi Nazım Hikmet Kültür ve Sanat Evi’nde “Savaşa Karşı Hayat Konferansı” başladı.

    Konferansa Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) eski yargıcı Rıza Türmen, Halkların Demokratik Partisi (HDP) İstanbul Milletvekili Züleyha Gülüm, HDP İstanbul İl Eş Başkanı İlknur Birol, Emek Partisi (EMEP) Genel Başkanı Ercüment Akdeniz, EMEP GYK üyesi Levent Tüzel, KESK Eş Genel Başkanları Şükran Kablan Yeşil, Mehmet Bozgeyik, Alevi Bektaşi Federasyonu (ABF) Genel Başkanı Mustafa Aslan, ABF Genel Başkan Yardımcısı ve Hubyar Sultan Alevi Kültür Derneği Başkanı Aydın Deniz ile Baba Mansur Ocağı’ndan Eren Yıldırım da katıldı.

    “BARIŞ İÇİN GÜNDELİK YAŞAMDAN ŞİDDETİ ÇIKARMAK GEREKİYOR”

    Konferansın açılış konuşmasını yapan Rıza Türmen, barış için gündelik hayattan şiddetin çıkarılması gerektiğini kaydetti. AKP ve MHP’nin “milli güvenlik sorunu” söylemlerine de değinen Türmen, muhalefet partilerinin de bu söyleme başvurduğunu belirtti. Türmen, “Barış için mücadele aslında demokrasi, insan hakları ve hukuk devleti için mücadelesidir. Barış olmadan bunlardan hiçbiri olmaz. Bütün toplumun katıldığı bir ses çıkarmak gelecek için çok önemlidir. Devletten barışı talep etmek gerekiyor” dedi.

    “HERKES BİR YERLERE ASKER YOLLAMANIN PEŞİNDE”

    Türmen‘in ardından Ayşegül Devecioğlu‘nun moderatörlüğünde “Savaş varsa demokrasi yok” başlıklı panelde ise Doç. Dr. Sevilay Çelenk konuştu. Demokratik olarak gelişmemiş ülkelerde barış isteyenlerin hedef gösterildiğini söyleyen Çelenk, “Demokrasisi gelişmemiş ülkeler, savaş ve şiddet karşısında çok daha kırılganlar. Barış dediğinizde hedef haline getiriliyorsunuz. Barış kendiliğinden olmaz, inşa edilir. Herkes bir yere asker yollamanın peşinde. Muhalefet de bunun ardından gidiyor” diye konuştu.

    Konferans İnsan Hakları Derneği (İHD) İstanbul Şubesi Başkanı Avukat Gülseren Yoleri, gazeteci Bahadır Özgür ve Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu (AABK) Eşit Başkanı Hüseyin Mat‘ın da aralarında olduğun konuşmacılar ile devam edecek.

    PİRHA/ İSTANBUL

  • Türmen’den 6’lı masaya eleştiri: Alevilerin sorunları ile ilgili ne yapacaklar, belli değil

    Türmen’den 6’lı masaya eleştiri: Alevilerin sorunları ile ilgili ne yapacaklar, belli değil

    PİRHA- 6’lı masanın anayasa değişikliğine ilişkin paylaştığı taslağı değerlendiren Eski AİHM Yargıcı Rıza Türmen, “6’lı masanın AİHM kararlarına ne kadar saygılı olduğunu gösteren ilk test bu zorunlu din dersleri ile ilgili verilen kararları uygulamak olacaktır” dedi. Türmen ekledi: Bugün zorunlu din dersleri ile ilgili AİHM kararlarını uygulayacağını söyleyemeyen bu 6’lı masa iktidara geldiği zaman Alevilerin sorunları ile ilgili ne yapacak, belli değil.

    CHP, İYİ Parti, Saadet Partisi, DEVA, Gelecek Partisi ve Demokrat Parti liderlerinin oluşturduğu 6’lı masa, aylardır üzerinde çalıştığı ‘Güçlendirilmiş Parlamenter Sistem’e ilişkin anayasa değişikliği çalışmasını geçen hafta Ankara’da ilan etti.

    84 madde ve 9 başlıkta toparlanan anayasa taslağının içeriğinde hak ve özgülüklerin genişletilmesinden devlet kurumlarının yeniden yapılandırılmasına kadar birçok konuda değişiklik yer alıyor.

    Eski Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) Yargıcı Rıza Türmen, 6’lı masanın anayasa değişikliğine ilişkin paylaştığı taslağı PİRHA’ya değerlendirdi.

    Söz konusu taslakta eksiklikler olduğunu belirten Türmen, taslağın içeriğinde Alevilere, Kürtlere, emekçilere dair bir düzenleme bulunmadığını kaydetti. Taslağın umut verici olmadığını da ifade eden Türmen, zorunlu din derslerinin kaldırılması konusunun 6’lı masanın AİHM kararlarını uygulamadaki samimiyetinin bir göstergesi olacağını söyledi.

    “BU TASLAK TÜRKİYE’NİN HİÇBİR SORUNUNA ÇÖZÜM GETİRMİYOR”

    Masanın etrafında oturan 6 siyasi partinin tamamen farklı dünya görüşlerinden ve ideolojilerden olmalarına rağmen ortak hareket ediyor olmalarının önemli olduğunu vurgulayan Türmen, “Seçimlere giderken kurulan bu ortaklık insanlara güven veren, umut veren bir şey. İnsanlar içinde bulunduğumuz koşullardan çok rahatsızlar. Bu 6’lı masa iktidara gelirse yaşanan sorunlara çözüm bulabilecek mi? Bununla ilgili soru işareti var kafalarda. Bu soru işaretine yanıt olması bakımından açıklanan anayasa taslağı büyük önem arz ediyor. Taslağın içinde önemli sorunlar var. Bu taslak Türkiye’nin hiçbir sorununa çözüm getirmiyor. Ne Alevi sorununa ne Kürt sorununa ne tahıl sorununa ne emekçilerin, işçilerin sorunlarına ne de başka sorunlara” şeklinde konuştu.

    “6’LI MASA, AİHM KARARLARINA NE KADAR SAYGILI OLDUĞUNU GÖSTERMELİ”

    Açıklanan taslağın bir anayasa değişikliği olduğunu anımsatan Türmen, Alevilerle ilgili meselelerin en çok değişiklik yapılması gereken ve en kolay değişiklik yapılabilecek konuların başında geldiğini söyledi.

    Zorunlu din dersleri ile ilgili AİHM kararlarının olduğunu ifade eden Türmen, şunları dile getirdi:

    “Türkiye bu AİHM kararlarını uygulamak zorunda. Şu ana kadar uygulanmadı. Bunlar 6’lı masa olarak uygulayacağını söylüyor. 6’lı masanın AİHM kararlarına ne kadar saygılı olduğunu gösteren ilk test bu zorunlu din dersleri ile ilgili verilen kararları uygulamak olacaktır. Açıklanan taslağa baktığımızda bu konuya hiç yer verilmemiş. İdeolojilerin de ötesinde çocuklarla ilgili problem var. Alevi çocukları evde öğrendikleriyle okulda öğrendikleri arasında büyük fark görüyor. Okullarda verilen din kültürü dersleri doğrudan doğruya din dersi niteliği taşıyor. Dini pratikler öğretiliyor. Bu durum çocuklara zarar veriyor, travma yaşıyorlar. Küçük çocukların iyi yetişmesi, iyi eğitim alması meselesi var.

    “6’LI MASA ALEVİLERİN SORUNLARINI NASIL ÇÖZECEK, BUNA DAİR BİR ŞEY YOK”

    Bir anayasa değişikliği yapılacaksa halihazırda verilmiş kararlar var. Bu kararlar hemen uygulamaya konulabilir. Açıklanan taslakta ne yazık ki bunlara yer verilmemiş. Bu açıdan bu taslak umut vermedi. Alevilerin cemevi sorunu var, Aleviliğin tanınması sorunu var. 6’lı masa iktidara geldiğinde bu sorunlar ne olacak? Bugün zorunlu din dersleri ile ilgili AİHM kararlarını uygulayacağını söyleyemeyen bu 6’lı masa, iktidara geldiği zaman Alevilerin sorunları ile ilgili ne yapacak, belli değil.”

    “YASALAR ÇIKARTILIRKEN ALEVİLERLE GÖRÜŞÜLMELİ, NE İSTEDİKLERİ SORULMALI”

    Hükümetin torba yasa içerisinde Meclis’e getirerek yasalaştırdığı cemevleri ile ilgili düzenlemeye de değinen Türmen, “Bu çok ayıp bir yasa. Devlet Aleviliği tanımaktan tamamen vazgeçti artık. Alevilik kültürel bir mesele değil. Alevilik bir inanç. Bu AİHM kararlarında da yazıyor. Hala devletin Aleviliği kültürel bir hareket olarak, İslam’ın bir kolu olarak görmesi kabul edilebilir bir şey değil. Aleviler de bu yasaya karşı itirazlarını dile getirdiler. İktidar Alevileri memnun etmek, oylarını almak için böyle bir yasa çıkardı ancak yapmasa daha iyiydi. Kaş yapayım derken göz çıkardı. Din kültürü ve ahlak bilgisi derslerinde okutulan kitaplarda defalarca değişiklik yapıldı ama Alevileri tatmin eden bir sonuca ulaşılamadı. Çünkü bütün yapılanlar Alevilere sorulmadan, onların görüşü alınmadan, tepeden aşağıya doğru yapılıyor. Halbuki bunlar yapılırken Alevilerle konuşulsa, Alevilerin ne istediği sorulsa ve ondan sonra yasalar çıkartılsa sonuç başka türlü olurdu” dedi.

    Melis CİDDİOĞLU/ANKARA

  • Türmen’den, ’27 Şubat Demokrasi ve Laiklik’ buluşmasına katılım çağrısı

    Türmen’den, ’27 Şubat Demokrasi ve Laiklik’ buluşmasına katılım çağrısı

    PİRHA-AİHM eski yargıcı Rıza Türmen yazılı bir mesaj göndererek, 27 Şubat günü İstanbul Kadıköy’de Demokrasi Konferansı bileşeni Aleviler öncülüğünde düzenlenecek ‘Laiklik ve demokrasi’ buluşmasına herkesi davet etti. 

    20.Milli Eğitim Şûrası Toplantısında 4-6 yaş grubu çocuklara din dersi verilmesi tavsiye kararına ve okullardaki zorunlu din dersine karşı başlatılan imza kampanyası sürüyor. Kampanya kapsamında 27 Şubat Pazar günü saat 15.00’te İstanbul Kadıköy’de ‘Demokrasi ve Laiklik buluşması gerçekleşecek. Ayrıca Türkiye’nin pek çok noktasında da  eş zamanlı açıklamalar yapılacak.

    Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi eski yargıcı Rıza Türmen, kampanya kapsamında yazılı bir mesaj göndererek, Demokrasi Bileşenlerinden olan Aleviler öncülüğünde İstanbul Kadıköy’de 27 Şubat Pazar günü gerçekleştirilecek ‘Laiklik ve demokrasi’ buluşmasına katılım çağrısında bulundu.

    4-6 yaş grubundaki çocuklara din eğitimi verilmesi yönündeki tavsiye kararına tepki gösteren Türmen, “4-6 yaş arasındaki çocuklara zorunlu din dersi konulması bütün bu ilkelere aykırı olduğu gibi, çocuğun gelişmesi açısından da son derece sakıncalıdır” dedi.

    “DEVLETİN YÜKÜMLÜLÜĞÜ ÇOĞULCU EĞİTİM VERMEKTİR”

    Türmen tarafından yapılan açıklama şöyle:

    “AİHM’in din dersinin zorunlu olmaktan çıkarılmasını öngören kararlarının uygulanması gerekirken, 20 Milli Eğitim Şurası’nın zorunlu din derslerini ana sınıflara kadar indiren tavsiye kararı toplumda büyük bir endişe yaratmıştır. Laik ve demokratik bir ülkede eğitim sistemi çoğulculuğa, devletin inançlar karşısında tarafsızlığına, devletin din ya da düşünce ile ilgili olarak tek doğrunun ne olduğunun buyurma yetkisinin olmamasına dayanır. AİHM’in bir çok kararında belirttiği gibi, demokrasilerde devletin yükümlülüğü nesnel, eleştirel, çoğulcu bir eğitim vermek, çocukların beynini yıkamaktan kaçınmaktır.

    “4-6 YAŞINDAKİ ÇOCUKLARA DİN DERSİ SON DERECE SAKINCALI”

    Öte yandan Türkiye’nin de taraf olduğu Çocuk Hakları Sözleşmesi, çocuğa verilecek eğitimin temel insan haklarına uygun olmasını, dinsel azınlıkların bulunduğu yerlerde inançlarına aykırı olmamasını öngörmektedir. 4-6 yaş arasındaki çocuklara zorunlu din dersi konulması bütün bu ilkelere aykırı olduğu gibi, çocuğun gelişmesi açısından da son derece sakıncalıdır. O nedenle, demokratik, laik, özgür bir Türkiye’nin inşası ve çocuklarımızın böyle bir Türkiye’de yetiştirilebilmesi için, ana okula giden çocukların beynini yıkamaya yönelen Eğitim Şurası kararının uygulamaya konulmaması büyük bir önem taşımaktadır. Bu amaçla, 27 Şubat’ta Kadıköy ve Beşiktaş’ta saat 15’de gerçekleştirilecek buluşmaya demokrasiden, laiklikten, özgürlükten yana olan herkesi davet ederim.”

    (HABER MERKEZİ)

  • Türmen: AİHM kararlarının nasıl uygulanacağı bellidir; ‘Aleviler canımız’ demekle olmaz!

    Türmen: AİHM kararlarının nasıl uygulanacağı bellidir; ‘Aleviler canımız’ demekle olmaz!

    PİRHA-Hukukçu Rıza Türmen, Aleviler hakkında AİHM tarafından alınan kararların Türkiye’de uygulanmamasının ardından Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi’nin yeniden toplamasını değerlendirdi. Türmen, “Alevilerin kim ve Aleviliğin ne olduğu hükümet tarafından tanımlanmaz. Aleviliğin ne olduğu Alevilerin kendisi tarafından karar verilir, tanımlanır” dedi. 

    Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi, 30 Kasım itibari ile Fransa‘nın Strazburg kentinde toplandı. Bakanlar Komitesi’nin gündemlerinden biri de, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) tarafından Alevilere dönük alınan kararların Türkiye tarafınca uygulanıp uygulanmadığı oldu.

    Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi’nin, geçmiş yıllarda zorunlu din dersi ve cemevleri ile ilgili Alevilerin lehine verilen kararları göz önünde bulundurarak, Türkiye’ye yeni bir yaptırım uygulaması bekleniyor.

    “BAKANLAR KOMİTESİ, ELİNDEKİ SİYASİ ARAÇLARINI KULLANACAKTIR”

    Uzun yıllar boyunca Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi yargıçlığı görevinde bulunan Rıza Türmen, Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi toplantısında Alevileri ilgilendiren bir grup davanın ele alınacağını işaret etti. Türmen, söz konusu toplantının önemine vurgu yaparak “Bu davaların hepsini topladığınız zaman ortaya şöyle bir şey çıkıyor: Bir kere din dersi ile ilgili kararlar din ve inanç özgürlüğünün ihlali anlamına gelir. Ayrıca eğitim hakkının ihlalleri de var. Öbür taraftan cemevlerinin ibadethane sayılmaması ile ilgili kararda ayrımcılık var.

    Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi, Alevilerle ilgili bu kararları Türkiye’nin uygulamadığı kanaatine varmış. O sebeple bugün gündemine almış. Bu demektir ki bu kararların uygulanması için gerekli elindeki siyasi araçlarını kullanacaktır” ifadelerini kullandı.

    “SÜNNİ-İSLAM AÇISINDAN YAPILMIŞ DEĞİŞİKLİKLERDİ”

    Hukukçu Rıza Türmen, Cumhurbaşkanı Erdoğan ile İçişleri Bakanı Soylu’nun, yakın zamanda Alevilerle ilgili açıklamalarına karşılık “Bu işler öyle lafla, ‘Aleviler bizim canımız, kanımız demekle olmuyor” yorumunda bulundu. Türmen, AKP iktidarının, Alevi sorununa karşılık tüm hamlelerini “Tamamen Sünni-İslam açısından yapılmış değişiklikler” şeklinde yorumlayarak şunları söyledi:

    “Mesela din dersi kitapları ile ilgili olarak hükümet, birtakım değişiklikler yaptı. Ondan sonra döndü dedi ki ‘İşte bakın, ben kitapları değiştirdim. Artık bu Eylem Zengin ve Mansur Yalçın kararı uygulanmıştır.’ Halbuki Alevi penceresinden baktığımız zaman, yapılanlar hem yetersiz hem de tamamen Sünni-İslam açısından yapılmış değişikliklerdi. Ve Aleviler bakımından bu değişiklikler kabul görmedi. Şimdi bu konu tekrar bakanlar komitesinin gündemine geliyorsa demek ki komite de aynı kanaat ve görüşte. Demek ki Bakanlar Komitesi, yapılan bu değişiklikleri yeterli bulmadı. Yani burada kararın uygulanması demek, din dersi kararları ile ilgili olarak bunun zorunlu olmaktan çıkarılması lazım. Cemevleri ile ilgili kararların uygulanması demek; cemevinin açıkça ibadethane olarak tanınması lazım. Kararın uygulanması anlamı budur. Yoksa ‘sen benim canımsın, kanımsın’ demekle karar uygulanmıyor.”

    “ALEVİLERİN KİM, ALEVİLİĞİN NE OLDUĞU HÜKÜMET TARAFINDAN TANIMLANAMAZ!”

    Rıza Türmen, son olarak Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi toplantısının ardından AİHM kararlarının yürürlüğe girip girmeyeceğine dair görüş belirtti. Türmen, Fransa’daki üç günlük toplantının ardından çıkan nihai sonuçların Türkiye hükümeti tarafından karşılık bulmayacağını ifade ederek şunları söyledi:

    “Tabii ki hükümet isterse kararları yürürlüğe sokar. Şimdi hükümetin başı da derde girecek, çünkü Osman Kavala, Selahattin Demirtaş davaları yanında bir de Alevi davaları problemi ortaya çıkacak. Uygulanmaları için Bakanlar Komitesi de bir takım önlemler alacak. Hükümet, eğer bunları önlemek istiyorsa tabii ki kararları uygular. Kararların nasıl uygulanacağı da bellidir. Temel mesele şudur: Alevilerin kim ve Aleviliğin ne olduğu hükümet tarafından tanımlanmaz. Aleviliğin ne olduğu Alevilerin kendisi tarafından karar verilir, tanımlanır. Geçmişte bir davada ‘Alevilik ayrı bir din midir değil midir’ diye Diyanet İşleri Başkanlığı’ndan görüş alındı. Böyle bir şey olabilir mi? Diyanet İşleri’nden alınan görüş ile mahkeme karar verdi. Yani laik bir devlette öyle bir şey olabilir mi?”

    Eren GÜVEN/ANKARA

  • Türmen: Alevilere yönelik AİHM kararlarının uygulanmaması kabul edilemez-VİDEO

    Türmen: Alevilere yönelik AİHM kararlarının uygulanmaması kabul edilemez-VİDEO

    PİRHA-Eski AİHM Yargıcı Rıza Türmen, Alevilerin inanç özgürlüğü ile ilgili bütün problemlerinin aslında halledilmiş durumda olduğuna işaret ederek, “Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararları, zorunlu din dersini kaldırın, cemevlerini ibadethane olarak tanıyın diyor. Problemler, hükümetin Avrupa İnsan Hakları kararını uygulamamasından çıkıyor” dedi.

    Aleviler hakları konusundaki mücadelesi devam ederken, Eski Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) Yargıcı Rıza Türmen, Alevilerin inanç özgürlüğüne ilişkin PİRHA‘ya açıklamalarda bulundu.

    Problemlerin, hükümetin AİHM kararlarını uygulamamasından çıktığının altını çizen Türmen, “Hükümet bu kararları uygulasa Alevilerin problemleri çözülmüş olacak” ifadelerini kullandı.

    “AHİM KARARLARININ UYGULANMASI GEREKİYOR”

    Öncelikle AİHM kararlarının uygulanmasını sağlamak gerektiğini belirten Türmen, “Cemevlerinin ibadethane olarak tanınması, Alevi çocuklara zorunlu din dersi verilmemesi, cemevlerinin masraflarının hükümetçe ödenmesi gibi maddeler AİHM kararlarında yer alıyor. Bu kararlar tanınmayınca Alevilere yapılan işlem hukuka aykırı oluyor, ayrımcılık oluyor ve inanç özgürlüğüne aykırı oluyor” dedi.

    “MAHKEMELERİN DİYANET İŞLERİ BAŞKANLIĞI’NDAN GÖRÜŞ ALIP KARAR VERMESİ OLACAK İŞ DEĞİL”

    Türmen, mahkemenin Alevi davalarının bir tanesinde karar verirken Diyanet İşleri Başkanlığı’ndan görüş aldığını ifade ederek, “Mahkeme Aleviliğin ne olduğuna dair Diyanet İşleri Başkanlığı’ndan görüş alıp ona göre karar veriyor. Bu laik bir ülkede olacak bir iş midir? diye sordu.

    “ALEVİLERE YÖNELİK AHİM KARARLARININ UYGULANMAMASI KABUL EDİLECEK BİR DURUM DEĞİL”

    “Alevilerin kendilerini nasıl tanımladıklarına Diyanet İşleri Başkanlığı’nın değil, kendilerinin karar vermesi lazım”  ifadelerini kullanan Türmen, şöyle devam etti:

    “Cemevi nedir, ne değildir buna Aleviler karar verir. Kararların uygulanmasından Bakanlar Kurulu sorumlu ve Alevilerin oraya görüş bildirmesi lazım. Bu kararların uygulanması için ‘Bu kararlar uygulanmıyor, çocuklarımız hala zorunlu din dersi görüyor, hala cemevleri ibadethane sayılmıyor’ diyerek Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi’nin üzerine gitmek gerekiyor. Çünkü bu kabul edilecek bir durum değil.”

    Türmen, Türkiye’de nelerin hukuka ve inanç özgürlüğüne aykırı olduğunun kararlarda yazdığını söyleyerek, “O kararları mutlaka uygulatmak ve Alevilerin daha özgür, inançlarına saygı duyulacak bir şekilde yaşamaları lazım” dedi.

    “SİVAS KATLİAMI SÖZÜN BİTTİĞİ YER”

    Açıklamasında Sivas Katliamı’na ilişkin de konuşan Türmen, şu ifadeleri kaydetti:

    “Sivas Katliamı sözün bittiği yer. Alevilere yönelik sürekli bir pogrom ve Alevileri sürekli bir sindirme çabası, asimile etme çabası var. Alevilerin Türkiye’de pogrom olmadan yaşayabilmesi lazım. İnanç özgürlüğü bir tarafa bir de can emniyeti meselesi var.”

    “İKTİDAR YARGIYI, BASKI ARACI OLARAK KULLANIYOR”

    Türkiye’deki yargı sistemini eleştiren Türmen, son olarak şunları söyledi:

    “Sivas Katliamı yapan avukatlardan biri milletvekili oldu, kimisi ufak cezalar aldı. Katliamı yapanlar konusu ise her zaman olduğu gibi kimin yaptığı belli olmadı vs. derken unutuldu.

    Türkiye’de yargının bağımsız olmadığını herkes biliyor. Türkiye’de iktidarın denetimi altında bir yargı var. İktidar, hakimler ve savcılar kurulu aracığıyla yargıyı baskı aracı olarak kullanıyor. Sulh Ceza Hakimlikleri de iktidarın sopası.
    Alevilerin birleşip kendi haklarına sahip çıkması lazım.”

    Diren SATI/İSTANBUL

  • Demokrasi İçin Birlik: Demokrasi mücadelesi etik bir zorunluluktur

    Demokrasi İçin Birlik: Demokrasi mücadelesi etik bir zorunluluktur

    Demokrasi İçin Birlik, bir basın toplantısı yaparak, “Tek adam rejiminin kalıcı bir şekilde tasfiyesi, ancak hak ve özgürlükleri esas alan gerçek bir demokrasiyle mümkün olabilir” mesajı verdi. 

    Demokrasi İçin Birlik (DİB) yeni anayasa için yaptığı çağrıda, tek adam rejimine karşı bir araya gelme iradesini gösteren toplum kesimlerinin, mevcut kazanımlarını demokrasiyi kurma mücadelesinin yerelden geliştirerek yapması gerektiğine vurgu yaptı.

    DİB, “Demokrasiyi kazanmak için, yeni bir toplumsal sözleşme için güç birliğine çağrı” başlıklı açıklamasını Taksim’de bulunan TMMOB Makina Mühendisleri Odası İstanbul Şubesinde düzenledi.

    Basın toplantısında, AİHM Eski Yargıcı ve DİB sözcülerinden Rıza Türmen, Emek Partisi Genel Başkanı Selma Gürkan ve Genel Başkan Yardımcısı Levent Tüzel, CHP Milletvekili Sezgin Tanrıkulu, CHP İstanbul İl Başkanı Canan Kaftancıoğlu, HDK eş sözcüleri Gülistan Kılıç Koçyiğit ve Sedat Şenoğlu ve Şişli Belediye Başkanı Muammer Keskin de yer aldı.

    Rıza Türmen, 31 Mart yerel seçimlerinde iktidarın kutuplaştırıcı, dışlayıcı, ötekileştirici ve çatışmacı anlayışı ile Ekrem İmamoğlu’nun birleştirici anlayışının yarıştığını belirterek, “İmamoğlu’nun birleştirici anlayışı kazanmıştır” dedi.

    “DEMOKRASİ MÜCADELESİ ETİK ZORUNLULUK”

    “Bugün demokrasi mücadelesi verilmesi etik bir zorunluluktur” diye vurgulayan Türmen, bu mücadeleyi herkesin eşit olduğu yatay bir örgütlenme ile kurmak zorunluluğunun bulunduğuna işaret etti. Türkiye’nin iktidar tarafından ayrıştırıldığına dikkat çeken Türmen, “Bize benzemeyenlere de ulaşacak, yeni bir biz yaratmak lazım. Bize benzemeyenleri de içine alan bir biz yaratmak lazım. Bunun için bir toplumsal sözleşme gerekli olduğunu düşünüyoruz” dedi. Demokrasi mücadelesinin bu zorunluluğu doğurduğunu belirten Türmen, “Demokrasi mücadelesi vermekle yeni bir biz yaratmak birbiriyle çelişeni değil tamamlayanıdır. Biz bütün ezilmişlerin, dışlanmışları, ötekileştirilenleri, garibanları kapsayabilirsek bunu başarmış olacağız” diye belirtti. “AKP döneminde Türkiye yaşanmaz bir hale geldi” diyen Türmen, yeni bir alternatif yaratmanın önemine dikkat çekti ve başkanlık sistemini değiştirmekle, Anayasayı değiştirmekle yetinmenin yetmeyeceğini belirterek katılımcı demokrasiye yerel yönetimin güçlendirilmesi ile geçilebileceğini vurguladı.

    “Demokrasi için yurttaşın dört yılda bir tüketici olmaktan öte aktif yurttaş olması gerekiyor” diyen Rıza Türmen yerel meclislerin, kadın konseylerinin, işçi konseylerinin örgütlenmesine verdiği öneme dikkat çekti. Türkiye’nin sorunlarını kaba kuvvetle çözmek isteyen bir anlayışın olduğunu belirten Türmen, “Türkiye’yi bu sarmaldan hem içeride hem dışarıda çıkarmak gerekiyor” dedi. “Barış içinde yaşamak temel insan hakkıdır. Bu hakkı talep etmek lazım” diye vurgulayan Türmen, bildirinin yeni bir demokrasi birliğinin başlangıcı olmasını temenni ettiklerini belirtti.

    “TEK ADAM REJİMİ YENİLEBİLİR”

    DİB adına çağrı metnini okuyan Yazar Ayşegül Devecioğlu, iktidara karşı ortaklaşan toplumsal kesimlerin yerel seçim başarısının önemine değinerek “Toplumsal muhalefetin güçlerini birleştirmesi durumunda tek adam rejimi yenilebilir” dedi. “İktidar, seçimlerde dile gelen demokrasi ve uzlaşı talebine Diyarbakır, Mardin ve Van’da HDP belediyelerine kayyum atayarak ve CHP İstanbul İl Başkanını 9 yıl 8 ay hapis cezasına çarptırarak karşılık verdi” diyen Devecioğlu, seçimi kazandıran ortaklaşmayı demokratik güç birliğine dönüştürme zamanının geldiğini vurguladı. “İktidarın seçim sonuçlarının gerektirdiği meşruiyet çizgisine çekilmemekteki inadı ve tümüyle ele geçirdiği devlet aygıtlarını kendi çıkarları için kullanmaktaki kararlılığı, demokrasi için güç birliğinin önemini daha da artırıyor” diye süreci anlatan Develioğlu, tek adam rejimine karşı bir araya gelme iradesini gösteren toplum kesimlerinin, mevcut kazanımlarını, demokrasiyi kurma yönünde geliştirmesi gerektiğini belirtti.

    YENİ ANAYASA NASIL OLMALI?

    Demokrasiyi güvenceye alan bir programın tek adam rejiminin gerçek seçeneği olarak ortaya konulması gerektiğini belirten Devecioğlu şunları söyledi: “Yeni anayasa, hukukun üstünlüğüne dayalı, katılımcı ve çoğulcu parlamenter demokrasiyi, kuvvetler ayrılığını, denge ve denetleme mekanizmalarını güvenceye almalı. Kürt sorununun barışçıl bir şekilde çözümünü sağlamalı. Herkesin farklı kimliği ile eşit yurttaşlık haklarına, insanca yaşama ve çalışma koşullarına sahip olduğu, devletin herkesin inancına, inançsızlığına, yaşam tarzına, siyasi düşüncesine karşı tarafsız ve saygılı olduğu, kadına ve cinsel kimliklere yönelik ayrımcılık ve şiddetin son bulduğu, tarihi ve doğal varlıkların, diğer canlıların yaşam alanlarının ve kentlerin korunduğu bir yaşamı güvenceye almalı.”

    “BİRLİKTELİĞİN TUTACAĞINI DÜŞÜNÜYORUM”

    EMEP Genel Başkanı Selma Gürkan, DİB’in çağrısıyla ilgili, “Bugün ekonomik krizin yıkıcı etkilerine karşı bir birleştirme çağrısı olarak da adlandırılabilir, yeni bir demokrasi çağrısı olarak da. Yerelden beslenen, yerelden sağlanacak demokrasiyi merkeze doğru yaymak için de önemi ortada” dedi.

    Yurttaş Girişiminden Gençay Gürsoy ise Türkiye’nin yakın geçmişine tanıklık ettiğini hatırlattı ve “Bu girişim beni bile umutlandırdı. Bu kez bu birlikteliğin tutacağını düşünüyorum. Çünkü hayat buna zorluyor” ifadelerini kullandı.

    CHP İstanbul İl Başkanı Canan Kaftancıoğlu da, “Bu dönemi ben şöyle tarif ediyorum: Kendini kurtarmak isteyenlerle geleceği kurmak isteyenler arasında bir mücadele. Geleceğin araçlarını kurduğumuzda mücadelemizin başarısız olmayacağına inanıyorum” dedi. (HABER MERKEZİ)

  • Türmen, Güven’in açlık grevini yorumladı: Devlet yaşam hakkını korumalı-VİDEO

    Türmen, Güven’in açlık grevini yorumladı: Devlet yaşam hakkını korumalı-VİDEO

    PİRHA – Hapishanelerdeki tecritin kaldırılması için 114 gündür açlık grevinde olan Halkların Demokratik Partisi (HDP) Hakkari Milletvekili ve Demokratik Toplum Kongresi (DTK) Eş Başkanı Leyla Güven’in durumuna ilişkin değerlendirmede bulunan Eski AİHM Yargıcı Rıza Türmen, “Devlet yaşam hakkını korumak ile yükümlüdür. Bunun için ilgisiz kalamazsınız yaşam hakkına” dedi.

    Halkların Demokratik Partisi (HDP) Hakkari Milletvekili ve Demokratik Toplum Kongresi (DTK) Eş Başkanı Leyla Güven’in açlık grevi eylemi 114’ünci gününde devam ediyor.

    Sağlık sorunları artan Güven, 13 Şubat’ta kusma ve göğüs sıkışması, nefes alıp vermede zorlanma ve aşırı dikkat dağınıklığı nedeniyle hastaneye kaldırılmıştı. Kendine geldiğinde tıbbi müdahaleyi reddeden Güven, tekrar evine götürülmüştü.

    Eski AİHM Yargıcı Rıza Türmen cezaevlerindeki tecritin kaldırılması için 114 gündür dönüşümsüz açlık grevinde olan ve durumu gittikçe kötüleşen Leyla Güven’e ilişkin Pir Haber Ajansı’na konuştu.

    Öcalan’a ilişkin Türkiye’de hukuki bir sorunun  yaşandığına dikkat çeken Türmen, “Tutuklu bir kişinin ve mahkum olmuş bir kişinin tecritte kalması ne kadar doğrudur. Bunun doğru olmadığını gösteren raporlar ve yaşamı bakımından, insan hakları bakımından bunla ilgili Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararları var. İşkenceyi Önleme Komitesi’nin yaptığı ziyaretlerden sonra yazdığı raporlar var. Onlara bakarsanız orada da söylenen şey uzun süreli tecrit insanın yaşamı bakımından tehlikeli gelişmelere yol açar. O bakımdan burada hukuki bir problem var” diye konuştu.

    “TÜRKİYE’DE BİR HUKUKSUZLUK DENİZİ VAR”

    Öcalan’ın  avukatları ile görüştürülmemesinin ziyaretçileri ile görüştürülmemesinin bir hukuki problem ve kendini savunması ile ilgili hukuki sorunlar yarattığını kaydeden Türmen, bunların düzeltilmesi gerektiğini ifade etti.

    Türkiye’de korkunç bir hukuksuzluk denizinin olduğuna ve bu hukuksuzluk denizini düzeltmenin yolunun iktidarın değişmesi ile mümkün olacağını kaydeden Türmen, Ama iktidar değişmediği sürece de bazı şeylerin yapıldığını ve bunlardan birininde açlık grevi olduğunu belirten Türmen, “En doğru eylem açlık grevi midir?” diye sorarak şunları ifade etti:

    “Bizim yaşamını kaybeden insanlara değil de bu demokrasi mücadelesinde yaşayan insanlara ihtiyacımız var aslında. Ve açlık grevi belli bir süre sonra bir hasara yol açıyor. Wernicke korsakof hastalıklarına yol açıyor. Ondan sonra yaşasanız bile bu yaşamak mı? Kendi başınıza hiçbir işinizi yapamıyorsunuz. Bu nedenle açlık grevleri bir yere kadar tamam ama o mesaj verildikten sonra artık yaşamı kaybetmemek lazım, yaşam gerçekten çok değerli bir şey. Çünkü yaşayan insanlara ihtiyaç var. Ve yetkililerin bu açlık grevlerine ilişkin artık bir tepki vermesi lazım.”

    “İnsan hayatına ilgisiz kalmak gibi bir şey olamaz” diyen  Eski AİHM Yargıcı Rıza Türmen “Devlet yaşam hakkını korumak ile yükümlüdür. Bunun için ilgisiz kalamazsınız yaşam hakkına” şeklinde konuştu.

    PİRHA/İSTANBUL

     

     

  • Demokrasi güçleri pusulayı demokrasiden yana çeviriyor-VİDEO

    Demokrasi güçleri pusulayı demokrasiden yana çeviriyor-VİDEO

    PİRHA- Demokrasi güçleri, baskının arttığı, Türkiye’de demokrasi krizinin derinleştiği bu dönemde yapılan 31 Mart seçimlerinin krizden çıkmak için önemli bir fırsat olduğuna dikkat çekti. 

    Demokrasi İçin Birlik, Diyalog Grubu ve Yurttaş Girişimi ortak bir basın toplantısı düzenledi. “Demokrasi güçleri pusulayı demokrasiden yana çevirme çağrısı yapıyor” şiarıyla yapılan toplantıya Hukukçu Rıza Türmen, tarihçi-yazar Erdoğan Aydın, Nesteren Davutoğlu, Makine Mühendisleri Odası (MMO) İstanbul Şube Başkanı Battal Kılıç, Avukat İbrahim Sinemillioğlu, Prof. Dr. Gençay Gürsoy, CHP Beyoğlu Belediye Başkanı Adayı Alper Taş, Şişli Belediye Başkanı Adayı Muammer Keskin ile HDP GOP Belediye Başkanı Adayı Sinan Zincir katıldı.

    İstanbul Beyoğlu’nda bulunan TMMOB binasında gerçekleşen açıklamada merkezin yerel yönetimler üzerindeki vesayetinin kaldırılması, kent hakkı ve katılımcı demokrasi olmak üzere 3 başlıkta 31 Mart yerel seçimlerinde krizden çıkmanın yöntemleri anlatıldı.

    Eski AİHM yargıcı Rıza Türmen konuşmasında yapılacak olan yerel seçimin demokratik olmayan baskı rejimiyle yönetilen bir ülkede yapıldığını söyledi. Türmen, “Türkiye’de bir demokrasi mücadelesi veriliyorsa bu seçim bunun bir parçası olarak görülmelidir. Demokratik mücadele vermek boynumuzun borcu bir etik sorumluluktur. Kendi insani değerlerimizi korumak için verilen bir mücadeledir. Yerel seçimler de bunun bir parçasıdır. Ama bu direnişin başarıya ulaşması için yeni bir siyaset anlayışı yaratmak zorundayız. Başka türlü bu mücadeleyi başarıya ulaştıramayız. Yerel seçimler işte tam da bunun için bir fırsattır.” ifadelerini kullandı.

    “HALKI SİYASETİN BAŞ AKTÖRÜ YAPMAK GEREKİR”

    AKP’nin halka “Siz kendiniz bu işe karışmayın. Kendinizi siyasetin öznesi yapmayın. Sizin için ben yaparım. Sizin yapmanız gereken şey sorgulamadan 4 yılda bir oy vermeniz ve bir kişiye biat etmeniz” dediğini ifade eden Türmen, “Bizim vereceğimiz mesaj bunun tersi olmalıdır. Bu bakımdan bu seçim önemlidir. Katılımcı demokrasinin temellerini atmanın ve kapı açmanın zamanıdır. Halkı siyasetçinin baş aktörü yapmak gerekir” dedi. Adaylardan beklentilerinin olduğunu söyleyen Türmen, “Bizim adaylardan beklentilerimiz nasıl projeler yapacaklarını anlatmalarından çok bu projeleri nasıl hayata geçireceklerini anlatmalarıdır.” diye konuştu.

    “31 MART KRİZDEN ÇIKMAK İÇİN BÜYÜK FIRSAT” 

    Hazırlanan ortak basın metnini ise DİB Koordinasyon Kurulu Üyesi Nesteren Davutoğlu okudu.
    “Cumhurbaşkanı Hükümet Sistemi ile otoriter rejimin kurumsallaştırılmaya çalışıldığı bir dönem yaşıyoruz.” diyen Davutoğlu, baskının arttığı, Türkiye’de demokrasi krizinin derinleştiği bu dönemde yapılan 31 Mart seçimlerinin krizden çıkmak için önemli bir fırsat olduğuna dikkat çekti.
    Muhalefet adaylarının tutarlı bir yerel demokrasi projesiyle halkın önüne çıkmaları, yeni bir yönetim zihniyeti sergilemeleri, yeni bir merkez-yerel ilişkisi tanımı yapmalarının gerekli olduğunu düşündüklerini söyleyen Davutoğlu, “Böylelikle yerel seçimler AKP iktidarının kurduğu tahakkümcü sistemi reddetme, sisteme meydan okuma niteliği taşıyacaktır. Mevcut sistemin çizdiği çizgiler içinde kalarak yürütülen bir seçim kampanyası ‘Cumhurbaşkanlığı hükümet sistemi’ ile inşa edilen baskıcı hegemonyayı daha da pekiştirecektir. O nedenle, seçimlerde elde edilen sonuç kadar seçim kampanyası sırasında halka verilecek mesajın da önem taşıdığına inanmaktayız.” dedi.

    “İKTİDARA, ‘YEREL YÖNETİMLERDEN ELİNİ ÇEK’ DEMELİYİZ”

    Merkezin yerel yönetimler üzerinde vesayet kuran yasa ve uygulamalarının ağırlaştığını dile getiren Davutoğlu, şöyle devam etti:

    “Biz, merkezin yerel yönetimler üzerindeki idari ve mali vesayeti kaldırılmadan, seçilmiş belediye başkanlarının yargı kararı olmadan görevden alınması ve yerlerine kayyum atanması gibi demokrasiyle bağdaşmayan uygulamalara son verilmeden, Türkiye’nin demokratikleşemeyeceğini düşünüyoruz. İktidara ‘Elini yerel yönetimlerden çek’ demek gerekiyor.”

    “KENTLE İLGİLİ PROJELERE HALKIN KATILIMI SAĞLANMALI” 

    Kentte yaşayan herkesin kent yönetimine katılması bir temel insani hak olduğunu vurgulayan Davutoğlu, “Yerel seçimlere giren adayların, kentle ilgili projelerini anlatırken; projelerle ilgili halk katılımının nasıl sağlanacağını, bütün toplumsal kesimlerle nasıl bir müzakere süreci yürütüleceğini açıklamaları gerekir. Karar alma sürecinin demokratikleştirilmesi, projelerden daha da önemlidir.” dedi.

    “TEMSİLİ DEMOKRASİ TIKANMIŞTIR”

    Adaylardan katılımcı demokrasiyi gerçekleştirecek bir yerel yönetim planlaması yapmaları yönünde beklentilerinin olduğuna işaret eden Davutoğlu sözlerini şöyle sürdürdü:
    “Halka siyaset yapacak bir alan açmak gerekir. Bunların başında mahalle meclisleri gelir. Bu meclislerde, halk konuşarak, tartışarak kendi gereksinimlerini saptar. İktidar bloku seçim kazanması durumunda ekonomik ve siyasal kriz daha da derinleşecek, buna karşılık seçimleri muhalefetin kazanması durumunda siyasal ve ekonomik sorunlar çözüm yoluna girecektir. Yerel seçimlere hazırlık döneminde tüm demokrasi güçlerinin ortak kaygısı olan sandık güvenliğini sağlayıcı adımları özen ve dayanışma içinde kurgulamak hepimizin görevidir. Devletin tüm olanaklarını kullanarak barışa ve kendinden olmayanlara saldıran iktidar blokunu yerel dayanaklardan yoksun kılma zamanı gelmiştir. Ekonomik krizin yükünü emekçi ve ezilenlere ödettirmek isteyenlere ‘Dur!’ deme zamanı gelmiştir.”

    “31 MART GECESİ DEMOKRASİ GÜÇLERİ ALACAK” 

    Konuşmaların ardından belediye başkan adayları kısa birer konuşma yaptı.

    HDP Gaziosmanpaşa Belediye Eş Başkan Adayı Sinan Zincir, “Türkiye tarihi bir evreden geçiyor. O yüzden bu anlamlı birliktelikler çok büyük önem taşıyor. Bugün birileri halkın beka problemi var diyerek halklarımızı kutuplaştırmaya çalışıyor. Bu ülkenin tek problemi var o da AKP-MHP faşist blokudur ve bu bloka karşı halkların yerelde demokratik birlikteliği çok önemlidir.” ifadelerini kullandı.

    CHP Şişli Belediye Başkan Adayı Muammer Keskin, toplumun yerel yönetimlerde çektiği sıkıntıları ortadan kaldırmak için kent anayasası ile yönetmen için aday olduklarını söyledi. Demokrasi güçlerine karşı bir direncin oluştuğunu ifade eden Keskin, “Aşağıdan yukarıya sokağı örgütleyen birlikte mücadeleyi egemen kılan bir örgütlülükten geliyoruz. Oluşturduğumuz mahalle meclisleri ile Şişli’de demokrasiyi inşa ederek geliyoruz. 31 Mart gecesi demokrasi güçleri alacak.” dedi.

    CHP Beyoğlu Belediye Başkan Adayı Alper Taş da şu ifadeleri kullandı:

    “Bir öykü yaratmaktır aday olma nedenimiz. Aday olmam AKP-MHP faşizmine karşı demokrasi güçlerinin talebidir. Bu dirence olumlu yanıt verdik. Kazanırsak güzel bir tarih yaratmak istiyoruz. Yerel yönetimler iki tahakküm altında saray ve sermaye. Bundan kurtarmamız gerekiyor. Beyoğlu’nu birlikte kazanmak istiyoruz.”

    PİRHA/İSTANBUL

  • ‘Eğer iktidar bir atsa, biz at sineği olarak sürekli rahatsız edeceğiz’-VİDEO

    ‘Eğer iktidar bir atsa, biz at sineği olarak sürekli rahatsız edeceğiz’-VİDEO

    PİRHA – Demokrasi İçin Birlik “OHAL’siz Türkiye istiyoruz” kampanyası başlattı. Prof. Dr. Rıza Tümen, OHAL’in yarattığı tüm hukuksuzluklara karşı ortak mücadele için iletişim ağları kurulması gerektiğini söyleyerek, “Hukuk devletinin olmadığı bir ülkede birliktelikten başka bir güvence yoktur” dedi. 

    HABERİN VİDEOSU

    İstanbul Galatasaray Aynalı Geçit Etkinlik Pasajı’nda Demokrasi İçin Birlik toplantısı için siyasi parti temsilcileri, yazarlar, gazeteciler, akademisyenler biraraya gelerek basın toplantısı gerçekleşti. Toplantı erbane grubunun ‘KHK’lere Hayır OHAL’e de Hayır’ şarkısıyla başladı. Toplantı sunumunu Çelik Özdemir ve İran Avşin yaptı. Demokrasi için ilk adımın OHAL’siz bir Türkiye olması gerektiği belirtilen açıklamada, bir yaşam biçimi haline getirilen OHAL’in kaldırılması gerektiği vurgulandı.

    Açıklamada, OHAL’in, Meclisi, hukuk sistemini ve tüm demokratik mekanizmaları ortadan kaldırdığı ve tek adam sopası haline getirildiği belirtildi. DİB’in çalışmalarının tüm demokratik güçlerin birleşmesi ve seslerini duyurabilmeleri için önemli bir çalışma olduğu vurgulandı.

    “OHAL’İN HUKUKİ SINIRLARI OLMALI”   

    Toplantıda ilk konuşmayı AİHM eski yargıcı Prof. Dr. Rıza Türmen yaptı. Türmen, demokrasiyi, özgürlüğü, eşitliği, baskıcı tahakkümcü, bir rejime karşı savunmak için bir araya geldiklerini belirtti. Türmen, bu baskıcı rejimin en önemli dayanağının OHAL sistemi olduğunu söyledi.

    OHAL’in bir istisna rejimi olduğunu söyleyen Rıza Türmen, “Türkiye’de OHAL bir kalıcı bir yönetim haline gelmiştir. O nedenle OHAL’e itiraz ediyoruz”dedi.

    İnsan hakları ihlallerinin OHAL temelinde gerçekleştirildiğini belirten Türmen, OHAL’in hukuki sınırlarının olduğunu söyledi. “OHAL’i Anayasa değişiklikleriyle görmek gerekir” diyen Türmen, “Çünkü Anayasa değişiklikleri yürürlüğe girerse, zaten Türkiye, Cumhurbaşkanı kararnameleriyle yönetilecek, ayrıca Cumhurbaşkanı tek başına OHAL’e müdahale etmeyi ve kararname çıkarmaya yetkisi de olacak”dedi. Prof. Dr. Rıza Türmen, OHAL rejimi ve başkanlık rejiminin birbirini tamamlayan şeyler olduğunu kaydetti.

    “TÜRKİYE’DE ŞİDDET İKTİDARIN KORUYUCUSUDUR”

    Türkiye’de OHAL uygulamalarının hukuksuz olduğunu söyleyen Türmen, sebeplerini şöyle sıraladı:

    -OHAL Anayasaya aykırıdır. Anayasada OHAL zaman ve amaç bakımından gerekli sınırlamalara uyulduğu taktirde meşrudur. Ama uyulmamaktadır.

    -OHAL kararnameleri meclise sunulması gerekir. OHAL kararnameleri 18 bulmuş, sadece beş tanesi meclise onayından geçmiştir. Meclisten geçmeyen OHAL kararnameleri hükümsüzdür. Ama Türkiye’de değildir.

    -OHAL kararnameleri OHAL kanununa aykırıdır. 1983 OHAL kanununda nelerin yapılacağı sıralanmıştır. Dernek kapatma, işten ihraç etmek, kayyum atama gibi şeyler yoktur. Bunlar OHAL kararnameleri ile yapılamaz.

    -OHAL dönemi şiddeti meşrulaştıran bir dönemdir. Türkiye’de şiddet iktidarın koruyucusudur. OHAL şiddeti meşrulaştırmaktadır.

    -Bütün temel hak ve özgürlükler ihlal edilmektedir. Gazeteciler, akademisyenler, eş başkanlar, milletvekilleri cezaevinde. Bütün bunların dayanağı OHAL’dir.

    – OHAL’de insanlar hukuk dışına itilmiştir. Çünkü hukuk yolları da kapalıdır.

    “İLETİŞİM AĞLARI KURULMALI”

    Bütün bunlara karşı ortak mücadele için iletişim ağları kurulması gerektiğini söyleyen Rıza Türmen, “Hukuk devletinin olmadığı bir ülkede birliktelikten başka bir güvence yoktur” dedi.

    Sivil toplum hareketinin umut kaynağı olması gerektiğini belirten Rıza Türmen, “Direniş sadece bedenimizi bizden daha güçlü silahlı polisin önüne atmak, kahramanlık yapmak demek değildir, direniş aynı zamanda bu iletişimi kurup ortaklık kurmaktır” dedi.

    Sokrates savunmasındaki at sineği benzetmesi yapan Rıza Türmen, “Eğer iktidar bir atsa biz at sineği olarak sürekli rahatsız edeceğiz. Atın bizden daha güçlü olmasını, gücünü etkisiz kılarak rahatsız edeceğiz” dedi.

    “OHAL, NEREDEYSE BİR YAŞAM BİÇİMİ HALİNE GELDİ”

    Türmen’in konuşmasının ardından DİB üyesi Nesrahan Davutoğlu konuştu. Davutoğlu, kampanya detaylarını sunum şeklinde aktardı. Davutoğlu, “Herkesi DİB ile iletişim halinde olmaya çağırıyoruz. Sokaklarda kentlerde kasabalarda, köylerde her ortamda tepkimizi bu iletişimle dile getireceğiz. Demokrasi için ilk adımın OHAL’siz bir Türkiye olduğuna inanıyoruz. Neredeyse bir yaşam biçimi halini alan ve 6’ncı kez uzatılması planlanan OHAL kaldırılmalıdır. Çünkü OHAL; Meclisi, hukuk sistemini ve tüm demokratik mekanizmaları hayatımızdan çıkardı. Sonunda tek adam rejiminin sopası haline getirildi” dedi.

    Konuşmaların ardından,  KHK ile ihraç edilenlerin hikayelerinin anlatıldığı ‘OHAL hikayeleri’ ve OHAL yaraları’ video gösterimi yapıldı. Herkesin sahneye çıkarak Erbane grubuyla birlikte “KHK’ye hayır, OHAL’e de hayır” şarkısını söylemesiyle toplantı son buldu. (HABER MERKEZİ)

     

  • Paylan, Türmen ve Sinemillioğlu: OHAL ile birlikte Aleviler üzerinde baskı giderek arttı-VİDEO

    Paylan, Türmen ve Sinemillioğlu: OHAL ile birlikte Aleviler üzerinde baskı giderek arttı-VİDEO

    PİRHA – OHAL’in birinci yılında açıklanan raporda Alevilerin kültürel etkinliklerine yönelik yasaklar ve hak ihlalleri giderek arttı. Konuya ilişkin PİRHA’ya konuşan HDP İstanbul Milletvekili Garo Paylan, Eski AHİM Yargıcı Rıza Türmen ve Avukat İbrahim Sinemillioğlu, Alevilerin Osmanlı’dan bu yana baskı altında olduğunu ve OHAL ile birlikte keyfi uygulamaların giderek artmakta olduğuna dikkat çektiler. 

    Haberin Videosu

    15 Temmuz darbe girişimi sonrası  ilan edilen OHAL’in birinci yılında OHAL adı altında gerçekleştirilen hak ihlalleri, hukuksuzluk ve yıkım raporu Demokrasi İçin Birlik tarafından açıklandı. Raporda “Alevilerin inanç merkezlerine ve kutsal günlerine yasak” başlığıyla yayınlanan raporda, Apaziz Dede Anma etkinliği, Cogi Baba Festivali, Ankara’da Aşure etkinliği, Munzur Doğa ve Kültür Festivali vb etkinlikler OHAL gerekçesiyle yasaklandı” denildi.

    Alevilere yönelik hak ihlallerini ve hukuksuzlukları HDP İstanbul Milletvekili Garo Paylan, Eski AHİM Yargıcı Rıza Türmen ve Avukat İbrahim Sinemillioğlu PİRHA’ya değerlendirdi.

    OHAL’in toplumun her kesimi üzerinde bir baskı yaratığını söyleyen Eski AHİM Yargıcı Rıza Türmen, “Ama Alevilerin her zaman özel bir durumu var. Eğer bütün toplum baskı altında ise Aleviler biraz daha çok baskı altındalar. Bu hep böyle olmuştur, bu seferde öyle oldu” dedi.

    “HÜKÜMET AHİM’İN KARARLARINI UYGULASA ALEVİLERİN SORUNLARI KALMAYACAK”

    Alevilerin sorunlarının hep olduğunu OHAL ile başlayan bir şey olmadığını kaydeden Türmen, bununla ilgili AHİM’in bir dizi kararı olduğunu hatırlatarak, “Bu sorunlarla ilgili AHİM’nin bir dizi kararı var. Yani zorunlu din dersiyle, cemevlerinin ibadethane sayılmasıyla ile bütçeden Alevilere pay ayrılmasıyla gibi kararlar var. Bu kararlara baktığınız zaman Alevilerin problemlerinin önemli bir bölümü bu kararlarla çözümlenmiş durumda. Yani hükumet bu kararları uygulasa Alevilerin bu sorunları ortadan kalkacak. Fakat hükumet bu kararları uygulamıyor.”

    “OHAL İLE ALEVİLER ÜZERİNDE BASKILAR GİDEREK ARTIYOR”

    “OHAL ile birlikte Aleviler üzerinde daha keyfi baskılar getiriliyor” diyen Rıza Türmen, bunların yanlış uygulamalar olduğunu,  Alevilere bu toplum içinde kimliklerine, farklılıklarına saygı gösterilmesi gerektiğini vurgulayarak, bu kararların uygulanmaması Alevileri dışarıya itebileceğini ifade etti.

    Türmen, herkesin farklılıklarıyla var olabilmesi ve Alevilerin inanç özgürlüğüne saygı gösterilmesi gerektiğini de vurguladı.

    “SİYASETİN MECLİS DIŞINDA YENİ KAMUSAL ALANDA YAPILMASI GEREKİR”

    OHAL ile birlikte giderek artan hak ihlalleri karşısında demokrasi güçlerinin nasıl bir tutum sergilemesi gerektiğini değerlendiren Türmen, Türkiye’de siyaset alanının giderek daraldığını, siyasetin meclis dışında yeni bir kamusal alanda yapılması gerektiğini kaydetti.

    Kılıçdaroğlu’nun başlatmış olduğu yürüyüşle bir halk hareketinin doğduğunu ifade eden Eski AHİM Yargıcı Rıza Türmen, Bu halk hareketini muhafaza etmek gerektiğini, bunun için de meclis dışında kamusal alanda sivil toplum örgütleriyle birlikte itirazı olan siyasi partiler ile birlikte hareket etmesi gerektiğini, bunun sağlanması halinde Türkiye’de demokrasi bakımından olumlu gelişmelerin olacağına inandığını belirtti.

    “MUNZUR FESTİVALİ DERSİM’İN GELENEKLERİNİ YANSITIYOR”

    “Munzur Festivali hem bizim doğayla barışık olduğumuz hem de Dersim’in bütün geleneklerini yansıtan ve bir arada hep birlikte özgürlüğün tadına vardığımız bir festivaldir” diyen HDP İstanbul Milletvekili Garo Paylan ise, “Munzur festivali engellenemez, Munzur festivali gibi Alevilerin kültürüyle ilgili pek çok etkinlik maalesef yasaklanıyor. Ve bütün bunlara OHAL gerekçe gösteriliyor. OHAL bütün toplumsal kesimlerine olduğu gibi hak arayan bütün toplum kesimlerinin haklarını kısıtlama anlamında kullanıldığı gibi malesef Munzur için de aynı anlamda kullanılıyor. Bunu kınıyorum ve Munzur Festivali’nin tekrar yapılması için meclisteki girişimlerime devam edeceğim” dedi.

    “KORKUYU YENİP CESARETİ BULAŞTIRMAMIZ GEREKİYOR”

    İnsan hakları savunucularının dahi tutuklandığı bir ülkede yaşadıklarını, çözüm bulamayan hükümetin daha da zulme başvurduğunu ve zulme başvurdukça da hak arayanların isyan eden, itiraz edenlerin de sesini kısmaya çalıştığını ifade eden Paylan, “Korkuyu bulaştırmaya çalışıyorlar, yapmamız gereken korkuyu yenmek ve cesareti bulaştırmak. Bugünler yakın diye umut ediyorum, onları korkutmuş olacağız, korkuyu korkutmuş olacağız” dedi.

    “TÜRKİYE’DEKİ BÜTÜN KATMANLAR GÜÇLERİNİ BİRLEŞTİRMELİ”

    OHAL’in yanlızca Aleviler üzerinde değil  bütün Türkiye üzerinde hatta yurt dışında yaşayan vatandaşlarımız üzerinde de ciddi etkileri olduğunu söyleyen Av. İbrahim Sinemillioğlu da, “Gerek Aleviler gerek Türkiye’de yaşayan tüm katmanlar bu iktidarın karşısında olanlar güçlerini birleştirdiklerinde Gezi’de gördüğümüz gibi, referandumda gördüğümüz gibi birlikte mücadele edilerek kazanılacağını gördük” dedi.

    “YASAKLAR ALEVİLERE YÖNELİK ASİMİLASYONUN GÖSTERGESİDİR” 

    “Aleviler Osmanlı tarihinden beri sürekli ezilmekte, horlanmakta ve dışlanmaktadır” diyen Sinemillioğlu, “Günümüzde de gerek belediyelere tayin edilen kayyumlar gerekse diğer illerde valiler ve kamu görevlileri Alevileri sürekli ikinci vatandaşın da gerisinde her türlü inanca yönelik geleneklerini yerine getirmelerini engellemektedir” dedi.

    Geçen yıldan bu yana Alevilerin birçok festivali OHAL gerekçe gösterilerek iptal edildiğini belirten Sinemillioğlu, “Son olarak yasaklanan Munzur Festivali’nin bu şekilde yasaklanması ve kayyumun kendi alternatif festivalini yapması Alevilere yönelik asimilasyon hareketinin en açık göstergesidir” ifadelerini kullandı.

     

  • OHAL raporu açıklandı: Özgürlük ve haklar keyfi biçimde yok edildi-VİDEO

    OHAL raporu açıklandı: Özgürlük ve haklar keyfi biçimde yok edildi-VİDEO

    PİRHA-Bir yılını dolduran OHAL ile birlikte başlayan hak ihlalleri ve yıkım raporu Demokrasi İçin Birlik  tarafından ‘OHAL’in 1 yılında demokrasi enkaz altında’ başlığı ile gerçekleşen basın toplantısında açıklandı. Tüm özgürlük ve hakların keyfi bir biçimde yok edildiği belirtilen açıklamada, kararnamelerin kanunsuz olduğuna dikkat çekildi. 

    HABERİN VİDEOSU

    Demokrasi İçin Birlik, Taksim Hill Otel’de gerçekleşen basın toplantısında, ulusal ve uluslararası kuruluşların çalışmalarından, gazetelere yansıyan açıklamalardan yararlanılarak hazırlanan 1 yılını dolduran OHAL adı altında gerçekleştirilen hak ihlalleri, hukuksuzluk ve yıkım raporunu açıkladı.

    “OHAL’in 1. yılında demokrasi enkaz altında” başlığı ile gerçekleşen açıklamaya HDP Milletvekilleri Garo Paylan, Ahmet Yıldırım, CHP Milletvekilleri Sezgin Tanrıkulu, Kadir Gökmen Öğüt, EMEP MYK Üyesi Levent Tüzel, EMEP Genel Başkan Yardımcısı Nuray Sancar ile çeşitli kurum temsilcilerinin yanı sıra Eski AİHM Yargıcı Rıza Türmen ve Anayasa Profesörü İbrahim Kaboğlu da katıldı.

    “HAKLAR SINIRSIZ VE KEYFİ BİR BİÇİMDE YOK EDİLDİ”

    Hazırlanan raporun basın metni yazar Ayşegül Devecioğlu tarafından okundu. 1 yılını dolduran OHAL döneminin Türkiye’de yaşanan demokrasi krizini büyüttüğü, toplumsal, insani, doğal, kentsel alanlarda yıkım manzarasını ortaya çıkardığı üzerinde duruldu.

    OHAL döneminde çıkarılan 25 KHK’nın da darbeyle sınırlı olmayan çok geniş bir alanda, temel hak ve özgürlüklerin ihlaline yol açtığı belirtildi. Uluslararası hukukla belirlenen sınırların dikkate alınmaksızın, tüm özgürlük ve hakların sınırsız ve keyfi bir biçimde yok edildiğine dikkat çekilen açıklamada, yaşanan ihlaller sıralandı:

    “Gözaltı sürelerinin uzatılması, savunma hakkının kısıtlanması, kitlesel işten çıkarmalar, gözaltılar, pasaportların iptali, kapatılan dernek/vakıflar, mallara el konulması, Alevilerin inanç merkezlerine ve kutsal günlerine yasak getirildi, kayyım atanan belediyelerle geçirdiğimiz bir yıl Anayasayla ve uluslararası sözleşmelerle güvenceye alınmış bütün temel hakları ihlal edildi.”

    Devecioğlu, OHAL’in kaldırılması, demokratik toplum örgütleri ve siyasi partilerin eşit aktörler olarak aynı zeminde buluşacağı bir zemin hazırlanarak demokrasi güçlerinin ortak mücadele verme çağrısı yaptı.

    “DENETİMİ OLMAYAN KARARNAMALER HUKUKSUZDUR”

    Raporun değerlendirmesini yapan Eski AİHM Yargıcı Rıza Türmen de şöyle konuştu:

    “OHAL yeniden uzatıldı. Bu uzatma haklı gerekçelere dayanıyor mu, anayasal düzene karşı bir tehdit var mı, somut belirtilerle ortaya konulabiliyor mu bu tehdit, 130 bin kişi ihraç edildikten, 50 bin kişi tutuklandıktan sonra hala OHAL’e ihtiyaç var mı.”

    OHAL’in KHK’lar ile birlikte büyük hukuksuzluklar yarattığına dikkat çeken Türmen, “Kararnamelerin meclis tarafından onaylanması lazım. 26 kararname çıkmış sadece 5’i Meclis’te onaylanmış. Onaylanmadığı sürece bu kararnameler kanunsuzdur. Yargı ve yürütme denetimi olmayan kararnameler hukuka aykırıdır” dedi.

    “KHK’LAR OHAL’İN KALICI OLDUĞUNU GÖSTERİYOR”

    Çıkarılan kararnamelerin OHAL ile ilişkili olması gerektiğine dikkat çeken Türmen, bizdeki uygulamada FETÖ ile ilgisi olmayan her konuda KHK çıkarıldığını söyledi. Süre açısından OHAL KHK’larının geçici olduğunu, OHAL kalkınca bu KHK’ların ds kalkması gerektiğini belirten Türmen,  KHK’ların kanuna dönüşmesinin OHAL’in kalıcı olduğu anlamına geldiğini söyledi.

    “HUKUK REJİMİ DEĞİL HUKUKSUZLUK”

    Türmen sözlerini şöyle sürdürdü:

    “OHAL kararnameleriyle askıya alınamayacak haklar var, bu hakları ihlal eden kamu görevlilerine hiçbir cezai müdahale uygulanamayacak mı? Bu sorumsuzluk OHAL bittikten sonra devam edecek mi. OHAL kendi hukuk kuralları olan bir hukuki rejimdir. Ama kitlesel sayıda insan hak ihlaline el verişli bir rejimdir ve kurallara uyulmazsa diktatörlüğe evrilir. Türkiye’de uygulanan şekliyle bir hukuk rejimi değil hukuksuzluğa dönmüştür. Hukuk boşluğu vardır ve bu boşluk tek bir adam tarafından doldurulmaktadır. Bu demokrasi değildir. Bu davaların hepsi AİHM’in önüne gelecektir ve AİHM ulusun yaşamına bir tehdit var mı ona bakacaktır. Burada ilgili devletin tehdit olduğunu ortaya koyabilmesi lazım. Askıya alma gerekli mi normal yasalarla önlenemez miydi diye bakacak AİHM. OHAL  kararnamesine ihtiyaç duymadan normal yasalarla üstesinden gelinebilirdi. AİHM alınan önlemlerin elde edilen amaçla orantılı olup olmadığına da bakacaktır. Hukuk boşluğu doğmuştur OHAL ile ve en tehlikelisi bu kalıcı bir nitelik göstermektedir.”

    “ANAYASA İHLAL EDİLİYOR”

    Anayasa Profesörü İbrahim Kaboğlu da, OHAL’in Anayasa’nın 120. maddesi çerçevesinde ilan edildiğini ancak uygulamaların bu çerçeveye girmediğini söyledi. Anayasa Mahkemesi’nin 4 Kasım 2016’daki ‘OHAL ve KHK üzerinde denetim yapamam’  kararını hatırlatan Kaboğlu, “AYM bunu derken ‘1991 ve 2003 kararımdan vazgeçiyorum’ dedi. Kendi kararını eleştirerek bundan vazgeçti. AYM çuvaldızın tümünü kendisine batırdı. AYM, ‘Bunu denetleyecek Meclis’tir’ diyor. Peki ama Meclis ne zaman denetleyecek 2019’da mı? Anayasa’nın ilgili hükümleri bile açıkça ihlal edilerek kararnameler yazılıyor. MGK’nın hiçbir zaman karar alma gücü olmadı, Bakanlar Kurulu’na tavsiye eder sadece. Ama çıkarılan kararnameler MGK kararıyla çıkarıldı. Bu uygulama da Anayasa’ya aykırılığın örneklerindendir” diye konuştu.

    “OHAL İLE HAK İHLALLERİ İÇİN UYGUN ORTAM HAZIRLANDI”

    Bu arada, TİHV Başkanı Şebnem Korur Fincancı, açıklamada söz alarak insan hakları konusundaki hak ihlallerine ilişkin konuştu.

    OHAL ile hak ihlallerini gerçekleştirmek için uygun ortam hazırlandığına değinen Fincancı, “İnsan hakları örgütleri ihlallerin önünde engel görülüyordu ve OHAL bu örgütleri kapatma hakkı verdi. İnsan hak savunucuları özellikle bölgedeki hak savunucuları gözaltı ve tutuklama tehdidi ile karşı karşıyadır” dedi. İHD ve TİHV’in bir soruşturma geçirdiklerini de aktaran Fincancı, soruşturma konusunun, “Türkiye Cumhuriyeti silahlı kuvvetleri ve Genelkurmay’ı suçlayacak şekilde rapor hazırlamak” olduğunu söyledi. Gözaltındaki askerlere yapılan şiddetin fotoğrafları ve videolarının servis edilmesinin bir çeşit ‘parmak sallama’ olduğunu ifade eden Fincancı, ‘yaramazlık yaparsanız başınıza bu gelir’ mesajı verildiğini söyledi.

    “NURİYE VE SEMİH’İN TALEPLERİ KABUL EDİLMELİ”

    KESK Eş Genel Başkanı Mehmet Bozgeyik, KHK ile 112 bin 863 kişinin ihraç edildiğini belirterek, “Emekçiler işsizliğe ve açsızlığa mahkum edilerek saraya biat etmeye zorlanıyor” dedi. Bozgeyik, açlık grevindeki Nuriye ve Semih’in taleplerinin kabul edilmelerini ve tutukluluk hallerinin son bulmasını istedi.

    “SENDİKAL AKTİVİTELERE MÜDAHALE VAR”

    DİSK Koordinatörü Hakan Koçak ise, “Bu darbenin sınıfsal tutumu da var, bir sınıf kimliği var, sermayenin elde edemeyeceği rahatlamayı elde etti. Çünkü grev yapılamıyor. Sendikal aktivitelerin tamamına yönelik doğrudan ve dolaylı müdahale söz konusu. Kayyım atamalarından etkilenen 2 bin kadar belediye çalışanı işsiz kaldı” dedi.

    “İKTİDAR EN AĞIR İNSAN HAK İHLALİ YAPIYOR” 

    CHP Milletvekili Sezgin Tanrıkulu ise şöyle konuştu: “İktidar en ağır insan hak ihlallerini yapıyor. Ama sanki tümünden habersiz gibi davranıyorlar. Daha da kötüsü bizim konuştuklarımızdan toplumun büyük bir kısmının haberi yok. Genel Başkanımız Başbakan’a Nuriye ve Semih’in durumundan bahsedince cezaevinde mi diye soruyor. Başbakan bile bilmiyor. Bizim bu taraftan gördüğümüz hiçbir haberi görmüyor, kendilerine yakın basını okuyorlar. Toplum da öyle. Şimdi iktidarın bu yüzünü zulüm ortamından habersiz kesime göstermemiz lazım. Referandumdaki ‘hayır’ kesimini ve ‘adalet’ platformunun önemli zemin yaratacağını düşünüyorum güçlendirirsek.”

    “EĞER BİRARAYA GELMEZSEK AKP OHAL’İ KALDIRMAYACAK”

    HDP Milletvekili Ahmet Yıldırım ise şöyle konuştu: “OHAL demokratik yollarla siyasi iktidarın değiştirilme zemini ortadan kaldırılıyor. Eğer bir araya gelemezsek OHAL’i kaldırma istenci AKP’de doğmayacaktır. Kanun hükmünde değil anayasa hükmünde kararnamelerle anayasaya baskın gelen kararlar alınıyor. Bütün siyasi partiler kendi parti hassasiyetlerinde vazgeçmezse telafi edilmesi mümkün sorunlar telafi edilemeyecek hale gelecek. Diktatörler seçimle gelir ancak hiçbir zaman seçimle gitmezler. Bu gidişata dur demek üzere bir araya gelmeliyiz. Parti hassasiyetleri ötesinde ortaklaşmamız gereken bir süreçteyiz. İşimiz zor ama imkansız değil.”

    (HABER MERKEZİ)

    Haberin Videosu

     

     

     

  • Demokrasi İçin Birlik Platformu ve sanatçılar Adalet Yürüyüşü’ne katıldı- Video

    Demokrasi İçin Birlik Platformu ve sanatçılar Adalet Yürüyüşü’ne katıldı- Video

    PİRHA-CHP Lideri Kemal Kılıçdaroğlu’nun başlattığı Adalet Yürüyüşü’nün 20. gününde Demokrasi İçin Birlik Platformu bileşenleri ile sanatçılar katıldı. Yürüyüşe katılan Demokrasi İçin Birlik Bileşenleri öncülerinden Rıza Türmen, sanatçılar Ferhat Tunç ve Mazlum Çimen PİRHA’ya konuştu. 

    HABERİN VİDEOSU

     

    Adalet Yürüyüşü’nün 20. günü yoğun yağış altında gerçekleşti. Bugünkü yürüyüşe Demokrasi İçin Birlik bileşenleri ile sanatçılar da destek verdi. Aralarında Rıza Türmen, Can Dündar’ın eşi Dilek Dündar, Necmiye Alpay, Levent Tüzel, sanatçılar Ferhat Tunç, Mazlum Doğan gibi isimler de vardı. Yürüyüşe başlamadan önce PİRHA‘ya konuştular.

    “ADALET OLMADAN DEMOKRASİ OLMAZ”

    Demokrasi İçin Birlik Bileşenleri öncülerinden Rıza Türmen şöyle konuştu:

    “Türkiye’deki demokrasi mücadelesi açısından bir dönüm noktasıdır. Bu yürüyüşten sonra demokrasi başka bir hal alacaktır. Siyasi partiler ve sivil toplum örgütleri birleşerek daha güçlü bir hareket olarak demokrasi mücadelesi yürüyecek. Adalet olmadan demokrasi olmaz. Türkiye’de adalet ve hukuk devleti ortadan kaldırıldı. Bu ondan dolayı adalet arayışı değildir aynı zamanda yola çıkıştır. Yola çıkış bundan sonra da devam edecektir. Ve Türkiye’de demokrasi bu mücadelenin içinden çıkacaktır.”

    “İNSAN ADALETİ YERİNE NE KAZANIRSAK KARDIR”

    Sanatçı Ferhat Tunç, katılımın bugün biraz daha yoğun olduğunu söyledi. Tunç, “Adalet için yürüyüşe dahil olduk. Adaletsizliğin kıskacına alınmış bir ülkede gösterilecek en doğru tepkinin bu olduğuna inanıyorum” dedi.

    Sanatçı Mazlum Çimen de, organizasyonun iyi olduğunu söyledi. Çimen, “Adalet için yürümek bende bir şaşkınlık yarattı. Çünkü Adaletin var olduğuna dair bir sorgulama başladı. Umutsuz olmak yerine böyle bir enerjinin olması umut vadediyor. İnsan adaleti adına ne kazanırsak kardır” ifadelerini kullandı. (S.K/İ.S)