PİRHA- SES Dersim Kadın Meclisi, 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü kapsamında kahvaltı düzenledi. Kahvaltıda konuşan SES Dersim Kadın Sekreteri Sevgi Erol, “Özgürlük, adalet, eşitlik mücadelesi veren biz kadınlar dünyanın dört bir tarafında bir olduk, birlik olduk, sesimize ses olduk. Erkek egemen şiddete, bedenimizin ve emeğimizin sömürülmesine, özel savaş politikalarına, doğamızın talan edilmesine hep beraber ses çıkardık” dedi.
Sağlık Emekçileri Sendikası (SES) Dersim Kadın Meclisi 8 Mart haftasında kahvaltı düzenledi. Kadın mücadelesini anlatan sinevizyon gösterimi yapılırken halaylar çekildi. Kahvaltıya katılan kadınlar elleriyle pankant boyadılar.
“8 MART, EŞİT VE ÖZGÜR BİR DÜNYAYA DAİR ÜMİTLERİZİ DİRİ TUTMAKTA”
Etkinlikten konuşan SES Dersim Kadın Sekreteri Sevgi Erol, SES Kadın Meclisi olarak bu etkinlik ile 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü’nü selamladıklarının altını çizerek, “Direnen kadınların mirasıdır 8 Mart. New York’ta dokuma fabrikasında çalışan kadın işçilerin emek sömürüsüne karşı isyan ettiği gündür. Bu isyan İran’da Jina, Şili’de Las Tesis, Ortadoğu’da Jin Jiyan Azadî oldu. İsyan da biziz, dayanışma da biziz, gelecek de biziz. Eşit, adil, özgür bir yaşam, barış ve demokrasi için geçmişten bugüne mücadeleyi her alanda büyüten tüm kadınları saygıyla anıyoruz. 8 Mart kadınların mücadeleleriyle bugüne taşıdığı kararlılığı, eşit ve özgür bir dünyaya dair ümitlerimizi diri tutmaktadır” dedi.
Erol, Erkek egemen kapitalist iktidarın savaş ve çatışma politikalarının, ülkemizde ve dünyada kadınların yaşadığı baskı, şiddet, eşitsizlik ve yoksulluğu derinleştirdiğini belirterek şunları söyledi:
“Bütün bu savaşlara karşı, biz kadınlar olarak ölüme karşı yaşamı , savaşa karşı barışı haykırmaktan asla vazgeçmeyeceğiz.
Özgürlük, adalet, eşitlik mücadelesi veren biz kadınlar dünyanın dört bir tarafında bir olduk, birlik olduk, sesimize ses olduk. Erkek egemen şiddete, bedenimizin ve emeğimizin sömürülmesine, özel savaş politikalarına, doğamızın talan edilmesine hep beraber ses çıkardık.
Kadınlar olarak bizi yok sayanlara ‘duvarlarınız bize dar gelir’ diyor; tüm kadınları erkek egemen sınırlara ve kapitalist sömürüye karşı, emek ve özgürlük mücadelesini büyütmeye çağırıyoruz. Bizi evle, savaşla, yoksullukla ve baskıyla kuşatmaya çalışan erkek egemen sistemin getirdiği eşitsizliğe baskıya ve bizi susturmaya, haklarımızı gasp etmeye çalışanlara karşı birleşelim, mücadeleyi büyütelim. Kadınlar örgütlendiğinde, birlikte mücadele verdiğinde dünya değişir. Yaşasın 8 Mart. Jin, Jiyan, Azadî”
PİRHA- Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçileri Sendikası (SES) Dersim Şubesi 11. Olağan Genel Kurulu yapıldı. Sağlıkta dönüşüm programını eleştiren SES Dersim Şube Eş Başkanı Kahraman Yürük, “Ekonomik ve özlük hakları aşınan hatta, açlık ve yoksulluk sınırına dayanan sağlık ve sosyal hizmet emekçileri artık tükenmişlik sınırında yaşamını sürdürmektedir” dedi.
Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçileri Sendikası (SES) Dersim Şubesi 11. Olağan Genel Kurulu, salon bulunamadığı için Dikilitaş Restaurant’ta yapıldı. Dersim’deki sendika, siyasi parti ve sivil toplum kuruluşlarının yoğun ilgi gösterdiği genel kurulda, önce divan seçimi yapıldı ve saygı duruşunda bulunuldu, ardından konuşmalara geçildi.
“SAĞLIK VE HİZMET EMEKÇİLERİ ARTIK TÜKENMİŞLİK SINIRINDA”
Divan oluşturulduktan sonra SES Dersim Şube Eş Başkanı Kahraman Yürük bir konuşma yaptı.
Siyasi kriz, gözaltılar, tutuklamalar, sürgünler, ihraçlar ile geçen bir süreci hep birlikte yaşadıklarını belirten Yürük, “Türkiye’nin içinde bulunduğu rejim krizi toplumun tüm kesimlerini etkilemiş durumda. Açlığa mahkum edilen halk, kamuda esnek ve kuralsız çalışmanın hayata geçirilmesi, dinselleşme yoluyla laikliğin yok edilmeye çalışılması ve uygulanan neoliberal ekonomik programlar içinde çıkılmaz bir ortam yaratmıştır” dedi.
Toplumsal muhalefetin ve sağlık emekçilerinin 30 yıllık mücadelesi ve direncine rağmen sağlık alanında kar amaçlı piyasacı, özelleştirmeci politikalarla, sağlık hakkının tamamen yok edildiğini ifade eden Yürük, “Sağlıkta Dönüşüm Programı ile sağlık çalışanlarının ekonomik ve özlük hakları her geçen yıl giderek artan bir erozyonla gerilemiştir. Ekonomik ve özlük hakları aşınan hatta, açlık ve yoksulluk sınırına dayanan sağlık ve sosyal hizmet emekçileri artık tükenmişlik sınırında yaşamını sürdürmektedir” diye konuştu.
“SAĞLIKTA ŞİDDET GÜNLÜK HAYATIMIZIN BİR PARÇASI OLDU”
Yirmibir yıldır uygulanan ‘Sağlık Reformu’ sonrasında ‘Sağlıkta Şiddet’in artık günlük yaşamlarının bir parçası olduğunu söyleyen Yürük, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Sağlık kurumlarının her bir alanı şiddet mekanına dönüştü. Her gün saldırıya uğruyor, darp ediliyor, yaralanıyor, öldürülüyoruz. İşyerlerimiz güvenli değil, çalışırken endişeliyiz. Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçileri artık yeter demektedir. Sağlık emekçileri tükenmişlik yaşamakta, görevden ayrılmakta, kendisini ve mesleğini değersiz görmekte, yalnızlaştırılmakta ve ötekileştirilmekte, ne acıdır ki hayatlarına bile son verebilmektedirler. Yaptığımız iş çok ağır ve tehlikelidir. Sağlık iş kolunun ağır ve tehlikeli iş kolu olarak kabul edilmesi elzemdir.”
“BASKI, MOBİNG VE SÜRGÜNLERE MARUZ KALIYORUZ”
Devam eden FEDAŞ elektrik işçileri direnişinin kendilerine sınıfın gücünü hatırlattığını ve verdikleri örgütlü mücadeleyle herkese örnek olduklarını belirterek konuşmasına başlayan SES Dersim Şube Yönetim Kurulu Üyesi Duygu Kurban ise, “Bizler Aile ve Sosyal Hizmet Çalışanları olarak bir yıla yakın bir süredir sistematik bir şekilde baskı mobing ve sürgünlere maruz kalıyoruz. Ancak sesimizi kendi üyelerimize bile duyurmakta zorlanıyoruz. Çokça basın açıklaması gerçekleştirdik. TOMA’larla, polislerle yasaklandı. Kapı önüne yığılan TOMA’lar ve polislerle gözdağı verilmeye çalışıldı. Bu durum maalesef bir süre sonra korkuyu büyütmek ve eyleme katılanları yalnızlaştırıp il müdürü ve tayfası tarafından daha fazla hedef haline getirtmek dışında tek bir kazanım sağlamadı bize” dedi.
Genel Kurul’un sonunda yapılan seçimle yeni yönetim oluşturuldu. SES Dersim Şubesi’nin yeni yönetim kurulu şu isimlerden oluşuyor: Serap Kahraman, Kahraman Yürük, Sevgi Erol, Türkan Top, Yoldaş Altaş, Meral Günbenat Şimşek ve Hıdır Kortik.
PİRHA- Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçileri Sendikası (SES) Türkiye genelinde eş zamanlı olarak, yemek hakları için boykot düzenlendi. Sağlık emekçileri, “Hastanelerde yemekler şirket eliyle değil, sağlıklı kaliteli ve doyurucu olarak kamu eliyle verilsin” dedi.
Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçileri Sendikası (SES) sağlık sektörü başta olmak üzere kamu kurumlarında yemekhanelerin özelleştirilmesini protesto etti.
Türkiye genelinde eş zamanlı olarak eyleme geçen sağlık emekçileri, hastanelerde özel şirketler tarafından verilen yemekleri almayarak hastane bahçesinde öğle yemeklerini paylaştı. Sağlık emekçileri, “Hastanelerde yemekler şirket eliyle değil, sağlıklı kaliteli ve doyurucu olarak kamu eliyle verilsin” dedi.
Yapılan ortak açıklamada şu ifadeler yer aldı:
“Taleplere karşı duyarsız kalmaları sağlık emekçilerini değersizleştirme ve yok sayma eğilimini ortaya koymaktadır. Bu eğilim gıda fiyatlarındaki artışla birlikte sağlık emekçilerine protein değeri içindeki kurtlardan ibaret olan adeta ortaçağ koşullarında beslenmeyi reva gören bir dayatmaya dönüşmüştür. SES olarak bu sorunu görünür kılmak için daha önce de eylemler, imza kampanyaları örgütledik. Aynı gerekçelerle SES Amed Şubesi ile ortak düzenlediğimiz eylemde mafyalaşan yemekhane şirketi üç temsilcimizi silahla yaralamıştı. Yine çeşitli illerde bu konuya dikkat çekmek isteyen temsilcilerimiz yemek firmaları tarafından tehdit edilmişlerdi. Bu gelişmeler olurken Sağlık Bakanlığı, şu an olduğu gibi izlemekle yetinmişti. Bu sessizliği, vurdum duymazlığı yemekhaneleri boykot ederek bozuyor ve tüm halkımızı sorunun giderilmesi için desteğe dayanışmaya bekliyoruz.”
PİRHA- Son 3 yılda 14 bine yakın hekimin istifa etmesini ve bu durumun sağlık sistemine etkilerini değerlendiren SES Eş Genel Başkanı Hüsnü Yıldırım, “AKP iktidarının 20 yıldır yürüttüğü sağlık politikaları ve sağlıkta dönüşüm politikalarının bir sonucudur bu. Sağlık emekçileri mutsuz, buna bağlı olarak sağlıksız bir toplum oluştu. Geleceği belli olmayan, sağlığa ulaşamayan binlerce insan var. İnsanı ve sağlığını merkeze alan politikalar hayata geçirilmeli” dedi.
AKP’li Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, haklarını aramak amacıyla alanlara çıkan doktorlar için, “Açık konuşuyorum, varsın gidiyorlarsa gitsinler” demişti.
Sağlık emekçileri çalışma koşulları, özlük hakları, şiddet gibi yaşadıkları sorunlar nedeniyle istifa ediyor ya da daha iyi çalışma koşulları sunan ülkelere göç ediyorlar. Özellikle alanında uzman hekimlerin istifası sağlık sisteminde çöküşe neden oluyor.
Devasa yapılardan oluşan şehir hastanelerinde sağlıklı ve nitelikli hizmet verilemiyor. Risk oranı yüksek kanser gibi hastalıklarda dahi en iyi ihtimalle 6 ay sonrasına randevu veriliyor. Randevu alabilen yurttaşlar, alanında uzman olan hekimlerin azlığı nedeniyle gerekli tedaviyi olamıyor. Bazı hastanelerde acil ameliyatlar dahi yapılamıyor.
SON 3 YILDA 14 BİNE YAKIN HEKİM İSTİFA ETTİ
Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Balıkesir Milletvekili Fikret Şahin, yaşanan hekim istifalarının verilerini açıkladı. Şahin, son 3 yılda 14 bine yakın hekimin görevinden istifa ettiğini söyledi.
Şahin, Sağlık Bakanlığı’nın verilerine göre 1 Ocak 2020 – 9 Aralık 2022 tarihleri arasındaki verileri karşılaştırdığını belirterek, Türkiye’den ayrılanlara dair şunları ifade etti:
“Son 3 yılda Sağlık Bakanlığı’na bağlı sağlık kurum ve kuruluşlarından 6 bin 592’si uzman hekim ve 6 bin 965’i pratisyen hekim olmak üzere toplam 13 bin 557 hekim görevinden istifa etti. Son 10 yılda yurt dışına giden hekim sayısı 40 kat artmıştır. 2012 yılında yurt dışına hekim sayısı 59 iken, 2022 yılının ilk 11 ayında 2 bin 417 olmuştur. Son 10 yılda 7 bin 746 hekimimiz görevlerinden istifa ederek yurt dışına gitmiştir. Geçtiğimiz yıl yurt dışına giden hekim sayımız bin 405 iken, bu 2022 yılının ilk 11 ayında yüzde 97’lik artışla 2 bin 417’ye yükselmiştir.”
“HEKİMLER YOKSULLUK SINIRINDA ÜCRET ALIYOR, ÇARKIN BİR DİŞLİSİ GİBİ ÇALIŞIYOR”
Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçileri Sendikası (SES) Eş Genel Başkanı Hüsnü Yıldırım, hekim istifalarını ve bu durumun sağlık sistemine etkilerini değerlendirdi.
Sağlık sisteminde gelinen nokta açısından değerlendirildiğinde sadece hekimlerin değil, alanında tecrübeli diğer meslek mensuplarının da fırsat bulduğunda yurt dışına gittiğini ya da istifa ettiğini söyleyen Yıldırım, “Bunun sebebi de yıllardır uygulanan sağlık politikaları ve sağlık emekçilerinin ekonomik durumunun insanca yaşayabilecekleri bir ücrete sahip olmamasıdır. Sağlık emekçileri kamudan uzaklaşıyor. Son çıkarılan yönetmelikle birlikte bir kısım sağlık mensubu kamuya geri dönme talebinde bulundu ama bu yeterli değil. Sağlık Bakanlığı bu seçim sürecinde bakanlık bünyesine çok sayıda sağlık personelinin alacağını söylüyor ancak bu da yetersiz kalıyor. Çünkü 1 milyona yakın sağlık meslek mensubu hala açıkta, atanmayı bekliyor. Genç hekimlerin çoğu yoksulluk sınırında yaşıyor. Sağlık Bakanlığı kadrosunda olup yoksulluk sınırına erişemeyenler bile mevcut. Hekim, işinin tatmin eden yanını göremiyor. Sadece çarkın bir dişlisi gibi çalışıp, kaç dakikada hasta görmesi gerekiyorsa onu görüyor, ne yazması gerekiyorsa yazıyor ve bu durum tatminsizliği beraberinde getiriyor” diye konuştu.
“BU DURUMA 20 YILDIR YÜRÜTÜLEN SAĞLIK POLİTİKALARININ SONUCUNDA GELİNDİ”
Sağlık emekçilerinin bu duruma nasıl getirildiği üzerinden bir değerlendirme yapan Yıldırım, sözlerine şöyle devam etti:
“AKP iktidarının 20 yıldır yürüttüğü sağlık politikaları ve sağlıkta dönüşüm politikalarının bir sonucudur bu. Sağlık emekçileri mutsuz, buna bağlı olarak sağlıksız bir toplum oluştu. Geleceği belli olmayan, sağlığa ulaşamayan binlerce insan var. Yeterli personel olmaması nedeniyle yük geride kalan sağlık çalışanlarının omuzlarına yükleniyor ve bu da yeni istifaları beraberinde getiriyor. Bu bir kısır döngü gibi diğerlerini de tükenmişliğe ve istifaya itiyor. Birçok hastanede çeşitli branşlarda hekim sorunu yaşanıyor. Vatandaş uzman hekim bulmakta ve tedavi olmakta zorlanıyor.”
“BAKANLIK ŞEFFAF DAVRANMIYOR”
Ekonomik olarak ülkenin içinde bulunduğu durumun sağlık hizmetlerine de yansıdığını kaydeden SES Eş Genel Başkanı Hüsnü Yıldırım, “Sağlık hizmetleri bu durumdan olumsuz etkileniyor. Bakanlık, sağlık hizmetleri için alması gereken malzemeyi ya da hastanın ihtiyacı olacağını düşündüğü malzemeleri zamanında almıyor, yenilemiyor. Ekonominin kötü oluşundan kaynaklı kamuya bunu tedarik eden firmalar malzemeyi vermede tereddüt ediyor. Hem tıbbi malzemede hem de ilaçta hatta aşıda da bu durum yaşanıyor. Bakanlık şeffaf değil. Verilere ulaşamıyoruz. Herhangi bir konuda sağlıklı bilgi alamıyoruz. İthal edilen aşıların süresinin geçtiği konusunda birçok tartışma var. Ancak Sağlık Bakanlığı çıkıp bu konuda şeffaf bir şekilde bilgi paylaşımı yapmıyor. Bu sürecin üstünü kapatır şekilde davranıyor. Sağlık sisteminde ve sağlık emekçilerin hakları konusunda köklü değişiklikler yapılmalı. İnsanı ve sağlığını merkeze alan politikalar hayata geçirilmeli” dedi.
PİRHA- ‘Sağlıkta şiddeti durduralım’ temalı bir dizi eylem ve etkinlikler yapacaklarını açıklayan SES Eş Genel Başkanı Selma Atabey, bu süre boyunca işyerlerinde siyah kurdele ve kokart takacak, şiddete karşı kitlesel basın açıklamaları gerçekleştirecek, bu açıklamalar sırasında şiddete karşı korunmadıklarını ifade etmek için baret, kalkan gibi sembolik koruyucu ekipmanlar giyeceklerini söyledi.
İstanbul Kartal’da bir Aile Sağlığı Merkezi’nde çalışan hemşire Ömür Erez, dün bir hasta yakınının silahlı saldırısına uğramış ve hayatını kaybetmişti.
Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçileri Sendikası (SES) Merkez Yönetim Kurulu, genel merkez binalarında yaptıkları basın açıklamasıyla sağlık emekçilerine yönelik artan şiddete ve alınmayan önlemelere karşı tepkilerini dile getirdi.
Açıklamanın yapıldığı salona ‘Kadına ve sağlıkçıya yönelik her türlü şiddeti durduralım! Şiddete karşı sesimizi yükseltelim!’ pankartı asıldı. Açıklamayı sağlık emekçileri adında Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçileri Sendikası (SES)Eş Genel Başkanı Selma Atabey okudu. Atabey, sağlık emekçilerinin maruz kaldığı şiddete karşı bir dizi eylem ve etkinlikler yapacakları bilgisini paylaştı.
“ÖMÜR EREZ İSTANBUL SÖZLEŞMESİ’Nİ FESHEDEN İKTİDAR TARAFINDAN KATLEDİLDİ”
‘Sözün bittiği yerdeyiz! Artık tahammülümüz kalmadı! Nefes alamıyoruz! Tükendik!’ diyerek sözlerine başlayan Atabey, sağlık emekçilerinin güvenli ortamlarda çalışmadığını, her an şiddet tehdidi altında inanılmaz bir stresle yaşadıklarını belirtti.
Kadına ve sağlık emekçilerine yönelik şiddetin her geçen gün arttığına vurgu yapan Atabey, “Şiddet pandemisi ile karşı karşıyayız. Dün çok acı bir haberle sarsıldık. İstanbul Kartal’da bir Aile Sağlığı Merkezi’nde çalışan hemşire arkadaşımız silahlı saldırıya uğradı ve hayatını kaybetti. Bu ülke kadınları korumuyor! Kadınlar her gün tanıdığı ve hatta tanımadığı erkekler tarafından şiddete maruz kalıyor ve gerekli mercilere başvurduklarında, hayatları için koruma istediklerinde bile yalnız bırakılıyor. Cezasızlık politikasından ve iktidarın kadın düşmanı politikalarından cesaret alan erkekler her gün en az 3 kadını katlediyor. Bu ülkede kadınlar her gün evde, işte, sokakta, erkek şiddetine maruz kalmakta, toplumsal cinsiyet eşitliğine karşı her alanda saldırı gelişmekte. Ömür Erez yalnızca bir erkek tarafından katledilmedi. Ömür Erez İstanbul Sözleşmesi’ni fesheden iktidar tarafından katledildi, erkek yargı tarafından katledildi ve her gün ekranlarda cinsiyet eşitsizliğini savunan siyasetçiler tarafından katledildi” şeklinde konuştu.
“BU ÜLKE KADINLARI VE SAĞLIK EMEKÇİLERİNİ KORUMUYOR”
Resmi rakamlara göre her gün 50 sağlık çalışanının sözlü ya da fiziksel olarak şiddete maruz kaldığı bilgisini paylaşan Atabey sözlerine şu şekilde devam etti:
“Hastaneler artık sağlıkla değil şiddetle anılmaktadır. Mevcut sağlık sisteminde herkes mutsuz, en çok da sağlık emekçisi mutsuzdur. Sağlıktan mutlu olan tek kesim sağlıkta dönüşüm sayesinde oylarımız artmıştır diyenlerdir. Keçiören Eğitim ve Araştırma Hastanesi yoğun bakım servis kapısını barikat ile kapatmaya çalışan sağlık çalışanları halen hafızalarımızdadır. Hasta yakınlarının tekmeli saldırısına uğrayan gebe hemşire, kafasında mermer blok kırılan hekim, boğazı kesilmeye çalışılan sağlık emekçisi, her gün her dakika elinde bıçakla, tabancayla sağlık emekçilerini canlarıyla tehdit eden yeni bir hasta yakını haberi almaktayız. Bu ülke kadınları ve sağlık emekçilerini korumuyor! Bu ülke sağlıkta şiddeti cezalandırmıyor, hatta ellerini ovuşturarak izliyor, bu sayede oyları artar mı onun hesabını yapıyor!”
‘Sağlıkta Dönüşüm Programı’nın sağlık çalışanlarının canına kastettiğini, bu program sonucu oluşturulan kışkırtılmış sağlık talebinin, muayene sürelerinin 5 dakikaya kadar indirilmesiyle göğüslenmeye çalışılmakta olduğunu ifade eden Atabey, artan angarya ve iş yoğunluğu altında ezilen sağlık çalışanlarının her gün dozu artan şiddet olguları ile karşı karşıya kaldığını vurguladı.
Sağlık emekçilerinin yaptıkları işe yabancılaştığını da kaydeden Atabey, “Hayatlarıyla meslekleri arasına sıkıştırılan, emeklerinin karşılığı ödenmeyen sağlık emekçileri bu cendereden kurtuluş olmadığını düşünmekte, mesleklerini yurtdışında yapmanın imkânlarını araştırmaktadır. Memlekette kalanlarsa özellere akın etmektedir. Kendisi de bir özel hastane zinciri patronu olan Sağlık Bakanı bu durumdan hoşnut bile olabilir ancak bundan zarar görenler yine özellerde çalışan sayısı arttıkça mali haklarında gerileme yaşayacak olan, iş güvencesinden mahrum bırakılmış sağlık emekçileri olacaktır. Kadına yönelik her türlü şiddete karşı İstanbul sözleşmesinden ve sağlıktaki şiddete karşı etkin mücadeleden asla geri adım atmayacağız. Şiddetle yüz yüze kalan tüm sağlık emekçilerine sahip çıkmaktan vazgeçmeyeceğiz” dedi.
“‘SAĞLIKTA ŞİDDETİ DURDURALIM’ TEMALI BİR DİZİ EYLEM VE ETKİNLİKLER YAPACAĞIZ”
Bugün startını verdikleri ve 28 Ocak’a kadar sürecek olan ‘sağlıkta şiddeti durduralım’ temalı bir dizi eylem ve etkinlikler yapacaklarını açıklayan Atabey, bu süre boyunca işyerlerinde siyah kurdele ve kokart takacak, şiddete karşı kitlesel basın açıklamaları gerçekleştirecek, bu açıklamalar sırasında şiddete karşı korunmadıklarını ifade etmek için baret, kalkan gibi sembolik koruyucu ekipmanlar giyeceklerini söyledi.
Yine maskelerine sağlıkta şiddeti protesto eden yazılar yazacaklarını, üyeleri ve yöneticileri tarafından hazırlanacak kısa videoları sosyal medyada yaygın dolaşıma sokacaklarını, bu dönem içinde yapılacak tüm eylem ve etkinlikleri şube/temsilcilik hesaplarından paylaşacaklarını da dile getiren Atabey son olarak şunları aktardı:
“Ekonomik özlük demokratik haklarımız ve şiddetsiz çalışma ortamı için dün sağlık meslek örgütleri ile ortak ve bugün de SES olarak açıkladığımız 14 Mart haftasına kadar devam edecek programlarımızı 10-11 Şubat 2022 tarihinde yapacağımız Merkez Temsilciler Kurulu toplantımızda yapacağımız tartışma ve kararlaşmalarla daha da kapsamlı ve kararlı bir şekilde sürdüreceğiz.
Başta sağlık bakanlığı ve çalışma bakanlığına çağrımızdır: Bir an önce gerekli tedbirleri almak ve sorunun çözümü için işkolunda örgütlü emek ve meslek örgütleri ile birlikte acil bir toplantı organize edilmesini ve şiddete karşı acil eylem planı oluşturmaya çağırıyoruz.
İşkolu emekçilerine de yapacağımız eylem ve etkinlikleri daha güçlü ses vermek adına desteklemeye çağırıyoruz. Halkımıza çağrımızdır: Bu sistemin sorumlusu biz değiliz diyor ve sizleri başka bir sağlık sistemi mümkün diyen biz sağlık emekçileri ile birlikte mücadeleye etmeye çağırıyoruz.”
PİRHA- SES Eş Genel Başkanı Selma Atabey, iktidarın Meclis’e sunduğu kanun teklifinin sağlık emekçilerinin taleplerini karşılamadığını ve sorunlarını çözmediğini belirterek, “Sağlık Bakanlığı’nın hazırladığı bütçe gerçeği yansıtmıyor ve ihtiyacı karşılamıyor. Artık hiçbirimiz geçinemiyoruz. 22 Aralık’ta da benzer bir durumla karşı karşıya kaldığımız takdirde bunu uzun soluklu bir mücadeleye dönüştüreceğiz” dedi.
AKP’li Milletvekilleri, 1 Aralık 2021 tarihinde hekim ve diş hekimlerinin emeklilik ve maaşlarında iyileştirme yapılmasını öngören kanun teklifini Meclis’e sunmuştu. Sağlık emekçileri, kanun maddesinin tüm sağlık emekçilerini kapsaması gerektiğini ve diğer taleplerinde yerine getirilmesi gerektiğini belirterek duruma tepki gösterdi. Gelen tepkiler üzerine söz konusu kanun maddesi düzenlenmek üzere geri çekildi. Değişikliğin bütçe görüşmelerinden sonra yeniden Meclis gündemine getirileceği belirtildi.
Ülkenin birçok yerinde Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçileri Sendikası (SES) üyesi sağlıkçılar tarafından gerçekleştirilen iş bırakma eylemlerinde sağlık emekçileri, iş barışını bozan yasayı kabul etmediklerini ve geçinemediklerini belirterek, sağlığın bir ekip işi olduğunu vurguladılar. Bazı yerlerde engellemelerle de karşılaşan emekçiler, baskılara rağmen eylemlerini gerçekleştirdiler.
İş bırakma eylemlerini, sağlık emekçilerinin yaşadıkları sorunları ve talepleri PİRHA’ya değerlendiren SES Eş Genel Başkanı Selma Atabey, iktidarın Meclis’e sunduğu kanun teklifinin sağlık emekçilerinin taleplerini karşılamadığını ve sorunlarını çözmediğini belirtti. Yaşanan ekonomik kriz nedeniyle sağlık emekçilerinin her geçen gün yoksullaştığını da söyleyen Atabey, hakların alınması için birlikte mücadele etmenin, ses çıkarmanın önemli olduğunu vurguladı.
1 Aralık’ta Meclis’e sunulan kanun teklifinin hazırlık aşamasında sağlık meslek örgütleriyle temas kurulmadığını, sağlık emekçilerinin taleplerinin görmezden gelindiğini ifade eden Atabey, söz konusu teklifin gündeme gelmesinde sağlık emekçilerinin çabasının ve TTB’nin gerçekleştirdiği ‘Beyaz Yürüyüş’ün etkili olduğunu dile getirdi.
İktidarın sadece hekimlerin sorunları varmış ve bu sorun da sadece maaşlarmış gibi davrandığını söyleyen Atabey, “Bu yasanın Meclis’e geldiğini duyduğumuz akşam hemen harekete geçtik. Tüm sağlık meslek örgütleriyle görüştük. Meclis’te grubu olan partilerin grup başkan vekillerini aradık. Bu yasanın düzeltilmesi gerektiğini ve tüm sağlık emekçilerini kapsaması gerektiğini söyledik. Çünkü dediğimiz gibi sağlık bir ekip işidir. Sağlık Bakanlığı’nın 2022 yılına ait bütçesinde büyük eksiklikler var. Her şeyden önce sağlık emekçilerinin ekonomik ve özlük haklarına dönük hiçbir iyileştirme yok. Aslında bu hazırlanan bütçe taslağı 2020 yılında hazırlanan taslağın aynısı. Oysa şu anda Türkiye’de korkunç bir ekonomik kriz var. Dolar 13 buçukta, Euro 15 buçukta. Gerçek enflasyon yüzde 50’nin üzerinde. Sağlık Bakanlığı’nın hazırladığı bütçe gerçeği yansıtmıyor ve ihtiyacı karşılamıyor” şeklinde konuştu.
Söz konusu kanun teklifinin adaletsiz ve yetersiz olduğunu belirten Atabey, tüm sağlık meslek örgütleriyle görüştüklerini ve durumu protesto etmek için iş bırakma eylemleri yapmaya karar verdiklerini anlattı. Bu eylemlerin bir uyarı eylemi olduğunu, sağlık emekçilerinin taleplerinin yerine getirilmemesi durumunda güçleri doğrultusunda eylemlerine devam edeceklerini vurgulayan Atabey sözlerine şu şekilde devam etti:
“Bu eylemleri tüm sağlık emekçileri yaptı ama sadece sağlık emekçileri ekonomik krizi yaşamıyor. Sadece onların maaşları bu ay enflasyon karşısında erimedi. Tüm toplumun gelirleri çok ciddi bir düşüşle karşı karşıya. Son yapılan anket çalışmasına göre, şu anda Türkiye’de yoksulluk sınırı 13 000 TL olarak ifade ediliyor. Açlık sınırı ise 3 bin 900 TL olarak ifade ediliyor. Sağlık emekçilerine dönüp baktığımızda, 13 binin üstünde maaş alan hiçbir arkadaşımız yok ama 3 bin 900’e yani açlık sınırına yakın parametrelerde maaş alan arkadaşımız çok. Şunu çok net ifade edebilirim, Türkiye’de artık hepimiz açlık sınırında yaşıyoruz. Artık hiçbirimiz geçinemiyoruz ve bu sorun ortak bir sorun. Bu sorunu önümüzdeki günlerde yapacağımız mitinglerle daha çok gündeme getireceğiz.”
“ŞU ANDA TÜRKİYE’DE SAĞLIK SİSTEMİ ÇÖKMÜŞ DURUMDA”
Sağlık emekçilerinin sadece ekonomik ve özlük kaygılar yaşamadığını, bunun yanı sıra sağlık hizmetlerinde çok ciddi anlamda niteliğin düştüğünü söyleyen Atabey şunları aktardı:
“Çünkü insanlar artık ilaca ulaşamıyorlar. SGK bünyesinden yaklaşık 600 ilaç çıkartıldı. Bunun yanı sıra insanlar muayene olmak için hastaneye gitmek istediklerinde randevu alamıyorlar. Yani önceden insanlar hastane önlerinde kuyruğa dizilirlerdi doktora ulaşabilmek için sağlık hizmetine ulaşabilmek için, şu an insanlar evlerinde telefon başlarında ya da bilgisayar başında randevu almaya çalışıyorlar. Yani toplum sağlık hizmetine ulaşamıyor. Sağlık emekçileri istedikleri nitelikte sağlık hizmeti sunamıyorlar. Çünkü her bir doktora bir muayene için 5 dakikalık süre verilmiş. Bu çok yetersiz. Açık ve net söyleyeyim şu anda Türkiye’de sağlık sistemi çökmüş durumda. Biz sağlık emekçileri olarak hem halkın sağlığa ulaşması için mücadele ediyoruz hem de kendi ekonomik, özlük ve demokratik haklarımız için mücadele ediyoruz.”
“HÜKÜMET SADECE ALGI YÖNETİYOR”
Söz konusu yasa teklifinin düzenlenerek 22 Aralık’ta tekrar Meclis gündemine geleceğini anımsatan Atabey, sağlık meslek örgütleriyle görüştüklerini ve ayın 22’sine kadar eylem ve etkinliklerine devam edeceklerini kaydetti. AKP İktidarının özellikle 2015-16 yıllarından sonra algılar yaratarak ülkeyi yönettiğinin altını çizen Atabey; “Geçen haftaki yasayı ‘bütün hekimlere bu kadar ek ödeme verildi, müjde’ denilerek gündeme getirdiler. Müjde dedikleri an biz altında bir algı operasyonu olduğunu artık anlayabiliyoruz. Yasanın içerisine baktığımızda hekimler arasında bile ciddi bir ayrım var. Yani özel hastanede, üniversitede, ASM’lerde çalışan hekimler diye ayırmışlar. Benzeri bir algı yönetiminin 22 Aralık’ta da devam edeceğini bizler de biliyoruz. Sağlık emekçilerinin sorunları, talepleri görmezden gelinecek. Bizler bu noktada itirazlarımızı ve mücadelemizi ortak yürütebilirsek kendimize yol açtığımız gibi diğer kurumlara da yol açabiliriz. Çünkü bu ülkede gerçekten de antidemokratik birçok uygulamalarla karşı karşıya kaldık. İş bırakma eylemlerimizde polisle çatışmak zorunda kaldık. Ciddi engellemeler ile karşı karşıya kalıyoruz, sesinizi kısmaya çalışıyorlar. 22 Aralık’ta da benzer bir durumla karşı karşıya kaldığımız takdirde bunu uzun soluklu bir mücadeleye dönüştüreceğiz” dedi.
“AMELİYAT OLAMAZ, İLAÇ ALAMAZ HALE GELİNECEK”
Sağlık Bakanlığı’na 2022 yılı bütçesinden ayrılan payın çok az olduğunu ve ayrılan bu miktarında büyük kısmının Şehir Hastaneleri’ne ve özel hastanelere aktarıldığını ifade eden Atabey son olarak şunları söyledi:
“Şu an Sağlık Bakanlığı’nın bütçesinin yüzde 70’i Şehir Hastaneleri’ne ayrılmış durumda. Şehir Hastaneleri kime hizmet ediyor? Sermayedarlara. Çünkü kamu ve özel ortaklığı ile yapıldı deniyor. Kamu hastanelerine kalan yüzde 30 ve şu anda biliyorsunuz ki hastanelere alınan malzemeler dolar ve euro üzerinden alınıyor. Bundan dolayı bir süre sonra siz hastaneye gidip ameliyat olmayacaksınız ya da tedavi olamayacaksınız. İlaç, protez vs. alamayacaksınız. Bu devasa Şehir Hastaneleri’nin o muhteşem görüntülerinin aslında içi bomboş. Politika üretemeyen, yönetemeyen ve zayıflayan bir iktidar var karşımızda. Biz sağlık emekçileri sadece kendimiz için mücadele vermiyoruz. Biz sesimizi yükseltirsek, birlik olabilirsek taleplerimize sessiz kalamazlar.”
PİRHA-Sağlık Emekçileri Sendikası’nın çağrısıyla İstanbul’da da iş bırakan sağlık emekçileri, sağlık sisteminin ticarileşmesini, sağlık çalışanlarının ağır çalışma koşullarını protesto etti. Çalışanlar arasındaki iş barışını bozan ücret politikasından vazgeçilerek, gerçek enflasyon oranında zam yapılması istendi.
Kamu Emekçileri Sendikaları Konfederasyonu’na (KESK) bağlı Sağlık Emekçileri Sendikası (SES) sağlık çalışanları ile sosyal hizmet emekçilerinin çalışma koşulları ve ücret talebine ilişkin ülke genelinde iş bırakma eylemi gerçekleştirdi.
İstanbul’un birçok hastanesinde iş bırakan sağlık emekçileri, sağlık sisteminin piyasa mantığıyla yürütüldüğünü söyledi. Hekimlere dayatılan performans sisteminin yarattığı sorunlara da değinen sağlık emekçileri, “Sağlıkta ticaret olmaz. Sağlık haktır, satılamaz” dedi.
“HASTANELER İŞLETME OLARAK GÖRÜLÜYOR”
İş bırakma eylemi kapsamında, hekim olmayan sağlık emekçilerinin geçtiğimiz günlerde açıklanan zam kararının dışında tutulması eleştirilirken; hekimlere yönelik ifade edilen zam haberlerinin ise aldatmaca olduğu savunuldu.
Sağlık hizmetinin ticarileştiğini belirten emekçiler, hasta muayene sürelerinin 5 dakika ile sınırlandırıldığını söyledi. Bu durumun hekimler ile hastalar için büyük sorun olduğu vurgulanırken, “5 dakika içinde doktor sizi muayene mi etsin, sisteme giriş mi yapsın? Hastalar puan olarak görülüyor. Hekimlere, ‘Ne kadar çok hasta bakarsan, o kadar çok para alırsın’ deniliyor. Hastaneler işletme olarak görülüyor” denildi.
Hemşirelerin de mobbinge maruz bırakıldığı kaydedilirken, istifaların ve yurt dışına yönelik beyin göçünün arttığı belirtildi.
TALEPLER SIRALANDI
Sağlık çalışanları iş bırakma eyleminde taleplerini de sıraladı:
Tüm sabit ücretlere gerçek enflasyon oranında ek zam verilsin,
Vergi dilimi soygununa son verilsin,
Asgari ücretten vergi alınmasın. Asgari ücretin üstündeki gelirimizde vergi yüzde 10 da sabitlensin,
3 bin 600 ek gösterge seçim vaadi olmaktan çıkarılsın biran önce düzenleme yapılsın,
Gıda, elektrik, doğalgaz gibi, temel ihtiyaç maddelerinden alınan dolaylı vergiler kaldırılsın,
Sağlık iş kolunda 5 yıla 1 yıl yıpranma düzenlemesi yapılsın erken emeklilik düzenlensin,
12 Saat üzeri çalışma yasaklansın mesai sonrası çalışma iki kat ücretlendirilsin,
Sahada iş barışını bozan, performans sistemi kaldırılarak bütün ödemeler tek kalemde yapılmasını, ayrımsız ASM (Aile Sağlığı Merkezi) emekçilerine, tıp fakültesi çalışanlarına, aile ve sosyal hizmetler çalışanlarına ve diğer tüm sağlık hizmet sınıflarına ek zam verilerek mağduriyetler giderilmelidir.
Ağır koşullarda çalışan sosyal hizmet emekçilerinin iş barışını bozan ücret politikasından vazgeçilmesini eşit adil bir yaklaşımla özlük haklarının düzeltilmesini istiyoruz.
PİRHA- Sağlık emekçileri, iş yerlerinde ağırlaşan çalışma koşulları ve mobbinglerle ilgili açıklama yaptı. Açıklamada, “Her geçen gün ağırlaşan yaşam ve çalışma koşullarında hayatta kalmaya devam eden bizler ne yazık ki halen hem ölüyor hem de çok değerli varlıklarımız olan çocuklarımızın doğumunu ve kucağımıza alacağımız günü görmeden onları kaybediyoruz” denildi.
Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçileri Sendikası (SES), Diyarbakır Kadın Doğum ve Çocuk Hastalıkları Hastanesi’nde ‘nöbet tutamaz’ raporu olmasına rağmen yoğun bakımda tuttuğu nöbet sonrası düşük yapan hemşire şahsında, iş yerlerinde ağırlaşan çalışma koşulları ve mobbinglerle ilgili SES Genel Merkezi’nde basın açıklaması yaptı.
Açıklamanın yapıldığı salona ‘Sağlığımız güvenliğimiz geleceğimiz tehlikede, seyirci kalmayacağız” yazılı pankart asıldı. Açıklamayı SES Genel Kadın Sekreteri Gönül Adıbelli okudu. Diyarbakır’da yaşanan olayın bir cinayet olduğunu vurgulayan Adıbelli, piyasa odaklı sağlık sisteminin çöktüğünü belirterek çarpık sağlık sisteminin bir an önce düzeltilmesi gerektiğini aktardı.
“PİYASA ODAKLI SAĞLIK SİSTEMLERİ İFLAS ETTİ”
Ülkemizin pandemi gidişatı bakımından da sağlık sistemi bakımından da alarm verdiğini ifade eden Adıbelli, Covid-19 salgınında piyasa odaklı sağlık sistemlerinin iflas ettiğini dile getirdi. Salgınla mücadelede hem toplum sağlığını hem de sağlık ve sosyal hizmet emekçilerinin sağlığını koruyacak planlama yapılmadığını söyleyen Adıbelli; “Bu dönem çalışma koşulları en fazla ağırlaşan yine sağlık ve sosyal hizmet emekçileri olmuştur. Dünya sağlık örgütü 2021 yılını sağlık emekçilerine adayarak ödüllendirirken, bizim ülkemizde ise Covid-19’un meslek hastalığı sayılması için sağlık ve sosyal hizmet emekçisinden illiyet bağını yani kısacası bu hastalığa nerde yakalandığını ve covid-19’dan dolayı ölüp ölmediğini ispatlamasını istemiştir. İktidar reklamdan, yalandan ve ranttan başka bir çözüm geliştirmemiştir. Her geçen gün ağırlaşan yaşam ve çalışma koşullarında hayatta kalmaya devam eden bizler ne yazık ki halen hem ölüyor hem de çok değerli varlıklarımız olan çocuklarımızın doğumunu ve kucağımıza alacağımız günü görmeden onları kaybediyoruz” şeklinde konuştu.
“BU KOŞULLAR SAĞLIK EMEKÇİLERİNİ TÜKETİYOR”
Pandemi döneminde çalışma koşulları, artan baskı ve mobbing nedeniyle tükendiklerini defalarca ifade etmelerine rağmen buna yönelik hiçbir çözüm üretilmediğini vurgulayan Adıbelli sözlerine şu şekilde devam etti:
“Özellikle pandemi döneminde artan iş yükü, uzun çalışma saatleri ve vardiyalardan kaynaklı sağlık ve sosyal hizmet emekçileri rapor ve izin kullanamadıkları gibi, personel eksikliği gerekçe gösterilerek az kişi ile çok iş yaptırılmaya çalışılmış bu durum çalışanlarda yorgunluğa ve tükenmişliğe neden olmuştur. Üstelik sağlıkta şiddetin hız kesmediği bir dönem bu kadar ağır koşullar altında çalışmanın pek çok psikolojik yansımasının da olacağını öngörmek zor değil. Uykusuzluktan kaygı bozukluklarına, depresyondan tükenmişlik sendromuna, panik ataktan stres bozukluğuna kadar geniş bir yelpazede psikolojik soruna rastlamak mümkün. Bu çalışma şartlarına ve yaşanılan ayrımcılığa mobbinge bağlı olarak ta birçok sağlık ve sosyal hizmet emekçisi intihar etmiş, kimisi bu nedenlerden dolayı istifa etmiş ve kimisi de yine bu nedenlerden dolayı yurtdışına gitmek zorunda kalmıştır. Bunun gibi birçok sorun sahadan doğru bize iletildiği gibi ne yazık ki birçoğuna da tanık oluyoruz.”
“HASTANENİN BAŞHEKİMİ DÜŞÜK YAPAN ARKADAŞIMIZI SUÇLADI”
Sağlık emekçilerinin gün aşırı nöbet tuttuğunu ve hastane yöneticileri tarafından mobinge maruz kaldığını aktaran Adıbelli, “Bu çalışma şartlarına yönelik Sağlık Bakanlığı düzenleme yaptığını ifade etse de alanda sorunlara çözüm olmamıştır. Diyarbakır Kadın Doğum ve Çocuk Hastalıkları Hastanesi yoğun bakım biriminde çalışan sağlık emekçisi kadın üyemizin riskli gebeliği ve ‘nöbet tutamaz’ raporu olmasına rağmen kendisine nöbet tutturulmuş. Yer değişikliği talebinde bulunmasına rağmen yer değişikliği gerçekleştirilmemiş ve maalesef sağlık emekçisi arkadaşımız çocuğunu kaybetmiştir. Hastane yöneticilerinin görevi kötüye kullanması, 6331 Sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu ve ilgili mevzuatını yok saymaları, arkadaşımızın çocuğunu kaybetmesine sebep olmuştur. Dün aynı hastanede benzer bir olayla ilgili bize ulaşan bilgi, 5 yaşında çocuğu olan sağlıkçı iki eşin itirazlarına rağmen çalışan sayısı yetersizliği gerekçe gösterilerek aynı gün nöbet tutmaya zorlanmışlar. 7/24 ücretsiz kreş açmayı mali külfet olarak görenler bu tutumlarıyla çocuklarımızın sağlığını, güvenliğini ve bakım hakkını tehlikeye atmaktadırlar. Edindiğimiz bilgilere göre muhakkik olarak atanan başka bir hastanenin başhekimi düşük yapan arkadaşımızı suçlayacak kadar vicdan ve meslek etiğinden uzaklaşmıştır” ifadelerini kullandı.
“BU BİR CİNAYETTİR”
‘Şu kesindir ki ortada bir cinayet vardır!’ diyen Adıbelli, “Sağlık Bakanlığı’nın ve Çalışma Bakanlığı iş müfettişlerinin buna neden olan ve bu suça ortak olan hastane yönetimi hakkında etkin bir soruşturma yapmasını ve ihmali olanlarla ilgili işlemleri bir an önce başlatmasını talep ediyoruz. Bu sürecin takipçisi olacağımızı tüm basın ve kamuoyuna buradan ifade ediyoruz” dedi.
PİRHA- ‘2022 yılı Merkezi Yönetim Bütçesi’ne dair açıklama yapan SES Eş Genel Başkanı Selma Atabey, “Bütçe hazırlanırken emekçilerin talepleri dikkate alınmadı. Kronikleşmiş yoksulluk problemine çözüm üretilmeli. İktidarın siyasi ihtiyaçlarından arınmış bir bütçe yapılmalı” dedi.
Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı’nın 2022 bütçesi yarın itibari ile görüşülmeye başlanıyor. Görüşülecek olan bütçe taslağı üzerinden Bakanlığın önümüzdeki yıl için nasıl bir hizmet hedeflediğine dair değerlendirmelerini ve taleplerini paylaşmak isteyen Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçileri Sendikası (SES) basın açıklaması düzenledi. SES Genel Merkezi’nde gerçekleştirilen açıklamanın yapıldığı salona ‘Bütçede sosyal hizmet emekçileri için insanca yaşanacak koşullar ve halk için sosyal hizmet yok!’ pankartı asıldı.
Açıklamayı yapan SES Eş Genel Başkanı Selma Atabey, bütçe görüşmelerine, ne taslak hazırlığı aşamasında ne de hazırlanan taslağın Meclis’e sunulması aşamasında sendikalarının ve iş kolunda örgütlü yapıların dâhil edilmediğini belirterek, iktidarın siyasi ihtiyaçlarından arındırılmış, emekçilerin sorunlarını çözecek bir bütçe yapılması gerektiğini aktardı.
“KAYNAKLAR DOĞRU YERLERE AKTARILMALIDIR”
Ekonomik kriz karşısında 2022-2023 toplu iş sözleşmesinin, sermayenin çıkarlarını korumanın yolu olarak emekçilere dönük sömürüyü artırdığını ve kamu emekçilerinin daha da yoksullaştığını ifade eden Atabey, “Gelirlerimizi azaltma yönünde politika güden iktidar, mevcut haklarımızı da ortadan kaldırmak, sermayeye ise her türlü kaynağı aktarmak tercihinde ısrar etmektedir. Salgının sonuçları nedeniyle ekonomik olarak etkilenen kesimler için; işsiz kalanlar, ücretsiz izne çıkartılanlar, gelirleri düşenler, işyeri kapananlar gibi salgın nedeniyle daha çok risk altında olan kesimler için gerçek tedbirler alınmamış, kaynaklar buralara aktarılmamıştır. Bakanlık bütçesi, zam üzerine zam yapılan, dolar ve Euro karşısında gelirlerimizin eridiği, alım gücünün düştüğü ve açlık sınırının bandında gezen gelirimizle, tüm emekçilerin geçinemiyoruz dediği ve ek zam talebinin yaygın bir talep haline geldiği bir zamanda yapılmaktadır” şeklinde konuştu.
“BAKANLIK, KAMU HİZMETİNİ HAYIR İŞİ YAPMA MİSYONUNA ÇEVİRMİŞ DURUMDADIR”
2022 yılı Merkezi Yönetim Bütçe Yasa Tasarısı’nda Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı’na aktarılması öngörülen ödeneğin 66 milyar 131 milyon 543 bin TL olduğu bilgisini veren Atabey sözlerine şu şekilde devam etti:
“2022 Bütçesinin %3.8’ini Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı bütçesi oluşturmaktadır ve bakanlıklara bütçeden ayrılan pay bakımından 6. sırada gelmektedir. Bakanlıklar ayrılmadan önce %12.7 ile en büyük 3. paya sahip olan Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı (AÇSHB)‘lığına ayrılan bütçe göz önüne alındığında 2022 yılında aile ve sosyal hizmetler politikaları için ciddi bir bütçenin ayrılmadığı, ihtiyacı karşılama gibi bir niyetinin olmadığı açık bir şekilde görülmektedir.
Nisan 2021’de bakanlıklar ayrılıncaya kadar AÇSHB’ye ayrılan toplam bütçede Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı (ÇSGB)’ye ayrılan payın Aile ve Sosyal Hizmetlere ayrılandan iki kat fazla olduğu görülmektedir. 2021 Haziran sonu Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı (ASHB) Bütçesinin %50.5’si harcanmıştır. ASHB; sosyal politikalar üretme konusuna sadece istatistiki yaklaşmaktadır ve kendisine başvurulmayı beklemekle yetinen bir yaklaşıma sahiptir. ASHB sosyal politika üretme niye, ti olmayan birimleri hakkında nitelik arttırma yaklaşımından uzak; sanki sosyal yardım derneği gibi davranan ve zaten sağlaması gereken kamu hizmetini hayır işi yapma misyonuna çevirmiş durumdadır.”
2022 bütçesi hazırlanırken kur farkı, enflasyon, eşya ve hizmetlerin değerinin artmış olduğu kriterlerin dikkate alınmadığını da söyleyen Atabey, “Hedeflerin 2021 yılı gerçekleşen hedeflerine bakılarak belirlendiği ortaya çıkmıştır. Bu kriterlere göre incelendiğinde bile aslında ASHB’nin bir önceki yıla göre daha az harcama yapmayı planladığı ortadadır. Bu durumda ASHB’nin hedefinin kronikleşmiş yoksulluk problemine çözüm üretecek bir sosyal politika üretmek olmadığı ve sağlaması gereken kamusal hizmeti kendine başvuruda bulunanlara hayır işi olarak yaptığı açıktır” dedi.
“KADINLARA YÖNELİK POLİTİKALARA DAHA FAZLA PAY AYRILMALI”
Atabey Bakanlığın, Kadınlara yönelik hizmetlerin planlanması ve şiddetin önlenmesi konusunda ana sorumlu ve koordinatör birim olan KSGM için 2022 bütçesinde 22.020.000 TL pay ayırdığını ve bunun yetersiz olduğunu dile getirerek; “Ayrılan ödeneğin %75 ‘inin personel giderleri için kullanılması öngörülmektedir. Bu bütçe planı, yani yeterli ve etkili oranda bütçenin ayrılmaması KSGM’nin uzun süredir giderek daha çok etkisizleştirilmesinin bir parçası olarak görülmektedir. Kadın erkek eşitliğinin sağlanması hedefi ve buna uygun faaliyetler Genel Müdürlüğün hedeflerinden çıkartılarak revizeler yapılırken, kadınların varlıklarını ve haklarını aile içindeki ‘görevleri’ üzerinden tanımlayan muhafazakâr söylem ve pratikler KSGM’nin çalışmalarını da büyük ölçüde etkilemiştir” ifadelerini kullandı.
“2 MİLYON ÇOCUK İŞÇİ OLDUĞU KAYDEDİLDİ”
Türkiye nüfusunun %27,2’sinin çocuk olduğunu ve çocukların ihtiyaçları, çocuk koruma mekanizmasındaki eksiklikler, koruma ve önleme odaklı çalışmalardaki zayıflıkların sıkça dile getirildiğini aktaran Atabey, “Türkiye ‘de 2018 TÜİK verilerine göre 720 bin, DİSK’in hazırladığı rapora göre de 2 milyon çocuk işçinin olduğu kaydedildi. Çocuk işçiliği ile mücadele kapsamında ulaşılan çocuk sayısının 9.000’den 10.000’e çıkma hedefi Türkiye’de kayıtlı ve kayıt dışı çocuk işçi sayısı dikkate alındığında bu yapısal sorunun çözümüne dair umut vermekten uzaktır. Ayrıca rakamlar yapılan çalışmaya dair niteliksel bir veri sağlamadığı için, ulaşılan çocukların yaşamlarında dönüştürücü bir etki yaratılamamakta, sorunun kronikliğini korumasına neden olunmaktadır” diye belirtti.
“SOSYAL YARDIMLAR EMEKÇİLERİ İKTİDARA BAĞIMLI HALE GETİRMEK İÇİN KULLANILIYOR”
AKP iktidarının uzun süredir sosyal yardımı hak olmaktan çıkardığını, yardımları lütuf ve bağımlılık ile oy ilişkisi bağlamına yerleştirdiğini vurgulayan Atabey şunları kaydetti:
“Sosyal yardımlar yoksulluğu sürdürme, yoksullaştırılan emekçileri iktidara bağımlı hale getirme politikasının bir aracı olarak kullanılmaya devam edilmektedir. 2020 yılı bütçesinde sosyal yardımlara ayrılan kaynak 69 milyar lirayken, 2019’da ise bu rakam 55 milyardı. Bakanlığın 2020 Faaliyet Raporuna göre, sosyal yardımlardan faydalanan 6 milyon 630 bin hane oldu. Bu hanelerden 2 milyon 450 bin 80 hane düzenli yardım, 2 milyon 733 bin 741 hane ise süreli yardım almıştır. 1 milyon 436 bin 799 hane ise hem düzenli hem de süreli yardımlardan faydalanmıştır. 2019 yılına göre 2020 de sosyal yardıma muhtaç olan hane sayısı 2 kat artmış ve oran olarak % 102 hane sayı artışıyla sosyal yardıma muhtaç hale gelmiştir. TÜİK’e göre ortalama hane halkı büyüklüğünün 3,35 kişi olduğu düşünüldüğünde Türkiye’de en az 20 milyon 200 bin kişinin Bakanlık bünyesindeki sosyal yardımlardan faydalandığı görülmektedir. Cumhurbaşkanlığı 2020 Yıllık Programı’na göre ise belediyeler dışındaki kamu kuruluşlarının sosyal yardım harcamalarından 17 milyona yakın kişi yararlanmıştır.”
“İKTİDARIN SİYASİ İHTİYAÇLARINDAN ARINDIRILMIŞ BİR BÜTÇE YAPILMALI”
‘Bütçe halkın ve emekçilerin örgütleri aracılığı ve onların katılımı ile yapılmalıdır’ diyen Atabey herkes için ve iş kolu emekçileri için taleplerini dile getirdi.
Ayrı bir Kadın Bakanlığı ve Çocuk Bakanlığı’nın kurulmasını, ayrı ve ihtiyacı karşılayacak bütçeleri olması gerektiğini belirten Atabey, sosyal hizmet alanlarındaki politikaların sorunları önlemeye odaklı, iktidarın siyasi ihtiyaçlarından arındırılmış, kapsamlı politikalar olması gerektiğini söyledi.
‘Bu alanda yapılacak planlarda ekonomik tasarruf ya da kesinti düşünülmemeli, ihtiyaç neyse gerekli bütçe ayrılmalı’ ifadesini de kullanan Atabey; “Yoksulluğu teşvik eden değil istihdamı önceleyen ve yoksulluğu bitirme hedefiyle bütçe planlamaları yapılmalıdır. Pandemi nedeni ile bakanlık personelinin iş yükü çok fazla artmıştır. Bütçede personel ödemelerinde personel açığı düşünülerek kadrolu ve güvenceli istihdamla personel açığının hızlı bir şekilde giderilmesi için ödenek arttırılmalıdır” dedi.
PİRHA-1 Temmuz itibariyle başlatılan normalleşme süreci ile birlikte vakaların tekrar artmasını değerlendiren SES Eş Genel Başkanı Selma Atabey devletin alması gereken önlemleri almadığını vurgulayarak, “Bir ayda 5 kat artış yaşandı. Önlem alınmazsa önümüzde ki günlerde daha fazla canımız yanacak. Uygulanan politikalara güven duyulmadığı için insanlar aşı olmuyor. Emek meslek örgütleri olarak devletin yapması gereken aşıya teşvik işini biz yapıyoruz” dedi.
Sağlık Bakanlığı tarafından açıklanan verilere göre 1 Temmuz itibariyle başlatılan normalleşme sürecinden bu yana günlük vaka sayılarında yaklaşık 5 kat artış yaşanırken buna paralel olarak ölüm sayıları da artış göstermeye devam ediyor.
Kamu Emekçileri Sendikası Konfederasyonu’na (KESK) bağlı Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçileri Sendikası’nın (SES) Eş Genel Başkanı Selma Atabey, devletin alması gereken önlemleri almadığı için bu artışların yaşandığını belirterek emek meslek örgütleri olarak devletin yapması gereken aşılama konusunda halkı bilinçlendirmek ve teşvik etmek için çeşitli çalışmalar yaptıklarını anlattı.
“BİR AYDA 5 KAT ARTIŞ YAŞANDI”
1 Temmuz’dan itibaren bir ay geçtiğini ve bu bir ay içerisinde salgının çok fazla artış gösterdiğini ifade eden Atabey şunları dile getirdi:
“Bu yüzden 1 Temmuz’da her yerin açılmasını, tamamen bütün önlemlerin ortadan kaldırılmasını, normalleşme süreci içerisine girilmesini kesinlikle daha önce de ifade etmiştik doğru bulmuyoruz. Doğru bulunmamızın nedeni şu anki yaşananları öngörmemizdi. Delta varyantı ile birlikte bu süreçte tedbirlerin daha da artırılmasının gerekli olduğunu Hükümete ve Sağlık Bakanlığı’na bunu hem yazılı olarak ifade ettik hem de kamuoyuyla paylaşmıştık. Ama geldiğimiz noktada maalesef şu an 1 Temmuz’la 30 Temmuz’u kıyasladığımızda yaklaşık 5 katına varan bir artış söz konusu. Ölüm sayılarında da vaka sayılarında da artış var ve eğer bu şekilde devam ederse daha kötü sonuçlar ortaya çıkacaktır. 1 Temmuz’da açılmasının sebebinin altında turizm yatıyor. Turizmin açılması için yapıldı bu normalleşme süreci. İnsanlar şu anda tatilde dip dibe, plajlarda yan yana ve 3 gün sonra, 5 gün sonra bu insanlar memleketlerine dönecekler. Yani önümüzdeki 15-20 gün çok daha kritik. Çok daha krizli bir süreç bizi bekliyor.
“ÖNÜMÜZDE Kİ GÜNLERDE DAHA FAZLA CANIMIZ YANACAK”
Virüste ki yayılımın sadece ülkemizde değil tüm Avrupa ülkelerinde de benzeri bir durumda olduğunu belirten Atabey sözlerine şöyle devam etti:
“Her yerde aslında covid-19 4. pikini yaşıyor diyebiliriz. Bu eylül, ekim ayında çok daha netleşecektir. Delta varyantının şöyle bir özelliği var, kuluçka süresinin daha az olmasından kaynaklı yayılması çok daha fazla oluyor. Bu noktada Mayıs ayında ve öncesi süreçte alınan tedbirlerin yanında yine bizlerin önerdiği tedbirlerin alınması gerekiyordu. Özellikle atölyelerin, fabrikaların bu noktada çok daha temkinli davranması gerekiyor. Sosyal mesafe ve maske ile alınabilecek bir tedbirin dışına çıkılması gerekiyor. Sadece bunlar yeterli olamaz. Açık havada bulaş riskinin daha az olduğunu düşünüyoruz. Çünkü belli veriler var. Ama delta virüsü çok daha tehlikeli. Yanından geçerken bile bulaşma riski var. Çünkü çok hızlı yayılan bir virüs koronavirüsün başka bir versiyonu bu. Deltası yani. Bunu göz önüne aldığımızda açık havada dahi maskenin takılmasına özen gösterilmesi gerekiyor.
Türkiye gerçekten büyük bir ekonomik kriz yaşıyor. Salgından önce de bu ekonomik kriz net bir şekilde kendini hissettiriyordu. Ama bu açma kapama yöntemlerinden kaynaklı birçok esnaf mağdur durumda ve tekrar bir açma kapama sürecine girmemek adına bizim tedbirleri bugünden daha fazla yoğunlaştırmamız gerekiyor. Özellikle bu konuda da zaten iktidara iş düşüyor. Bu tedbirleri tekrardan gözden geçirmeleri gerekiyor. Toplu alanları kontrol etmeleri gerekiyor. Bu meseleyi halk sağlığı meselesi olarak ele almak gerekiyor ama şu an iktidara baktığımızda maalesef covid-19 gündemde yokmuş gibi davranıyorlar. Bu hastalığı önemsemeyen bir noktada durdukları için doğalında topluma verdikleri mesaj bu oluyor ve toplumda da aynı tepki ile aynı refleksle karşılaşıyorlar. Önümüzdeki günlerde maalesef daha fazla canımız yanacak. Bunun bir an önce ciddi bir şekilde ele alınıp tedbirlerin yoğunlaştırılmasını büyük bir ihtiyaç olarak görüyoruz.”
“SALGINI BİTİREBİLMEMİZ İÇİN AŞI OLMAK ŞART”
Salgının başından bu yana aşı olunması talebinde bulunan bir kurum olduklarını belirten Atabey; “Geçmiş yıllara baktığımızda tarihsel bir gerçeklik var aşı ile ilgili. Aşı ilk defa koronavirüsle gündemimize girmedi ve bu tür salgınlarda salgının önünü kesebilecek elimizdeki tek silah doğal olarak aşı. Biz aşıyı başından beri önemsiyoruz ve aşının Türkiye’ye getirilmesi ve herkesin aşılanması gerektiğini söylüyoruz. Koronavirüsün bu kadar yayılmasının sebeplerinden biri de aşının ülkemize geç girmesi. Bu kadar kayıp vermemizin sebebi ve bugün geldiğimiz noktada bulaşın bu kadar artmış olması aşının geç gelmesi ve hala yeterli orana ulaşamamış olmamızdan kaynaklıdır. İktidar bu konuyu da iyi yönetemedi. Çok ciddi eksiklikler yaşandı. Haziran ayından bu yana Sağlık Bakanlığı aşı konusunda sıkıntı yaşanmadığını söyledi. Bu noktada da 18 yaşına kadar indirildi aşı yaşı. Ama şu anda Temmuz ayı bitiyor Ağustos’a gireceğiz, yaklaşık 25 milyon insan ikinci aşısını tamamlamış durumda. Yani doğal olarak 80 milyon üzerinden hesaplarsak 55 milyon insan daha ikinci aşısını olmuş değil. Bu durumda hastalığın yayılmasına neden oluyor” diye konuştu.
“İNSANLAR UYGULANAN POLİTİKALARA GÜVENMEDİĞİ İÇİN AŞI OLMUYOR”
Aşı karşıtlığı üzerinden yürütülen propagandalara değinen Atabey Kürt illerinde aşılamanın az olmasına da değinerek şunları kaydetti:
“Çok da bilimsel olmayan, doğru olmayan, hurafelerle dolu bilgiler mevcut. Belirli bir kesimi de maalesef ki etkiliyorlar. Bunun doğru olmadığını bir an önce bu salgından kurtulabilmemiz için tek çarenin aşı olduğunu söyleyebiliriz. Aylardır da TTB ile birlikte ortak yürüttüğümüz kampanyalar ve çalışmalar da devam ediyor. Özellikle kırsal bölgelerde, Kürt illerinde maalesef şu anda tablolara baktığımızda aşı oranının en düşük, hastalığın pik yaptığı iller olarak karşımıza çıkıyor. Böyle olmasının sebebi aşı tartışmalarından kaynaklanıyor. Biontech aşısı mı daha etkili Sinovac aşısı mı daha etkili gibi bu tür tartışmalar yaratıldı. Sağlık Bakanlığı tarafından gündeme getirildi bizzat bu konular. Bunun yanı sıra sürecin şeffaf yürütülmemesi, bilgilerin toplumdan saklanması, hastalık süreci boyunca yaşamlarını yitiren ya da hastalık kapan insanların hangi yaş grubuna, hangi cinsiyette olduğuna, hangi meslek grubunda olduklarına ilişkin bu tür bilgilerin toplumdan saklanması etkili oldu. İnsanlar şu an var olan iktidara ve Sağlık Bakanlığı’nın izlediği politikalara güvenmiyor. Bilinçsiz oldukları için değil güven sorunu yaşadıkları için olmuyorlar aşı. Ciddi bir güven sorunu var diyebiliriz. Sağlık Bakanlığı koronavirüs ile ilgili yaptığı çalışmalarda maalesef sadece 6 dilde broşür çıkardı. Bunun içerisinde Kürtçe yok. Kürt illeri yok sayıldı yine. Biz bu noktada devreye girdik ve eksikliği tamamlamak için SES ve TTB olarak Türkçe, Kürtçe ve Arapça olarak bölgelere göre değişecek şekilde broşürler bastırdık. Ve o illere gönderdik. Topyekûn bununla savaşmaya çalışacağız. En azından algıları yıkmaya çalışacağız. Tabii bu sadece sağlık emekçileri ile birlikte yürütülecek bir konu değil. Sivil toplum örgütlerinin, siyasi partilerin, derneklerin, odaların, muhtarların, hatta imamların bile dahil olması gereken bir kampanya sürecinin olması gerekiyor.”
“AŞI KONUSUNDA HERKESİN SÜRECE DAHİL EDİLDİĞİ SEFERBERLİK BAŞLATILMALI”
Atabey sözlerine şu şekilde devam etti:
“Maalesef şöyle bir durum da var, iktidar hoşuna gitmeyen bir cümleyi duyduğunda bile insanları gözaltına alıyor, tutukluyor. Böyle bir anti-demokratik süreç var. Aşı karşıtları bas bas bağırıyor, toplumsal sağlığı büyük bir riske atıyorlar ama buna karşın iktidar hiçbir şey yapmıyor. Sizlerde biliyorsunuz ki İstanbul’da miting dahi yapıldı bununla ilgili. Bunların aslında görünmez kılınması gerekirken, bilimden uzak bu söylemlerin toplumda paylaşılmaması gerekirken maalesef öyle olmuyor. İktidar bu konuda gerekli önlemleri almıyor. Artı Sağlık Bakanlığı da son 2 aydır ciddi bir kampanya yürütmesi gerekirken, bu kadar aşı karşıtlığı varken, o güveni tekrardan tesis etmesi gerekirken yapmıyor. Toplumsal bağışıklığın istenilen düzeye varılması için hem iktidar tarafından tedbirlerin tartışılmasına dönük önerilerin olması gerekir hem de aşı kampanyasının güncellenmesi ve aşının en ücra köşelere bile ulaştırılması gerekir. Böyle bir çaba görmüyoruz tabi. Bizler emek meslek örgütleri olarak bu açığı sivil toplum örgütleri ile birlikte kapatmaya çalışıyoruz. Birçok ilde Ticaret Odaları da dahil olmak üzere, iş insanları da artık bu olumsuzluğa bir dur demek için sorumluluk alıyorken Sağlık Bakanlığı’nın bu konuya mesafeli durması gerçekten bizim açımızdan da anlaşılır gibi değil. Çünkü yeteri kadar aşı var deniyor ve ulaşması gereken insanlar da var, doğal olarak o köprünün kurulması için ikna edici ekiplerin kurulması gerekiyor. Bu da ancak yerellerdeki örgütlerle mümkün.”
Salgının başladığı günden bu güne İktidar ve Sağlık Bakanlığı tarafından sürecin dışında bırakıldıklarını ifade eden Atabey son olarak şunları aktardı:
“Maalesef covid-19’un başından beri bizim gibi örgütleri bu alandan uzak tuttular. Bundan kaynaklı da şu anda aşı konusunda başarılı olamadılar. O süreçte hep birlikte hareket edilebilseydi bugün bu duruma gelinmezdi. Bu kadar can kaybı olmayacaktı ve hastalık bu kadar yayılmayacaktı. En azından bu noktaya evrilmezdi. İktidar ben bilirim, ben yaparım, ben yürütürüm dedi. Bu noktada insanlar sürecin içerisinde olamadılar. Şu an gelinen noktada maalesef Sağlık Bakanlığı’nın açıklamalarında da hep beraber görüyoruz ki bu işin sorumlusu halkmış gibi davranılıyor. Maskesini takmadığı için, mesafesini korumadığı için hastalık bu kadar yayıldı diyebiliyor. Oysa uygulamaya koyamadıkları ya da yapmadıkları politikalardan kaynaklı olduğunu söyleyebiliriz. O yüzden kendilerini ve politikalarını gözden geçirmeliler, bunun başka çaresi yok.”
PİRHA-Sağlık emekçileri sendikasına yönelik yapılan operasyonda gözaltına alınan SES Eş Genel Başkanı Selma Atabey yaşadıklarını PİRHA’ya anlattı. Atabey, pandemi sürecinin yönetilemediğini teşhir ettikleri için operasyon gözaltına alındıklarını belirterek, “Bu operasyonun adı Covid operasyonudur” dedi. Atabey, gizli tanık ifadesiyle gözaltına alındıklarını, bir arkadaşlarının ise ağabeyinin cenazesini morgta yıkarken gözaltına alındığını aktardı.
Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçileri Sendikası’nın (SES) Eş Genel Başkanı Selma Atabey’in de aralarında bulunduğu 8 kişi 25 Mayıs günü sabah erken saatlerde evlerine yapılan polis baskınıyla gözaltına alınmıştı. 8 gün Ankara Emniyet Müdürlüğü’nde gözaltında tutulan SES üyeleri ‘örgüte üye olmak’, ‘örgüt kurmak ve yönetmek’ iddialarıyla çıkarıldıkları mahkemece tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakıldı.
Hakkında ‘yurt dışına çıkış yasağı’ ve ‘haftada bir gün imza atma’ şartıyla adli kontrol kararı verilerek serbest bırakılan SES Eş Genel Başkanı Selma Atabey yaşadıklarını anlatarak sağlık emekçilerine yönelik yapılan operasyon hakkında değerlendirmeler de bulundu.
AKP iktidarı döneminde sağlık meslek örgütlerine baskının hep olduğunu ancak sendika olarak özellikle pandemi sürecinin yönetilemiyor oluşunu teşhir ettikleri için bu operasyona maruz kaldıklarını belirtti.
“İKTİDAR ‘BEN EMREDERİM SİZ ÇALIŞIRSINIZ’ NOKTASINDA HAREKET EDİYOR”
AKP iktidarının, bu tür baskı ve operasyonlarla sağlık emekçilerinden ne istediğini sorduğumuz Atabey şunları dile getirdi:
“Aslında bu sürecin üstünü örtmemizi istiyor. Yaşanılan yönetememe krizi var. Özellikle pandemi sürecinde yönetememenin açığa çıkmasını istemiyor. Sağlık emekçilerinden ne istiyor? Ben ne dersem onu yapın diyor. Yani halk sağlığı sizi ilgilendirmez, şehir hastaneleri sizi ilgilendirmez, savaşlar sizi ilgilendirmez, ben vururum siz tedavi edin, ben katlederim, ben emrederim siz çalışırsınız noktasında hareket etmeye çalışıyor. Maalesef karşısında böyle bir sendika yok. Çünkü yaklaşık 25 yıldır Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçilerinin topluma yaklaşımı, halk sağlığına yaklaşımı ve sağlık emekçilerinin özlük, mali, sosyal ve demokratik hakları için çalışan bir sendikayız. Diğer sağlık meslek örgütleri olarak da bu dönem buluştuğumuz ve birlikte mücadele ettiğimiz çok gerekçelerimiz oldu.
Özellikle bu son 1,5 yıldır pandemi süreciyle birlikte emek meslek örgütleri ile gerçekten çok ciddi bir emek sarf ettik. Birlikte çok ciddi mücadeleler ortaya koyduk ve sağlık emekçileri olarak da yönetilemeyen ve şeffaf olunmayan pandemi sürecinin doğal olarak toplumun bilgi alma hakkı üzerinden, sağlıklı olma hakkı üzerinden, yaşam hakkı üzerinden yürüttüğümüz politikalarla hem toplumu bilgilendiren, hem sağlık emekçilerinin sağlığını korumaya çalışan bir noktada bizler hareket etmeye çalıştık.”
“PANDEMİ SÜRECİNİN YÖNETİLEMİYOR OLUŞUNU TEŞHİR ETTİĞİMİZ İÇİN OPERASYONA MARUZ KALDIK”
İktidarın pandemiyi yönetemediğini sendika olarak gündeme getirdikleri ve şeffaf olunması noktasında baskı yarattıkları için bu tür baskılarla karşılaştıklarını söyleyen Atabey sözlerine şu şekilde devam etti:
“Doğal olarak bizim söylemlerimiz üzerinden toplumda çok ciddi itirazlarla karşı karşıya kaldılar. Özellikle pandemi sürecinde sayıların çok gerçekçi olmayan rakamlarla verilmesi, hastalıkların çok farklı farklı tanımlamalarla verilmesi, insanların kafalarının karıştırılması ve son 6 aydır da aşı geldi, geliyor, gelecek üzerinden yürüttükleri politikalar ve bizim buna dönük itirazlarımız ve toplumun sağlığını koruyan bir yerden açıklamalarımız onları sıkıştıran, boşa düşüren ve itibarsızlaştıran bir noktaya getirdi. Ve geçen haftada aslında bizim sendikaya ve bizlerin şahsınıza dönük yapılan operasyonun asıl gerekçesinin bu olduğunu ifade edebilirim. Çünkü insanların ölümlerini kabul etmeyen, yaşamı savunan hatta sağlıklı bir yaşam için neler yapılması gerektiği noktasında perspektif veren örgütleriz. SES ve TTB savaşın karşısında duran, barışı örgütlemeye çalışan ve barışa dönük hiçbir şekilde sözünü sakınmayan iki örgütüz.”
“BU OPERASYONUN ADI COVİD OPERASYONUDUR”
Yapılan operasyonun iktidarın sendikalarına yönelik son bir buçuk yıllık öfkesi olduğunu ifade eden Atabey, “Bu operasyonun adı ne olarak basında geçti bilmiyorum ama adı Covid operasyonuydu. Sağlıkçılara dönük Covid operasyonu olarak değerlendirebiliriz. Bu süreç içerisinde birçok çalışmamız dediğim gibi iktidarı rahatsız eden, iktidarı zor duruma düşüren, özellikle zor durumda kalan Sağlık Bakanlığı noktasında bizim açıklamalarımızın bu şekilde üstü örtülmeye çalışıldı” dedi.
“YANDAŞ MEDYA SENDİKAMIZI VE BİZİ RENCİDE EDEREK HEDEFE KOYDU”
Atabey, gözaltı sürecini de şöyle anlattı:
“Biz gözaltına alındık ve 8 gün gözaltında kaldık. 8 gün boyunca bir insan olarak, bu toplumun bir bireyi olarak kendimle ilgili maalesef hiçbir bilgi alamadım. Diğer 7 arkadaşımda keza öyle. Avukatlarımız ısrarla savcıyla buluşup, savcıyla görüşüp bizimle ilgili nasıl bir iddianame hazırlandığını, neyle suçlandığımızı öğrenmek için üstün bir çaba sarf ederken hiçbir şekilde bilgi sahibi olamadı. Ama ne tesadüftür ki gözaltına alındıktan tam 3 saat sonra yandaş medya üzerinden o alanlara servis edildik. Farklı örgütlerle anılarak, o örgütler üzerinden gözaltına alındığımız söylenerek sendikamızı ve bizleri rencide edecek cümlelerle hedefe konulduk.”
“GÖZALTINA ALIRKEN ÇOK İNSAFSIZCA DAVRANDILAR”
Son 5 beş yılı değerlendirdikleri zaman özellikle şu anda AKP iktidarının kendi dışında ki bütün yapıları, terörize ve kriminalize ettiğini vurgulayan Atabey şu şekilde konuştu:
“15 Temmuz sonrasında yaklaşık 11 bin 500 sağlıkçı ihraç edildi. Bunun yaklaşık 820’si sağlık emekçileri sendikasına üye. Ve yine hiçbiri hakkında ne sağlıklı bir soruşturma ne bir iddianame hazırlanmadan bu arkadaşlarımız görevlerinden ihraç edildiler. Şu an geldiğimiz noktada da hiçbir şekilde bizimle ilgili bir delil yokken, bir tespit yokken, ellerinde hiçbir veri yokken, bizlerde gözaltına alındık ve tutuklama talebiyle de hakime gönderildik.
“GİZLİ TANIK İFADESİYLE BİR ARKADAŞIMIZ MORGTA ABĞABEYİNİ YIKARKEN GÖZALTINA ALINDI”
Dosyanın içeriğine bakıldığında sadece bir gizli tanığın ifadesi üzerinden devasa bir operasyon düzenleniyor. Bir arkadaşımız Van’daydı. Onlarca akrep ve yüzlerce polisle evi basılıyor. İstanbul’daki arkadaşımız hasta annesine bakarken oradan alınıp getiriliyor, diğer arkadaşımız abisini kaybetmişti. Morgta cenazesini yıkarken arkadaşımızı o haliyle gözaltına alabiliyorlar, bu kadar insafsız olabiliyorlar. Ve 8 gün boyunca bizimle ilgili hiçbir bilgi paylaşılmazken bu lağım medyası dediğimiz yerlerde bu olaylar sanki gerçekmiş gibi patlatılabiliyor. Oysa şüpheli dediğiniz olgu içerisinde bizler gözaltına alındık ve o şüpheli dediğimiz noktada hakim karşısına çıktığımızda aslında asılsız, hiçbir şekilde gerçekle uyuşmayan iddianame ile karşı karşıya kaldık.
Ama asıl çarpıcı olan biz Covidden dolayı mahkum edildik. Biz covidden dolayı şüpheli konumuna getirildik. Çünkü Covide dönük yönetemedikleri, üretemedikleri politikaları eleştiren bir noktada durduğumuz için biz, bu gözaltıyla, bu operasyona karşı karşıya kaldık.”
“NET OLARAK SÖYLÜYORUZ BU SÜRECİ YÖNETEMEDİLER”
“Bir buçuk yıldır çok net söylüyoruz ve söylemeye de devam edeceğiz, Yönetemediler” diyen Atabey; “Sendika olarak geçmiş dönemlerde tutumumuz neyse emek, barış, demokrasi mücadelemizi nasıl yürüttüysek ve birçok saldırıyla karşı karşıya kaldıysak, bundan sonraki süreçte de bu duruşumuzdan, bu değerlerimizden asla taviz vermeyeceğiz. Ve bu noktada da yürümeye devam edeceğiz” şeklinde konuştu.
“DOSYA BOŞ OLDUĞU İÇİN TUTUKLAYAMADILAR”
Haklarında açılan davanın içeriğinde somut hiçbir delil ve iddia olmadığını belirten Atabey sözlerine şöyle devam etti:
Şunu da belirtmek istiyorum. Evet, “bir insana bir suçu atmak kolay ama o suçu nasıl oluşturduğu, nereye dayandırdığı da önemli. Ama bu dosya tamamıyla boş bir dosyaydı, zaten tutuklayamamalarının da gerekçelerinden biri buydu. Sadece bir gizli tanığın ifadesi üzerinden yürüttükleri bir çalışmaydı ve biz bunun karşısında boyun eğip evet böyle bir yanlışlık oldu ya da böyle bir süreç yürütüldü biz bunu kabul ettik, yolumuza devam ediyoruz demeyeceğiz.”
“SUÇ DUYURUSUNDA BULUNACAĞIZ”
Yaşadıkları hukuksuzluğa karşı İçişleri ve Adalet bakanları hakkında suç duyurusunda bulunacaklarını söyleyen Atabey “Buna dönük eğer savcı ise savcı, İçişleri Bakanıysa İçişleri Bakanı… Biz buna dönük suç duyurusunda bulunacağız. Hem sağlık emekçileri olarak hem de kendi itibarımız olarak değerlendiriyoruz. Kendi itibarımızı koruyan bir noktada hem birey olarak, insan olarak kendi itibarımız için suç duyurusunda bulunacağız. Ya sağlık örgütleri ile birlikte, eğer onlarda katkı sunarlarsa onlarla birlikte sunamazlarsa biz kendi adımıza Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçileri Sendikası adına İçişleri Bakanı’na ve Adalet Bakanı’na bu noktada bir suç duyurusunda bulunacağız. Ve bu sürecin en yakın takipçisi olarak bizler en ön saflarda olacağız.” açıklamasında bulundu.
PİRHA-Sağlık meslek örgütleri, SES üye ve yöneticilerinin gözaltına alınmasına tepki göstererek; “Sağlık emek ve meslek örgütleri ile değil pandemi ile mücadele edin” dedi.
Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçileri Sendikası (SES) yaptığı basın açıklamasıyla 25 Mayıs 2021’de sendikalarına yönelik yaşanan gözaltı operasyonunu protesto etti. Sağlık Emekçileri Sendikası Ankara Şubesinde yapılan açıklamaya sağlık meslek ve emek örgütlerinden Ankara Tabip Odası, Ankara Diş Hekimleri Odası, Devrimci Sağlık İşçileri Sendikası, Tüm Radyoloji Teknisyenleri ve Teknikerleri Derneği de destek verdi.
Gözaltına alınmalarının üzerinden 6 gün geçmesine rağmen hala savcılığa çıkarılmayan SES üyelerinin durumlarının iyi olduğunun aktarıldığı açıklamayı SES Ankara şube Eş Başkanı Kubilay Yalçınkaya okudu.
“SALGIN YÖNETİLEMİYOR”
‘Sağlık emek ve meslek örgütleri ile değil pandemi ile mücadele edin’ denilen açıklamada şu sözlere yer verildi:
“Pandeminin hemen başında yaşamak ve yaşatmak istiyoruz dedik. Birçok açıklamamız hem toplumun hem biz sağlık ve sosyal hizmet emekçilerinin yaşam ve sağlık hakkına dönük oldu. Yine çalışma alanlarımızda artan risklerimizle birlikte ekonomik ve özlük haklarımız çerçevesinde taleplerimize yönelik açıklamalarımız oldu. İş yerlerinde örgütlülüğümüzü büyüttük ve salgının yönetilmez halini eleştirilerimizle açıklamalarımızla ortaya koyduk. Tamda bu dönemde iktidar ve çevresinden yoğun baskılar altında kaldık hedef gösterildik.”
“EYLEMLERİMİZ PROVOKE EDİLDİ”
En temel görevimiz olan ekonomik ve özlük haklarımıza yönelik taleplerinin rüşvetçiler olarak nitelendirildiğini söyleyen Yalçınkaya sözlerine şu şekilde devam etti:
“Eylemlerimiz provoke edildi. Sağlık politikalarına pandemi yönetimine yönelik açıklamalarımıza, yandaş basın kalemşörleri iktidar tarafından müdahale edilmezse hakkımızı helal etmiyoruz açıklaması yaptılar. Salgın yönetimine karşı önerilerimiz ve toplumu bilgilendirme görevimiz iktidar ve çevresi tarafından eleştirildi. Toplum sağlığına yönelik açıklamalarımız ulusal ve milli çıkarlara zarar veriyor olarak nitelendirildi. Sosyal ve yandaş medya üzerinden sağlık emek ve meslek örgütleri hedef gösterildi.
Biliyoruz, iktidar somut olarak da gösterdi ki, pandemi ile mücadeleden iktidar kendini yeniden var etmeye çalışmaktadır. Nitekim ‘başarı öyküsünü’ de kitaplaştırılmıştır. Ancak aşı temininden, filyasyona, test uygulamalarından doğru tedavi yaklaşımına bir çok alanda hem toplum sağlığına hemde sağlık ve sosyal hizmet emekçilerinin haklarına yönelik taleplerimizi her defasında dile getirdik.”
“PANDEMİYİ YÖNETMEK YERİNE ALGIYI YÖNETİYORLAR”
Toplumun tüm kesimlerinin söz söyleyebildiği, taleplerinin karşılandığı bir pandemi süreci olması için çaba sarf ettiklerini belirten Yalçınkaya şunları dile getirdi:
“Ancak iktidar bunun yerine sağlık muhalefetini susturarak gizlediği vaka ve ölüm sayıları ile pandemiyi yönetebileceğini, düşündü. Süreç içinde pandemiyi yönetmek yerine algıyı yönetmeyi tercih edenler maalesef yarattıkları algının her sarsılışında biz sağlık emek ve meslek örgütlerine daha da saldırganca tavır aldı. Pandemi sürecinde 50 bine yakın yurttaşın ve en az 434 sağlık emekçisinin yaşamını yitirdiği, 140 binden fazla sağlık emekçisinin ise enfekte olduğu bu dönemde, sağlık emekçilerine yönelik olarak yapılan baskıları ve hukuksuzluğu kabul etmemiz mümkün değildir. Sağlık emekçilerinin motivasyona ihtiyaçlarının olduğu, haklarının verildiği bir süreç yaşanması gerekirken, alanda fazla sayıda sağlık emekçisi açığı bulunurken, sağlık emekçilerinin işlerini yapması engellenerek gözaltına alınması, pandemiyle mücadeleye yapılmış bir müdahaledir.”
“GÖZALTILAR SERBEST BIRAKILSIN”
Sağlık ve sosyal hizmet emekçilerinin pandemi yönetimine yönelik eleştirilerinin baskılanmak yerine dinlenmesini istediklerini vurgulayan Yalçınkaya son olarak şunları aktardı:
“Bizler pandemi ile mücadele eden sağlık ve sosyal hizmet emekçileriyiz bir ‘başarı öyküsü’ ve emek varsa bu bizim başarı ve emeğimizdir. İktidara bir kez daha sesleniyoruz pandemiyi bilimsel ilkelere uygun şeffaf ve toplum katılımıyla yönetin. Halkımıza da ifade ediyoruz ki bundan önce de olduğu gibi bundan sonrada halkımızın sağlık hakkına sahip çıkmaya devam edeceğiz.
Gözaltına alınan sağlık emekçileri derhal serbest bırakılsın!”
“BİZ MÜCADELEMİZE DEVAM EDECEĞİZ”
Ankara Tabip Odası (ATO) Başkanı Ali Karakoç ise yapılan açıklamanın ardından söz alarak şunları dile getirdi:
“Ülkenin içinde bulunduğu, organize suç örgütü liderlerinin, siyasilerin, güvenlik bürokratlarının bu ülkeye yaşattıklarını biliyoruz. Savcı ve mahkemeler bunlarla ilgili bir şey yapmazken halkın sağlığı için mücadele eden insanları gözaltına alıyorlar. Önceden de olduğu gibi biz mücadelemize devam edeceğiz.”
PİRHA-Sağlık Emekçileri Sendikası Merkez Yönetim Kurulu, sendikalarına yönelik sabah saatlerinde gerçekleştirilen operasyona ilişkin basın açıklaması yaparak yaşananlara tepki gösterdi. SES Eş Genel Başkanı Hüsnü Yıldırım, operasyonlarda gözaltına alınan 8 kişinin serbest bırakılması çağrısında bulunarak; “Gözaltılarınız karşısında boyun eğmeyeceğiz” dedi.
Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçileri Sendikası (SES) Merkez Yönetim Kurulu, sendika üyelerine karşı sabah saatlerinde yapılan polis operasyonuna ilişkin basın açıklaması yaptı. SES Genel Merkez’de düzenlenen basın açıklamasında konuşan SES Eş Genel Başkanı Hüsnü Yıldırım, başta SES Eş Genel Başkanı Selma Atabey olmak üzere gözaltına alınan 8 kişinin derhal serbest bırakılması gerektiğini ifade etti.
Yaşanan gözaltıların hukuksuz olduğunu vurgulayan Yıldırım gözaltına alınan sendika üyelerinin isimlerini saydı. Sabah saatlerinde yapılan operasyonla gözaltına alınan sendika üyelerinin; Eş Genel Başkanı Gönül Erden, eski Genel Başkan Bedriye Yorgun, eski MYK üyeleri Fikret Çalağan, Belkıs Yurtsever ile Ankara SES Şube önceki dönem Eş Başkanı Rona Temelli ve Ankara Şube Yöneticileri Erdal Turan ve Ramazan Taş olduğunu açıkladı.
“DEMOKRATİK FAALİYETLERİ KRİMİNALİZE ETMEYE ÇALIŞIYOR”
Son günlerde siyaset ve mafya arasında ki kirli ilişkilerin gün yüzüne çıktığı bir dönem yaşandığını belirten Yıldırım şunları dile getirdi:
“Hükümet gündem saptırma amacıyla emek ve demokrasi güçlerine, toplumsal muhalefetin tüm bileşenlerine yönelik gözaltıları arttırıyor. Siyasal iktidar her sıkıştığında yeni düşmanlar yaratıyor. Toplumu kutuplaştırmaya çalışıyor. Çağırdıklarında ifadeye rahatlıkla gidebilecek, işyerleri kurumları belli olan insanları şafak vakti baskınlarıyla gözaltına alarak demokratik faaliyetleri kriminalize etmeye çalışıyor. Bu tarz yöntemlerle ülkenin bekası için mücadele süsü verip kendi bekalarını korumaya çalışıyorlar.”
“GERİ ADIM ATMAYACAĞIZ”
‘Baskılarınız, gözaltılarınız, mobbinginiz, şiddetiniz karşısında boyun eğmeyeceğiz’ diyen Yıldırım sözlerine şu şekilde devam etti:
“Bir buçuk yıldır süren salgın boyunca sağlık emekçileri başta olmak üzere halkımızın sağlığı için yeterli tedbirleri almayan iktidar daha öncede çokça yaşadığımız gibi sağlık hakkı ve sağlık emekçilerinin haklı mücadelesinin öncülerine yöneliyor. Pandeminin başından itibaren sendikamız; sağlık ve sosyal hizmet emekçilerinin hakları, gerekse de halkın yaşam ve sağlık hakkı mücadelesinde sürekli sözünü kurmuş eylemini gerçekleştirmiştir. Hazmedilmeyen tam da bu mücadeledir. Bugüne kadar 417 sağlık emekçisi ve 46 bin 446 yurttaş Covid-19 nedeniyle hayatını kaybetti. Ölümleri engellemeyenler, ölümler olmasın diye mücadele edenlere yöneliyor. Buradan bir kez daha ifade ediyoruz. Sağlık emekçilerinin haklarının savunucusu olmaktan, halkın sağlık hakkı mücadelesinin neferi olmaktan bir adım geri atmayacağız. Gözaltılar serbest bırakılsın.”
“SENDİKAL FAALİYETLER SUÇ DEĞİLDİR”
Yıldırım’ın açıklamasının ardından söz alan İnsan Hakları Derneği (İHD) Eş Genel Başkanı ve SES Avukatı Öztürk Türkdoğan yapılan operasyon hakkında şunları aktardı:
“Operasyon gizli olduğu için henüz bir bilgi yok. Bu tarz gizli soruşturmalar hep aynı şekilde karşımıza çıkıyor. Ya bir basın açıklaması ya bir toplantı gerekçe yapılmıştır. Hemen ortaya bir örgüt çıkarıyorlar ve bu şekilde insanları suçluyorlar. Bugün gözaltına alınan iki arkadaşımız ile ilgili ‘sendikal faaliyetler suç değil’ diye Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararı var. AİHM ‘sendikal faaliyetler suç değil’ diyor. Bugün giderek adli işlemlerin hızlandırılması için başvuru yaptık. Bu konuyla ilgili bir kez daha çağrı yapıyoruz, işlemler hızlandırılsın.”
“ŞAFAK OPERASYONU DA BİR İŞKENCEDİR”
Basın açıklamasına katılan HDP Ağrı Milletvekili Abdullah Koç ise yaşanan gözaltıları şiddetle kınadıklarını söyleyerek şunları ifade etti:
“İçişleri Bakanı Türkiye’de sıfır işkence olduğunu söyledi. SES yöneticilerine yönelik yapılan ‘şafak’ operasyonu da bir işkencedir. İçişleri Bakanı’na yönelik çok ciddi iddialar söz konusu. Hemen istifa etmesi gerekiyor. İkili devlet, ikili yargı sistemi ile karşı karşıyayız. Biz de bu gözaltıları şiddetle kınıyoruz.”
Türk Tabipleri Birliği (TTB) Genel Sekreteri Vedat Bulut da söz alarak sendikaya yönelik yapılan operasyonu şiddetle kınadıklarını belirtti ve gözaltına alınanların bir an önce serbest bırakılması çağrısında bulundu.
PİRHA-SES Merkez Yönetim kurulu, Sağlık Bakanlığı’nın sağlık çalışanlarına yapılan ek ödeme konusunda son yayınladığı genelgeye tepki gösterdi. Konuya ilişkin yapılan basın toplantısında konuşan SES Eş Başkanı Hüsnü yıldırım, “Emeğimizin hakkı, riskimizin bedeli ve yaşam hakkımızın ihlali katsayıyla ödenmez” dedi.
Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçileri Sendikası (SES) Merkez Yönetim kurulu Sağlık Bakanlığı’nın sağlık çalışanlarına yapılan ek ödeme konusunda son yayınladığı genelgeyle ilgili basın toplantısı yaptı.
SES Genel Merkez binasında yapılan toplantıda Sağlık Bakanlığı’nın genelgesine, ‘emeğimizin hakkı, riskimizin bedeli ve yaşam hakkımızın ihlali katsayıyla ödenmez’ diyerek tepki gösterildi. SES adına açıklamayı Merkez Yönetim Kurulu eş başkanı Hüsnü Yıldırım okudu.
“SAĞLIK EMEKÇİLERİ YOKSULLAŞTI”
Pandeminin başından bu yana sağlık emekçilerinin sorunlarının her geçen gün artarak devam ettiğini belirten Yıldırım şunları aktardı:
“Çalışma koşullarının ağırlığı, riskin boyutu ve kapsamı, görev tanımlarının ortadan kaldırılarak angaryanın ve mobbingin sıradanlaşması, şiddetin, iş yükü ve hasta yoğunluğunun hiç olmadığı kadar artmasına rağmen sağlık emekçilerinin ücretleri artmayarak yoksulluk sınırının altında seyretmeye devam etmektedir. Salgının yönetimi konusunda dünyanın geri kalmış ülkelerinden feyz alan hükümetimiz kendine özgü bir metotla salgın yönetiminin nasıl olmaması gerektiği konusunda özgün bir çalışma yürütmüştür. Bu tutumun daha çok pikler oluşturacağı gerçeği gün gibi ortadadır. Bu sorunlu tutumun sonucundan tüm emekçi kesimler etkilenmekle birlikte, sağlık emekçileri daha fazla etkilenmektedir.”
“BAKANLIK GÖRÜŞME TALEPLERİMİZİ KABUL ETMEDİ”
Sağlık ve sosyal hizmet emekçilerinin işyeri ve can güvenliğinin sağlanması, moral ve motivasyonlarının arttırılması için gerekli düzenlemelerin yapılmasını istediklerini söyleyen Yıldırım şunları aktardı:
“Bunun için sendikamız Sağlık, Aile ve Sosyal Hizmetler, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlıklarına ve YÖK’e defalarca yazı yazmış ve işyerlerinde verilmek üzere dilekçeler hazırlanmış, sorunların çözümü için çaba harcamıştır. İlgili kurumların sessiz kalarak, cevap vermeyerek, düzenleme yapmayarak takındıkları tutumlar sendikal hak ve özgürlüklere, taleplere değer vermediklerini, tarafı oldukları uluslararası sözleşmeleri, Anayasa ve kanunları hiçe saydıklarını kanıtlamıştır. Sağlık Bakanlığı görüşme taleplerimize cevap bile vermezken yetkili sendika başkanlarıyla görüşmelerindeki samimi pozlarla tarafsız olmadığını ve tarafını belgelemiş, yetkili sendikadan umut bekleyen sağlık emekçilerine de sorunların çözümü konusunda da net bir mesaj vermiştir.”
“ADALETSİZ BİR GENELGE”
Sosyal adalet ve sosyal denge ile çalışanlar arasında adil paylaşım yapılması konusunda genel bir tutum oluşturulması gerektiğini ifade eden Yıldırım şunları kaydetti:
“Şimdiye kadar yapılan ek ödeme genelgeleri emekçilerin refahını ve kazancını çoğaltmamakta, sağlık emekçileri arasında iş barışını bozmaktadır.
En son yapılan ek ödeme genelgesiyle;
-Covid kapsamında görev yapan uzman hekimle hemşire arasındaki ek ödeme ücret açıklığı 8,4 kattır.
-Covid dışında görev yapan uzman hekimle hemşire arasındaki ek ödeme ücret açıklığı 9,1’dir.
-Uzman hekimle hemşire arasındaki maaş açıklığı ise 1,3’tür.
-Maaş açıklığı 1,3 iken, ücret (performans ödemesi) açıklığı Covid dışında 9,1, Covid alanında 8,4’tür.
Burada asıl vurguladığımız diğer sağlık emekçilerinin de alacağının insanca yaşanacak, yoksulluk sınırı üzerinde, tek kalemde ücret politikasına geçilmesi, o vakte kadar sağlık emekçileri arasındaki maaştaki açıklığı aşmayacak tarzda ek ödeme almalarıdır. Ek ödeme adaletsiz davranmadan sağlık işkolunda çalışan (hizmetli, idari hizmetler sınıfı, işçi, üniversite hastanesi çalışanları, sağlık işçileri vb.) herkese ödenmesidir.”
“BU DÜZENLEME BİZİ SAĞLIK EMEKÇİLERİNİ YOK SAYIYOR”
Pandemi süresinde tüm riskleri göze alıp mücadeleyi sürdüren sağlık emekçilerinin emeğinin Sağlık Bakanlığı, Üniversite hastaneleri olarak ayrıştırılamayacağını dile getiren Yıldırım sözlerine şu şekilde devam etti:
“Oysa bu düzenleme;
· Üniversite hastanelerindeki emeği ve emekçileri yok saymaktadır,
· Üniversite hastaneleri dışındaki sağlık emekçilerinin yarısını kapsamamaktadır,
· Tüm kurumlardaki idari hizmetlerde çalışan emekçileri yok saymaktadır,
· Yardımcı hizmetlerde çalışan personeli yok saymaktadır,
· 4/D kadrosunda çalışan sağlık işçilerini yok saymaktadır,
· Ekip anlayışını ve çalışma barışını bozmaktadır,
· Emekçiler görevlendirme ve çalıştırma esnasında pandemi bahanesi ile tüm kazanımları yok sayılırken, ödemede Covid kapsamında Covid kapsamında değil diye çalışma alanlarımızı kategorize etmektedir.”
“24-25 MAYIS’TA EYLEMLER YAPACAĞIZ”
Pandemi koşullarında çalışma koşullarının zorluğu yanında sürekli olarak budanan ve verilmeyen hakları için bu güne kadar hep mücadele ettiklerini vurgulayan Yıldırım son olarak şunları aktardı:
“Bu genelgeye de sessiz kalmayacağımızı bir kez daha ifade ediyoruz. Bu gün buradan taleplerimizi bir kez daha ifade ediyoruz. 24 Mayıs Pazartesi günü sosyal medya etkinliği ile yeniden sesimizi duyurmaya çalışacağız. 25 Mayıs Salı günü de işyerlerimiz önünde bir araya gelerek taleplerimizi haykıracağız.
Yine insanca yaşanacak çalışma koşulları, yoksulluk sınırı üzerinde temel ücret, OECD ortalamasında kadrolu güvenceli istihdam, 3600 ve 7200 arası ek gösterge, COVID-19’un iş kazası ve meslek hastalığı sayılması başta olmak üzere ekonomik ve özlük taleplerimiz için TİS sürecini hedefe koyan mücadele ve örgütlenme programımızı daha güçlü bir şekilde hayata geçireceğiz. Bu kapsamda tüm sağlık ve sosyal hizmet emekçilerini sendikamıza güç vermeye, yanımızda durmaya, birlikte ses çıkarmaya ve birlikte örgütlenmeye davet ediyoruz.”
PİRHA- Ankara başta olmak üzere İzmir, Diyarbakır ve Adana’da sağlık örgütleri, yıpranma payı hakları için mücadeleye devam edeceklerini duyurdu.
Aralarında Sağlık Emekçileri Sendikası (SES), Türk Tabipleri Birliği (TTB), Türk Diş Hekimleri Birliği (TDB), Türk Psikologlar Derneği’nin (TPD) de aralarında bulunduğu sekiz sağlık örgütü, 3 Ağustos’ta 663 sayılı kararname ile torba yasada yer alan fiili hizmet süresi zammına (yıpranma payı), sağlık ve sosyal hizmet emekçilerinin tamamını kapsamadığı haliyle yürürlüğe girmesine karşı çıkıyor.
SES Genel Merkezi’nde yapılan ortak açıklamayı okuyan SES Eş Genel Başkanı Gönül Erden, bugünden itibaren imza kampanyası başlatacaklarını ve Ekim ayı sonunda çeşitli etkinlikler ile sonlandıracaklarını duyurdu. Erden, “Taleplerini sıralayarak hakkımız olanı alana kadar kararlılıkla mücadele etmeye devam edeceğiz”dedi.
DÜZENLEME TÜM SAĞLIK EMEKÇİLERİNİ KAPSAMIYOR
Düzenlemenin sağlık ve sosyal hizmet emekçilerinin tamamının kapsanmadığını belirten SES Eş Genel Başkanı Gönül Erden, iş kolu olarak, ağır ve yıpratıcı işlerde çalıştıklarını ifade etti.
Erden, “İş kolumuz ağır ve tehlikeli iş kapsamında sayılıyor olmakla birlikte bırakalım tüm sağlık ve sosyal hizmet emekçilerini kapsayacak ve hakkaniyetli bir fiili hizmet süresi zammının kanunlaştırılmasını, iktidarların şimdiye kadarki tavrı var olan kırıntıları bile tırpanlamak yönünde olmuştur”dedi.
HAKLAR GASP EDİLİYOR
Çalışma ortamlarının fiziksel, kimyasal, biyolojik, psiko-sosyal ve ergonomik pek çok tehlike barındığını söyleyen Erden, “Siyasi iktidar tarafından her 14 Mart’ta fiili hizmet tazminatının verileceği vadedilmiş, her seçim döneminde vaatler tekrarlanmış, gazetelerde-medyada müjde üstüne müjde yayınlanmış, ancak hiçbir şekilde somut adım atılmamıştır.
Torba yasa kanununda yer alan maddeye göre insan sağlığıyla ilgili işlerde çalışanlara yıllık 60 gün olmak üzere yıpranma payının düzenlenmesinde taleplerinin torbaya sığmadığını belirten Erden, “Yapılan düzenleme sağlık ve sosyal hizmet emekçilerinin tamamını kapsamamaktadır; geçmiş çalışma yıllarını kapsamamaktadır, özelde çalışanları kapsamamaktadır, fiili çalışma şartına bağlanmıştır, yıllık izinlerimiz, hafta sonu tatillerimiz, dinlenme hakkımız gasp edilmektedir. Yani taleplerimiz karşılanmamıştır”diye konuştu.
TALEPLER
Bugün itibariyle ve Ekim ayı sonuna kadar devam edecek imza kampanyası başlattıklarını söyleyen Erden, yasanın yapımı sürecinde fikirlerinin sorulmadığını belirterek, “Sağlık ve sosyal hizmet iş kolunda çalışan tüm emekçilerin dahil edilmesi. Geçmiş çalışma yıllarının kapsanması. Fiili çalışma süresi şartını kaldıran, yeni bir yasal düzenlemenin yapılması” olan üç temel taleplerini sıraladı.
Erden, “Biz sağlık ve sosyal hizmet emekçileri geçmişten bugüne mücadelemizi sürdürdük, hakkımız olanı alana kadar da kararlılıkla mücadele etmeye devam edeceğiz” dedi. (PİRHA/ANKARA)