PİRHA- Batman’da şüpheli şekilde yaşamını yitiren Rojwelat Kızmaz’a ilişkin otopsi raporunda tırnak örneklerinde erkek DNA’sı tespit edildiği ortaya çıktı. Ancak söz konusu DNA’nın kime ait olduğuna dair herhangi bir araştırma yapılmadığı belirtildi.
Batman’da 9 Şubat 2024 tarihinde kaybolduktan sonra Ilısu Baraj Gölü’nde cenazesi bulunan ve ölümü şüpheli bulunan Rojwelat Kızmaz’ın dosyasına ilişkin yeni ayrıntılar ortaya çıktı. Daha önce “kovuşturmaya yer olmadığı” kararı verilen dosyada yer alan otopsi raporu, ölümün aydınlatılmasına dair önemli soru işaretlerini yeniden gündeme taşıdı.
JINNEWS’in ulaştığı otopsi raporuna göre, Rojwelat Kızmaz’dan alınan tırnak örneklerinde erkek DNA’sına rastlandı. Raporda, “Düşük düzeyde erkek cinsiyet geni içerdiği belirlenen ve tarafımızca sol el 5 olarak adlandırılan tırnak örneğinden Y-STR DNA profili tespit edildiği” ifadelerine yer verildi.
ERKEK DNA’SININ KİME AİT OLDUĞU ARAŞTIRILMADI
Otopsi raporunda erkek DNA’sının tespit edilmiş olmasına rağmen, söz konusu DNA profilinin kime ait olduğuna ilişkin herhangi bir araştırma yapılmadığı görüldü. Bu durum, ölümün aydınlatılmasına yönelik soruşturmanın yeterliliği konusunda yeni tartışmaları beraberinde getirdi.
ÖLÜM ZAMANINA İLİŞKİN BULGU YER ALMADI
Raporda dikkat çeken bir diğer husus ise Rojwelat Kızmaz’ın ölüm zamanına ilişkin herhangi bir bulguya yer verilmemesi oldu. Otopsi raporunda ölümün koşullarına dair birçok sorunun yanıtsız kaldığı görülürken, dosyanın savcılık tarafından kovuşturmaya yer olmadığı kararıyla kapatılmış olması da soru işaretlerini artırdı.
Rojwelat Kızmaz’ın ailesi, Nisan ayında Batman Cumhuriyet Başsavcılığı’na yeni deliller sundu. Aile, soruşturmanın yeniden açılmasını ve daha önce verilen kovuşturmaya yer olmadığı kararının kaldırılmasını talep etti.
GÜLİSTAN DOKU’NUN YAKIN ARKADAŞIYDI
Kayıp üniversite öğrencisi Gülistan Doku’nun yakın arkadaşı olan Rojwelat Kızmaz’ın ölümü de ilk soruşturmada intihar olarak değerlendirilmiş ve dosya hakkında kovuşturmaya yer olmadığı kararı verilmişti.
Aile ve avukatları, Gülistan Doku soruşturmasında son dönemde ortaya çıkan gelişmelerin Rojwelat Kızmaz dosyasına ilişkin yeni şüpheleri de beraberinde getirdiğini belirterek, olayın tüm yönleriyle yeniden araştırılması gerektiğini savunuyor.
PİRHA- Dersim’de Gülsitan Doku, Rojwelat Kızmaz ve Rojin Kabaiş’e dair açıklama yapan kadınlar, kadınlara karşı suçlarla gerçek bir yüzleşmenin barışın temeli olduğuna dikkat çekerek, Dersim’de kadınların yaşadığı taciz, katliamlara karşı seslerini yükseltti.
Barışa İhtiyacım Var Kadın İnisiyatifi ve Dersim Kadın Platformu Gülsitan Doku, Rojwelat Kızmaz ve Rojin Kabaiş’e dair basın açıklaması yaptı.
On ilden kadınların katıldığı açıklamada konuşan İHD Dersim Şube Eş Başkanı Nurşad Yeşil, 7 yıldır ‘Gülüstan Doku Nerede?’ sorduklarını ve sormaya devam ettiklerini belirterek, “Çünkü Gülistan Doku’nun bedeni bulunmadı. Biliyoruz ki o dönem kamu kurumlarının başında ve içinde olanlar bu cinayetin içinde. Umuyoruz failler hak ettikleri cezayı alırlar” dedi.
Barışa İhtiyacım Var Kadın İnisiyatifi’nden Newroz Ünverdi, Amed’den, Batman’dan, İstanbul’dan, Ankara’dan, Eskişehir’den, Malatya’da 50’nin üzerinde kadınla Dersim’e geldiklerini ifade ederek, “6 yıl boyunca üzeri örtülen Gülistan Doku cinayetinin açığa çıkardığı suç ilişkileri, sistematik erkek-devlet şiddeti ve bunun savaş politikalarıyla ilişkisine karşı birbirimizi duymak, ortak bir ses çıkarmak, ‘burada kadınlara karşı bu suçlarla gerçek bir yüzleşme barışın temelidir’ demek için bu yola çıktık” diye belirtti.
“Daha geldiğimiz gün, benzer bir olaya tanık olduk. Öğrencilere yönelik bu sistematik şiddet, Gülistan Doku dosyasında yürütülen soruşturmaya, kimi tutuklamalara rağmen, aynen devam ediyor. Bugün Adalet Bakanı, özellikle kadınlara yönelik “faili meçhul suçların aydınlatılacağını” ilan ediyor, ama herkes tarafından bilinen, basında haber yapılmış, açığa çıkmış suç çeteleri yerli yerinde duruyor. Bu da devletin kamu kurumları ve çalışanlarının suçlu olduğu yeni kadın cinayetlerine zemin hazırlıyor. Kadınların gündelik hayatları ise erkek egemen bir baskı altında sürmeye devam ediyor. Bu sırada her gün ülkede kadınlar öldürülüyor, bir kısmı basına şüpheli olarak geçiyor, kadın cinayetlerinin önlenmesi için politika geliştirilmiyor.
AKP Milletvekili Salim Ensarioğlu geçtiğimiz günlerde taşra üniversitelerinde öğrencilere yönelik organize bir cinsel istismar ağı olduğunu, içinde polislerin ve askerlerin yer aldığını söylemiş, söz konusu üniversitelerin arasında Munzur Üniversitesi’ni de saymıştı. Dün bir kadın bize şunu söyledi, “Gülistan zamanı olan eski rektörle şimdiki arasında hiçbir fark yok. Yine öyle bir olay olsa, yine görüntüler silinir.” Bu organize cinsel istismar ağı kimlerden oluşuyor, kimler tarafından hala korunuyor? İsimleri pek de gizli değil. Bir isim Munzur Üniversitesi’nde Bilgi İşlem Daire Başkanlığı yapmış olan Cem Tekinoğlu. Üniversitede öğrenim gören kadınları tehdit ederek üst düzey kamu görevlileriyle cinsel ilişkiye zorladığı iddialarına, hakkında bu yönde verilen bir soru önergesine rağmen üzeri kapatıldı. Yetmedi, CHP Milletvekili Cemal Enginyurt’un danışmanı olarak görevlendirildi.
TEHLİKE BİR AN ÖNCE ORTADAN KALDIRILMALI!
Biz buradan ilan ediyoruz: Peşini bırakmayacağız. Öğrendiğimize göre, benzer şekilde, üniversitede hoca olan ve hakkında taciz iddiaları basında çıkan Ahmet Zülfü Türkoğlu da yerinde duruyor. Yine bir kadın öğrenciyi yurda bırakma bahanesiyle taciz eden, öğrencinin KADES’e başvurması ve dava açması sonrası tutuklanan, ceza alan İbrahim Özer’in tüm bunlara rağmen rektörlük tarafından aklandığı basına yansımış durumda. 95 öğrenciyi taciz ettiğine ilişkin hakkında şikayetler olan, bu şikayetler meclise dahi taşınan İlyas Kayaokay, aynı cezasızlık politikasıyla ödüllendirilir gibi doçent yapılmış. Bu ve benzeri isimlere hiçbir şey yapılmadığı sürece, kadınlara yönelik yeni suçların önü açılıyor. Bu tehlike bir an önce ortadan kaldırılmalı!
BU BİR BARIŞ DEĞİL, SAVAŞ HALİDİR
Biz dün tanıştığımız her kadından bir taciz hikayesi, tecavüz tanıklığı, buna karşı yapılan şikayetlerin üzerinin örtülmesini, tam tersine şikayet eden kadının baskı altına alınmasını dinledik. Kadınların “Seni İŞKUR’dan işe aldırırım” denilerek cinsel istismar ağlarının içine çekildiğini, “yokuş dik sizi eve bırakalım,” “hadi bana Kürtçe şiir okuyun” gibi cümlelerle taciz edildiğini duyduk. Bazen sonunun, ailelerin kadınları okuldan alması, eğitim hayatlarının sekteye uğraması olduğu öğrendik. Failler ise her hikayede askerler, uzman çavuşlar, güvenlik görevlileri, AKP’yle ilişkisi olan, üniversite içinde güç sahibi kişiler. Genç kadınlar şiddet ve taciz karşısında şikayetlerini, zaten faillerin içinde aldığı yapılara mı yapacak? Bunun sonucunda tehdit aldıkları yetmiyor; şikayet için mücadele ederken devlet kurumlarında yıpratıcı süreçlere maruz kalıyorlar. Toplum tarafından yargılanan yine kadınlar oluyor. Bu, ülkedeki patriyarkanın güncel hali ve bir savaş politikasının parçası, biliyoruz. Peki, nasıl bir savaş politikası bu? Köyleriyle beraber 85 bin nüfusu olan, merkezde 40 bin nüfusu olan Dersim’de, 9 bin öğrenci, 10 bine yakın resmi güvenlik görevlisi var. Yani öğrenci başına en az bir güvenlik görevlisi, resmi olmayanlar düşünülünce fazlası düşüyor. Köprüden Dersim’e girildiği andan itibaren 200-300 metrede bir mobesenin olduğu, köy girişlerine bile mobeselerin konduğu, herkesin her adımının izlendiği bir il burası. Deprem nedeniyle güçlendirme bahane edilerek valilik, adliye gibi resmi kurumların üniversite kampüsünün içine taşındığı bir yer. Yani öyle bir üniversite ki, içine Dersim Kadın Platformu giremiyor, ama kolluk, asker rahatça geziyor, valilik binası içinde, asker ve polis arabaları yurtlarda öğrencilerin kapılarında bekliyor. Üniversite erkek egemen bir kamusal alana çevrilmiş durumda. Özetle Dersim, güvenlikçi politikaların kadınlar için nasıl da güvensizlik yarattığının en açık görüldüğü yerlerden biri. Her yerde kontrol noktaları, asker, polis var ama sokaklar güvensiz, yurtlar güvensiz, üniversite güvensiz. Bugün barıştan söz edilirken öncelikli adımlardan biri, kadınlara yönelik suçların soruşturulmasıysa bir diğeri de bu kentte üniformalı, üniformasız bu kadar anormal yoğunlukta güvenlik görevlisinin bulunmamasıdır. Bir şehirde her dört kişiye bir askerin düşmesi, öğrenci sayısından fazla kolluk olması, üniversite ile bu kadar iç içe olmaları normal değil. Bu bir barış değil, savaş halidir.
Öte yandan Munzur Üniversitesi’nde genç kadınlara yönelik, gücünü devletten alan cinsel istismar ağları bize örneğin Karabük’te Afrikalı öğrencilere yapılanları, İstanbul’da Ayşe Tokyaz davasını da hatırlattı. Yani bu irili ufaklı suç çeteleri, erkek şiddeti ağları, savaş silahı olarak meşrulaştırıldıkça her yerde normalleşiyor. Bu, Dersim’de, aynı zamanda öğrencilerin örgütlenme alanlarını ortadan kaldırmakla, bunun yerine cemaatlere alan açmakla, bir tür demografik değişimle de el ele gidiyor. Üniversitede kadın kulüpleri kurulamaz, stand açamazken, TÜGVA, İlim Yayma Cemiyeti ve benzerleri örgütleniyor. Kentte öğrencilere pek başka sosyal alan sağlanamamasının kayyum politikalarıyla da elbette doğrudan bağı var. Okula yeni gelen öğrencilerin eklendiği bir “Munzur Kadın Öğrenciler” whatsapp grubunun kurulduğunu, bunun yöneticisinin ise TÜGVA başkanı bir erkek olduğunu öğreniyoruz. Buradan kadın öğrencilerin telefonlarının askeri personelle paylaşıldığını, kentte tur bahanesiyle kadınların istismar ağlarının içine çekildiğini, daha sonra kadınlar bunu beyan ettiğinde üstünün kapatıldığını ve bunu açığa çıkarmaya çalışan kadınların tehditlerle susturulmaya çalışıldığını duyuyoruz. Bu TÜGVA başkanının Gülistan Doku soruşturmasında görevden alınan eski Tunceli İŞKUR müdürü Özdemir Aktaş’ın yeğeni olduğunu, tüm bu iddialara rağmen rektörlüğün bu olayların hemen ardından TÜGVA ile protokol imzaladığını öğreniyoruz. Bu iddiaların biri bile yerin yerinden oynamasını gerektirir.”
“ERKEK DEVLET ŞİDDETİNE SON”
Dersim’de yaşananların takipçisi olacaklarının altını çizen Newroz Ünverdi, “Bu suç şebekelerinin açığa çıkması için Dersim’de yaşayan kadınların, öğrencilerin yanında olacağımızı duyuruyoruz. Gerçek bir barış için, kadınların özgürlüğü için erkek devlet şiddetine son diyoruz” ifadelerini kullandı.
PİRHA- Gülistan Doku soruşturması kapsamında hazırlanan kriminal rapor, Doku’nun yakın arkadaşı Rojwelat Kızmaz’ın telefonunun kaybolma olayının ardından 46 gün boyunca kapalı kaldığını ortaya koydu. Kızmaz’ın ölümüne ilişkin dosyanın ise yürütülen incelemeler sonrası Erzurum’a alındığı öğrenildi.
Dersim’de 5 Ocak 2020 tarihinde kaybolduktan sonra kendisinden bir daha haber alınamayan Gülistan Doku soruşturmasında yeni gelişmeler yaşanırken, Doku’nun yakın arkadaşı Rojwelat Kızmaz’ın ölümü de yeniden gündeme geldi.
Gülistan Doku’nun yakın arkadaşı olan Rojwelat Kızmaz, 9 Şubat 2024 tarihinde Batman merkez Petrol Mahallesi’ndeki evinden ayrıldıktan sonra kayboldu. Ailenin yaptığı kayıp başvuruları ve aramalara rağmen Kızmaz’ın cansız bedenine üç gün sonra Hasankeyf Baraj Gölü’nde ulaşıldı.
Doku soruşturması kapsamında Tunceli Cumhuriyet Başsavcılığı’nın Rojwelat Kızmaz’a ait HTS kayıtlarını talep ettiği, ancak kayıtların bulunamadığı yönünde yanıt verildiği de ortaya çıkmıştı.
Kızmaz ailesi, ölüm olayının yeniden soruşturulması talebiyle 27 Nisan’da Batman Cumhuriyet Başsavcılığı’na başvuruda bulundu.
KRİMİNAL RAPOR DİKKAT ÇEKEN VERİLER ORTAYA KOYDU
Jinnews muhabiri Şehriban Aslan’ın haberine göre, soruşturmada dikkat çekici bir gelişme yaşandı.
Ulusal Kriminal Büro tarafından hazırlanan 22 Nisan 2025 tarihli raporda, Rojwelat Kızmaz’ın kullandığı telefonun Gülistan Doku’nun kaybolmasının hemen ardından kapatıldığı belirlendi. Rapora göre telefon, olaydan 46 gün sonra, 20 Şubat 2020 tarihinde saat 16.04’te yeniden açıldı.
Raporda ayrıca, Kızmaz’ın telefonunda yapılan incelemede son iletişim kaydının 5 Mart 2024 tarihinde saat 14.47’de gerçekleştiğinin tespit edildiği aktarıldı.
SORUŞTURMANIN YÖNÜ ERZURUM’A ÇEVRİLDİ
Gülistan Doku soruşturmasının bir bölümünün yürütüldüğü Erzurum’da incelemelerin sürdüğü belirtilirken, Rojwelat Kızmaz’ın telefonuna ilişkin yapılan teknik incelemelerin ardından ölüm dosyasının da Erzurum’a alındığı öğrenildi.
Kızmaz’ın ölümüne ilişkin soruşturmanın, Gülistan Doku dosyasıyla bağlantılı iddialar ve yeni teknik bulgular doğrultusunda yeniden değerlendirilmesi bekleniyor.
PİRHA- DEM Parti Dersim Milletvekili Ayten Kordu, Rojwelat Kızmaz’ın ölümüne ilişkin ihmaller ve “intihar” kararındaki şüpheleri Meclis gündemine taşıyarak dosyanın yeniden, bağımsız ve kapsamlı şekilde soruşturulmasını istedi.
Dersim Milletvekili Ayten Kordu, 2024 yılında Batman’da yaşamını yitiren 26 yaşındaki Rojwelat Kızmaz’ın ölümüne ilişkin yürütülen soruşturmaya dair ciddi iddiaları Meclis gündemine taşıdı. Kordu, Adalet Bakanı Akın Gürlek tarafından yanıtlanması istemiyle yazılı soru önergesi verdi.
Rojwelat Kızmaz’ın, 5 Ocak 2020’de Dersim’de kaybettirilen Gülistan Doku’nun en yakın arkadaşlarından biri olduğuna dikkat çekilen önergede, Kızmaz’ın 9 Şubat 2024’te Batman’da kaybolduğu, üç gün sonra ise Hasankeyf Ilısu Barajı’nda cansız bedenine ulaşıldığı hatırlatıldı.
Önergede, kayıp başvurusunun yapıldığı ilk andan itibaren yetkili kurumların gerekli hız ve etkinlikte harekete geçmediği yönündeki iddialar öne çıkarıldı. Ailenin beyanlarına göre, kolluk kuvvetlerinin ilk iki gün boyunca etkin bir arama çalışması yürütmediği, Kızmaz’ın Hasankeyf’e gittiği bilgisinin dahi aile tarafından kendi imkanlarıyla tespit edildiği vurgulandı.
“SORUŞTURMA İNTİHAR DENİLEREK KAPATILDI”
Bölgede güvenlik kameralarının bulunmasına rağmen kayıtların incelenmemesinin, arama faaliyetlerindeki gecikmenin ve sürecin etkin yürütülmemesinin kamu görevlilerinin ihmali olup olmadığı sorusunu gündeme getirdiği ifade edildi.
Otopsi bulgularına da dikkat çekilen önergede, Rojwelat Kızmaz’ın kaybolduktan sonraki ilk iki gün hayatta olduğunun anlaşılmasının, zamanında yapılacak bir müdahale ile kurtarılma ihtimalini güçlendirdiği belirtildi. Buna rağmen gerekli adımların atılmamış olmasının “ihmal sonucu ölüme sürükleme” iddialarını artırdığı kaydedildi.
Öte yandan soruşturmanın “intihar” denilerek kapatılmasının, delillerin yeterince toplanıp toplanmadığı ve tüm ihtimallerin değerlendirilip değerlendirilmediği konusunda ciddi şüpheler doğurduğu ifade edildi. Ailenin talep ettiği kamera kayıtları ve dijital verilerin paylaşılmaması ise soruşturmanın şeffaflığına gölge düşüren bir durum olarak değerlendirildi.
Kolluk görevlileri hakkında yapılan suç duyurularına “kovuşturmaya yer yoktur” kararı verilmesi de önergede eleştirilerek, bu durumun cezasızlık tartışmalarını derinleştirdiği vurgulandı.
YANITLANMASI İSTENEN SORULAR
Kordu, önergesinde şu sorulara yanıt istedi:
Soruşturmanın “intihar” olarak sonuçlandırılmasının dayandığı somut deliller nelerdir?
Otopside belirtilen “ölümün gecikmeli gerçekleştiği” bulgusu nasıl değerlendirilmiştir?
İlk iki gün hayatta olma ihtimali dikkate alınarak ihmal yönünden inceleme yapılmış mıdır?
Kamera kayıtları ve dijital veriler neden aileyle paylaşılmamıştır?
Kolluk hakkında verilen “kovuşturmaya yer yoktur” kararının gerekçesi nedir?
Dosyanın yeniden, bağımsız ve kapsamlı şekilde soruşturulmasına yönelik bir çalışma var mıdır?