PİRHA- Emek Partisi Antep Milletvekili Sevda Karaca, Dersim’in Nazımiye ilçesine bağlı bir köyde yaşanan 112 acil servis skandalını Türkiye Büyük Millet Meclisi gündemine taşıyarak, “Olayla ilgili idari ve adli soruşturma başlatılmış mıdır?” diye sordu.
Nazımiye’den gelen 112 acil çağrısına yanıt için görevlendirilen bir doktor ve bir sağlık çalışanı, İl Sağlık Müdürlüğü talimatıyla bindirildikleri helikopterden köye yaklaşık 6 kilometre uzaklıktaki ıssız ve karla kaplı bir alana götürüldü. Gidilen alanda helikopter iniş yapamadığından, sağlık çalışanları kendi rızaları dışında zorla helikopterden aşağıya atıldı. Helikopterde tam kış teçhizatıyla bulunan AFAD ekipleri, bir süre sonra sağlık ekibini yalnız bırakırken, uygun ekipmana sahip olmayan doktor ve sağlık çalışanları karla kaplı arazide akşam saatlerine kadar mahsur kaldı. Şans eseri uzaklardan gördükleri bir ışığa yürüyen sağlık çalışanları, bir eve sığınarak geceyi geçirmek zorunda kaldı.
Emek Partisi Genel Başkan Yardımcısı ve Antep Milletvekili Sevda Karaca, Dersim’in Nazımiye ilçesine bağlı bir köyde yaşanan 112 acil servis skandalını Türkiye Büyük Millet Meclisi gündemine taşıdı. Karaca, Sağlık Bakanı Kemal Memişoğlu’nun yanıtlaması istemiyle yazılı soru önergesi verdi.
Karaca, olayı “yalnızca bir organizasyon hatası değil, işçi sağlığı ve güvenliği hakkının açık ihlali” sözleriyle niteledi ve şu soruları yöneltti:
Nazımiye’de sağlık emekçilerinin ıssız bir arazide bırakıldığı iddiası doğru mudur? Olay hangi tarihte, hangi görev kapsamında ve hangi kurumların sorumluluğunda gerçekleşmiştir?
Görevlendirilen sağlık çalışanlarının sayısı, görev tanımları ve çalışma koşulları nedir?
Görevlendirme öncesinde işçi sağlığı ve güvenliği risk değerlendirmesi yapılmış mıdır? Can güvenliği için hangi önlemler alınmıştır?
Sağlık Bakanlığı’nın 112 Acil Sağlık Hizmetleri kapsamında kırsal ve riskli bölgelerde uyguladığı İSG protokolleri var mıdır? Varsa neden işletilmemiştir?
Olayla ilgili idari ve adli soruşturma başlatılmış mıdır?
Sağlık emekçilerine yaşadıkları psikolojik, fiziksel ve mesleki riskler için destek ve koruma mekanizması sağlanmış mıdır?
Bakanlık, neden sağlık hizmetlerini plansız, güvencesiz ve emek sömürüsüne dayalı bir anlayışla yürütmektedir?
Benzer olayların yaşanmaması için hangi somut ve denetlenebilir önlemler alınacaktır?
Karaca, sağlık emekçilerinin yaşam hakkının hiçe sayıldığını vurgulayarak, Sağlık Bakanlığı’nı insan onuruna yakışır, güvenli çalışma koşullarını sağlayacak bir sistem kurmaya çağırdı.
PİRHA – Aile hekimleri ile birinci basamak sağlık hizmeti sunan sağlık emekçileri, Aile Hekimliği Performans ve Ödeme Yönetmeliği’ni protesto ediyor. Sağlık Bakanlığı’nın yeni kararına “Eziyet Yönetmeliği” diyen sağlıkçılar, ülke genelinde bugünden itibaren 3 gün boyunca eylem yapacak.
Türk Tabipleri Birliği tarafından; aile hekimlerinin yaşadıkları sorunları, taleplerini ve nitelikli sağlık hizmetine erişimin önündeki engelleri toplumla paylaşabilmek için, 5-7 Kasım’da sağlık hizmetlerinin resmi tatillerdeki gibi sunulacağı kamuoyuna duyurulmuştu.
Aile Hekimleri Sözleşme ve Yönetmeliği, hekimler ve sağlık çalışanlarının itirazlarına rağmen 1 Kasım’da yürürlüğe girdi. Türk Tabipleri Birliği (TBB), sendikalar ve meslek örgütlerinden oluşan 14 kuruluş, yönetmeliği protesto etmek üzere Aile Sağlık Merkezleri’nde üç günlük iş bırakma kararı aldı.
Ülke genelinde eylemde olacak sağlıkçılar, gün içerisinde basın açıklamaları yaparak taleplerini bir kez daha kamuoyuna duyuracak.
UYARI AMAÇLI 3 GÜNLÜK EYLEM!
Sağlık emekçileri, üç gün süreyle uyarı amaçlı iş bıraktıklarını belirterek, taleplerini şu şekilde sıralamıştı:
“*Kamusal bir hizmet olan birinci basamak sağlık hizmetlerinin fiziki ve tıbbı donanımı ve aile sağlığı merkezleri kamu tarafından sağlanmalıdır.
*Halkımıza nitelikli bir sağlık hizmeti sunabilmemiz için yeterli zaman ve olanak sağlanmalıdır. Koruyucu sağlık hizmetlerinin öncelendiği ve ekip anlayışını gözeten bir sistem inşa edilinceye kadar Aile Sağlığı Merkezi sayısı hekim başına 2.000 nüfusu aşmayacak şekilde artırılmalıdır.
*Kadrolu ve güvenceli istihdam modeli ile yeterli hemşire, ebe, teknisyen görevlendirilmeli, aşılama ve diğer koruyucu hekimlik uygulamaları desteklenmeli, geliştirilmelidir. Kadrosuz, güvencesiz bir şekilde çalışan emekçiler (gruplandırma elemanları) kadroya geçirilmelidir.
*Aile hekimlerine ve tüm sağlık emekçilerine emekliliğe yansıyacak tek kalemden oluşan, insanca yaşamaya yetecek düzeyde, izin kullandıklarında, hastalandıklarında, çocuğu olduğunda veya ailesinden biri öldüğünde kesilmeyecek maaş ödenmelidir.
*Gelire katkısı %20’yi geçmeyecek ve yapılan hizmetin niteliğini ödüllendiren bir performans uygulamasına geçilmelidir.”
TTB’DEN HUKUKİ BİLGİLENDİRME!
Türk Tabipleri Birliği Merkez Konseyi, iş bırakma eylemi hakkında hukuki bilgilendirme notu da paylaştı. Yapılan bilgilendirmede şu ifadelere yer verildi:
“Sağlık çalışanlarının meslek kuruluşunun ve sendikaların aldığı karara dayalı yapacağı bu etkinlik, anayasal haklar arasında yer alan örgütlenme, düşünce ve ifade özgürlüğünün kullanımı niteliğindedir. Örgütlenme özgürlüğü önündeki hukuki engeller, hem Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararları hem de ülkemizin taraf olduğu uluslararası sözleşmeler doğrultusunda yeniden düzenlenerek bu konudaki engeller kaldırılmaya çalışılmıştır.
Sağlık çalışanlarının görevlerini yerine getirirken, yetkili mercilere gerekli kararların aldırılmasında kamuoyu oluşturmak için çaba göstermesi, baskı grubu oluşturması ve bunun için hukuka uygun bütün yöntemleri kullanması demokrasinin gereklerindendir. Anayasa’nın 26. maddesi ile herkesin, düşüncelerini söz, yazı, resim ve başka yollarla tek başına veya toplu olarak yayma hakkında sahip olduğu belirtilerek ifade özgürlüğü teminat altına alınmıştır. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin çok sayıda kararında belirtildiği üzere, herkes görüşlerini açıklama ve anlatım özgürlüğüne sahiptir.”
PİRHA – Çok sayıda sağlık meslek örgütü, sağlık sistemindeki kötüye gidişi protesto etmek için 5-6-7 Kasım’da grev yapacak. Sağlıkçılar, ‘Performans ve Ödeme Yönetmeliği’nin kaldırılması konusunda Sağlık Bakanlığı’na bir kez daha uyarıda bulunacak.
Sağlık emekçileri, sağlık sisteminde yaşanan aksaklıklar ve “Yenidoğan skandalı” ile daha da görünür hale gelen sorunlara ilişkin eyleme geçiyor.
Hekimler ve sağlık çalışanları1 Kasım’da yürürlüğe giren Aile Hekimliği Performans ve Ödeme Yönetmeliği’nin, mevcut sorunlara çözüm olmayacağını vurguluyor.
UYARI AMAÇLI 3 GÜNLÜK GREV KARARI!
Sağlık emekçileri, Sağlık Bakanlığına yönelik taleplerini ise şu şekilde sıraladı:
Kamusal bir hizmet olan birinci basamak sağlık hizmetlerinin fiziki ve tıbbı donanımı ve aile sağlığı merkezleri kamu tarafından sağlanmalıdır.
Halkımıza nitelikli bir sağlık hizmeti sunabilmemiz için yeterli zaman ve olanak sağlanmalıdır. Koruyucu sağlık hizmetlerinin öncelendiği ve ekip anlayışını gözeten bir sistem inşa edilinceye kadar Aile Sağlığı Merkezi sayısı hekim başına 2.000 nüfusu aşmayacak şekilde artırılmalıdır.
Kadrolu ve güvenceli istihdam modeli ile yeterli hemşire, ebe, teknisyen görevlendirilmeli, aşılama ve diğer koruyucu hekimlik uygulamaları desteklenmeli, geliştirilmelidir. Kadrosuz, güvencesiz bir şekilde çalışan emekçiler (gruplandırma elemanları) kadroya geçirilmelidir.
Aile hekimlerine ve tüm sağlık emekçilerine emekliliğe yansıyacak tek kalemden oluşan, insanca yaşamaya yetecek düzeyde, izin kullandıklarında, hastalandıklarında, çocuğu olduğunda veya ailesinden biri öldüğünde kesilmeyecek maaş ödenmelidir.
Gelire katkısı %20’yi geçmeyecek ve yapılan hizmetin niteliğini ödüllendiren bir performans uygulamasına geçilmelidir.
Taleplerimizin karşılanabilir olduğunu ve randevu bulunamamasından şiddete kadar sağlık sistemindeki pek çok sorunu çözebileceğini biliyoruz.
Halkın sağlığına katkısı olmayan yönetmelik geri çekilerek yukarıda yer alan 5 maddelik taleplerimiz yerine getirilene kadar her türlü hukuksal mücadele ve eylemliliği hep birlikte hayata geçirme konusunda kararlı olduğumuzu bildiriyoruz. Kararlılığımızın göstergesi olarak ilk etapta 5-7 Kasım 2024’te (Salı-Çarşamba-Perşembe) üç gün süreyle iş bırakıyoruz.
Sonraki haftalarda sağlık meslek örgütleri ile birlikte gerçekleştireceğimiz çeşitli eylem ve etkinliklerle halkımızın sağlığı ve haklarımız için sağlık otoritesini harekete geçme konusunda zorlamaya devam edeceğimizi, sonuç alıncaya kadar vazgeçmeyeceğimizi tüm kamuoyuna bildiriyoruz.”
Grev kararı alan meslek örgüleri:
Aile Hekimleri Dernekleri Federasyonu (AHEF), Aile Hekimliği Çalışanları Sendikası (AHESEN), Aile Sağlığı Çalışanları Ebe ve Hemşire Dernekleri Federasyonu (ASEF), Birinci Basamak Sağlık Çalışanları Birlik ve Dayanışma Sendikası (BDS), Genel Sağlık ve Sosyal Hizmet Kolu Kamu Çalışanları Sendikası (Genel Sağlık-İş), Hekim Birliği, Sağlık ve Sosyal Hizmetler Çalışanları Sendikası (Hekim Birliği), Hekim ve Diğer Sağlık Çalışanları, Kamu Sağlık ve Sosyal Hizmetler Sendikası (HekimSen),Hürriyetçi Sağlık ve Sosyal Hizmetler Çalışanları Sendikası (Hürriyetçi Sağlık Sen), Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçileri Sendikası (SES), Tabip ve Diğer Sağlık Çalışanları Sağlık ve Sosyal Hizmetler Kamu Görevlileri Sendikası (Tabip-Sen), Tüm Radyoloji Teknisyenleri ve Teknikerleri Derneği (TÜMRAD-DER), Türk Tabipleri Birliği (TTB), Türkiye Aile Hekimleri Uzmanlık Derneği (TAHUD)
PİRHA-Malatya’da depremle birlikte yaşanan hava kirliliği solunum hastalıklarını artırırken, barınma sorunu nedeniyle sağlık çalışanlarının sayısı düştü, hizmetlerde aksamalar yaşanıyor. Malatya SES Eş Şube Başkanı Cansu Kaplan, “Yasaların bize verdiği çalışma süresi 40 saatken, bizler 72 saat çalışmak zorunda kalıyoruz. Bir sağlık emekçisinin 72 saat çalışması bir mobbingdir” dedi.
6 Şubat Maraş Pazarcık merkezli depremlerde en çok hasar alan şehirlerden biri olan Malatya’da sağlık hizmetlerinin yetersizliği enfeksiyon sorunlarını da artırdı.
Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçileri Sendikası (SES)Malatya Şubesi Eş Başkanı Cansu Kaplan, depremden dolayı barınma sorunu yaşayan birçok sağlık çalışanının başka şehirlere tayinlerini istediği için hastanelerde çalışan personel sayısında azalma olduğunu, bunun da halka hizmet verilmesini geciktirdiğini belirtti.
Kaplan ayrıca deprem sonrasında ve ekonomik sorunların artmasıyla birlikte toplumda ve sağlık çalışanlarında psikososyal sorunların da geliştiğini ve toplumda bir öfke kontrol sorununun kendini göstermeye başladığını dile getirdi.
“HAVA KİRLİLİĞİ SOLUNUM HASTALIKLARINI ARTIRDI”
SES Malatya Şubesi Kadın Sekreteri Emel Karakuş, şehirde inşaat çalışmalarıyla birlikte hava kirliliğinin çoğaldığını söyledi.
Karakuş, “Havanın kirliliğiyle birlikte göğüs hastalıkları sayısı arttı. Son dönemde astım, KOAH hastalıklarının artması akabinde hasta kişiler sık sık gelmeye başladı. Malatya’daki hava kirliği, su kirliliği beraberinde sayıların artışına neden oluyor. Hijyen koşullarının kötü olması, kışların soğuk, yazların sıcak olması nedeniyle hastaneye gidip gelmekte ve hastaneye ulaşmakta problem yaşıyorlar. İnsanlar zaten ekonomik olarak zor günler yaşıyorlar bir de bunun üstüne depremden sonra beslenme gibi sorunları da ortaya çıktı” dedi.
Karakuş, depremin ardından sorunların artmaya başladığını belirterek, şunları ifade etti:
“Depremle birlikte sağlık emekçileri barınma sorunu yaşadı. Ben bir şekilde kalacak yer bulabildim ama her çalışanın böyle bir imkanı yoktur. Birçok çalışan Malatya’daki şartların zorluğundan dolayı başka şehirlere tayin istedi. Sağlık çalışanları gidince yerine gelen kimse olmadı, hasta sayısı artıyor. Bununla birlikte hastalara kaliteli hizmet vermekte zorlanıyoruz. Yaz boyunca bizler fazla mesailerle çalıştık. Eylül ayı bitmesine rağmen hala yıllık izin kullanamadık. Hasta olduğum halde izin kullanamıyorum. Rapor almak istediğimizde nöbet listelerinin yeniden düzenlenmesinde aksilikler yaşanabiliyor.”
Kadınların sağlık hizmetlerinden yeteri kadar faydalanamadığını belirten SES Malatya Şube Eş Başkanı Cansu Kaplan ise “Kadın hastalıkları baş gösterdiğinde aileler birinci basamağa gidemiyorlar. Aile planlaması hizmetlerine ulaşamıyorlar. Hastanelere ikinci ve üçüncü basamaklara başvurduğunda aileler randevu kullanıyorlar. Randevu bulduklarında da süre kısıtlı oluyor. Bugün uzak bir yerden araştırma hastanesine gitmek için iki üç tane vasıta değiştirmek zorunda kalıyor. Ekonomik şartları da göz önünde bulundurduğumuzda yeterli hizmet alamayan kadınlarda gebelik sayılarında artış oluyor. Sağlık personellerinin sayısındaki azalmayla birlikte hastaların sağlık hizmeti almasında ciddi bir problem oluşuyor” diye belirtti.
“HEM ÇALIŞANLARDA HEM HALKTA BİR ÖFKE SORUNU VAR”
SES Malatya Şube Eş Başkanı Cansu Kaplan, şunları kaydetti:
“Malatya geneline baktığımızda hem halk hem de sağlık emekçileri açısından psikososyal desteğe ihtiyaç var. İnsanlarda ve çalışanlarda bir öfke sorunu kendini göstermeye başladı. Sokağa veya trafiğe çıktığınızda insanlardaki öfke kendini gösteriyor. Rutin bir zamanda tepki gösterilmeyecek bir olaya şu an kat be kat tepki gösterebiliyorlar.
40 SAAT YERİNE 72 SAAT ÇALIŞIYORLAR
Malatya’da sağlıkta şiddet yükselmiş durumda. Halkın sağlık hizmetlerine ulaşmakta yaşadığı zorluklar, sağlık emekçilerinin Malatya’da çalışmak istememesinden kaynaklı sağlık çalışanları ve halk karşı karşıya kalıyor. Bu sorunlardan dolayı Malatya’ya personel alınmasını talep ediyoruz. Bir sağlık emekçisinin 72 saat çalışması bir mobbingdir. Yasada çalışmamız gereken süre 40 saatken bizler 72 saat çalışıyoruz.
PİRHA-CHP Ankara Milletvekili Gamze Taşcıer, sağlık çalışanlarına yapılan giyim yardımı ödemelerinin yetersiz olduğunu belirterek “Sağlık Bakanlığı’nın sağlık çalışanlarına yaptığı giyim yardımı ödemeleri, bakanlık yönetiminin 2023’te yaşadığını değil de, 2013’te kaldığını düşündürüyor” diyerek tepki gösterdi.
Cumhuriyet Halk Partisi Ankara Milletvekili Gamze Taşcıer, Sağlık Bakanlığı tarafından sağlıkçılara yapılan giyim ödemelerinin yetersizliğine dikkat çekerek Sağlık Bakanı Fahrettin Koca’ya “Bu fiyata nerede satılıyor?” diye sordu.
Taşcıer, Sağlık Bakanlığı’nın sağlık çalışanlarına yaptığı giyim yardımı ödemelerinde bakanlık yönetiminin 2013’te kaldığına vurgu yaparak, “Başta Bakan Bey olmak üzere, Bakanlık yönetimini bu derin uykudan uyanmaya, günümüze gelmeye ve hayatın gerçeklerini öğrenmek için sokağa çıkmaya davet ediyorum. Sağlık çalışanlarına yatırılmaya başlanan giyim yardımı ödemeleri, Türkiye’nin içerisinde bulunduğu ekonomik gerçeklerden tümüyle kopuk ve mecburiyetten yapıldığı, yatırmış olmak için yatırıldığı çok açık tutarlar” dedi.
“GİYİM YARDIMI NAKDİ DEĞİL AYNİ OLARAK VERİLSİN”
Geçen sene hemşirelere 171 lira yatırıldığını bu sene ise bu rakamın 347 lira olduğunu belirten Taşçı, şöyle devam etti:
“Artışın Devlet’in belirlediği yeniden değerleme oranı kadar bile olmadığını görüyoruz ki o bile olağanüstü yetersiz bir miktar ediyor. Bir hekim 77 liraya hangi önlüğü alabilir? Bir hemşire 347 liraya iki forma, bir ayakkabı, iki çorap, iki kep ve boneyi nasıl alabilir? Sağlık Bakanı Fahrettin Koca’ya soruyorum, demek bildiğiniz bir yer var ki bu tutarları belirlemişsiniz. Söyleyin bunlar nerede satılıyor? Böyle bir yer olmadığını elbette hepimiz biliyoruz. O zaman çağrımız, bu giyim yardımını nakdi değil, ayni olarak verilmesidir. Böylece bakanlığın bunları toplu alırken bile bu fiyatlara almasının mümkün olmadığını da görmüş oluruz.”
PİRHA-“Pandeminin Türkiye’deki Merkez Üssü İstanbul’da Son Durum” başlıklı bir basın toplantısı düzenleyen İstanbul Tabip Odası, ikinci yılını doldurmak üzere olduğumuz Covid-19 pandemisinin en başından beri kontrol edilemediğini söyledi. İTO, “Salgın neredeyse kendi doğal seyrine bırakılmış durumda yayılmaya ve öldürmeye devam ediyor” dedi.
İstanbul Tabip Odası (İTO) Cağaloğlu’ndaki binasında “Pandeminin Türkiye’deki Merkez Üssü İstanbul’da Son Durum” başlıklı bir basın açıklaması yaptı. Salgının en başından beri kontrol edilemediğini belirten İstanbul Tabip Odası, açıklamasında “Meslektaşlarımız artan iş ve hastalık yükü altında güvensiz çalışma ortamı nedeniyle tükeniyor. Sağlık çalışanları korunmaktan öte hasta hasta çalışmak zorunda kalıyor. En başından beri kontrol edilemeyen salgın neredeyse kendi doğal seyrine bırakılmış durumda yayılmaya ve öldürmeye devam ediyor” ifadelerini kullandı.
Açıklamayı İstanbul Tabip Odası Yönetim Kurulu üyesi Dr. Güray Kılıç yaparken, Covid-19 pandemisinin ikinci yılını doldurmak üzere olduğumuz bugünlerde salgının seyrine ilişkin tespitlerde bulunuldu. İTO tarafından yapılan açıklama şu şekilde:
“Hastaneler doluyor, sağlık çalışanları tükeniyor. Covid-19 pandemisinin ikinci yılını doldurmak üzere olduğumuz şu günlerde Omicron varyantının oluşturduğu yeni dalga adeta bir tsunami gibi dünyayı ve ülkemizi etkisi altına almıştır. Gerek Omicron varyantının artmış bulaşıcılık özelliği gerek kısıtlamaların azaltılması gerekse de kuzey yarım kürede kış döneminin etkisiyle ülkemizde ve dünyada genelinde olgu sayılarında yeniden artış gözleniyor. Birçok ülkede vaka sayıları rekor üzerine rekor kırarken, Türkiye’de resmi verilere göre test kısıtlamasına rağmen günlük vaka sayısı üç haftadır 60 binin üzerinde, test pozitiflik oranı da vaka sayılarına paralel şekilde üç haftadır yüzde 15’in üzerinde seyretmektedir.
Yine resmi verilere göre her gün 150 ile 200 arasında yani bir uçak dolusu insanımızı kaybediyoruz. Sağlık Bakanı Fahrettin Koca’nın da itiraf ettiği gibi İstanbul pandeminin merkez üssü haline gelmiş durumda. Haftalık vaka sayısı pandeminin başından itibaren en yüksek sayıya ulaşan İstanbul’da yüz binde 1571 olarak açıklandı. Hastanelerde Covid servisleri ve yoğun bakımları doluyor, yenileri açılıyor.
“SAĞLIK ÇALIŞANLARI HASTA HASTA ÇALIŞMAK ZORUNDA KALIYOR”
Meslektaşlarımız artan iş ve hastalık yükü altında güvensiz çalışma ortamı nedeniyle tükeniyor. Sağlık çalışanları korunmaktan öte hasta hasta çalışmak zorunda kalıyor. En başından beri kontrol edilemeyen salgın neredeyse kendi doğal seyrine bırakılmış durumda yayılmaya ve öldürmeye devam ediyor. Semptomu olmayan temaslılara test yapılmaması, izolasyon ve karantinanın tamamen kaldırılması veya sürelerinin kısaltılması, aşısız veya eksik aşılı kişilerin test yaptırmadan kapalı alanlara girişi ve seyahatiyle ilgili kısıtlamaların kaldırılması hastalığın yayılmasını hızlandırıyor.
Yarıyıl tatili için yurdun dört bir yanına yayılan İstanbullular ile hastalığın daha da yaygınlaşması beklenmelidir. Herkesin hastalığı geçirmesi sonucu toplumsal bağışıklığın kazanılacağı beklentisinin bedeli daha fazla insan ölümü olacaktır. Omicron varyantının bir önceki Delta varyantına göre daha hafif atlatıldığı yönünde veriler olsa da özellikle hastalığı geçirmeyen, aşısız ve hatırlatma dozu yapılmayanlar dahil eksik aşılılar da oldukça ölümcül olabileceğini gösteren çalışmalar da bulunmaktadır.
“DELTA VARYANTI HALA DOLAŞIMDA”
Bunun yanında Delta varyantı hala dolaşımdadır. Kronik hastalığı bulunan veya ileri yaştaki kişilerin hem Delta hem de Omicron varyantına karşı kırılgan olduğu aşının yüzde yüz koruyucu olmadığı bilinmektedir. Diğer kişiler hastalığı hafif geçirse bile hastalığı daha ağır geçiren daha fazla sayıda hastaneye yatan, daha fazla ölen bu dezavantajlı gruptaki kişilere bulaşmasına neden olmaktadır.
Omicron sürecinde sağlık çalışanlarınım korunmasıyla ilgili önerdiğimiz düzenlemeler şunlardır:
Sağlık çalışanı ölümlerinde de aşısız ve eksik aşılı sağlık çalışanları göze çarpmaktadır. Yasal düzenlemeler de kullanılarak, tüm sağlık çalışanlarının Covid-19’a karşı zorunlu olarak tam aşılı olması sağlanmalıdır. Riskli alanlarda çalışan sağlık çalışanlarına FFP2, FFP3, N95 benzeri ve üzeri koruyuculuğu olan maskeler parasız şekilde sağlanmalıdır. Atama bekleyen, ataması yapılmayan, kamu görevlerine hukuksuzca son verilen sağlık çalışanlarının ataması derhal yapılmalıdır. İzolasyondaki sağlık çalışanlarından yedinci günün sonunda hala hastalık belirtisi olanlarda izolasyon uzatılmalıdır. Eğer kişinin belirtisi yoksa mevcut izolasyon kuralları uygulanmalıdır.
“RİSKLİ DURUMLARI OLANLARA KIŞ AYI BOYUNCA ÜCRETLİ İZİN VERİLMELİDİR”
Toplum için önerilerimiz:
Vakaların saptanabilmesi için PCR testinin yanında hızlı antijen testi yaygın olarak kullanılmalıdır. Hızlı antijen testi ve PCR testi ile saptanan vakalarda önlemler alınarak, izolasyon uygulanmalıdır. Kapalı ve kalabalık ortamlarda çalışanlar için aşı zorunluluğu getirilmelidir. Aşı kartı uygulaması ile aşısız veya eksik aşılıların kalabalık ortamlara girişine izin verilmemelidir. 5-11 yaş aralığındaki çocuklar için aşılama başlatılmalıdır. Bağışıklık yetmezliği, kronik hastalık gibi riskli durumları olan tüm çalışanlara risk durumlarına göre tüm kış ayı boyunca ücretli izin verilmelidir. Maske kullanılması, zorunlu olmadıkça kapalı ve kalabalık ortamlarda bulunulmaması, kapalı alanların havalandırılması sağlanmalıdır.”
PİRHA-Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkan Yardımcısı Gamze Akkuş İlgezdi, sağlık çalışanlarının, özlük hakları için eylem yapmaları sebebiyle gözaltına alınmasına sert tepki gösterdi.
Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkan Yardımcısı ve İstanbul Milletvekili Gamze Akkuş İlgezdi, özlük hakları için alana inen sağlık çalışanlarının gözaltına alınmasını eleştirdi.
Kabine üyelerinin pandemi sürecinde sık sık ekranlara çıkarak, “sağlık çalışanları için balkonlardan moral alkışı” istediğini anımsatan Akkuş İlgezdi, “Aradan 10 ay geçti. Sağlıkçılara verilen sözlerin hiçbiri tutulmadı. ‘Ek ödeme verilecek’ denildi, çalışanlar arasında ayrımcılık yapıldı. ‘Covid-19 Meslek Hastalığı sayılacak’ denildi. ‘İlliyet bağı’ şart koşuldu. ‘3600 Ek gösterge verilecek’ denildi, ‘6 bin liradan düşük maaş alan sağlıkçı mı var?’ algısı yaratıldı. Oysa bugüne kadar doktorundan, teknisyenine, sağlık işçisinden güvenlik görevlisine tam 356 sağlık emekçisi kovid-19 mücadelesine hayatını kaybetti. Görünen o ki, verilen sözler uçtu, geride kuru bir alkış kaldı” dedi.
“7 YILDA SADECE 18 TANI!”
Türkiye’deki çarpık sosyal güvenlik sistemi nedeniyle sağlık sektöründe çalışan bir kişinin meslek hastalığına yakalanmasının neredeyse imkansız olduğuna işaret eden CHP’li Akkuş İlgezdi, “SGK verileri ortada. Geçtiğimiz 7 senede tüm iş kollarında meslek hastalığına yakalanan kişi sayısı 4 bin 775. Bunlardan sadece 18’i sağlık çalışanı. İktidara göre 2013 ve 2014’te 1’er, 2015 ve 2017’de 2’şer, 2016’da 3, 2018’de 5 ve 2019’da 4 sağlık çalışanı meslek hastalığına yakalanmış. İktidarın meslek hastalığı bağlamında neden ‘illiyet bağı aramakta’ ısrar ettiği açıkça anlaşılıyor. Sağlık çalışanları ölüyor, yaşamları tehlikeye giriyor ama mevzuat ve sistem onları hasta olarak görmüyor, kabul etmiyor” açıklamasını yaptı.
“RİSK VAR, HASTALIK YOK”
Hekimlerin ve sağlık çalışanlarının, Adalet ve Kalkınma Partisi döneminde çalışma koşullarının giderek ağırlaştığını söyleyen Gamze Akkuş İlgezdi, “Tüm dünyada meslek hastalıklarının kapsamı genişletiliyor. Hak temelli bir sosyal güvenlik sistemi inşa ediliyor. Pandemi sürecinde risk altında çalışan sağlık çalışanları da güvenlik şemsiyesinin altına alınıyor. Oysa Türkiye’de iktidar pratiği tam tersi istikamette ilerliyor. Detaylı bürokratik işlemler nedeniyle, bir sağlık çalışanının bütün risklere karşın meslek hastalığına yakalanması neredeyse imkansız. İktidar, illiyet bağı ararken açıkçası sağlık çalışanına eziyet ediyor” diye konuştu.
“41 BİN 695 SAĞLIK EMEKÇİSİ İŞ KAZASI GEÇİRDİ”
“Sağlık emekçilerinin yaptıkları iş nedeniyle yaralanması veya hastalanması iş kazası veya meslek hastalığı olarak kabul edilmelidir” diyen CHP’li Akkuş İlgezdi, “2013-2019 yılları arasında sağlık sektöründe meydana gelen iş kazalarında yüzde bin 115 artış yaşandı. Toplam 41 bin 695 sağlık emekçisi iş kazası geçirdi. 44 sağlık çalışanı hayatını kaybetti. Vaka var, ölüm var, yaralanma var ama meslek hastalığına yakalanan yok! Bu düzen çürümüştür” dedi.
“SİSTEM TÜKETİYOR”
Sağlıkta dönüşüm ve performans sisteminin sağlık sektörünü tükettiğini ifade eden Genel Başkan Yardımcısı Akkuş İlgezdi, “Haftada 115 sağlık emekçisinin iş kazası geçirdiği bir ülkede, sistemin sağlıklı işlediğini ve kamu sağlığının eksiksiz biçimde korunduğunu söylemek mümkün değil. Tüm iş kazalarının yüzde 2’si sağlık sektöründe yaşanıyor. Bu gelişmiş bir ülke için kabul edilebilir değil” dedi.
“İKTİDAR OYALIYOR!”
Cumhurbaşkanlığı Kabinesinin pandemi sürecini yönetmekte sınıfta kaldığını ve sağlık çalışanlarını boş vaatlerle oyaladığını belirten CHP’li Akkuş İlgezdi, “TBMM’de Kovid-19’un meslek hastalığı sayılmasına ilişkin tüm partiler arasında bir mutabakat sağlanıyor. Sayın Sağlık Bakanı, ‘Elbette bu hak verilecek’ diyor. Sağlıkçılar umutlanıyor. Ancak kabinenin bir diğer üyesi; Aile, Çalışma ve Sosyal İşler Bakanı, ‘Ancak illiyet bağı oluşursa, meslek hastalığı sayarız’ diyor. Oysa ifade ettiğim gibi, Türkiye’de bundan önce hangi sağlık çalışanı meslek hastalığına yakalanmış sayılmış ki, pandemi döneminde sayılsın. Şimdi sağlık emekçisi kime inansın?” diye sordu.
Sağlık Bakanlığı tarafından koronavirüs tedbirleri kapsamında sağlıkçılara yönelik getirilen izin, emeklilik işlemleri gibi kısıtlamalar kaldırıldı.
Sağlık Bakanlığı’nca, koronavirüs pandemisi dolayısıyla sağlık çalışanlarına yönelik olarak, izin ve emeklilik işlemleri kısıtlaması getirilmişti. Sağlıkçılara yönelik, yıllık izin, ücretsiz izin, şua izni ve emeklilik işlemleri yasağını kaldıran yazı, personel işlemleri başlığıyla Sağlık Bakanlığı tarafından yayımlandı.
Sağlık Bakanlığınca 81 ilin Sağlık Müdürlüklerine personelin yıllık izin, istifa, emeklilik, durumundaki yeni düzenlemelere ilişkin yazı yayımladı. Sağlık Bakanlığı yazısına göre emeklilik talebinde bulunan personelin işlemleri yerine getirilecek. Buna göre Sağlık Bakanlığı personeline, kamu sağlık hizmetini aksatmayacak şekilde yıllık izin ve ücretsiz izin verilebilecek.
PİRHA- KESK, SES ve TTB üyesi kamu emekçileri Lütfi Kırdar Eğitim ve Araştırma Hastanesi önünde hükümetin yüzde 3’lük maaş zammına tepki gösterdi.
Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçileri Sendikası (SES) Şişli Şubesi ve Türk Tabipler Birliği (TTB) üyesi kamu emekçileri hükümetin memur maaşlarına yaptığı yüzde 3,5 zamma tepki gösterdi.
Lütfi Kırdar Eğitim ve Araştırma Hastanesi önünde yapılan ve ‘İnsanca yaşamak istiyoruz’, ‘Sendikal faaliyet suç değildir’, ’Ek ödeme nerede?’ dövizlerinin açıldığı açıklamada, “Şüpheli TÜİK verileri ile manüpile edilen enflasyon oranlarıyla, giderek artan vergi dilimleri ile iyice yoksullaşırken istenilen sadaka değil tulumlardan akan terin, gözlüklerde biriken buğunun, topuklardaki sızının, sırt ağrılarının, yakınlarımıza duyduğumuz hasretin, bozulan ruh sağlığımızın hakkını istiyoruz” denildi.
“TÜKENİYOR VE ÖLÜYORUZ”
Dünyayı kasıp kavuran pandeminin ülkedeki emekçilerin, işçilerin üzerinde kabus gibi dolanmaya devam ettiğinin belirtildiği açıklamada, sağlık çalışanlarının izin hakkının ellerinden alınarak tükenmeye ve ölüme mahkum edildiği vurgulanarak, şöyle devam edildi:
“Pandemi ile baş etmeye çalışan biz sağlık çalışanları ne yazık ki ücretlerimize yapılan zammın, ödenemeyen ek ödemelerin komiklikleri ile uğraşmaktan utanıyoruz. Toplu sözleşme masasına oturan, emekçilerden, yaşanılan geçim sıkıntısından bi haber olan yetkililer ve sarı sendika (bizleri temsil ettiğini sanan Memur-Sen) bu durumun en büyük sorumlularıdır. Oynanan oyunların sonunda hayatımızla sınanan, sürekli zarar gören bizler sizlerden utanıyoruz. Gıdaya, elektriğe, doğalgaza, köprü ve otoyol geçişlerine yapılan zamlar bizlere yapılan zamla kıyaslanamayacak seviyededir. Sözde maaş artışları elimize geçmeden vergi olarak kesiliyor. Bu adaletsiz gelir vergisi tarifesine son verilmelidir. Maaşlarımız yoksulluk sınırının altında kalmıştır. Ek ödeme dediğiniz şeyi ise; ne düzgün verebildiniz, ne de adil olabildiniz. Ek ödeme adaletsizliğiniz çalışma barışını bozmaktan başka bir işe yaramadı.”
“SADAKA DEĞİL AKAN TERİN, BOZULAN SAĞLIMIZIN HAKKINI İSTİYORUZ”
Hükümetin sağlığa ayrılan bütçede de sınıfta kaldığının altı çizilen açıklamada sağlık emekçilerinin talepleri, “Şüpheli TÜİK verileri ile manüpile edilen enflasyon oranlarıyla, giderek artan vergi dilimleri ile iyice yoksullaşırken istenilen sadaka değil tulumlardan akan terin, gözlüklerde biriken buğunun, topuklardaki sızının, sırt ağrılarının, yakınlarımıza duyduğumuz hasretin, bozulan ruh sağlığımızın hakkını istiyoruz. Bizler; meslek örgütlerimize, sendikamıza kulaklarınızı tıkasanız da, Sağlık bakanlığı bizi duymamakta, görmemekte ısrarcı olmaya devam etse de taleplerimizi haykırmaya devam edeceğiz” denilerek şöyle sıralandı;
İzin, emeklilik, istifa gibi kazanılmış haklarımızdan elinizi çekin.
Gelir vergisini bizden değil patronlardan alın.
Sağlıkta şiddeti önleyecek önlemleri derhal alın, yasayı bizi dinleyerek çıkarın.
Sağlık ve sosyal hizmet emekçilerinin yoksulluğa ve sefalete itilmesine karşılık toplu sözleşmeyi yenileyin ya da seyyanen maaşlarımıza 2000 TL zam yapın.
Sağlık çalışanlarının tamamını kapsayan, dönüşümlü çalışma, hamilelerin, kronik hastalığı bulunanların, idari izinli sayılmasını, çocuklu çalışanlardan talep eden ebeveynin idari izinli sayılmasını,
3-4 kalemde ödemeye çalıştığınız ücretlerimizi tek kalemde ödeyin ve emekliliğimize yansıtın.
3600 ek göstergeyi yıpranma payı olarak söz verdiğiniz gibi bir an önce hayata geçirin.
Personel eksikliğini kadrolu, güvenceli istihdam ile giderin.
Bütün sağlık emekçilerinin temel ücretlerinin yoksulluk sınırının üzerinde olacak şekilde düzenlenmesini İSTİYORUZ!!!!
Son söz olarak tekrar soruyoruz; Kasım-Aralık ek ödemeleri nerede?
PİRHA: Pandemiye karşı zorlu bir mücadele yürüten sağlık çalışanları, Kasım ve Aralık ayında ödenmeyen ek ödemelerini istedi.
Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçileri Sendikası (SES) ve İstanbul Tabip Odası İstanbul Şubeleri, ödenmeyen ek ücrete ilişkin Beyoğlu’nda bulunan Taksim İlkyardım Hastanesi önünde saat 13.00’te açıklama yaptı.
“Hakkınız ödenmez dediler ödemediler“ pankartının açıldığı açıklamada sık sık “İnsanca yaşanacak ücret istiyoruz “ ve “Ranta değil sağlıkçıya bütçe“ sloganları atıldı.
“TOPLUMA YALAN SÖYLÜYORLAR”
SES Sişli Şube Eşbaşkanı Abuzer Aslan, toplum sağlığı için salgınla mücadele ettiklerini belirterek, Kasım ve Aralık ek ödemelerin kendilerine yapılmadığını kaydetti. Sağlık Bakan’ın haklarını gasp ettiğini söyleyen Aslan, “Topluma yalan söylüyorlar. Biz bu yalanlardan yorulduk. Sadece işimizle ilgilenmek istiyoruz” dedi.
“SAĞLIK EMEKÇİLERİ DAHA MAAŞLARINI ALAMADILAR”
İstanbul Tabip Odası Yönetim Kurulu Üyesi Murat Ekmez ise, sağlık emekçilerinin daha maaşlarını alamadıklarını ifade etti. Ekmez, şunları kaydetti.
“Gününü gecesine katıp çalışan sağlık emekçilerine bir tek maaşları reva görülüyor. Şehir hastanelerine milyonlarca lira para harcanırken emekçiler ise görmezden geliniyor. Sağlık bakanı patronluk yaptığı dönemde ceplerini doldurmuş, kar etmiş olabilir. Fakat sağlık emekçileri geçim derdi yaşıyorlar. Bundan utanç duymalılar. Bizden bekledikleri itaat ve verdiklerine razı olmamızı istiyorlar. Razı olmayacağız mücadeleyi büyüteceğiz.”
“SAĞLIK ÇALIŞANLARI YOKSULLAŞTI”
Hazırlanan basın metni okuyan SES Temsilcisi Handan Mısıroğlu ise pandeminin başından beri alkışlanan sağlık emekçilerinin vergi yükü, enflasyon oranlarının altında ezildiğini ve yoksullaştığını belirterek, “Pandemi koşullarında izinsiz, dinlenmeksizin virüs yüküyle mücadele ederken tükeniyor ve her gün ölüyoruz. İnsanca yaşayacak, meslek riskimizi karşılayacak tek kalemde yoksulluk sınırının üstünde temel ücret diye isyan edip çığlık attıkça performans ve ek ödemelerle bizlere lütuf olarak sunuldu” dedi.
TALEPLER
Sağlık emekçilerinin talepleri şöyle sıralandı:
“* İzin ve dinlenme hakkı, emeklilik hakkı gibi kazanılmış haklarımıza hiçbir koşul altında dokunulmamalı.
* Emekçilerin sağlık, eğitim, gıda, barınma, giyim, elektrik, ısınma giderleri için ödediği vergiler gelir vergisi matrahından mahsup edilmelidir.
* Sağlık çalışanlarının tamamını kapsayan, dönüşümlü çalışma, hamilelerin, kronik hastalığı bulunanların, idari izinli sayılmasını, çocuklu çalışanlardan talep eden ebeveynin idari izinli sayılmasın.
* Sağlıkta şiddetin önlenmesin.
* Bütün sağlık emekçilerinin temel ücretlerinin yoksulluk sınırının üzerinde olacak şekilde düzenlenmesini istiyoruz.”
PİRHA- Toplumsal Özgürlük Partisi İzmir Halk Sağlığı Meclisi, salgın döneminde sağlık çalışanlarının izin, emeklilik ve istifa etme haklarının anayasaya aykırı bir biçimde ellerinden alınarak, çalışma şartlarının ağırlaştığına dikkat çekti.
Toplumsal Özgürlük Partisi (TÖP) İzmir Halk Sağlığı Meclisi, ‘Sağlık Haktır Herkese Güvenceli Yaşam’ kampanyası başlatarak salgın sürecinde sağlık emekçilerinin ağırlaşan şartlarının düzeltilmesi çağrısında bulundu.
İzmir Halk Sağlığı Meclisi adına açıklamayı okuyan Arzu Sert, “Salgınla kahramanca, canla başla savaşan ve bu uğurda ağır bedeller ödeyen sağlık çalışanların tüm talepleri yerine getirilmelidir. Covid-19 meslek hastalığı sayılmalı, aşılama konusunda öncelik sağlık çalışanlarına tanınmalıdır. Öte yandan sağlık emekçilerinin salgınla mücadele edebilmelerinin en temel koşulu tam kapanmadır. Tam kapanma sağlanmadan, sağlık emekçilerinin sırtlarına yüklenen salgın yönetimi terk edilmelidir” ifadelerini kullandı.
“SAĞLIK ÇALIŞANLARI HASTALIKTA MÜCADELEDE KURBAN EDİLDİ”
Sağlık politikalarının iflas ettiğini, halk ve sağlık emekçilerinin kendi kaderine terk edildiğini belirten Sert, halkın salgının yarattığı yıkım koşullarında ölüm, açlık ve hastalıkla baş başa bırakıldığını ve sağlık çalışanlarının çok büyük bir hızla yayılan hastalıkla mücadelede kurban olarak kullanıldığını kaydetti.
Sert, “Salgının başladığı süreçten bugüne kadar 300en fazla sayıda sağlık emekçisini kaybettik. Sağlık emekçileri insani olmayan çalışma koşullarına maruz bırakılmaktadır. Kişisel koruyucu ekipmanlar ne sağlık emekçilerine ne de halka sağlanmıyor. Hakkınız ödenmez diyerek alkışlanan sağlık emekçilerine ayrılan 2021 sağlık bütçesi tam anlamıyla utanç tablosudur. Bütün bunları sırf ekonominin çarkları dönsün, zengin bir azınlık servetini büyütmeye devam etsin diye yapıyorlar. Büyük bir kesimin canı ve sağlığı küçük bir azınlığın çıkarı için feda ediliyor. İşçiler, emekçiler, yoksullar eve kapanıp yoksullaşmak ve işsiz kalmak ile işe gidip hastalığı kapmak, ölmek ya da hastalığı yakınlarına bulaştırmak arasında bırakıldı. Ayrıcalıklı bir azınlık dışında hiç kimsenin güvenceli bir şekilde eve kapanma lüksü olmuyor. Dolayısıyla salgın altında kapitalizmin çarkları döndürülmeye devam ediyor” diye konuştu.
“Bu böyle gitmemeli diyen herkesi kampanyamıza ses vermeye, işçilerin, yoksulların, sağlık emekçilerinin taleplerini hep birlikte dillendirmeye çağırıyoruz” diyen Sert, kampanyaya destek olma çağrısında bulunarak salgınla canla başla savaşan ve ağır bedeller ödeyen sağlık çalışanların tüm talepleri yerine getirilmesi gerektiğinin altını çizdi.
Sert, talepleri şöyle sıraladı:
*Salgınla etkili bir mücadele için Türk Tabipler Birliği’nin 28 günlük tam kapanma çağrısı derhal uygulanmalıdır. Bu kapanmada elbette acil ve zorunlu işler dışarıda bırakılmalıdır. Ancak daha da önemlisi, bu kapanmanın ekonomik maliyeti devlet tarafından karşılanmalıdır.
* Herkese gelir güvencesini içine alacak bir dizi ekonomik önlem paketi hazırlanmalıdır. Ücretsiz izin uygulamasının yasaklandığı, ücretli izne herkesin erişebileceği düzenlemeler hayata geçirilmelidir. Doğalgaz, elektrik, su, telefon, internet gibi hizmetlerin giderleri ücretsiz olmalıdır.
*Aşıya erişim konusundaki tüm şüpheler giderilmelidir. Bilimsel ve etik kurallarla ruhsatlandırılmış aşılar herkese ücretsiz uygulanmalı, uygulama konusundaki sınıfsal ayrım ortadan kaldırılmalıdır. Yoksulların aşıya erişimleri derhal sağlanmalıdır.
*Salgında ön saflarda mücadele veren sağlık çalışanları mesleklerini icra ederken temel ihtiyaçlarını karşılamakta zorlanıyor. Nitelikli ve sağlıklı beslenme hakları dahi ellerinden alınıyor. Medyada yer alan görsellerden gördük ki bizlere kuru ekmek uygun görülüyor. Sadece birkaç gün önce Mersin’de sağlık çalışanı Kadir Saldız 24 saatlik tuttuğu nöbetin ardından dinlemek için uzandığı sandalyeden kalkamadı.24 saat nöbet uygulaması yasaklanmalı, sağlık kurumlarında dönüşümlü çalışma uygulaması planlanmalıdır.
*Sağlık emekçilerinin izin, emeklilik ve istifa etme hakları anayasaya aykırı bir biçimde ellerinden alınıyor. Uzun çalışma süreleri pandemi ile daha fazla artmıştır. Acilen ihtiyacı karşılayacak kadrolu sağlık emekçileri istihdamı yapılmalıdır. En düşük temel ücret yoksulluk sınırının üstünde olmak üzere düzenleme yapılmalıdır.
*Salgınla kahramanca, canla başla savaşan ve bu uğurda ağır bedeller ödeyen sağlık çalışanların tüm talepleri yerine getirilmelidir. Covid 19 meslek hastalığı sayılmalı, aşılama konusunda öncelik sağlık çalışanlarına tanınmalıdır. Öte yandan sağlık emekçilerinin salgınla mücadele edebilmelerinin en temel koşulu tam kapanmadır. Tam kapanma sağlanmadan, sağlık emekçilerinin sırtlarına yüklenen salgın yönetimi terk edilmelidir.
*Sağlık emekçilerine dinlenebilecekleri alanlar sağlamayan, sağlık hizmeti verme konusunda birer ucubeye dönüşen özel hastaneler ve şehir hastaneleri kamulaştırılmalı, sağlık paralı bir hizmet olmaktan çıkarılmalıdır.
*Bir diğer nokta ise, halkın ruh sağlığı ile ilgili. Toplumun büyük bir kesiminde şok etkisi yaratan ve büyük yıkımlara yol açan salgın ve ekonomik kriz ruh sağlığı üzerinde büyük hasarlara yol açıyor. Çocuklardan gençlere, orta yaştan yaşlılara kadar toplumun tüm kesimleri bu olumsuz koşullardan fazlasıyla etkileniyor. Bu çerçevede, ruh sağlığı hizmetlerine erişim konusunda adımlar atılmalı, ruh sağlığı hizmetleri yaygınlaştırılmalı ve ücretsiz hale getirilmelidir.
PİRHA-TTB, sağlık emekçileri İlhan Doğan, İlhan Demirel ve Lokman Öztürk’ün Covid-19 sebebiyle hayatını kaybettiğini duyurdu.
Türk Tabipleri Birliği (TTB), yeni tip koronavirüs (Covid-19) salgını nedeniyle 3 sağlık emekçisinin daha hayatını kaybettiğini duyurdu.
TTB’nin yaptığı sosyal medya paylaşımlarına göre, İstanbul Tabip Odası Hekimlik Uygulamaları Bürosu’nun kurulmasında büyük emeği olan, emekli Sağlık Bakanlığı müfettişi İşyeri Hekimi Dr. İlhan Doğan, Trabzon’da özel bir hastanede çalışan Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Dr. İlhan Demirel ve Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Anatomi Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Lokman Öztürk koronavirüs sebebiyle yaşamını yitirdi.
PİRHA- İzmir Tabip Odası Başkanı Lütfi Çam, “Ekonomik çıkarları ve siyasi kaygılarınızı değil halkımızın ve bizlerin sağlığını önceleyin. Salgın yönetiminde aklı, bilimi ve bizleri dinleyin. Önlenebilir her ölümün sorumlusu sizsiniz. Yaşam hakkımızın ihlaline karşı sessiz kalmayacağız” dedi.
İzmir Diş Hekimleri Odası, İzmir Eczacı Odası, İzmir Tabip Odası, Birinci Basamak Sağlık Çalışanları Birlik Dayanışma Sendikası, Genel Sağlık-İş, SES, İzmir Aile Hekimleri Derneği, Sosyal Hizmet Uzmanları Derneği, Tüm Radyoloji Teknisyenleri ve Teknikerleri Derneği, Türk Psikologlar Derneği, Türkiye Aile Hekimleri Uzmanlık Derneği, İzmir Aile Sağlığı Çalışanları Derneği, Türkiye Sağlık İşçileri Sendikası Konak Eski Sümerbank önünde “Öfkeliyiz çünkü tükendik, çünkü ölüyoruz” diyerek basın açıklaması yaptı.
“Öfkeliyiz çünkü tükeniyoruz, çünkü ölüyoruz” pankartı açıldığı açıklamada ‘Algıyı değil, salgını yönetin’, ‘Covid 19 meslek hastalığıdır’, ‘Corona değil, kapitalizm öldürüyor’ dövizleri taşındı.
Sağlıkçılar adına ortak basın açıklamasını okuyan İzmir Tabip Odası Başkanı Lütfi Çamlı, “Siyasi ve ekonomik kaygılarla aldığınız kararlar, ötesinde alamadığınız kararlar yüzünden binlerce insanımızı, yüzlerce sağlık çalışanımızı kaybettik. Kaybetmeye de devam ediyoruz” diyerek pandemi sürecinin doğru yönetilmediğini ifade etti.
Hükümetin halkın sağlığını değil, ekonomik çıkarları öncelediğini söyleyen Çamlı, salgın konusunda doğru söyleyenlerin terörist ilan edildiği ifade etti.
Salgın sürecinde yaşamını yitiren sağlık emekçilerini hatırlatan Çamlı, “Bilim insanlarının önerilerine ve kararlarına kulaklarınızı tıkadınız. Salgından politik başarı hikayesi çıkarmaya çalıştınız. Salgın konusunda doğruları söyleyen kim varsa terörist ilan ettiniz. Geldiğimiz noktada maalesef haklı çıkmanın üzüntüsünü yaşıyoruz. Ekonomik ve siyasi kaygılarla aldığınız kararlardan dolayı yitirdiğimiz binlerce canın, yüzlerce sağlık çalışanının hesabını kim verecek?” diye sordu.
“YARATTIĞINIZ KAOS SAĞLIK ÇALIŞANLARINA ŞİDDET OLARAK DÖNDÜ”
“Yarattığınız bu kaos yurttaşlarımıza sağlık sorunu, sağlık çalışanlarına da şiddet olarak döndü” diyen Çamlı, şunları ifade etti.
“Sağlık çalışanları her zamankinden daha ağır koşullarda ve korunmasız bir şekilde çalıştığına dikkat çekerek, “Aylar öncesinden grip aşısı konusunda uyardık, gerekli çalışmaları yapın dedik. Grip salgınıyla birlikte COVID-19 yıkıcı bir etki yapar dedik. Tüm toplumun aşılanması gerekirken, temin edilen aşı sayısı risk gruplarının hemen hiçbirine yetmedi. Sağlık çalışanlarını bile risk grubunda saymadınız. Yurttaşlarımız, yaşanan bu kaosun içinde aşı bulabilmek için ASM’ler, eczaneler, hastaneler arasında dolaştı durdu. Yarattığınız bu kaos yurttaşlarımıza sağlık sorunu, sağlık çalışanlarına da şiddet olarak döndü. Aşının bizler için bir hak, sizler için bir ödev olduğunu söyledik ama siz ödevinizi yapmadınız.”
“SİYASİ KAYGILARINIZI DEĞİL HALKIN VE BİZLERİN SAĞLIĞINI ÖNCELEYİN”
İktidara, “Ekonomik çıkarları ve siyasi kaygılarınızı değil halkımızın ve bizlerin sağlığını önceleyin” çağrısında bulunan Çamlı, Covid-19’un sağlık çalışanları için meslek hastalığı sayılması gerektiğine dikkat çekti.
Çamlı şunları kaydetti.
“2020 yılını geride bıraktığımız bu günlerde sizleri tekrar ve daha güçlü uyarıyoruz. Ekonomik çıkarları ve siyasi kaygılarınızı değil halkımızın ve bizlerin sağlığını önceleyin. Salgın yönetiminde aklı, bilimi ve bizleri dinleyin. Önlenebilir her ölümün sorumlusu sizsiniz. Yaşam hakkımızın ihlaline karşı sessiz kalmayacağız. Sağlık çalışanlarını ve vatandaşlarımızı kaybettiğimiz, yanlış sağlık politikaları sonucu ölümlerle ve tükenmişlikle geçen bir yılı geride bırakıyoruz ama tükenmememiz için, ölmememiz için yılın değil sizin zihniyetinizin değişmesi gerektiğini biliyoruz. Sağlık emek, meslek örgütleri ve tüm sağlık çalışanları adına, size “Artık yeter daha fazla eksilmek istemiyoruz” diyoruz. Bizler yaşamak, yaşatmak istiyoruz.”
PİRHA-Covid-19 ile mücadele sırasında vefat eden veya hastalanarak mağduriyet yaşayan sağlık çalışanları #fahrettinkocaistifa etiketi Twitter’da paylaşımlar yapıyor.
Koronavirüs salgınından en çok etkilenen grup olan sağlık çalışanları, ikinci dalga nedeniyle tükenmiş durumda. Sağlıkçılar endişe, stres ve aşırı yoğun mesai saatleri ile mücadele ediyor. Çalışma koşullarının iyileştirilmesini, iş yüklerinin azaltılmasını ve özlük haklarını talep eden sağlık çalışanları Twitter üzerinden #fahrettinkocaistifa etiketi açarak Sağlık Bakanı’nın istifasını talep ediyor.
PİRHA- Ankara’da 21 Ekim itibariyle bin 72 sağlık çalışanına Covid-19 tanısı konulduğu bilgisini veren ATO Yönetim Kurulu Üyesi Dr. Haydar Can Dokuyan, “Ankara’da son 1 haftadır filyasyon yapılan kişi sayısı günlük 10 bin civarında. Türkiye geneli açıklanan vaka sayıları 2000’lerde seyretmektedir” denilerek, gerçeğin yansıtılmadığı dile getirildi.
Ankara Tabip Odası, Ankara Diş Hekimleri Odası, Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçileri Sendikası Ankara Şubesi, “Ankara’da pandemi son hali” başlıklı basın toplantısı yaptı. Toplantıya Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçileri Sendikası (SES) Ankara Şube Eş başkanı Kubilay Yalçınkaya, Ankara Diş Hekimleri Odası (ADO) Yönetim Kurulu Başkanı Dr. Faik Serhat Özsoy ve ATO Yönetim Kurulu Üyesi Dr. Haydar Can Dokuyan katıldı.
Kurumlar adına basın açıklaması metnini ATO Yönetim Kurulu Üyesi Dr. Haydar Can Dokuyan okudu.
Dokuyan yaptığı açıklamada, “Coronavirüs salgını tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de tüm hızıyla devam etmektedir. Salgın nedeniyle dünyada 41 milyonun üstünde insan hastalanırken, 1 milyondan fazla kişi hayatını kaybetmiştir ”dedi.
Açıklamanın devamında şunlar ifade edildi:
Ülkemizde ise ilk resmi vakanın açıklandığı 11 Mart 2020 tarihinden günümüze kadar açıklanan resmi verilere göre 361 bin kişi hastalanırken, ne yazık ki 9799 yurttaşımız hayatını kaybetmiştir.
Pandemi nedeniyle oluşan küresel sağlık krizinde mesleki yükümlülükleri ve topluma karşı sorumlulukları gereği sağlık emekçileri en ön saflarda mücadele etmektedirler.
Ülkelerin sağlık otoritelerinin yaptığı açıklamalara göre sağlık çalışanları toplumun kalanına göre 4-15 kat daha fazla enfekte olmaktadırlar. Sağlık Bakanlığı ‘nın açıklamasına göre ülkemizde 40 bin sağlık çalışanı enfekte olurken, 50‘si hekim olmak üzere toplam 122 sağlık emekçisi pandemi mücadelesi verirken hayatlarını kaybetti.
Ankara Sağlık Emek ve Meslek Örgütleri olarak salgının ilk gününden itibaren Ankara’da enfekte olan sağlık çalışanlarını takibini yapmaya çalıştık. Bunun için Ankara İl Sağlık Müdürlüğü ile gerçekleştirdiğimiz yüz yüze görüşmeler ve daha sonra yaptığımız yazılı başvurulardan da ne yazık ki bir sonuç alamadık. Ankara’da kaç yurttaşa COVID-19 tanısı konulduğu, tanı konan kişilerin kaçının yataklı tedavi kurumlarında takip edildiği ve kaçının filyasyon ekipleri tarafından evde izole edilerek izlendiği bilgisi tarafımıza verilmemiştir. Kaç sağlık çalışanın enfekte olduğu gibi hem kamuoyunu, hem biz sağlık meslek ve emek örgütlerini ilgilendiren bilgilere ulaşmak için yaptığımız başvurular karşılıksız kalmıştır.
Üyelerden, aktivistlerden ve filyasyon ekiplerinden aldığımız ve teyit edebildiğimiz enfekte sağlık çalışanlarının verilerini tablo halinde kamuoyu ile paylaşıyoruz, 21 Ekim itibarı ile ilimizde teyit ettiğimiz 1072 sağlık çalışanına COVID-19 tanısı konulmuştur.
Gerçek sayının bu rakamların çok üzerinde olduğunu biliyoruz ve dile getiriyoruz. Ankara’ da son 1 haftadır filyasyon yapılan kişi sayısı günlük 10 bin civarı iken Türkiye geneli açıklanan vaka sayıları 2000’lerde seyretmektedir.
Bu zor süreçte görev ve sorumluluk alan sağlık meslek örgütleri olarak İl Pandemi Kurulunda doğrudan temsil edilip salgın yönetiminde görüş bildirmemiz ve alınan kararlarda söz sahibi olmamız gerekirken il sağlık otoritelerine yaptığımız çağrılara bile hiçbir şekilde yanıt alamıyoruz.
Yine de Sağlık Bakanlığına ve ilgili birimlerine, sahada ve mevcut uygulamalarda yaşanan aksaklıkları hukuki değerlendirmelerle birlikte bildirmeye, hazırladığımız çözüm önerilerini paylaşmaya devam ediyoruz.
Pandeminin başından beri açıklanan resmi verilerin şeffaf olmaması, doğruluktan ve gerçeklikten uzak olması, pandemiye karşı en ön saflarda mücadeleyi yürüten bizleri güvensizliğe iterek geleceğe dair kaygılarımızı arttırmakta, tükenmişliğe sürüklemektedir.
Sağlık çalışanlarını değerli gören, önemseyen, güvenli çalışma ortamı sağlayan, çalışma koşullarını iyileştirileştiren, güvenceli iş ve gelir sağlayan bir sağlık yönetimi istiyoruz.
Evet; yaşanan sağlık krizi nedeniyle topluma karşı olan sorumluluğumuz ve mesleki yükümlülüğümüzden ötürü bu mücadelenin en ön saflarında mücadele ediyoruz/edeceğiz. Ancak sağlık çalışanlarının daha fazla enfekte olmaması ve daha fazla can kaybı yaşanmaması için sağlık çalışanları özelinde toplum sağlığının korunması için öneri ve talepleri kamuoyu önünde bir kez daha Sağlık Bakanlığına iletiyoruz.”
Baın toplantısında talepler de dile getirildi.
8 maddede açıklanan talepler şöyle:
1- Sağlık çalışanlarına özellikle en riskli grupta olanlara (YBÜ, COVID poliklinik ve servisleri, filyasyon ekiplerine, 112 çalışanı ve acil servis çalışanları) öncelikli olmak üzere düzenli test yapılmalıdır. İnfluenza mevsimi olmasından ötürü tüm sağlık çalışanlarına ücretsiz ve hemen influenza aşısı yapılmalıdır.
2- Kişisel koruyucu ekipman eksikliği devam eden filyasyon ekiplerine, ASM çalışanlarına ve yoğun bakım ünitesinde görevli sağlık çalışanlarına nitelikli ve eksiksiz KKE sağlanmalıdır.
3- Tam da 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu’nun 14. maddesinde tariflendiği gibi COVID-19 hastalığı sağlık çalışanları açısından mesleki maruziyetten ve çalışma alanlarından kaynaklanmaktadır. DSÖ’nün önerdiği ve birçok ülkede kabul edildiği gibi ülkemizde de COVID-19 hastalığı sağlık çalışanları için iş kazası, meslek hastalığı olarak kabul edilmelidir.
4- Yurttaşların sağlık hakkına erişimini sağlamak için Kamu hastanelerinde, Ağız Diş Sağlığı Hastanelerinde ve Merkezlerde pandemi koşullarına uygun teknik ve fiziki düzenlemeler bir an önce yapılmalı, bu konuyla ilgili plan-program ve çalışma takvimi paylaşılmalıdır.
5- Filyasyon uygulamasında görevli personel sayısı ve mesai düzeni tekrar gözden geçirilmeli, ekiplerin büyük çoğunluğunu oluşturan diş hekimlerinin meslek tanımları içinde çalışmaları sağlanmalıdır.
6- SARS-Cov 2 virüsünün kuluçka süresi 14 gündür. Enfekte ve temaslı normal populasyondaki kişiler için 14 gün izolasyon ve istirahat sağlanırken, sağlık emekçileri semptom durumuna göre 7 gün sonrasında çalıştırılmaktadır. Sağlık çalışanları ve toplum için daha yüksek risk teşkil eden bu duruma derhal son verilerek, bulaşma riskinin olduğu 14 gün boyunca istirahat ve izolasyon sağlanmalıdır.
7- Emek yoğun çalışma gerektiren sağlık iş kolunda küresel salgınla birlikte iş yükü ve işin yoğunluğu artmıştır. Sağlık çalışanları tükenmektedir. Atama bekleyen sağlık çalışanlarının ataması derhal yapılmalıdır.
8- Yoksulluk sınırının 7900 TL olduğu ülkemizde insan onuruna yaraşır, emeklilik maaşına yansıyan, güvenceli ve temel gelir ana talebimizdir. Yıllardır uygulanan performansa dayalı ücretlendirme sistem hem gelirde adaletsizliğe neden olmuş, hem de çalışma barışını bozmuştur. Güvencesiz olan bu ücretlendirme rejimi salgın döneminde sağlık çalışanları arasındaki gelir dağılımını daha da bozmuştur. Acil sağlık krizi ile mücadele ederken COVID-19 tanısı alan sağlık çalışanlarının ek ödemesi kesilmektedir. Sağlık emekçileri ekonomik olarak ciddi sıkıntılar yaşamaktadır. Bu uygulamalara bir an evvel son verilmelidir.
CHP Lideri Kılıçdaroğlu, Türk Tabipleri Birliği’ni (TTB) ziyaret etti. Bahçeli’ye yanıt veren Kılıçdaroğlu, “Covid-19’la mücadele edenler terörist oluyor, hayatımda duyduğum en saçma şey” dedi.
CHP Lideri Kılıçdaroğlu, Türk Tabipleri Birliği’ni (TTB) ziyaret etti. Klılıçdaroğlu, TTB ziyaretinde şunları söyledi:
“Sağlık çalışanlarına şükran borçluyuz. Bir anda ne olduysa sağlık çalışanları suçlu oldu. Neden? Çünkü sağlık çalışanları halka doğru bilgi vermeye çalışıyorlar. “Önlem alın” diyorlar. Vay sen misin önlem alın diyen? Kim diyecek bunu? Bunlar itiraz etmeyecek de, hükümeti Saray’ı uyarmayacak da kim uyaracak? Halkın sağlığını tehlikeye atan yöneticileri uyarıyorlar. Baştan politikalar belirlemeliydi bu iktidar.
“TTB, YÖNETİCİLERİ UYARIYOR”
TTB suç işlemiyor, yöneticileri uyarıyor. Baştan bir strateji belirlemesi gerekiyordu iktidarın. Salgının önlenmesi gerekiyordu, yaptılar başta, sokağa çıkma yasağı, okulların kapatılması gibi. Ama bu kararların doğuracağı bir şey vardı, işsizlik ve arkasından yoksulluk. Hükümetin buna da çözüm üretmesi gerekiyordu.
Önlemlere bakar mısınız? Kahvehaneler açık ama oyun oynamak yasak. Oyun oynamak yasaksa vatandaş kahveye neden gitsin? Yapılacak şey basit, her oyunda sıfır, yeni kağıt açılacak.
Kurumsal olarak devletin yalan söylememesi lazım. Verileri bir siyasetçi değil, Bilim Kurulu’ndan birinin açıklaması gerekiyor.
Başlangıçta Sağlık Bakanı güven verdi, doğru. Ama o da daha sonra ‘Sayın Cumhurbaşkanımızın talimatıyla’ deyince güven kayboldu.
Sağlık çalışanları günün 24 saati çalışıyor. Hangi politikacı günde 24 saat çalışıyor.
TTB’nin kapatılması lazım. Niçin? Gerçekleri söyledikleri için. Baştan itibaren olayın ciddiyetinin, var olan devleti yöneten kesim bu olayın ciddiyetini kavrayamadı.
En başından söyledim yine söyleyeyim, uçak biletlerini KDV’yi 18’den 1’e indirdik. Pandemiyle ne ilgisi var bunun? 3 gün sonra da uçakla gitmek yasak… Hangi önlemlerin alınması gerektiğini uzmanlara sorar insan.
“HAYATIMDA DUYDUĞUM EN SAÇMA ŞEY”
Bütün sağlık çalışanlarına, bu ülkenin sade bir vatandaşı olarak teşekkür ediyorum. Sizlere minnet borçluyuz. Covid-19’la mücadele edenler terörist oluyor, hayatımda duyduğum en saçma şey.
Gerçekler dillendirilmeli ki siyaset kurumları ona göre önlem alsınlar. Siyaset kurumuna içinde yaşadıkları bütün tabloyu net bir şekilde sunuyorlar. Madem ki tek adam yönetimi var, TTB’yi, Eczacılar Birliği’ni falan çağırıp sorması gerekiyordu. Oradan oturup ahkam kesmek kolay, asıl suçlu dinlemeyenlerdir. Siyaset kurumunun oturup dinlemesi lazım, suçlaması değil.
SAĞLIK ÇALIŞANLARINA SALDIRI
Sağlıkta şiddet yeni bir olay değil. Tüm vatandaşlarımıza sesleniyorum, sağlık çalışanlarına şiddet asla kabul edeceğimiz bir şey değildir.“
PİRHA- Koronavirüs (Kovid-19) salgını sürecinde hekimlerin ve sağlık çalışanlarının yaşadıkları sorunlara dikkat çekmek amacıyla eş zamanlı ortak açıklama yapan tabip odaları, “Hemen her gün onlarca meslektaşımızın hastalık haberini alıyoruz, birileri televizyonlardan, twetter mesajlarından başarı hikayeleri anlatırken bizler ölüyoruz!” diyerek iktidarı uyardı.
Haberin Videosu
Mersin Tabip Odası (MTO) üyeleri ve sağlıkçılar Şehir Hastanesi önünde basın açıklaması yaptı. “Sabrımız da, enerjimiz de tükeniyor” pankartının açıldığı açıklamaya Tabip Odası ve Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçileri Sendikası (SES) üyeleri katıldı.
Öte yandan Türk Tabipleri Birliği Merkez Konseyi ve Ankara Tabip Odası da ortak basın toplantısı gerçekleştirildi. Ankara Tabip odasında yapılan basın açıklamasında TTB Konset başkanı Sinan Adıyaman’ın açılışını yaptığı basın toplantısında ortak basın metnini Ankara Tabip Odası YK üyesi Dr.Ayşe Uğurlu tarafından yapıldı.
Mersin Şehir Hastanesi önünde yapılan açıklamayı okuyan Tabip Odası Genel Sekreteri Cemil Galioğlu, “Toplumu ve sağlık sistemini esastan etkileyen COVID-19 gibi yoğun ve riskli dönemlerde hastalıkla mücadele etmek, bedeli ne olursa olsun bizlerin kamusal, mesleki ve hepsinden önemlisi etik sorumluluğumuzdur” diyerek, şunları ifade etti:
“Ancak olağan sağlık hizmetleri dönemindeki performans baskısı, gerekli olmayan sağlık hizmeti tüketimi ve hekim emeği üzerinden yaratılmaya çalışılan “hasta-müşteri memnuniyeti”, SABİM – CİMER şikayet hatları ve yönetici baskılarının üzerine şimdi de çığ gibi büyüyen vaka sayıları ile pandeminin “virüs yükü” bindirilmiştir. Türk Tabipleri Birliği olarak COVID-19 pandemisinin zayıflatılamadığı ve yaygınlaşma eğiliminin arttığı bu dönemde öncelikli ve ısrarlı talebimiz; hekimlerin ve sağlık çalışanlarının içinde bulunduğu boğucu ortamın görülmesi ve artık nefes alamayacak hale gelip tükendiklerinin farkına varılmasıdır. COVID-19 pandemisi ile mücadele her şeyin normal, olağan kabul edildiği ve Sağlık Bakanlığı başta olmak üzere ülkeyi yönetenlerin hekimleri ve sağlık çalışanlarını görmezden geldiği bir anlayışla sürdürülemez. Hekimler için alkışların yerini uzun süredir hüzün almıştır. Hemen her gün onlarca meslektaşımızın hastalık haberini alıyoruz, birileri televizyonlardan, twetter mesajlarından başarı hikayeleri anlatırken bizler ölüyoruz!”
“Sesini duyuramayan, umudunu yitiren hekimlerin emeklilik ya da istifa sayısındaki artış ciddiye alınmalı ve önemsenmelidir” diyen Galioğlu, “Kötü yönetim ve her şeyi ben bilirim anlayışının ürünü olan bu tabloların sorumluluğu Sağlık Bakanlığı’ndadır. Aylardır özveriyle çalışan hekimleri emeklilik ya da istifa noktasına getiren, yöneticilerin beceriksiz ve empatiden yoksun, çözüm üretmeyen dayatmaları ve vurdumduymazlıklarıdır” değerlendirmesinde bulundu.
Galioğlu, maddi ve manevi desteği sözlerde, vaatlerde değil fiilen, hemen ve sürekliliği sağlayarak gösteren bir sağlık yönetimi istediklerinin altını çizerek, şunları söyledi:
Öncelikle bilinmelidir ki, her dönemde ama özellikle COVID-19 pandemisi döneminde sağlık hizmeti için sunulan emeğin maddi karşılığı yoktur. Biz hekimler ve sağlık çalışanları bugüne kadar olduğu gibi bugünden sonra da işimizi severek ve onurla yapmaya devam edeceğiz. Ülkemizin yaşadığı onlarca olağandışı durumda mesleğimizin doğasında yer alan fedakarlığı ve özveriyi yerine getirmeyi başarmış bir mesleğin mensuplarıyız. Bu doğrultuda öneri ve taleplerimizin dikkate alınmasını umuyor, hekimlerde ve sağlık çalışanlarında biriken ve patlama noktasına gelen kaygı ve tepkileri ülkeyi yönetenlerin dikkatine sunuyoruz. Türk Tabipleri Birliği olarak pandeminin ilk günlerinde yaptığımız uyarıyı bir kez daha tekrarlıyoruz: Hekimleri ve sağlık çalışanlarını korumayı başaramaz, maddi ve manevi desteği sağlayamazsanız, toplumu hiç koruyamazsınız.”
PİRHA- Devrimci Sağlık İşçileri Sendikası, Şişli Etfal Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde 54 taşeron sağlık çalışanın ücretsiz izne çıkarılmasına tepki gösterdi. Hastane önünde yapılan açıklamada, “Şişli Etfal Hastanesi yönetimi başta olmak üzere Sağlık Bakanlığı’nı bu ayıba son vermeye çağırıyoruz. Bu yanlıştan derhal dönülmeli ve işten atılan sağlık çalışanları işlerine başlatılmalıdır” denildi.
DİSK’e bağlı Devrimci Sağlık İşçileri Sendikası, Şişli Etfal Eğitim ve Araştırma Hastanesi Konferans Salonu önünde bir basın açıklaması yaparak, “Sağlık çalışanlarını taşeron şirketlerin insafına bırakmayacağız! Sağlıkta taşeron olmaz, insan ihaleyle çalıştırılmaz” dedi.
Şişli Etfal Hastanesi’nde 54 taşeron sağlık çalışanına işten atma garantisiyle ücretsiz izin dayatmasına tepki gösteren Devrimci Sağlık İşçileri Sendikası, bunu kabul etmeyeceklerini duyurdu.
Açıklamada, şunlar belirtildi:
“Dünya Covid-19 salgını ile mücadele etmek için bütün sağlık çalışanlarını ve sağlık kuruluşlarını seferber etmek için harekete geçmişken ülkemizde “yeni normalleşme” adımları atılmaya başladığı gün 1 Haziran itibariyle hastanelerdeki taşeron düzeni de kendi normaline döndü.
Şişli Hamidiye Etfal Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nin ultrason bölümünde taşeron şirket aracılığıyla çalışan aralarında hekim ve tıbbi sekreterlerin olduğu çalışanlara 6 Nisan’da İşten çıkarıldıklarına dair SGK mesajları gelmişti. Sendikamızın olayı gündeme getirmesiyle önce ‘hasta yok ultrasonu kapatacağız’ diyen hastane yönetimi daha sonra açıklama yaparak işçilerin iş akitlerinin devam ettiğini beyan etmiştir.
Daha sonra iş akitleri feshedilen üyelerimiz bu durumu CİMER aracılığıyla şikâyete konu etmiştir. CİMER hastane yöneticilerinden aldığı bilgi sonucunda verdiği cevapta 30 Haziran tarihine kadar hiçbir sağlık çalışanının iş akdinin feshedilemeyeceğini şikâyetçi üyemize bildirmiştir. Kaldı ki Sağlık Bakanlığı’nın 27 Mart 2020 tarihli genelgesinde 3 ay süreyle hiçbir sağlık çalışanın istifa dahi edemeyeceği duyurulmuştu. Buna karşın Şişli Etfal Eğitim Ve Araştırma Hastanesi’nde çoğu sendikamız üyesi olan aralarında hekimler, tıbbi sekreterler, radyoloji teknikerleri ve teknisyenlerinin bulunduğu 54 sağlık çalışanına hastane yöneticileri, “Bizim firmayla sözleşmemiz bitti biz bir şeye karışmayız” diyorlar, firma ise resmi bir açıklama yapmak yerine lafı dolandırmaktadır.”
“SAĞLIK ÇALIŞANLARINI GÖRMEZ GELEMEZSİNİZ”
Devrimci Sağlık İşçileri Sendikası, dün bütün bu bilgi kirliliği karşısında hastane yöneticileri ile görüşme yapmayı denediklerini belirterek, “Bir yöneticiden “haftaya gelin cevabı aldık” görüştüğümüz bir başka yetkili ise Kamu İhale Kanunu’nu hatırlatarak yapabilecek çok fazla şey olmadığını söyledi. Bugün burada maalesef bizler de diğer meslektaşlarımızla bu salgınla mücadele etmek yerine kapı önüne konulduk. Hem de bir röntgen bir tomografi cihazı kadar değer verilmeden. Buradan hastane yönetimine İş Kanunu’nun 2’nci maddesini üzülerek hatırlatmak istiyoruz. Asıl işveren olarak alt işveren yani taşeron şirketler aracılığıyla çalıştırdığınız sağlık çalışanlarını görmezden gelemezsiniz. Taşeron firma aracılığıyla çalıştırdığınız sağlık çalışanlarına yemekhanesinden faydalanamazsanız diyemezsiniz” ifadelerini kullandı.
“KÖKLÜ BİR HASTANEYE YAKIŞIR MI?”
“Kamuda taşeronu bitirdik” diyenlere seslenilen açıklamada, şöyle devam edildi.
“Bu fotoğrafta işten çıkarılan hekimler, radyoloji teknikerleri, tıbbi sekreterler tomografi, VIR, BT raporlarını yazan raportörler var. İşten mi çıkarıldık, ücretsiz izin mi verdiler bize bilmiyoruz. Ücretsiz izine çıkarılmış olsak bile pandemi ile mücadelede, hastalığın teşhisinde son derece önemli bir yere sahip olan Bilgisayarlı Tomografiyi diğer görüntüleme bölümlerini kapatmak hangi akılla, hangi bilimsellikle açıklanabilir? Şişli Etfal gibi köklü bir hastanede BT cihazında sadece kontrastla çekim gerekmeyen acil hastalar kabul edilecektir, diye açıklama yapılıyor. Peki kontrastlı çekim gereken acil bir hasta geldiğinde ne olacaktır? Sadece sağlık çalışanlarını işten atmakla değil, halkın sağlığı da hiçe sayılmaktadır. Şifa bulmak için gelen hastaları Sarıyer’e göndermek Şişli Etfal gibi köklü bir hastaneye yakışır mı?”
Açıklamada, “Şişli Etfal Hastanesi yönetimi başta olmak üzere Sağlık Bakanlığı’nı bu ayıba son vermeye çağırıyoruz. Bu yanlıştan derhal dönülmeli ve işten atılan sağlık çalışanları işlerine başlatılmalıdır” denildi.
PİRHA- Ankara Tabip Odası, Sağlık Bakanlığı tarafından açıklanan, döner sermaye ek ödemelerinin yarattığı eşitsizliğin sağlık barışını bozduğunu ve sağlık hizmeti sunumunun bütünselliğine yara verdiğini belirtti. Açıklamada, “En düşük 7 bin 300 TL olarak belirlenmesi ivedilikle gereklidir. Salgın süresince tüm sağlık çalışanlarına çift maaş ödemesine ilaveten 1 yıllık yıpranma payı ve 1 derece ilerleme gerçekleştirilmelidir” denildi.
Ankara Tabip Odası, Sağlık Bakanlığı’nın duyurduğu 3 ay boyunca sağlık emekçilerine döner sermaye ödemelerinin tavandan yapılması uygulamasının yarattığı eşitsizliklere tepki gösterdi. Oda’dan yapılan açıklamada, döner sermaye ek ödemelerinde meydana gelen eşitsizliklerin, sağlık hizmeti sunumunun bütünselliğini görmezden geldiğini ve çalışma barışını bozduğunu dile getirdi.
Yapılan açıklamada şu ifadelere yer verildi:
“Döner sermaye ödemeleri hekimler arasında çalışma koşullarına uygun, adaletli bir düzenleme ile yapılmadığı gibi hekim dışı sağlık çalışanlarına ya hiç yapılmamakta ya da çok düşük ücretlerle ödemeler yapılmaktadır. Bakanlığın açıklamasındaki gibi döner sermaye ödemelerin tavandan yapılması ise mevcut ödeme eşitsizliğini gidermediği gibi, reelde alınan ücretlerde bir değişikliğe yol açmamaktadır.”
PERFORMANS SİSTEMİNDEN VAZGEÇİLMELİ
Açıklamada, sağlık emekçileri arasında ücret eşitsizliği yaratan performans sisteminden vazgeçilmesi çağrısında bulunuldu. “Yoksulluk sınırının 7 bin TL’yi geçtiği ülkemizde sağlık çalışanlarının ve ailelerinin insanca yaşamasına yetecek temel ücretlerinin en düşük 7 bin 300 TL olarak belirlenmesi ivedilikle gereklidir. Salgın süresince tüm sağlık çalışanlarına çift maaş ödemesine ilaveten 1 yıllık yıpranma payı ve 1 derece ilerleme gerçekleştirilmelidir.
Açıklamada, sağlık çalışanlarının sağlığı; çalışma ve yaşam koşulları korunduğu ölçüde toplum sağlığının daha iyi korunabileceği belirtildi.
PİRHA – Ankara’da koronavirüs salgınına karşı önlemlerin alınması için basın açıklaması yapmak isteyen sağlık emekçileri gözaltına alındı.
Sağlık emekçilerinin koronavirüse karşı gerekli önlemlerin alınması için Ankara Üniversitesi İbn-i Sina Hastanesi önünde yapmak istediği basın açıklamasına polis saldırdı. Saldırıda 6 sağlık emekçisi gözaltına alındı.
Gözaltına alınanların isimleri şöyle:
Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçileri Sendikası (SES) Ankara Şube Eş Başkanı Kubilay Yalçınkaya, Devrimci Sağlık İş üyeleri Reyhan Karayel, Özgür Bozkurt, Mihriban Yıldırım, Osman Çamalak ve soyadı öğrenilemeyen Temel isimli sendika üyesi.