Etiket: röp

  • PSAKD Başkanı Kaplan: 16. Genel Kurulda aday değilim -VİDEO

    PSAKD Başkanı Kaplan: 16. Genel Kurulda aday değilim -VİDEO

    PİRHA – 16. Genel Kurul’da kesinlikle aday olmayacağını belirten PSAKD Genel Başkanı Gani Kaplan, kadroların yenilenmesi, yeni bir sinerjinin yakalanması gerektiğinin altını çizerek, Alevi örgütlerinde görev sınırlandırmasının yapılması gerektiğinin altını çizdi. 

    Haberin Videosu

    Pir Sultan Abdal Kültür Derneği’nin 16 Olağan Genel Kurulu pandemiden kaynaklı ertelenmişti. Pandemiden dolayı sürekli ertelenen genel kurul en son alınan kararla 7-8 Kasım’da Ankara’da yapılacak.

    “GENEL KURULDA 1998 RUHUNU TEKRAR YAKALAMAK GEREKİR”

    Konuya ilişkin PİRHA’ya değerlendirmelerde bulunan PSAKD Genel Başkanı Gani Kaplan, konuya ilişkin dernekler masası ile görüştüğünü şimdilik bir sorun olmadığını ancak salgının yayılma hızına bağlı olarak yapılacak değişikliklerin bildirileceğini söyledi.

    7-8 Kasım’da genel kurul yapacaklarını söyleyen Kaplan, PSAKD Genel Kurulu’nun önemli olduğunun altını çizerek, “Listelerin yarıştığı göreve talip olan arkadaşların çok olduğu, göreve talip olan arkadaşların aynı listelerde birleştiği, birli, ikili, üçlü listelerin genel kurulların yaşandığı süreçleri geçmiş genel kurullarında yaşadık” dedi.

    16. genel kurulda 1998 ruhunun tekrar yakalanmasını murat eden Kaplan, “1998 ruhunu bu örgüt yakalarsa gerçekten PSAKD örgütlülüğü Alevi örgütlenmesine lokomotif olmaya, daha da güçlenmeye devam eder” diye konuştu.

    “KADROLARIN YENİLENMESİ GEREKTİĞİNİ DÜŞÜNÜYORUM”

    PSAKD’nin 16. Genel Kurulu’nda aday olmayacağını açıklayan Gani Kaplan, “Pandemi sürecinde çok düşündüm. Ben altı yıldır GYK üyeliği yapıyorum. 9 ay genel başkan yardımcılığı yaptıktan sonra ondan sonraki süreçten bu tarafı genel başkan olarak bu örgütü yönetiyorum. Pir Sultan Abdal’ın başında sultan olmaya gerek yok, yeter diye düşündüm. Bundan sonra 3 yıl daha yapsam ne olacak ki. Ve yerimi daha bu işi daha hevesli, daha hizmet aşkıyla Pir Sultan Abdal örgütlülüğüne hizmet edecek yöneticilerine kadrolara arkadaşlara bırakmak gerektiğini, kadroların yenilenmesi gerektiğini, sinerjinin tekrar yakalanması gerektiğini düşündüm” diye konuştu.

    “GENEL KURULA MÜDAHALE AHLAKİ DEĞİL”

    Genel kurullara müdahaleyi doğru ve ahlaki bulmadığını belirten Kaplan, “Bu örgüt kendi iç dinamikleri ile çok iyi bir genel başkan, çok iyi bir yönetim grubu seçeceğine inanıyorum” dedi.

    Alevi örgütlerinde görev sınırlandırması getirilmesi gerektiğini söyleyen Kaplan, “Başında da ifade ettiğim gibi Pir Sultan’ın başında sultan olmaya gerek yok. Yeter artık herkes yerini bilmesi lazım. Bir insanın verimliliği altı yıldır, en fazla 2 dönemdir. Görev süresini 3 yıl görev dönemini iki dönemle görev sınırlandırmayı, yine tüzük değişikliği ile %40 kadın,  %40 erkek ve %20 gençlik kota önerimiz de var” ifadelerini kullandı.

    “ORTAK AKILLA GENEL KURULA GİDERSEK DAHA DOĞRU OLUR”

    Herkesin görevini zamanında bırakması gerektiğini söyleyen Kaplan, konuşmasını şöyle tamamladı:

    “Şurada bir aylık bir süremiz var. Genel kurulu zamanında yapabilirsek bir aylık süre zarfında ben de örgütün birlik bütünlük içerisinde genel kurula gitmek için arkadaşlarımla görüşüyorum, görüşmelerimizi sürdürüyoruz.

    Pandemi sürecinde Ankara biraz rahatlamış olsaydı kafamdan farklı geçen bir danışma kurulu planlıyorum. Bu örgütte şimdiye kadar GYK üyeliği yapmış, genel başkanlık yapmış mevcut şube başkanlarımızda birlikte GYK üyeliği yapan, ABF yöneticiliği yapan, örgütümüzün adına bunları ortak bir toplantıya çağırarak, oradan ortaklaşmış ortak bir akılla genel kurula gitmemizin daha doğru olacağını, birliğin, bütünlüğünü daha düzgün sağlanacağı noktasında düşüncelerim var. Bakalım pandemi süreci buna izin verecek mi, onu da bilmiyorum. En azından tele konferans sistemi ile bunu sağlarız diye düşünüyorum.”

    İsmail SİVASLI-Cebrail ARSLAN/ ANKARA

  • DAD Ankara: Munzur’a dokunma-VİDEO

    DAD Ankara: Munzur’a dokunma-VİDEO

    PİRHA- Munzur Gözelerine yapılmak istenen peyzaj projesine ilişkin PİRHA’ya değerlendirmelerde bulunan DAD üyeleri “Ya Munzur Baba” diyerek dualar ettiğimiz inanç mekanına sahip çıkma çağrısında bulundu.

    Haberin videosu;

    Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) yönetici ve üyeleri, son dönemde Dersim’deki insan yoğunluğunun kutsalların ve doğanın tahribatına yol açmasına ve Munzur Gözelerine yapılmak istenen peyzaj projesine ilişkin PİRHA’ya değerlendirmelerde bulundu.

    DAD Ankara Şube üyesi Sevgi Sarıateş, Munzur’a dokunmanın, Alevi ibadetine saygısızlık anlamına geldiğini belirterek, “Munzur’a dokunmak Alevilere saygısızlık anlamına gelir, Munzur Alevilerin ibadet yeridir. Munzur’a dokunmak Alevileri hiçe saymak anlamına gelir, Munzur’a dokunmak doğayı katletmek anlamına gelir, Munzur’dan elinizi çekin” dedi.

    Sanatçı Şiyar Çelebi de, Munzur Baba’da yapılmak istenen talana ranta durma çağrısı yaparak “Dersim ve Alevi toplumu olarak bugün söz söylemezsek yarın çok geç olacak. Gençler olarak geleceğimize sahip çıktığımız gibi, geçmişimize de sahip çıkalım. Munzur baba vekes niyo, devair niyo, mair niyo. Munzur Baba be kes nio.”

    “MUNZUR ASIRLARDIR KUTSİYETİMİZ, “YA MUNZUR BABA” DİYEREK DUALAR ETTİĞİMİZ İNANÇ MEKANIMIZDIR”

    DAD Ankara Şube Mali Sekreteri Kenan Akın ise şunları dile getirdi:

    “Siyasi iktidarın sürekli Alevi inancı üzerine yapmak istediği asimilasyon politikalarına ne yazık ki bir yenisi eklenerek devam etmektedir. Munzur’da yapılmak istenen aslında bir inancı yok sayma, tanımama, hafızayı yok etme çabasıdır. Bizim inancımızda Hakk’ın bize bahşettiği her şeyi biz Hakk biliriz. Dolayısıyla Munzur asırlardır kutsiyet atfettiğimiz, “ya Munzur Baba” diyerek dualar ettiğimiz, kurbanlar kestiğimiz bir inanç mekanımızdır. Bizler dünyada eşi benzeri çok az bulunan, doğasıyla şarıl şarıl akan süt beyazı gözeleriyle bu haliyle Munzur’u sevdik ve inandık. Burada bir sondaj çalışması yapmak, burayı bir rant alanına çevirmek bu inanca yapılabilecek en büyük saygısızlıktır. Nasıl ki bir muhabbete, bir türbeye dokunulmayacaksa bizim de inancımızda çok önemli yeri olan Munzur Babaya da dokunulmamalı. Devletin görevi bir inancı tanımama, yok sayma ya da bir belleği silmek değildir. Devletin asıl görevi bütün inançlara eşit mesafede yaklaşmalı ve bütün inançları tanımalı ve hizmet etmeli. Buradan bütün demokratik çevrelere Alevi örgütlerine, sivil toplum kuruluşlarına ve yerel halklarımıza Çağrımızdır. Yapılan bu saygısızlığı mutlaka durdurmalıyız.”

    “MUNZUR BABA’YA ÇERAĞ OLALIM”

    Zakir Hıdır Çelebi de, “Munzur Baba’ya sahip çıkalım. Dersim, Ovacık Ziyaret köyünde bulunan Munzur gözeleri ziyaretgâhımızdır, kutsalımızdır. Kutsallarımıza dokunmayın bırakın kutsallarımız olduğu gibi kalsın. Alevilerin kutsal olan Munzur Babadan pirlerimiz, analarımız, cemi, civat bağlamışlar. Munzur da darda durmuşlar, kurban adamışlar. Canlar gelin kutsalımız olan Munzur Baba’ya sahip çıkalım, bir çerağ yakalım birer çırağ olalım. Ya Munzur Baba Te hevsa ya Munzur baba tu heye. Munzur Baba’ya aşkı niyaz olsun” ifadelerini kulllandı.

    Cebrail ARSLAN/ANKARA

     

     

     

     

     

     

  • ‘Seçimi demokrasi güçleri ve halkların kardeşliği kazandı’-VİDEO

    ‘Seçimi demokrasi güçleri ve halkların kardeşliği kazandı’-VİDEO

    PİRHA- İmamoğlu’nun Büyükşehir Belediye başkanlığına yeniden seçilmesi tüm toplumsal kesimler tarafından olduğu gibi Aleviler tarafından da konuşuluyor. ABF Başkan Yardımcısı Metin ve PSAKD Genel Eğitim Sekreteri Kaya seçim sonuçlarını PİRHA’ya değerlendirdi.

    Geçtiğimiz 31 Mart’ta yapılan yerel seçimlerde Millet ittifakının adayı Ekrem İmamoğlu ve Cumhur ittifakının adayı Binali Yıldırım arasındaki oy farkı 13 bin 729’du.

    23 Haziran’da yenilenen seçimde ise İmamoğlu 4 milyon 698 bin 782, Yıldırım ise 3 milyon 921 bin 201 seçmenin oyunu aldı. İmamoğlu’nun oy oranı yüzde 54,03, Yıldırım’ın oy oranı yüzde 45,09 olarak gerçekleşti. Açılan sandık verilerine göre iki aday arasındaki oy farkı 777 bin 581 oldu.

    “SEÇİMLERİ DEMOKRASİ GÜÇLERİ VE HALKLARIN KARDEŞLİĞİ KAZANDI”

    Alevi Bektaşi Federasyonu (ABF) Genel Başkan Yardımcısı Müslüm Metin ve PSAKD Genel Eğitim Sekreteri Onur Kaya seçim sonuçlarını PİRHA‘ya değerlendirdi.

    Alevi Bektaşi Federasyonu Genel Başkan Yardımcısı Müslüm Metin, “İstanbul’da yenilenen seçimi demokrasi güçleri kazandı, halkların kardeşliği kazandı, toplum kazandı. Aslında toplumsal barış kazandı” dedi.

    İstanbul seçiminin kadınıyla, gençleriyle, ezilen bütün halklar ve demokrasi güçleriyle birlikte zafere ulaştığını belirten Metin, sözlerine şöyle devam etti:

    “Biz Alevi toplumu olarak her zaman eşit yurttaşlıktan, paylaşımdan yanayız. Yerel yönetimler halkın birlikte yönetim şeklini oluşturması gerektiği bir yerdir. Hakça paylaşım olması gerekir. Liyakata göre çalışma yapılması gerekir. Bu zamana kadar rant cephelerinin uzaklaştırılması gerekir. Burada seçimde ötekileştirilen toplumlar biraraya geldi, söylem çok önemliydi. İktidar partisi söylemleriyle insanları kutuplaştırdı ve bu kutuplaştırmanın sonucunda kendisi sandıkta gördü.”

    “İNSANLARI KUTUPLAŞTIRMA SİYASETİ  BOŞA ÇIKARILDI”

    Metin konuşmasını şöyle sürdürdü:

    “Bana göre bu bir rüzgârdır. Türkiye’de artık demokrasi güçleri, halkların kardeşliği yönünde daha ufku açacak, daha iyi günler görecek şekilde çalışmalar yapacak ve aydınlık geleceğe yönelik çok güzel şeyler olacağına inanıyorum.

    Biz Alevi toplumu devletten ve bütün yerel yönetimlerden tek isteğimiz var. ‘Bize ayrıcalık verin’ demiyoruz. Eşit yönetim, eşit yurttaş olarak bizi görün. Aleviler bu toplumun en aydınlık yüzüdür. Bu yüzlerden sizler yararlanın, özellikle donanımlı gençlerimizi yönetimlere ortak edin, Türkiye’nin hatta dünyanın demokrasinin kazanacağına inancımız tamdır.

    Bu vesileyle İstanbul seçiminin Türkiye’ye hayırlı olmasını dileriz, Ekrem İmamoğlu’na başarılar dileriz. Biz de toplumsal olarak bundan sonraki süreçte her konuda yanlarında olduğumuzu bildiririz. Ayrıca HDD’nin seçim süresince gösterdiği duyarlılığı var. Buradan Alevi toplumu ve şahsım adına teşekkür ediyorum. Hayırlı olsun, güzel günler göreceğiz.”

    “31 MART SEÇİMLERİNDE OYLARIN KİMDEN ÇALINDIĞI ORTAYA ÇIKTI”

    PSAKD Genel Eğitim Sekreteri Onur Kaya ise İstanbul seçimine ilişkin şunları söyledi:

    “31 Mart seçimleri ve sonrasındaki gelişmeler gösterdi ki daha önceki yapılan seçimlerde mutlaka bir şey olduğu ve bu seçim sonuçlarıyla karşılaştırdığımızda daha önceki seçimlerin şaibesinin ortaya çıktığı görülmektedir. Bu açık ve nettir. Evet, bir çalma olayı var, ama bu çalma olayının daha önceki seçimlerde de olduğu ve daha önceki seçimlerin mutlaka tartışılması gerektiği kanaati oluştu. Burada Ekrem İmamoğlu’nun hakkını yememek lazım, gerçekten bir liderlik özelliği gösterdi, oylarına sahip çıktı, oylarına sahip çıkmanın sonucunda da yeniden 23 Haziran seçimleriyle beraber farkın 800 bine kadar dayandığı ve çalınan oyların da 800 bin civarında olduğu kesinleşti. Evet, kimden çalındığı da kesinleşti.

    Çünkü Türkiye’de demokrasi güçleri özellikle bu süreçte çok güzel bir sınav verdiler, iyi bir örgütlülük gösterdiler. Özellikle Kürt oylarının bu konuda belirleyici olduğunu herkes söylüyor. Ben Kürtlerin ve HDP’nin bu konudaki stratejik davranışlarını gerçekten alkışlıyorum, takdir ediyorum. Ve o stratejik davranış sonucunda da işte bizlere bugün bir umut oldu ve bundan sonraki umudumuzu güçlenmesine sebep oldu.”

    “DEMOKRASİ GÜÇLERİ ÇOK GÜZEL BİR SINAV VERDİLER”

    Onur Kaya Aleviler cephesinden de seçimleri şöyle yorumladı:

    “Alevilere yönelik çok açıklayıcı ve Alevilerin sorunlarının çözücü herhangi bir şey olmadığını biliyorum. Ama belki zamanın ruhu buna uygun olmamıştır ama bundan sonraki süreçte Alevilerin kendi örgütlülüğünü daha da artırarak bu umut içerisinde yer alıp kendi sorunlarını çözmesi ve çözülmesi için de çalışmaya başlamaları gerektiğini düşünüyorum. Seçim sürecine ilişkin her şey güzel oldu, ama Alevilerin sorunlarına ilişkin daha çarpıcı, daha duyarlı bir seçim ortamının bundan sonra yaşanmasını diliyorum.

    “HDP’NİN STRATEJİK YAKLAŞIMI UMUTLARIMIZIN ARTMASINA SEBEP OLDU”

    Kaya, önümüzdeki sürece ilişkin olarak da şu tespitlerde bulundu:

    “Bundan sonraki süreçte de yeniden oluşacak siyasette hem CHP’ye, hem de HDP’ye büyük görevler düşüyor. Bunun da bu iki siyasi parti genel merkezlerinde yeniden değerlendirileceğini ve seçimlerde ittifakın farklılaşması gerektiği konusunda kafamızda yeni sürece ilişkin değerlendirmeler olduğunu düşünüyorum Aleviler de burada yer almalıdır ve her şey güzel oldu.”

    Cebrail ARSLAN/ANKARA

  • Hasan Altun: Halkların ortak tutumu AKP’ye kaybettirdi- VİDEO

    Hasan Altun: Halkların ortak tutumu AKP’ye kaybettirdi- VİDEO

    PİRHA – DAD Mamak Şube Ana Fatma Cemevi Eş Başkanı Hasan Altun, 31 Mart seçimleri sonrası çıkan sonucu, “Alevi toplumunun talepleri yerel yönetimlerce karşılık bulursa kazanım olarak yorumlanabilir. Aksi takdirde kaybedeni yalnızca Aleviler olmaz” diye yorumladı.

    Demokratik Alevi Derneği (DAD) Mamak Şube Ana Fatma Cemevi Eş Başkanı Hasan Altun, yerel seçim sonuçlarını yorumladı. “İktidar, Alevi toplumuyla birlikte tüm devrimci demokratları tehdit unsuru olarak gördü” diyen Altun, seçim sürecinin baskı ve gözaltılar içinde, antidemokratik bir ortamda yapıldığını söyledi.

    Altun ayrıca “Demokratik kesimler olarak tekçi, ırkçı, Nemrudi zihniyet ittifakına karşı barış, demokrasi ve eşitlik talebini dillendiren düşünceye sahip çıkıldı. Belediyelerin tüm toplum kesimlerini bir araya getiren, ötekileştirmeyen, sorunları çözen, üretimden yana bir anlayış içinde olmasını istiyoruz” dedi.

    Alevi toplumunun seçimlerde net bir kazanım sağlayamadığını da ifade eden Altun, “İktidarın tüm inkâr ve ret söylemlerine karşın kimlikler ve inançlar arasında yaratmak istediği ayrıştırıcı politikalara karşı birlikte yaşamı örgütlemek adına atılacak adımlar önemlidir. Alevi inancının talepleri yerel yönetimlerce karşılık bulursa kazanım olur, aksi takdirde kaybedeni yalnızca Aleviler olmaz” dedi.

    “FARKLI İNANÇ VE KÜLTÜRLERE EŞİT YAKLAŞILMALI”

    Altun, Ankara, İstanbul ve diğer büyük illerdeki değişimin önemli olduğu vurgusu da yaparak şöyle devam etti:

    “Belediyeciliğin asli görevi sağlık, barınma, çevre, gıda, ulaşım, kültürel ve sosyal alanda ihtiyaçların karşılanmasıdır. Bu doğrultuda yerelde yaşayan farklı inanç ve kültürlerin taleplerine saygılı eşit yaklaşılırsa demokratik bir toplumu inşa etmiş olunur. Yükümlülüklerini, yani asli görevini yerine getirmesi gereklidir. Dini tesis alanlarının demokratik çerçevede kullanılmasına zemin hazırlamalıdır.”

    “KAZANIMLARINI BASKI İLE ELDE ETTİLER”

    Alevi katliamlarının yaşandığı Sivas, Çorum, Maraş gibi illeri AKP’nin kazanmış olmasına da işaret eden Altun, “Bu süregelen devlet ideolojisinin yansımasıdır” diyerek şunları söyledi:

    “Söz konusu tablo katliamdan kurtulan halkın göç etmesi sonucu boşalan alanlara devletin müdahalesiyle karşıt görüşte olan insanların yerleştirilmesi sonucudur. Yakın süreçte Maraş’ta, Divriği’de selefi, cihatçı çetelerin bölgeye yerleştirilmesi gibi… Ayrıca Alevi köylerine kendilerine oy çıkmaması halinde hizmet verilmeyeceği konusunda dayatılan baskılar sonucunda bir kazanım elde edilmiştir.”

    Altun’un altını çizdiği bir diğer konu ise AKP’nin Dersim’de artan oy oranı oldu. “Devletin 1938’den günümüze Dersim üzerine uyguladığı politikaları görmek gerekir” diyen Altun şöyle devam etti:

    “Dersimin kayıp çocuklarına bakmak gerekir. 5 bin Dersimli çocuğun cemaat okullarına gönderilmesi, Reya haq merkezli inancın ocak, pir, talip ilişkisinden koparılması, musahiplik, kirvelik gibi değerlerin hiçleştirilmesi, Xızır kültürü ve  inanç geleneğinin asimilasyona; yani kültürel soykırımla Sünnileştirilme, Şiileştirilme ve Türkleştirilme politikalarına karşı kendini koruyamaması gibi birçok politika mevcut. Zorunlu din dersleri adı altında dayatılan gerici eğitime Alevilerin gereken tepkiyi vermemesi, yetersiz kalması sonucunda da Alevi çocuklarının DAİŞ’e yönlenmesi kaçınılmaz oldu. Resmi ideolojinin politikası seçimlerde açığa çıktı.”

    Cebrail ARSLAN – Eren GÜVEN / ANKARA

  • Ulus’ta eski bir otel fotoğrafçıların sergi alanı oldu-VİDEO

    Ulus’ta eski bir otel fotoğrafçıların sergi alanı oldu-VİDEO

    PİRHA – Fotokolektif Atölye üyesi 23 fotoğrafçı, Ankara’da eski bir oteli sergi alanı olarak kullandı. “Kimlik” isimli sergide her fotoğrafçı kendisine tahsis edilen oda içerisinde çalışmalarını sergiledi.

    Ankara Ulus’ta bulunan Tuna Otel fotoğrafçıların sergi mekanı haline dönüştürüldü. Her fotoğrafçı, çalışmalarını bir odada, mekanın niteliklerini de kullanarak sunuma hazırladı.

    “Klasik, dayatılan sergileme alanlarının dışarısına çıktık” diyen Fotokolektif Atölye’nin kurucusu İsa Özdemir, otellerin de özgün kimlikleri olduğunun altını çizerek şunları söyledi:

    “Fotoğraf sanatı ve felsefesi üzerine sunumlarımız, tartışmalarımız oluyor. ‘Kimlik’ zaten insanın varoluşu ile beraber ortaya çıkan en önemli sorunsal. Çağlar boyunca toplumdan toplama, insandan insana değişen bir kavram. Aynı zamanda kimlik, bütün sanat türlerinin de ağırlıklı olarak incelediği, konu ettiği bir kavram. Fotoğrafları otelde sergilememizden kaynaklı çok olumlu tepkiler aldık. Projemize otelci ne tepki verecek diye korku içerisindeydim. Geldik, ‘biz burada sergi açacağız’ dedik. ‘Ne sergisi filan…’ Sağ olsun çok anlayışlı çıktı işletmeci.”

    2 Mart’ta açılışı yapılan ‘Kimlik’ adlı sergi 3 Mart’ta kapılarını kapatacak ancak fotoğraflar yeni mekanlarda da sergilenecek.

    “BİR SİMİTÇİNİN DÜNYASINA ODAKLANDIM” 

    Fotokolektif üyelerinden Eda Korçak da internet ortamından topladığı fotoğraflar ile kolaj yaparak eserlerini sergide paylaştı. “Kent kimlikleri üzerinden karmaşa yaratarak kimlik sorgulamasını tercih ettim” diyen Kolçak, şöyle devam etti:

    “Hiç fotoğraf çekmeden bir proje yürüttüm. Tamamen internetteki fotoğrafları kullandım. Çıkış noktamız aslında kimliği sorgulamaktı. Sonrasında da bunun Ankara’ya özgü bir mekanda olması ve kendi kimliğini ortaya koyabilen mekan olabilmesi çok önemliydi. Ben de bir simitçinin dünyasına odaklandım. Çalışmalarda gitmek isteyip de gidemediği yerlerin kendi hayalinde kartpostallara dökülmüş halleri var.”

    “EN SAF KİMLİĞİMİZ OLAN EVLERİMİZE ODAKLANDIM”

    Fotoğrafçı Arzu Eke ise insanların evdeki kimliği üzerinden hareket ettiğini belirterek “Hiç kimse kendi kimliğini, öz benliğini seçemiyor” dedi. Eke, kimliklerin tümüyle dayatılma sonucu alındığına vurgu yaparak şunları söyledi:

    “Rollerle hayatınızı sürdürmeye devam çalışıyoruz. Ama evinize geldiğinizde en saf kimliğe giriyorsunuz. Kıyafet sonuçta en büyük simgelerden biri. Bunu da ortadan kaldırarak tenin özgürlüğü, onun kimliksizliği üstünden yorum yaptım. Dışarıdaki kimlik yorgunluğunuzu evin huzuru, sakinliği ile ancak sindirebileceğinizin yorumunu getirdim. Sonuçta hayat kimseye gül bahçesi vadetmiyor ve kendi gül bahçelerimizi yaratmamız lazım. Bunun da en önemli yerlerinden biri evimiz. Özellikle Ankara’nın eski kimliğini de çok güzel belgeleyen bir otel olarak burayı seçtik. Her odaların kendi kimliği var. Bununla kendi kimliğimizi yorumlayıp birleştirerek alternatif bir şey yaratmak istedik.”

    “MARKALAR TOPLUMLARI AYRIŞTIRIYOR”

    Aysel Altun ise Küresel sermayenin oluşturduğu kültürlere odaklanan bir fotoğrafçı. Markaların toplumları aynılaştırdığını söyleyen Altun, sergiye dair şunları aktardı:

    “Yerel kültürler yok oluyor. Herkes aynı renkleri giyinip, aynı şeyleri yeyip, aynı arabaları kullanıyor. Ben kimliğe bu gözler bakıyorum. Otelin de bir kimliği var. Artık oteller de burası gibi değil. Sergiler genellikle otelde resepsiyon kısımda açılır biz ise odaları kullandık.”

    Nevşehir’in ilçesi Hacıbektaş’ta bulunan annesinin evini konu edinen Leyla Beyazıt da eşyalar üzerinden yaşam tarzına odaklandı. Vefat eden annesinin kimliğini anlatan Beyazıt şöyle devam etti:

    “Bir bölümde annemin kullandığı eşyalara odaklandım. Kapıdan girdikten sonra kullandığı eşyaları görüyoruz. Etrafa serpiştirilmiş değişik bir konsept… Buradaki daha önce yapılmış bir sergileme yöntemi değil. Odalar da çok alışık olduğumuz otel odaları değil. Bir fark yaratmak istedik. Geleneksel farklı bir ortamın dışında böyle mütevazı bir oteli tercih ettik.”

    Eren GÜVEN – Cebrail ARSLAN /ANKARA

     

  • Pazarda alan da satan da fiyatlardan memnun değil-1-VİDEO

    Pazarda alan da satan da fiyatlardan memnun değil-1-VİDEO

    PİRHA – Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın “Meyve-sebze satışlarını artık belediyeler yapacak”  açıklamasının ardından pazar esnafının yüzü asıldı. Son bir yılda ekonomik kriz sebebiyle dibe vurduklarını ifade eden pazarcılar birçok meslektaşlarının artık tezgah açamadıklarını ifade etti. Alışveriş için semt pazarlarını tercih eden yurttaşlar ise “Kriz sebebiyle kemerlerimizde sıkacak delik kalmadı” dedi.

    Hükümetin yeni aldığı kararla birlikte artık belediyeler şehrin çeşitli noktalarında sabit satış merkezleri kurarak meyve – sebze satışı yapacak. Uygulama gelecek hafta ilk olarak Ankara ve İstanbul’da devreye konulacak. Peki bu karara pazar esnafının tepkisi ne yönde olacak, konuyu yerinde, Ankara’nın Çankaya ilçesindeki 100. Yıl semt pazarında araştırdık.

    PAZARCILAR MESLEKLERİNİ BIRAKIR HALE GELDİ

    40 yıldır pazarcılık yaptığını belirten Hüseyin Zafer, piyasayı “İçler acısı” olarak yorumlarken, belediyelerin meyve – sebze satış kararının kendilerini olumsuz yönde etkileyeceğini söyledi. Zafer ayrıca üretimdeki gerilemeye işaret ederek, “Masrafların yüksek olması sebebiyle çiftçi bile üretmeyi bıraktı. Soğanı dışarıdan ithal etmeye başladık. Yani belediyelerin satışa dahil olması çözüm değil ki. Önce üreticiye destek olunup, gübre, mazot fiyatlarının düşürülmesi gerek. Vatandaş, asgari ücretin altında emekli maaşı alıyor. İnsanların sosyal yaşantısını rahatlatıp, refaha ulaşması gerek” dedi.

    “DURUMLAR VAHİM”

    Hüseyin Zafer’in dikkat çektiği önemli konulardan birisi de pazar esnafının artık tezgah açamayacak düzeye gelmesi oldu. “Arkadaşlarımız işlerini bırakıyor” diyen Zafer, sözlerine şöyle devam etti:

    “Ben haftada ancak 3 gün tezgah açabiliyorum. Masrafı çıkarmıyor ne yapayım. ‘Enflasyon düştü’ diyorlar, hayır efendim. Gelip araştıran soran yok. Pazarcı günde ancak 100- 150 TL kazanabiliyor. Şu an ucuza mal alamıyoruz. Ürünlerin pahalı olması komisyoncunun, aracının kazanmasına sebep oluyor. Pazarcı ise batıyor. Zaten ismi üzerinde yaş sebze meyve…”

    “SOĞAN OLMUŞ 5 TL VATANDAŞ NE YAPSIN”

    Pazar esnafından Abdurrahman Yazıcı ise 36 yıldır tezgah açıyor. “En kötü yılımı yaşıyorum” diyen Yazıcı da vatandaşın gelir durumunun düştüğünü ifade ederek iktidarın ekonomi politikalarını şu sözlerle eleştirdi:

    Asgari ücret ve emekli maaşları ortada. Vatandaş, SSK ve BAĞ-KUR’a 30 sene pirim yatırıp 1000 TL maaş alıyor. Allah’tan reva mı yani? 1 kg soğan, patates 5 TL oldu. Vatandaş ne alıp ne yiyecek? Devletimiz köylüye değer vermedi. Köylü de ekemeyince fiyatlar böyle pahalı hale geldi. Hâlbuki tarım ülkesinde yaşıyoruz. İş yok güç yok. Vatandaş ne alıp yiyecek?”

    “ARKADAŞLARIMIZ TEKER TEKER KAPATIP GİTTİ”

    Pazarcıların artan fiyatlar sebebiyle tezgah açamadıklarına dikkat çeken Yazıcı “Birçok arkadaşımız tek tek işi bırakıp gittiler” ifadesini kullanıp “pazarcı, malı getiriyor ama satamıyor. Hep zarar hep ziyan… Bırakıp gidenler halen de sürüyor” dedi.

    “YORUM YAPARSAM BENİ İÇERİ ALIRLAR”

    Pazarın asıl dertli bir diğer kesimi de alıcılar. Fiyatların fahiş oranda çıktığını söyleyen bir vatandaş “Yorum yaparsam içeri alırlar. Bu nedenle konuşmayayım” sözleriyle kaygılarını ifade ederek “Ekonomik kriz nedeniyle kemerlerimizde sıkacak delik kalmadı” dedi.

    Pazarın kadın müşterileri ise krizin yıkıcı hale geldiğini belirterek “Pazarda bir yıl önce 100-150 TL harcadığımızda pek çok şey alabiliyorduk. Her ürüne %100 zam olduğu için ihtiyaçlarımızın ancak yarısını alabiliyoruz” dediler.

    Cebrail ARSLAN-Eren Güven/ANKARA