Etiket: sağlık ve sosyal hizmet emekçiler sendikası

  • SES Antalya Şube: Ebelik mesleğinin halk sağlığındaki rolünün önemi kavranamadı

    SES Antalya Şube: Ebelik mesleğinin halk sağlığındaki rolünün önemi kavranamadı

     PİRHA- Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçileri Sendikası (SES) Antalya Şubesi, Ebelik Yönetmeliğine tepki göstererek, “Ebelik mesleğinin halk sağlığındaki rolünün önemi kavrayamayan bu yönetmelik birinci basamaktaki meslek tanımları kargaşasına bir yenisini eklemiştir” dedi. 

    Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçileri Sendikası (SES) Antalya Şubesi 5 Aralık 2024 tarihinde yürürlüğe giren Ebelik Yönetmeliğine dair basın toplantısı yaptı.

    Yönetmeliğe; uzman ebenin yanı sıra sorumlu ebe, yetki belgesine sahip ebeler ve rehber ebe gibi görev ve ünvanlar eklenerek, iş ve görev tanımları yapıldı.

    Liyakat gözetilmeden yapılacak görevlendirmelerin yeni ‘’idari kadrolara’’ yetki verilmesinin doğru olmadığını belirten İçöz, “Tamamen pro-natalist politikaların eseri olan bu yönetmelik ebelik mesleğinin bugün karşı karşıya kaldığı kronik sorunları görmekten uzak, mevzuat ve işleyiş şeması ile tariflenen görev tanımları klinik odaklıdır” dedi.

    SORUMLULUK EBELERE YÜKLENİYOR

    İçöz açıklamasının devamında şunları belirtti:

    “Uzun yıllardır gebeliğin tıbbi eştirilmesinin sonucu olarak artan sezaryen sayılarının önüne geçemeyen sağlık otoriteleri vajinal doğumu teşvik etmek sorumluluğunu ‘’hekimin kontrolünde’’ ebelere yüklemektedir.

    Sağlık Bakanı konuşmalarında zaten bu sorumluluğun ebelere ait olduğunu dile getirmişti.

    Ebelerin, topluma sağlık eğitimi verme ve danışmanlık yapma gibi önemli bir sorumluluğu vardır. Anne – babalığa hazırlık amacıyla verilen doğum öncesi eğitimden, jinekoloji, aile planlaması çocuk bakımına kadar uzanan sorumluluklar da ebenin görevleri içinde yer alır.

    Ebelik mesleğinin halk sağlığındaki rolünün önemi kavrayamayan bu yönetmelik birinci basamaktaki meslek tanımları kargaşasına bir yenisini eklemiştir. Birinci basamağın işleyişindeki problemlerin başında koruyucu sağlık hizmetlerinin yetersizliği gelirken ebelik mesleğini sadece üreme ve yenidoğan sağlığı ile dar bir çerçeveye sıkıştırmak bütünlüklü bir koruyucu sağlık hizmeti yürütme çabasının olmadığını göstermektedir.

    Ebelik sosyalleştirme döneminin kilit çalışanı, topluma en yan sağlık çalışanı giderek vasıfsızlaştırılmıştır. Önceden toplumu tanıma, toplumun sağlık gereksinimlerini belirleme, toplumun kalkınmasında görev alma gibi toplum odaklı hizmetlerden talebe dayalı bir hizmet modelinde ASM’lere hapsedildi. Kısacası toplumdan koptu. Aile sağlığı merkezlerindeki görev tanımları hekim merkezli/talep yönlü model içinde ebeler için ayrıcalıklı bir rol tanımlamamaktadır.

    2018 yılı aralık ayı itibari ile, ülkemizde çeşitli üniversitelere bağlı 46 (kırk altı) Ebelik Bölümü’nde ebe yetiştirilmekte olup, her yıl ortalama 1600 ebe mezun olmakta, yüksek lisans ve doktora programlarımız bulunmaktadır. 2024 yılı itibari ile lisans düzeyinde eğitim veren 82 sağlık bilimleri fakültesi ebelik bölümüne 2023 yılında 4.638 başvuru gerçekleşmiştir. 2018 mezun sayılarını başlangıç alsak bile 6 yılda mezun ebe sayısı 9600’dür.

    Sağlık İstatistikleri Yıllığı 2023 Haber Bülteni’nde açıklandığı üzere Sağlık Bakanlığı’nda çalışan ebe sayısı 56,179 iken üniversite hastanelerindeki sayı 994’dür.

    EBELİK EĞİTİMİNİN NİTELİĞİ DÜŞTÜ

    Ebe yetiştiren fakülte sayısı artarken tamamen niceliğe odaklamıştır. Kalabalık ve alt yapısı yeterli olmayan bölümlerde eğitimin niteliği düşerken ilin kapasitesi ile öğrenci sayıları uyuşmadığı için uygulama alanları sürekli yetersiz kalmaktadır. Çoğu ebelik öğrenci birinci basamağı görmeden mezun olmaktadır.

    Tıp fakültelerinde olduğu gibi uygulama ve eğitim imkanları düşünülmeden açılan bu okullardan mezun olan ebeler yeterli mesleki beceriye sahip olamamaktadır.

    Özellikle uzman hekimin olmadığı hastanelerde yasal güvence olmadan kısmi sorumluluk verilmesi ebeleri malpraktis riski ile karşı karşıya bıraktığı gibi sağlıkta hekimler üzerinden konumlanan ve büyüyen özel sigorta sermayesini besleyecek ve mesleki bağımsızlığın önüne geçecektir.

    Bu yönetmelikte olduğu gibi ebelerin görevleri üreme sağlığı odaklı tanımlanırken ebelik hala ikame bir meslek olarak görülmektedir.

    Güçlü meslekler güçlü sağlık sisteminin garantisidir. Ebelik gibi kadın üreme ve cinsel sağlığı, bebek ve çocuk sağlığı ve halk sağlığının korunması kapsamında oldukça geniş sorumlulukları olan ebelik mesleğinin güçlenmesi, güçlü akademik kadrolar ve uygulama /staj alanlarının genişliği ve uygulama becerisi kazanmalarına uygun yeterlilikte olması ile mümkündür. Görev tanımlarını aşan, yetki kargaşası yaratacak uygulamalar değil bağımsız olarak mesleklerini icra edecekleri görev tanımları ve yeterli istihdam ebelik mesleğinin en temel sorunudur.”

    PİRHA/ANTALYA

     

  • SES Eş Genel Başkanı Akın: Kayyum politikası toplumun sağlığını bozuyor- VİDEO

    SES Eş Genel Başkanı Akın: Kayyum politikası toplumun sağlığını bozuyor- VİDEO

    PİRHA- Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçileri Sendikası (SES) Eş Genel Başkanı, Mehmet Sıddık Akın, iktidarın kayyım politikasına tepki gösterdi. Akın, “Kayyumlar aslında yerel yönetimler aracılığıyla toplumun geniş kesimlerinin bir araya gelmesine yönelik yapılan bir darbedir” dedi. Akın, kayyımların toplumun sağlığını da bozduğunu vurguladı. 

    İstanbul Esenyurt, Mardin, Batman, Halfeti, Hakkâri, Dersim, Ovacık ve Bahçesaray belediyelerine AKP hükümeti tarafından kayyım atanması büyük tepki çekti.

    Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçileri Sendikası (SES) Eş Genel Başkanı Mehmet Sıddık Akın kayyımlara dair PİRHA’ya konuştu.

    Son dönemlerde siyasal alanda yaşananların ve yapılan bütün faaliyetlerin toplumsal sağlığa olumsuz etkisi olduğunu belirten Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçileri Sendikası (SES) Eş Genel Başkanı, Mehmet Sıddık Akın, “Türkiye’de demokrasi, kurum ve kuralları ile oturmuş bir duruma sahip değil. Türkiye’de yaşananlar  sadece temsili bir demokrasidir” dedi.

    “TOPLUM İKTİDARLARI DEĞİŞTİRME HALİNDEN UZAKLAŞTIRILMAK İSTENİYOR”

    Seçimlerle halkın iktidarları değiştirebilmesine inanmama halinin var olduğunu belirten Akın, “Bu da aslında sağlıksız bir durum yaratıyor. Kayyum atanan bölgelerde ciddi anlamda üyelerimiz var. Bir demokratik kitle örgütü olarak üyelerimizin seçme ve seçilme hakkına da sahip çıkmamız gerekiyor. Bundan kaynaklı da kayyumlara karşı çıkıyoruz” diye konuştu.

    Yerel yönetimlerin hem halkın iradesinin yansıması hem de insan doğa ilişkisi açısında çok önemli olduğuna vurgu yapan Akın, “Biz doğa ile uyumlu kent yaşamından bahsediyoruz. Sağlıklı olabilme hali açısından içilebilir sağlıklı sudan, yaşanılabilir temiz bir havadan, sağlıklı gıdadan bahsediyoruz. Eğer siz seçim yoluyla halkın belirlediği kişileri elinden alır, oraya atama üzerinden bir görevlendirme yaparsanız, halkın geri çağırma hakkını da elinden almış oluyorsunuz” dedi.

    “KAYYMLARLA BELEDİYELER İŞLEMEZ HALE GETİRİLMEK İSTENİYOR”

    Kayyum dönemindeki atamalara bakıldığında belediyelerin işlemez hale getirildiğini de belirten Akın, şöyle devam etti:

    Kayyum döneminin politikalarına baktığımız zaman neredeyse o belediyeleri işleyemeyecek hale getirecek kadar bir rantsal ilişki, borç batağına sürükleme, var olan kaynakların halka aktarılması yerine belirli çevrelere aktarılması söz konusu. Bugün İstanbul Esenyurt’a kadar uzanması ki 50 ilçeden daha büyük bir ilçeden bahsediyoruz. Kent uzlaşısıyla ile elde edilmiş bir belediye olarak ifade ediliyor. Bu yapılanlar aslında toplumsal muhalefetin bir araya gelme çabasına, iradesine yönelik bir uygulama.”

    Kayyum atamalarının belediye başkanının Kürt olması ile bir alakası olmadığına vurgu yapan Akın, “Ülkenin çeşitli kentlerinde, Mersin, Adana gibi belediyeler için de kayyum atanacağına dair söylentiler var. Kayyum’un uygulamalarına karşıyız” diye belirtti.

    “SENDİKA OLARAK EMEĞİN ÖZGÜRLEŞECEĞİ BİR ÜLKE YARATMA MÜCADELESİ VERİYORUZ”

    Sağlık ve Sosyal Hizmet emekçileri sendikası olarak üyelerinin ekonomik, demokratik haklarını savunduklarını belirten Akın, Türkiye’de demokrasinin tüm kurum ve kurullarıyla yerleşeceği emeğin özgürleşeceği bir ülke yaratma mücadelesi veriyoruz. Çünkü biz şunu çok iyi biliyoruz ki demokrasinin yerleşik olmadığı bütün ülkelerde daha çok diktatöryal yönetimler ya da baskıcı rejimler önde olur” dedi.

    “KAYYUMLARLA KAZANILMIŞ HAKLARIMIZ ELLERİMİZDEN ALINIYOR”

    Uzun mücadeleler sonucu elde ettikleri kazanımların zaman zaman keyfi uygulamalarla ellerinden alındığına dikkat çeken Akın, şunları kaydetti:

    “Biz yerel yönetimlerde şunu görüyoruz. Özellikle bu alanda Türkiye’de ilk toplu sözleşmeyi imzalayan TÜM BEL-SEN var. Çok sayıda imzalanmış toplu sözleşme metinleri var. Bu toplu sözleşme maddeleri kayyumalar tarafından yok sayılıyor.

    KAYYUMLAR TOPLUMUN SAĞLIĞINI, RUH HALİNİ BOZUYOR”

    Kayyumların atanması, ruhsal açıdan sağlıklı olma, demokrasi ve barış içerisinde bir yaşam sürdürebilme halinden uzaklaştırır. Bizim en çok kaygılandığımız noktalardan bir tanesi de şiddet. Şiddet bir halk sağlığı sorunudur. O yüzden de demokratik yöntemler, müzakere yöntemleri barışın egemen olduğu demokratik bir rejimin inşa meselesi emeğin özgürleşme mücadelesinden bağımsız olarak değerlendirilemez.”

    Cebrail ARSLAN-Buse Nehir DEMİR/ANKARA