Rize’de İlçe Jandarma Komutanı, evli olduğu kadının şüpheli ölümüyle ilgili tutuklandı.
Rize’de Kalkandere İlçe Jandarma Komutanı Aydın Samet Ekşi, evli olduğu kadının şüpheli ölümüyle ilgili tutuklandı. İlçe Jandarma Komutanlığı lojmanlarında önceki gün akşam saatlerinde Ekşi’nin eşi Aylin Ekşi, silahla ateş edilmesi sonucu hayatını kaybetti.
Olayla ilgili yürütülen soruşturma kapsamında Jandarma Üsteğmen Aydın Samet Ekşi, gözaltına alındı. İşlemlerin ardından adliyeye sevk edilen Ekşi tutuklandı.
PİRHA- Kalkandere’de, çevresinde çay bahçeleri bulunan 6,72 hektarlık ormanlık alanda kurulmak istenen taş ocağı için Bakanlık “ÇED gerekli değil” kararı verdi.
Rize’nin Kalkandere ilçesi Ünalan Mahallesi’nde bulunan ormanlık alana Tarım ve Orman Bakanlığı Devlet Su İşleri (DSİ) Genel Müdürlüğü 22’inci Bölge Müdürlüğü tarafından açılmak istenen andezit-bazalt ocağı için Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı tarafından “Çevresel Etki Değerlendirmesi (ÇED) gerekli değil” kararı verildi.
Taşlıdere Vadisi 7’inci kısım inşaatında kullanılmak üzere kaya çıkarılacak olan taş ocağı 6,62 hektar büyüklüğünde bir alanı kapsıyor.
Taş ocağı Kalkandere ilçe merkezine 5,4 kilometre, Ünalan Mahallesine 1,4 kilometre uzaklıkta bulunurken, sahaya en yakın hane ise sadece 250 metre uzaklıkta. Yıllık 250 bin ton üretim yapılması taş ocağı planlanan saha, patlatmalı açık ocak işletmeciliği ile çalıştırılacak.
Ocak sahası Ordu – Trabzon – Rize – Giresun – Gümüşhane – Artvin Planlama Bölgesi 1/100.000 Ölçekli Çevre Düzeni Planına göre “Orman Alanı” olarak görünüyor. Ayrıca ocak çalışma sahası sınırında ve çevresinde bölgeye ait tarımsal alanlar (çay bahçesi, fidanlık, mera vb.) bulunuyor.
Tarım ve Orman Bakanlığı 12. Bölge Müdürlüğü’nün taş ocağına ilişkin görüş yazısında “2873 sayılı Milli Parklar Kanunu, kurumumuz mer’i mevzuat hükümlerine ve inceleme raporunda belirtilen tüm hususlara uyulacağı taahhüt edilmesi, belirtilen tüm hususların proje tanıtım dosyasının ilgili bölümlerinde revize edilmesi kaydıyla projenin gerçekleştirilmesinde sakınca olmadığı…” ifadeleri yer aldı.
Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği İl Müdürlüğü ise, “Çevre Düzeni Planı ana kararlarına, genel hedef/ilke ve stratejilerine arazi kullanım türlerine ve plan hükümlerine uygun olarak yürütülmesi…” şeklinde görüşte bildirdi.
PİRHA – Adıyaman İl Deprem Koordinasyonu üyesi Zehra Yanardağ, 6 Şubat depremi ardından imece usulü kurulan ilk çadır kentin, konteyner kente dönüşüm sürecini anlattı.
6 Şubat’ta meydana gelen Maraş merkezli depremlerden en çok etkilenen illerden biri de Adıyaman oldu. Yıkımın enkazı halen kaldırılamazken, depremzedelerin yaşamları da henüz normale dönemedi.
Adıyaman İl Deprem Koordinasyonu üyesi Zehra Yanardağ, deprem bölgesinde halen su sıkıntısının devam ettiğini aktardı. Yanardağ, barınma ve beslenme ihtiyaçlarının da halen büyük bir sorun olduğunun altını çizdi.
“ADIYAMAN’DA KURULAN İLK ÇADIRKENT”
Zehra Yanardağ, deprem bölgesinde yaşadıkları sorunlardan bahsederken Adıyaman’da kurulan ilk çadır kente dair şunları söyledi:
“Bu çadır kent, son dönemlerde az da olsa hayata tutunmak için bir çabanın var olduğunun göstergesinin en büyük örneği. Çok ciddi bir burukluk vardı ama bugün bir sevinç de var. O sevinci de sizinle paylaşmak istiyorum. Ciddi bir dayanışmanın örneği; dünyanın her yerinden akın akın buraya yardımlar geldi. Özellikle de seçimden önce…
Seçimden önce başta devlet olmak üzere sonraki süreçlerle birlikte bir eksilmenin olacağını düşünüyorduk ama bugün bu kadar daralmanın yaşanabileceğini tahmin etmiyorduk. İlk günkü dayanışmanın eksikliğini belirterek ve olur da bundan sonra sesimizin ulaşabileceği herhangi bir alan varsa bize tekrar dönüş yapmalarını rica ediyorum.
Burası Adıyaman’da kurulan ilk çadır kent. Bütün her şey zaten derme çatma. Derme çatma olmasının temel sebebi, köylerden insanların kendi çadırlarını getirmesi… Ağaçları bile köylülerin getirip dikmesi, gönüllerin oluşturduğu bir çadır kent yani. Bütün dayanışma bu kurum, bu yer üzerinden şekillendi. Biz ‘kurum’ diyoruz artık. Çünkü o kadar çok dayanışmaya ortaklık ettik, o kadar çok insan ağırladık ki burada, hem bunun heyecanını hem de bunun sevincini, gururunu yaşıyoruz.”
“ŞEHRİN KİMLİĞİ GİTTİ AMA HALA YAŞAMAYA DEVAM EDİYORUZ”
Zehra Yanardağ, MARDEF öncülüğünde 13 adet konteynerin kendilerine ulaştığını da aktardı. Çadır kentte yaşayan ailelerle birlikte çadırları kaldırmaya başladıklarını söyleyen Yanardağ, şu bilgileri paylaştı:
“Bu hafta gelen konteynerlerin kurulum aşamasına geçiyoruz. Bugün de bunun öncülüğünü yapıyoruz, o yüzden biraz heyecanlıyım. Bir tuvaletin varlığının bu kadar önemli olduğunu son 6 ay içerisinde çok bariz bir şekilde hepimiz hissettik. Bir bardak suyun hayatımızda bu kadar önemli olabileceğini son 6 ay içerisinde deneyimleyerek öğrendik. Ya da bir kefenin hayatımızda bu kadar önemli olduğunu, istediğimiz zaman ulaşamadığımızı, kefensiz gömülenleri gördüğümüz zaman fark ettik. Rize’den gelen çayın, hayatınızı bu kadar çok sıcak edeceğini, Trabzon’dan gelen ekmeğin bizi bu kadar çok doyuracağını, Diyarbakır’dan gelen bir çorbanın içimizi bu kadar ısıtacağını biz bu süreçte öğrendik. O dayanışma ruhu bizi ayakta tuttu. Seçimden sonra gerek sosyal medya üzerinden gerek birebir şahit olduğumuz bazı söylemler gelişti. Sanki bizim hayatımız seçimden önce çok normalmiş, seçimle birlikte şekillenen bir hava estirilmeye çalışıldı. Seçimden önce de Adıyaman yok niteliğindeydi, ne yazık ki seçimden sonra da bugün aynı problemleri yaşıyoruz. Şehrin %80’i hala ayakta ama yıkılması gereken bir sürü bina ile dolu.
Hala aynı problemlerle boğuşuyoruz. Tek iyi tarafı artık barınabileceğimiz bir konteynır var. İçebileceğimiz bir su, günde iki öğün yemek pişiren bir aşhanemiz var ve çalışmalar halen devam ediyor. Aşhanede pişen yemek, gönüllülerin bize göndermiş olduklarıyla yapılıyor. Biz burayı ilk kurduğumuzda elimizde hiçbir şey yoktu. Adıyaman’ın yerlilerinden çadırı olan çadır, demiri olan demir, kazması olan kazma, direği olan direği aldı getirdi ve hepsinin dayanışmasıyla bugün bu çadır kent kurulmuş oldu. Bugün de yine ailelerin çalışma ruhuyla çadırların kaldırılmasına şahitlik ediyoruz.
Çocukluğumuz gitti, tarihimiz gitti, bir şehrin kimliği gitti ama biz hala burada yaşamaya devam ediyoruz. O yıkıntıların altından beraber çıktık. Bugün tekrar yeniden beraber inşa etmenin derdine düştük. Çadırlar o dönem bizlerle birlikte kuruldu, yine bizlerle birlikte kaldırılıyor, konteynerlerimiz da keza öyle olacak.”
PİRHA – Fındıklı Belediye Başkanı Ercüment Şahin Çervatoğlu belediye ait kreş binasının Fındıklı Müftülüğü tarafından işgal edildiğini belirterek konuya ilişkin açıklama yaptı.
Rize’nin Fındıklı ilçesi Belediye Başkanı Ercüment Şahin Çervatoğlu, belediye ait kreş binasının, Fındıklı Müftülüğü tarafından işgal edilip, kaçak su kullanıldığını duyurdu.
Konuya ilişkin kreş binası önünde açıklama yapan Çervatoğlu, uyarılarında 15 günün geride kaldığını belirterek “Hukuksuz işgale son verilmesini bekliyoruz” dedi.
“YASTIĞA BAŞINIZI RAHAT KOYUYOR MUSUNUZ?”
Ercüment Şahin Çervatoğlu, kreş binasında kaçak su kullanımının tespit edilip belediye tarafından kesildiğini de söyledi. Çervatoğlu, Fındıklı Kaymakamı Eyup Gürdal ve AKP Fındıklı İlçe Başkanı İsmail Velioğlu’na, “Sayın müftü, kaçak su kullanıyorsunuz neden abone olmuyorsunuz? Yoksa ‘biz polisleri arkamızı aldık deyip, kaçak su kullanıyoruz’ mu diyeceksiniz? Sayın Velioğlu, biz gerçekleri anlatıyoruz. Hadi sizdeki cesareti de görelim. Hani ‘hodri meydan’ demişsin. Yaptığınız hileleri, hurdaları, yalanı, dolanı, üçkağıtçılığı ve işgali tek tek açıklıyorum. Sizin siyasetiniz iyiden ve güzelden yana olan değil, her şeyi kötülemektir. Yastığa başınızı rahat koyuyor musunuz? Kaçak su kullanıyorsunuz ve kullanım için belediyeye 10 gündür başvuru yapmıyorsunuz. Devlet kaçak iş yapmaz devleti temsil ediyorsunuz sayın kaymakamım” diye seslendi.
ÇAYKUR’da kadro talebinde bulunan mevsimlik işçiler bugün Rize Cumhuriyet meydanında miting düzenledi. Mitingde konuşan DİSK/Gıda İş Sendikası Başkanı Seyit Aslan, “ÇAYKUR çalışanlarının analarının ak sütü üzere helal olan takım hakkını bir an evvel verin” dedi.
ÇAYKUR’da kadro talebinde bulunan mevsimlik işçiler bugün Rize Cumhuriyet meydanında miting düzenledi. Öz gıda üyesi bazı işçilerinde katıldığı Mitinge, CHP, EMEP, Sol parti, Demokrat Parti, İyi Parti, DİSK’e bağlı Gıda İş sendikası ve demokratik kitle örgütleri destek verdi.
Cumhuriyet meydanında düzenlenen mitingde ilk konuşmayı yapan Gıda İş Sendikası Rize Bölge Başkanı Ramazan Sarıoğlu, “Biz ÇAYKUR’da çalışan mevsimlik işçilerin kadro alması için yıllardır mücadele verdik. ÇAYKUR’da kadro talebimiz karşılanan kadar meydanları bırakmayacağız. ÇAYKUR’da çalışan işçilerin mevsimlik yaşamak ne kaderidir ne hakkıdır mevsimlik yaşamak istemiyoruz” diye konuştu.
“600 BİN İŞÇİ KADRO BEKLİYOR”
Mitingde konuşan DİSK/Gıda İş Sendikası Genel Başkanı Seyit Aslan, ÇAYKUR’da 600 bine yakın işçinin kadro beklediğini hatırlatarak, “Şimdi buradan bir kez daha duymayanlara, işitmeyenlere, görmeyenlere sesleniyorum; ÇAYKUR işçilerinin analarının ak sütü gibi helal olan kadro hakkını bir an önce verin. Türkiye’de uzun yıllardır taşeronlaştırma, alt işverenlik ve mevsimlik çalışma çok yaygın biliyorsunuz. Bundan önce kanun hükmünde kararname ile kamu kurumlarındaki bazı arkadaşlarımız kadroya alındı ama bugün halen Türkiye’de ÇAYKUR da dahil olmak üzere kadroya alınmayı bekleyen 500-600 bine yakın işçi arkadaşımız var” dedi.
“KENDİLERİ HER TÜRLÜ ŞATAFAT VE LÜKS İÇİNDE YAŞIYORLAR”
Aslan, hakkını arayan işçilerin provokasyon ile suçlanmasına tepki göstererek, “Ne zaman işçi arkadaşlarımız kadro talebiyle sokağa çıksa, mücadele etmeye kalksa hemen bizleri provokatörlükle suçluyorlar. Bundan yaklaşık 10 gün önce işçi arkadaşlarımız, üyesi oldukları sendikanın kapısına kadro talebiyle gitti. Dediler ki ‘Burada işçiler provokatörlük yaparak ÇAYKUR’u karıştırıyorlar’. Tabii kendilerinin tuzu kuru, kendileri 12 ay boyunca maaş alıyorlar. Kendileri 12 ay boyunca her türlü şatafat ve lüks içinde yaşıyorlar. Ama söz konusu mevsimlik işçilerin çalışma koşullarına gelinci de işçi arkadaşlarımızı provokatörlükle, ÇAYKUR’u karıştırmakla suçlamaktan da geri kalmıyorlar” ifadelerini kullandı.
“KADRO ALMADAN MÜCADELEMİZ ASLA BİTMEYECEK”
ÇAYKUR işçilerine kadro verilene kadar mücadele edeceklerini kaydeden Aslan, “Buradan diyoruz ki işçi arkadaşlarımızın kadro davası haklıdır, meşrudur, yerindedir. Sendika olarak; Rize’deki demokrasi güçleri, emekten yana insanlar, siyasi partiler olarak, ÇAYKUR’da kadro verilene kadar bu mücadeleden asla vazgeçmeyeceğiz. Asla durmayacağız, bu mücadelemizi sürdüreceğiz. Bunun da böyle bilinmesini istiyoruz. Şu ana kadar iktidar partisinden bize gelen, bize söylenen, ‘ÇAYKUR işçilerini kadroya alacağız’ diyen bir yaklaşım olmadı. Sayın Cumhurbaşkanı buralı, Hayati Yazıcı buralı, buradaki insanların sorunlarını çözmek onların da görevidir. Bu nedenle diyoruz ki ÇAYKUR işçisi kadro almadan, güvenceli çalışmadan bu mücadelemiz asla ve asla bitmeyecek” şeklinde konuştu.
PİRHA- Rize’de bulunan Recep Tayyip Erdoğan Üniversitesi’ndeki taciz iddiasını haberleştirdiği için yargılanan Çağdaş Gazeteciler Derneği (ÇGD) Rize Şube Başkanı Gençağa Karafazlı’nın 2. duruşması yarın. Karafazlı ile dayanışmak için çok sayıda basın ve demokratik kitle örgütü, duyarlı herkesi Rize Adliyesi 4. Asliye Ceza Mahkemesi’ne davet etti.
Recep Tayyip Erdoğan Üniversitesi’ndeki taciz iddiasını haberleştirdiği için hakkında dava açılan Çağdaş Gazeteciler Derneği (ÇGD) Rize Şube Başkanı Gençağa Karafazlı’nın yargılandığı davanın 2. duruşması öncesi siyasi parti ve STK temsilcileri ile gazeteci örgütlerinden destek çağrısı geldi.
Gazetecilik faaliyetleri nedeniyle hakkında birçok dava açılan ve yayınladığı birçok haberine erişim yasağı getirilen Çağdaş Gazeteciler Derneği (ÇGD) Rize Şube Başkanı Gençağa Karafazlı hakkında açılan davanın 2. duruşması Rize Adliyesi 4. Asliye Ceza Mahkemesi’nde yarın (27 Eylül) görülecek.
Karafazlı’nın duruşması öncesinde Çay İnisiyatifi Meclisleri, Of Çay Üreticileri Meclisi, Artvin, Hopa Çay İnsiyatifi Meclisleri, Sol Parti Rize İl Örgütü, CHP, İYİ Parti Merkez İlçe Başkanı Gönül Er, Belediye İş Sendikası, Türkiye İşçi Partisi, Gıda İş Sendikası, Emek Partisi Rize İl ve İlçe örgütleri ile Artvin İl ve İlçe örgütleri, Doğu Karadeniz Halkevleri, Hopa ve Kemalpaşa Halkevleri, İnsan Hakları Derneği (İHD) Genel Merkezi, Rize İHD Temsilciliği, KESK Rize Şubeler Platformu, KESK TRABZON Şubeler Platformu, Samsun Eğitim Sen, Fındıklı Belediye Başkanı Ercüment Şahin Cervatoğlu, HDP İzmir Milletvekili Murat Çepni, ESP Fındıklı İlçe Örgütü, Yeşil Direniş Ekoloji, Yaşam ve Dayanışma Yolcuları, İkizdere Dernekler Federasyonu (İDEF), İkizdere Çevre Derneği (İÇDER), Pilarget Doğa ve Yaşam Derneği, yerel aktüel53, haberrize gazetesi çalışanları ile bazı STK temsilcileri, Çağdaş Gazeteciler Derneği (ÇGD) Genel Merkezi, Türkiye Gazeteciler Sendikası (TGS) ve Belediye İş Sendikası Rize şubesi, www.aktuel53.com, www.haberrize.com dayanışma çağrısı yaptı. Herkes basın özgürlüğü için 27 Eylül Salı günü (yarın) saat 10.00’da Rize Adliyesi önünde buluşmaya davet edildi.
PİRHA- Taciz ve mobbing haberi nedeniyle yargılanan Gençağa Karafazlı’nın savunmasının ardından hakim, davacı Doç. Dr. Serkan Hacıcaferoğlu hakkında Cumhuriyet Savcılığına suç duyurusunda bulundu ve bir sonraki mahkemeye zorla getirilmesine karar verdi.
Rize’deki Recep Tayyip Erdoğan Üniversitesi Beden Eğitimi ve Spor Yüksek Okulu öğretim üyelerinden Doç. Dr. Serkan Hacıcaferoğlu’na yönelik taciz ve mobbing iddialarını haberleştiren Çağdaş Gazeteciler derneği (ÇGD) Rize şube başkanı gazeteci Gençağa Karafazlı’ya açılan davanın ilk duruşması dün (24 Mayıs’ta Salı) görülmüştü.
Rize adliyesi 4. Asliye Ceza Mahkemesi’nde görülen dava duruşmasında şikayetçi öğretim görevlisi Serkan Hacıcaferoğlu’nun öğrencisi Sema Muhçu ile gece 03.00’te whatsapp üzerinden yazışmaların yer aldığı görüntüleri yayınlamasından dolayı “özel hayatın gizliliğini ihlal” suçundan yargılanan Gençağa Karafazlı, duruşmada yaptığı savunma sonrası mahkeme şaşırtan bir karara imza attı.
“MOBBİNG VE TACİZLE SUÇLANDI, BÖLÜM BAŞKANI OLARAK ÖDÜLLENDİRİLDİ”
Gazeteci Karafazlı, savunmasında; “2017 yılından beri Recep Tayyip Erdoğan Üniversitesi (RTEÜ) Beden Eğitimi ve Spor Yüksek Okulu öğretim üyelerinden Doç. Dr. Serkan Hacıcaferoğlu öğrencilerine yönelik mobbing ve tacizde bulunuyor. Bu konuda birçok öğrenci şikâyette bulunuyor ve RTEÜ Rektörlüğü şikayetler sonrası yaptığı soruşturmada öğretim görevlisi Hacicaferoğlu’na “hakkınızda şikayetler var, öğrencilerinizle ilişkilerinize dikkat edin” diye uyarı yazısı gönderiyor. Bu uyarı sonrası öğretim görevlisi Caferoğlu öğrenciler üzerine baskılarını sürdürmeye devam ederken, bölüm başkanlığı görevine getirilerek adeta ödüllendiriliyor.”
“ÖĞRETİM GÖREVLİSİNİN ÖĞRENCİSİYLE ÖZEL YAŞAMI SÖZ KONUSU DEĞİL”
Karafazlı savunması devamında; “Ben bir gazeteci olarak asli görevimi yerine getirdim. Orada yaşanan olumsuzlukları haberleştirdim. Öğretim görevlisi Doç.Dr. Serkan Hacicaferoğlu gece 03,00’te öğrencisine whatsapp üzerinden attığı mesajlarla ilgili öğrenci Sema Muhcu RTEÜ idaresine dilekçe ile şikayette bulundu. Ben Muhçu ve diğer öğrencilerin mobbing ve taciz olayı ile ilgili şikâyet dilekçeleri sonrası yaptığım araştırmaların ardından bazı belgelere ulaştım ve haberi yayınladım. Öğretim görevlisinin, eşi, sevgilisi veya herhangi bir duygusal ilişki içerisinde olduğu kadın arkadaşı ile ilgili özel yaşamını ilgilendiren bir yazışmayı yayınlamadım. Öğretim görevlisinin öğrencisine gönderdiği mesajları yayınladım. Öğrencisi öğretim görevlisi Caferoğlu’nun özeli olamaz çünkü bu öğrenci kendisini taciz ve mobbing uyguladığı için şikâyet etmiştir. Öğrenci onun özeli olamaz ve öğretmen öğrenci ilişkisi dışında bir ilişki kurmak isteyen öğretim görevlisinin bu davranışı tam da bu anlamda tacizdir. Bu nedenlerden dolayı psikolojilerinin bozulduğunu iddia eden ve şikayetçi olan öğrenciler kendilerini ifade edecek bir alan bulamadıkları ortamda onların düşüncelerini ve yaşadıklarını yayınlayarak sorumlulara daha objektif bir şekilde aktardım. Burada yargılanması gereken gerçekleri ortaya çıkaran gazeteciler değil, bizim çocuklarımıza taciz ve mobbing uygulayan bu öğretim görevlisi olmalıydı.”
Gazeteci Karafazlı’nın savunmasının ardından davacı avukatı Karafazlı’nın haberlerinin yalan ve iftira içerikli olduğunu en üst seviyeden cezalandırılmasını ve cezasının ertelenmemesini talep etti.
Mahkeme heyeti ise, öğretim görevlisi Serkan Hacicaferoğlu’nun gelecek celsede hazır bulundurulmak üzere zorla getirilmesine, Sema Muhçu adlı öğrenciye whatsapp üzerinden gönderdiği mesaj içerikleri dikkate alınarak şikayete tabi olmayan TCK’nın 105/2 d.Maddesi uyarınca Rize cumhuriyet Başsavcılığına suç duyurusunda bulunulmasına ve mahkemenin 27 Eylül 2022 tarihine ertelenmesine karar verdi.
Mahkemenin aldığı kararla ilgili de konuşan Karafazlı; “Ben yargılama öncesi oldukça ön yargılı bakıyordum yargılamaya.Bu güne kadar onlarca haberim erişim yasağı getirildi ve hakkımda onlarca dava açıldı bu nedenle açıkçası adil bir yargılama umudum yoktu. Mahkemenin aldığı bu karar beni şaşırttı” dedi.
Yargıcın öğretim görevlisi hakkında TCK’nın 105/2 maddesi uyarınca Rize cumhuriyet Başsavcılığına suç duyurusunda bulunulması demek öğretim görevlisi Hacıcaferoğlu hakkında “Cinsel Dokunulmazlığa Karşı Suçlar” yani Cinsel Taciz Suçu nedeniyle hakkında soruşturma açılmış olacak.
NE OLMUŞTU?
4 kız ve 2 erkek öğrenci, RTEÜ rektörlüğüne dilekçeyle başvurarak BESYO Bölüm Başkanı Doç. Dr. Serkan Hacıcaferoğlu’nun kendilerine yönelik tacizde bulunduğunu, sosyal medya üzerinden taciz ettiğini, mobbing uyguladığını, kasıtlı olarak düşük not verdiğini iddia ederek RTEÜ yönetimine şikâyette bulunmuşlardı.
RTEÜ yönetimi Doç. Dr. Serkan Hacıcaferoğlu’nu “öğrencilerle ilişkilerine daha dikkatlı ol” diye uyarılırken, tacize uğradığını iddia eden öğrenci Sema Muhçu şikâyeti nedeniyle okuldan 15 gün süre ile uzaklaştırma cezası ile cezalandırıldı. Ahmet Yılmaz ise kasıtlı düşük not nedeniyle sınıfı geçemedi yargı kararıyla haklılığını ispatladı ve sınıfını geçti. Bu yaşananları gazeteci Gençağa Karafazlı haberleştirmiş ve hakkında dava açılmıştı.
PİRHA-Rize’de Kredi ve Yurtlar Kurumu’na (KYK) bağlı öğrenci yurdunda yangın çıktı.
Rize’de Recep Tayyip Erdoğan Üniversitesi Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nin yanındaki öğrenci yurdunun çatısında yangın çıktı.
İtfaiye ekiplerinin söndürme çalışmaları sürerken, öğrenciler de yurttan tahliye ediliyor. Rize’nin İslampaşa mahallesindeki Recep Tayyip Erdoğan Üniversitesi Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nin bitişiğinde yer alan Kredi ve Yurtlar Kurumu’na bağlı öğrenci yurdunun çatısında sebebi henüz bilinmeyen bir nedenden ötürü yangın çıktı. Akşam saatlerinde başlayan yangını söndürmek için itfaiye ekipleri çalışmalarını sürdürürken, öğrenciler ise tahliye ediliyor.
PİRHA-AKP’ye yakınlığıyla bilinen Cengiz inşaatın yapımını üslendiği İyidere lojistik liman inşaatına taş temini için İkizdere, Eskencidere vadisinde yapım çalışmalarını sürdürdüğü taş ocağına karşı vatandaşların direnişi 222.gününde devam ediyor.
“İkizdere taş ocağı olmasın” mücadelesinin 222 gününde, mücadelenin sembol kadınlardan Pervin Baş ve Ayşe Baş taş ocağı yapılmak istenen alanda nöbet tutmaya devam ediyor.
Geçen ay Rize idare mahkemesinin oluşturduğu bilirkişi heyetinin açıkladığı raporunda Taş ocağı için ÇED’in uygun olmadığı resmi olarak ortaya konulmasına rağmen Taş ocağı çalışmaları hala devam ediyor.
Vadide yapımı devam eden taş ocağına karşı 222 günden beri direnen vatandaşlar, bilirkişi heyetinin açıkladığı rapor doğrultusunda mahkemenin ivedilikle yürütmeyi durdurma kararı alması beklerken taş ocağı çalışmalarının tüm hızıyla devam etmesine “hukuk nerede” diye tepki gösterdi.
İkizdere direnişinin sembolü olan kadınlardan Pervin ve Ayşe Baş havaların soğumasıyla birlikte direnişin 222. Gününde direniş alanında yaktıkları ateşle direnişe devam ettiklerini açıkladılar.
“DİRENİŞ ATEŞİ HİÇ SÖNMEYECEK”
Direnişin 222 gün öce aynı alanda yaktıkları ateşle devam ettiğini ve bu ateşin bugüne kadar hiç sönmediğini belirten direnişçi kadınlardan Ayşe ve Pervin Baş, aylar önce başlattıkları direnişe aralıksız devam ettiklerini ifade ederek, “Biz, Derelerimizin toprağımızın ve yaşam alanlarımızın yok olmaması için bu direniş alanında 222 gün önce ilk ateşimizi yaktık ve hiç ayrılmadık. Bu ateş hiç sönmedi sönmeyecek. Havaların soğumasıyla birlikte ateşimizi daha güçlü bir şekilde yakmaya devam edeceğiz. Mücadele ateşimizi asla söndürmeyeceğiz, Cengiz inşaatı buradan kovana kadar taş ocağı çalışmasını durdurana kadar direneceğiz. Biz kazanacağız direnenler kazanacak” diyerek Rize idare mahkemesinin bilirkişi heyetinin açıkladığı raporlara uygun olarak acilen taş ocağı çalışmalarını durdurma çağrısı yaptı.
PİRHA- Rize’de iş cinayeti. Çalıştığı inşaattan düşen işçi Aşkın Dışkaya hayatını kaybetti.
Rize merkeze bağlı Dağsu Mahallesi’ndeki inşaatta çalışan 3 çocuk babası olduğu öğrenilen Aşkın Dışkaya çalıştığı özel bir inşaatta (37), elektrik akımına kapıldıktan sonra dengesini kaybederek üçüncü kattan düştü. Mahalledeki vatandaşların ihbarı üzerine gelen sağlık ekipleri, Dışkaya’nın yaşamını yitirdiğini belirledi.
Dışkaya’nın ölümüyle ilgili soruşturma başlatıldığı inşaat sahibi N.K’nin ise gözaltına alındığı öğrenildi.
İNŞAATIN SAHİBİ ESKİ BBP İL BAŞKANI
İşçi Aşkın Dışkaya’nın yaşamını yitirdiği inşaatın sahibinin eski BBP Rize İl Başkanı Nusret kaya olduğu, daha sonra istifa ederek MHP ye geçtiği belirtildi.
Dağsu Mahallesi sakinleri ölüm olayının yaşandığı inşaatın imara aykırı olduğu gerekçesiyle 15 gün süresince mühürlendiği, ancak inşaat çalışmasının daha sonraki süreçte devam ettiği iddiasında bulundu.
PİRHA- Tarım ve Orman Bakanlığı’nca ‘bal ormanı’ ilan edilen Hemşin Vadisi’ndeki Levent köyünde yapılmak istenen taş ocağına ilişkin mahkemenin atadığı bilir kişi heyeti taş ocağına “hayır” dedi.
Rize’nin Hemşin ilçesi Levent köyünde Taş ocağı yapmak isteyen Naiboğlu A.Ş adlı Şirketin toplam ruhsat alanı 99 hektar olan arazide ilk aşamada 24,7 hektarlık alan için yaptığı başvuruda ‘ÇED gerekli değil’ kararı verilmişti.
Bölge halkı bölgede yapılacak olan taş ocağının doğal yapıyı bozacağı ormanlık alan ve yaban hayatı yok edeceği gerekçesiyle taş ocağına karşı hukuk mücadelesi başlatmıştı.
Vatandaşlar 2018 yılının aralık ayında Rize İdare Mahkemesi, ‘ÇED gerekli değil’ kararını iptal etmesi için başvurmuş, mahkeme kararı iptal etmişti.
Rize idare mahkemesinin iptal kararına karşı Naiboğlu A.Ş adlı Şirket temyiz başvurusu üzerine Danıştay 14’üncü Dairesi, bilirkişi incelemesi yapılması talebiyle kararını bozdu. Dosyayı Rize idare mahkemesine iade etmişti.
Geçen ay mahkemenin atadığı bilirkişi heyeti hazırladığı raporu geçen Pazartesi günü Rize İdare Mahkemesi’ne sundu. Heyetin hazırladığı raporda taş ocağının yapılmasının ileride telafisi zor zararlar meydana getireceğine vurgu yapıldı.
“VADİMİZDE TAŞ OCAĞI MICIR FABRİKASI İSTEMİYORUZ”
Levent Köy muhtarı Ahmet Kamiloğlu, bilirkişi heyetinin taş ocağı ile ilgili olumsuz rapor hazırlamasının kendilerini mutlu ettiğini belirterek, hukuki mücadelenin henüz devam ettiğini mücadeleye devam edeceklerini belirterek şunları ifade etti:
“Biz daha önce 4 siyasi parti ve 12 köy muhtarı ile birlikte Kentin organik tarım havzası Hemşin’de daha önce yapımı planlanan HES’e karşı bir araya gelip, projeyi iptal ettirmiş ortak bir açıklama yapmıştık. Yine aynı şekilde Tarım ve Orman Bakanlığı’nca ‘bal ormanı’ ilan edilen ve nesli tükenme tehlikesi altındaki kırmızı benekli alabalık, su samuru ve su kertenkelesinin yaşadığı dereyi de kapsayan Hemşin Vadisi’ndeki Levent köyünde yapılmak istenen taş ocağına karşı hukuk mücadelesi başlatmıştık. Hemşin Vadisi’nde taş ocağı istemediğimizi sürekli olarak dile getirdik.
Aslında şirket bu bahse konu yerde taş ocağı açmayacak, taş ocağı adı altında beton ve mıcır fabrikası kuracak, ticaretine buradan devam edecek. Hazırladığı ÇED raporunda taş ocağı diye müracaat etmişler o sadece göstermelikti. Levent Köyü sınırları içinde yapılması planlanan taş ocağı ile doğamız ve geleceğimiz yok olacak.
Bilirkişi heyetinin hazırladığı olumsuz raporu bizleri sevindirmiştir. Mahkemenin, bilirkişi heyetinin hazırladığı raporu dikkate alacağına inanıyoruz. Şirketin bilirkişi heyetinin hazırladığı bu rapora itiraz edeceğini düşünüyoruz. Henüz hukuksal süreç bitmedi. Doğamızın talan edilmesine karşı mücadeleye devam edeceğiz.”
PİRHA- Cengiz İnşaatın Lojistik liman inşaatı için taş ocağı çalışması yaptığı Eskincedere Vadisi’nde gizli şelale tesadüfen bulundu. Şelaleyi kestane ararken tesadüfen bulan Harun Tatoğlu, Eskincedere Vadisi’nin adeta doğa harikası olduğuna dikkat çekerek, bu gizli şelalenin bile Eskincedere Vadisi’nin ne derece önemli bir vadi olduğunu bir kez daha gösterdiğini ifade etti.
Cengiz İnşaat’ın İkizdere Eskincedere Vadisi’nde yapım çalışmasını sürdürdüğü taş ocağına karşı 195 günden beri çeşitli eylemlerle direniş sergileyen İkizdereli yaşam savunucusu vatandaşların mücadelesi devam ediyor.
Hafta sonu Eskincedere Vadisi’nde kestane şenliği düzenleyen yaşam savunucuları, kestane ağaçlarının kesildiğini görünce önceki gün taş ocağı çalışması yapılan alanı basarak kepçelerin çalışmasını durdurmuş, jandarma ile tartışmıştı.
Vadide yapımı devam eden taş ocağına karşı direnişlerini sürdüren İkizdereli vatandaşlarla, İstanbul’dan İkizdere’ye giden bir grup yaşam savunucusu, önceki gün kestane şenliği kapsamında Eskincedere Vadisi’nde kestane toplamaya gitti.
Yaşam savunucularından Harun Tatoğlu kestane ağaçlarını bulmaya çalıştığı bir sırada ulaşımı zor olan, gözükmeyen bir alanda şelale buldu. Daha önce kimsenin bilmediği geçit vermeyen uçurumlarla çevrili şelaleyi kestane ararken tesadüfen bulan Tatoğlu, Eskincedere Vadisi’nin adeta doğa harikası olduğuna dikkat çekerek, bu gizli şelalenin bile Eskencidere Vadisi’nin ne derece önemli bir vadi olduğunu bir kez daha gösterdiğini ifade etti.
“BU VADİ GERÇEK BİR CENNETTİR”
İkizdereli aktivist Asuman Hacifazlıoğlu, şelalenin derinliğini henüz ölçmediklerini ancak şelaleri ile meşhur İkizdere’nin en büyük şelalesini bulmalarının sevincini yaşadıklarını belirterek, şunları dile getirdi:
“Bu vadide taş ocağı olmaz dedik. Bu vadi dünyada mutlaka koruma altına alınan 250 vadilerin içerisinde 53. sırada olan bir vadidir. Burada yılda 8 ton organik bal üretiyoruz. Organik çay, dünyaca meşhur kırmızı pullu alabalık, organik kestane, mısır ve vadimizin vazgeçilmezleri olan boz ayısı, çakalı, böceği, dağ keçisi, akla gelecek birçok hayvanın yaşadığı bir vadiyi yok etmeyin, dedik. Bu vadi gerçek bir cennettir. Bu cennete kıymayın dedik.
Burada taş ocağı yapacağız diye ısrar edenler, izin verenler bu gizli kalmış güzelliklerden bihaberler. Bu cennetimizi yok etmeyin.”
Fazlıoğlu, şelalenin ismini ise şelaleyi bulan Harun Tatoğlu’nun ismini verdiklerini, şelalenin bugüne kadar bölgede yaşayan vatandaşlar tarafından da bilinmediğini aktardı.
PİRHA- İkizdereli direnişçiler Cengiz inşaatın çalışma yaptığı alanı bastı .Cengiz inşaatın iş makinelerinin çalışmasını durdurdu.
Cengiz İnşaat tarafından Rize Eskincedere Vadisi’ndeki çevre tahribatına karşı yurttaşların direnişi devam ederken, bugün hareketli dakikalar yaşanıyor.
Cengiz İnşaat tarafından Rize Eskincedere Vadisi’ndeki çevre tahribatına karşı yurttaşların başlattığı direniş 192. gününde devam ederken, İkizdere Çevre Derneği 1 hafta önce “İkizdere cehenneme dönüşmeden bu talana dur de” çağrısında bulunarak 2 gün önce İstanbul’da çeşitli ekoloji birlikleri , yaşam savunucuları ile bir araya gelerek İkizdere direnişçilerine destek vermek için İkizdere ye gitti.
Bugün öğlen sonrası Kestane şenliği kapsamında Eskincedere vadisinde kestane toplamaya giden yaşam savunucuları vadide bulunan onlarca kestane ağacının kesildiğini ve yüzlerce ağacın katledildiğini görünce Cengiz inşaatın taş ocağı çalışması yaptığı alanı inerek çalışma yapan kepçelerin önünde direniş sergilediler.
“DOĞAYI KATLETMEK SUÇTUR”
Kepçelerin çalışmasını durduran yaşam savunucuları ile jandarma görevlileri arasında uzunca süre tartışma yaşandı. Jandarma komutanı yaşam savunucularına “bu yaptığınınız kanunsuzdur suçtur mahkeme kararı olmadan bu çalışma burada devam edecektir” uyarısında bulunarak çalışma yapılan alanı terk etmelerini istedi.
Yaşam savunucuları ise Jandarma görevlilerine “Biz değil burada yaşam alanlarını katleden suç işliyor bilirkişi insanları burada taş ocağı yapılmasının doğru olmadığına dair raporlar hazırladı. Bu doğayı katletmek suçtur bu çalışma yapanları bu alandan çıkartın” diyerek tepki gösterdi.
Yaşam savunucuları sosyal medya hesaplarından vadide katledilen ağaçların fotoğraflarını paylaşarak tahribatın ne kadar büyük olduğunu duyurdular.
İkizdere Çevre Derneği (İÇDER) dün İkizdere Eskincedere vadisinde bir basın açıklaması yayınlayarak , Doğaya karşı yapılan saldırıların büyüyerek devam ettiğini İkizdere halkı olarak doğanın talanına karşı mücadeleden vaz geçmeyeceklerini duyurmuştu
PİRHA- Cengiz İnşaat tarafından Rize Eskincedere Vadisi’ndeki çevre tahribatına karşı yurttaşların direnişi devam ediyor. İkizdere Çevre Derneği, yaptığı basın açıklamasında “İkizdere cehenneme dönüşmeden bu talana dur de” çağrısında bulunarak, 30 Ekim’de ilki düzenlenecek olan Kestane Festivali için de tüm halkı davet etti.
Cengiz Holding’in, Rize’nin İyidere ilçesinde yapımını üstlendiği lojistik liman inşaatının dolgusu için Eskincedere Vadisi’nde yapmak istediği taş ocağına karşı tepkiler sürüyor.
İKİZDERELİLER 190 GÜNDÜR DİRENİYOR
Dünyada koruma altındaki 250 vadiden 53.sırada olan Eskencidere Vadisi’nde Cengiz inşaatın yapmak istediği taş ocağına karşı yurttaşların direnişi 190. günde devam etti.
İkizdere Çevre Derneği çağrısı üzerine önceki gün İstanbul’da bir araya gelen yaşam savunucuları, otobüslerle İkizdere’ye giderek taş ocağına karşı direnen yurttaşlara destek verdi.
İkizdere direnişçileri, vadiye gelen yaşam savunucularını tulum ile karşıladı. Yurttaşlar, hep birlikte Eskincedere Vadisi’nde horon oynadı.
“HES’LERLE BAŞLAYAN YIKIM TAŞ OCAKLARIYLA DEVAM EDİYOR”
Yurttaşların direniş alanı olarak bilinen alanda toplanması sonrası İkizdere Çevre Derneği (İÇDER) basın açıklaması yaptı. Doğaya karşı yapılan saldırıların büyüyerek devam ettiği vurgulanan açıklamada “İkizdere’de bulunan vadilerimiz de bu yıkımdan payını almaktadır. Eskencidere Vadisi ve Kapse/Komes arasında bulunan vadi de Hidroelektrik Santrallerle (HES) başlanan yıkım taş ocakları ile devam etmektedir. Vadimizin HES’lerin getireceği yıkımlara karşı duyarlı bir belediye başkanımızın zamanında İkizdere için söylediği ‘Cenneti görmek için ölümü bekleme, gel İkizdere’de yaşa’ sözüne kulak ver ve İkizdere cehenneme dönüşmeden bu talana dur de” ifadeleri kullanıldı.
“BİLİM İNSANLARI BURADA TAŞ OCAĞI OLMAZ DEDİ”
Doğa talanına dikkat çekilen açıklamada şu ifadelere yer verildi:
“Bu yıkıma ‘dur’ demek için başvurduğumuz mahkemelerin belirlediği bilirkişiler de Rize Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğünün ‘ÇED gerekli değildir’ kararının yeterli ve uygun olmadığı görüşüne varmıştır. Taş ocağı inşaatının doğaya, yaşam alanlarımıza ve ekolojiye verdiği zararları tespit etmiş, raporlamıştır. Ama yıkım devam ediyor. Ormanlarımız talan ediliyor, suyumuz yok ediliyor. Eskencidere’de yaşayan insanlar pet şişelerden su kullanmak zorunda bırakılıyor. ‘Ağacı keseriz suları kirletiriz, yaşam alanlarını toz ve gürültü ile yok ederiz’… İşte bu İkizdereliye reva görülen yaşam modeli olarak sunulmaktadır. Telafisi mümkün olmayan bu yıkımı kabul etmiyoruz ve bir defa daha haykırıyoruz; alın makinelerinizi defolun gidin buradan, burası işgal alanınız olmayacaktır.
Halkımızı İÇDER’e üye olmaya, birleşmeye, örgütlenmeye ve topyekün mücadeleye çağırıyoruz. İkizdere eşsiz biyolojik alanlara ve floraya sahiptir. Bu zenginliği ortaya çıkarmak ve korumak için İkizdere Çevre Derneği (İÇDER) olarak bu yıl birincisini gerçekleştireceğimiz Kestane Festivali’ne, 30 Ekim’de bütün halkımızı davet ediyoruz.”
PİRHA- İkizdere’de, Cengiz İnşaat’a ait taş ocağına karşı direniş sürerken geçen ay vadide inceleme yapan bilirkişi heyeti raporunu açıkladı. Bilirkişi raporuna göre proje usulüne uygun yapılmadı.
Rize’nin İkizdere ilçesinde Cengiz İnşaat tarafından yapımına devam edilen taş ocağına karşı mücadele devam ederken vadide inceleme yapan bilirkişi heyeti hazırladığı raporu açıkladı. Hazırlanan bilirkişi raporuna göre projenin usule uygun yapılmadığı yönünde karar verildi.
Rize İdare Mahkemesi’nin kararı doğrultusunda geçen ay İkizdere, Eskencidere Vadisi’nde keşif yapan bilirkişi heyeti raporun hazırlanması için verdikleri 30 günlük sürenin bitiminden sonra taş ocağı için verdiği kararı açıkladı. Bilirkişi heyetinin hazırladığı raporda, Eskencidere Vadisi’nde yapılmak istenen taş ocağı tanıtım raporunun yetersiz olduğu ve usule uygunsuz bir şekilde taş ocağına devam edildiği belirtildi.
“MÜCADELE EDENLERİN LEHİNE BİR KARAR VERİLDİ”
Davanın avukatlarından Avukat Yakup Okumuşoğlu karara ilişkin açıklama yaparak; “Raporun sonuç bölümüne bakıldığında, yapılan taş ocağının usulsüz olduğu belirtilmektedir. Bu şekliyle de olsa sonucun mücadele edenlerin lehine bir karar olduğunu söylemek mümkün. Yürütmeyi durdurma kararı verilirse çalışmalar 30 gün içinde durmak zorunda” dedi.
PİRHA- Artvin’in Arhavi ilçesinde yaşanan selde 10 bina, 9 konut, 18 bağımsız bölüm ile 2 ahır yıkıldığı açıklandı. Kayıp 3 yurttaşın ise arama çalışmaları devam ediyor.
Artvin’de perşembe gün aşırı sağanak yağış sonrası meydana gelen sel ve heyelanların verdiği hasar ortaya çıktı.
Arhavi ilçesinde hasar tespit çalışmaları yapan Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğü ile İlbank Bölge Müdürlüğü, felaketin bilançosuna dair yapılan açıklamaya göre 10 bina, 9 konut, 18 bağımsız bölüm ile 2 ahır yıkıldı, 6 bina, 3 ev ve 9 bağımsız bölüm ağır hasar gördü. 253 bina, bin 144 bağımsız bölüm ile 44 konut ise sel ve heyelanlardan etkilenerek hasar aldı. İlçede hasar tespit çalışmalarının sürdüğü belirtildi.
KAYIP 3 KİŞİ ARANIYOR
Selde kaybolan Artvin’in Murgul ilçesinde Serdar Yiğit ile Rize’nin Güneysu ilçesinde Hasan Arıcı ve Muradiye Beldesi’nde çöken evin enkazı altında kalarak kaybolan Batuhan Delihasan ise arama çalışmaları devam ediyor. Dere yatağında yapılan aramalara AFAD, Jandarma Arama Kurtarma (JAK) ve Sahil Güvenlik Komutanlığı ekipleri katılıyor.
PİRHA- Enerji ve İklim Uzmanı Önder Algedik, günlerdir Karadeniz’de devam eden aşırı yağışlar sebebiyle oluşan selleri yorumladı. Türkiye’nin araba başına dökülen asfaltta Avrupa birincisi olduğunu söyleyen Algedik, betonlaşma ve HES faaliyetlerine de dikkat çekti.
Rize ve Artvin başta olmak üzere sağanak nedeniyle birçok dere taştı. Oluşan heyelanlar sebebiyle çok sayıda insan yaşamını yitirirken tarım arazileri ve yollarda da hasarlar oluştu.
Rize genelinde devam eden sağanak, adeta hayatı durma noktasına getirdi. Çamlıhemşin, Ardeşen, Arhavi ve Fındıklı ilçelerinde çok sayıda cadde ve sokak suya gömüldü. Derelerin taşması sonucu araç trafiği durdu.
İKLİM DEĞİŞİKLİĞİNE SEBEP OLAN ETMENLER: ASFALT VE BETON
Enerji ve İklim Uzmanı Önder Algedik, yaşanan sel felaketlerinin nedenlerini PİRHA’ya değerlendirdi. Yoğun yağışlar sonucu oluşan tablonun doğrudan bir ‘iklim krizine’ bağlanamayacağına dikkat çeken Algedik, “Çünkü ‘iklim krizi’ denecek kadar elimizde uzun dönemli veriler yok. Ama şunu biliyoruz; iklim değişikliği hızlandı ve bununla beraber aşırı iklim olaylarının sayısında bir artış söz konusu” dedi.
Önder Algedik, Türkiye’nin hem iklim değişikliğini hızlandıran hem de felaketlerin önünü açan bir dizi işlem yaptığına işaret ederek şunları söyledi:
“2002’den bu yana baktığınız zaman Türkiye, yarım milyar ton asfalt, 1 milyar ton çimento döktü. Bu sayede toprağın su ile bağlantısını kesti. Yani sel felaketlerini açık hale getirdi. Dolayısıyla iklim değişikliği açısından sorun; aslında iklimi değiştiren sebeplerle bu sel felaketini getiren sebeplerin aynı olduğunu görüyoruz. O da daha çok asfalt – beton dökmek ve daha çok doğa tahribatı… Zaten bunların sonucunda daha fazla iklim değişikliği ile daha fazla sel felaketi yaşıyoruz. Türkiye araba başına dökülen asfaltta Avrupa birincisi. Çimento üretiminde de dünyada 5. sıralarda.”
“HES’LER DOĞANIN DENGESİNİ BOZUYOR”
Karadeniz bölgesinde yaşanan sellere Hidroelektrik Santralleri’nin de (HES) sebep olduğunu anlatan Önder Algedik, “Özellikle HES’lerin yapılma sebebi, suyu regüle edip, enerji elde etmek. Böylesi bir iddiaları var ama bakıyoruz HES’lerin olduğu yerlerde sel felaketleri azalmıyor” dedi. Algedik, HES’lerin amacının sadece “enerji üzerinden sermaye kazanmak” olduğunu söylerken “Suyu regüle etmek, düzenlemek gibi rolleri falan yok. Ama şu var; HES’lerin, doğanın dengesini bozduğu ve iklim değişikliği ile beraber artan döngülerde meseleyi marjinalleştirdiğini herkes biliyor ve görüyor” ifadelerini kullandı.
“İNCE BİR ZEMİNE BIÇAKLA YARA AÇIYORSUNUZ GİBİ DÜŞÜNÜN”
Karadeniz özelinde maden ocaklarının etkilerine de değinen Önder Algedik, bölgenin jeolojik özelliğine dikkat çekti. “Madenler doğa açısından korkunç faaliyetler” diyen Algedik, sözlerini şu cümlelerle sürdürdü:
“Karadeniz yamaçlarında kayalık bir yapı üstünde çok ince bir toprak tabakası var. Ve orada ormanlar, bitki örtüsü doğayı tutuyor. Maden için kazmaya başladığınız zaman ince bir zemine bıçakla yara açıyorsunuz gibi düşünün. Böyle bir durumda aslında kanamayı hızlandırırsınız. Yarayı büyütürsünüz. Bu açıdan bakıldığı zaman Karadeniz’in kırılganlaşmasına ve aşırı iklim olaylarına; hatta aşırı iklim olaylarını bir kenara bırakalım, normal meteorolojik olaylara bile zaaflı hale gelmesini sağlıyor. Tüm bu afetlerin önüne geçebilmek adına sorumlu kişi olsaydım, bütün asfalt, beton, enerji ve maden projelerini durdururdum.”
PİRHA-Fındıklı Gençlik Meclisleri üyesi Ali Özgün Çayhatoğlu, gençlik olarak sorunların çözümünde aktif olduklarını belirterek, “Karadeniz’i Ogün Samast’lar değil, Kazım Koyuncular la anılmasını istiyoruz. Çünkü biz o kültürle büyüdük, çok fazla etnik yapıya sahibiz. Elimizden geldiğince herkes bir arada olalım ve ciddi emek harcayarak birlikte hareket edelim istiyoruz” dedi.
Fındıklı Gençlik Meclisleri üyesi Ali Özgün Çayhatoğlu ile hem meclis çalışmalarını hem de Fındıklı Meci Festivali’ni konuştuk.
GENÇLİK MECLİSİ 70 KİŞİ
Pirha- Kendinizi tanıtır mısınız?
Ali Özgün Çayhatoğlu: Buralıyım, dışarda yaşamayı tercih etmek istemedim. Gelip burada bir işletme kurduk. Turizmle ilgileniyoruz.
-Peki Gençlik meclisi nasıl ve hangi ihtiyaçtan kuruldu?
Ali Özgün Çayhatoğlu: Öncesinde biz gençtik sınıfı, geçtik topluluğu adı altındaydık. Sonrasında yerel seçimlerden sonra bunu meclisleştirme kararı aldık. Bu ölçüde sadece Fındıklı meclisi toplumda aldığı bir karardan ziyade Kadın Meclisi, Esnaf Meclisi gibi 7 adet meclis de kuruldu. Gençlerin de yaşadığı bu coğrafyada söz sahibi olmasını istedik, düşündük. Sonuçta burada hep beraber yaşıyoruz. Bugün çocuk, gençlik ayağıyla daha çok ilgileniyoruz. Mücadeleye omuzdaş olmak istedik. Çünkü imece kültürüyle büyüdük. Sadece erk düşüncenin de olup olmaması değil, bunun içerisine kadının da çocuğun da gençliğin de hepsinin yer almasını istedik. Bu doğrultuda gençlik meclisinin ihtiyacı oldu. Yaklaşık şu an 70 kişiyiz. Bunun içerisinde gençlik olduğu için üniversite okuyan arkadaşlarımız oluyor onların bir kısmı dışardalar. Pandemiden dolayı çoğu buraya dönüş sağladı ama aktif olarak 30-35 kişiyiz.
“BU ÇARKA ENGEL KOYACAĞIMIZI DÜŞÜNÜYORUZ”
-Fındıklıda gençliğin sorunları nelerdir?
Ali Özgün Çayhatoğlu: Gençliğin bugünkü en büyük problemlerinden bir tanesi eğitim. Eğitim noktasında devlet okullarında okuduk. Buradan çıktık üniversite hayatı gördük. 3-4 yıl dışarıda yaşadık ama kendi alanından hiçbir şey yoksa dönemiyor. Kırsalda yaşadığımız için çok fazla iş imkânı bulunamıyor. Bundan dolayı genelde gençlerimiz dışarı çıkmak zorunda kalıyor.
İkincisi de ekonomik sıkıntılar. Çay tarımı ile ilgilenen arkadaşlarımız var ama işte belli bir dönem yapabiliyor bu süreci bu şekilde işletebiliyor. Ülkede çok büyük problemler var bunların içerisinde söz sahibi olup neleri değiştirebiliriz oturup tartışıyoruz. Biz bu çarkın içerisinde bizimde yer almamız gerektiğini düşünüyoruz ve gençliğin dinamizmi olduktan sonra bu çarka bir şekilde engel koyacağımızı düşünüyoruz.
-Sizler Karadeniz de gençlik olarak değişim rüzgarları estiriyor musunuz?
Ali Özgün Çayhatoğlu: Şöyle ki Fındıklı sosyal kimlik açısından zaten bölgede çok farklı bir konumdaydı. Mesela kadın arkadaşlar üzerinden örnek vereyim Fındıklı’da çok daha rahat hareket edebiliyorlar. Gece saat 2-3’de rahatlıkla geze biliyorlar, herhangi bir şekilde bir sıkıntı ya da problem yaşamıyorlar. Fakat bazı yan ilçeleri ya da işte Karadeniz genelinde bu tarz sıkıntı oluşuyor. Bu konuda Fındıklı gençliği yüceltmek için demiyorum daha bilinçli hareke edebiliyor. Mesela bizim çok büyük hayalimizdi bunu gerçekleştirmeye de çok istedik. Fakat pandemi süreci her tarafı etkilediği için bizi de etkiledi. Fındıklı’da gençlik kampı düşünüyorduk. Altyapı anlamında bazı sorunları var ama onlarda giderebileceğimizi düşündük. Ülkede yaşanan sıkıntıları konuşabileceğimiz, tartışabileceğimiz çalıştaylar düzenleyerek yazarları çağırmak istedik.
İmeceler yapıyoruz. Diğer iller ya da ilçelerden gelen arkadaşlarımız oldu, bize destek çıktılar. Farklı projelerle de diğer il ve ilçeleri etkilemek istiyoruz. Samsun Atakum’da gençlik meclisinden arkadaşlarla görüştük, Kars’a gittik. Bu tarz etkinlikleri düzenleyerek bazı şeylerin değişebileceğini inancımız var.
“GENÇLİK SORUNU ÇÖZMEDE İRADE ORTAYA KOYUYOR”
-Önümüzdeki günlerde Fındıklı festivali gerçekleşecek. Gençlik hangi misyonları üslenecek, neler yapacak?
Ali Özgün Çayhatoğlu: Gençlik aslında o tarz festivallerde her türlü misyonu üstleniyor. Çünkü sahanın en aktifi. Bazı ve sıkıntılar da yaşadık önceki festivallerde. Gençlik sorun çözmede irade ortaya koyuyor. Daha çok işin saha dediğimiz eğlence kısmında gençlik hem festivalin güvenlik hem gelen misafir girişte ağırlama gibi festivalin birçok alanında yer alıyoruz.
-Festival için bir çağrınız var mı?
Ali Özgün Çayhatoğlu: Festivalimiz önceden bir haftaydı, hatta 6 gün falandı bu sene geniş bir süreç yaptık. Gençleri omuzdaş olmaya bekleriz. Çünkü biz bütün işimizi imece usulü ile yapıyoruz. Birlikte dayanışmayla gönüllü olarak yapıyoruz, bize destek olabilirler. Biz onları misafir edebiliriz. Gençliği güneşin altında deniz festivaline bekliyoruz bundan böyle bir çağrımız olsun istiyorum.
“PROBLEMLERİ ÇÖZME ÇALIŞMALARIMIZ VAR”
-Örneğin Karadeniz’e. Fındık toplamaya, çay toplamaya gelen birçok genç var. Bu gelen gençler birçok sorunda yaşıyorlar onlara da ulaşıyor musunuz?
Ali Özgün Çayhatoğlu: Geçen hafta bir toplantı yaptık. Bölgeye önceden daha çok Gürcistan’dan gelenler vardı, Ordu tarafından. Ülke içerisinden gelenler de vardı. Son dönemlerde Afganistan’dan gelen arkadaşlar var. Bu arkadaşlar birkaç problem yaşanmış. Sonuçta orada yaşadıkları coğrafyadan gidiyorlar çalışmak için. Alın teri döküyorlar. Koşullarının çok kötü olduğunu duyduk. Yaklaşık 25- 30 kişi bir evde kaldıklarını biliyoruz. Bu hafta içerisinde bir çalışma yaptık 4 kişilik bir Afgan arkadaşa ulaştık, onlarla görüşme sağladık.
Koşullarından bahsettiler yaşanabilir bir durumda değiller ve uyum problemi de var. Sonuçta çok farklı bir coğrafyadan gelip burada hareket etmek zorundalar. Bununla alakalı o gençlerle bir araya geleceğiz. Çünkü Karadeniz bölgesi sizin de dediğiniz gibi bazen çok fazla ırkçı davranabiliyor, ötekileştirme yapıyor.
Toplumun girmiş olduğu yerlere aman gelmesinler gibi söylemler var rahatsız olduklarını falan söylüyorlar. Gençlik o köprüyü nasıl oluşturabilir, hem onların sorunlarını dinleyip, sonuçta sadece hani çalışmaya geliyor bu insanlar. Tabii farklıları da var bu bir duruma sığdırılamaz ama bu problemi çözmek için bir çalışmamız var.
-Son olarak bir şey eklemek ister misiniz?
Ali Özgün Çayhatoğlu: Eğer bölgeyi gezdiniz ise Karadeniz biraz daha farklı. Karadeniz’in Ogün Samast’lar değil, Kazım Koyuncular la anılmasını istiyoruz. Çünkü biz o kültürle büyüdük, çok fazla etnik yapıya sahibiz. Gürcü kültürümüz var, Laz, Hemşin kültürümüz var, Ermeni, Rum kültürümüz var. Biz bir arada daha güçlüyüz. Elimizden geldiğince herkes bir arada olalım ve ciddi emek harcayarak birlikte hareket edelim istiyoruz.
PİRHA- Rize İkizdere’de AKP’ye yakınlığı ile bilinen Cengiz İnşaat’ın taşocağı ısrarına karşı çıkan köylülerin direnişi devam ediyor. İkizdere köylüleri direnmeye devam edeceklerini belirterek, “Burada her türlü baskıya maruz kalıyoruz. Cezalar kesiliyor, hakkımızda davalar açılıyor. Çocuklarınızı işten çıkarırız diye tehdit ediyorlar. Böyle yaparak direnişimizi kırmaya çalışıyorlar ama vazgeçmeyeceğiz” dedi.
Rize İkizdere’de AKP’ye yakınlığı ile bilinen Cengiz İnşaat’ın taşocağı ısrarına karşı çıkan köylülerin direnişi devam ediyor. İkizdere’de direnen köylüler direniş sürecinde yaşadıkları baskıları anlatarak direnmeye ve doğalarını savunmaya devem edeceklerini belirttiler.
“HER TÜRLÜ BASKIYI GÖRÜYORUZ BURADA”
İkizdere’de yaşayan ve direniş sürecinin başından bu yana içinde olduğunu söyleyen yurttaş Can TV mikrofonuna şunları dile getirdiler:
“Çalışma yapılan alana giremiyoruz. Şu anda hala yol açma aşamasında çalışmalar devam ediyor. Bu şekilde bile büyük zararlar veriyorlar doğaya. Kendi ormanlarımıza giremiyoruz. Asker ve kolluk kuvvetleri ile çevirmişler her tarafı. Çeşitli baskılar uyguluyorlar bize. Direnişimizi kırmak için baskı uyguluyorlar. Biz direnişimize devam ediyoruz. Baskılar içinde cezalar geliyor sürekli. Sokağa çıkma cezası, toplanma cezası… Aynı dönemde bize ceza kestikleri dönemde kendileri burada belediyede kaymakam ve valinin de katıldığı toplantı yaptılar. Onlara ceza yok ama bize cezalar geliyor. 100’den fazla ceza geldi şimdiye kadar. Gözaltına alınmalar oluyor. Arkadaşlarımızın 2014’te 2015’te yaptığı sosyal medya paylaşımlarından dolayı gözaltına alındıkları oluyor. Gözaltına alıp sorguluyorlar, daha sonradan serbest bırakıyorlar. Her türlü baskıyı görüyoruz burada. Hukuksuzluk, adaletsizlik hepsi kol geziyor. Normal kanunlar işlemiyor burada. Buraya gelen misafirlerden dolayı mutlu oluyoruz. Destek verenler bizi mutlu ediyor. Direnmeye devam edeceğiz.”
“KENDİ ORMANLARIMIZA GİREMİYORUZ”
Kendi ormanlarına girmelerinin engellendiğini ifade eden başka bir yurttaş ise; “Kendi ormanlarımıza giremiyoruz. İnsan üzülüyor. Sürekli baskı uyguluyorlar bize. Ormandan aşağı doğru indik, askerle karşı karşıya geldik. Bıkmadık ama direnmeye devam edeceğiz. Çalışmalar devam ediyor. Biz mücadeleyi sonuna kadar bu ocak durana kadar burada direnmeye devam edeceğiz” diye konuştu.
Devlet yetkililerinin İkizdere’de ki direnişi kırmak için her yola başvurduğunu aktaran diğer bir yurttaş ise şunları ifade etti:
“Taş ocağı açılacak olan köydenim ben. Başından bu yana burada çok ilginç şeyler yaşadık. Pandemi yasakları var denilerek burada OHAL ilan ettiler. Bunu bizim protestolarımızı engellemek için yaptılar. Ama biz vazgeçmeyiz. Akabinde bize cezalar kesilmeye başlandı. Ormanlar sokak sayıldı, sokağa çıkma yasağından dolayı cezalar kesildi. Bazı arkadaşlarımızın çocukları için ‘işten atarız’ tehdidinde bulundular. Bu şekilde kırılma sağlamaya çalıştılar. Önceden 150-200 kişi oluyorduk şu anda 30-40 kişi ile bu direnişi sürdürüyoruz. Bu çalışma 4 yıl sürecekmiş ama 2 yıl süreceğini ve 2 yıldan sonra tekrardan buraların yeşilleneceğini söylüyorlar. Yalan söylüyorlar. Bunun hiçbir temeli yok. Ayrıca buradaki maden ocağının çalışma izni de yok. Yağmadan mal kaçırırcasına ormanlarımızı talan ettiler. Bunu asla vicdanımız kabul etmiyor. Burada ağaçların kesildiğini görünce gözlerimiz doluyor. İş makineleri ile ağaçları söküp atıyorlar. Ciğerimizi söküyorlar gibi oluyor. Biz kararlıyız, bu çalışma 4 yıl da sürse biz 4 yıl burada direneceğiz ve onları çalıştırmamaya devam edeceğiz. Asker her tarafı çevirmiş durumda. Ama biz alternatif yollar bulduk ve oralardan girmeye çalışıyoruz. Askerler de bu durumdan memnun değiller. Biz bunun da farkındayız. Biz dünyaya sesimizi duyurduk. Amerikalardan gelip haberlerimizi yaptılar ama burada yanı başımızdaki hükümet sesimizi duymak istemiyor. Kulak asmıyorlar söylediklerimize. Yapılan yanlıştan geri dönmelerini istiyoruz.”
“BURALARIN ASIL SAHİPLERİ KÖYLÜLER”
Sadece taş ocağı değil aynı zamanda lojistik liman da yapılmak istendiğini ve bu bölgede böyle bir limana ihtiyaç olmadığını söyleyen Fındıklı Belediye Başkanı Ercüment Şahin Çervatoğlu ise sözlerini şu şekilde devam ettirdi:
“Burada direniş başladığından bu yana içerisindeyim. Bir tarafta ormanlar katlediliyor, sömürülüyor bir tarafta da İkizdere halkı var. İşkencedere köylüleri bu talana, sömürüye direniyor. Yaşam alanlarına dokunulmamasını istiyorlar. Ormanı, börtü böceği koruyorlar. Köylüler burada kendi yaşamlarını doğa ile barışık bir şekilde sürdürüyorlardı ama sermaye bunu kabul etmiyor ve buradaki doğal yaşamı yok etmeye çalışıyor. Sadece kar etmek karlarına kar katmak için yapıyorlar bunu. İkizdere halkına ses vermiyorlar ve onları yok sayıyorlar. Oysa buraların asıl sahipleri onlar. Burada jandarma eliyle engellemeler ile karşılaşıyoruz zaman zaman. Sermayenin ve talanın korunduğunu görüyoruz burada. Halkta sürekli gözaltına alınıyor ve baskılarla karşılaşıyorlar.”
“DENİZ TİCARETİ OLMAYAN BÖLGEYE LOJİSTİK LİMAN YAPMAK İSTİYORLAR”
Demokrasi mücadelesinin, doğayı savunma mücadelesinin ne kadar değerli olduğunu anladığını söyleyen Çervatoğlu, “Kazdağlarından Munzur’a, Munzur’dan Cerattepe’ye, Cerattepe’den İkizdereye direnildi doğaya sahip çıkma mücadelesi verildi ama sermaye ve iktidar bunu kabul etmedi. Halka kulak vermedi. Buraya bir de Lojistik Liman yapmak istiyorlar. Burada 1000 kişinin çalışacağı ve iş yaratacaklar, istihdam yaratacaklarını söylüyorlar ama böyle bir şey mümkün değil. Biz biliyoruz. Ayrıca burada 3 tane Lojistik Liman var zaten 4’ncüsüne gerek olmadığını düşünüyoruz. Bu kadar Lojistik Liman ne için kullanılıyor, neden yapılıyor bilmiyoruz. Bu bölgede deniz ticareti de yok. Neye hizmet edecek bunlar? Belediye başkanları, kaymakamlar, valiler buraya halkı ikna etmek için geldiler ama tabii ki başaramadılar. İkizlere halkı İyi ki direniyor. Biz de onların yanındayız bu süreçte hepimize umut oldular” diye konuştu.
“SOMA’DAN SESLERİNİN DUYURULMASINA YARDIMCI OLMAK İÇİN GELDİM”
Soma’dan İkizdere halkına destek vermek için gelen bir yurttaş ise; “Ben de Soma’dan geldim destek vermek için. Burada yaşananları yakından gördük ve gücümüz yettiğince de bunları herkese anlatmaya, seslerinin duyurulmasına yardımcı olmaya çalışacağız. Buradaki doğaya yönelik katliam ve saldırıya karşı bir mücadele var. Biz de yanlarında olacağız” dedi.
PİRHA- Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın İçişleri Bakanı Soylu’ya sahip çıkan grup konuşmasındaki ‘Daha neler olacak neler’ cümlesi bir çok kesimin tepkisine neden oldu. PSAKD Tarsus Şube Başkanı Cuma Erçe, “Tehditlere ve tehditler sonrası yaşanan olaylara yabancı değiliz” dedi. İHD Mersin Şube Başkanı Hakkı Demir de temel hak ve özgürlükler alanında mücadele yürütenlerin demokrasi ve insan paydasında bir araya gelmeleri ve bu tehlikeli gidişata dur demeleri için çağrıda bulundu.
Organize suç örgütü elebaşı Sedat Peker’in iddiaları gündemdeki yerini koruyor. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, günlerdir süren ve Peker’in 90’lı yıllar ve yakın zamana ait anlatımlarına dair sessizliğini geçen gün bozdu.
Peker’in özellikle İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’yu hedefe koymasına ilişkin konuşan Erdoğan, “Geçmişte siyaseti yönlendirecek derecede etki sahibi olan suç örgütlerini, 19 yıl boyunca ellerindeki tüm imkanlarını alarak birer birer çökerttik. Bu kadro ile 2023’e ulaşacağız. İçişleri Bakanı’nımızın yanındayız” diyerek, önceki gün konuşan MHP lideri Devlet Bahçeli gibi Soylu’ya sahip çıktı.
Erdoğan’ın Soylu’ya sahip çıkan grup konuşmasında Rize’de temaslarda bulunan İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener’e yönelik saldırı girişimini de “Dua et ki ileriye gitmeden bir ders verdiler. Daha neler olacak neler” diyerek sahiplendi.
Erdoğan’ın konuşmasındaki ‘Daha neler olacak neler’ cümlesi bir çok kesimin tepkisine neden oldu.
Konuya dair PİRHA’ya konuşan Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Tarsus Şube Başkanı Cuma Erçe, AKP Genel Başkanı Erdoğan’ın “Bunlar iyi günleriniz, daha neler göreceksiniz neler” sözünün, tartışmasız bir tehdit olduğunu vurgulayarak, “Bunun başkaca bir izahı olamaz. Demokrasinin kırıntısının kaldığı bir üçüncü dünya ülkesinde bile bu sözün karşılığı istifa getirir. Veya halk büyük bir demokratik tepkiyi ortaya koyar” dedi.
“TEHDİTLERE YABANCI DEĞİLİZ”
“Tehditlere ve tehditler sonrası yaşanan olaylara yabancı değiliz” diyen Erçe, “Yakın tarihimizde onlarca örneğini yaşadık. Suruç, Ankara Gar ve Diyarbakır’da patlayan bombalar sonrasında dönemin başbakanı tarafından söylenen “patlayan her bomba, oylarımızı artırıyor” sözü hala kulaklarımızda” diye belirtti.
Erdoğan’ın konuşmasının bilerek ve hesaplanarak söylendiğine dikkat çekerek, “Aleviler, sosyalistler, Kürtler, aydınlar, siyasetçiler ve gazeteciler açısından bu sözlerin anlamı bellidir. Derdi demokrasi, barış, özgürlük, emek ve eşit haklar mücadelesi olan bütün kesimler derhal birleşmeli, bu tehditler iyi okumalı ve bir an önce demokratik ve meşru mücadele biçimlerini hayata geçirmelidirler. Demokrasi ve barış tek seçeneğimizdir. Herkesi ama herkesi demokrasiye sahip çıkmaya çağırıyorum” çağrısında bulundu.
“AKIL TUTULMASI”
İnsan Hakları Derneği (İHD) Mersin Şube Başkanı Hakkı Demir de, Suç örgütü mafya liderlerinden Sedat Peker’in Türkiye gündemini sarsan itiraf ve ifşalarından sonra toplumda bu ifşa ve itiraflara ilişkin etkin bir soruşturma yapılacak açıklaması beklenirken, AKP Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın gerginlikten, toplumu kutuplaştırmaktan beslenen yaklaşımını bir daha ortaya koyduğunu ifade etti.
“YARGI ORTAYA ÇIKAN İFŞALARI ARAŞTIRMIYOR”
Yargının ortaya çıkan itiraf ve ifşaları araştırmadığının altını çizen Demir, “Muhalif gazetecileri, politikacıları sindirmek için bazen yargıyı sopa olarak kullanan, yetmezse dövdürten yaklaşımın, tek adam yönetiminin politikası olduğunu bir kez daha anlamış olduk.
Rize’ de İyi Parti Genel Başkanı Meral Akşener’e yönelik linç girişimine yönelik yaptığı açıklama ise bir akıl tutulması göstergesi. Alenen yaşam hakkının ihlal edilmesini teşvik gibi bir açıklamadır” diye konuştu.
Demir, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Cumhurbaşkanının yönettiği ülkenin tüm insanlarının huzur ve güven içinde yaşamasını sağlamak zorundadır. Ne demek, ” Bunlar, daha iyi günleriniz.” Bu bir işaret mi? ‘Alaattin Çakıcı gibi yapılanmalar, Osmanlı Ocakları ve kimi cemaatlere istediğinizi yapabilirsiniz, ben arkanızdayım’ demek mi isteniyor? Temel hak ve özgürlükler alanında mücadele yürüten İnsan Hakları örgütleri, siyasi partiler, emek ve demokrasi güçleri ve diğer tüm muhalif güçlerinin demokrasi ve insan paydasında bir araya gelmeleri ve bu tehlikeli gidişata dur demek için mücadelelerini yükseltmeleri gerek. Unutulmamalıdır ki Kürt Sorununun barışçıl çözüme kavuşmaması her türlü anti-demokratik kirli yapıların oluşmasına zemin hazırlamaktadır. Kürt siyasetçilere yönelik hukuk dışı uygulamalara, siyasal haklarına saldırılara sessiz kalmak bugünleri hazırladı. Muhalefetin iktidarın belirlediği alanın dışına çıkma vakti çoktan geldi ve geçiyor.”