Etiket: şah ismail

  • Pir Hüseyin Keskin: İktidardakiler ayrıştırıcı ve ötekileştirici dilden uzak durmalı!-VİDEO

    Pir Hüseyin Keskin: İktidardakiler ayrıştırıcı ve ötekileştirici dilden uzak durmalı!-VİDEO

    PİRHA- İmam Musa Kazım Ocağı evlatlarından Pir Hüseyin Keskin, Meclis Başkanı Numan Kurtulmuş’un Yavuz Sultan Selim ve İdris-i Bitlisi ittifakını öven sözlerine tepki göstererek, “İktidardaki veya yönetimdeki insanların halkların arasına ayrıştırıcı, ötekileştirici söz söylememeli. Çünkü bu topraklar bizim de topraklarımız” dedi.

    Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) Başkanı Numan Kurtulmuş, 19 Mayıs 2025’te Şırnak Üniversitesi Konferans Salonu’nda düzenlenen “Şırnak Sivil Toplum Buluşması” programında 1514 Çaldıran Savaşı öncesinde, İdris-i Bitlisi aracılığıyla Osmanlı Sultanı Yavuz Sultan Selim ve Kürt Beyleri arasında Safevîlere karşı kurulan ittifakı övmüştü.

    Kurtulmuş konuşmasında “Anadolu topraklarını baştan aşağı zulümle inleten Şah İsmail’e karşı, Yavuz Sultan Selim ile İdris-i Bitlisi’nin yapmış olduğu bir büyük ittifaktan söz ederek, “1514’te Çaldıran’da o ittifakımız, Anadolu’daki Müslüman toplulukların başının daha dik bir şekilde dolaşmasına, esenlik ve birlik içerisinde birlikte var olmasına neden olmuştur.” demişti.

    Numan Kurtulmuş’un yaptığı açıklama Alevi toplumunda ve kurumlarında büyük bir tepkiye neden oldu. Alevi kurumları Numan Kurtulmuş’un istifasını istedi.

    Programda yaptığı açıklamaya tepki gösteren İmam Musa Kazım Ocağı evlatlarından Pir Hüseyin Keskin, Numan Kurtulmuş’un sarf ettiği sözler hakkında, “İktidarın özellikle ayrıştırıcı, ötekileştirici söylemden, dilden vazgeçmeleri gerekiyor. Hazır birtakım süreçler yaşanıyor, barış süreçleri falan gündeme gelmiş. Böyle bir ortamda biraz daha itinalı konuşulması gerekiyor. Biraz daha toparlayıcı olmak zorundalar” ifadesinde bulundu.

    “BU VATAN BİZİM DE VATANIMIZ”

    Toplumda farklı inanç ve kimlikten toplulukların olduğuna belirten Keskin, Numan Kurtulmuş’un sözlerine karşılık olarak şu ifadeleri kullandı:

    “Bu bir zihniyetin yansıması. Anadolu’da ortak yaşam alanı içerisinde bizler farklı inançlar, farklı diller konuşan halklar bir arada, birlikte yaşıyoruz. Buraya vatan diyen topluluklar içerisinde mutlaka Kürt’ü de var, Türk’ü de var, Alevi’si de var, Sünni’si de var. Burası ortak bir yaşam alanı. İktidardaki veya yönetimdeki insanların bu halkların arasına ayrıştırıcı, ötekileştirici söz söylememeleri gerektiğini düşünüyorum. Çünkü bu topraklar bizim de topraklarımız. Bu vatan bizim de vatanımız tabii ki ortak yaşam alanımız.”

    ‘AYRIŞTIRICI DİLDEN VAZGEÇMELERİ GEREKİYOR’

    Alevilerin de ülkenin vatandaşı olduğunu ifade eden Keskin, iktidarın ayrıştırıcı dilden vazgeçmesi gerektiğinin altını çizerek şunları söyledi:

    “Biz Alevi toplumu bu ülkeye her noktasında emek veren bir halkız. Bu devlete biz de üzerimizde düşen görevleri yerine getiriyoruz. Bu devletten de Alevi toplumu kendi üzerine düşen her türlü desteği de alması gerekiyor. İktidarın özellikle ayrıştırıcı, ötekileştirici söylemden, dilden vazgeçmeleri gerekiyor. Hazır bir takım işte süreçler yaşanıyor. Barış süreçleri falan gündeme gelmiş. Böyle bir ortamda biraz daha itinalı konuşulması gerekiyor. Biraz daha toparlayıcı olmak zorundalar.”

    Kamber YILDIZ/MARAŞ

  • ‘Kendi inandıkları değerlere dahi ters düşen bir iktidar kliğininin karşısındayız’-VİDEO

    ‘Kendi inandıkları değerlere dahi ters düşen bir iktidar kliğininin karşısındayız’-VİDEO

    PİRHA- Sinemilli Ocağı pirlerinden İbrahim Ethem Eysan, Meclis Başkanı Numan Kurtulmuş’un Yavuz Sultan Selim ve İdris-i Bitlisi ittifakını öven sözlerine tepki göstererek, “Güçleri yetse aynı birleşimi tekrar yapacaklar. Örgütlü ve bir arada olmamız lazım” diye konuştu.

    Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) Başkanı Numan Kurtulmuş’un Şah İsmail’e karşı, “Anadolu topraklarını baştan aşağı zulümle inleten Şah İsmail’e karşı, Yavuz Sultan Selim ile İdrisi Bitlisi’nin yapmış olduğu ittifak, Anadolu’daki Müslüman toplulukların birlikte var olmasına neden olmuştur” sözleri Alevilerin tepkisine neden oldu.

    Sinemilli Ocağı Piri İbrahim Ethem Eysan, Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı Numan Kurtulmuş’un yapmış olduğu açıklamaya dair, “Eğer bizim bu gücümüzü hissetmeseler, bu birlikteliğimizi hissetmeseler gerek Türkiye’de olsun gerek yurt dışında olan toplumumuzda olsun kuvvetli bir ses vermeseler şu anda bu yaşadığımız bu ortamı dahi bulma şansımız yok” ifadesinde bulundu.

    “GÜÇLERİ YETSE AYNI BİRLEŞİMİ TEKRAR YAPACAKLAR”

    Pir Ethem Eysan, Alevi örgütlülüğünün bu açıklama karşısında gerçekleştirdiği tutumunun geri adım attırdığını kaydederek, “Bu bir defa bilinçaltındaki birikenlerin bilince çıkmasıyla ilgili bir şey. Biz buna tarihten bu tarafa aşinayız. Hep bu şekilde düşündüler karşımızdaki cenahlar, karşımızdaki bu toplum bu anlamda fikriyatları farklı olmakla birlikte zikriyatları farklı oldu, düşündüklerini söyleyemediler daha doğrusu. Bir anlamda bize karşı takiye yaptılar. Aslında benim inandığım şu ki güçleri yetse aynı birleşimi tekrar yapacaklar. Bunun karşısında durmamız için bizim bir arada olmamız lazım, örgütlü olmamız lazım. Zaten örgütlü olduğumuz için şu anda bir takım geri adım atıyorlar, özür diliyorlar. Eğer bizim bu gücümüzü hissetmeseler, bu birlikteliğimizi hissetmeseler gerek Türkiye’de olsun gerek yurt dışında olan toplumumuzda olsun, kuvvetli bir ses vermeseler, şu anda bu ortamı dahi bulma şansımız yok” diye belirtti.

    “KENDİ İNANDIKLARI DEĞERLERE TERS DÜŞEN BİR KLİĞİN KARŞINDAYIZ”

    İktidarın Aleviler hakkındaki söylemlerine karşı dirençli olunması gerektiğini belirten Eysan, “Yapılabilecek olan şey el ele vermek, ruhsal birliğimizi hiçbir zaman bozmamak, bir arada olmak, buna karşı direnmek ve haksıza karşı haklının yanında, zalime karşı mazlumun yanında, tarihten gelen sorumluluğumuzla orada durmak gerekiyor. Buna karşı da bu şekilde direnmek gerekiyor. Çünkü bir anlamda AKP zihniyeti, kendisine Ehli-İslâm denen, bize göre İslam’la da alakası olmayan klikçi, ayrıştırmacı, kendi inandıkları değerlere dahi ters düşen bir kliğin karşısındayız. Buna karşı dirençli olmamız gerekiyor” şeklinde konuştu.

    Kamber YILDIZ-Ergin DOĞRU/MARAŞ  

     

  • Numan Kurtulmuş: Böylesine hassas dönemlerde hepimizin daha dikkatli olması aşikardır

    Numan Kurtulmuş: Böylesine hassas dönemlerde hepimizin daha dikkatli olması aşikardır

    PİRHA – TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş’tan, Yavuz Sultan Selim ile İdris-i Bitlisi ittifakına dair sözleri ardından yeni bir açıklama daha geldi. Kurtulmuş, “Sözlerimin Alevi yurttaşlarımızın yüreğinde bir burukluk oluşturduğunu görmekten müteessir oldum. Bu bağlamda, bilhassa böylesine hassas dönemlerde sözün mecrasından sapması ihtimaline karşı hepimizin çok daha dikkatli ve rikkatli olması gerektiği aşikardır” ifadelerine yer verdi.

    Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı Numan Kurtulmuş, 20 Mayıs’ta Yavuz Sultan Selim ve İdris-i Bitlisi ittifakına yönelik yaptığı konuşma ardından yeni bir açıklama paylaştı. Kurtulmuş, Şırnak’ta yaptığı o konuşmanın “bağlamından kopartılarak yaralayıcı bir anlam alanına kaydırıldığını” söyledi.

    “BÖYLESİNE HASSAS DÖNEMLERDE HEPİMİZİN DAHA DİKKATLİ OLMASI AŞİKARDIR”

    TBMM Başkanı Kurtulmuş, X hesabından yaptığı yazılı açıklamada “Barış, kardeşlik ve terörün sona ermesi hakkındaki konuşmamda kullandığım ve anlık söylenen bazı tarihi atıflardan dolayı Alevi yurttaşlarımızın incindiklerini müşahede ettim” diyerek şu ifadelere yer verdi:

    “Birlik ve kardeşlik hassasiyetiyle dile getirdiğim sözlerimin kastım olmayan bir şekilde bağlamından kopartılarak yaralayıcı bir anlam alanına kaydırılmış olmasından içten bir üzüntü duyuyorum.

    Meclis Başkanlığı makamı ve siyasi geçmişim, her bir yurttaşımızın inancına, düşüncesine, kimliğine eşit mesafede durmakta ve birlikte yaşama iradesini temsil etmektedir.

    Cumhuriyet tarihinde, kimliğimizin esas taşıyıcısı olan yurttaşlık bağı, hukuki ve ahlaki bir kardeşlik teklifidir. Bu meyanda milletin iradesi, çok şükür ki ayrışmayı değil, bütünleşmeyi esas alıyor.

    Anadolu’nun büyük tarihi yürüyüşü, zaman zaman iç çatışmalarla, kırılmalarla ve içimizi halen acıtan imtihanlarla şekillenmiştir. Nihayetinde bu toprakların sesi daima birlikten, kardeşlikten ve dayanışmadan yanadır.

    Bahsi geçen konuşmamda ifade ettiğim gibi; Alevi-Sünni, Türk-Kürt kardeşliği bu topraklarda başkalarının planladığı yıkım senaryolarını her zaman boşa çıkarmıştır.

    Bu kardeşlik hem tarihimizin derinliklerinden süzülen ortak hikâyemiz hem de geleceğimizin teminatıdır.

    Kardeşlik duygularının sarsılmasına sebep olacak her söz ve davranış hepimizi yaralar. Bu bağlamda, bilhassa böylesine hassas dönemlerde sözün mecrasından sapması ihtimaline karşı hepimizin çok daha dikkatli ve rikkatli olması gerektiği aşikardır.

    Sözlerimin Alevi yurttaşlarımızın yüreğinde bir burukluk oluşturduğunu görmekten müteessir oldum.

    Bu vesileyle ifade etmeliyim ki, bu beyanlarımı doğrudan Alevi toplumuna aktarmak, Alevi kanaat önderleri ve milletvekillerimizle birlikte samimi bir hasbihal ortamı kurmak hususunda da kapım daima açıktır.

    Eğer sözlerimden kaynaklı bir kırgınlık oluşmuşsa, milletimizin her ferdini; inancı, hayat tarzı ve hafızasıyla birlikte kendi kardeşi bilen, Hz. Ali Efendimizin ‘İnsanlar iki sınıftır; ya dinde kardeşin ya yaratılışta eşindir.’ düsturunu kendine şiar edinen ve siyasi hayatı boyunca bu coğrafyada daima kardeşliği, birliği ve bütünleşmeyi savunan bir kardeşiniz olarak üzgün olduğumu içtenlikle ifade etmek boynumun borcudur.

    Bu açıklamayı hakikate olan sadakate bağlılığım muvacehesinde yaptığımı aziz milletimize duyurmak istiyorum.”

    (HABER MERKEZİ)

  • Alevi örgütlerinden Numan Kurtulmuş’a tepki: Alevilerden özür dileyerek istifa etmeli!

    Alevi örgütlerinden Numan Kurtulmuş’a tepki: Alevilerden özür dileyerek istifa etmeli!

    PİRHA- AKP’li Meclis Başkanı Numan Kurtulmuş’un Yavuz Sultan Selim ve İdris-i Bitlisi ittifakına yönelik sözlerine tepki gösteren Alevi örgütleri, “Numan Kurtulmuş’un bu sözleri Aleviler tarafından münferit bir açıklama olarak görülemez. Ülke yönetiminin ikinci sırasında yer alan meclis başkanı, bu açıklama ile, AKP anlayışının Alevilere bakışını ortaya koymuştur. Numan Kurtulmuş, Alevilerden derhal özür dilemeli ve bütün görevlerinden istifa etmelidir” açıklamasında bulundu.

    Şırnak’ta konuşan AKP’li Numan Kurtulmuş, “Anadolu topraklarını baştan aşağı zulümle inleten Şah İsmail’e karşı, Yavuz Sultan Selim ile İdris-i Bitlisi’nin yapmış olduğu ittifak, Anadolu’daki Müslüman toplulukların birlikte var olmasına neden olmuştur” cümlelerini kurmuştu.

    Numan Kurtulmuş’unn açıklamalarına Alevi örgütleri tepki gösterdi. Alevi Bektaşi Federasyonu (ABF), Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu (AABK), Türkiye Alevi Federasyonu (ADFE), Avustralya Alevi Bektaşi Federasyonu (AFA), Alevi Kültür Dernekleri (AKD), Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı (HBVAKV) ve Pir Sultan Abdal Kültür Derneği’nin (PSAKD) ortak açıklamasında Yavuz Sultan Selim’e överek, onun tarihteki Alevi soykırımını itiraf ederek onaylayan ve soykırımı kutsayan Numan Kurtuluş’un Alevilerden derhal özür dileyerek istifa etmesi çağrısında bulundu.

    “ALEVİLER BARIŞ SÜRECİNİN KARŞISINDA YER ALMAZ, AKSİNE DESTEK OLUR”

    7 Alevi örgütünün ortak açıklaması şöyle:

    “AKP’li Meclis Başkanı Numan Kurtulmuş: “Anadolu topraklarını baştan aşağı zulümle inleten Şah İsmail’e karşı, Yavuz Sultan Selim ile İdris-i Bitlisi’nin yapmış olduğu ittifak, Anadolu’daki Müslüman toplulukların birlikte var olmasına neden olmuştur.” diye bir açıklama yapmış ve geleneğinden geldiği zihniyeti gayet açık ortaya koymuştur. Aleviler Yol Erkânı gereği, dünya üzerindeki tüm canlıların hakkın yansıması olarak görür ve her millete tek nazarla bakmayı vurgular. Yaşam hakkı inancının temel düsturudur. Bu düstur gereği Alevilerin barış ve kardeşlik söylemlerine uzak durması ya da destek vermemesi düşünülemez, “Barış süreci” veya “çözüm süreci” fark etmez, adı ne olursa olsun, barışa giden hiçbir sürecin karşısında yer almaz, aksine destek olur, güç verir.

    “YENİ DÖNEM ALEVİLERİN KATLİAM TARİHİNİ TARİF EDEREK KURULAMAZ”

    Ancak, barış süreci ve kardeşlik bağı denilen yeni dönem Alevilerin katliam tarihini tarif ederek kurulamaz. Barış ancak ülkede yaşayan tüm toplulukların, inançların ortak bir yaşam mutabakatı ile olur. AKP’nin duayeni ve ülkenin meclis başkanının zihninden dökülen bu cümleler, bir kez daha gösterdi ki; Türk İslam sentezli Siyasal İslam anlayışı ve bu anlayışın temsilcilerinin, hücrelerinde beslediği düşmanca duygu ve ümmetçi,  gerici, tekçi bir zihniyet ile yürüyen bu süreç, ülkeyi kardeşlik bağına ve toplumsal bir barışa götüremez. Suriye’de AKP tarafından beslenen Şeriatçı Selefi HTŞ çetelerinin Alevilere uyguladığı soykırım bunun en net kanıtıdır.

    “SÜRECİ PROVAKE ETMEYE YÖNELİK ÇIKIŞLAR ENGELLENMELİDİR”

    Numan Kurtulmuş’un bu sözleri Aleviler tarafından münferit bir açıklama olarak görülemez. Ülke yönetiminin ikinci sırasında yer alan meclis başkanı, bu açıklama ile, Akp anlayışının Alevilere bakışını ortaya koymuştur. Meclis Başkanı Numan Kurtulmuş, Alevi toplumu tarafından lanetlenen Yavuz Sultan Selim’e övgü dizmekle kalmamış, onun tarihteki Alevi soykırımını itiraf ederek onaylamış ve bu soykırımı kutsamıştır. Bu da yetmemiş Alevilerin tarih boyunca uğradığı en büyük ihanetlerden biri olan İdris-i Bitlisi’nin Yavuz ile girdiği suç ortaklığını ve kirli ittifakını da meşru göstermiştir. Alevilerin katliamını tarif ederek kurulan bu dil ve bu zihniyet, AKP/MHP iktidarının kötü niyetini ve sürece nasıl baktığının işaretidir. Bu anlayış herkes tarafından iyi görülmeli ve süreci provoke etmeye yönelik bu tür çıkışlar engellenmelidir.

    “NUMAN KURTULMUŞ ALEVİLERDEN ÖZÜR DİLEYEREK İSTİFA ETMELİ!”

    Yavuz Sultan Selim, Aleviler’i, Türkmen’leri, Araplar’ı ve Kürt’leri katliamlardan geçiren eli kanlı bir padişahtır. İdris-i Bitlisi ise bu katliamların işbirlikçisi bir haindir. Tarihi gerçekler bunlardır. Ancak, esas olan tarihten ders çıkarmak ve geleceği barış ve demokrasi ile inşa etmektir. Meclis başkanı Sayın Kurtulmuş’u kınıyoruz! Numan Kurtulmuş, Alevilerden derhal özür dilemeli ve bütün görevlerinden istifa etmelidir. Alevilerin katliamından beslenen bir zihniyet Alevilerin de temsil edildiği bir meclisin başkanı olamaz! Halkı, kin ve düşmanlığa sevk etmekten dolayı da yargılanmalıdır.

    Türkiye’de yaşayan tüm topluluklar ve inanç mensupları bilmelidir ki; Biz Aleviler, onurlu, kalıcı, samimi ve kapsamlı bir barış sürecinin yanında olmaya devam edeceğiz. Sorumluluk alacağız. Ancak, bu süreçte ırkçı, gerici, tekçi, inkarcı, imhacı, asimilasyoncu, soykırımcı anlayış, siyaset ve zihniyetlerle de mücadele etmeye devam edeceğimizi, bu anlayışın tam karşısında duracağımızı kamuoyu ile bir kez daha paylaşıyoruz.72 Millete aynı nazarda bakmayanı kendimizden saymıyoruz”

    PİRHA/ANKARA

  • HDP’li Kenanoğlu Mecliste Şah İsmail’i andı-VİDEO

    HDP’li Kenanoğlu Mecliste Şah İsmail’i andı-VİDEO

    PİRHA- HDP İstanbul Milletvekili Ali Kenanoğlu, Şah İsmail’in ölüm yıldönümüne dair Meclis’te konuştu, ayrımcılığa tepki gösterdi.

    Halkların Demokratik Partisi (HDP) İstanbul Milletvekili Ali Kenanoğlu, Şah İsmail ve Şah İsmail’in kurucusu olduğu Safevi Devleti’ne ilişkin mecliste konuşma yaptı. Kenanoğlu, “Safevi Devleti, Türkmen Kızılbaş Alevi devletidir; bu nedenle Cumhurbaşkanlığı Forsu’nda yer almaz! Neden? Çünkü Şah İsmail Alevilerin şahıdır da ondan” dedi.

    PİRHA/ANKARA

  • Akademisyen Yılmaz Kahraman, Şah İsmail’in Mezopotamya’ya yolculuğunu anlattı(3)-VİDEO

    Akademisyen Yılmaz Kahraman, Şah İsmail’in Mezopotamya’ya yolculuğunu anlattı(3)-VİDEO

    PİRHA-Alevi Araştırma ve Eğitim Enstitüsü’nün Yol Muhabbeti’nde konuşan Akademisyen Yılmaz Kahraman, Şah İsmail’in İran’dan kaçıp Mezopotamya’ya olan yolculuğunu anlattı. Kahraman, “Daha önceden insanlar güneşe, aya dua ediyorlardı. Sonradan İsmail ‘Ay Muhammet, gün Ali’dir’ diye deyişleri ona göre şekillendiriyor. Bizim inancımız, Şii isimleri, terminolojisi, etiketler, ritüeller İsmail’le birlikte 16. yüzyıldan sonra değişikliğe uğradı” dedi. 

    Alevi Araştırma ve Eğitim Enstitüsü’nün Yol Muhabbeti’nde konuşan Akademisyen Yılmaz Kahraman, ‘Alevilik ve Kızılbaşlık’ sunumunun 3. bölümünde Şah İsmail’in Mezopotamya’ya geliş sürecine ışık tuttu.

    Şah İsmail’in ailesinin, Akkoyunlular tarafından katledilmesini anlatan Akademisyen Yılmaz Kahraman, İsmail’in küçük yaşlarda Tebriz’i ele geçirerek Kızılbaşlığa nasıl yön verdiği konusunda şu bilgileri paylaştı:

    “DERVİŞLER, ŞAH İSMAİL’İN HAYATINI KURTARIYOR”

    “İsmail’in öz dayısı Yakup Bey, aileyi alıp hapse atıyor. İsmail’in annesi Akkoyunluların kızı uzun Hasan’ın kızı. İsmail’in babasını da, dedesini de öldürenler Akkoyunlular. Neden böyle oluyor? O dönemde başa kim geçecek, saltanat kimin elinde olacak diye aile içeresinde her ne kadar da dayı yeğen de olsalar böylesi husumetten oluyor ve bunlar savaşa dönüşüyor.

    Haydar’ı öldüren Akkoyunlular Haydar’ın çocukları İsmail’i, Ali’yi, İbrahim’i ve annesi Halime Begüm’ü zindana atıyor. Zindana atan kişi, Halime Begüm’ün kardeşi olan Yakup bey. Yakup Bey, Akkoyunluların başına geçenlerden birisi. Yakup Bey öldükten sonra hükümdarlığın başına geçen Rüstem Bey, başa gelince öldürülen Haydar’ın çocuklarını hapisten çıkartıyor ve diyor ki, ‘Bunları ben çıkartayım. Yarın kendi siyasetim için kullanabilirim’ diyor. Ama ne hikmetse İsmail’in kardeşleri ölüyor. İsmail’i ise dervişler, atalarının olduğu Lahican’a götürüp orada saklıyorlar.

    Daha sonra Akkoyunlular köyü basıp İsmail’i soruyor. Dervişler burada değil diyor ve bütün dervişler yemin ediyorlar ki ‘İsmail Lahican topraklarında değil’ diyorlar. Dervişlerin yeminine Akkoyunlular inanıyor ve İsmail böylece kurtuluyor. Dervişler, İsmail’i eğitiyor ve büyütüyorlar. İsmail daha sonra 1500 yılında kendisi o zaman 13 yaşında Erzincan’ın doğusuna geliyor.”

    “14 YAŞINDA TEBRİZ’İ ELE GEÇİRİYOR”

    Akademisyen Yılmaz Kahraman, Şah İsmail’in Erzincan’ın doğusunda Tercan ilçesine bağlı Sarıkaya köyüne yerleştiğini söyleyerek şöyle devam ediyor:

    “İsmail vardığı köyde babasının müritlerini topluyor ve onlarla bir kongre yapıyor. Bu kongrede birbirlerini destekleyeceklerine dair yemin ediyorlar. Birlikte hareket ettikleri kesimler arasında Osmanlı devletinden rahatsız olan bazı Kızılbaşlar da var.

    Osmanlı beylik olarak 1299’a kurulmuş. Ağırlık olarak Bursa, Eskişehir bölgesinde güçlü olan Osmanlar, Sivas’ın doğuşu ile hiç ilgilenmiyor. Daha verimli toprakları olan Balkanlar’a doğru açılmayı düşünüyor. Osmanlı doğuda neler olabileceğinin henüz bilincinde değildi. İsmail, 1500 yılında Tercan’da yaptığı kongreden 1 yıl sonra hemen İran’ın Tebriz kentini ele geçiriyor. İsmail 1501 yılında henüz 14 yaşında ve orada Akkoyunluların başkenti olan Tebriz’de Akkoyunluların saltanatını bitiriyor. Hem babasının, hem dedesinin öcünü alıyor hem de 14 yaşında orada tahta geçiyor ve ‘Şah’ Ünvanını alıyor. Ve orada artık bir saltanat kuruyor. Safevi Hanedanlığını kuruyor.”

    KIZILBAŞLAR İLE OSMANLI DEVLETİ SAVAŞIYOR!

    Akademisyen Yılmaz Kahraman, Şah İsmail’in Mezopotamya’ya gelmesinin ardından bölgede Kızılbaşlığın hakim olduğunu söyleyerek şu bilgileri paylaştı:

    “Şah İsmail, kendinden 200 sene önce yaşayan atası Şafiyüddin Erdebil’in ismini alıyor ve böylece Hazar Denizi’nden Erzincan’a kadar olan bu bölgede Kızılbaşlık ismi ile Safevi devletini kuruyor.

    İnanç olarak Kızılbaşlar İran’ın kuzeyinde yaşıyor. İran’ın güneyine daha çok o dönem Sünnilik hakim, Şiilik değil. Şiilik sonradan oluşuyor. İsmail, siyasi başarısıyla bütün İran’ı ele geçiriyor ve tabi bu Osmanlıyı korkutuyor.

    Osmanlı ‘Yarın bir gün İsmail, bizim de ülkemizi ele geçirir’ diyerek Balkanlar’da olan bütün askerini doğuya yönlendiriyor. 1501 yılında Osmanlı ile yaşanan Çaldıran Savaşında Osmanlı kazanıyor. Osmanlı Sivas’a kadar olan sınırını Tebriz’e kadar uzatıyor ve o bölgeleri ele geçiriyor. İsmail bu durum karşında geriye çekiliyor. 1524 yılında Çaldıran savaşından 10 yıl sonra Şah İsmail vefat ediyor.”

    İSMAİL’İN ÖLÜMÜNÜN ARDINDAN KIZILBAŞLIK YASAKLANIYOR

    Şah İsmail’in ölümünün ardından 1. Şah Abbas’ın başa geçtiğini anlatan Akademisyen Yılmaz Kahraman, o süreçten sonra İran’da Kızılbaşlığın yasaklandığını belirtiyor. Kahraman sözlerine şu cümlelerle devam ediyor:

    “Abbas, tahtından korkuyor. ‘Bu Kızılbaşlar devletten, pastadan pay istiyorlar yarın bir gün bunlar beni de tahtan indirirler” diyerek Kızılbaşlığı yasaklıyor.

    İran’da bugün neredeyse Kızılbaşlar yok. Sadece küçük gruplar var. Kızılbaşların torunları olan Yaresanlar, Ehli-haklar, Kakailer bu gelenekleri sürdürüyor. Büyük bir kısmı da Türkiye’de yaşayan Alevi isminde bugün kalan grup oluyor.”

    “16. YÜZYILDAN SONRA İNANCIMIZ DEĞİŞİKLİĞE UĞRADI”

    Akademisyen Yılmaz Kahraman, İsmail’in bir diğer ünvanının ise ‘Hatayi’ olduğunu belirterek şöyle devam ediyor.

    “İsmail’in deyişlerinde kullandığı Mahlas ‘Hatayi’ çok ilginç bir mahlûkat. Ve İsmail, deyiş yazmaya başlıyor. Deyişleri de babasından öğreniyor. Şunu bilmemiz gerekiyor ki, inanç her ne kadar Anadolu’dan olsa da siyasi güç Erdebil’den doğduğu için Erdebil bu inancı şekillendirdi. İsmail deyişlerinde Kızılbaşlık ya da o dönemin Azeri Türkçesinde Ezelbaş, Ezelbaşlık inancını anlatıyor.

    İsmail deyişlerinde Kızılbaşların dünyaya bakışını, onların tanrı anlayışını, ritüellerini anlatıyor. Ve bir sürü deyiş yazıyor. Sadece değişleri yazmıyor aynı zamanda bugün bildiğimiz 40’lar cemi de onun yazıp şekillendirdiği değerlerdir.

    Bir ismim Muhammet, bir ismim Ali diyor. Yine buyrukları yazdıran kişi Şah İsmail’in ta kendisidir. Buyruk İmam Cafer’i Sadık’ın kaleminden elinden çıktı diye bir şey yok. Buyruklar 16. yüzyılda yazıldı ve onları yazdıran Şah İsmail’in kendisidir. Gülbengleri yazan de Şah İsmail’dir. Zaten gülbenglerimiz nasıl başlıyor; Şah, Allah, Allah. Şah İsmail’in döneminde de ‘Şah’ın ismi Allah ismi alıyor. Yani gülbenglerden tutalım, mitolojilere, buyruklara bakalım Alevilikte ne varsa o dönemde reorganize edilmiş. Olanlar daha önceden değişik bir versiyondaydı. Sonra İsmail onların hepsini bir İslami cilayla tekrardan şekillendirdi. Daha önceki kırklar cemine sonradan Muhammed’i, Aliyi, 12 imamları katıyor.

    Daha önceden insanlar güneşe, aya dua ediyorlardı. Sonradan İsmail ‘Ay Muhammet, gün Ali’dir’ diye deyişleri ona göre şekillendiriyor. Bizim inancımız, Şii isimleri, terminolojisi, etiketler, ritüeller İsmail’le birlikte 16. yüzyıldan sonra değişikliğe uğradı.”

    PİRHA/ ANKARA

    İlgili haberlerin linkleri…

    https://cp-test.pirhaberajansi.com/kahraman-inanc-olarak-uzaktan-yakindan-siilik-ile-alakamiz-yok-1-video-250362.html/19/01/2021/

    https://cp-test.pirhaberajansi.com/akademisyen-yilmaz-kahraman-anlatiyor-kizilbaslik-nasil-dogdu2-250902.html/22/01/2021/

  • Akademisyen Yılmaz Kahraman anlatıyor: Kızılbaşlık nasıl doğdu?(2)

    Akademisyen Yılmaz Kahraman anlatıyor: Kızılbaşlık nasıl doğdu?(2)

    PİRHA-Alevi Araştırma ve Eğitim Enstitüsü’nün Yol Muhabbeti’nde konuşan Akademisyen Yılmaz Kahraman, Şah İsmail ve ailesinin, Alevi inancına evrilmesini ve Kızılbaşlık geleneğinin nasıl ortaya çıktığını anlattı.

    Alevi Araştırma ve Eğitim Enstitüsü’nün Yol Muhabbeti’nde konuşan Akademisyen Yılmaz Kahraman, ‘Alevilik ve Kızılbaşlık’ sunumunda Şah İsmail ve ailesinin hangi tarih ve coğrafyada yaşam sürdükleri bilgilerinin yanı sıra Sünni Şafii inancından Aleviliğe, sonradan da Şiiliğe evrilme sürecine dair bilgiler verdi.

    Akademisyen Yılmaz Kahraman, günümüzde ‘Alevi – Bektaşi’ olarak adlandırılan toplumların Kızılbaşların torunu olduğunu vurgulayarak “Ama bu çatı kavramı altında hetorejen olan ama birbirine yakın gruplar bir araya gelmişlerdir” dedi. Kızılbaşları anlamak için Şah İsmail’in yaşamına odaklanmanın önemli olduğunu söyleyen Kahraman, “İsmail’in ataları aslında Kuzey İran’ın Hazar denizinin güneyindeki Raşta kentinin doğusunda Lahican diye bir bölgeden geldiği ve bilimsel kaynaklara göre Şah İsmail’in atalarının Kürt olduğu bilinmektedir” ifadelerini kullandı.

    Şİİ TARİKATININ ALEVİ DERGAHINA DÖNÜŞÜMÜ…

    Şah İsmail’in doğumundan 200 yıl kadar önce atalarının Lahican’a gittiğini belirten Akademisyen Yılmaz Kahraman’ın verdiği bilgiler şöyle:

    “İsmail’in büyük dedesi, o bölgede bir tarikat şeyhinin damadı oluyor. İran bölgesinin tam kuzeyinde Azerbaycan Hazar denizi sınırındaki Erdebil kentinde bir dergâh kuruyor. Sonradan o tarikat şeyhi ölünce onu merkezine alıyor ve oranın ismini ‘Safeviye Tarikatı’ olarak takıyor. İlginç olan ise Safeviye tarikatı o dönemde çok tanınan bilinen bir yer değil. Belki 50 – 100 km ilerisindeki insanlar oraya geliyor, dua ediyor, kurbanlar, lokmalar getiriyorlar. Ancak sonradan zamanla orası önemli bir merkez olarak tanınıyor. Safiyüddin Erdebil’den sonra babadan oğula geçen bir dergâh kültürü, bir tarikat kültürü oluşuyor.
    Yani Erdebil’deki, dergâhta 13. yüzyılda namaz kılınıyor. Muhtemelen Şafiiliğe bağlı olan bir merkez. Ancak bu sonradan değişiyor. Safiyüddin Erdebil öldükten sonra tarikatın başına Şah İsmail’in dedesi olan Cüneyt geçiyor. Ve bir sene sonra yaşanan bir siyasi kriz sonucu orayı terk etmek zorunda kalıyor.

    O dönemde Akkoyunlu devleti ile Karakoyunlu devleti rekabet içerisindeler. Ve bunların bir çok cenkleri oluyor. Bugün bildiğimiz Diyarbakır şehrinin o dönemki ismi Amid…  Amid Akkoyunluların merkezi. Van gölü civarı ise Karakoyunlulara ait.

    Safiyüddin Erdebil’den 200 sene sonra 1447’de başa gelen Cüneyt, 1448’de Karakoyunlular devletinin kendisini öldürmek istemelerinden dolayı Anadolu’ya kaçıyor. Sivas’ta, Maraş’ta, Çorum’da, Tokat’ta kalıyor. Anadolu’da 12 sene kaldıktan sonra oranın geleneklerini içselleştiriyor. Cemi, niyazı, lokmayı öğrenip insanlarla bir araya geliyor ibadet ediyor, saz çalıyor, değiş okuyor. Ve bu inancı zamanla Erdebil’de bulunan dergâhının içine oturtturuyor.”

    ‘KIZILBAŞ’ İSMİ NASIL ORTAYA ÇIKTI?

    Akademisyen Yılmaz Kahraman, daha önceden namaz kılınıp, Kuran okunan ve Şafi geleneğine bağlı olan Erdebil Tekkesi’nin nasıl Alevi inancını benimsediğini ise şu sözlerle anlattı:

    “Tekkede birden bire saz çalmaya, cem tutmaya başlıyorlar. Ali ve Hüseyin’e doğru yönünü çeviriyorlar. Tabi bu yön çevirme Ali ya da Hüseyin gibi ibadet etme anlamına gelmiyor. Daha çok dervişlerin anlattığı hikâyelerde bahsedilen ‘Ali haksızlığa uğratıldı, 12 imamları öldürdüler, Hüseyin mazlumdu, Yezid kötülüğün sembolüydü’ olarak anlatılanlar sonrasında kendileri de egemen İslâmiyet’e karşı olan eleştirilerini hep 12 imamlar üzerinden anlatmaya başladılar. Ancak Cüneyt vefat ettikten sonra Cüneyt’in oğlu Şah İsmail’in öz babası Haydar başa geliyor. Haydar, babası Cüneyt’ten aldığı gelenekleri dergâhta daha da şekillendiriyor.

    Bununla birlikte Haydar, dervişlere diyor ki ‘Bütün gün ibadet etmeyle, dua etmeyle, felsefe yapmayla bir yere varamayız. Kılıç kuşanmamız lazım’ diyor ve 200 yıllık dergâh birden bire yönünü Ali’ye çevirmiş, Anadolu’dan aldığı Alevi ritüellerini içselleştirerek cem tutan, semah dönen, değiş okuyan dergâh, dervişlere kılıç kuşandırıp küçük küçük askeri birlikler kuruyor. Yani dervişler bir yandan dua ediyor, diğer yandan da cenge giriyorlar.

    Haydar cenklerde askerlerine kırmızı başlık taktırıyor ve başlığın üzerinde 12 dilimli taç koyuyor ve bu tacın ismini ‘Haydar Tacı’ olarak adlandırıyor. ‘Haydar’ isminin bir sürü anlamı var. Onlardan biri de ‘Aslanın Tacı, Aslanın Başı’ demek. Haydar başlıkları taktırdığı askerlerle doğuya, batıya her tarafa cenklere giriyor ve sonradan ‘Kızılbaşlılar’ olarak adları kalıyor.

    Haydar 1488’de düşmanları tarafından öldürülüyor. Haydar’ı öldürenler zaten babası Cüneyt’le de sorunları olması nedeniyle aile ile aramızdaki düşmanlık bitsin diye Haydar’ın eşi, oğulları Şah İsmail, Ali, İbrahim, düşmanları tarafından hapse atılıyor.

    Peki kim onları hapse atıyor?

    *Yazı dizisinin 3. bölümü 24 Ocak 2021’de yayınlanacak.

    İlgili haberler…

    https://cp-test.pirhaberajansi.com/kahraman-inanc-olarak-uzaktan-yakindan-siilik-ile-alakamiz-yok-1-video-250362.html/19/01/2021/