PİRHA – Alevi inancında ‘Dar’ erkanının günümüze yansımasını değerlendiren Dede Binali Doğan, “Gerçeği yaşamak ve yaşatmanın” zorluklarına vurgu yaptı. Doğan, “Dar, baş açık, yalın ayak, eli erde, özü darda kişilerin erkanıdır. Yani benliğini yenememiş bir insana zaten bir şey yapamazsın. Onun için işte bugün birçok geleneği geride bıraktık” dedi.
Baba Mansur Ocağı’na mensup Dede Binali Doğan, Davut Sulari’nin “Battal Gazi diyarına uğradım /Diyar aynı diyar da eller değişmiş” dizeleriyle yaşamdaki değişime işaret ediyor.
Binali Doğan, değişimin hayatın her alanında sürdüğünü belirterek “Yıllardır her ceme başladığımda zamanda geri dönmek istiyorum. Gerçek erenleri ve o sadık cem ehli talipleri özlüyorum” diyor. Dede Doğan, Alevi inancındaki değişimi olumsuz görerek, cem erkanlarında yitirilen ritüellerin üzerinde de duruyor.
Erzincan’ın Çayırlı İlçesinin Boz Ağa köyünde 1955 yılında dünyaya gelen Binali Doğan, son 20 yıldır İstanbul’un Zeytinburnu ilçesindeki Erikli Baba Dergahı‘nda hizmet yürütüyor.
Dede Binali Doğan ile unutulmaya yüz tutmuş bir erkan olan ‘Dar Cemi‘ni konuştuk.
“ARINMAK, ÖLMEDEN ÖNCE ÖLMEK”
Dar kültürü için “Alevilerin olmazsa olmazıdır” diyerek söze başlayan Binali Doğan, bunun önemli bir kavram olduğu üzerinde durdu. Günümüz tartışmalarında bireylerin, birbirini bilinçsizce “düşkün” ilan ettiğine değinen Binali Doğan, “Öncelikle belirtmek gerekirse dar; arınmak, ölmeden önce ölmektir. Dar, er meydanıdır. Dar, aslında kişinin kendini ele vermesidir. Şimdi günümüzde biri, bir başka kişiyi suçlayıp, düşkün ilan edebiliyor, ancak bu doğru değildir. Darın hakimi pirdir. Evet pirlerin de bazı hatalarından dolayı dara kaldırılması olasıdır ama o piri ancak kendi piri dara kaldırabilir. Dar aslında rızalık üzerinedir” diye belirtti.
“KİŞİNİN, KENDİNİ VİCDAN MUHASEBESİNE KOYMASI”
Dar ritüelinin bir başkasını suçlamak anlamına gelmediğinin altını çizen Binali Doğan, Dar Cemi‘nin işleyişine dair şunları söyledi:
“Dar, aslında bir kişinin, günahlarından arınmak ve kendini vicdan muhasebesine koymak, halkın huzurunda meydana çıkıp, kendisini arındırmak olayıdır. Çünkü bütün inançlarda yaşadığımız hayattan dolayı sorgulanacağımız, günahlarımızdan, sevaplarımızdan dolayı orada bir durum değerlendirmesi; yani mahkeme-i kübra dediğimiz bir olayın olacağına inanılır. Onun için Alevi inancında ‘Ölmeden Önce ölünüz’ denir. İşte dar olayı ölmeden önce ölme olayıdır. Dara çıkan can, ‘Günahkarım günahımdan bezarım/Özüm dara çektim sor güzel pirim’ der.”
“DÜŞKÜNÜN ÇULUNDAN DAHİ OTURULMAZ”
Binali Doğan, Dar erkanının bazı durumlarda arınmanın ötesinde bir işleyişi olduğunu da belirtti. Doğan, “düşkünlük” terimine de açıklık getirerek şöyle devam etti:
“Bazı durumlarda Yol’a uymayan, yani Yol’un dışına çıkan, ikrara bağlılığını yitiren, Yol’da hata eden, suç işleyenlerin de darlık durumu olur. Mesela bir cem bağladığımız zaman önce o cem ehlinden, mekanda bulunan insanların birbirinden razı olmaları istenir. Eğer o anda birbirleriyle sorunu olan veya cem adabına uymayan birinin cem içerisinde olması halinde talep üzerine o can dara alınır, sorgusu yapılır. Kişinin hatası veya suçu orta yere konur ve oradaki halk tarafından değerlendirilir. Bunun tabii ki asıl kararını pir verecektir ama oradaki canlara da bu durum sunulur. Halkın da fikri alınarak kişi, hatasından dönerse ya bağışlanır ya da ona bir sitem verilir. Belli bir zaman içerisinde toplumun içerisine, cemlere girmeme, kurbanlarının katılmaması, lokmasının yenmemesi; hatalar işlemişse eğer çulundan dahi oturulmaz ve irtibat kesilir. Alevilikte her şey rızalık üzerinedir. Dara duran can mürvet, bağış dilemektedir.
“Dar gel doğru söyle/Günahların beyan eyle/Hazır cemaat fark eylesin.”
Çünkü orada bir halk mahkemesi kurulmuştur. Karşısında kişiye savunmasını yapar, affını diler, ardından konunun değerlendirilmesi yapılır ve karar verilir. Eğer düşkün ilan ediliyorsa o kişi, halkın ve cemin içerisine giremez. Daha sonrasında ise tekrar dar divanı kurulur. Kişi kurbanını keser, erkan uygulanır, tekrar o can, Yol’a alınır. Yani darda, Yol’da düşkünlüğü de icap eden davalar olduğu zaman Yol’dan düşer ama burada marifet, Yol’u alabilmektedir. Yani bir pirin maksadı, talibi kaybetmek değil, onu tekrar Yol’a kazandırmaktır.”
“SÖZ KONUSU OLAN, ÖZÜNÜ ARINDIRMAK”
Binali Doğan, günümüz mahkemelerinin henüz toplum hayatında bu denli yer etmeden önce Dar erkanının daha yoğun olduğunu ifade etti. Doğan, “Günümüz mahkemelerinde suçlu, kabahatini örtme, kendini kurtarma çabasındadır. Ama dar divanında özünü arındırmak gayreti söz konusudur. Suçlu, divana varmamak için suçunu burada itiraf etmek durumundadır. Diğer mahkemelerde ise avukatın güçlü olursa farklı yollarla kişiyi cezadan kurtarabilir ama dar öyle değildir” diye konuştu.
“AĞLATTIĞIN VARSA GÜLDÜR, DÖKTÜĞÜN VARSA DOLDUR”
Binali Doğan dede, cem hizmetlerinin bir parçası olan ‘dara çıkarmak’ ve ‘dardan indirmek’ hakkında da bilgi verdi. Doğan şunları ifade etti:
“Dara çıkmak, görgü cemlerinde ‘ölmeden önce ölmek’ olayının gerçekleştiği, dört canın bir kefene girdiği ve yaşadığı toplumdan rızalık alarak dar divanında durmasıdır. Orada pir, ‘ağlattığın varsa güldür, döktüğün varsa doldur’ der. Yani kişi, yaptıklarından sorumludur. Davacı olan bir can olduğu zaman o dava görülür. Eğer bir hak ödenmemiş ve mağdur kişi razı edilmemiş ise o birey dardan inemez. Ayrıca o bireyin görgüsü de yapılmaz. Çünkü o dardadır, yani halen duruşma anındadır. Pir huzuru Hakk divanıdır. Dar anında sorulan soruların cevabını verebilmek için özünü arındırmak ve sorumlu olduğu konularda cevap verebilmek ve kendi müdafaasını yapabilmek durumunda olunduktan sonra dardan inilir ve kişinin görgüsü yapılır.”
“BU ZAMANDA O DAR İŞLEYİŞİNİ YAPMAK ZOR”
Günümüzde Dar erkanının neden işlemediğine cevap veren Binali Doğan, geçmişteki dar deneyimlerini de anlattı. Binali Doğan, yakın zamanda yürüttüğü bir görgü cemine de değinerek şunları kaydetti:
“Dar kolay değildir; sadakati, ikrarı, dürüstlüğü gerektirir. Günümüzdeki dar, özellikle kendini kurtarma ve bir başkasını suçlama hevesiyle işleniyor. Mesela ‘ben şunu dara kaldırdım. Şu dedeyi düşkün ilan ettim’ gibi konuların hakimi pirdir.
Bir talibin kimliği piri, mürşidi, rehberi ve müsahibiyledir. Erkana girmeyen, pirine teslim olmayan, kalkıp da bir başkasını dara kaldırma, suçlama yapamaz. Talepte bulunabilir ama kişinin ancak pirinden bunu talep edebilir. Nasıl ki bir davayı, bir suçu hakime götürüyor ve dosyan oluşuyorsa, burada da pirler huzurunda karar verilir. Bir kişinin müşkülünü ancak kendi piri çözer. Eğer suçlu ise ve düşkünlük icap ediyorsa pir ona göre karar verir ama karar merci hep pir makamıdır. Bu işler öyle kolay değildir. Hassas konulardır, Yol’umuzun gereğidir ama doğruluğu, dürüstlüğü hakkı temsil etmelidir.
Yakın zamanda Erikli Baba Dergahı’nda 2 dede ile birlikte bir divan oluşturduk ve görgü cemi yaparak gerçek bir dar yaptık. İnsanlar, kurban ve lokmaları ile gelip dar ve didar oldular. Nihayetinde görgü cemlerini de yaptık ama itilaflı konularda bugün dara kaldırmak, bu davayı görmek gerçekten güç. Çünkü darın özünü bilen, darın bir başkasını suçlamak olmayıp, arınmak olduğunu talep eden, gerek dara maruz kalan insanların o anlayışta olmadıklarını bildiğim için bu zamanda o dar işleyişini yapmak zor.
Bir zamanlar dedeler kurulunda dar divanındaydım. O günün şartları ile yaşı en küçük dede bendim, şimdi en yaşlı dede ben kaldım. Eskiyi, gerçeği yaşamak, yaşatmak çok zor. Ama bunu yaşatmak tabii ki mümkündür. Olması gereken de budur. Bu yönde önce talibin gerçekten Yol’a talip olması gerekir. Eğer Yol’a talipse bu yolun gereğini yapmak durumunda olduğunu doğruluğun, dürüstlüğün, hakkın, hukukun olduğu, her şeyden önce buna talip olmak… Kişi kendi zaaflarından, benliğinden arınabilmeli. Bunu sağladığımız zaman o dar kendiliğinden gelişecektir.”
“ZAMANIN BİZİ GETİRDİĞİ NOKTA BU”
Dar, baş açık, yalın ayak, eli erde, özü darda kişilerin erkanıdır. Yani benliğini yenememiş bir insana zaten bir şey yapamazsın. Onun için işte bugün birçok geleneği geride bıraktık. Belki o günün pirlerinin yaptıklarını bugün işleyemiyoruz. Belki de o yeterlilikte değiliz ama günün talibi de o talip değil. İşte zamanın bizi getirdiği nokta bu. Biz yine de doğru bildiğimizi yaşatmak ve söylemek durumundayız. 20 yılda ancak 4 görgü cemi yapabildim. Çünkü herkesin vebalini alabilmek, o sorumluluğu yüklenebilmek pek kolay değil. Alevilikte olan ama günümüzde işlenmesi kolay ya da zor olan gerçekleri yazmak, geçmişten günümüze bunları aktarmak gayreti içerisindeyim.”
PİRHA – Pir Haydar Buga, Hakk’a uğurlama erkanlarının Alevi inancına aykırı biçimde yürütülmesini eleştirdi. Pir Buga, “Yaşarken bir kere bile namaz kılmamış canların, cansız bedenlerine cenaze namazı kıldırmak Yol’a da vicdana da ahlaka da sığmaz” dedi.
Alevi toplumunda uzun yıllardır tartışılan bir konu da Hakk’a yürüdükten sonra uğurlama biçimi.
Alevi köylerine cami yapılması, çocuklara zorunlu din derslerinin dayatılması, Alevi inancının tanınmaması sorunlarının yanında Alevi Hakk’a uğurlama erkanındaki asimilasyon tartışılıyor. Alevi bir kişi Hakk’a yürüdükten sonra genellikle inancının kuralları doğrultusunda toprağa sırlanamıyor. İşte tam da bu noktada pirlerin itirazı yükseliyor.
“ALEVİCE YAŞANIYORSA ALEVİCE SIRLANMALI”
Derviş Cemal Ocağı evlatlarından Pir Haydar Buga, ‘Hakk’a uğurlama erkanı’ konusunu “Kanayan yaramız” olarak nitelendirerek, yapılması gerekenleri anlattı. “Yol’un kurallarına uymak her canın vicdan borcudur” diyen Pir Buga, şunları ifade etti:
“Dünyanın en modern toplumundan en ilkel kabilesine kadar tüm insanlar bir canlarını Hakk’a uğurladıklarında bağlı bulundukları inanç ve de yaşadıkları coğrafik koşullar doğrultusunda çeşitli tören ve merasimler düzenlerler.
Kadimden gelen yasaklı bir inancı yaşamaya ve de yaşatmaya çalışan biz Aleviler de yörelere göre bazı farklılıklarımız olsa da ‘Yol bir sürek bin bir’ anlayışı içerisinde Hakk’a yürüyen canlarımızın ardından ‘Hakk’a uğurlama erkanı’ yürütürüz.
Örneğin bir Hıristiyan anne ve babadan doğan çocuk önce papaz tarafından kilisede vaftiz edilir, ardından yaşamı boyunca inancı doğrultusunda her pazar kilisede papazın yürüttüğü ayin ile ibadetini gerçekleştirir. Hakk’a yürüdüğünde de yine kilise papazının yürüttüğü bir ayin ile Hakk’a uğurlanır.
Yine imam öncülüğünde camide günde üç veya beş vakit namaz kılan Müslümanlardan bir can Hakk’a yürüdüğünde cami imamının kıldırdığı cenaze namazıyla Hakk’a uğurlanır.
Bu camide de havrada da sinagogta da kilisede de tapınakta da böyledir. Cemevinde de böyle olmalıdır. Çünkü kişi, canı tende iken (yaşarken) kendi özgür ifadesiyle nasıl ibadet ediyorsa Hakk’a uğurlanınca da o ibadet şekline benzer uygun bir tören, merasim veya erkan ile Hakk’a uğurlanır. Aleviler de Alevice yaşıyorsa Alevice sırlanmalıdır.
Yaşarken pir, mürşid, rehber, talip ile birlikte meydan açıp rızalık alarak, çerağı uyandırıp deyiş, duaz, nefes, gülbang, semah, lokma vs. on iki hizmet yürütülerek Hakk meydanında özlerini dar eyleyip, aklanıp paklanan, toplumsal uzlaşı ve barışı inşa edenler, elbette ki Hakk’a yürüdüklerinde de bu ibadet şekline uygun bir erkan ile Hakk’a uğurlanmalıdırlar.
“YAŞARKEN NAMAZ KILMAMIŞ CANLARIN CANSIZ BEDENLERİNE NAMAZ KILDIRMAK YOL’A, VİCDANA SIĞMAZ”
Yaşarken bir kere bile namaz kılmamış canların, cansız bedenlerine cenaze namazı kıldırmak Yol’a da, vicdana da ahlaka da sığmaz. Kaldı ki bu iki yüzlülüktür, iki milyara yakın Müslüman camiasına da hakarettir. Bari onlara saygınız olsun.
Yol cümlemizden uludur. Gönül rızalığı ile yürünen yolda Yol’un kurallarına uymak her canın vicdan borcudur.
PİRHA- Torba yasa içerisinde yer alan cemevleriyle ilgili düzenlemeye dair konuşan HBVAKV Antalya Şubesi Başkanı Nurettin Erdoğan, “Kendini Alevi yol önderi, piri, rehberi sayan kişiler, çıkan yasaya sıcak bakıp buradan kendi menfaatleri doğrultusunda nemalanmaya çalışırlarsa onlardan ne rızalık alırız ne rızalık veririz. Rızasız lokma yenilmez, rızasız hizmet yürütülmez” dedi.
Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı (HBVAKV) Antalya Şubesi Başkanı Nurettin Erdoğan, torba yasa içerisinde yer alan cemevleriyle ilgili düzenlemeye dair konuştu.
Bu tür politikalarla devletin kendi Alevisini yaratmaya çalıştığını vurgulayan Erdoğan, bu politikalardan kendine pay çıkarmak isteyen Yol önderlerine de rızalık vermeyeceklerini söyledi.
“HÜKÜMET SAMİMİYETSİZLİĞİNİ, ALEVİLERE MECLİS ÖNÜNDE SERGİLEDİĞİ TAVIRDA GÖSTERDİ”
Cemevleriyle ilgili yapılan düzenlemelerle, Alevilerin iradesine ipotek konulmak istendiğini ifade eden Erdoğan, “Bizim buna rızalık vermediğimizi göstermek için federasyonlarımız, genel başkanlarımız ortak basın açıklamalarını yaptılar. Bu torba yasasını kabul etmediğimizi ifade ettik. Ankara’da yapılan bir basın açıklamasıyla Meclis önünde dile getirdik. Tabii ona da karşı çıktılar, yasal bir basın açıklamasına bile tahammül edemediler. Basın açıklaması öncesi ve sonrasında bazı arkadaşlarımız darp aldı, belli rahatsızlıklar geçirdiler. Samimi olmadıkları oradan belli. Bir gün önceki söylemlerle, eylem günü sergiledikleri pratik birbirine uymadı. Fikirlerini sürekli değiştirdiler ve toplumun bir araya gelmesinden, bütünleşmesinden korktular” diye konuştu.
“HÜKÜMET ‘DÜN DÜNDÜR BUGÜN BUGÜNDÜR’ POLİTİKASI İZLİYOR”
Aleviler olarak torba yasa içerisinde yapılan düzenlemeleri ve Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nı kesinlikle kabul etmediklerini vurgulayan Erdoğan, sözlerine şöyle devam etti:
“Biz bütün halkların inançsal boyutta eşit haklara sahip olmasını temenni ediyoruz. Bu şekilde mücadelemizi vermeye çalışıyoruz, vereceğiz de. Hangi parti olursa olsun iktidara geldiği zaman seçim öncesinde yapmış oldukları taahhütleri yerine getirmeleri gerekir. AKP de iktidara ilk geldiği dönemde 2000 -2002 yıllarında bu taahhütleri verdi ama zaman geçtikçe unuttu. İktidarlar kendi koltuklarını korumak için her türlü manevraları yapmaktalar. ‘Dün dündür bugün bugündür’ politikası uyguluyorlar. Bizler bu torba yasada yer alan Aleviliğe yönelik yasayı ve yaptırımı kabul etmiyoruz.”
“HÜKÜMETİN ALEVİSİ OLMAYI KABUL EDENLERE RIZALIK VERMEYİZ”
Hükümetin kendi Alevisini yaratma politikasına izin vermeyeceklerini dile getiren Erdoğan, son olarak şunları aktardı:
“Kendini Alevi Yol önderi, piri, rehberi sayan kişiler, çıkan yasaya sıcak bakıp buradan kendi menfaatleri doğrultusunda nemalanmaya çalışırlarsa onlardan ne rızalık alırız ne rızalık veririz. Rızasız lokma yenilmez, rızasız hizmet yürütülmez. Burada bu oluşuma talip olanlar, bundan nemalanmaya çalışanlar varsa da -ki olacaktır da, görüyoruz- onlarla da mücadelemiz devam edecektir.”
PİRHA- AKP hükümetinin Kültür ve Turizm Bakanlığı bünyesinde ‘Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’ oluşturmasına düzenlemesini ‘kayyım’ pratiği olarak değerlendiren DAD Mersin Şube Eş Başkanı Hülya Ayhan, bununla Alevi toplumunun denetim altına alınmak istendiğini kaydetti.
AKP’li Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın, ‘Kültür ve Turizm Bakanlığı bünyesinde Alevi Bektaşi Kültürü ve Cemevi Başkanlığı’ kurulacağını açıklamasına tepkiler gelmeye devam ediyor.
Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) Plan ve Bütçe Komisyonu’nda cemevleri ile ilgili düzenlemelerin de yer aldığı torba kanun teklifinin ilk 8 maddesi kabul edildi. Düzenlemenin Meclis Genel Kurulu’ndan geçmesi durumunda belediyeler imar planlarken, bölgenin şartları ve ihtiyaçlarını göz önüne alarak cemevleri için yer ayıracak. Ayrıca cemevi inşası için kaymakam veya validen de izin alınması gerekecek. İsteyen dedelere ise kadro verilerek, maaş bağlanacak.
Demokratik Alevi Dernekleri ( DAD) Mersin Şube Eş Başkanı Hülya Ayhan, Alevi toplumunun tek beklentisinin eşit yurttaşlık temelinde anayasal düzenleme olduğunu ifade ederek, AKP hükümetinin cemevleri ile ilgili düzenlemesinin kabul edilemeyeceğini vurguladı.
“ALEVİ ÖRGÜTLÜLÜĞÜ KENDİ İÇ DİNAMİĞİ İLE KURUMLARINI YARATMIŞTIR”
Alevi örgütlülüğünün kendi iç dinamikleri ile kurumlarını yaratarak kendi hizmetlerini dayanışma ile yürüttüğünü söyleyen HülyaAyhan, “Aleviler kendi hizmetlerini sunuyorlar ve bu hizmetlerini inanç yerleri olan cemevlerinde yerine getiriyorlar. Bu zamana kadar devletten hiçbir yardım talebinde bulunmadılar, bundan sonra da bulunmayı hedeflemiyorlar. Böyle bir talepleri ve beklentileri yoktur” dedi.
Alevi inancının ‘rızalık’ esasına dayalı bir inanç olduğunu belirten HülyaAyhan, AKP hükümetinin cemevleri düzenlemesinin kayyım politikası ile eş değer olduğunun altını çizdi.
Cumhurbaşkanı kararnamesiyle Alevi toplumunun denetim altına alınmaya çalışıldığını vurgulayan HülyaAyhan, Alevi toplumunun bu düzenleme karşı çıkması gerektiğini ifade ederek şunları söyledi:
“Şimdi ne oldu da böyle bir kararnameyle çıkarıldı? Alevi kurumları ve toplumu böyle bir şeyi ne bekledi, ne istedi, nede talep etti. Bu düzenleme Alevi toplumunu kontrolüne alabilme kanunu. Kayyım atamanın yolu açılıyor, Alevi kurumlarını denetim altına alınıyor.
Bu ülkede Alevi inancı vardır ve bu ülkenin demokrasi, özgürlükler dinamiğidir ve aydınlık yüzüdür. Alevi toplumunun beklentisi bu ülkede eşit yurttaşlık temelinde haklarının anayasallığı güvence altına alınmasıdır. Yoksa ne bir maddi beklentisi vardır, ne de denetlenmek gibi bir isteği.
Bu ülke çok zengin kültürleri ve inançları barındıran bir ülke. İnsanlardan alınan vergilerin Diyanet gibi kuruma ödenmesi adaletli değildir. Buna nasıl karşı çıkıyorsa, bir Alevi kurumuna da devletin destek vermesi veya böyle müdahil olmasına karşı çıkıyor. Alevi kurumu zaten bunu beklemiyor, istemiyor. Bunun yanında Diyanet İşleri gibi bir kuruma da devletin bir bütçe ayırmasına da karşı çıkıyor. Nasıl kendi karşı çıktığı bir şeyi kendisine de yapılsın ister? Buna karşı çıkıyoruz.”
PİRHA-Alevi Yol evlatları yazılı bir açıklama yayımlayarak AVF Genel Başkanı Haydar Baki Doğan’ı görevden aldığını duyuran AVF Onursal Başkanı İzzettin Doğan’a çağrıda bulundu. Açıklamada “AVF genel başkanını görevden almaya yönelik girişimi, Aleviliğin en büyük değeri olan rızalık esasını da yok sayması anlamına gelmektedir. Alevi Yol evlatları olarak bu yanlıştan dönmesini bekliyoruz” ifadelerine yer verildi.
Alevi Vakıfları Federasyonu (AVF) Onursal Başkanı İzzettin Doğan tarafından görevinden alındığı bildirilen AVF Genel Başkanı Haydar Baki Doğan “Yola devam” mesajı vermişti. Konuya ilişkin yazılı bir açıklama yayımlayan Alevi Yol evlatları, aldığı kararı Alevi hukukuna uygun şekilde gözden geçirmesi talebiyle İzzettin Doğan’a çağrıda bulundu.
“GÖREVDEN ALMA GİRİŞİMİ RIZALIK ESASINI YOK SAYMA ANLAMINA GELİR”
Açıklamada şu ifadelere yer verildi:
“Aleviliğin günümüzde yaşatılması ve ileriye aktarılmasında etkin rol alan derneklerimiz ve vakıflarımızın sadece yasa ve tüzüklerle değil Alevi öğretilerinin ve değerleri ile de yönetilmesi Yolumuz ve inancımız açısından önemlidir.
Alevi Vakıfları Federasyonu Genel Başkanı Haydar Baki Doğan’ın Alevilerin birliğine ve dirliğine yönelik hizmetlerinden dolayı rahatsız olan Prof. Dr. İzzettin Doğan’ın onursal başkan olarak AVF genel başkanını görevden almaya yönelik girişimi, Aleviliğin en büyük değeri olan rızalık esasını da yok sayması anlamına gelmektedir. Seçilmiş bir şekilde göreve gelen ve Alevi hukukunda herhangi bir suça bulaşmamış olmasına rağmen bir kişinin keyfi inisiyatif göstermesi kabul edilebilir bir durum değildir.
Prof. Dr. İzzettin Doğan’ın aldığı kararı Alevi değerlerine ve Alevi hukukuna uygun bir şekilde gözden geçirmesini ve Alevi toplumuna örnek olmasını diliyor Alevi Yol evlatları olarak bu yanlıştan dönmesini bekliyoruz.”
İzzettin Doğan’a çağrı yapan Yol evlatları ise şöyle:
Ağuiçen Ocağı’ndan Ercan Kazım Özer, Mehmet Şahin, Hüseyin Elmas, Türkan Akbıyık, Rıza Kılıç; Baba Mansur Ocağı’ndan Ali Tekin, Ali Haydar Kurt, İbrahim Erenler, Hüseyin Sevin, Hüseyin Moğoltay, Eren Yıldırım; Kantarma Sinemilli Ocağı’ndan Tacim Bakır; Kureyşan Ocağı’ndan Kazım Açıktepe; Hubyar Sultan Ocağı’ndan Erdal Ahi, Ali Haydar Gökden; Cemal Abdal Ocağı’ndan Hasan Doğan; İmam Rıza Ocağı’ndan Hüseyin Doğan; Musa Kazım Ocağı’ndan Ahmet Ütebay; Üryan Hızır Ocağı’ndan Mustafa Mısır; Yalıncak Sultan Ocağı’ndan Mahmut Yalıncakoğlu; Hıdır Abdal Ocağı’ndan Güroymak Bakır; Derviş Cemal Ocağı’ndan Ali Şanlı; Güvenç Abdal Ocağı’ndan Emrah Çolak; İlyas Baba Ocağı’ndan Cem Sultan Ermiş; Köse Süleyman Ocağı’ndan Mustafa Oğuz; Şah İbrahim Veli Ocağı’ndan Haydar Behlül Arkovan ile Topçu Baba Postnişi Mehmet Işık.
PİRHA – Avusturya Alevi Birlikleri Federasyonu, Alevi inancının Avusturya’da resmi olarak tanınması ardından kamuoyuna açıklama yaparak “Aleviliğin inanç ve yaşam alanı hiçbir dinle doğrudan kesişmez. Alevi mitolojisi, felsefesi ve ritüel dünyası İslam dahil birçok dinle ayrışır” ifadeleri kullanıldı.
Avusturya Alevi Birlikleri Federasyonu, 13 yıllık mücadele ardından Alevi inancına resmiyet kazandırdı. Aleviliğin ”kendine özgü bir inanç” olarak Avusturya’da resmi olarak tanınması ardından “Hiçbir başarı tesadüf değildir! Yorulmadan mücadele edip, direnenlere aşk ola” denilerek konuya ilişkin yazılı açıklama yapıldı.
“HİÇBİR İNANCIN, DİNİN BİR ALT KOLU OLARAK GÖRÜLEMEZ”
Kamuoyu açıklamasında Alevi inancının, hiç bir dinin bir alt kolu veya mezhebi olarak görülemeyeceğine vurgu yapılarak şu ifadelere yer verildi:
“Avusturya Alevi Birlikleri Federasyonu ailesi olarak on üç yıldır sürdürdüğümüz onurlu hak ve hukuk mücadelemizde, nihai hukuksal sonucu aldık ve ilk defa bir ülkede özelinde, ‘Alevilik kendine özgü bir inanç’ olarak tanındı!
Aleviliğe mensup canların 1960 yıllarında Avrupa’ya göçü ile başlayan hikayemiz, Avusturya’da tüm ülke genelinde eşit yurttaşlık, din ve vicdan özgürlüğü çerçevesinde, Alevi inancının tüm diğer inançlar gibi ‘kendine özgü bir İnanç’ olarak tanınması, Alevilerin geleceği için bir dönüm noktası olmuştur!
“ALEVİLER KENDİ HUKUK VE YÖNETİM YAPISINI KURMUŞLARDIR”
Avusturya Alevi Birlikleri Federasyonu olarak yeni Avusturya İslam Yasası çerçevesinde değil de neden ‘kendine özgü bir inanç’ olarak tanındığının başlıca nedenleri aşağıda belirtildiği gibidir; Aleviler toplumsal yapılarını ve inançlarını korumak için İslam Şeriatının egemen olduğu topraklarda yüzyıllarca mücadele etmiş, İslam’ı ya da başka bir egemen dini kabul etmedikleri için baskı altına alınmış, hor görülmüş ya da doğrudan katledilmişlerdir. Bu nedenlerle Aleviler İslam’ın egemen kurumlarından ve olabildiğince İslami düşünce ve etki alanından uzak kalarak yaşama savaşı vermişlerdir. Tarihinin hiçbir döneminde İslam Şeriatı ile yargılanmayı kabul etmeyen bir topluluk olarak Aleviler, kendi toplumsal adaletini sağlayan bir hukuk ve yönetim yapısı kurmuşlardır. Alevi hukuk sistemi günümüz hukuk sisteminden ileri ve öncü bir hukuk sistemidir. Rızalık temelli ve adaleti olabildiğince can acıtmadan ve hiçbir şekilde kan akıtmadan tecelli ettirmeyi amaçlar.
Alevilik inancında temel düsturlar açıktır. Bu inancımızı nasıl yaşayacağımızı da belirler. Dünyada kendine özgü, has değerlerini barındıran Alevilik, felsefesi ve öğretisiyle insanı bir bütün olarak eşit sayar, hoşgörü ve barış içinde insanı ve doğayı birlikte savunarak yaşamayı amaç edinir; bu amaçla ‘Yetmiş iki millet birdir nazarımızda’. ‘Dili, dini, rengi ne olursa olsun iyiler iyidir’. İnsani hoşgörü yüzyıllardır felsefemizin odağındadır ve Pir Hace Bektaş Veli’nin biz Alevilere olduğu gibi tüm insanlığa da öğüdüdür; ‘Düşmanınızın dahi insan olduğunu unutmayın’.
“ALEVİ FELSEFESİ, RİTÜEL DÜNYASI İSLAM DAHİL BİRÇOK DİNLE AYRIŞIR”
Biz Aleviler olarak;
– ‘Âdem ile Havva’ mitolojisine inanmaz ve kendimizi ‘Güruhu Naciye’ olarak görürüz. İnancımızda ‘cennet- cehennem’ yoktur. Ölümsüzlüğe inanır ve sürekli ‘don değiştirildiği’ne, daima bir devr-i daimîlik içinde olunduğuna inanırız. Bu nedenle de ‘günah’ kavramımız yoktur. Yaşamımızı rızalıklar üzerine kurarız ve öyle tamamlamak isteriz. Her şeyin bu dünyada olduğunu biliriz. Beden ve Can’ın ölümle birbirinden ayrıldığına inanırız ancak, varlık sayılan her şeyin ‘can’ olduğuna inanırız.
– Felsefemizin kendi özgün mitoloji ve mitleri bulunmaktadır. Kimi zaman ve mekâna bağlı, kimi ise zaman ve mekâna bağlı olmayan Veli ve Erenlerimize bağladığımız kerametlerden ‘el’ alırız; bunu da ‘El ele el Hakk’a’ biçiminde ifade ederiz.
– Alevilik insanlığın kadim inançlarından biridir ve kendi özgünlüğü, değerleri ile insanlığa bir armağandır. Bizler de bu armağanı miras olarak çocuklarımıza, tüm insanlığa sunmayı sorumluluk biliriz. Hak-İnsan-Evren tasarımıyla ‘Vahdet-i Mevcut’a, ‘Varlığın Birliği’ne, ‘vardan var olmaya’ ve ‘südur’a inanırız.
– Alevilik ve Aleviler başka hiçbir inancın tarihsel hastalıklarından, mitolojik varyasyonlarından yola çıkılarak yok sayılamaz. Heterodoksist anlayışlar adı altında hiçbir inancın, dinin bir alt kolu, mezhebi ya da sapkınlığı olarak görülemez. Aleviliğin inanç ve yaşam alanı hiçbir dinle doğrudan kesişmez. Alevi mitolojisi, felsefesi ve ritüel dünyası İslam dahil birçok dinle ayrışır.
“HİÇBİR İNANCI, DİNİ KENDİ İNANMICIMIZDAN ÜSTÜN GÖRMEYİZ”
– ‘Sen seni bilirsen yüzün Hüda’dır; sen seni bilmez isen Hak senden cüdadır’ düşüncesinden hareket eder ve insanın ‘Ene-l Hak’ üzerinden ‘İnsan-i Kâmil’ olarak dönüşebileceğine inanırız. Bu nedenle felsefemizde Hakk’ın öz’ünü kendinde taşıma potansiyeli ile insan ‘kul’ değildir. İnancımızda Hak Hızır’dır. Çalışıp emek harcayanın bereketini veren Hızır’dır. Kurdun-kuşun hakkını bilen Hızır’dır. Hak, Hızır daima yanımızdadır. Yoldaşımız ve yarenimizdir. Hoşgörü ve empati yapma gücümüzü bu desturların birleşiminden alırız.
– İnancımızın bağlı olduğu düstur, ‘Dört Kapı Kırk Makam’dır. Bu makamlar ancak bir Yol ehli Rehber ile yürünür. Buna bağlı olarak Mürşit-Pir-Rehber ve Talip bir bütündür. Ocaklı, Çelebi ya da Babağan örgütlenmelerimiz birbirini tamamlar ancak sürek farkları ile birbirinden ayrılır. Kiminde Musahiplik, kiminde Yol Kardeşliği üzerinden Yol alınır. Yol’un bütününde amaç; ‘eline-diline-beline sahip olmaktır’. Bu düşünce ve farklılıkları benimseyip sahiplenmek Aleviliğin duraksayıp parçalanmasına değil, insanlığın gelişimine uyup, erdem ve ahlaki öğretimizle yaşama, irade, bilinç ve adalet duygusuyla taşınmamızı sağlar.
– İnancımızı Yol olarak görürüz ve ‘Yol bir sürek bin bir’ olarak tanımlarız. İçimizdeki farklılıklarımız bizim güzelliğimiz ve renklerimizdir. Dışımızdaki din ve inançlara, kültür ve felsefelere saygı ile yaklaşırız. Hiçbir inancı, dini inancımızdan üstün ya da aşağı görmeyiz; ‘Okunacak en büyük kitap insandır’ diye düşünürüz. Bu düşünceden yola çıkarak inancımızda, felsefemizde ‘kadın-erkek’ ayrılığı bilmeyiz ve cinsiyetçi, kadını yok sayan, aşağılayan söylemlerle mücadele etmekten çekinmeyiz ve bu tür söylemleri insanlığımıza hakaret sayarız.
“ALEVİLERİN DEMOKRATİK HAKLARININ İADESİ İÇİN HUKUKSAL VE SİYASAL KAZANIMDIR”
Türkiye’de yıllardır yapılmaya çalışıldığı gibi, Avrupa’da da Aleviliğin egemen şer’i bir inancın çatısı altında eritilip yok edilme projesinin ilk startı Avusturya’da verilmiştir. Avrupa’daki Alevilerin inanç özgürlüğüne dair sahip oldukları tüm kazanımlarının riske atılmasıyla birlikte zincirleme hak kayıplarıyla karşı karşıya kalmaması için İslam Kanunu dışında ‘Aleviliğin kendine özgü bir inanç’ olarak tanınması mücadelesini on üç yıllık bir süreç ile tamamlamış olduk. Bu mücadele Avusturya başta olmak üzere Avrupa toplumunun Alevilik gibi inançlar konusunda yanılgılarını ve bakış açılarını düzeltmeye, yenilemeye bir vesile olacaktır. Ortadoğu’da başta İslam olmak üzere birçok dinin baskısı altında kalan inançların anlaşılması ve haklarının savunulup korunmasına fırsat olacaktır.
Avrupa’nın farklı coğrafyalarında yaşayan Alevi toplumunun örgütlü gücü olan Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonumuz ve Türkiye Alevi Federasyonlarımızın esas hedefi demokratik-laik bir sistemde, eşit yurttaşlık temelinde, din ve vicdan özgürlüğü çerçevesinde onurlu ve güven içinde dünyanın her yerinde ve özellikle Ortadoğu’da yaşamaktır. Avusturya’daki bu kazanım bu nedenle sadece bir hukuk mücadelesi değildir.
İnançsal, kültürel, siyasal, hukuksal, sosyal, ekonomik, akademik ve eğitim alanlarında sürdürülen mücadelemizi daha da genişletmek ve toplumsallaştırmak için yürütülen bu çalışmalarda Avusturya Alevi Birlikleri Federasyonumuzun bu önemli kazanımı, Türkiye’de Alevilerin demokratik haklarının amasız fakatsız elde edilmesi için önemli bir hukuksal ve siyasal adımdır.
Pirlerimizin olan Hâce Bektaş Veli, Yunus Emre ve Ahi Evren bu yıl aynı zamanda UNESCO tarafından yılın bilgeleri, filozofları olarak aday gösterildiler. Azimli ve kararlı mücadelemiz onlara niyazımız olsun.
Tarihler boyunca Alevi toplumunun büyük bedeller ödeyerek bugüne taşıdığı inançsal ve toplumsal değerleri başka inançların içerisinde eritmeden bizden sonraki kuşaklara olduğu gibi aktarma konusundaki kararlılığımız bundan böyle de devam edecektir.
Hızır Yoldaşımız, Pir Sultan Abdal direncimiz, Hünkâr Hace Bektaş Veli rehberimiz ola.
PİRHA-Altı Alevi çatı örgütünün, Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) ile Pir Sultan Abdal Kültür Dernekleri (PSAKD) arasındaki sorunların giderilmesi için yaptığı çağrıya DAD’tan olumlu yanıt geldi. Konuya ilişkin yazılı bir açıklama yapan DAD yönetimi “Yol cümleden uludur. Yol adına gayret eden canların birlik çağrısı bizim de çağrımız ve kabulümüzdür” dedi.
Demokratik Alevi Dernekleri (DAD), kırgınlıkların giderilmesi için altı Alevi örgütünün çağrısına olumlu yanıt verdi. Konuya ilişkin yazılı yapılan açıklamada “Yol İkrar ve Rıza Üzeredir. Yol İkrarlı Birliktir!” vurgusu yapıldı.
“İKRARLAŞMAYI YOL ADINA SORUMLULUK KABUL EDİYORUZ”
“Hasret Gültekin canımızın aziz hatırasına, Sivas şehitleri ailelerine, toplumumuza, demokratik kamuoyuna karşı darda olduğumuzu belirtiriz” şeklindeki açıklamada şu ifadelere yer verildi:
Yaşadığımız demi devran çoklu kazanımların ve kayıpların yoğun yaşandığı bir dönemdir. Dolayısıyla bu zor dönem Aleviler için de geçerlidir. Dünya ve Türkiye’de yaşananlara baktığımızda Alevî toplumunun bütün sürekleri ile plânlı bir asimilasyona, baskıya tabi tutulduğu bilinmektedir.
Alevi süreklerinin tümüne, Hakk ve Hakikat mücadelesi veren tüm kesimlere yönelik baskılar en üst düzeyde yaşanıyor. Kutsallarımız olan dergâhlarımız, ziyaretlerimiz, mekanlarımız, elimizden rızasız bir şekilde ya alınmıştır ya da destursuz bir şekilde kontrol ve denetim altına alınmış bir durumdadır. Toplumumuza ve değerlerimize yönelik baskılar, nefret suçları en üst düzeyde işlenmektedir; bu suçları işleyenlere ise cezasızlık uygulanmaktadır.
Bütün bu yaşananlar Alevilik adına söz söyleyen ve gayret edenlere tarihi sorumluluklar yüklemiştir. Demokratik Alevi Dernekleri olarak bu tarihi sorumluluğun bilincinde olarak gayret ediyoruz.
Yaşadığımız her an biz Aleviler ve demokrasi mücadelesi verenler açısından tarihsel sorumluluklar yüklemektedir. Hakk Yol Alevi toplumu ve hakikati için gayret ve emek harcayan her Alevi kurumu birliği esas alıp, yaşanan sorunların çözümü için birbirimizin Xızırı olmak durumundayız. Yol ikrar ve rıza üzeredir. Yol ikrarlı birliktir, Yol nehak anlayışa karşı Hakk meydanında birlik olmaktır.
Hakk Yol Alevi gerçeği, sorunların çözümü konusundaki kemaleti her demde çözüm üretmiştir. Yol taşını yol kuşuna atmadan, Hakk meydanında Dar – Didar olup hakikati dile getirmek tarihsel görevimizdir. Bu tarihsel sorumluluğun farkında olan altı Alevi çatı örgütü; Alevi Bektaşi Federasyonu, Alevi Vakıflar Federasyonu, Alevi Dernekleri Federasyonu, Avrupa Alevi Birlikleri Federasyonu, Alevi Kültür Dernekleri, Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı kurumlarınızın ‘Gün ayrı düşme günü değildir’ düsturu ile Pir Sultan Abdal Kültür Derneği ile Demokratik Alevi Dernekleri arasında Peyik görevi görmelerini söylemeleri bizim açımızdan son derece önemli ve tarihi bir sorumluluktur. Bu sorumluluğun gereği olarak birkaç defa meydan kurularak birlik çağrısında bulunmuştuk. Hakikat Yoldur. Yol cümleden uludur. Yol adına gayret eden canların birlik çağrısı bizim de çağrımız ve kabulümüzdür. Hakk meydanında cemal cemale gelerek ikrarlaşmayı Yol adına, toplumumuz adına bir sorumluluk olarak kabul ediyoruz.
“DARDA OLDUĞUMUZU BİLDİRİRİZ”
Yaşanan süreçle ilgili olarak tartışma, birbirini itham etme, çözüm konusunda daralma, kurumsal iletişimde eksik kalma, çözüm üretecek müdahalelerde gecikme bilerek, bilmeyerek sorunun büyümesine ortak olmak gibi bir süreci yaşadık. Bu durumun bilincinde olarak bir araya gelip ortak akıl ile hareket ederek; inancımıza karşı, Sivas şehitlerine, özelde Hasret GÜLTEKİN canımızın aziz hatırasına, Sivas şehitleri ailelerine, toplumumuza, demokratik kamuoyuna karşı darda olduğumuzu belirtiriz.
Hakikat Yoldur, Yol cümleden uludur!
Bu demde inancımızı, birliğimizi esas alarak toplumumuza, inancımıza karşı sorumlu olduğumuz, bu sorumlulukla gayret etmemiz gerektiğinin bilincinde olarak kurumlarımızın çağrısına bağlı olduğumuzu belirtiyoruz.
Zaman el ele vererek birleşme zamanıdır. Zaman Yol’un huzurunda, topluma karşı Dar’a durma zamanıdır. Yapmamız gerekip de yapamadıklarımızı görme zamanıdır. Ele, dile, göze nazar etme zamanıdır.
PİRHA-Pir Süleyman Deprem, iktidarın Alevi politikalarını eleştirdi. Cemevlerinin statüsü ve dedelere verileceği iddia edilen maaş hakkında konuşan Deprem, “Alevilik, bugünkü sömürü sisteminin karşısında bir anlayışa sahiptir. Aleviler asla devletten medet ummamış, rızalık ve komünal yaşam birliği ile kendilerini her dönem finanse etmişlerdir. Eğer bugün iktidardan maaş alacak bir dede var ise ileride onlara cübbe de giydirilecektir” yorumunu yaptı.
AKP iktidarının, Alevilere yönelik projeleri, tartışmaları da beraberinde getirdi. Alevi kanaat önderleri, bir bütün olarak cemevlerinin ‘Kültür merkezi’ olarak adlandırılacağı iddialarına karşılık sert tepki göstermeye devam ediyor.
“ALEVİLER HİÇBİR DÖNEMDE DEVLETTEN MEDET UMMADI”
Sinemilli Ocağı pirlerinden Süleyman Deprem, dedelere verilmesi planlanan maaş konusuna işaret ederek, “Yapılanlar, Ocak Aleviliğini yok etme planıdır” dedi.
Deprem, Aleviliğin yaşam felsefesi olarak, sömürü sistemlerinin daima karşısında bir anlayışa sahip olduğunu vurgulayarak “Aleviler, hiçbir dönemde ‘devlet’ denilen özel mülkiyetin tahakküm aracına asla müdahil olmamış ve asla ondan medet ummamışlardır” dedi.
Pir Süleyman Deprem, Alevilerin, rızalık ve komünal yaşam birliği ile kendilerini her dönemde finanse ettiğinin altını çizerek şu aktarımda bulundu:
“Bu ortak yaşam kültürü, sömürü sisteminin baş düşmanıdır. İktidarını koruyabilmek için devletler, ortak yaşamın ortadan kaldırma gayreti içerisindedir. Böyle olunca hiçbir devlet anlayışı asla Alevilerin özel olarak kendi yapıları ile var olmalarına tahammül edemez. Alevi açılımlarını geçmişte görüp, neye mal olduklarına şahit olduk. Her şeye rağmen ‘Evet’ diyenlerin düştükleri hataları da gördük. Ama biz biliyoruz ki Alevilik hiçbir dönem örgütlü devlet yapısı ile uyuşmaz. Bu söylem düşmanlık anlamında değil…
Devlet şimdi diyor ki ‘yeni bir Alevi açılımı yapacağım ve cemevlerine ‘Kültür Evi’ diye statü vereceğim’. Önce şöyle düşünelim; kadim Alevi tarihinde dört duvarla belirlenmiş bir cemevi kültürümüz yoktur. Bütün yeryüzü bizim için cem yapacak alandır. Ancak yeni şartlarda tabi tutulduğumuz, özellikle sürgün politikası doğrultusunda kaçmak zorunda kaldığımız kentlerde bir araya gelmek için, eşit yurttaşlık hakkımız olan, ortak ibadet için bir yere ihtiyaç duymuş ve bunun adını ‘Cemevi’ koymuşuz.
Şimdi sen kalkıp ‘Bu ülkenin %99’u İslam’dır’ dersen, Ermeni, Süryani, Keldani ve Alevileri yok sayarsan o zaman bugünkü açılımın şartlarını değerlendirdiğimizde yine benimle oyun oynuyorsun.”
“OCAK ALEVİLİĞİNİ YOK ETME PLANI”
Pir Süleyman Deprem, AKP iktidarının, Aleviliği temelden yok etme çabası içerisinde olduğuna vurgu yaptı. İktidarın, ‘Ocak Sistemi’ne yöneldiğini ifade eden Deprem şunları söyledi:
“Alevi katliamcısı Ebu Suud’u referans göstererek bir devlet yönetiyor, yaptığın köprü ve diğer inşaların adını katliamcı olan ‘Osman’ ya da ‘Yavuz’ koyup ardından bizlere açılım yapacaklarını söylüyorlar. Ve diyorlar ki ‘dedelere maaş bağlayacağız’.
Bugün Aleviliğini kaybetmiş ya da Aleviliğini pazara çıkarmış birçok unsur bulursun. Bunların üzerinden gerçek Ocak Aleviliğini yok etme planıdır bu. Bugüne kadar Aleviler, asla pirlerini hiçbir şeye muhtaç etmemişlerdir. Rızalık kenti yaşam kültürü ile pire demişlerdir ki ‘Senin ailenin geçimini biz sağlayacağız. Sen bizim yolumuzu yürüteceksin.’
Bakın Pirlerimizin ne sarığı ne de cübbesi vardır, sembolik hiçbir şeyleri yoktur ve doğaldırlar. Ama yarın maaşa bağladığı pire bir cübbe giydirecekler. Ve o pire diyecekler ki ‘sen şu kuruma tabii olarak çalışacaksın’ ve o kurum da Diyanet olacaktır.”
“PİR, DEDE TAYİN EDEN ÖRGÜTLER OLMAMALIDIR”
Süleyman Deprem, dedeleri maaşa bağlamak ya da cemevlerine statü verme konusundaki belirleyicinin siyasi iktidar olamayacağına vurgu yaptı.
Deprem, “Alevilik konusunda hiçbir dini temsilcinin, belirleme hakkı ve haddi yoktur. Hıristiyanlara Hıristiyanlığı öğrete biliyor musun? Peygamberiniz de diyor ki ‘Senin dinin sana, benim ki bana’ ama kalkmışsın benim inancım üzerinden talimat veriyor ve beni biryerlere bağlama gayreti gösteriyorsun. Bu ne demokratiktir ne insani ne de ahlaki…Bizlerin kadimden bu yana talip, rehber, pir, mürşit hiyerarşik yapımız vardır. Biz, ocaklarımız bünyesinde örgütleniyoruz. Bizlerin bir inanç kuruluna, ikinci bir Diyanete ihtiyacımız yok. Pir, dede tayin eden örgütler olmamalıdır. Yüzlerce İslami tarikat var, bunların hiçbirisi yasal olarak örgütü değil. Ortadoğu’da da yasal olarak örgütlü bir Alevi tarihine rastlayamazsınız. Bu yasadışılık değil meşruluktur. Yaresanlar, Kakailer, Ehli Hakklar… Irak, İran ve Suriye’deki hangi Alevi camiası yasal olarak örgütlüdür? Öyle bir talepleri de yok. Bizim örgütlülüğümüz kadimden beri ocaklarımızdır” diye konuştu.
PİRHA-Yazar Mehmet Kabadayı, Alevi kurumlarında ve inanç merkezlerinde yapılan toplu oruç açma programlarını eleştirerek, egemen din anlayışına özenildiğinin altını çizdi. Mehmet Kabadayı, yazısında “Alevi toplumu birilerine benzemek zorunda mı?” diye de sordu. Kabadayı, Alevi kurumlarının belediyelerin dağıttığı yiyecekleri almasını da eleştirdi.
Yazar Mehmet Kabadayı, Muharrem ayı sebebiyle Alevi kurum ve inanç merkezlerinde organize edilen programları eleştirdi. Kabadayı, “Asimilasyona en büyük hizmeti içimizdeki bizler veriyor” diyerek siyasi otoritelerin cemevleri üzerindeki baskısına işaret etti.
“ZİRA HEM ÖYLE HEM BÖYLE OLUNMAZ”
“Bizim öğretimiz (inancımız), kültürümüz bu mu?” başlığı ile konuyu irdeleyen Mehmet Kabadayı, şu görüşleri paylaştı:
“Naçizane, Hakikat Yol’unun (Aleviliğin) kadimden beri var olduğunu savunanlardanım, kendi içindeki kavram ve kurallara baktığımda Aleviliğin tek Tanrılı Semavi dinler ile bir bağının olmadığını da düşünüyorum. Evet, Yol Pirleri, ‘Yol bir Sürek Binbir’ demişler. Tek Tanrılı Semavi dinleri yol sürekleri içinde de görmüyorum. Tek Tanrılı Semavi dinlerin kendilerine göre kavram, kural ve kendine özgü bir dilleri ve kültürleri vardır. Aleviliğin de tıpkı bu tek Tanrılı dinler gibi kendine özü kendi kural ve kavramları ve de kendine ait bir dili, bir kültürü (ocak = ana = ikrar = rızalık = mürşid = pir = rayber = talip = can= cem = çerağ (delil) = semah = hizmet = düşkünlük) var. Günümüzde Aleviler, kadimden gelen kendi öğretilerine göre mi, yoksa tek Tanrıcı Müslümanlığa (Sünniliğe ve Şiiliğe) göre mi yaşamak istediklerini kararlaştırıp netleştirmelidirler. Zira hem öyle hem böyle olunmaz.
Malumunuz, Muharrem ayında son birkaç yıldır yaşanan ve tekrarlanan bir konuya dikkat çekmek istiyorum! 1990’lı yıllarda Ramazan ayında, Ramazan orucunda yaşanılanlar günümüzde Muharrem ayında, Muharrem orucunda bire bir olmasa da, benzeri bir şekilde yaşanıyor. Nasıl mı? Kimi cemevleri belediyelerin, kaymakamlıkların, siyasilerin muharrem orucu boyunca verdikleri ve lütuf gibi sundukları kuru gıda, yiyecek, içecek ve maddi yardımları alıyorlar. Bu yardımlarla toplu halde oruç açıyorlar. Alevi öğretisinde rızasız lokma yenilmez! Yol’umuzun bu desturu gereği, Bu cemevleri yapılan bu yardımları geri çevirmeleri gerekmiyor mu? Neden mi? Çünkü yapılan bu tür yardımlarda rızalık yoktur.
Birde 1990’lı yıllarda Ramazan ayında, Ramazan orucunda bu tür şeyler yaşanırken, laiklik elden gidiyor, camilere siyaset sokuluyor diyerek bu tür şeylere (gösterişlere) en çok sizler karşı çıkıyordunuz…”
“İKTİDAR VE MUHALEFET, ALEVİ HAKİKATİNDEN ELLERİNİ ÇEKSİN”
Yazar Mehmet Kabadayı, Alevilerin tarih boyunca rızasız lokma yemediklerine işaret ederek belediyelerden yapılan gıda yardımlarını da eleştirdi. “Oruç tutan canlarımıza rızasız lokma yediriyorsunuz ” diyen Kabadayı, yazısını şu cümlelerle sürdürdü:
“Devletin anayasal eşit yurttaşlık ilkesini uygulamamasından dolayı, Alevilerin en öncelikli sorunu eşit yurttaşlık meselesidir. Eşit yurttaşlık talebi belediyelerden aranmaz. Eşit yurttaşlık talebini arayacağımız yer TBMM’dir!
Bu tür şeyleri yapan cemevi, dernek ve de dergâh başkan ve yöneticilerinin erkle beraber olma, iktidarlaşma hırs ve egolarını tarihten günümüze rıza şehri ilkesini içselleştirmiş Aleviler üzerinde inşa etmeye haklarının olmadığını düşünüyorum. İktidar ve muhalefet ve de kimi belediyeler Alevi hakikatinden ellerini çeksinler. Belediyelerin dağıttığı yardımlar, lokma değildir. Hakikat Yol’unda (Alevilik) lokmanın bir mana ve anlamı var. Bu hakikati nasıl yok sayarsınız?
Kimi cemevlerinde, dergâhlarda ve derneklerde yapılan bu yardımlarla oruç açıyoruz adı altında, akşamları ‘4 çeşit yemek ve artı ayran’ ile toplu halde oruçlar açılıyor! Bu nasıl matem? Hakikat Yol’undaki oruç bu muydu? Hakikat Yol’unda toplu oruç açma var mıydı? Alevi canlarımız Muharrem orucunu tutuyorlarsa, akşam kendi evlerinde helal lokmalarıyla orucunu açamazlar mı? Kime ya da kimlere benzemeye ve özenmeye çalışıyoruz? Alevi toplumu birilerine benzemek zorunda mı? Naçizane bizim Yol’umuzda, öğretimizde ve kültürümüzde bunlar yoktu diye biliyorum. Yol, sorgula, düşün, eline, beline ve diline sahip ol diyor. İnsanı kâmil olma yolunda gayret ve çaba göster diyor. Erkten, menfaatten, çıkardan ve rızasız lokmadan uzak dur diyor.”
“AĞACIN KURDU ÖZÜNDE OLUR!”
“Cemevi, dernek ve dergâhların bu konuda daha duyarlı ve daha dikkatli olmaları gerekmiyor mu? Hakikat Yol’ulunu (Aleviliği) başka dinlerin (Semavi Dinlerin) içinde görmek zorunda mıyız? Özellikle bu aylarda Şii asimilasyonuna hizmet edildiğinin farkına ne zaman varılacak? Özel günlerde (yas) bir arada oluyoruz deniliyor. Günümüz koşullarında bir araya gelme yani birlikte olma durumu bir zorunluluk ise bu durumda, her can kendi imkânları dâhilinde yiyecek (lokmalarını) alır, cemevlerine getirir, getirilen bu lokmalarla cemevlerinde yemek hazırlanır. Hazırlanan bu yemek ve de evden getirilen lokmalarla oruç açılır. Oruç açıldıktan sonra Cem yapılır, tüm canlar birbirinden razı olur. Canlar birbirinden razı olarak cemevinden ayrılır.
Egemen din anlayışına özenerek, asimilasyona en büyük hizmeti içimizdeki bizler veriyor. Belki farkındayız ya da farkında değiliz, ağacı çürüten kendi özündeki kurdudur. Aleviler üzerindeki 100 yıllık asimilasyona ve Zorunlu Din Dersleri de dâhil günümüzdeki kuşatmaya dur demez isek yarınlarımız bugünkünden daha derin bir çıkmaza girecektir. Çok geç olmadan Hakikat Yol’unun (Aleviliğin) özüne dönülmelidir. Sevgiyle. Aşk ile.”
PİRHA- Türkiye’nin Kuzey ve Doğu Suriye’ye başlattığı askeri operasyonu değerlendiren Düzgün Baba Cemevi Başkanı Sinan Kırmızıçiçek, “Alevi kurumları olarak gerek tezkereye evet diyen, gerekse savaş çığırtkanlığı yapan kim olursa olsun rızalık vermiyoruz” dedi.
TSK ve ÖSO’nun Fırat’ın doğusunda gerçekleştirdiği operasyona dair açıklamada bulunan Düzgün Baba Cemevi Başkanı Sinan Kırmızıçiçek halkları ayrıştıran, karşı karşıya getiren, düşmanlaştıran ve insanlık vicdanında onarılmaz yaralar açan politikalardan derhal vazgeçilmesi çağrısında bulunarak, sorunların diyalog ve barışçıl yöntemlerle çözümü konusunda ısrarcı olduklarını ifade etti.
Kürtler ve demokrasi güçlerinin iktidara karşı takındığı siyasal tutum ile birlikte Kürt sorununun çözümündeki tıkanmanın operasyonların asıl nedeni olduğunu kaydeden Kırmızıçiçek, Alevi kurumları olarak bu savaşa rızalık vermediklerinin altını çizdi.
“SAVAŞ CİNAYETTİR, REDDEDİYORUZ”
Kırmızıçiçek, Alevi kurumları olarak savaşları reddettiklerini, sorunların diyalog ve barışçıl yöntemlerle çözülmesi konusunda ısrarcı olduklarını kaydederek, “Harde Dewreş, Raye Haq- Hak yol talip ve pirleri, Alevi kurumları, inanç merkezleri ve Alevi toplumu olarak inancımız gereği insanı merkezine koyan, sevgi, barış, doğaya saygı, hoşgörü ve hakikat yoluna niyaz olup ikrar vermişizdir. İnsanlığın temel evrensel değerleri olan adalet, özgürlük ve eşitlik ilkelerinin temel dayanağı olan barış olmazsa olmazımızdır. Açlık, yoksulluk, kan, gözyaşı yaratan savaşları dün olduğu gibi bu günde reddediyoruz. Savaş cinayettir. Sorunların diyalog ve barışçıl yöntemlerle çözümü konusunda ısrarcıyız. Halkları ayrıştıran, karşı karşıya getiren, düşmanlaştıran, çatıştıran, insanlık hafıza ve vicdanında derin onarılmaz yaralar açan politikalardan derhal vazgeçilmelidir” dedi.
“KÜRT SORUNUNUN ÇÖZÜMÜNDE TIKANMIŞLIĞIN SONUCU”
“İŞİD türevi radikal dinci, selefi örgütlerin bu bölgede yaşayan o toprakların asıl sahipleri olan Kürtler ve Alevilerin yerleşim yerlerine malına mülküne canına kastediyor olmaları kabul edilemez” diyen Kırmızıçiçek, bölgede yaşananların insan vicdanını kanatır nitelikte olduğunu dile getirdi. Kırmızıçiçek şunlara dikkat çekti:
“Suriye’nin kuzeyinde ve doğu bölgesinde yaşananlar insanlığın vicdanını kanatır niteliktedir. İki yüz yıllık Kürt sorununa klasik devlet mantığıyla yaklaşma kolaycılığına sarılıp halklar arasında onarılmaz, geri dönüşü olmayan ve tarihte utançla anılacak uygulamalardan vazgeçilmelidir. İŞİD türevi radikal dinci, selefi örgütlerin bu bölgede yaşayan o toprakların asıl sahipleri olan Kürtler ve Alevilerin yerleşim yerlerine malına mülküne canına kast ediyor olmaları kabul edilemez. Bütün dünyayı karşısına alarak Suriye’ye girmesi Türkiye’nin Kürt sorununun çözümünde ve demokratikleşme meselesinde tıkanmışlığının sonucudur.Başlatılan bu operasyonun asıl nedeni iç siyaseti dizayn etmek iktidar karşısındaki siyasi ittifakları dağıtmak, yeni milli ittifaklara kapı aralamaktır.”
“HALKLARIN BİRLİKTE YAŞAMA İRADESİ DİNAMİTLENİYOR”
Kırmızıçiçek, Kürtlerin uzun zamandır iktidara karşı muhalefet partileri ile geliştirdiği ittifak ve son yapılan yerel seçimler de dahil iktidara karşı takındığı siyasal tutumun iktidara kaybetme korkusunu tattırdığını ve dengeleri değiştirdiğinin altını çizdi. Savaşa karşı barışı savunduklarını sözlerine ekleyen Kırmızıçiçek son olarak şunları kaydetti:
“Türkiye’de Kürtlerin ve demokrasi güçlerinin iktidara karşı takındığı siyasal tutum bu operasyonun temel nedenidir. Günü kurtarma ve kısa vadeli iktidar hesapları uğruna halkların birlikte yaşam iradesi adeta dinamitlenmektedir. Alevi kurumları olarak gerek tezkereye evet diyen gerekse savaş çığırtkanlığı yapan kim olursa olsun rızalık vermiyoruz. Ölen çocukların, gençlerin, sivil halkın vebali onların boynundadır.Halkların eşitliğine dayalı onurlu toplumsal bir barış istiyoruz. Egemenlerin iktidarları uğruna başlattıkları savaşlar halklara yoksulluk, yıkım, acı ve gözyaşı olarak döner. İnsanlık tarihi buna tanıktır. Bu nedenle savaşa karşı barışı savunalım. Barış için sesimizi daha güçlü yükseltelim. İnanıyoruz ki Hak ,Xızır, Düzgün Baba zulme uğrayan mazlum halkların yanındadır.”
PİRHA- 1. Mersin Alevi Kadınlar Sempozyumu panellerle devam ediyor. İlk oturumda söz alan Demokratik Alevi Dernekleri DAD Genel Merkez Eş Başkanı Selda Güneş, Alevi yolunun ışığının kadınlar olduğunu ve bu yolun ışığının sönmeyeceğini vurguladı. Akademisyen Bedriye Poyraz ise Alevi inancında kadın ve erkeğin eşit olduğuna ancak toplumsal yaşamda bunun karşılık bulmadığına dikkat çekti.
Çerağ uyandırma ve “Kadının Türküsü” adlı belgesel gösterimiyle başlayan 1. Mersin Alevi Kadınlar Sempozyumu panellerle devam ediyor. Panelin birinci oturumunda, “Alevi Ontolojisi ve kadın”, “Tarihsel süreçte Alevi kadınının konumu” başlıklı sunular yapıldı.
Moderatörlüğünü Mersin Cemevi Üyesi Şilan Sürmeli yaptığı oturumda Demokratik Alevi Dernekleri Genel Merkez Eş Başkanı Selda Güneş ve Ankara Üniversitesi İletişim Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Bedriye Poyraz panelist olarak katıldı.
MÜRŞİDİ KAMİL OLMA YOLCULUĞU
İlk sözü alan DAD Eş Başkanı Selda Güneş, canlardan rızalık alarak konuşmasına başladı. Kentlere göçlerle birlikte Alevilerin de birçok yere göç verdiklerini ve kendi coğrafyaları dışında Aleviliklerini yaşamalarının zorlaştığını ifade eden Güneş, kentte öğrendikleri ile Aleviliği yaşamaya çalıştıklarını belirtti. Kentlerde öğrenilen birçok şeyin Alevi inancı için gerekli olmadığını vurgulayan Güneş, “Çünkü bu yol tüm sıfatlardan tüm öğrendiklerimizden sıyrılarak var olabileceğimiz yerin adıdır. Bu mürşidi kamil olma yolculuğunun adıdır.” dedi. 4 kapı 40 makam ile yola girildiğine işaret eden Güneş, ilk kapı olan şeriat kapısında en temel hak yasalarının yer aldığını, bu kapının insanın kendini bilme hali olduğunu kaydetti.
“UNUTULMAMASI GEREKEN ŞEY RIZALIKSIZ LOKMA YEMEMEK”
İkinci kapı olan tarikat kapısında ikrar verilerek musahip olunduğunu belirten Güneş, musahipliğin yani yolda kardeş olmanın iki farklı rahimde döl almış insanın insan olma yolculuğunda birbirine bir nazarda sağlanması için gerçekleşen bir hal olduğunu vurguladı. İnsanın verdiği ikrarla birlikte yolun parçası olduğunu buna da musahiplik cemi dendiğini dile getiren Güneş, “Yarin yanağından gayri her şeyini paylaşmakla mükellef olduğu bir canı vardır onun. Herhangi kötü bir şey yapacağı zaman sadece kendisinin mesul olmayacağını bilir. Çünkü musahibi de suçlu bulunur.” dedi. Tarikat kapısında öğrenilecek temel şeyler olduğunu belirten Güneş, her bir kapıda unutulmaması gereken şeyin rızalıksız lokma yememek olduğunu kaydetti.
BU YOLDA ÖTEKİ YOK
“İnsan sadece madde değildir. Her maddenin sesi vardır. Dolayısıyla hakkın da sesi vardır ve telli Kuran hakkın sesidir.” diyen Güneş, kadınların Alevi yolunun ışığı olduğunu ve bu yolda ötekisi olmadığını, yolun hiçbir ırkın sentezi olmadığını hak ile hak olmaya aday cümle canın rızalığı ile gireceği bir yol olduğunu ifade etti.
Hakikat kapısının yaratılıştan getirilen haklara saygı gösterme, çarkı pervazda çark olma, bir olma hali olduğunu belirten Güneş, hakkın yarattığı varlık deryasında hiçbir damlanın diğerinden daha üstün, daha yetkin olmadığını söyledi.
“ALEVİ KURUMLARI ALEVİLERİ TEMSİL ETMİYOR”
Güneş’in arkasından söz alan Ankara Üniversitesi İletişim Fakültesi Öğretim Görevlisi Prof. Dr. Bedriye Poyraz toplumsal süreçte Alevi kadının konumu konusunda konuşma yaptı. Alevi örgütlerinin şu anda Alevileri temsil etmediğini vurgulayan Poyraz, “Alevi örgütleri dökülüyor. Kurumlar milletvekili olabilme basamağı olarak kullanılıyor. En iyi olması gereken dönemde bile çok kötüler. O nedenle Alevi kadın örgütlenmesi çok kıymetli. Çok ihtiyaç duyulacağı bir zaman” dedi.
“BİZDE KADIN ERKEK EŞİTTİR SÖYLEMİ KENTLERE GÖÇLE BAŞLADI”
Alevi toplumunda “Bizde kadın erkek eşittir” söyleminin kentlere göçle birlikte başladığına dikkat çeken Poyraz, toplumsal hayatta hiçbir zaman kadınla erkeğin eşit olmadığını, kadınların mücadele ederek haklarını elde etmeye çalıştıklarını belirtti. Alevi kadın hareketinin hareket olabilmesi için öncelikle eşit olmadıklarını öğrenmeleri gerektiğini kaydetti.
Erkek egemen ideolojinin kapitalist ideolojiyle kardeş ideolojiler olduğuna vurgu yapan Poyraz, şunları ifade etti: “Kapitalist ideoloji ezilen yaratarak egemenliği devam ettirmeye çalışıyor. Dolayısıyla kadınlar ve erkekler olarak birlikte mücadele ederek bunun üstesinden gelmemiz lazım. Erkek egemen ideoloji kadının yaptığı işleri değersizleştiriyor, erkeğin yaptığı işleri de değerli kılıyor. Örneğin bir tabak mantı kadının saatlerini alıyor, ama bir musluk tamiri o mantıyı yapma süresinin kat be kat altında. Ama musluk tamirine verilen para bir tabak mantıya verilen paradan kat kat fazla. Neden kadının yaptığı işi değersizleştiriyorlar çünkü.”
“KENDİLERİNİ UNUTTURMAK İÇİN ÖNCE ALEVİLİKLERİNİ UNUTTULAR”
Alevilerin kentlere göç ettikten sonra bir sürü zorlukla karşılaştığını, inancından dolayı aşağılandığını ve bu nedenlerle kendini unutturmak için önce Aleviliğini unutmaya çalışmakla işe başladığını söyleyen Poyraz, “Biz unutursak onlar da unuturlar gibi düşündüler. Ama baktılar ki onlar unutmuyor tekrar Alevi olmayı öğrenmeye çalıştılar” dedi.
Alevi inancında kadınla erkeğin eşit olduğunu ancak toplumsal yaşamda bunun böyle olmadığını kaydeden Poyraz, inançtaki kadın erkek eşitliğinin toplumda da varmış gibi gösterilmesinden dolayı Alevi kadınların mücadele etme ihtiyacı bile hissetmediğini vurguladı.
PİRHA-Demokratik Alevi Derneği’nin düzenlediği “Kuşatılmış Alevilik” panelinde cemevlerinin asmilasyonun kıskacında olduğu, bu tekçi zihniyet karşısında direnişçi yapıya uygun bir örgütlenme modeli oluşturmak gerektiği vurgulandı.
Demokratik Alevi Derneği (DAD) Mamak Şubesi Ana Fatma Cemevi tarafından, “Kuşatılmış Alevilik” konulu panel düzenlendi. Moderatörlüğünü Serpil Köksal’ın yaptığı panele konuşmacı olarak Sinemilli Ocağı pirlerinden Süleyman Deprem, Şıx Çoban Ocağı pirlerinden Zeynel Kete, DAD Eş Genel Başkanı Selda Güneş katıldı.
Panele DAD Ankara Şubesi Eş Başkanı Murat Işık, Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Mamak Şube üyeleri, HDP Mamak ilçe temsilcileri, HDK Mamak Yürütmesi ve Tuzluçayır halkı katıldı.
Süleyman Deprem’in gülbangıyla birlikte çerağ uyandırılarak başlayan panelde açılış konuşmasını DAD Mamak Şubesi Ana Fatma Cemevi Eş Başkanı Hasan Altun yaptı.
HÜSEYNİ DURUŞ VE DİRENİŞÇİ YAPIYA UYGUN BİR ÖRGÜTLENME MODELİ
Alevi inancına ve değerlerine çok yoğun saldırıların olduğu bir dönemden geçildiğini vurgulayan Altun, “İnancımız üzerinde süre gelen inkar, red ve asimilasyon gibi tüm tahribatlara, yıkımlara karşı bireysel ve kurumsal olarak kendimizi dara çekmezsek, var olan sorunların çözümüne kalıcı, ileriye taşıyan bir çözüm üretemeyiz. Ancak doğru bir tarz, doğru bir üslup ve doğru bir temelde yaratacağımız örgütlülüklerle dost ve musahip kurumlarla koordinasyon içerisinde kolektif bir çalışmayla ifade ettiğimiz sorunları aşabiliriz. Öncelikle bütün kurumsal ilişkilerimizde birbirimize destek ve güç veren bir anlayışı oturtmalıyız. Bu zulümatın tekçi, katliamcı (fiziki ve kültürel), asimilasyon politikalarının önüne geçmenin yolu; bu öğretinin özüne, Hüseyni duruş ve direnişçi yapısına uygun bir örgütlenme modelini önümüze koymaktır” şeklinde konuştu.
“HER İKTİDAR KENDİ ÖTEKİSİNİ YARATTI”
Altun’dan sonra söz alan DAD Eş Genel Başkanı Selda Güneş, bu ülkede kadın olmanın başlı başına sorun olduğunu, Kürt Alevi kadın olmanın ise sorunun katmerleşerek devam etmesini beraberinde getirdiğini kaydetti. Her iktidarın kendisini var etmek için bir öteki yarattığını belirten Güneş, halklar arasındaki farklılıkların olmasının yaradılış esası olduğunu söyleyerek şöyle devam etti:
“Hepimiz doğduğumuz haneyi seçemeyiz, doğduğumuz hanenin dilini seçemeyiz, doğduğumuz hanenin inancını seçemeyiz. Bunların her bir tanesi bizim doğuştan getirdiğimiz haklardır. Bunlar tartışma konusu değildir aslında. Tıpkı ceylanın hakikati gibi, tıpkı tırtılın hakikati gibi, tıpkı bir çamın hakikati gibidir bu. İnsanın hakikati de insanın doğduğu coğrafyayla, doğduğu toprakla, bir hak yasası olma halidir. Ama ne yazık ki iktidarlar kimlik adı altında kendilerini var etmek adı altında da işte bu farklılıkları öteden beri kaşıyor, bir öteki kavramı üzerinden halkları birbirine kırdırıyor. Öngördükleri, kendilerinin belirledikleri anlayış çerçevesinde de yaratmak istedikleri toplum modeline uygun insan yetiştirmek istiyorlar.”
“HANELERİMİZ PİR GÖRMEZ OLDU”
Türkiye’de yaşayan Kürt Aleviler olarak bu coğrafyanın en ötekisi olduklarını kaydeden Güneş, “Defalarca katliamlardan geçirildik, defalarca toprağımızdan edildik, yaşadığımız coğrafyalardan sürüldük. Her şeye rağmen bugün Ankara’da Mamak’ta bir apartmanın giriş katında gene cem olmayı becerebiliyoruz” dedi. Kentleşme ve göçlerle birlikte yaşanılan asimilasyon sonucu Aleviliğin olmazsa olmazı olan talip-pir-rehber ilişkisinin ortadan kalktığına vurgu yapan Güneş, “Hanelerimiz rehber görmez oldu, hanelerimiz pir görmez oldu. Yolumuzu nasıl yaşayacağımıza dair rehbersiz kaldık” diye ifade etti.
“KENTLER BİR HAFIZASIZLAŞTIRMA TOPLUMU”
Kente geldikten sonra yolun yegane yürütücüsü olan kadının kent hayatı içerisinde kendisini var etme, hane kültürünü geçmişten getirdiği tarihsel birikimi aktarma konusunda bir hafıza kırılması yaşadığını belirten Güneş, kentleri bir hafızasızlaştırma toplumu olarak tanımladığını ekledi.
“İKRARLAŞMA VE RIZALIĞA BAĞLI BİR İLİŞKİ”
Şıx Çoban Ocağı pirlerinden Zeynel Kete de Alevi inancında her klan, kabile ve aşiretinin bir ocağa bağlı olduğun belirtti. İlişkilerde ikrarlaşma ve rızalığın olduğuna dikkat çeken Kete, şöyle devam etti:
“İlk kavim dönemlerde insanoğlu sapiens olup ayakları üzerine kalkıp alet kullandı, doğayı tanımaya başladı, kendi kendine kemalete erdi, doğayı tanıdı, kendini tanımaya başladığından itibaren bireyle, evrenle ve doğayla ilişki geliştirdi. Bu ilişki tahakküme bağlı, zora bağlı, baskı altına almaya bağlı, bir ilişki tarzı değil, ikrarlaşmak ve rızalığa bağlı bir ilişki. Toprakla da rızalık ve ikrarlık vardı, bitki ile de ilişkiye geçerken tarzı buydu.”
“HİYERARŞİ VE İKTİDAR YOK”
Bu örgütlenme tarzının ana kadın etrafında oluştuğunu söyleyen Kete, “Gelişen süreç içerisinde her aşiret mutlaka bir ocağa bağlıdır. Bazı aşiretler Alevi aşiretleridir ve bir ocağa bağlılar. Bir ocağa niyaz etmişler. O ocağın bir piri var, bir mürşidi var, bir rehberi var. Rehber Kızılbaş Alevi inancında babadan oğula devam ediyor. Ama bu değildir ki ne olursa olsun pirin oğlu da posta oturacak, böyle bir şey yok. Yol buna bir çare bulmuş ve yol demiş ki ‘Yol taliple başlar. Talip hak kapısıdır. Aynı zamanda talip odur ki pirini ateşin içinden alır.’ O ocak içerisinde herhangi bir aile erkan yürütüyorsa, pir postuna oturmuşsa yanlış yaptığında o ocaktan başka birine niyaz edilir. Bu yönüyle pirler dokunulmaz değildir. Yanlış yaptığında çok rahatlıkla talibi pirini dara kaldırabilir. Niye? Pirin de piri var, o da mürşittir. Pir de ona taliptir. Sonuç itibariyle bu üçü yola taliptir. Biz buna el ele el hakka diyoruz. Kimse kimseden üstün değildir. Bu ilişki tarzında bir hiyerarşi ve iktidar yoktur” şeklinde konuştu.
Ocakların devlet ve iktidar dışı oluşumlar olduğunu kaydeden Kete, gelinen aşamada Alevi ocaklarının bitirilmeye çalışıldığını belirtti. Ayrıca Kete, Diyanet İşleri Başkanı’nın Dersim Cemevi’ne gitmesini de eleştirdi.
“DÖRT DUVARA SIKIŞTIRILMIŞ BİR İBADET MEKANI YOK”
Sinemilli Ocağı pirlerinden Süleyman Deprem ise 20-30 yıla yakındır ülkede yaşanan kaos ortamıyla birlikte talan, sürgün, imha ve inkar politikalarının dayatılması sonucu mülteci konumuna düşen Alevilerin ülkenin varoşlarına sığınarak yaşamlarını sürdürmeye başladıklarını ancak inançlarını yaşama noktasında sıkıntılar çektiklerini kaydetti. Alevilerin şehirlerde inançlarını sürdürebilmek için devletten ve yerel yönetimlerden cem yapabilecekleri alanlar istediklerini ifade eden Deprem, “Gerçek anlamda kadim Alevilikte statü olarak cemevi diye bir ev yoktur. Cami gibi, kilise gibi, havra gibi kutsanmış dört duvara sıkıştırılmış bir ibadet mekanı Alevilerde yoktur” dedi.
“CEMEVLERİ ASİMİLASYONUN KISKACINDA”
Alevilerin ibadet mekanının bütün yeryüzü olduğunu söyleyen Deprem, şöyle devam etti:
“Günün 24 saati ve dünyanın her yeri bir Alevi’nin hakla hak olabilmesi, hakkın huzurunda ikrar verebilmesi, hakkın huzurunda özünü dara çekebilmesi için her yer ve her saat müsait. Bu anlamda statü olarak bir cemevine ihtiyacı yoktur. Ancak toplumsal olarak bir araya gelmek için bir alana ihtiyacı vardır. Buradan kaynaklı olarak devletin kendisine vermiş olduğu dünya insan haklarının da imza altına aldığı ilkeler doğrultusunda hakkı olan bir toplanma alanı talep etmiştir. Ancak bu talep resmi olarak verilmemiş son dönemde Alevlerin kendileri kendi paralarıyla köylerinde ve kendi mahallelerinde yaptıkları cemevlerini cemevi olarak isimlendirmelerine müsaade edilmemiş, kültür evi adı altında bunlara izin de verilmemiş, ses çıkartılmamış. Ancak devlet boş durmamış cemevi dediğimiz yerlere el altından pir ya da dede kılığında imam göndermiştir. Şu anda bütün cemevleri bu anlamda bir asimilasyonun kıskacındadır.”
Panelin ardından Yoldaşça Türküler grubunun katıldığı bir müzik dinletisi gerçekleştirildi.
PİRHA-Aleviliğin temel taşlarından olan razılık ve rızalığa dayalı, kimilerinin Alevilerin ütopyası diye adlandırdıkları Rıza Şehri beyaz perdeye aktarılıyor. Tek derdi Alevi yol değerlerini insanlara unutturmamak olan Alevi yönetmen Hüseyin Aydın, yeni filmi olan Rıza Şehri’ni anlattı.
Hüseyin Aydın film yönetmeni. Derdi ise Aleviliğin unutulmaya yüz tutmuş yaşamını, felsefesini görsele dökerek satır başlarıyla insanlara hatırlatmak. İlk filmi Aşkın İkrarı Yol ile bunu yapmaya çalışan Aydın, şimdi ikinci filmi olan Rıza Şehri’ni çekmeye hazırlanıyor.
“DERDE DERMAN ARAMA BAĞLAMINDA FİLMLER ÇEKİLMEDİ”
Adından da anlaşılacağı üzere Rıza Şehri Alevilerin ütopyası diye adlandırılan tamamıyla razılık ve rızalığa dayalı bir yaşam biçimini konu ediniyor. Aydın ile Aleviliğin görsele aktarımı üzerine keyifli bir sohbet gerçekleştirdik. Aleviliğe dair bir sürü film çekildiğini ifade eden Aydın, bu filmlerdeki sıkıntıyı şöyle anlatıyor:
“Aleviliği kendi derdi olarak bilip o derde derman arama bağlamında mı filmler çekildi yoksa o derdi kullanıp orada gişe yapıp biraz para kazanmak anlamında mı yapıldı? Bunlar farklı farklı şeyler. Bu iki pencereden baktığımızda ciddi bağlamda Aleviliği dert edip bu derde derman arama bağlamında çekilmedi bu filmler. Ne yaptılar Aleviliğe ait belli görsel şeyler koydular ‘alın size’ dediler işte Alevilerin onu izlemesini sağlayıp oradan gelir elde etme anlamında yaptılar. Aslında bu çok kötü bir şey değil belki ama inançsal olarak doğru değil. Benim şöyle bir derdim var, hani Şah Hatayi diyor ya ‘Güzel pirim bir dert vermiş çekerim, bir derdim var bin dermana değişmem.’ Neydi o bir dert ki sen bin dermana değişmiyorsun. O bir dert insan olmaktır, o bir dert evrende var olan her şeyi sevmektir. O bir dert kendisinin dışındaki her şeyi dost, musahip, kardeş görmektir. O öyle bir dert ki mevkiyi makamı, parayı pulu, benliği hiçleştirmektir. Peki o bin derman neydi ki kabul etmiyordu? Mevkiydi. ‘Hadi lan’ dedi. Makamdı ‘Hadi lan’ dedi. Para, şan, şöhretti. ‘Hadi lan’ dedi. Namerdin sofrasına oturmaktı. ‘Hadi lan’ dedi. ‘Benim mazlumlar katarı diye bir derdim var’ dedi. ‘Ben oradan ayrılmam, ben zalimin önünde ilik iliklemem. Bunlar benim dermanlarım değil’ dedi. Şimdi yaşadığımız çağda ne yazık ki hayatın bir parçası oldu bu saydıklarımız.”
“CANLI BİR PARA OLUYORSUN”
“Şimdi hangimiz yeni çıkan telefonun markasında değiliz ki” diye serzenişte bulunan Aydın, eleştirilerini şöyle sürdürüyor: “Yani biz insan olmayı ve insanca yaşamayı değil sistemin bilinç altımızda kodlandırdığı şeyleri almak ve ona göre kendimize empoze etmek, şekillendirmek derdine düşmüşüz farkında olmadan. Böyle olunca ne oluyor insan olma yanın törpüleniyor ve bitiyor. Biyolojik olarak insansın, düşünce ve beyin olarak insanlıktan farkında olmadan uzaklaşmış oluyorsun ve sistemin parçası olmuş oluyorsun. Sistemin ana temeli metadır, paradır ve sen de canlı bir para oluyorsun. Bu kadar net.”
“ALEVİLİĞİN TEMEL DÜSTURU RAZILIK VE RIZALIK”
Aleviliğin temel düsturunun razılık ve rızalık olduğunu belirten Aydın, “Razılık ve rızalığın olmadığı hiçbir yaşam tarzı Aleviliğe tekabül etmiyor. O zaman ne yapmalıyız biz temel köşe taşını iyi döşemek zorundayız. Eskiden okuma vardı insanlar okuyordu. Artık okumuyorlar. Şimdi ne yapıyorlar izliyorlar. Radyo vardı dinliyorlardı. Radyodan sonra ne oldu televizyon çıktı. Radyo dinlemiyorlar artık. Adam gözüyle izliyor kulağıyla dinliyor. Gözden kulaktan beyine beyinden yüreğe getiriyor. Eğer ona ait bir şey varsa buraya mekan ettiriyor. Ama yoksa da ‘Hadi bana eyvallah’ diyor.” diye ifade ediyor. Görselliği kullanarak insanlara kendi gerçeklerini ulaştırmanın önemine değinen Aydın, konuşmasına şöyle devam ediyor:
“İNSANI İNSANLAŞTIRAN KÜLTÜR VE SANATTIR”
“Alevilerin en büyük eksiklerinden birisi kültür sanat. Canlıları diri tutan iki şey vardır; hava ve su. İnsanı insanlaştıran evrim sürecini tamamlayan kültür ve sanattır. En basit bir şey 7 ulu ozanı çıkar hadi Aleviliği yürüt bakayım. Ama neden çünkü o zaman görsellik yoktu sözeldi, söylemleydi. Ne yapıyordu bu 7 ulu ozan Aleviliğin yaşamına dair? Mesela Daimi ‘Hakk’ın varlık deryasıyım mademki ben bir insanım’ diyor. Burada yaradılışın gerçekliğini anlatmaya çalışıyor. Neyle kelamla. Niye kelam her insani kamil Hak’la Hak olmuşsa eğer onun ağzından yüreğinden çıkan her şey Hakk’ın kelamıdır. Neden telli Kuran diyoruz çünkü yazılı olmayan sözel Hak’ın söyleminin tezahürü olduğu için öyle diyoruz. Bunun için de sözeldi şimdi sözelden görsele döndü. Döndüyse eğer o zaman bunların arka planındaki görselliğini insanlara götürüp insanın kendi vicdan terazisinde tartmasını sağlamak ve kendisine dar olmasını, yar olmasını, bir olmasını sağlayacaksak eğer bu görsellikten geçer.”
“GELECEĞE KAYNAK BIRAKMIŞ OLACAKSIN”
Alevi yaşam ve yol dünyasına görselliği bırakmak için Rıza Şehri ile başlamak gerektiğine dikkat çeken Aydın, “Rıza Şehri ile başladığında o benliği yok edip kendini ağırlığınca terazinin kefesine koyup gülle tartmak söz konusu olacaktır. Ondan sonra tutarsın dört kapı kırk makamı kapı kapı işletirsin, yaparsın. Böylelikle hem Aleviliği daha anlaşılır bir şekilde insanlara hisse edilmiş hikayeler içerisinde götürüp kendilerine orada bir ayna olarak tutarsın, kendilerini yargılamalarını görmelerini sağlarsın. Ama aynı şekilde de geleceğe bir kaynak bırakmış olacaksın. Binlerce kitap var ama ne yazık ki şimdi kitaplar ileriye belge olarak kalıyor eğitim görevi görmüyor” diyor.
“ÖNEMLİ OLAN YOLU YÜRÜTMEKTİR”
Yolun yürüyebilmesi için herkesin kendince bir şeyler yapması gerektiğini söyleyen Aydın, “Yola talip olmak yetmiyor, önemli olan yolu yürütmektir. Siz buradan yürümezseniz eve gidemezsiniz. ‘Eve gitmek istiyorum’ bu düşüncedir. Gitmen için yürümen lazım, hareket etmen lazım. Alevilik de böyle bir şey. Aleviyim demekle Alevi olamıyorsun, olmuyor, yetmiyor. Ne yapmak lazım; yürümek lazım. Yürümekse kim yetenekleri, gücü oranında ne kadar yürüyebiliyorsa yürümeli. Herkes yapabildiğini yapabilirse biz bir yere gelebiliriz, bir yere gidebiliriz, bir yerde başarılı olabiliriz” diyor.
“RIZA ŞEHRİ BİR SÖYLENCE DEĞİLDİR”
Rıza Şehri’nin kimine göre bir ütopya olduğunu ifade eden Aydın, kendince şöyle anlatıyor Rıza Şehri’ni: “Elbette ki bütün insanların ütopyası olmalı. İnsanı insanlaştıran ütopyadır. Ütopyan yoksa insan değilsin zaten. Ama Rıza Şehri ütopya değil. Rıza Şehri yaşanmış ve o yaşamın üzerinde kurgulanmış bir gerçektir. Yani bir söylence değildir. Günümüzde de var Rıza Şehri. En basit örnek cemlerde. ‘Büyüğümüz küçüğümüz yoktur’ diyoruz. Kadın erkek cinsiyet ayrımı yoktur, herkes eşittir. Lokmalar niyazlar eşit bir şekilde bölüşülmüyor mu? Hatta çıkıp da ‘Elimde yoktur terazi herkes payına oldu mu razı?’ diye de bir razılık ve rızalık alınmıyor mu? Ama bunu minyatür küçük bağlamda değil de yaşamsal, büyük toplumsal alanda Börklüce Mustafa ile Torlak Kemal ortakları kurdular 1400’lerin başlarında. İlk gittikleri o köyde başladılar köyleri birleştirdiler. Sonra Anadolu’nun dört bir yanından pirler, civanlar akın akın oraya gelip o yaşama dahil oldular, o yaşamı gerçekleştirdiler.”
“YENİDEN İNSAN VİCDANINA TAŞIMA GEREĞİ HİSSEDİYORUM”
Alevilerin onlara öncülük eden ve Alevi düşünce ve felsefesini bugünlere getiren insanlara minnet borcu olması gerektiğini düşündüğünü söyleyen Aydın, “Belki ben Börklüce ve Torlak’ın hikayesini o ortaklardaki savaşını çekmeyeceğim ama en azından onların anısına diye bir başlıkla onları yeniden insanın vicdanına taşımak gereğini hissediyorum. Çünkü tarihi arka planı unuttuğumuzda soyutlaşıyor her şey. Somutlaştırmak gerekiyor. Bizim hiçbir düşüncemiz soyut değil, iş olsun diye düşünüp, kurgulanıp söylenmemiştir. Her şey gerçektir, gerçekten tezahür etmiş kendini var etmiştir” diyor.
“BÜTÜN DEĞERLERİ KENDİ PARÇASI GİBİ GÖRDÜĞÜNDE İNSAN ANLAM TAŞIYOR”
Aleviliğin en çok çürümesinin nedenlerinden birinin doğdukları yerden kopartılarak adeta yeni bir saksı içinde yetiştirilmeye çalışılması olduğunu kaydeden Aydın, sözlerini şöyle sürdürdü: “Aleviliğin bugün en çok çürümesinin nedenlerinden bir tanesi de doğdukları yerden kopartılıp yeni bir saksı içinde yetiştirilmeye çalışmalarıdır ki köksüz oluyorlar. Buradan geliyor. Çünkü Aleviliğin temel iki desturu vardır biri komu’dur yani kabile ve aşiret ya da soy boy dediğimiz şey. Diğeri ise ziyaretleridir. Mesela biz ziyaretlerle büyüdük. Şimdi bir ağaca çaput bağlıyorsun. Oysa ki ağaca çaput bağlarken ağaçtan kutsiyet beklediğinden dolayı değil ağacın insan yaşamındaki değerinden yani o Hak, Muhammed, Ali dedikleri tanrı evren insan birlikteliğinin vazgeçilmezi nedir? Sen doğayı yok saydığında kendini bu yaşamda soyutlamış oluyorsun. Ama darda-sıcakta kaldığında bir gölge istiyorsun. İşte o ağaç sana gölge olduğunda sana ana oluyor. Şimdi biz ağacı analıktan çıkarıp sadece bir ağaç, bir dal parçası gördüğümüzden işte ağaca da çaput bağlanırmış mantığına gideceğiz. Şimdi ziyaretler tepelerdedir neden? Biz dağları, ovaları, ırmakları sıradanlaştırıp bir dağ parçası bir toprak parçası ya da taş parçası gördüğümüzden de inancın içini boşaltmış oluyoruz. O zaman ne oluyoruz doğadan kopuk soyut bir insan olmuş oluyoruz. Yani doğada münezzi, yaşamda münezzi, kopuk, soyut bir insan olmaz. İnsanı insanlaştıran yaşadığı bütün değerleri kendi parçası gibi gördüğünde insan bir anlam taşıyor. Alevilik onun için değerlidir onun için çok önemlidir. Çünkü Alevilik sadece bireyin kendisini ve belli bir şeyi önceleme değil. Evrende var olan her şeyi bir parçası sanıp onunla kendini bütünleştirdiğinde hatta Hakk’ı da buna katarak hani Veysel diyor ya ‘Güzelliğin on para etmez şu bendeki aşk olmasa. Eğlenecek yer bulamaz gönlümdeki köşk olmasa.’ Köşkün olmadığı hiçbir yer gönlün köşk olarak kullanılmadığı hiçbir alan da alan değildir. İşte onun için Aleviliği bunlardan soyutlarsak hiçbir şey olmaz.”
Rıza Şehri filminin senaryosunun hemen hemen bittiğini ifade eden Aydın, film için alan araştırması yaptığını ve filmi Aydın bölgesinde çekmek istediğini ekledi.
PİRHA- Diyanet’in çocukların evlenebileceğine dair fetva vermesine tepkiler sürüyor. Alevi Bektaşi İnanç Kurulu Başkanı Pir Hüseyin Güzelgül, Diyanet’in egemen ve inkarcı bir inanca hizmet ettiğini söyledi. Güzelgül, ortaçağ karanlığına doğru gidildiğini belirterek, buna karşı Alevi toplumunun cemevlerini eğitim yuvasına dönüştürmesi gerektiğinin zorunluluğuna dikkat çekti.
Haberin Videosu
Alevi Bektaşi İnanç Kurulu Başkanı Hüseyin Güzelgül, Diyanet İşleri Başkanlığının “Kız çocuklarının 9 yaşında evlenip gebe kalabilecekleri, erkek çocukların ise 11 yaşında evlenebilecekleri” fetvasına tepki gösterdi.
PİRHA’ya konuşan Pir Güzelgül, bütün dinler ve kültürlerin güzel ahlak üzerine inşa edildiğini düşündüğünü belirterek, ancak o güzel ahlakın deforme edildikten sonra bir yere varılamayacağını söyledi.
Alevilikte rızalık şehrinin var olduğunu belirten Güzelgül, hakim dini yöneten Diyanet’in ise bunu deforme ettiğini söyledi.
“DİYANET GÜZEL AHLAKI DEFORME ETTİ”
Güzelgül sözlerini şöyle sürdürdü:
“İki canın evlenebilmesi için, bir kere iki can birbirine rızalık vermeli. Sonra aile de rızalık aldıktan sonra onlar ancak nikahları kıyılabilir, bir araya gelebilir. O da güzel ahlak ve sevginin olduğu yerde geçerliliğini koruyabilir. Fakat Diyanet bunu deforme etmiştir. Nefsine hakim olmayı ve toplumu ahlak yönünde deforme etmiştir. Ayrımcılık var. Pirimizin söylediği gibi erkek dişi sorulmaz muhabbetin dilinde eksiklik noksanlık senin görüşlerinde. İşte eksiklik noksanlık Diyanet’in görüşlerinde çünkü ayrım yapıyor. Yapmış olduğu uygulama ile ‘oradaki tecavüzlerin önüne geçmeye çalışmaktır’ diyor amacımız. 9 yaşındaki bir kızın hamile kalması 12 yaşındaki bir çocuğun baba olması şartını getiriyor.”
EĞİTİMDE DİYANET’İN ROLÜ
Okullarda uygulanan gerici uygulamaları da örnek gösteren Güzelgül, “Eğitim sistemi Diyanet’in parmağı vardır. Okullarda harem selamlık var. Her okulda ikinin üzerinde mescit var. Eğitimi tarikatlarla, ilim yayma cemiyetleri ile sözleşmeler imzalamış. Fethullah Gülen’in devşirme politikası aynı şekilde kendine referans alarak uygulamaya başladılar. Anaokullarında kuran kursları açmışlardır” ifadelerini kullandı.
EGEMEN VE İNKARCI BİR İNANCA HİZMET
Tüm bunların çocuk hakları sözleşmesine aykırı olduğunu dile getiren Güzelgül, Diyanetin verdiği fetvaların Ebu Sufyan’ın fetvaları ile eş değer olduğuna dikkat çekti.
Güzelgül, “Diyanet bizim vergilerimiz ile ayakta duruyor. 6 trilyonun üzerinde bir devasa bütçeye sahip olmasına rağmen sadece tek bir inanca sahip. Egemen ve inkarcı bir inanca hizmet vermektedir” dedi.
“DİYANET’E HAKKIMIZI HELAL ETMİYORUZ”
“Alevi Bektaşi İnanç Kurulu Başkanı olarak hakkımızı helal etmiyoruz” diyen Güzelgül, Diyanet’in yaptığı bu açıklamalara ve uygulamalara son vermesini istedi.
Güzelgül, Alevi toplumu olarak da gerici uygulamalara karşı mücadele çağrısı yaptı:
“Ortaçağ karanlığına hızla koşar adımlarla sürüklüyor. Buna karşı Alevi toplumu o güzelim felsefesi, yolu, erkanı gereği o inancı daha fazla yayması gerekiyor. Bütün o cemevlerini sadece ibadet yeri değil eğitim yuvasına dönüştürmesi lazım. Birlikteliği sağlayıp bizi yaratmak gerekiyor. Bu konuda el birliği ile mücadele vermeliyiz. Eğitime ağırlık vermeliyiz. Bütün Alevi kurumları biraraya gelip bunun programını yapıp ona göre mücadelesini sergilemesi gerekir ki bunun insanlık dışı, ahlak dışı yapmış olduğu fetvalara ve Diyanet’in lağvedilmesine yönelik mücadele verelim.”
PİRHA- Zaman ve mekan kavramlarını Alevilik açısından anlatan Hacı Bektaş Veli Dergahı Postnişini Veliyettin Ulusoy, Alevi toplumunu ortadan kaldırmak isteyen anlayışın, yaşadıkları mekanları Alevilerin ellerinden almak isteğini vurguladı. Ulusoy buna örnek olarak mültecilerin kalacağı iddiasıyla AFAD kampının yapıldığı Maraş Teroları (Sivricehöyük) ve Sivas’ın bazı köylerini örnek gösterdi.
Hacı Bektaş Veli Dergahı Postnişini Veliyettin Ulusoy, Serçeşme Dergisi’nde “Alevilerin Varoluşsal Hakikatı: Mekan ve Zaman” başlığıyla bir yazı kaleme aldı.
Mekan konusunda Fransız düşünürü Lefebvre’nin sözlerini örnek veren Ulusoy, “Lefebvre’ye göre yaşanılan mekânı dört başlık altında kategorileştirmek mümkündür. Bunlardan ilki soyut mekân yani aşkın olan yer; ikincisi fiziki ve doğal mekân; üçüncüsü kültürel mekân ve son olarak düşünsel mekândır. İnsan genel anlamda sayılan dört mekân arasında gider gelir ve kendini yeniden var etmeye çalışır.” dedi.
1950’li yıllar öncesi Alevi toplumu için mekân denilince dağ etekleri, dere boyları, sarp coğrafya parçası, orman içi yerler, kayalıklar vb. yerlerde kurulmuş olan köy, mezra ya da tek haneli yerleşim alanlarının akla geldiğini belirten Ulusoy, “Bektaşi tolumu için ise daha çok kent merkezleri ya da yakın çevresi yaşam mekânı olmuştur” dedi.
ALEVİLER FARKLI MEKANLARDA OLSALAR DA İNANÇ, İTİKAT, YOL ORTAK”
“Alevi Bektaşi toplumun farklı mekânlar yaşıyor olmaları dünya görüşleri, yaşama bakışları, teolojik algılarının farklı olduğu anlamına gelmemeli; çünkü her iki toplumsal kesimin inanç, itikat, Yol, erkân ve düstur ve felsefi açıdan büyük ölçüde ortak yönleri bulunmaktadır” diyen Ulusoy şunları dile getirdi:
“Tarihsel süreç içerisinde çeşitli nedenlerden dolayı farklı mekânlarda varoluşlarını yeniden üretmişlerdir. Bu anlamda gidilen yayla, geri dönülen kışlak, ekilip biçilen tarla, vakfiyelerin akarları ve arazileri, tekke, dergah ve zaviyelerin etrafındaki mal varlıkları, kutsallık atfedilen kaya, ağaç, çeşme, tepe, dağ vb. doğal alanlar Alevi Bektaşi toplumun fiziki ve doğal mekânını oluşturuyordu. Sosyal yaşam, yardımlaşma, dayanışma, inanç, inanç kurumları, bu kurumların birbiriyle olan ilişkilerinin tamamı ise kültürel ve düşünsel mekânı ifade eder. Soyut ya da aşkın mekân ise tüm bu sayılan ve anlatılanları kapsar. Çünkü görgü, musahiplik, ikrar, dar didar cemlerinde pirine, rehberine, mürşidine ve toplulukta bulunan tüm canlara gönülden niyaz etmen, yanından geçtiğin taşa, ağaca, kayaya kutsallık atfetmen işin yalnızca saygı boyutunu ifade etmez, aynı zamanda itikadi anlamda bir hizmeti de içerir.”
MEKANA GİRMEDEN ÖNCE RIZALIĞIN ÖNEMİ
Veliyettin Ulusoy, cemin yapıldığı bir mekâna girilmeden önce içinden gelinen topluluktan rızalığın alınması ya da topluluğun rıza göstermesi; meydanı Ali’ye girmeden evvel mürşidin rızalık vermesi bir gibi” dedikten sonra “Muhammed de, Kırklar Meclisi’ne girerken kendisine gösterilen rıza sonucu dâhil olabilmiştir” hatırlatmasında bulundu.
“İNSANLARIN TANIMLAMADIĞI BİR MEKAN, MEKAN DEĞİLDİR”
Ulusoy, insanlar tarafından adlandırılmadan, tanımlanmadan ve temsil edilmeden bir mekân, mekân olamaz” diyor ve ekliyor:
“Mekânı kurgulanmış bir olgu olarak gören bu bakış açısında mekânın insanlar tarafından yorumlanması, anlatılması, algılanması, hissedilmesi ve hayal edilmesi onu var eden ön koşullardır. Dolayısıyla Alevi Bektaşi toplumunda bir yerin mekân olarak nitelendirilmesinde insan faktörü büyük rol oynamaktadır. Buradan hareketle Alevi Bektaşi inancında yer alan tecelli etme, zuhur etme, insan hakta hak insanda vb. anlayışlar soyut mekân ile ilişkilendirilebilir. Ama bunun pratik hayattaki karşılığı hizmettir yani yaşanılan dünyayı güzel, anlamlı ve yaşanılabilir kılmaktır.”
“İnsanlar ve mekân arasındaki duygusal bağın oluşumu, mekânın fiziksel gerçekliğiyle insanların ona yükledikleri anlamı bir araya getirir” ifadesini kullanan Ulusoy, “İnsanların mekânla kurdukları bağ doğrudan o mekânla ilişkili olarak yaşadıkları kişisel deneyimlerin sonucudur. Diğer yandan bu olgu fiziksel gerçekliğinden öte, bireylerin ona yükledikleri anlam ve değerlerle ele alırken bir diğer noktada mekânın kaybıdır. Yani insanların anlam ve değerler yükledikleri mekândan kopması, kişisel ve kolektif kimlik ve hafıza açısından tahrip edici sonuçlara sahiptir” diye yazdı.
“ALEVİ TOPLUMU GÖÇ ETTİ, YOL’LA KOPUŞ YAŞANDI”
Son 100 yıl için Alevilerin mekân ve zaman içindeki hareketliği incelendiğinde Alevi toplumunun iki yönü ile göç ettiğini ifade etmek mümkün” diyen Ulusoy, bunu şöyle açıkladı:
“Birincisi yeryüzünde yaşayan diğer topluluklar gibi yer ve mekân değiştirdi. İkincisi ise Alevi toplumunun temel kurumları olan dedelik, pirlik, rehberlik, mürşittik, taliplik vb. temel kurumların göç etmesi; bir nevi topluluk ile Yol arasındaki kopuş. Oysaki Aleviler, La mekân ehlini bilirler, aynı şekilde rıza şehrini de çok daha iyi bilirler. Buradan sunu rahatlıkla ifade edebiliriz. Alevi toplumunu asıl var eden inancın göçtüğünü fakat bir farkla yolun, erkânın göçü değil bu; tam tersi Alevi toplumun göçüdür. Çünkü çeşitli nedenlerle metropollere göçen ilk kuşak hayati anlamda yaşamını idame ettirebilmek için inancını, erkânını, yolunu devam ettiremedi. Kısmen gizlemek ve saklamak zorundaydı. Yaşadıklarından çıkardığı dersler ile ikinci kuşağın daha iyi bir eğitim, daha iyi bir iş, daha güzel yaşam ve daha güvenli bir mekânda hayatını devam etmesi için yolu, erkânı, temel öğretiyi çocuğundan belki de haklı olarak gizledi. Burada birey geleneksel olan yaşam değerleri ile kentin yaşam değerleri arsında uzunca süre bir gel gitler yaşadı.
Üçüncü kuşağa geldiğimizde ise peki “ben kimim, nerden geldim, neye inanıyorum, inancımın temel değerleri nelerdir, bunları bana kim öğretecek, unutturan kim, hatırlatacak olan kimdir” bu vb. soruların cevabını aramaktadır. Dünyadaki değişimler ile birlikte Alevi toplumunun değişim ve dönüşümleri dikkate alındığında topluluk ile Yol arasında doğan boşluk veya kopuşa ilişkin kimseyi yargılama ya da sorumluluk atfetme gibi bir yaklaşımız da doğru olmaz.
“ALEVİ TOPLUMU TALİP OLARAK YOLU SÜRMELİ”
Yol nevi şahsına münhasır bir hakikat olarak sonsuzluğun döngüsü içerisinde vardır. İnancın, erkânın, öğretinin bir sonraki kuşaklara aktarılmasının en önemli koşullarından biri ise topluluğun talip olarak Yolu sürmedir.
“ADALET VE HAKKANİYETTE ÖLÇÜ HER DAİM VİCDANLARININ SESİ OLDU”
Zaman ve mekân içerisinde, Alevi toplumu tarihin bütün dönemlerinde zulüm, baskı, katliam ve asimilasyon politikaları ile yok edilip, ortadan kaldırılmak istendi, yaşam hakkı tanınmadı. Hakikat olarak bildikleri bir olgusal gerçeklik vardı: yetmiş iki millete bir nazar ile bakmak ve buradan hareketle ister savaş ortamında ister sulh ortamında adalet ve hakkaniyette ölçü her daim vicdanlarının sesi oldu. Zaman ve mekân içerisinde komşu hakkı her an gözetildi ve bir an olsun komşu inanç mensuplarının bir üyesini dahi asimilasyona tabii kılmadılar.”
“ALEVİLERİN MEKANALRI ELLERİNDEN ALINIYOR”
Hacı Bektaş Veli Dergahı Postnişi Veliyettin Ulusoy, “Bu gerçekliklere rağmen, Alevi toplumunu ortadan kaldırma politikasını güden anlayış bugün Alevilerin yaşamış olduğu mekânı ellerinden almaya çalışmaktadır” dedi ve şu örneği verdi:
“Örneğin, Maraş Sivricehöyük ve çevre köyleri, Sivas’ın bazı ilçe ve köyleri, metropol kentlerde Alevilerin yoğunluklu olarak yaşadığı semtler. Sözümüz zaman veya mekânadır, kavli ile bir kararda duran Haktır, karanlıktan aydınlığa giden yolu birleyen Hakikattir, her zamanın bir sahibi, her mekânın bir bekçisi, gözetleyicisi vardır.”
PİRHA – Ankara Mamak’ta bulunan Misket Mahallesi’nde Hacı Bektaş Veli Kültür Derneği Cemevi’nde kurbanlı birlik cemi yürütüldü. Cemde yapılan konuşmalarda cemevlerinin ibadethane, okul, kültür merkezi, halk mahkemesi, aş evi gibi çok fonksiyonlu kurum olduğuna dikkat çekildi.
Haberin Videosu
Ankara Mamak’ta bulunan Misket Mahallesi’nde Hacı Bektaş Veli Kültür Derneği Cemevinde geçtiğimiz günlerde kurbanlık cemi yürütüldü. Baba Mansur Ocağı Piri Gazi Kemal Uyumaz ve Alevi Bektaşi Federasyonu Eski Genel Sekreteri Hüseyin Yıldırım ceme katılan canlardan rızalık alarak posta oturdular. Kısa bir konuşma yapan Pir Uyumaz, cemevlerinin okul, kültür merkezi gibi çok fonksiyonlu kurumlar olduğuna dikkat çekti.
Pir Uyumaz ‘Rıza Şehri’ni anlatarak Alevilikte her şeyin rızalık üzerine olduğunu vurguladı.
Çerağ uyandırılarak başlayan cemde deyişler, duaz imamlar okundu, semahlar dönüldü. 12 hizmet yürütülmesinin ardından verilen lokma duasıyla cem sonlandırıldı.
PİRHA -Her yıl olduğu gibi bu yıl da Aleviler Sivas ve Çorum anmalarından sonra Hacıbektaş’a gitti. Burada bulunan Garip Dede Cemevinde gerçekleşen toplantıda altında birçok dede ve aydının imzasının bulunduğu Alevi yolu ve Erkanı üzerine hazırlanan geniş kapsamlı bir bildiri okundu. Alevilik yaşayan bir inançtır, Alevilik semavi dinlerden farklıdır, Alevilik tek bir millete ait değildir, Alevi-Kızılbaş-Bektaşi inancı ekolojik yaşamı önemser ve savunur, Barış talebimiz inancımız gereğidir gibi başlıkların olduğu bildiri metnini Araştırmacı/Yazar Abbas Tan okudu.
Haberin Videosu
Toplantı Mehmet Tural Dede’nin verdiği gulbang ile başladı.
Açıklama öncesi divan başkanı Hatice Çevik kısa bir konuşma yaptı. Alevi yolu ve Erkanı üzerine bir çalışma yürüttüklerini ve 6 çalıştay sonrası burada sonucu paylaştıklarını belirten Çevik “Bu sunum cümle cana yazılmış. Tüm canlara ışık olsun” dedi.
Açıklamaya İnanç Kurulu Başkanları ve üyeleri, ABF Genel Başkanı Muhittin Yıldız, AKD Genel Başkanı Doğan Demir, Britanya Alevi Federasyonu Başkanı İsrafil Erbil, Avrupa Alevi Federasyonu Başkanı Hüseyin Mat, Avusturya Alevi Federasyonu Başkanı Erdal Kılıçkaya, HDP MYK üyesi Çilem Küçükkeleş ve çok sayıda kurum temsilcisi katıldı.
Abbas Tan, Ali Köylüce, Ali İnan, Aysel Kılavuz, Bekir Özgür, Bese Aslan, Cemal Şahin, Efe Engin, Erdoğan Sevim, Esat Korkmaz, Gani Pekşen, Hamza Takmaz, Hasan Kılavuz, Hasan Harmancı, Hatice Çevik, Haydar Arkovan, Haydar Selçuk, Hıdır Çam, Hüseyin Gazi Metin, Hüseyin Serdar Tanal, Mehmet Turan, Mehmet Tural, Nurettin Aksoy, Piri Er, Seval Şahin, Sevim Savunmaz, Süleyman Zaman, Süleyman Deprem, Tacım Taşdan, Yaşar Yılmaz, Yüksel Özdemir ve Zihni Çabuk’un altında imzasının bulunduğu bildiyi Araştırmacı/Yazar Abbas Tan okudu.
Metnin tamamını olduğu gibi yayınlıyoruz.
Değerli Canlar,
Davetimizi kabul edip gelen tüm canlara aşkı niyaz olsun. Çağrımıza karşılık ses verenlere aşkı niyaz olsun..
Alevilere yıllardır yapılan baskı ve yok etme politikaları karşısında suskun kalmanın, suç ortağı sayılacağı düşüncesi ile duyarlılık gösterme ihtiyacımız doğmuştur. Bu nedenle Alevilerin günümüzde yaşadığı ve gittikçe derinleşen sıkıntılara kayıtsız kalmayı reddeden pirler(ana-dede), araştırmacı, yazar, sanatçı ve aydınlar olarak bir araya geldik. Statü ve unvanlarımızdan bağımsız Alevi-Kızılbaş-Bektaşiler olarak ‘gönül kalsın yol kalmasın şiarıyla bir çalışma yürüttük. Birçok nedene bağlı olan asimilasyonun kaygı verici bir noktaya gelmesine ve sonucunda Alevilerin hızla özlerinden uzaklaşıyor olmasına dikkat çekmek ve özüne bağlanmaları için çözüm önerileri üzerine tartışmaların yapıldığı ve 3 yıla yakın bir zaman alan çalıştaylar gerçekleştirdik.
Yüzyıllardır asimile edilmeye çalışılan, kadim ve özgün bir inanç olan Alevilik (“inanç, yol ve erkân”ı), son dönemlerde sadece dışarıdan değil, içeriden de başlatılan asimilasyon politikaları ile var olduğundan bu yana en tehlikeli süreci yaşamaktadır.
Alevilik inancının; önce içini boşaltmaya, sonra başka bir inancın içinde eritip yok etmeye yönelik bu sinsi planın her gün biraz daha acımasızca hayata geçirildiğini ve bunun sonucu olarak da Alevilere her türlü baskı-zülüm -ayırımcılık yapıldığını görüp sessiz kalmak, suça ortak olmaktır.
Bu nedenle dünden bugüne, gelmiş geçmiş tüm Analarımızın, Pirlerimizin, Ulu ozanlarımızın, Doğudan batıya tüm ocaklarımızın manevi ikliminde yaptığımız çalıştaylar sonucunda, mevcut büyük tehlike karşısında, susmak-seyretmek-kabullenmek yerine; haykırmak-direnmek-mücadele etmek yolunu seçiyoruz.
Takiye yapmanın değil, gerçeği haykırmanın zamanı gelmiştir.
Üç yılı aşkın bir sürede yürüttüğümüz tartışmalar sonucunda vardığımız sonuçları ve acil uygulanması gereken çözüm önerilerimizi tüm canlara sunuyoruz.
ALEVİLİK YAŞAYAN BİR İNANÇTIR!
Alevilik bir din değil inançtır, yaşam biçimidir.
Bu yaşama biçimi Zahirde sır Batında ayandır. Ulu ozanlarımızdan geçmişten bugüne aktarılan nefes ve deyişlere bakıldığında birlemenin nasıl olduğu açıkça görülmektedir.
Alevilik Hakk ve hakikat yoludur.
Aleviliğin inançsal, toplumsal ve kültürel boyutu vardır.
Doğanın dilini çözen ve insan yaşamını bu bütünün içinde ele alan felsefeye sahip bir inançtır.
Alevilik: Hak-Evren-İnsan birliğini, varlığın birliği temelinde bir bütün olarak gören, toplumsal yaşamı insan hakkı, eşitlik ve etno-kültürel çeşitlilik içinde birlik temelinde düzenleyen; tarihini, kültürel ve inançsal varlığını insanlık tarihi ve kadim uygarlıklardan alan, ekolojik sistemin sürdürülmesini öncelikli gören bir ekonomik ve felsefi düşüncesi ırklar üstü nitelikli evrensel bir yaşama biçimidir.
Bu nedenle Alevilik binlerce yıldır var olarak bugüne gelmiştir. Alevilik ve Aleviler geçmişten günümüze kadar semavi (ibrahimi) dinlerle etkileşim içerisinde olmuştur. Birçok din ve inançla yolu kesişmesine rağmen özünü korumuştur. Özellikle incelendiğinde birçok dine de katkı sağlamıştır.
Semavi (İbrahimi) dinler olarak bilinen; Musevilik, Hıristiyanlık ve İslamiyet ile Aleviliğin temel kabulleri tamamen farklıdır.
Semavi (İbrahimi) dinlerin 4 temel kitabına baktığımızda vahiye dayalıdır peygamberler aracılığı ile toplum üzerinde kendini buna göre tamamlar. Semavi (İbrahimi) dinlerin şartları ve cezaları vardır.
Alevi-Kızılbaş-Bektaşi yaşam felsefesine, öğretilerine baktığımızda insana, akla ve doğaya dayalı olduğunu görüyoruz. Kamil insanı kendi içinde çıkaran bir inançtır. Okunulacak kitap olarak insanı görmüştür. Bu saz ve deyişlerle gelecek kuşaklara sözlü olarak aktarılmıştır. Alevi inancında insanı fiziki ve manevi anlamda yok edici, aşağılayıcı ve korkuya dayalı cezalar yoktur. Düşkünlük olduğunda toplumdan uzaklaştırılır ancak can’ın tekrar topluma geri kazanılması esastır.
Tanrı, Evren ve İnsan tasarımı diğer inançlardan tamamen farklıdır. Bir varoluş felsefesi ile olayları değerlendirir.
İSLAM ALEVİLİĞİN İÇİNE GİRMİŞTİR!
Özellikle tarihsel süreçte Aleviliğin İslamiyet’le ilişkisi yoğun olarak gözlenmiştir. Aleviliğin İslam’la karşılaşması ile Alevi inancı ve Aleviler İslamlaştırılmaya çalışılmıştır. İslam’ın cihad, korku ile dayatmacı, yayılmacı politikası Aleviler için geçmişte de bugün de tehdit niteliğindedir. İslami unsurlar bugün Aleviliğin içine girmiş ve özünden uzaklaşmasına neden olmuştur. Bu değişim ve dönüşüm geçmişte korku vb. nedenlerle takiye olsa da bugün artık Alevliği kendi özünden uzaklaştırarak yok etme noktasına getirmiştir. İslami asimilasyon politikalarının bir ürünüdür. Bu İslami yayma süreciyle başlamış kimi zaman zorlama ve katliamlarla devam etmiştir. Aleviliğin tasavvuf üzerinden İslamiyet’e bağlanması bir zorlamadır. Bu zorlama bugün artarak devam etmektedir.
Alevi inancını yok etmek için birçok söylence ve mit yaratılmıştır. Bu asimilasyon sadece devlet eliyle değil kimi Alevi dedeleri tarafından da yapılmaktadır. Alevilik İslam içinde gösterilerek dinsel bir unsur yaratılmaya çalışılmaktadır.
ALEVİ-KIZILBAŞ-BEKTAŞİ İNANCI
Alevilik Hak ve Hakikat Yoludur.
Bütün yönleri ile Aleviliğin (Yol ve Erkân’ı, felsefesi, kültürü, geleneği / yaşama biçimi, ile) kendine özgü temel ilkeleri ve kuralları vardır.
Aleviliğin Tanrı tasarımı, Evren Tasarımı, İnsan tasarımı tamamen kendine özgüdür ve semavi dinlerden tamamen farklıdır.
Evrendeki her şeyin (inançlar dahil) kemale ermesi için; değişimini, ilerleyişini, döngüsünü kabul eder. Aklidir, doğmayı ret eder.
Alevilikte Devriye inancı vardır. Yani Ahiret (Cennet-Cehennem) olgusunu kabul etmez. Ölüm yoktur don değiştirme, devr-i daim vardır.
Alevi-Kızılbaş-Bektaşi İnancının temelinde; Cem, Semah, Bağlama, İkrar, Sorgu-Görgü, Musahiplik, Talip-Rehber(Rayber)-Pir-Mürşit ilişkisini belirleyen Erkân’lar vardır. Bağlama, semah ve deyişlerle erkanlar yapılır.
4 kapı 40 makamdan geçip Kamil insan olmayı ve Rıza Şehrini kurmayı hedefler.
Alevilikteki inanç ritüelleri, oruç günleri ve sayıları, toplantı mekânları ve adları, Kutsal kabul edilen mekân ve yerleri (ziyaret, türbe, dergâh, ocak vs) kendine hastır.
Alevilikte kadın ve erkek eşittir, her insan bir CANdır.
Cem, Semah, Bağlama, Musahiplik, Talip-Rehber(Rayber)-Pir-Mürşid ilişkileri, Hızır Kültü, 4 Kapı 40 Makam, Rıza Şehri, Kamil İnsan anlayışı gibi değerlere sahiptir.
‘’Dört Kapı Kırk Makamı’’n anlaşılır, öğretilebilinir ve yaşama taşınabilir olması konusunda Dergah ve Ocaklarımızda çalışma yapılarak, öncelikle Şeriat kapısındaki anlayışın yaşama taşınabilir bir şekilde anlatılması ve uygulanması sağlanmalıdır.
Kadimden gelen ve kadim uygarlıklardan beslenerek yolculuğuna devam eden Aleviliği kendisinin dışında herhangi bir inancın ya da dinin şemsiyesi altına koyma çabaları, Aleviliğin asimilasyonuna ve yok edilme çabalarına hizmet eder. Bu kabul edilemez. Alevilik diğer din ve inançlarla çatışmadan yol öğretisi ile bugüne kadar var olmuştur, sonsuza kadar da var olacaktır.
İnancımızın adı; Alevilik-Kızılbaşlık-Bektaşiliktir. Yaşadığımız topraklarda adımız; Alevi, Kızılbaş, Işık insanı, Ehli Hak, Şabak, Kakai, Yaresan, Aliilahi, Arap Alevisi, Torlak, Kalenderi, Haydari, Abdal, Tahtacı, Çepni, Bektaşi, Çelebi olarak anılmaktadır. İbadet yerimiz; Cemevidir. İbadetimiz şeklimiz; Cem ve Semahtır. Yaşam felsefemiz; cümle cana muhabbet, saygı ve sevgidir.
ALEVİLİK TEK BİR MİLLETE AİT DEĞİLDİR!
Alevi-Kızılbaş-Bektaşi inancı Anadolu ve Mezopotamya kaynaklı olup Balkanlardan, Hindistan’a, Ortadoğu’da ve Alevilerin göç-göçertme sonucu gittiği dünyanın her yerinde hala yaşamaktadır. Hak Yolu olan Aleviliğin yürütülmesinde tarihi ve coğrafyanın özelliklerinden kaynaklı ritüeller farklılık gösterebilmektedir. Alevilikte yol bir, sürek bin birdir, bu nedenle Alevilik yüzyıllardır vardır. Alevilik 72 millete aynı nazarda bakmaktadır. Alevilik her türlü milliyetçiliği reddeder. Hiç bir inancın ulus kimliği yoktur. Kadim inanç tek millete özgü değildir, Milli bir dili yoktur. Her halk Erkanlarını kendi anadilinde yapmaktadır ve yapmalıdır. Ortak dilimiz Alevi dilidir. Alevilik Osmanlı’da ittihat ve terakki ile başlayan ve cumhuriyet dönemi ile devam eden milliyetçi bir kimlikle anılmaya çalışılmıştır. Halklar ve inançlar arasında bir çatışma yaratılmak istenmiştir.
Alevilik; Halkların birlikte yaşamasını esas alır, hiç birinin inancını, dinini ve dilini reddetmez. Diğer halklara ve inançlara baskı, dayatma uygulamaz. Bulunduğu coğrafyada halkların var olma ve yaşama hakkını tanır, birbirlerine üstün olarak görmez eşitliğini savunur.
Uluslar arası düşünce ve etki kuruluşları ile iktidardaki hükümetlerin çok yönlü çalışmaları sonucunda Aleviler aleyhine oyunlar oynanmakta, bizler için karanlık projeler üretilerek yaşama geçirilmeye çalışılmaktadır. Aleviler tüm bu etki ve belirleyiciliğin yarattığı oyunların farkındadır.
Alevilerin örgütlü kurum ve kuruluşlarının yanı sıra ülkenin tüm sisteme karşı muhalifleri bu karanlık oyunlar karşısında direniş ve dayanışma içerisinde olmalıdırlar.
Alevi-Kızılbaş-Bektaşi inancı sadece ütopik bir dünya tezahürü ile hareket etmeyip dün olduğu gibi bugün de var olan hayatın sorunları ve çözüm yolları konusunda mücadele ederek kendini tarih sahnesinde göstermiştir. Bundan kaynaklı olarak coğrafyamızda dayatılan tek tipçi anlayışlara karşı bütün ezilenlerle ortak hareket etmeyi hedefleyerek hangi din, dil, etnik kimlik ve inanca sahip olursa olsun ayrım yapmadan, ötekileştirmeden, ezilenlerle ortak zeminde buluşarak, kendi ilkelerinden ödün vermeden dayanışma içerisinde yer alır.
ALEVİ-KIZILBAŞ-BEKTAŞİ İNANCI EKOLOJİK YAŞAMI ÖNEMSER VE SAVUNUR!
Aleviler; dünyamızda yaşanan sağlık, çevre ve doğa sorunları konusunda Alevi öğretisinin sunduğu yaşama biçimine hızla adapte olmalıdır. Dünyamızın yaşanabilir olması için Alevi inancının öngördüğü biçimde insana, doğaya, bütün tabiat varlıklarına sahip çıkmak, koruyup kollamak inanç ve öğretimizin gereğidir. Aleviler bu düşünceyi savunan, eylem ve söylemlerinde sahiplenen her kesimle dayanışma ve ittifak içinde olmalıdır. Biz Aleviler bu düşünceyi ibadetimizin bir parçası olarak kabul ederiz.
Baraj ve Hes projeleri inancımızca kutsal kabul edilen ziyaret yerlerini ve yaşam alanlarını yok etmektedir. Bu ziyaret yerlerimizin yok edilmesine ve kıyımına karşı birlikte ses çıkartmalı ve dayanışma içinde olmalıyız. İnanç alanlarımızı sahiplenmek yolumuzun devamlılığı için önemlidir.
HIZIR
Hızır’la ilgili Cem ve ritüeller, doğayı ve insanı birbirinden ayırmadan güçlendiren ve insanlık için bereket yaratan düşüncemizdir. Hızır; hayat takvimimizde canlılığı başlatan, yoksulların carına yetişen ve “her an her yerde hazır ve nazır” olan yoldaşımızdır. Aleviler Tanrı misyonunu Hızır’a yüklemişlerdir.
Hızır’la ilgili erkân ve uygulamalara dikkat çekilmesi, geliştirilmesi, hatırlanması ve yabancı inanç unsurlarından ayıklanması için çaba gösterilmelidir.
RIZALIK
Rıza Şehri, Alevilere göre toplumsal eşitliğin, barışın, kardeşliğin ortak üretim ve bölüşümün öne çıktığı bir dünya tasarımıdır. Rıza Şehri ütopyamızın anlaşılması ve insanlığa örnek rol model olarak sunulması için çaba harcanmalıdır.
Rızalık düşüncemizin, gelenek, ritüel, felsefe ve ahlaki değerlerimizin başta çocuklarımız ve gençlerimiz olmak üzere tüm canların eğitimi ve yetiştirilmesi amacıyla anlatılması ve canlandırılması için projeler hazırlanmalıdır.
ALEVİLİK HAK VE HAKİKAT YOLUDUR VE YOLUN NASIL YÜRÜTÜLECEĞİ ERKÂNLARLA BELİRLENMİŞTİR.
Yol ve Erkân, Alevi-Kızılbaş-Bektaşi inancının belirleyicisidir.
Alevi inancı her zaman çağdaş ve kendini yenileyen bir inançtır, devamlılığı esastır. Günümüze kadar da bu şekilde devam etmiştir.
Erkânname bir anlamda Alevi-Kızılbaş-Bektaşiler’in anayasasıdır.
Doğumdan Hakka yürüyene kadar bir canın içinde bulunduğu toplum düzenini sağlayan Erkânlar, yol yürütücüsü pirlerin (ana-dede) ve taliplerin rehberi niteliğindedir.
Bugüne kadar sözlü gelenek şeklinde uygulana gelmiştir, aktarımı da bu şekilde yapılmıştır. Bu nedenle Erkânname çağın gereksinimlerine göre yeniden düzenlenmeli, güncellenmelidir. Geçmişteki bazı ritüelleri bugün artık yürütmek mümkün değildir. Bazı Pirlerin kendini güncelleyememesi ve asimile edilmeleri nedeni ile Erkân konusunda farklılıklar yaşanmaktadır. Ayrıca İslami içerikli Erkânname Alevi inancında karşılık bulamaz, bulmamalıdır. Alevilik, evreni varoluşsal yapısı ve işleyiş düzeniyle toplumsal bir yaşam biçimi olarak kavratan inanç, öğreti ve ritüeller bütünüdür.
Bugüne kadar yapılan; H.B.V.A.K.Vakfı, Hünkar Vakfı, ABF(Türkiye), AABF(Avrupa) ve Bağımsız Erkânname çalışmalarının olduğunu biliyor, bu Erkânnameleri önemsiyor ve değerli buluyoruz.
Yürütülen tartışmalar sonucunda Alevi toplumunun elinde bulunan ve Alevilerin inancına ve yaşama tarzlarına yön veren “Erkânname”lerin, yaşadığımız zaman diliminin ihtiyaçlarını karşılamakta ve sorunlarını çözmekte bazılarının eksik kaldığı ve ya yetersiz olduğu görülmüştür. Bu tespitin gereği olarak; Erkânname’lerin ‘derlenmesi ve güncellenmesi’ ile ilgili çalışma ve yöntemlerinin belirlenmesi uygun görülmüştür.
Erkânnamenin; Alevi inancına, felsefesine uygun ve Alevi dili esas alınarak güncellenmesi zorunlu bir ihtiyaçtır. Musahiplik, Kirvelik, Cem, Gulbanglar, Doğum ve Ad verilmesi, Evlenme, Görgü, Hakka yürüme vb konularda çağa uygun Alevi-Kızılbaş-Bektaşi inancıyla çelişmeyecek düzenlemeler gerekmektedir. Alevi inancının insana, doğaya, dünyaya bakışı ve sevgi anlayışı belirleyici olmalıdır.
Erkânnameler; Pirler (ana-dede) ve Alevi araştırmacıları, aydınları, kuruluşlarından oluşacak komisyon ile bir araya gelerek ortak bir şekilde yeniden hazırlanmalıdır. Bu konuda çalışma yapan ve yapmak isteyen kurum ve komisyonlar var ise bunlar ile de temas kurularak çalışmaların ortaklaştırılması kararı alınmıştır.
ERKÂNLARIN DİLİ ALEVİ-KIZILBAŞ-BEKTAŞİ FELSEFESİNE UYGUN OLMALIDIR!
Erkânların dili kesinlikle ALEVİCE olmalıdır. Erkânların Alevi dili, terminolojisi ve felsefesi temelinde aslına uygun olarak asimilasyonun etkilerinden arındırılarak yeniden yapılandırılması gerekliliği vardır.
Bu çalışma toplumumuzda karşılığını bulacaktır. Gülbanglarda; Bismişah, Gerçeğe Hü, Gerçeğin Demine Hü terimlerinin başlangıç ve bitimde kullanılmasına özen gösterilmelidir.
Alevi topluluklarının etnik farklılığı gözetilerek Hakk’a Yürüme Erkânı başta olmak üzere, Erkânların Alevi diline sadık kalarak farklı dil ve lehçelerde yazılması desteklenmelidir.
KİRVELİK ERKÂNI
Kirvelik, Alevilerin kutsallık yükledikleri en büyük sosyal kurumdur. Bu kurumun özü sulandırılmadan korunmalı ve yaşatılmalıdır. Toplum bireylerinin aralarındaki sevgi ve dayanışma bağı ikrar ile pekiştirilmeli, tıpkı yüzyıllardan beri geldiği özüne uygun korunmalıdır.
Ancak sosyal bir kurum olarak sünnete bağlı bir İkrar erkânı olarak Kirveliğin özendirilmesi ve uygulanır olması sağlanmalıdır.
NİKÂH ERKANI
Nikâh Erkânı Alevi diline uygun bir şekilde gerçekleştirilmeli ikrar, rızalık olmalıdır.
MUSAHİPLİK ERKÂNI
Musahiplik, Alevi-Kızılbaş-Bektaşi edep-erkânının vazgeçilmez kurumudur. Alevilik inancı gereği canlar arasında öğretimize uygun yaşamı düzenleyen, toplumda barış, maddi ve manevi dayanışma, sevgi ve rızalık ilişkilerini denetleyerek farklı inanç ve modern yapılar karşısında özgünlüğümüzü sağlar. Bu nedenle Musahipliğin özendirilmesi, bu amaçla Cemlerde buna özen gösterilmesi, duyarlılığın arttırılması için çaba harcanması gerekmektedir.
Musahiplik uygulamalarının günümüz gerçeği göz önüne alınarak, çiftler üzerinden yürütülmesi yanında, tek tek canların karşılıklı rızalıklarıyla Musahip olmaları yükümlülüğünün desteklenmelidir.
Musahiplik kurumunun çağımızın toplumsal yapılanması içinde yaşatılmasını sağlayabilmek için, bu kurumun ‘yol kardeşliği’ temelinde geliştirilmesi, farklı inanç, etnik yapı ve kültürlerin bir arada yaşamasına katkı sağlaması özendirilmelidir. Alevi yaşamının önemli kurumsal geçişi olan “ikrar alma” ve “yol kardeşliği” geleneklerinin özendirilmeli, topluluğumuz bu konuda bilgilendirilmelidir.
HAKK’A YÜRÜME ERKÂNI
Bu konuda yapılan çalışmaların, diğer inançların etki alanından kurtarılarak Alevi-Kızılbaş-Bektaşi inancının özgünlüğüne ve diline yaraşır nitelikte birleştirilmesi, geliştirilip ortaklaştırılması için çaba harcanması ve erkân uygulamalarının hayat bulması gerekmektedir.
Alevi-Kızılbaş-Bektaşi inancında ölüm yoktur Hakk’a Yürüme vardır. Gömmek yoktur toprakla sırlamak vardır.
Hakk’a Yürüme Erkânında öncelikle yıkama ve ritüel işlemlerine katılanlara hijyen ve bulaşıcı hastalıklar konusunda tıbbi bilgi ve destek sağlanmalıdır.
Alevi Hakk’a Yürüme Erkânlarında yer almayan ve toplumumuzu yaşam tarzından uzaklaştıran erkân sırasında ve mezarlıkta ifade edilen dualar ve gulbanglar Alevi inanç ve ibadetin özüne uygun olmalı, konuşulan dil herkesçe anlaşılmalıdır.
Alevi geleneklerinin bölgesel uygulamalarına bağlı olarak Hakk’a Yürüme Erkânlarında bağlama eşliğinde duruma uygun nefes, mersiye ve duazlar okunması konusunda, ailelerin de rızası alınarak, öncü olmak konusunda uygulamaların yaygınlaştırılması sağlanmalıdır.
Yine bölgesel uygulamalar da dikkate alınarak, Hakk’a Yürüyen can’ın tabutla taşınmasına, tabutun başının batıya gelmesine, tabutla sırlanmasına, tabutlar üzerinde yer alacak örtülerde Yol’a uygun olmayan yazı ve simgelere fırsat verilmemelidir. Bu amaçla hazırlanacak olan örtülerin üzerine Yol ulularımızın nefes, hikmet ve duruma uygun sözlerine yer verilmelidir. Bu halde sırlanmasına ya da döşek, sevdiği giysilerle uğurlanmasına özen gösterilmesine ve sırlama sırasında bölgesel uygulamalara bağlı olarak mezarlarda baş bölümlerinin kapatılması sırasında tahta ile kapatılmasına özen gösterilmelidir.
Kapalı alanlarda Hakk’a Yürüme Erkânı düzenlenmesi sırasında erkân gereği çerağ/delil uyandırılmasına, açık alanda erkân yapılması sırasında koşula bağlı olarak çerağ uyandırılması uygulamasına sadık kalınmasına dikkat edilmeli, koşulun uygun olmaması durumunda zorlamaya gidilmemelidir.
Türkiye’de uygulama sorunları yaşanması nedeniyle, dileyen canlarımızın bulundukları ülkelerde cesetlerinin yakılmasını isteyebilmesinin önü açılmalıdır.
ORGAN BAĞIŞI TEŞVİK EDİLMELİDİR !
Hakk’a Yürüyen Can’ın yaşarken organ bağışında bulunabilmesi, vasiyette bulunamaması durumunda ailesi tarafından organ bağışının gerçekleştirilmesi önemsenmelidir. Hakka yürüdükten sonra sırlama ile toprağa, havaya, suya karışmak nedir bilimsel olarak anlatılmalıdır. Canların yaşarken edindikleri bu bilinç organ bağışının önemsenmesini sağlayacaktır.
ALEVİ-KIZILBAŞ-BEKTAŞİ İNANCINDA MEZAR
Alevi mezar geleneğinin geçmişte olduğu gibi Alevi kültür ve inançlarını yansıtan ortak simge ve tasarımlarla yapılmasının özendirilmelidir.
Aleviliğin varlık alanına karşıt olan ve felsefemizle zıt bir anlam içeren mezar taşlarına Fatiha sözü yerine Alevi Ulularının beyitleri ve dörtlükleri deyişleri yazılmalıdır.
Mezar taşlarında ayak taşı ve baş taşına ayrı ayrı uygulamaya gidilmelidir. Ayak taşına genellikle servi ağacı (Can’ın Hakk’a kavuştuğunu simgeler) kabartması yapılmasına: Gerek görülmesi durumunda, uygun düşen bir şiir dörtlüğü veya hikmet anlamlı sözlere yer verilmesi; geleneklerimizde simge konumunda olan güneş, ay, yıldız, şamdan, nilüfer, lotus çiçeği, lale, çeşitli bitki dal ve yaprakları (akantus vb), buket çiçekler, kandil, açılmış gül (özellikle kadın mezar taşlarında), aslan, sarmaşık hayat ağacı, asa, kozmik diyagram, ibrik, kaz ayağı (Tahtacı, Çepni vb.), asma, üzüm salkımı, teslim taşı, çeşitli taçlar (Bektaşi mezar taşlarında), bağlama simgelerine yer verilmesi; yapılacak lahitlerde de benzer bezeme, işleme ve kabartmalara yer verilmesi, Taşlarda Hakk’a Yürüyen can’ın, doğum-ölüm tarihlerine, mesleğine, hayat gayesine, mizacına vs. yer verilmesi, mezar taşlarının çoğunlukla nefeslerle bezenmiş bir kitabe tarzında hazırlanması, öte yandan bu tür simgesel ya da nesnel süslemelerin çağımıza göre yenilenebilme özelliği göz önüne alınarak genişletilmesi uygun olacaktır. Koşulları uygun olan ülke ve bölgelerde ALEVİ MEZARLIĞI oluşturulması teşvik edilmelidir.
CEM ERKÂNI
Alevi-Kızılbaş-Bektaşi inancının temelinde Cem olmak vardır. Canların bir araya gelmesi ile yapılan cemler, erkanların uygulanması olmakla beraber eğitim öğretimin gerçekleştiği ve inancın yaşatılmasında en önemli erkandır. Cem Erkanı kullanılan dil, uygulamalarda Alevi-Kızılbaş-Bektaşi inanç ve yaşam felsefesine göre gerçekleştirilmelidir. İslami dua vb ritüeller uygulamamalıdır. Cemi yürüten Pir ve Analar uygulamalar hakkında açıklayıcı bilgiler vererek canların bilinçlenmesini sağlamalıdır. Yürütülen hizmetlerde rızalık esasına uygun davranılmalıdır. Cemde ve Cemevlerinde hizmet yürütenlere rehberlik hizmeti sağlanmalıdır.
CEM EVLERİ NASIL OLMALIDIR ?
Alevilerin Ocak ve Dergah, (Tekke, Zaviye, Hangah), Cemevi, modern dernek ve vakıfları kendilerini yenileyememeleri nedeniyle Alevilerin inançsal ve sosyal ihtiyacını karşılamaktan ne yazık ki uzaklaşmıştır. Bu nedenle ihtiyaç ve beklentilerimiz doğrultusunda yeniden yapılanarak Alevice özgünlüğünden taviz vermeden günün koşullarına uygun hale getirilmelidirler. Aynı zamanda Ocak, Dergah, Dernek ve Vakıflarımızda hizmet yürüten canlarımızın kişisel beklenti, kariyer, statü kaygılarını bir kenara bırakarak Alevi-Kızılbaş-Bektaşi İnancımızın özünü İslami dil ifade ve uygulamalardan korkusuzca arındırılmış, ilkeli bir şekilde savunmalı ve yaşatmalıdır.
Dergâh, hangâh, tekke, cemevi, ziyaretgâh, kültür merkezi, dernek ve vakıflarımızda Alevi felsefesine uygun kitap, doküman, sancak, simge, hikmet ve söylemler dışında bulunan görsel ya da yazılı herhangi bir simge ve bilgiye yer verilmemesi için çaba harcanmalıdır.
Bağımsız Cemevlerimizin yerel geleneklerin uygulanması konusunda özgünlük ve hassasiyet içinde olmalarının özendirilmesine ve desteklenmesine ancak, örgütlü Alevi dernek ya da vakıflarına bağlanmaları konusunda çaba gösterilmelidir.
Cemevi mimari ve tasarımları açısından gözden geçirilerek Alevi geleneklerine uygun sanatsal ve simgesel düzenlenmesine destek olunmalıdır. Cami tarzı cemevi yapılmasının önüne geçilmelidir.
Hiçbir semavi dinin ibadet yeri ile birlikte tasarlanıp inşa edilmemelidir.
Cemevlerinin resmi olarak tanınması için; Anayasa ve uluslararası sözleşmelerden kaynaklı elde edilen hakların ihlalinin devam ettirilmesi nedeniyle Demokratik mücadelenin daha ileri bir noktaya taşınması gerekmektedir.
ÂŞIKLIK, ZAKİRLİK ve SÖZLÜ GELENEK
Alevi-Kızılbaş-Bektaşi edebiyatının yarattığı düşünce ve sanatlar üzerinde durulması, farklı dil, yöresel lehçeler ve kültürler temelinde âşıklık ve ozanlık geleneklerinin sürdürülmesi, tarihsel boyutuyla ele alınarak kayıt altına alınması sağlanmalıdır.
Zakirlik hizmetinin cemlerimizdeki yerinin ve öneminin güçlendirilerek, ihtiyacımız olan zakir yetiştirme programlarının projelendirilmesi teşvik edilmelidir.
Zakirlik hizmetinin icrasına yönelik çalışmalar yapılmasına, bu yönde gelişmeye açık canlarımızın dernek, vakıf ve Yol ehillerine yönlendirilmesi ve desteklenmesine özen gösterilmelidir.
Sözlü gelenek unsurlarının somut olmayan kültürel unsurlar çerçevesinde derlenmesi amacıyla tüm dernek, vakıf ve uluslararası projelerle acil olarak desteklenmeli, bu yönlü dernek ya da vakıf çalışmalarına destek verilmelidir.
ALEVİLİK VE GENÇLİK
Alevi-Kızılbaş-Bektaşi inancında insan hangi yaşta ve cinsiyette olursa olsun candır. İnancımızın ve varlık mücadelemizin sürdürülebilmesi için çocuklara ve gençlere özen gösterilmelidir. İnancımızı ve yaşam felsefemizi öğrenebilmeleri için dernek ve kurumlarımızda, çocuklara ve gençlere yönelik eğitim ve öğretim programları yapılmalı, özendirici projelerle desteklenmelidir. Özellikle gençlerin dernek ve kurumlarda temsiliyetine olanak verilmeli çalışmalara aktif olarak katılmaları sağlanmalıdır.
ALEVİLİK VE KADIN
Alevilikte kadının konumu kentleşme ile birlikte farklı inançların baskısı, inançsal etkisi altında kalmaya başlamıştır. Erkek egemen yaşamın bu dinsel ilişki ve yaptırımlarla birlikte Alevi yaşamına da taşınmıştır. Alevi yaşam biçimine uymayan bu toplumsal konumundan kaynaklı sorunların aşılabilmesi, Alevice hayata katılımı konusundaki çalışmaların cinsiyet ayrımı olmaksızın ancak kadınlar açısından pozitif ayrımcılık gözetilerek çalışmalar yapılması sağlanmalıdır. Alevi kadınının Ocaklardaki ve erkân hizmetlerindeki konumunun cinsiyet ayrımcılığına son verilerek, Ocaklardaki Pir Ana/Dede statüsünün bir ve eşit olduğu, hizmetlerde cinsiyetlere göre hizmet düzenlenmesinin yapılamayacağına önemle dikkat çekilmelidir.
Alevi inancının yürütüldüğü Cemevleri, kurumlar ve çeşitli alanlarda erkek dili ve hakimiyetinin cinsiyetçi, erkek egemen bir dilden eşitlikçi bir sınıra çekilerek kadınlarla hayatın her alanında öğretisel ilkeler gözetilerek Aleviliğin “Can” düsturuna uyulmalıdır.
ALEVİ ÖRGÜTLERİNİN KONUMU ve YÖNETİCİLER
Değerlerimizin yaşayabilmesi, mücadelemizin amacına ulaşabilmesi ile gerçekleşebilir. Bu amaçla insanlığa yaraşır, evrensel değerleri kabul eden, farklılıkları zenginlik sayan, adaletli ve özgürlükçü bir Anayasa’nın hazırlanabilmesi kurumlarımızın ortak hareket etmesi ile mümkündür. Bunun gerçekleştirilebilmesi amacıyla örgütlerimizin organize olarak harekete geçirilmesi ve ortak öneriler ile güç birliğinin önünü açacak çabalarda bulunulmalıdır.
Bu amaçla evrensel güç birliğinin daha da yükseltilebilmesi amacıyla Avrupa ve Türkiye’deki Demokratik Alevi örgütlülüğünün içindeki dağınıklığın bir an önce giderilmesi, birlikte hareket etme potansiyelinin güçlendirilmesi, ilişkilerin belli bir protokole bağlanması gerekmektedir.
Alevi-Kızılbaş-Bektaşilerin kendi tarih, kültür ve doğa mirasına sahip çıkmaları, sosyal ve siyasal değerlerin korunabilmesi ve kimlik mücadelesinden vazgeçilmemesi için örgütsel sorunlarımızın öncelikle Alevi kurumları arasında tartışılması, ortak bir akıl ve irade oluşturulması sağlanmalıdır. Dergahlar ve Alevi mirası restorasyon adı altında inançtan uzaklaştırılmaya çalışılıyor buna karşı mirasımıza sahip çıkmalıyız.
Alevi kurumlarına yönelik sözlü ve şiddet içerikli saldırılar son yıllarda bilinçli olarak örgütlenerek pratiğe dökülmekte ve Ortadoğu’da yaşanan vahşi din savaşlarının kurbanı olmamız için çaba harcanmaktadır. Bu şiddeti engelleyecek ya da tasfiye edecek herhangi bir caydırıcı etki görülmemektedir ve bulunmamaktadır. Yasaların bu tür şiddet ve baskı içinde bulunanları engelleyecek güçte olmadığı zaman zaman resmi devlet yetkilileri tarafından dile getirilmiştir. Bu nedenle örgütlerimizde bu tür durumlarda neler yapılabileceğinin üzerinde acilen durulmalıdır.
Alevi kurumsallığında, eşitlik ilkesi değerlerimize uygun olarak başta Alevilikte varolan kadın-erkek ve genel olarak bütün insanların eşitliğinin güncel hayatımızda ve kurumlarımızda etkin hale getirilmesi, örgütlerimizde kadın temsiliyetinin genişletilerek özendirilmesi gerekmektedir.
Farklı toplumsal kesimlerin şekillenmesinde, yaşam kalitelerinin belirlenmesinde, hak ve hukuklarının verilmesi ya da gasp edilmesinde temel işleve sahip olan şey, siyaset kurumudur. Bu sebeple Alevilerin siyasi mücadele alanında söz sahibi olmaları gerekli ve zorunludur. Fakat siyasette söz sahibi olmak – yer almak; siyasi alana malzeme olmak değil, siyaseti ve kurumlarını genelde; bütün ezilmişler, ötekileştirilmişler, yoksullar ve ezilenler lehine kullanmak, özelde de Alevilerin sorunlarının çözümü konusunda iyi değerlendirebilmektir.
Alevilerin kendileri dışında, kendi düşünce ve inançları ile örtüşen siyasi kurumlar ile Demokratik kitle örgütleri ile Emek örgütleri ile, ötekileştirilmiş farklı toplumsal kesim ve inanç kurumları ile ilkeli işbirliklerini güçlendirmesi zorunlu görülmektedir.
Alevi kurumları, partilerin içinde mücadele eden bireylerin peşine düşmek yerine, toplumun genel gelişimi üzerine siyasetler üretip, kendilerine uygun toplumsal gelişmelere hizmet edecek bir yol izlemelidirler. Demokratik kitle örgütlerinin bu anlamda milliyetçi politikalar izleyip buna göre bölünmesi yanlıştır, Aleviler bu oyuna gelmemelidirler.
Dernek ve kurumlarda görev alan tüm canların Alevi-Kızılbaş-Bektaşi inancına göre İkrarlı olması gerekmektedir. Bu inancın felsefe öğretisini biliyor ve uyguluyor olmasına önem verilmelidir. Ayrıca dernek ve kurum seçimleri de Aleviliğe uygun şekilde yapılmalıdır.
DEMOKRATİK ANAYASA TALEBİMİZ
Demokratik anayasanın en kısa sürede oluşturularak toplumun tüm kesimlerinin hak arayışlarının karşılanmasına; etnik ve dini ayrımların son bularak, ülkemizde laikliğin geliştirilmesine ve insan haklarının evrensel seviyeye taşınmasına, parlamenter rejimin yoksulluk politikaları izleyerek insanımızın yaşam koşulunun yükseltilmesi için çaba harcanması sağlanmalıdır.
Eşit bir yurttaşlık hakkı olan nitelikli eğitime erişimin önündeki engellerin kaldırılması, devletin en temel yükümlülüklerindendir. Örgün eğitimden başlayarak, tüm eğitim kademelerinde toplumun din ve inanç özelliklerinin farklılığı yok sayılarak İslam eğitimi esas alınmaktadır. Din dersi saatinin arttırılması ve imam hatiplerin arttırılmasına odaklanan eğitim politikalarının sorunları gidermek bir yana daha da derinleştirdiği açıktır.
Gerek ana dilde eğitimin önündeki engeller, gerekse eğitimin dini bir yapı kazanmaya zorlanmasının bir uzantısı olarak, zorunlu din derslerinin devam ediyor olması, Alevilerin eşit ve demokratik eğitim hakkı önündeki en temel engeller arasındadır.
Öte yandan eğitimde, hükümetin “Müslüman muhafazakar bir nesil yetiştireceğiz” söylemiyle başlattığı uygulamalar ise farklı inançlardaki yurttaşların eğitim hakkı önünde dışlayıcı biçimler kazanmaktadır. Yapılan eşitsiz yatırımların sonucunda, İmam Hatip Liseleri var olan talebin çok ötesinde bir sayıya yükselirken, bilimsel-laik eğitim veren liselerin sayısı bilinçli olarak talebin altında tutulmaktadır. Bunun sonucunda Alevi vatandaşlarımız lise eğitimi almak üzere İmam Hatip Liselerine yönlendirilmek gibi bir durumla karşı karşıya bırakılmaktadırlar. Zorunlu din derslerinin devam ediyor olması; zorunlu-seçmeli “peygamber sevgisi” ve “Kuran-ı Kerim eğitimi” gibi derslerin müfredata sokulması gibi uygulamalar ise örgün eğitim içinde diğer inanç gruplarının tanınmadıklarının ve eşit yurttaşlar olarak algılanmadıklarının açık göstergeleridir.
Bugün uygulanması gereken en temel politika zorunlu din derslerinin kaldırılması ve laik eğitim anlayışının tam olarak uygulamaya başlanması olacaktır.
Bu nedenle tüm Alevi dernek ve kurumları, siyasetçileri, sanatçıları, aydınları ortak mücadele yürütmelidirler.
BARIŞ TALEBİMİZ İNANCIMIZ GEREĞİDİR!
Alevi-Kızılbaş-Bektaşi İnancı ve felsefesi 72 millete bir nazarda bakar, toplumsal barış ve her cana duyulan sevgi yolumuzun belirleyicisidir.
Bu nedenle biz Aleviler; coğrafyamızda yaşanan her türlü baskı, şiddet, katliam, adaletsizlik, sömürü ve ötekileştirmeye karşı toplumsal muhalefetin içinde etkin bir şekilde örgütlenmesinde yer alarak halklar arasındaki barış ve huzurun sağlanması için gerekli çaba ve çalışma içerisinde olduk ve daima olmak zorundayız.
Sessiz ve örgütsüz kesimlerin yığınlaştırılarak sömürülmesine, kent, ilçe, köy ve mahalleler arasında politik ve ekonomik ayrımlar yapılarak sindirilmesinin önüne geçilmesine, halkımıza yönelik provokasyon ve katliam çabalarına karşı uyanık olunmasına, çok yönlü korunma yöntemlerinin ve stratejilerin geliştirilmesine ve uygulanmasına, yaşanan en küçük bir provokasyon ya da tehdit karşısında dahi güçlü ve örgütlü irade gösterilmesine çaba sarf etmeliyiz.