Etiket: saddam hüseyin

  • Sinan Çiftyürek: Saddam Rejimi Kürt halkına sistematik katliam uyguladı-VİDEO

    Sinan Çiftyürek: Saddam Rejimi Kürt halkına sistematik katliam uyguladı-VİDEO

    PİRHA- Halepçe’de kimyasal gaz saldırısı sonucu binlerce kişinin hayatını kaybettiği katliamın üzerinden 38 yıl geçti. DEM Parti Van Milletvekili Sinan Çiftyürek, “Bir gecede uçaklar Halepçe kentini zehirli gazlarla bombaladı ve 5 bin insan yaşamını yitirdi. Buna rağmen İslam ülkeleri konferansında Halepçe Soykırımı tek kelimeyle kınanmadı” dedi.

    Saddam Hüseyin’in 16 Mart 1988’de düzenlediği ve insanlık tarihine kara bir leke olarak geçen Halepçe Katliamı’nın üzerinden 38 yıl geçti. 22 Eylül 1980’de İran ile Irak arasında baş gösteren savaşın sonlarına doğru Saddam Hüseyin, 1986 ile 1988 yılları arasında Kürtlere karşı Enfal Harekatı operasyonu başlattı. Kimi araştırmalara göre 12 kimyasal maddenin karışımından meydana gelen kokteyl, kimi araştırmalara göre ise hardal ve sarin gazları olarak bilinen bombalar harekatın ikinci aşamasında kente bırakılmaya başlandı.

    Bombardımandan dolayı yayılan zehirli gazlar, kısa sürede birçoğu binlerce insan yaşadığı alanları kapladı. 5 bini aşkın insan yaşamını yitirdi, 7 binden fazla insanın ise yaralandığı açıklandı.

    Halepçe’de yaşanan katliam, dünyada 20’inci yüzyılda yaşanan en acı katliamlardan biri olarak kabul edilirken, Halepçeliler, katliamın üzerinden uzun yıllar geçmesine rağmen atılan gazların etkisini hala hissediyor.

    Halepçe Katliamı’nın 38. yılına dair Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Van Milletvekili Sinan Çiftyürek, ajansımıza değerlendirmelerde bulundu.

    Çiftyürek, Kürt halkının yaşadığı katliamları anarak sözlerine başladı. Çiftyürek, Irak’ta Saddam Hüseyin döneminde yaşanan Enfal ve Halepçe katliamlarını hatırlatarak şu ifadeleri kullandı:

    “Bir kez de o katliam dolayısıyla da halkımıza başsağlığı diliyoruz. Malum 79 devriminden sonra Şah rejimini yıkan İslam devriminden sonra çok geçmeden Saddam’la yani İran ile Irak arasında savaş başladı. 8 yıl süren bir savaş devam etti. Bu savaş sürecinde Irak rejimi Kürtlere yönelik olarak ciddi baskı uyguladı. Sonrada da saldırıya geçti zaten. Enfal katliamı 86’da başladı. Kur’an’dan adını alıyor zaten Ganimet adı. ”

    Çiftyürek, 1986’dan 1988’e kadar süren Enfal saldırılarının sistematik bir katliam olduğunu belirtti.

    Çiftyürek, katliamın Saddam Hüseyin’in emriyle gerçekleştirildiğini belirterek, “ “Bu katliamı gerçekleştiren Saddam katilinin akrabası olan ‘Kimyasal Ali’ denilen kişi ve ekibi yaptı. Soruyorlar kendisine: ‘200 bin Kürt’ü soykırımdan geçirdiniz doğru mu?’ diye. O da utanmadan ‘200 bin değil 150 bin civarındadır’ diyor” ifadelerini kullandı.

    HALEPÇE SOYKIRIMI VE ULUSLARARASI SESSİZLİK

    Çiftyürek, Enfal katliamı sürerken gerçekleşen Halepçe katliamını da hatırlattı:

    “88’de Halepçe katliamı gerçekleşti. Bir gecede uçaklar Halepçe kentini zehirli gazlarla bombaladı ve 5 bin insan yaşamını yitirdi.”

    Katliam sonrası İslam ülkelerinin sessiz kaldığını belirten Çiftyürek, “Halepçe Soykırımı’ndan bir gün sonra Kuveyt’te İslam Ülkeleri Konferansı vardı. Tek kelimeyle o konferansta Halepçe Soykırımı kınanmadı. Bu tutumu ve bu ırkçı yaklaşımı kınıyoruz” dedi.

    “MART AYI HEM SEVİNÇ, HEM YAS AYI”

    Çiftyürek, Mart ayının Kürt halkı açısından hem kazanımların hem de acıların yaşandığı bir dönem olduğunu belirterek şunları söyledi:

    “Mart ayı Kürt halkı için hem sevinç ayıdır hem de yas ayıdır. Bir tarafta 11 Mart 1970’te otonomi elde edilmiştir. Ama aynı zamanda Kürt halkının birçok katliamının yaşandığı karanlık günlerin de ayıdır. Diğer taraftan Newroz’dur.“

    Kürt halkının ağır bedeller ödeyerek bugüne geldiğini ifade eden Çiftyürek ,“Her şeye rağmen Kürt halkı bu kanlı yıllarda çok ağır bedeller ödemiş olsa da bugüne gelebilmiştir. Bugün Kürdistan Federal Bölgesi’nde artık ciddi bir federal sistem var ” ifadelerini kullandı.

    ROJAVA VE ULUSLARARASI GELİŞMELER

    Çiftyürek, Rojava’ya yönelik uluslararası planlara da değinerek şu değerlendirmeyi yaptı:

    „5 Ocak’ta Paris’te gerçekleştirilen anlaşmayla Kuzey Suriye’de Rojava statüsünü ortadan kaldırma planı yapıldı. Ancak Kürt halkı ayağa kalktı. Kobani’den Rojava’ya, Hewler’den Avrupa’ya kadar büyük bir tepki oluştu.”

    Bu süreçte Kürt halkının birlik mesajı verdiğini belirten Çiftyürek , “ Kürt halkının ayağa kalkmasıyla 5 Ocak anlaşması dağıldı ve 29 Ocak’ta yeni bir anlaşma yapıldı. Biz inanıyoruz ki Rojava Kürdistan halkı yeniden yoluna devam edecektir. ” diye belirtti.

    İRAN’A DEMOKRASİ TALEBİ

    Çiftyürek, İran’daki gelişmelere de değinerek, oradaki Kürtlerin taleplerine yönelik şunları söyledi:

    “İran’a demokrasi, Kürdistan’a özerklik talep ediyorlar. Bu sadece Kürdistan’ın özgürlüğü için değil, aynı zamanda İran halklarının demokratik bir rejime kavuşması içindir.”

    Çiftyürek, İran’da üçüncü bir demokratik alternatifin hedeflendiğini belirterek, “Kürdistan ittifakı diyor ki biz ne teokratik rejim hedefliyoruz , ne de onun yıkılmasıyla birlikte Şah monarşisine dönmek istiyoruz. Bizim üçüncü alternatifimiz demokratik bir yapıdır. İran’a demokrasi, Kürdistan’a otonomidir” ifadelerini kullandı.

    BÖLGESEL SAVAŞLAR VE EMPERYAL GÜÇLER

    Çiftyürek, bölgedeki güç dengelerine ilişkin değerlendirmesinde hem ABD-İsrail hattını hem de İran’ı eleştirdi. Çiftyürek konuşmasında şu ifadeleri kullandı:

    “Dolayısıyla bunun desteklenmesini talep ediyoruz ve diyoruz ki: ‘Evet, Amerika-İsrail hattı enternasyonalist bir hattır.’ Asla ve asla bu desteklenemez. Kendi çıkarları için buradadırlar. Peki İran? İran masum mudur? Yani Lübnan’ı, Suriye’yi, Irak’ı, Gazze’yi Yemen’e varana kadar işgal eden, orada askeri güç bulunduran, orada kendi yanlısı olan askeri paramiliter güçleri örgütleyen İran asla ve asla masum değil. Lübnan’dan Yemen’e kadar Şii hilaliyle bölgeyi kıskaca almıştı. Bu nedenle biz taraflar arasında süren savaşta birini emperyal, birini mazlum görmüyoruz. İkisi de emperyaldır. Kendi çıkarları için savaşıyorlar.”

    Çiftyürek, çözümün bölge halklarının demokratik mücadelesi olduğunu belirtti.

    “EĞER TÜRKİYE KÜRTLERİ KARDEŞ OLARAK GÖRÜYORSA, KARDEŞİNİ TANIMALI”

    Çiftyürek, Türkiye’nin Kürt politikasına ilişkin şu değerlendirmeyi yaptı:

    “Türkiye Cumhuriyeti dün Rojava’da Kürtler kaybetsin, kim kazanırsa kazansın dedi. Şimdi bu kez İran Kürdistanı’na ilişkin yeni politika izliyor. Bu doğru değildir. Eğer Türkiye gerçekten Kürtleri kardeş olarak görüyorsa kardeş kardeşini tanımalı, statüsünü kabul etmelidir. Zor, şiddet, katliam, soykırım, Kürt meselesini çözmedi ”

    Çiftyürek, Kürt sorununun çözümü için anayasal değişiklik gerektiğini belirterek şunları söyledi:

    “Birincisi 66. madde değişmeli. Kürt halkının, Kürt milletinin varlığı anayasada kabul edilmelidir. İkincisi 42. madde değişmeli. Kürt dili ana dilde eğitim olarak ilkokuldan üniversiteye kadar kabul edilmelidir. Evet, PKK silah bırakıyor. Silah bırakılmalı. Sivil siyasete dönülmeli. Kimse silahı savunmuyor. Ama devlet de silah konusunda haneyi kendisine tutmalıdır. Bu meselenin Kürt meselesi olduğu kabul edilmeli ve çözüm buna göre geliştirilmelidir.”

    Diren KESER/MERSİN

     

     

  • DAD: Acımız ilk günkü gibi taze; direnç, irade ve mücadele azmimiz çok daha güçlüdür!

    DAD: Acımız ilk günkü gibi taze; direnç, irade ve mücadele azmimiz çok daha güçlüdür!

    PİRHA- Saddam Hüseyin tarafından Enfal adı verilen soykırım saldırıları kapsamında gerçekleştirilen Halepçe Soykırımı’nın 38. yıldönümüne dair açıklama yapan DAD, 16 Mart 1988’de, tüm insanlığın gözleri önünde küresel ve bölgesel güçlerin bizzat onay ve desteği ile mazlum bir halkın kimyasal silahlarla soykırıma uğratıldığına dikkat çekerek, “Bugün acımız ilk günkü gibi taze; direnç, irade ve mücadele azmimiz çok daha güçlüdür” dedi.

    Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) Halepçe Katliamı’nın yıldönümüne dair açıklama yaptı.

    “SOYKIRIM SALDIRILARINA MARUZ KALDI”

    Halepçe Katliamı’nın, emperyalist ve bölgesel hegomon güçlerin işbirliği ve suç ortaklığıyla gerçekleştirilen bir insanlık suçu olduğu vurgulanan açıklamada, “Bilindiği gibi, Ortadoğu’nun kadim halklarından biri olan Kürt halkı emperyalist güçler ve bölgesel işbirlikçileri tarafından yok sayılmış, tarihsel yaşam alanları, kadim yurtları gasp edilmiş, tüm insani değerleri ayaklar altına alınarak tüm parçalarda yok edilmek istenmiş, dünden bugüne Hakk ve halk düşmanlarının sayısız soykırım saldırılarına maruz bırakılmıştır” denildi.

    “ACIMIZ İLK GÜNKÜ GİBİ TAZE; DİRENÇ, İRADE VE MÜCADELE AZMİMİZ ÇOK DAHA GÜÇLÜDÜR”

    Saddam Hüseyin’in 38 yıl önce Enfal adı verilen bir soykırım saldırısı başlattığına işaret edilen açıklamanın devamında şunlar ifade edildi:

    “Başurê Kurdistan halkı soykırımcı Saddam rejimine karşı toplumsal varoluş mücadelesi vermekteyken, Enfal adı verilen bir soykırım saldırısıyla yüzbinlerce Kürt katledilmiş, binlerce yerleşim yeri yakılmış, milyonlara varan bir nüfus ise göç yollarına düşürülmüştü. Halepçe soykırımı, Enfal adı verilen soykırım saldırıları kapsamında gerçekleştirilmişti. 16 Mart 1988’de, tüm insanlığın gözleri önünde, daha trajik olanı küresel ve bölgesel güçlerin bizzat onay ve desteği ile mazlum bir halk kimyasal silahlarla bir kez daha soykırıma uğratılmıştı.

    Bugün acımız ilk günkü gibi taze; direnç, irade ve mücadele azmimiz çok daha güçlüdür. Bilmekteyiz ki mazlumlar cenahında gerçekleşen her direniş, düşen her can karanlıkları yaran birer çerax olmakta, her biri Aşk olup; direnç, irade, direniş ve ışık olarak tecelli etmeye hep devam ederler… 38. yıldönümünde katilleri lanetliyor, Halepçe Şehitleri, mazlum ve mağdurları şahsında tüm Enfal şehitlerini saygıyla anıyor, anıları huzurunda dara duruyoruz. Zaman Sahipsiz, Mekan Rızasız, Mazlum Çaresiz Değildir!”

    (HABER MERKEZİ)

     

  • Halepçe Katliamı’nın üzerinden 37 yıl geçti

    Halepçe Katliamı’nın üzerinden 37 yıl geçti

    PİRHA- Halepçe’de kimyasal gaz saldırısı sonucu binlerce kişinin hayatını kaybettiği katliamın üzerinden 37 yıl geçti.

    Saddam Hüseyin’in 16 Mart 1988’de düzenlediği ve insanlık tarihine kara bir leke olarak geçen Halepçe Katliamı’nın üzerinden 37yıl geçti. Federe Kürdistan Bölgesi’ne bağlı Süleymaniye kentinin yaklaşık 100 kilometre uzağındaki İran sınırı yakınlarında bulunan Halepçe’de yaşanan olay dünyada 20’inci yüzyılda yaşanan en acı katliamlardan biri olarak kabul edildi.

    KÜRT’ÜN PAYINA ‘KATLİAM’ DÜŞTÜ

    22 Eylül 1980’de İran ile Irak arasında baş gösteren savaşın sonlarına doğru Saddam Hüseyin, 1986 ile 1988 yılları arasında Kürtlere karşı Enfal Harekatı operasyonu başlattı. Saddam Hüseyin, dönemin Kürt partilerinden Kürdistan Yurtseverler Birliği (YNK) ile Kürdistan Demokratik Partisi’nin (KDP) birbirleri arasındaki çatışmalara son verip, İran ordusunun Halepçe’ye girmesine izin vermesi üzerine kente yöneldi. Halepçe’de başlayan isyan üzerine Saddam Hüseyin, “Kimyasal Ali” ismiyle tanınan Korgeneral Ali Hasan al-Majid al-Tikriti’ye kimyasal bombaları kullanma talimatı verdi.

    “Kimyasal Ali”nin verdiği emirle havalanan Irak ordusuna bağlı 8 MiG-23 uçaklar, Halepçe’yi 3 gün boyunca bombardıman altına aldı. İlk olarak konvansiyonel silahlarla camların kırılması sağlandı, daha sonra ise, harekatın ikinci aşmasına geçildi. Kimi araştırmalara göre 12 kimyasal maddenin karışımından meydana gelen kokteyl, kimi araştırmalara göre ise hardal ve sarin gazları olarak bilinen bombalar harekatın ikinci aşamasında kente bırakılmaya başlandı.

    5 BİNİ AŞKIN KİŞİ KATLEDİLDİ

    Bombardımandan dolayı yayılan zehirli gazlar, kısa sürede birçoğu binlerce insan yaşadığı alanları kapladı. Can havliyle kendini sokaklara atan binlerce insan, gazlardan dolayı can verdi. Küçük bir çocuğun koşarak, “Dayê bêhna sêva tê. (Anne elma kokusu geliyor)” diyerek annesiyle son kez konuştuğu yerde, bombardımandan dolayı 5 bini aşkın insanın yaşamını yitirdiği, 7 binden fazla insanın ise yaralandığı açıklandı.

    GERÇEK RAKAMLAR AÇIĞA ÇIKMADI

    Ancak gittikçe şiddetlenen “elma kokusu”ndan dolayı yaşamını yitirenlerin sayısının daha fazla olduğu, bölgeye gelen yabancı heyetler tarafından daha sonra tespit edildi. Katliama dair gerçek rakamlara ulaşılamasa da, Dünya Sağlık Örgütü (WHO), katliamın bugüne kadar 43 bin 753 kişinin hayatını kaybetmesine, 61 bin 200 kişinin de sakat kalmasına yol açtığını açıkladı.

    O dönem 75 bin civarında nüfusu sahip olan Halepçe’nin büyük bölümü bu saldırıdan sonra boşaldı. Binlerce insan, ölümün nerden geldiğini anlayamadan hayata veda eden yakınlarını toprağa veremeden, İran ve Türkiye tarafına geçmeye çalıştı. İnsanların yanı sıra, kentteki tüm canlılığın yok olmasına neden olan bombardımandan kaçan çok sayıda kişi ise, sonradan yerleştikleri yerlerde açlık ve susuzluktan dolayı yaşamını yitirdi. Bombardıman son bulduktan sonra geriye yıkık bir şehir kaldı.

    ETKİLERİ HALEN SÜRÜYOR 

    Halepçeliler, katliamın üzerinden uzun yıllar geçmesine rağmen atılan gazların etkisini hala hissediyor. Geçici ve kalıcı körlüğe neden olan kimyasallar, engelli doğum, kolon kanseri, solunum hastalıkları ve kadınlarda düşük ile kısırlık vakalarının kat ve kat artmasına neden oldu.

    Halepçe Katliamı’ndan kısa bir süre sonra 19 Ağustos 1988 tarihinde 8 yıl savaşan Irak ve İran arasında ateşkes anlaşması imzalandı. Ateşkesten 5 gün sonra da Irak ordusu Halepçe’yi geri aldı.

    Tüm bunlara rağmen Halepçeliler, maruz kaldıkları soykırımın ardından uzun bir süre yalnızlığa terk edildi. Kentte yaşamını yitirenler için yapılan anıt ve müzede her yıl 16 Mart’ta anma etkinlikleri düzenleniyor.

    SADDAM HÜSEYİN İNSANLIĞA KARŞI SUÇTAN YARGILANDI

    Halepçe soykırımının emrini veren Saddam Hüseyin rejimi, ABD’nin 2003 yılında giriştiği müdahaleyle devrildi. Kürtlere karşı yürüttüğü Enfal Hareketi kapsamında 180 bin kişinin ölümünden sorumlu tutularak yargılandı. Başka bir hükümden aldığı idam cezasıyla 30 Aralık 2006’da infaz edilen Saddam Hüseyin, ölümünün ardından Kürtlere karşı “soykırım” uygulamaktan yargılandığı davada suçlu bulundu.

    Yine Enfal Katliamından yargılanıp, “İnsanlığa karşı suç işlemek ve soykırım” suçlarından ölüm cezasına çarptırılan “Kimyasal Ali” lakaplı al-Tikritî ise 25 Ocak 2010’da infaz edildi.

    SOYKIRIM OLARAK TANINDI

    Irak Yüksek Ceza Mahkemesi, 1 Mart 2010 tarihinde Halepçe Katliamı’nı “soykırım” olarak tanıdı. Bu karar akabinde Irak Meclisi ve Federe Kürdistan Bölgesi Meclisi’nin yanı sıra Norveç, İsveç ve İngiltere Halepçe’de yaşananları “soykırım” olarak kabul etti.

    (HABER MERKEZİ)

  • Halepçe Katliamı’nın 34. yılı: Elma kokusuyla gelen katliam

    Halepçe Katliamı’nın 34. yılı: Elma kokusuyla gelen katliam

    PİRHA- 34 yıl önce, Irak’ta insanlık tarihine kara bir leke daha düştü; bir insanlık suçu işlendi. 16 Mart 1988’de Irak’ta Baas iktidarı ve Saddam Hüseyin, kimyasal ve biyolojik silahlar kullanarak kadın, çocuk, yaşlı, genç 5 bini aşkın Halepçeli Kürt’ü katletti, onbinlercesini de sakat bıraktı.

    Saddam Rejimi, Irak Kürdistan Bölgesi’nin İran sınırı yakınlarında bulunan Halepçe kentini 16 Mart 1988’de zehirli gazlarla 3 gün boyunca yoğun bombardıman altına aldı. “Halepçe Katliamı” olarak tarihe geçen katliamda yapılan bombardımanda binlerce insan evlerinde ve sokaklarda can verdi. Dünya Sağlık Örgütü (WHO), 5 bini aşkın insanın yaşamını yitirdiğini, 7 binden fazla kişi yaralandığını ve onbinlercesinin ise sakatlandığını açıklarken, Irak Savaşı’ndan sonra bölgeye giren yabancılar tarafından bu rakamın daha da büyük olduğu belirtildi.

    Halepçe Katliamı bombalar arasında annesine koşan bir çocuğun dilinden dökülen “Dayê bêhna sêva tê’ (Anne elma kokusu geliyor)” cümlesiyle ve gazeteci Ramazan Öztürk’ün, “Sessiz Tanık” adını verdiği fotoğrafıyla hafızalara kazındı.

    Bombardıman öncesinde 75 bin civarında nüfusa sahip Halepçe’den geriye yıkık bir şehir kalırken, Halepçe’nin büyük bölümü bombardıman sonra boşaldı. On binlerce kişi yakınlarını dahi toprağa veremeden, İran ile Türkiye’ye geçmeye çalıştı. Çok sayıda kişi de yolda ya da yerleştirildikleri kamplarda açlık ve susuzluktan yaşamını yitirdi.

    Katliamdan sonra Halepçe’ye giden gazetecilerin objektiflerine yansıyan görüntüler trajedinin boyutunu gösteriyordu. Çoğu kadın ve çocuk olmak üzere evlerin avlularında, kapıların eşiklerinde römorkların içinde, tarlaların ortasında ve yolların kenarında yanmış yüzlerce ceset vardı. Katliamdan sonra Halepçe’ye ilk gidenlerden Ramazan Öztürk’ün çektiği fotoğrafta bombardıman sırasında oğlunu alıp kaçmak isterken bir merdiven başında düşüp yaşamını yitiren Ömer Xawir yer alıyordu. Bu fotoğraf Halepçe trajedisinin de sembolü olmuştu. Bu fotoğraftan sonra Halepçe’de Ömer Xawir’in büstü de yapıldı. Fotoğrafın sahibi Ramazan Öztürk, yıllar sonra Halepçe’ye gidip büstü yapan heykeltıraşa “Neden Ömer Xawir?” diye sorduğunda heykeltıraş da “Ömer Xawir ölürken bile çocuğuna ağırlığını vermemek için kolundan destek almış. Son nefesini verirken bile o koruma duygusuyla, babalık duygusuyla hareket etmiş” diyor.

    “KOŞUYORMUŞ GİBİ HIZLI HIZLI NEFES ALIYORDUK”

    Evlerinin sığınağında saklanan Halepçeli genç bir kadın, “Önce helikopterler geldi, sonra uçaklar. Bir bir atıldı bombalar. Başlangıçta çöp gibi kötü bir kokuydu. Sonra elma kokusu gibi güzel bir kokuya dönüştü. Ardından yumurta gibi koktu. Dışarı baktım. Çok sessizdi, ama hayvanlar ölüyordu. Koyunlar ve keçiler ölüyordu. Gözlerimiz gittikçe kızarıyordu ve bazılarımızın gözleri yaşarıyordu. Kaçmaya karar verdik. İneğimiz bir köşede yatıyordu. Koşuyormuş gibi hızlı hızlı nefes alıyorduk. Sonbahardaymışız gibi ağaçların yaprakları dökülüyordu. Her tarafta insanlar ölüyordu. Bir çocuk daha ileri gidemeyecek duruma geldiğinde korkudan çılgına dönen ebeveynleri çocuğu yolun kenarında bırakıyorlardı. Aynı şekilde yaşlılar da bırakılıyordu. Koşuyorlar, nefes alamaz duruma geliyorlar ve ölüyorlardı” diye anlatıyordu.

    KATLİAM, 2010’DA SOYKIRIM OLARAK KABUL EDİLDİ

    Enfal Harekatı kapsamındaki uygulamalar ve Halepçe Katliamı Birleşmiş Milletler (BM) Soykırımın Önlenmesi ve Cezalandırılması Sözleşmesi ve Uluslararası Ceza Mahkemesinin Roma Statüsü’ne göre yapılan soykırım tanımına da uyuyor. Bu nedenle Saddam Hüseyin rejiminin devrilmesinden sonra Halepçe Katliamı, 1 Mart 2010 yılında Irak Yüksek Ceza Mahkemesi tarafından soykırım olarak kabul edildi. Sonraki süreçte Irak Meclisi ve Irak Kürdistan Bölgesi Meclisi de Halepçe’yi soykırım olarak tanımıştır. Bugün Halepçe’nin içinde yer aldığı Enfal Katliamı da, Norveç, İsveç ve İngiltere tarafından “Kürt soykırımı” olarak kabul ediliyor. Türkiye’de de Enfal ve Halepçe katliamının TBMM tarafından soykırım olarak karar altına alınması amacıyla kanun teklifleri veriliyor.

    SADDAM HÜSEYİN VE HASAN ALİ MECİD İDAM EDİLDİ

    Baas rejimi yıkıldıktan sonra Saddam Hüseyin ve Hasan Ali Mecid, Enfal Katliamı’ndan yargılandı. Duceyl Katliamı’ndan dolayı ölüm cezasına çarptırılan Saddam Hüseyin, 5 Kasım 2006 tarihinde asılarak idam edildi. Mecid ise, “İnsanlığa karşı suç işlemek ve soykırım” suçlarından yargılandığı davada 24 Haziran 2007’de ölüm cezasına çarptırıldı. Mecid’in cezası, 25 Ocak 2010’da infaz edildi. Mecid’in idam kararının imzalandığı kalem ve asıldığı ip Halepçe’deki müzede sergileniyor.

    Halepçe Katliamı’na dair sosyal medyada binlerce mesaj yayınlanırken, insan hakları örgütleri ve siyasi partilerde açıklamalar yaptı.

    Demokratik Toplum Kongresi (DTK), Özgür Kadın Hareketi (TJA), Demokratik Bölgeler Partisi (DBP) ve Halkların Demokratik Partisi (HDP) ile Kürdistani İttifak Çalışması Grubu’nda yer alan partiler, 16 Mart 1988’de Halepçe’de 5 bini aşkın Kürdün ölmesiyle sonuçlanan katliama dair açıklama yaptı.

    Üzerinden 34 yıl geçen Halepçe Katliamı’nda hayatını kaybedenleri anarak başlayan açıklamada, “Kazanımları korumak için ulusal birliğin inşası zaruridir. Tüm partiler sorumluluklarını yerine getirmeli” çağrısı yapıldı.

    Halepçe Katliamı’nın 34’üncü yıl dönümüne ilişkin açıklama yapan Türkiye Barolar Birliği, “Çoğu kadın ve çocuk binlerce insanın ölümüne, on binlercesinin yaralanmasına ve hastalanmasına yol açarak insanlık tarihine bir utanç sayfası olarak geçen Halepçe Katliamı’nın 34. yılında, saldırıda yaşamını yitirenleri saygı ve rahmetle anıyoruz. Bütün insan hakkı ihlallerine karşı hukukun üstünlüğünü, insan onuruna yaraşır şekilde yaşama hakkını savunmaya devam edeceğiz” dedi.

    (HABER MERKEZİ)

  • İHD’den Halepçe açıklaması: Türkiye Kürt Soykırımı’nı tanımalı

    İHD’den Halepçe açıklaması: Türkiye Kürt Soykırımı’nı tanımalı

    PİRHA-İnsan Hakları Derneği, Halepçe Katliamınının yıldönümünde açıklama yaparak, “İşlenen suçların soykırım olduğunu bugüne değin Irak ve Irak Federe Kürdistan Bölge Yönetimi, Norveç, İsveç ve İngiltere kabul etmiştir. Ortadoğu’da en çok Kürdün yaşadığı Türkiye’nin de Enfal Operasyonu kapsamında işlenen suçları soykırım olarak tanıması anlamlı ve önemli olacaktır” denildi.

    Saddam Hüseyin rejiminin Enfal Operasyonu kapsamında gerçekleştirdiği soykırım 29 Mart’ta başlatılmış ve 23 Nisan 1989’a kadar sürmüştü. Operasyon kapsamında Saddam Hüseyin’in yeğeni olan ‘Kimyasal Ali’ lakaplı Ali Hassan Majit, Irak Devrim Komite Konseyi tarafından yetkilendirilerek, Irak’ın Kürtlerden arındırılması hedeflenirken Enfal Operasyonu’nda öldürülen Kürt sayısının 180 bin ile 210 bin arasında olduğu tahmin edilmekte.

    16 Mart 1988 günü başlatılan ve 3 gün süren hava saldırılarında ise özellikle Irak Federe Kürdistan Bölgesi’ndeki Halepçe Kasabası ve civarı kimyasal silahlarla bombalanmış ve bu saldırılarda 12 bin kişi yaşamını yitirdi.

    “SOYKIRIM OLARAK ADLANDIRILMALI”

    İnsan Hakları Derneği, Halepçe Katliamının yıldönümünde yazılı açıklama yaparak günümüzde halen Kürt halkına dönük katliam tehditlerinin devam ettiğini belirtti.

    Yazılı açıklamada, İHD’nin Türkiye’de Halepçe Katliamı’nın anma günü olarak bilinen 16 Mart gününü “Kürt Soykırımı Günü” olarak tanıma kararı aldığına vurgu yapıldı. İHD, Türkiye Cumhuriyeti devletinin bu soykırımı tanımasını talep ettiklerini belirterek şu açıklamayı yaptı:

    “Soykırım suçu, BM Roma Statüsü’nde ulusal, etnik, ırksal veya dinsel bir grubu kısmen veya tamamen ortadan kaldırmak amacı ile işlenen öldürme, bedensel veya zihinsel zarar verme, fiziksel varlığı ortadan kaldıracağı hesaplanarak yaşam şartlarını kasten değiştirme, yani göç ettirme, grup içinde doğumları engellemek amacı ile tedbirler alma ve gruba mensup çocukları zorla bir başka gruba nakletme olarak tanımlanmaktadır. Saddam Hüseyin rejiminin özellikle Enfal Operasyonu kapsamında amaçladığı ve gerçekleştirdiği suçlar soykırım suçudur. Bu nedenle de yapılanların soykırım olarak adlandırılması gerekmektedir. Soykırım gibi en ağır suçun işlendiğini kabul etmek gelecekte oluşabilecek benzeri suçları önlemekte caydırıcı bir rol oynayacaktır. Ayrıca soykırımda yaşamlarını yitirenlerin yakınlarına ve soykırıma maruz kalmış bir halkın acılarına ortak olmak, onların yas süreçlerini yaşamasına katkı sunacaktır.

    Enfal Operasyonu kapsamında işlenen suçların soykırım olduğunu bugüne değin Irak ve Irak Federe Kürdistan Bölge Yönetimi, Norveç, İsveç ve İngiltere kabul etmiştir. Ortadoğu’da en çok Kürdün yaşadığı Türkiye’nin de Enfal Operasyonu kapsamında işlenen suçları soykırım olarak tanıması anlamlı ve önemli olacaktır. Ancak ve ne yazık ki Türkiye’de 24 Temmuz 2015 tarihinde başlayan silahlı çatışmalarda gelinen aşamada Türkiye içindeki çatışmalı durum Türkiye dışında özellikle Suriye sahasında sıcak savaşa dönüşmüş, Irak’ın kuzeyini kapsayacak şekilde giderek yaygınlaşmıştır. Türkiye siyasi iktidarını bıkmadan ve usanmadan bir kez daha Kürt sorununu siyasi yollarla barışçıl yöntemler kullanarak çözmeye davet ediyoruz. BM ve Avrupa Konseyi’ne de devam eden silahlı çatışmaları ve savaşı sona erdirecek tutarlı politikalar uygulamaya çağırıyoruz.

    İHD, tüzüğündeki ilkesel tutumu nedeni ile nerede ve ne zaman yapılırsa yapılsın soykırıma karşı olduğundan Türkiye’nin Kürt Soykırımı’nı tanıması için mücadelesini sürdürecektir.

    Enfal Operasyonu kapsamında soykırımda yaşamını yitirenleri bir kez daha anıyor ve bir daha asla diyoruz!”

    PİRHA/ANKARA

  • Halepçe Katliamının 33. yılı: ‘Daye behna seva te’

    Halepçe Katliamının 33. yılı: ‘Daye behna seva te’

    PİRHA- 33 yıl önce, Irak’ta insanlık tarihine kara bir leke daha düştü; bir insanlık suçu işlendi. 16 Mart 1988’de Irak’ta Baas iktidarı ve Saddam Hüseyin, kimyasal ve biyolojik silahlar kullanarak kadın, çocuk, yaşlı, genç 5 bini aşkın Halepçeli Kürt’ü katletti, onbinlercesini de sakat bıraktı.

    Saddam Rejimi, Irak Kürdistan Bölgesi’nin İran sınırı yakınlarında bulunan Halepçe kentini 16 Mart 1988’de zehirli gazlarla 3 gün boyunca yoğun bombardıman altına aldı. “Halepçe Katliamı” olarak tarihe geçen katliamda yapılan bombardımanda binlerce insan evlerinde ve sokaklarda can verdi. Dünya Sağlık Örgütü (WHO), 5 bini aşkın insanın yaşamını yitirdiğini, 7 binden fazla kişi yaralandığını ve onbinlercesinin ise sakatlandığını açıklarken, Irak Savaşı’ndan sonra bölgeye giren yabancılar tarafından bu rakamın daha da büyük olduğu belirtildi.

    Halepçe Katliamı bombalar arasında annesine koşan bir çocuğun dilinden dökülen “Dayê bêhna sêva tê’ (Anne elma kokusu geliyor)” cümlesiyle ve gazeteci Ramazan Öztürk’ün, “Sessiz Tanık” adını verdiği fotoğrafıyla hafızalara kazındı.

    Bombardıman öncesinde 75 bin civarında nüfusa sahip Halepçe’den geriye yıkık bir şehir kalırken, Halepçe’nin büyük bölümü bombardıman sonra boşaldı. On binlerce kişi yakınlarını dahi toprağa veremeden, İran ile Türkiye’ye geçmeye çalıştı. Çok sayıda kişi de yolda ya da yerleştirildikleri kamplarda açlık ve susuzluktan yaşamını yitirdi.

    Katliamdan sonra Halepçe’ye giden gazetecilerin objektiflerine yansıyan görüntüler trajedinin boyutunu gösteriyordu. Çoğu kadın ve çocuk olmak üzere evlerin avlularında, kapıların eşiklerinde römorkların içinde, tarlaların ortasında ve yolların kenarında yanmış yüzlerce ceset vardı. Katliamdan sonra Halepçe’ye ilk gidenlerden Ramazan Öztürk’ün çektiği fotoğrafta bombardıman sırasında oğlunu alıp kaçmak isterken bir merdiven başında düşüp yaşamını yitiren Ömer Xawir yer alıyordu. Bu fotoğraf Halepçe trajedisinin de sembolü olmuştu. Bu fotoğraftan sonra Halepçe’de Ömer Xawir’in büstü de yapıldı. Fotoğrafın sahibi Ramazan Öztürk, yıllar sonra Halepçe’ye gidip büstü yapan heykeltıraşa “Neden Ömer Xawir?” diye sorduğunda heykeltıraş da “Ömer Xawir ölürken bile çocuğuna ağırlığını vermemek için kolundan destek almış. Son nefesini verirken bile o koruma duygusuyla, babalık duygusuyla hareket etmiş” diyor.

    “KOŞUYORMUŞ GİBİ HIZLI HIZLI NEFES ALIYORDUK”

    Evlerinin sığınağında saklanan Halepçeli genç bir kadın, “Önce helikopterler geldi, sonra uçaklar. Bir bir atıldı bombalar. Başlangıçta çöp gibi kötü bir kokuydu. Sonra elma kokusu gibi güzel bir kokuya dönüştü. Ardından yumurta gibi koktu. Dışarı baktım. Çok sessizdi, ama hayvanlar ölüyordu. Koyunlar ve keçiler ölüyordu. Gözlerimiz gittikçe kızarıyordu ve bazılarımızın gözleri yaşarıyordu. Kaçmaya karar verdik. İneğimiz bir köşede yatıyordu. Koşuyormuş gibi hızlı hızlı nefes alıyorduk. Sonbahardaymışız gibi ağaçların yaprakları dökülüyordu. Her tarafta insanlar ölüyordu. Bir çocuk daha ileri gidemeyecek duruma geldiğinde korkudan çılgına dönen ebeveynleri çocuğu yolun kenarında bırakıyorlardı. Aynı şekilde yaşlılar da bırakılıyordu. Koşuyorlar, nefes alamaz duruma geliyorlar ve ölüyorlardı” diye anlatıyordu.

    KATLİAM, 2010’DA SOYKIRIM OLARAK KABUL EDİLDİ

    Enfal Harekatı kapsamındaki uygulamalar ve Halepçe Katliamı Birleşmiş Milletler (BM) Soykırımın Önlenmesi ve Cezalandırılması Sözleşmesi ve Uluslararası Ceza Mahkemesinin Roma Statüsü’ne göre yapılan soykırım tanımına da uyuyor. Bu nedenle Saddam Hüseyin rejiminin devrilmesinden sonra Halepçe Katliamı, 1 Mart 2010 yılında Irak Yüksek Ceza Mahkemesi tarafından soykırım olarak kabul edildi. Sonraki süreçte Irak Meclisi ve Irak Kürdistan Bölgesi Meclisi de Halepçe’yi soykırım olarak tanımıştır. Bugün Halepçe’nin içinde yer aldığı Enfal Katliamı da, Norveç, İsveç ve İngiltere tarafından “Kürt soykırımı” olarak kabul ediliyor. Türkiye’de de Enfal ve Halepçe katliamının TBMM tarafından soykırım olarak karar altına alınması amacıyla kanun teklifleri veriliyor.

    SADDAM HÜSEYİN VE HASAN ALİ MECİD İDAM EDİLDİ

    Baas rejimi yıkıldıktan sonra Saddam Hüseyin ve Hasan Ali Mecid, Enfal Katliamı’ndan yargılandı. Duceyl Katliamı’ndan dolayı ölüm cezasına çarptırılan Saddam Hüseyin, 5 Kasım 2006 tarihinde asılarak idam edildi. Mecid ise, “İnsanlığa karşı suç işlemek ve soykırım” suçlarından yargılandığı davada 24 Haziran 2007’de ölüm cezasına çarptırıldı. Mecid’in cezası, 25 Ocak 2010’da infaz edildi. Mecid’in idam kararının imzalandığı kalem ve asıldığı ip Halepçe’deki müzede sergileniyor.

    (HABER MERKEZİ)

     

  • ‘Halepçe’ye sessiz kalanlar Saddam kadar sorumludur’

    ‘Halepçe’ye sessiz kalanlar Saddam kadar sorumludur’

    PİRHA – HDK İstanbul İl Meclisi, Halepçe Katliamı’nın yıldönümü sebebiyle açıklama yaptı. Gazi ve Beyazıt Katliamları’nın da anıldığı metinde, Mart ayının “Acılar ve katliamlar ayı” olduğu ifade edilip “Dün ‘Vur’ emri veren, katliamları tezgahlayan zihniyet, bugün iktidardadır” denildi.

    Halkların Demokratik Kongresi (HDK) İstanbul İl Meclisi 16 Mart 1988’de Irak rejimi tarafından yapılan Halepçe Katliamı’nı kınayan yazılı bir açıklama yaptı. Beş binden fazla insanın katledildiği hatırlatılan metinde “Saddam ile bugün iktidarda olanların amaçları aynıdır” denildi.

    “KATLİAMA SESSİZ KALAN EN AZ SADDAM KADAR SORUMLUDUR”

    HDK İstanbul İl Meclisi’nin açıklamasında “Halepçe’de kadın, çocuk demeden katliam yapanlara gerekli tepkiyi göstermeyenler, Roboski katliamına imza atmaktan da IŞİD çetelerinin vahşi katliamlarına zemin hazırlamaktan da geri durmamıştır” denilerek şöyle devam edildi:

    “Saddam’ın Halepçe katliamı ile ‘Çöktürme’ planını uygulayan zihniyet arasında bir fark yoktur. Başur’da Kürt halkını hedef alan katliamda, dönemin Saddam Hüseyin rejimi 5 binden fazla çocuk, kadın ve erkeği kimyasal silahlarla acımasızca katletmiştir. Tüm dünyanın gözleri önünde yaşanan bu katliama sessiz kalan, bu vahşeti seyreden ulus devletler de katliamdan en az Saddam Hüseyin rejimi kadar sorumludur.”

    “KATLİAMLARI TEZGAHLAYAN ZİHNİYET BUGÜN İKTİDARDA”

    “Halklarımızın adalete olan ihtiyacı dünden çok daha fazladır” denilen açıklamada “Yeni katliamlara meydan vermemek için, barış, eşitlik, özgürlük ve adaletin hâkim olduğu bir dünya yaratma mücadelemizi kararlılıkla sürdürmeye devam edecek, yaşanan bu katliamları unutmayacak, unutturmayacağız” ifadeleri de kullanıldı.

    Baharın gelişini müjdeleyen Mart ayının toplumsal bellekte “Acılar ve katliamlar ayı” olarak anıldığına da vurgu yapılan açıklamada şu ifadelere yer verildi:

    “Üzerlerinden on yıllar geçmiş olmasına rağmen Beyazıt, Halepçe, Ümraniye ve Gazi katliamları, yüreklerimizdeki acısını, hafızalarımızdaki tazeliğini bugün de korumakta ve acılarımıza yenileri eklenmeye devam etmektedir. Beyazıt katliamı faillerini yakalamak için peşlerinden koşan polislere ‘dur’ emri verenler, 12 Mart 1995’te İstanbul Gazi Mahallesi’nde Alevilerin gittikleri kahvehanelerin ve cemevinin hedef alındığı silahlı saldırıyı planlayanlar ve protesto etmek için toplanan halkın üzerine ateş açılması sonucunda 22 yurttaşımızın katledilmesine yol açan “Vur” emrini verenlerdir. Dün “vur” emri veren, katliamları tezgahlayan zihniyet, bugün iktidardadır. Gazi ve Ümraniye katliamlarının sorumluları, bugün yeni katliam politikalarının mimarlarıdır. Bu katliamların sorumluları açığa çıkarılıp yargılanmadığı gibi katliam mağdurları hedef haline getirilmiştir. Bunun bir sonucu olarak da Hasan Ocak gözaltında kaybedilmiş, kaçırılarak katledilmiştir.”

    “AYNI ZİHNİYET BUGÜN DE SALDIRILARINI SÜRDÜRMEKTE”

    30 Mart 1972’de Kızıldere’de katledilen Mahir Çayan ve arkadaşlarının da anıldığı açıklamada şöyle devam edildi:

    “Mahir Çayan’ların kaldıkları eve güvelik güçleri tarafından ağır makineli silahlar, havan topları ve roketatarlarla saldırılmış, 10 devrimci hayatını kaybetmiştir. Yine; 41 yıl önce 16 Mart 1978`de İstanbul Üniversitesi öğrencisi yedi genç, güvenlik güçlerinin gözleri önünde katledilmiştir. Aynı zihniyet bugün de üniversitelerde ve sokaklarda faşist saldırılarını sürdürmektedir. 13 Mart 1982’de İzmir’in Buca zindanı da 20 yaşlarındaki üç genç devrimci işçinin idamına tanıklık etmiştir. Necati Vardar, Seyit Konuk, İbrahim Ethem Coşkun. Üç genç devrimci de faşizmin zindanlarında yaşadıkları tüm baskı ve işkenceye rağmen darağacına onurluca yürümüştür. İdamlarının üzerinden 37 yıl geçmiş olmasına rağmen bunca yıldır aynı cuntayı besleyen sermaye düzeni, tüm vahşiliği ile hüküm sürmeye devam etmektedir.”

    HABER MERKEZİ