Etiket: sağlık meslek örgütleri

  • Sağlık emekçileri, 6-10 Ocak’ta yeniden greve gitme kararı aldı

    Sağlık emekçileri, 6-10 Ocak’ta yeniden greve gitme kararı aldı

    PİRHA-Aile hekimleri, yeni sözleşme ve ödeme yönetmeliğine karşı 6-10 Ocak’ta yeniden greve gitme kararı aldı. Sağlık meslek örgütleri tarafından yapılan ortak açıklamada, “Sağlık Bakanlığı, birinci basamak sağlık hizmetlerini ve koruyucu hekimlik uygulamalarını güçlendirecek yapısal düzenlemeler yerine “Performans ve Ödeme Yönetmeliği” ile torba kanun teklifleriyle sorunları daha da çözülmez hale getirdi” denildi.

    Kasım ve Aralık aylarında, Aile Hekimliği Sözleşme ve Ödeme Yönetmeliği’ne karşı iş bırakma eylemi yapan aile hekimleri, sağlık çalışanları ve ebeler, 6-10 Ocak 2025’te yeniden iş bırakacak. İkinci ve üçüncü basamak hastanelerdeki hekim ve sağlık çalışanları da, dayanışma, meslek onuru ve halk sağlığı için 8 Ocak’ta grevde olacak.

    Türk Tabipleri Birliği (TTB), Aile Hekimliği Çalışanları Sendikası (AHESEN), Aile Sağlığı Çalışanları Ebe ve Hemşire Dernekleri Federasyonu (ASEF), Birinci Basamak Sağlık Çalışanları Birlik ve Dayanışma Sendikası’nın da aralarında yer aldığı sağlık meslek örgütleri konuya ilişkin ortak açıklama yaptı.

    “SAĞLIK BAKANLIĞI, SORUNLARI DAHA DA ÇÖZÜLEMEZ HALE GETİRDİ”

    Yapılan açıklamada, “Sağlık Bakanlığı, birinci basamak sağlık hizmetlerini ve koruyucu hekimlik uygulamalarını güçlendirecek yapısal düzenlemeler yerine “Performans ve Ödeme Yönetmeliği” ile torba kanun teklifleriyle sorunları daha da çözülmez hale getirdi. Bizlerin bilimsel çalışmalardan ve dünya örneklerinden yola çıkarak getirdiğimiz kalıcı çözüm önerilerini içeren taleplerimizi duymazdan gelmekte, yanlışta ısrar etmektedir. Bakanlığın bu yanlışlardan dönmesini sağlamak için yaptığımız sayısız görüşme ve Kasım ayında uyarı amacıyla gerçekleştirdiğimiz 3 günlük iş bırakma etkinliği sonuç vermeyince halkın sağlığını ve meslek onurumuzu korumak için 2-6 Aralık tarihlerinde 5 gün iş bırakma eylemi yapmak zorunda kaldık. Bakanlık, Performans ve Ödeme Yönetmeliği ile getirdiği bazı uygulamaları geçici olarak ertelemek veya kotayı azaltmak zorunda kalmıştır. Ancak bu geri adımlar halkın sağlığı ve meslek onurumuzun korunması için yeterli değildir. Bakanlık bu geri adımların geçici olduğunu ifade etmektedir. Bu yönetmeliğin, yürütülmesinden sorumlu kişi olan Sağlık Bakanı tarafından tamamen kaldırılması da mümkündür ve bizim öncelikli taleplerimizden birisi budur” denildi.

    “SAĞLIK ÇALIŞANLARININ CAN GÜVENLİĞİ SAĞLANMALI”

    Sağlık meslek örgütleri, sağlık emekçilerinin taleplerini ise şöyle sıraladı:

    -Kamusal bir hizmet olan birinci basamak sağlık hizmetlerinin fiziki ve tıbbı donanımı ve aile sağlığı merkezleri kamu tarafından sağlanmalı.

    -Halka nitelikli bir sağlık hizmeti sunulabilmesi için yeterli zaman ve olanak sağlanmalı. Koruyucu sağlık hizmetlerinin öncelendiği ve ekip anlayışını gözeten bir sistem inşa edilinceye kadar aile sağlığı merkezi sayısı hekim başına 2.000 nüfusu aşmayacak şekilde artırılmalı.

    -Aile hekimliğinde güvencesiz ve kadrosuz istihdam kabul edilmiyor. Aile sağlığı merkezlerinde nüfus yapısına göre yeterli hemşire, ebe, teknisyen görevlendirilmeli, aşılama ve diğer koruyucu hekimlik uygulamaları desteklenmeli, geliştirilmeli. Aile sağlığı çalışanlarının kanun değişikliği gerektiren tavan ücreti katsayısı artırılmalı.

    -Aile sağlığı merkezlerinde çalışan hekim, ebe, hemşire ve  sağlık emekçilerine emekliliğe yansıyacak tek kalemden oluşan, insanca yaşamaya yetecek düzeyde, izin kullandıklarında, hastalandıklarında, çocuğu olduğunda veya ailesinden biri öldüğünde kesilmeyecek maaş ödenmeli.

    -Sağlıkta şiddeti artıracak düzenlemeler değil şiddetin önlenmesini sağlayacak etkin ve caydırıcı tedbirler alınmalı, etkili şiddet yasası çıkarılmalı ve sağlık çalışanlarının can güvenliği sağlanmalı.

    (HABER MERKEZİ)

  • Sağlık emekçileri iş bıraktı-VİDEO

    Sağlık emekçileri iş bıraktı-VİDEO

    PİRHA- Antalya ve Mersin’e sağlık emek ve meslek örgütleri, 1 günlük iş bırakarak Meclis’te görüşülmeye başlanacak teklifin reddedilmesini ve taleplerini içeren yasaların çıkmasını istedi.

    TBMM Plan ve Bütçe Komisyonu’nda, Sağlıkla İlgili Bazı Kanunlarda ve 375 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılmasına Dair Kanunu Teklifi’nin görüşmeleri tamamlandı ve teklif kabul edildi.

    Sağlıkçılar ise komisyonda kabul edilen teklifin geri çekilmesini istiyor. TTB, SES, TDB, DİSK Genel Sağlık-İş’in de aralarında bulunduğu sağlık meslek örgütleri Türkiye genelinde 1 günlük iş bırakma eylemi yaparak, komisyondan geçen teklifin geri çekilmesini ve sağlık emekçilerinin haklarını koruyan ve geliştiren yasaların çıkarılmasını istedi.

    Sağlık emek ve meslek örgütleri, Antalya’da TBMM Genel Kurulunda görüşülecek olan ve sağlık emekçilerinin özlük haklarının düzenleyecek yasanının taleplerini karşılamadığı, 2021 yılı aralık ayında görüşülen ve geri çekilen yasanın çok gerisinde olduğu gerekçesiyle bugün 1 günlük iş bırakma eylemi yaptı.

    Akdeniz Üniversitesi Hastanesi H Blok önün de bir araya gelen sağlık emekçileri adına ortak açıklamayı B Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçileri Sendikası Antalya Şubesi Eş Başkanı Şükran İçöz okudu.

    İçöz, yaptığı açıklamada, “Cumhurbaşkanı Erdoğan, sağlık emekçilerinin tüm ülkede yükselen hak taleplerine karşı şöyle demişti; “Gidiyorlarsa gitsinler!”, ardından da ekledi, “asistan doktorlarımızla biz bu yola devam ederiz.” Öncelikli görevi uzmanlık eğitimi olması gereken asistan hekimler angaryayla tüketiliyor. Hekimler ya istifa ediyor, tekrar TUS çalışıp nöbeti az olan bölümlere geçmeye çalışıyor ya da hayatını yurtdışında kurmanın peşine düşüyor. Genç hekimleri bu sıkışmışlıkla baş başa bırakan idarecilerin ısrarla bu sorunu görmezden gelmesi demek ülkenin, toplumun, sağlık sisteminin iyiliğini istememek demektir. Yeterli eğitim alamayan, kışkırtılmış sağlık talebiyle korkunç boyutlara ulaşmış iş yükünün altında ezilen, yönetmeliğe göre 3 günde 1’den daha sık nöbet yazılamaz denilmesine rağmen 36 saate varan nöbetler tutturulan ve nöbet ertesi izinleri gasp edilen, şiddete maruz bırakılan asistan hekimlerin çalışma koşulları bir an önce düzeltilmelidir” dedi.

    Mersin’de sağlık emekçileri Toros Devlet Hastanesi’nde bir araya geldi. Onlarca sağlık emekçisinin katıldığı açıklamayı Mersin Tabip Odası Başkanı Uzm. Dr. Nasır Nesanır okudu. “Yaşamak ve yaşatmak istiyoruz” diyen Nasır Nesanır, taleplerini şöyle sıraladı:

    “- Yasa tasarısında sabit ek ödemeleri emekliliğe yansıyacak ve temel ücretimizi yoksulluk sınırı üzerine çıkaracak tek kalemde maaş uygulamasına uygun bir şekilde düzenleyin. Yoksulluk sınırı üzerinde temel maaş belirlenmesinden sonra eğitim durumu, yapılan işin riski, çalışma yılı vb kriterler ile giydirilmiş maaş düzenlenmesi yapılmalıdır.

    – Angarya çalışma, fazla mesai baskısında bizleri bırakacak performans ödeme sistemini bırakın yükseltmeyi kaldırın diyoruz. Performans demek daha fazla işlem yaparak kamuya daha fazla yük demek. Performans demek angarya köle çalışmak demek. Performans demek daha fazla hata yapıp malpraktis ile karşı karşıya kalmak demek.

    – Sağlık iş kolundaki tüm emekçiler nasıl ekip olarak çalışıyorsa düzenlemede ekip anlayışına uygun tümünü kapsamalıdır.

    – Sağlığın da bir bileşeni olan ve aynı işkolu olan sosyal hizmet emekçilerinin tümünü de kapsayacak bir şekilde yasa taslağında düzenleme yapılmalıdır.

    – ASM’lerde ceza yönetmeliğine son verilmelidir. ASM’lerde çalışan personelin tamamı bu yasadan yararlandırılmalıdır. Hekimleri işveren konumuna düşüren cari harcamalar (kira, elektrik, su, doğalgaz vb) ile uğraşmak zorunda bırakan uygulama sonlandırılmalıdır. Koruyucu sağlık hizmetlerin öncelendiği birinci basamak sağlık sistemi gerçekleşinceye kadar ASM’lerin tüm masrafları kamu bütçesinden hekimleri işin içine dahil etmeden karşılanmalıdır. Hekim dışı diğer sağlık emekçileri de kadrolu güvenceli istihdam modeli ile çalıştırılmalıdır. ASM’lerde çalışanların temel ücretleri yoksulluk sınırı üzerine çıkarılmalıdır.

    PİRHA/ANTALYA-MERSİN

  • ‘Dr. Şeyhmus Gökalp’in yargılanması meslek örgütü özerkliğine müdahaledir’

    ‘Dr. Şeyhmus Gökalp’in yargılanması meslek örgütü özerkliğine müdahaledir’

    PİRHA- Türk Tabipleri Birliği Merkez Konseyi ile İstanbul Tabip Odası Yönetim Kurulu, Dr. Şeyhmus Gökalp’in 15 Ekim’de görülecek davasına ilişkin açıklama yaptı. Söz konusu dava dosyasının itirafçı iddiaları doğrultusunda yürütülemeyeceğine dikkat çekilerek, “Somut hiçbir delile dayanmayan yargılamanın bir an önce son bulmasını talep ediyoruz” denildi.

    Türk Tabipleri Birliği (TTB) ve İstanbul Tabip Odası (İTO), TTB Yüksek Onur Kurulu ve 2014-2018 dönemi Merkez Konseyi üyesi Dr. Şeyhmus Gökalp’in 15 Ekim 2021’de Diyarbakır 10. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülecek dava öncesinde açıklama yaptı.

    İTO Cağaloğlu binasında düzenlenen basın toplantısının açılış konuşmasını İTO Genel Sekreteri Prof. Dr. Osman Küçükosmanoğlu yaptı. Doktor Şeyhmus Gökalp’in yargı sürecine ilişkin bilgi veren Küçükosmanoğlu, yargılamanın bir an önce sonlandırılması gerektiğini belirtti.

    “HEKİMLİK DEĞERLERİNE SAHİP ÇIKANLARIN YANINDAYIZ”

    TTB Merkez Konseyi Başkanı Prof. Dr. Şebnem Korur Fincancı, yargının itirafçı iddialarını esas almaması gerektiğini vurgulayarak “Hukukun üstünlüğünün ortadan kalktığı, yargının tümüyle bağımlı hale getirildiği koşullarda bu uygulamaların topluma bir tehdit olarak kullanıldığı hepimizin malumu” dedi.

    TTB önceki dönem Merkez Konseyi başkanlarından Dr. Selim Ölçer’in Sarmaşık Derneği faaliyetleri gerekçe gösterilerek 2 yıl 1 ay ertelemesiz hapis cezası aldığını hatırlatan Korur Fincancı, “iyi hekimlik değerlerine sahip çıkan Dr. Selim Ölçer ve Dr. Şeyhmus Gökalp’in yanındayız” dedi.
    TTB önceki dönem Merkez Konseyi başkanlarından Prof. Dr. Raşit Tükel de emekten, demokrasiden, barıştan, iyi hekimlik değerlerinden yana olanlara dönük bir baskı ve yıldırma politikası yürütüldüğünü kaydetti. Dr. Şeyhmus Gökalp’e dönük saldırının, aynı zamanda TTB’nin mesleki özerkliğine dönük bir saldırı olduğunu da vurgulayan Tükel, 15 Ekim’deki duruşmada beraat kararı çıkmasını beklediklerini dile getirdi.

    “DELİLSİZ SUÇLAMANIN SONLANDIRILMASINI TALEP EDİYORUZ”

    TTB Yüksek Onur Kurulu üyesi Prof. Dr. Taner Gören tarafından okunan basın açıklamasında şu ifadelere yer verildi:
    “2014-2018 döneminde Merkez Konseyi üyesi olan ve sonrasında Türk Tabipleri Birliği (TTB) Yüksek Onur Kurulu üyeliğine seçilen Dr. Şeyhmus Gökalp, bir soruşturma kapsamında 20 Kasım 2020’de gözaltına alınmış ve hukuk normlarına uyarlık göstermeyen bir şekilde tutuklanmış, üç aylık tutukluluk süreci sonunda 10 Şubat 2021’de Diyarbakır 10. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen ilk duruşmasında tahliye edilmişti.

    Dr. Şeyhmus Gökalp’in yargılamasına iki gerekçe gösterilmiştir.

    2016 yılında teslim olan bir itirafçının yalancı tanıklığı 25 Haziran 2021 tarihinde yapılan duruşmada ortaya çıkmış ve tanık eski ifadelerini değiştirmiştir. Bu durumun ifşa olmasıyla birlikte Diyarbakır 10. Ağır Ceza Mahkemesi yalancı tanığın çalışma belgelerini de dosyaya koymak için ilgili kuruma yazmıştır. Dr. Şeyhmus Gökalp ve sahte tanığın belirtilen tarihlerde ve herhangi bir yerde birlikte çalışmadıkları anlaşılmıştır. Sahte tanık ifadelerini ‘Ben öyle duymuştum’ şeklinde mahkeme heyetine SEGBİS uygulamasıyla verdiği ifadeler tutarsızlıkları bir daha gözler önüne sermiştir.
    Daha önce de benzerlerini sıkça gördüğümüz ve yargılanması gerektirecek hiçbir suçu, suç unsuru içeren somut eylemi olmamasına, Yargıtay, Anayasa Mahkemesi ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinde bu tür beyanların kanıt değeri taşımadığına ilişkin kararları bulunmasına karşın hukuk dışı bir şekilde soyut iftiralar kanıt sayılarak yargılama konusu yapılmış, istisnai bir durum olması gerekirken Dr. Şeyhmus Gökalp üç aya yakın özgürlüğünden, mesleğini yapmaktan, hastalarından ve sevdiklerinden alıkonulmuştu.
    TTB’nin en saygın kurullarından birinde görev alan Dr. Şeyhmus Gökalp’in yargılanması meslek örgütü özerkliğine müdahale ve COVID-19 pandemisinde gerçekleri dile getirdiği için hedef alınan TTB’ye ve son dönemde emek-meslek örgütlerine ardı ardına yapılan saldırıların bir parçası niteliğindedir.
    Yargının siyasallaştığı, hukukun araçsallaştığı bir dönemde yargılanan Yüksek Onur Kurulu üyemiz Dr. Şeyhmus Gökalp’ın haklı mücadelesinde yanındayız. Suçsuz olduğunu biliyoruz. Toplumun yaşam ve sağlık hakkına, emek, demokrasi ve hekimlik değerlerinin savunusuna adanmış geçmişine tanığız. Somut hiçbir delile dayanmayan yargılamanın bir an önce son bulmasını, 15 Ekim 2021 Cuma günü saat 10.00’da Diyarbakır 10. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülecek davada adil bir yargılanmanın gerçekleştirilmesini talep ediyoruz ve yaşamı boyunca mesleğimizin onuruna ve etik ilkelerine bağlı kalarak görev yapan Dr. Şeyhmus Gökalp’ın beraat kararını bekliyoruz.”

    PİRHA/İSTANBUL

  • ‘Şehir Hastanelerine değil emekçiye bütçe ayırın’-VİDEO

    ‘Şehir Hastanelerine değil emekçiye bütçe ayırın’-VİDEO

    PİRHA- Ankara Tabip Odası (ATO) ve sağlık ve sosyal hizmet meslek örgütleri sağlıkta dönüşüm programları ile artan iş yüklerine rağmen gelirlerinin sürekli azalıyor olmasına tepki gösterdi. Açıklamada, “Sağlık kurumları dediğiniz yerler dört duvar, sağlık hizmetleri ise biz sağlık emekçilerinin emeğidir. Şehir hastaneleri olmadan sağlık hizmeti sunabilirsiniz ancak sağlık emeği olmadan şehir hastanelerinizin bir önemi olmayacaktır” denildi. 

    ‘Sağlık ve sosyal hizmet emekçileri olarak ‘Sağlıkta Dönüşüm Programları’ ile artan iş yükümüze rağmen gelirimiz sürekli erimiştir’ diyen Ankara Tabip Odası (ATO), Ankara Diş hekimleri Odası, Devrimci Sağlık İşçileri Sendikası, Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçileri Sendikası (SES) Ankara Şubesi, Tüm Radyoloji Teknisyenleri ve Teknikerleri Derneği yaptıkları ortak basın açıklamasıyla Sağlık Bakanlığı’na tepkilerini dile getirdiler.

    ATO’ da yapılan açıklamayı sağlık emekçileri adına ATO Yönetim Kurulu üyesi Dr. Ayşe Uğurlu okudu.

    “İKTİDAR MÜTEAHİTLERİ KORUYUP KOLLAMAKTADIR”

    Uğurlu verdikleri emeklerin karşılığını alamadıklarını belirterek; “SDP dönemi artan iş yükümüz pandemi dönemi daha da artmış, tüm sorunlara rağmen emeğimizin karşılığında taleplerimiz karşılanmamıştır. Sağlık emekçisini enflasyon altında zam oranlarına mahkum eden iktidar müdahale edilmiş TÜİK TÜFE oranları ile reel ücretlerimizde kayıp yaşatırken, şehir hastanesi müteahhitlerine bütçeyi seferber etmiştir. Sağlık emekçilerine reel TÜFE’yi çok gören iktidar; Şehir hastanesi kira ve hizmet bedeli ödemelerinde ‘TÜFE’, ‘ÜFE’ , ‘Döviz Kuru’, ‘Asgari Ücret Artış Oranı’, ‘Beş Yılda Bir Piyasa Testi’ artış oranlarını kullanarak şehir hastaneleri müteahhitlerini koruyup kollamaktadır.

    Sağlık emekçileri TÜİK TÜFE rakamları ile birlikte 14,6 oranında zam oranı almış olup, şehir hastaneleri TÜFE, ÜFE arasındaki %10’nun üzerinde fark ile %25,5 zam oranından faydalanmıştır. Yine Şehir Hastaneleri yapımında kullanılan yabancı kaynaklar nedeniyle kira bedelinde ek olarak döviz kuru artışından faydalanmıştır.  Bazı hizmet ödemelerinde ise asgari ücrete yapılan %21,6 zamdan yararlandırılmıştır” diye konuştu.

    “ŞEHİR HASTANELERİNE AYRICALIK TANINIYOR”

    İktidarın Şehir Hastanelerini yapan müteahhitleri koruduğunu ve maddi kayba uğramamaları için desteklediğini söyleyen Uğurlu sözlerine şu şekilde devam etti:

    “Şehir hastanelerine geniş çerçevede zam tercihi ile ödeme yaparak müteahhitlerin gelir kaybını engellemeyi öngören iktidar piyasadaki hizmetin üretim maliyetini de koruma altına almış ve beş yılda bir “Piyasa- Pazar Testi” ile müteahhitlerini korumaktadır. Şehir hastaneleri tanınan bu ayrıcalıkla, sağlık bütçesini hortumlamakta ve şehir hastaneleri ödemeleri Sağlık Bakanlığı bütçesinde ana harcama kalemi haline gelmesine neden olmaktadır.

    Tüm bu ayrım ve bütçenin seferber edilmesi ile şehir hastaneleri müteahhitlerine 2020 yılında 8.739 milyonluk kira ve hizmet bedeli ödenmiş, 2021 bütçesinde ise şehir hastanelerine 16.391 milyon lira bütçe ayrılmıştır. Sağlık Bakanlığı bünyesindeki 722 binden fazla sağlık emekçisine ise 2020 yılında bütçesinde 24.278 milyon lira ayrılırken 2021 yılında 30.725 milyon lira ödeme ayrılmıştır. Sağlık Bakanlığı bütçesinde 2020-2021 dönemi personel harcamalarında %27’lik artış gerçekleşirken şehir hastaneleri ödemelerinde %88 artış gerçekleşecektir. Sağlık Bakanlığı 722 binden fazla sağlık emekçisine ayırdığı bütçenin % 54’nü, 13 şehir hastanesi müteahhitine ayırmıştır.”

    “SAĞLIK EMEKÇİLERİ YOKSULLUK SINIRININ ALTINDA YAŞIYOR”

    Sağlık emekçilerinin haklarını alamadığını ve her geçen gün gelir kaybına uğradığını vurgulayan Uğurlu şunları dile getirdi:

    “2021-2020 dönemi memur maaş düzeyi; TİS ve müdahale edilmiş TÜİK TÜFE artış oranları ile reel olarak azalmıştır. ENAGrup TÜFE, ÜFE, Asgari Ücret Artış Oranları, Döviz Kuru Artışı, Gram Altın Artış Oranı gibi tüm göstergeler yaklaşık memur maaş artış oranının iki katı ve üstü gerçekleşmiştir. Sağlık emekçileri yanlış politikalar nedeniyle çalışırken hakkını alamadığı gibi emekliliği sonrası da daha ciddi gelir kaybı ile yoksulluk sınırının altındaki ücretle yaşamaya mahkum edilmektedir. Bugün iktidar yıllardır seçim döneminde verdiği 3600 ek göstergeyi pandemi döneminde dahi uygulamaya koyamamıştır. 3600 ek gösterge ile lisans mezunu hemşire/ebe/sağlık memuru gibi sağlık lisansiyerlerine aktif çalışmada maaşında 99, emekli maaşında yapacağı 869 tl’lik artış çok görülmüştür. Yine 7.200 ek gösterge ile hekimlerin aktif çalışmada maaşlarında 596 tl, emekli maaşlarında yapacağı 1.152 tl’lik artış çok görülmüştür.

    Şehir hastaneleri müteahhitlerine 25 yıllığına tüm kaynakları seferber eden hükümet hemşire/ebe/sağlık memuru gibi sağlık lisansiyerlerine emekli maaşlarına yönelik 869 tl’lik, hekimlerin ise 1.152 tl’lik ek göstergeler ile zam talebini geri çevirmektedir. Yoksulluk sınırının 9.395 tl olduğu 2021 ilk altı ayı için hemşire/ebe/sağlık memuru gibi sağlık lisansiyerlerine 3.960 tl emekli maaşı almakta pratisyen hekim ise 6.986 tl emekli maaşı almaktadır.”

    “SAĞLIK EMEKÇİLERİNİN HAKLARI GASP EDİLİYOR”

    Sağlık emekçilerinin uğradığı hak gasplarına da değinen Uğurlu; “Hiçbir iktidar döneminde sağlık emeği bu düzeyde meta haline getirilmemiş sömürülmemiştir. Bu sömürü özelinde son 20 yıldır performansa göre ödeme yöntemi yönetim aracı olarak kullanılmıştır. Öyle ki sağlık emekçileri performansa göre ödeme ile reel ücretlerinde yaşanan düşüş şehir hastanelerinde iş barışının bozulmasına ve sağlık hizmet sunumunda aksaklıklara neden olmuştur. Performansa göre ödeme ile üretim bandına sürülen ve seri üretim seferberliği içinde gelirlerinde yaşanacak düşmeler nedeniyle sağlık emekçileri izinlerini dahi kullanamamıştır. Bugün pandemi döneminde bütçe baskısıyla sağlık emekçilerinin tamamı ek ödemeden faydalanamadığı gibi ek ödeme alabilen pek çok sağlık emekçisi de tavandan ek ödeme kapsamına alınmamıştır. Bakanlık izin yasaklarını kaldırsa dahi tavandan ek ödemenin çalıştığı gün sayısı ile birlikte değerlendirilmiş olmasından dolayı zaten ekonomik sıkıntı yaşayan sağlık emekçileri izinlerinden feragat etmek zorunda kalmıştır. Bu nedenle sağlık emekçilerinin dinlenme hakkı gasp edilmiştir” şeklinde konuştu.

    “SAĞLIK EMEKÇİLERİ OLMAZSA HASTANELERİN BİR ÖNEMİ OLMAZ”

    Sağlık emekçilerine gereken önemin verilmesini istediklerini ifade eden Uğurlu son olarak şunları aktardı:

    “Pandemi dönemi, üniversiteler sağlık hizmeti veriyor olarak görülmezken, diğer alanlarda çalışan sağlık emekçilerinin %80’nine yakını covid dışı alanda çalışıyor olarak değerlendirilmiştir. Çalışanların %80’nini covid dışı alanda gören iktidar,  covid dışı alanda gördüğü sağlık emekçilerinden uzman hekime maaşının %62’sini, hemşire/ebe/sağlık memuru gibi unvanlara maaşının %8’i kadar ödemeyi mükafat olarak sunmuştur.

    Bir kez daha ifade ediyoruz sağlık kurumları dediğiniz yerler dört duvar, sağlık hizmetleri ise biz sağlık emekçilerinin emeğidir. Şehir hastaneleri olmadan sağlık hizmeti sunabilirsiniz ancak sağlık emeği olmadan şehir hastanelerinizin bir önemi olmayacaktır.”

    PİRHA/ANKARA

     

  • Ankara’da eylem: Artık yeter, şiddeti durdurun; günde 50 çalışan şiddete uğruyor-VİDEO

    Ankara’da eylem: Artık yeter, şiddeti durdurun; günde 50 çalışan şiddete uğruyor-VİDEO

    PİRHA-Ankara’da bulunan sağlık meslek örgütleri sağlıkta yaşanan şiddet olaylarını protesto etmek için eylem yaptı. Sağlık Bakanlığı ve tüm yetkililere seslenen örgütler, bir an önce etkili bir sağlıkta şiddet yasasının çıkması gerektiğini vurguladı.

    Ankara Tabip Odası, Türk Tabipler Birliği (TTB) Asistan Hekim Kolu, Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçileri Sendikası (SES) Ankara Şube, DİSK Dev-Sağlık iş, Ankara Diş Hekimleri Odası ve Tüm Radyoloji Teknisyenleri ve Teknikerleri Derneği (TÜMRAD-DER) Ankara Eğitim ve Araştırma Hastanesi önünde bir araya gelerek sağlıkta yaşanan şiddet olaylarını protesto etti.

    Sağlıkta artan şiddete karşı Bakanlığı göreve çağıran sağlık meslek örgütleri, ‘Sağlık Bakanlığı ve tüm yetkililerin görevi; sağlıkta şiddet olaylarından sonra mesaj atmak değil, sağlıkta şiddeti önlemektir’ dedi. Yapılan eylemde ‘Sağlıkta dönüşüm ölüm demektir’, ‘Susma haykır şiddete hayır’, ‘Yaşamak yaşatmak istiyoruz’, ‘Yaşatırken ölmek istemiyoruz’ sloganları atıldı.

    “HER GÜN 50 SAĞLIK ÇALIŞANI SÖZLÜ YA DA FİZİKSEL ŞİDDETE MARUZ KALIYOR”

    Eylemde açıklamayı TTB Asistan Hekim Kolu’ndan Fatma Kırlı okudu. Kırlı, 27 Mayıs’ta Ankara Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nin poliklinik bölümünde çalışırken Asistan Doktor Ertan İskender’e bıçakla saldırı gerçekleştirildiğini hatırlatarak şunları dile getirdi:

    “Sağlıkta şiddet canımızı yakmaya devam ediyor. Maalesef Ankara Eğitim Araştırma Hastanesi’ndeki arkadaşımız Dr. Ertan İskender bir hasta tarafından hayatına kastedilerek yaralandı. Mesleki hayatında belki geri dönüşü olmayacak yaralar aldı. Kendisine geçmiş olsun dileklerimizi iletiyoruz. Nasıl bir sağlık hizmet düzenidir ki resmi rakamlara göre her gün 50 sağlık çalışanı sözlü ya da fiziksel olarak şiddete maruz kalıyor. Hastaneler artık şifa merkezi olmaları ile anılmıyor. Keçiören Eğitim ve Araştırma Hastanesi yoğun bakım servis kapısını barikat ile kapatmaya çalışan sağlık çalışanları halen hafızalarımızda. Olan biteni akılla, vicdanla, insanlıkla izah edebilmenin olanağı kalmamıştır.”

    “SAĞLIKTA DÖNÜŞÜM PROGRAMINI İSTEMİYORUZ”

    Sağlık çalışanlarına yönelik artan şiddeti araştıran ve çözüm önerileri sunan birçok rapor düzenlenmesine rağmen hala etkili adımlar atılmadığını belirten Kırlı sözlerine şu şekilde devam etti:

    “Ne yazık ki gelinen noktada samimi adımların atılmadığını şiddetin hız kesmediğini görüyoruz. Sağlıkta şiddet yasası maalesef etkili bir şekilde uygulanmıyor. Ülkemizdeki şiddet iklimi ve cezasızlık tüm şiddet vakalarında ana fail olduğunu biliyoruz. Dünden bugüne yöneticilerin sağlık çalışanlarını şiddetin hedefi haline getiren itibarsızlaştırılma söylemleri bugün geldiğimiz noktanın en önemli sebeplerinden birisidir. Sağlıkta dönüşüm programı biz sağlık çalışanlarının canına kasteden bir canavara dönüşmüş durumda. Bu program sonucu oluşan kışkırtılmış sağlık talebi, artan angarya ve iş yoğunluğu altında ezilen sağlık çalışanları her gün dozu artan şiddet olguları ile karşı karşıya kalmaktadır. Asistan hekimler olarak eğitim ve araştırma için bulundukları Eğitim ve Araştırma Hastaneleri ile üniversitelerde hizmet yükü altında ezilmekte ve nitelikli eğitim alamamaktadır. Sürekli mobbing altında çalışan Asistan hekimler bu yetmezmiş gibi pandemi servislerinde ve filyasyon görevlendirmelerine gönderilmekte ve görevlendirmeler Asistan hekimleri tehdit etmek için dahi kullanılmaktadır. Hal böyleyken güvenlik önlemleri yetersiz fiziki imkanlardan yoksun hastanelerde çalışmak da yine Asistan hekimler ve diğer sağlık emekçilerine düşmektedir.”

    “ŞİDDETE UĞRAYAN EMEKÇİLERİMİZE SAHİP ÇIKMAKTAN VAZGEÇMEYECEĞİZ”

    Sağlıkta şiddetin önüne geçilebilmesi için etkin bir sağlıkta şiddet yasasının yapılması gerektiğini vurgulayan Kırlı son olarak şunları ifade etti:

    “Dr. Kamil Furtun, Dr. Aynur Dağdemir, Dr. Ersin Aslan, Dr. Göksel Kalaycı, Dr. Ali Menekşe ve sayamadığımız nice sağlık emekçisini kaybettik. Gerekli önlemlerin alınması için daha neyi bekliyorsunuz? Daha ne kadar seyirci kalacaksınız? Hekim, hemşire, ebe, teknisyen, idari memur, sağlık işçisi bu ülkenin tüm sağlık emekçileri olarak bizler şiddete, şiddeti özendiren tüm politikalara karşıyız. Sağlıkta şiddete asla izin vermeyeceğiz. Bizler bu saldırının sadece genç hekimimizi değil tüm sağlık emekçilerine yapıldığının farkındayız. Bizler şiddetle yüz yüze kalan dostlarımıza ve tüm sağlık emekçilerimize sahip çıkmaktan vazgeçmeyeceğiz.”

    Yapılan ortak açıklamanın ardından kurumlar tek tek söz alarak, sağlıkta yaşanan şiddet olaylarını kınadı.

    Ankara Diş Hekimleri Odasından Serhat Özsoy: Burada toplanmış olmamız hepimiz için çok üzücü. Bir hekimin yaralanmış olmasından dolayı toplanıyoruz. Aslında biz sizlere, vatandaşlarımıza, halkımıza ancak Sağlık Bakanlığı Hastanesi önünde toplumun sağlığını ve sağlık sistemini daha ileriye götürmek için neler yapılması gerektiğini anlatmaya çalıştık. Ancak sürekli şiddet olaylarıyla gündeme geliyoruz ne yazık ki. Ülkemizi yöneten siyasilerin toplumda yaratmış olduğu gerginlik ve sağlık çalışanları üzerinden yapmış olduğu politikaların getirmiş olduğu sonuçlardır. Bir an önce Mecliste komisyonların toplanması ve şiddeti ortadan kaldıracak gerekli olan her şeyin belirlenmesi ve bunun köklü bir çözümü için yasanın çıkartılmasını istiyoruz.

    DİSK Dev-Sağlık iş adına Dr. Mihriban Yıldırım: Bu şiddetin sorumlusu sadece şiddeti uygulayan değil bunun yanında bizim böylesi şiddet ortamında çalışmamıza neden olan böyle bir sağlık sistemidir. Biz böyle bir sağlık sisteminde çalışırken bizi yönetenler ve cebini dolduranlardır bu şiddetin sorumlusu. Yönetenler, ve emeğimizi sömürenlerdir bunu biliyoruz. Sağlıkta şiddeti biz durduracağız. Hastane hastane, iş yeri iş yeri mücadele ederek sağlıkta şiddeti biz yeneceğiz.

    Tüm Radyoloji Teknisyenleri ve Teknikerleri Derneği (TÜMRAD-DER) Ali İpekli: Pandemi koşulları nedeniyle maalesef çok yorulduk ve her geçen gün sayısı yüzlerle ifade edilen sağlık çalışanlarımızı da kaybetmiş durumdayız. Bir taraftan covid nedeniyle hayatımızı kaybediyoruz, bir yandan da şiddete maruz kalıyoruz. Birer birer azalıyoruz, birer birer tükenmeye devam ediyoruz. Buradan ilgililere sesleniyorum. Bu bir çığlıktır. Sağlıkta şiddeti durdurun lütfen.

    Ankara Eğitim ve Araştırma Hastanesi ortopedi Asistanı Atılgan Atakan: Maalesef bugün burada toplamamızın sebebi bıçağın artık kemiğe dayanmasıdır. Burada birlikte çalıştığım çok sevdiğim hekim arkadaşımıza bir bıçaklı saldırı gerçekleştirildi. Bu hain saldırı dünyanın hiçbir yerinde kabul edilemez bir şeydir. Bu saldırı sadece arkadaşımıza değil tüm hekimlere yapılmıştır. Her gün şiddetle karşılaşan hekim arkadaşlarımızın tek endişesi verilen hizmetten ziyade eve sağ salim dönmek ve günü kurtarmak olmuştur. Tüm yetkililerden ve devlet büyüklerinden beklentimiz 27 Mayıs gününün sağlıkta şiddet için milat sayılması, gerekli önlem ve yaptırımların acilen yürürlüğe girmesi ve uygulanmasıdır.

    PİRHA/ANKARA

     

  • ‘Kamu kurumu niteliğindeki meslek örgütleri bölünemez, parçalanamaz’-VİDEO

    ‘Kamu kurumu niteliğindeki meslek örgütleri bölünemez, parçalanamaz’-VİDEO

    PİRHA- Ankara’da bulunan sağlık örgütleri, hükümetin, odaların seçim sistemini değiştirmeye dönük yaklaşımını kabul etmediklerini belirterek, “kamusallığın yok olması ise, önce meslek misyonunun kendisinin, hemen akabinde ise bu mesleklerin icrasından doğrudan doğruya halkın olumsuz etkilenmesi demektir” dedi.

    Ankara Diş Hekimleri Odası (ADHO), Ankara Eczacı Odası ( AEO), Ankara Bölgesi Veteriner Hekimleri Odası (AVHO), Ankara Tabip Odası (ATO), iktidarın kamu kurumu niteliğinde tüzel kişiliği olan, anayasal güvence altında olup yasa ile belirlenmiş görevleri yerine getirmek üzere kurulmuş meslek birliklerine karşı tutum ve davranışına ilişkin ortak bir açıklama yaptı.

    “MESLEK ODALARINI VE BİRLİKLERİNİ İKTİDARA BAĞIMLILIĞI AMAÇLANIYOR”

    Açıklamada, batılı demokratik ülkelerde meslek erbabının meslek odası ve birliğine üyeliği zorunlu olduğuna dikkat çekerek, Türkiye’de 1980 askeri darbe sonrasında meslek birlikleri ve odalarının seçim yasalarında değişiklik yapıldığı belirtilerek, şunlar dile getirildi:

    “2002 yılında iktidar olduktan sonra uyguladığı ekonomi politikalarına karşın; meslek birlikleri ve meslek odalarının meslektaşlarından ve halktan yana durması, toplum yararını önceleyen, doğanın tahribatının önüne geçmeye çalışan ve demokratik bir ülkede eşit yurttaşlık temelinde barış içinde yaşamayı amaçlayarak mesleki yükümlülerinin yerine getirmeleri mevcut iktidarı rahatsız etmiştir. Siyasi iktidar yasamadan kaynaklanan gücünü meslek birlikleri yönelik olarak Demokles’in kılıcı misali kullanmıştır. Kamu kurumu niteliğindeki birliklerin yasasına en son 23 Mart 2006 tarihinde müdahale edilmiş ve delege sayısı değiştirilmiştir. Ülkedeki seçim sistemi ve siyasi partiler yasası göz önünde bulundurulduğunda meslek birlikleri seçim yasasının gayet demokratik olduğu görülecektir. Söyle ki; tüm üyelerin katılımıyla, gizli oylama ve YSK gözetiminde, yönetime aday olan her bir adayın aldığı oya göre temsil edildiği ve üst üste en fazla iki dönem seçilme esas alan bir yasa söz konusudur.”

    Kamu Kurumu Niteliğindeki Meslek Kuruluşlarının ortak özelliklerinin sıralandığı açıklamada, çok sayıda meslek kuruluşu, kamusal yetkinin, kamusal denetimin, kamusal disiplinin yok olmasına yol açacağı vurgulandı.

    “MESLEK ÖRGÜTLERİNE YÖNELİM  NEO-LİBERALİZMİN GEREĞİ BU MESLEKLERİ TİCARİLEŞTİRMEK”

    Türkiye’de siyasal iktidarın Dünya ticaret örgütüne GATS (Hizmetlerin Serbest Dolaşımı Anlaşması) çerçevesinde sağlık ve hukuk alanlarını çok uluslu şirketlere ve sermayeye açmayı taahhüt ettiği bilindiğinin ifade edildiği açıklamada, “Kamu kurumu niteliğinde meslek kuruluşlarının düzenlediği ve denetlediği meslekler, ticari faaliyet değildir. Saldırının bir diğer motivasyonunun, meslek örgütlerinin kamusallığına yönelen neoliberalizmin bu meslekleri ticarileştirmek olduğu görülmektedir” denildi.

    “EŞİT BİREYLERDEN OLUŞAN SAĞLIKLI BİR TOPLUMU İŞLER KILMAK İSTİYORUZ”

    Meslek birlikleri ve odalarının evrensel sorumluluklarının hatırlatıldığı açıklamada, şunlar aktarıldı:

    “Sağlıklı bir çevrede, her yönüyle çağdaş şehir, ilçe ve köylerde, biyo-psiko-sosyal açıdan mükemmel bir etkileşim ortamında, sosyal devlet nitelikleri ile donatılmış bir anlayış içinde yaşamını sürdüren ve her açıdan eşit bireylerden oluşan sağlıklı bir toplumu işler kılmak ve benzeri daha birçok görev ve sorumluluk bulunmaktadır. Ülkemizde de “meslek birlikleri ve odalarının” iktidarın ve yandaşlarının hedefinde olmalarının nedeni meslek birliklerinin yukarıda verilen görev ve sorumluluklarının bilincinde hareket etmeleri ve daha çağdaş bir toplum, daha nitelikli ve eşit bir yaşam yolundaki gayret ve çalışmalarıdır. Sonuç itibari ile amaç siyasi iktidara bağlı, iktidarın hiç bir söylem ve eylemini eleştirmeyen, üyelerinin ve toplumun yararını umursamadan gücün yanında yer alan, akıl ve bilimin ışığında değil otoriter iktidardan aldığı emirle yol alan, nitelikten yoksun politik skandallarla dolu rant projelerini onaylamayı kendine görev sayan, mesleki ahlak ve evrensel etik ilkelerden yoksun sözde meslek birlikleri şeklinde yandaş bürolar kurmaktır. Ancak bilinmelidir ki meslek birlikleri ve odaları kamu, özel ve sözleşmeli tüm üyelerinin de desteğini arkasına alarak demokratik ilkeler ve mesleki etik değerler ışığında mücadelesini sürdürmeye ve dayatmalara karşı durmaya devam edecektir.”

    PİRHA/ANKARA

     

     

     

  • Sağlık örgütleri 15 Mart’ta şiddete karşı “Büyük Beyaz” mitingi yapacak-VİDEO

    Sağlık örgütleri 15 Mart’ta şiddete karşı “Büyük Beyaz” mitingi yapacak-VİDEO

    PİRHA-Sağlık meslek örgütleri, sağlıkta şiddete karşı, “Büyük Beyaz Mitingi’nde Buluşuyoruz” şiarıyla 15 Mart’ta miting yapacak. TTB Merkez Konsey Başkanı Prof. Dr. Sinan Adıyaman, “Yaşamak ve yaşatmak istiyoruz. Emeğimizin karşılığını alarak çalışmak istiyoruz” dedi.

    Haberin videosu

    Türk Tabipleri Birliği,  Türk Diş Hekimleri Birliği, Devrimci Sağlık İş Sendikası, Sosyal Hizmet Uzmanları Derneği,  Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçileri Sendikası, Türk Medikal Radyoteknoloji Derneği,  Türk Psikologlar Derneği, Ankara Veteriner Hekimleri Odası, Veteriner Hekimler Derneği TTB Genel Merkezinde bir araya gelerek ortak basın toplantısı düzenlediler.

    Türk Tabipleri Birliği (TTB) öncülüğünde sağlık alanıdaki sendika, dernek ve odalar düzenledikleri ortak basın toplantısı ile 15 Mart’ta Ankara’da yapılacak Büyük Beyaz Miting’de buluşacaklarını açıkladı.

    TTB Genel Merkezi’nde yapılan açıklamada konuşan TTB Merkez Konsey Başkanı Prof. Dr. Sinan Adıyaman, sağlık alanında yaşanan sorunların hiçbir zaman bu kadar bozulmadığını belirterek,  “Buradaki karanlık ve ölümcül tablo yetkililer tarafından görülmekte ama bir türlü harekete geçilmemektedir. Cinayetleri takip etmek değil, hastalarımızı tedavi etmek, mesleğimizi yapmak istiyoruz” dedi. Adıyaman 15 Mart’ta Ankara’da yapılacak olan mitinge Türkiye’nin 81 ilinde katılım olacağını duyurarak çalışma şartları düzelene kadar mücadele edeceklerini kaydetti.

    Sağlıkta şiddetin meşruluğunu, güvencesiz çalıştırma koşullarından, sağlık sistemindeki tutumdan ve  kutuplaştırıcı dilden aldığını söyleyen Adıyaman, emeklerinin karşılığını alarak çalışmak istediklerini söyledi.

    Her gün ortalama 40 sağlık çalışanının uğradığı şiddetin sona ermesini ve Meclis’te bekletilen “Sağlıkta Şiddeti Önleme Yasa Tasarısı”nın yasalaşmasını talep eden Adıyaman, hekiminden eczacısına, veterinerinden laborantına kadar tüm Türkiye’den sağlık hizmet sunumunda yer alan çalışanların 15 Mart’ta Ankara’da buluşacağını ifade etti.

    “EMEĞİMİZİN KARŞILIĞINI ALARAK ÇALIŞMAK İSTİYORUZ”

    Adıyaman şöyle devam etti:

    “500 hastane, 27.000 eczane, 7.500 ASM’de ve 150’yi aşan ağız diş sağlığı merkezi ile binlerce muayenehanede 350 milyonu bulan muayeneyi, 5 milyon ameliyatı – girişimi yapan,  2 milyar kutu ilacı hastalara ulaştıran, milyonlarca hastanın bakımını, enjeksiyonunu, pansumanını gerçekleştiren bu ülkenin sağlık çalışanları olarak; güvenceli bir çalışma ortamında,  yüksek enflasyon ve pahalılığa ezdirilmeyen ücretlerle, emeğimizin karşılığını alarak çalışmak istiyoruz!

    Aciller başta olmak üzere sağlık hizmet sunumunun her yer ve aşamasında yaygınlaşan şiddetin güven ve meşruluğunu; ülkemizde yaygınlaşan kutuplaştırıcı-çatışmacı dilden, sağlık sisteminde mobinge varan yönetici-idareci tutumundan, taşeronlaştırma başta olmak üzere güvencesiz çalıştırma modellerinin yaygınlığından aldığını çok iyi biliyoruz.

    “ŞİDDET NEDENİYLE MESLEĞİMİZİ YERİNE GETİREMİYORUZ”

    Adıyaman, “Başta, her gün ortalama 40 sağlık çalışanının yaşadığı fiziksel, psikolojik ve sözel şiddetin sona ermesini, TBMM’de bekleyen “sağlıkta şiddeti önleme yasa tasarısının” yasalaşmasını, yeni ölümler yaşanmadan önerdiğimiz acil tedbirlerin alınmasını istiyoruz” dedi.

    Adıyaman, sağlıkta yaşanan şiddet sebebiyle mesleklerini yerine getiremediklerini ve dünyanın hiçbir ülkesinde sağlık çalışanlarının öncelikli talebinin şiddetin engellenmesi olmadığını ifade etti. Adıyaman, “Sağlık çalışanlarının sağlık piyasasının şiddetine maruz bırakılabilecek dişlileri olarak gören, emeğini, mesleki kimliğini değersizleştiren bu anlayışı esastan reddediyoruz” diye vurguladı.

    Sağlık alanında uygulanan bu tutum ve saldırganlığın sürdürülebilir olmadığına dikkat çeken Adıyaman, “Sağlık ortamındaki şiddet münferit olaylar, hoş görülebilir insani tepkiler olmaktan çıktı. Buradaki karanlık ve ölümcül tablo yetkililer tarafından görülmekte ama bir türlü harekete geçilmemektedir. Cinayetleri takip etmek değil, hastalarımızı tedavi etmek mesleğimizi yapmak istiyoruz. Başka hayatları kurtarırken kendi canımızdan olmak istemiyoruz” şeklinde konuştu.

    “CANIMIZDAN OLMAK İSTEMİYORUZ”  

    “Sağlık hizmetini sunarken, başka hayatları kurtarmaya çalışırken kendi canımızdan olmak istemiyoruz” diyen Adıyaman, şöyle devam etti:

    “Sağlık hizmetlerindeki aksamalar asla ve asla sağlık çalışanlarının üstüne yıkılamaz. Sağlıkta şiddet yapısaldır. Ülkedeki genel politik ve toplumsal atmosferden, yoksulluk, işsizlik gibi ekonomik olgulardan bağımsız değildir. Ekonomik, politik ve toplumsal alanda sorunlar derinleştikçe, sağlık alanında da sorunların çığ gibi büyüyeceğini ve sağlıkta şiddetin artacağını herkesin görmesi gerekir. Bu sorunların sağlık çalışanları olarak üzerimize bir yandan hak kaybı ve yoksullaşma, diğer yandan da maruz kalınan şiddette artış olarak dönmesini kabullenmiyoruz.”

    “SAĞLIKTA İŞ BARIŞI HİÇ BU KADAR BOZULMADI”

    İş güvencelerinin de yok edildiğine değinen Adıyaman, “Ülkemizin hiçbir döneminde sağlıkta iş barışı bu kadar bozulmadı, sağlık çalışanlarına ve çalışanların emeğine bu düzeyde sahip çıkmayan bir sağlık otoritesine rastlanmadı” dedi. Sağlıkta yaşanan şiddetin yapısal nedenlerden kaynaklandığını ve Türkiye’deki genel politik ve toplumsal atmosferden bağımsız olmadığını dile getiren Adıyaman, “Ekonomik, politik ve toplumsal alanda sorunlar derinleştikçe sağlık alanındaki sorunların da çığ gibi büyüyeceğini ve sağlıkta şiddetin artacağını herkesin görmesi gerekir” dedi.

    “15 MART GÜNÜ ANKARA’NIN YOLUNU TUTACAĞIZ”

    Prof. Dr. Sinan Adıyaman şunları kaydetti:

    “Ülkemizin 81 ilinden, üyemiz olan ve üyemiz olmayan bütün sağlık çalışanlarıyla, emeklilerimizle, göreve başlatılmayan atama bekleyen genç meslektaşlarımızla ve geleceğimizi oluşturan her branştan tıp, hemşirelik, diş hekimliği, eczacılık, veteriner hekimlik, psikoloji, sosyal hizmetler ve sağlık bilimleri öğrencisi binlerce kardeşlerimizle birlikte; otobüsler, trenler, uçaklar ve arabalarla 15 Mart günü Ankara’nın yolunu tutacak ve bu ülkede sağlık ortamının şiddetten arındırılması için on binlerce sağlıkçı olarak tek bir sesle haykıracağız;

    Biz sağlık çalışanları, emeğimize ve mesleğimize sahip çıkacağımız mücadelemizle sağlıktaki şiddet iklimini sonlandırarak; görevimiz olan sağlık hizmetini şiddetsiz ve barışçıl bir ortamda, aldığımız bilimsel eğitimin gereklerini yerine getirerek ve halkımızın ihtiyaç duyacağı nitelik ve gereklilikte sunmayı başaracağız. Aldığımız eğitimin, bize yüklenen toplumsal ve kamusal sorumluluğu yerine getirecek, emeğimizin karşılığını alacağız!”

    PİRHA/ANKARA

     

     

     

  • 2002 Yılında 19 olan dişhekimliği fakültesi bugün 92’ye çıktı!

    2002 Yılında 19 olan dişhekimliği fakültesi bugün 92’ye çıktı!

    PİRHA – Ankara sağlık meslek örgütleri, hızla artan fakülte sayısı, öğrenci kontenjanlarındaki artış ve sağlık çalışanlarının istihdamına ilişkin açıklama yaparak “İnsan gücü planlaması ilkeleriyle bağdaşmayacak şekilde fakülteler açılmış, öğrenci kontenjanlarında kaygı verici artışlar yaşanmıştır. 2002 yılında 19 olan diş hekimliği fakülte sayısı bugün 92’ye çıkmıştır” denildi.

    Ankara Tabip Odası, Diş Hekimleri Odası, Veteriner Hekimler Odası ve Eczacılar Odası, birbiri ardına açılan fakülteyle birlikte öğrenci kontenjanlarındaki artışa ve sağlık çalışanlarının istihdamına ilişkin Ankara Dişhekimleri Odası’nda ortak basın açıklaması yaptı.

    Açıklamayı okuyan Ankara Diş Hekimleri Odası Başkanı Serhat Özsoy, sağlık mesleklerinde yüksek nitelik, yerinde dağılım ve doğru istihdam kriterlerinin dikkate alınmadığını ifade etti. Özsoy “İnsan gücü planlaması; ülkelerin kaynaklarını verimli kullanmak adına en çok önem verdikleri konulardan biridir” diyerek şöyle devam etti:

    “RANT İÇİN AÇILAN FAKÜLTELER BİRAN ÖNCE KAPATILSIN”

    “Tüm dünya ülkelerinde olduğu gibi ülkemizde de Sağlık Meslekleri eğitimi en maliyetli eğitimdir.

    Koruyucu ve önleyici sağlık hizmetlerine öncelik veren, insan gücü planlamasını; ihtiyaç, talep ve nüfus kriterlerine göre belirleyen Ulusal Sağlık Politikaları oluşturulmadan, toplum sağlığının çağdaş ülke seviyelerine getirilmesi mümkün değildir.

    Son 10 yıldır insan gücü planlaması ilkeleriyle bağdaşmayacak şekilde birbiri ardına Tıp, Diş hekimliği, Eczacılık ve Veteriner Fakülteleri açılmış, öğrenci kontenjanlarında kaygı verici artışlar yaşanmıştır.

    2002 yılında 19 olan diş hekimliği fakülte sayısı bugün 92’ye çıkmıştır. 2005 yılında 960 olan kontenjan 2019’da 66 fakültede 6421 sayısına ulaşmıştır.

    Tıp fakültesi sayısı bu gün itibariyle 112 adettir ve kontenjanı 16.000 sayısına ulaşmıştır.

    Veteriner fakülteleri sayısı bu gün itibariyle 34 adettir ve kontenjanı 2526 sayısına ulaşmıştır.

    Eczacılık Fakültesi sayısı 2003-2004 öğretim yılında 11’den, 2018-2019 yılında 40’a çıkmış ve kontenjan 3 bin 524’ e ulaşmıştır.

    Bu durum sürdürülemez bir noktaya gelmiştir. Önlem alınmaz ise önümüzdeki 10 yıl içerisinde işsiz sağlık meslek çalışanlarının, mesleğinin dışında başka alanlarda çalışmak zorunda kalması kaçınılmaz olacaktır.

    “SİYASİ RANT İÇİN AÇILAN FAKÜLTELER KAPATILMALIDIR”

    Sağlık bir bütündür ve en temel haktır. Bizler Sağlık Meslek Örgütleri olarak yeterli öğretim elemanı olmadan, müfredatları güncellikten uzak, laboratuvarları ve klinikleri yetersiz, kütüphaneleri fakir ve en önemlisi üniversite geleneğinden yoksun açılan niteliksiz fakültelerde ve arttırılan kontenjanlarla yeterince eğitim almadan mezun olmuş meslektaşlarımızla Toplumun Sağlık Kriterlerinin düzeltilemeyeceğini bir kez daha dile getiriyoruz.

    Sürdürülemez diye açıklamalarını yaptığımız bu durum hem ülke kaynaklarının kötüye kullanılmasıdır hem de yaşam hakkının temel ögelerinden sağlık hakkının kötü ortam hazırlayıcısıdır. Hekim ve eczacı sayılarının kontrolsüz artması toplumdaki sağlık mesleği algısında değer kaybı oluşturmaktadır.

    Meslek Odaları olarak kendi mesleklerimizle ilgili olarak sözlerimizin dikkate alınması gerektiğini bir kez daha hatırlatıyor ve çözüm önerilerimizi sıralıyoruz:

    Hiçbir hazırlık yapılmadan, plansızca, siyasi rant için açılan, teknik altyapısı yetersiz fakülteler bir an önce kapatılmalıdır.

    Var olan fakülte kontenjanları azaltılmalıdır.

    Öğretim üyesi eksikliği tamamlanmadan Fakülteler açılmamalıdır.

    Fakültelerin müfredatları evrensel standartlarda, laboratuvarları ve kütüphaneleri ise taleplere yanıt verecek yeterlilikte olmalıdır.”

    PİRHA / ANKARA

  • ‘Sağlık bakanlığı şiddet konusunda kolaylaştırıcı oldu’

    ‘Sağlık bakanlığı şiddet konusunda kolaylaştırıcı oldu’

    PİRHA – Sağlık meslek örgütleri, 17 Nisan’ın ‘Sağlıkta Şiddetle Mücadele Günü’ olarak kabul edilmesi için Mersin’de sokağa çıktı. Hekimler, AKP İktidarının sağlıkta şiddeti durdurma noktasında adım atmadığını ifade ederek, “AKP, hekimlerin yaşamlarını ve çalışma haklarını yok sayan uygulamalarını, arttırarak sürdürüyor” dedi.

     Türk Tabipleri Birliği öncülüğünde Mersin Özgür Çocuk Parkı’nda bir araya gelen sağlık meslek örgütleri, bir kez daha “Sağlıkta şiddeti durdurun” dedi.  17 Nisan’ın Sağlıkta Şiddetle Mücadele Günü olarak kabul edilmesini talep eden sağlık emekçileri, AKP’nin SABİM ve CİMER gibi uygulamalarıyla sağlık çalışanlarını hedef tahtasına oturttuğunu söyledi.

    “AKP, SAĞLIK ÇALIŞANLARINI HEDEF TAHTASINA OTURTTU”

    Mersin Tabipler Odası Başkanı Mehmet Antmem’in okuduğu basın açıklamasında şu başlıklara dikkat çekildi:

    “Sağlıkta şiddeti önlemeye yönelik yasa talebimizin yaşama geçirilmesinin önemli bir adım olacağını tüm kamuoyu önünde Sağlık Bakanlığı’na iletiyoruz. Bizler ülkemizde hekim cinayetlerini gördük. Sağlık çalışanları, sağlık hizmeti üretirken yaşamlarını kaybettiler. Kimi zaman Suruç’ta olduğu gibi hastaneler basıldı, kimi zaman Urfa’da tanıklık ettiğimiz gibi hekimlerin kafalarında kaldırım taşları parçalandı, bazen İzmir’de olduğu gibi Aile Sağlık Merkezleri basılıp sağlık çalışanları darp edildi. Sağlıkta şiddet bitmiyor, gün geçmiyor ki yeni ve planlanmış saldırılarla karşı karşıya kalmayalım. Daha dün Adana’da bir Aile Sağlığı Merkezi’nde korkunç bir saldırı ile yüz yüze kaldı sağlık çalışanları. Ancak AKP İktidarı tüm bu katliamları ve hekimlerin sağduyusunu görmesine karşın sağlıkta şiddeti durdurma noktasında bir adım bile atmadı. Tam tersine hekimlerin yaşamlarını ve çalışma haklarını yok sayan uygulamalarını, arttırarak sürdürdü. SABİM ve CİMER gibi uygulamalarıyla sağlık çalışanlarını hedef tahtasına oturtmaktan asla geri adım atmadı. Neredeyse “biraz da hak ediyorsunuz” dercesine hekimlere iletişim dersleri vermeye çalıştılar. Performans ve özelleştirme uygulamalarının sağlıkta şiddeti arttırdığına yönelik görüşlerimizi dikkate almadılar. Sağlıkta şiddeti önlemeye yönelik hazırladığımız yasa tasarını görmezden geldiler. 17 Nisan “Sağlıkta Şiddetle Mücadele Günü” olsun dedik onu bile ellerinin tersiyle ittiler.”

    “SAĞLIK BAKANLIĞI, ŞİDDETTE KOLAYLAŞTIRICI OLDU”

    Antmem, ilgili bakanlığın sağlık politikaları ile hekimlerin şiddete uğramasında kolaylaştırıcı olduğunu da ifade ederek şöyle devam etti:

    “Sağlık Bakanlığı dün olduğu gibi bugün de Türk Tabipleri Birliği’nin ve diğer sağlık örgütlerinin sağlıkta şiddeti önlemeye yönelik görüşlerini umursamazdan gelerek ve taleplerine kulaklarını tıkayarak, öldürülen tüm hekimlerin katliamında kolaylaştırıcı olmuştur. Öldürülen hekimlerin çalıştıkları hastanelerde yöneticilik yapanlar hakkında bir soruşturma açma gereğini bile görmeyerek sağlıkta şiddeti durdurma konusunda ne kadar samimi olduğunu göstermiştir. Bizler, aşağıda ismi olan sağlık örgütleri olarak; Dr. Ersin Arslan’ın ölüm yıldönümünde tüm sağlık çalışanlarının can güvenliğini sağlamak için sürdürdüğü mücadeleyi biran olsun bile gündemimizden düşürmeyecek ve başarıyı yakalayana kadar mücadelemizden geri adım atmayacağız. Bu doğrultuda 17 Nisan’ın Sağlıkta Şiddetle Mücadele Günü olarak kabul edilmesinin ve sağlıkta şiddeti önlemeye yönelik yasa talebimizin yaşama geçirilmesinin önemli bir adım olacağını tüm kamuoyu önünde Sağlık Bakanlığı’na iletiyoruz.

    MERSİN TABİP ODASI

    MERSİN AİLE HEKİMLERİ DERNEĞİ

    SES MERSİN ŞUBESİ

    TÜRK SAĞLIK SEN MERSİN ŞUBESİ

    GENEL SAĞLIK İŞ

    BİRLİK VE DAYANIŞMA SENDİKASI”

    MERSİN / PİRHA