Etiket: şahkulu

  • Karabat: Aleviler eşit yurttaş olmak istiyor, Alevilerden özür dilenmelidir-VİDEO

    Karabat: Aleviler eşit yurttaş olmak istiyor, Alevilerden özür dilenmelidir-VİDEO

    PİRHA-AKP’li Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Şahkulu Sultan Dergahı’ndaki açıklamalarını eleştiren CHP İstanbul Milletvekili Özgür Karabat, “Aleviler eşit yurttaş olmak istiyor. Yapılması gereken Alevilerden, Alevi yurttaşlardan özür dilenmesidir. İktidar makul ve makbul Aleviler yaratmaya çalışıyor” dedi

     

    Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) İstanbul Milletvekili Özgür Karabat, AKP Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Şahkulu Sultan Dergahı’ndaki açıklamalarına ilişkin PİRHA‘ya açıklamalarda bulundu.

    “AKP, SEÇİM YAKLAŞIRKEN ALEVİLERİN KAFASINI KARIŞTIRMAYA ÇALIŞIYOR”

    Alevilerin eşit yurttaşlık talebinde bulunduğunu belirten Karabat, şunları söyledi:

    “Sayın Cumhurbaşkanı Erdoğan Şahkulu Dergahı’nı ziyaret etti. Kendisi ortamını hazırladı. Alevi önderlerinin resmi olmadığı Ankara’da bir cemevi ziyaretinde daha bulunmuştu. Bu hareketlerden şunu anlıyoruz: Seçim yaklaşıyor, seçim vakti geldi. AKP her zaman olduğu gibi yine samimiyetsiz bir şekilde Alevilerin kafasını karıştırmaya çalışıyor. Alevilerin özlüklerini yok sayarak göstermelik toplantılar yapıyor. Yapılan açıklamalara göre Turizm ve Kültür Bakanlığı’na bağlı olarak yeni bir kuruluş oluşturmasından bahsediyor. Oysa Alevilerin gerçek talepleri bu değil.

    Aleviler eşit yurttaş olmak istiyor. Laiklik ve demokrasi içerisinde kendi problemlerinin çözülmesini ve özellikle de cemevlerinin ibadethane olarak kabul edilmesini uzun yıllardır istiyorlar. Buna karşıysa sanki iktidara yeni talip olan sanki yeni kurulmuş bir parti gibi davranan AKP ve Cumhurbaşkanı var karşımızda. 20 yıldır sorunların gerçek sebebi olanlar sorunları çözmeyenler 20 yıl sonra sorunları çözmeyi vadediyorlar. Oysa “20 yıldır neredeydiniz?” diye sorarlar. “İktidar neredeydi?” diye sorarlar. AKP’nin bu hareketlerine karşı Aleviler bu soruları soracak kadar tecrübeliler.”

    “ALEVİ YURTTAŞLARDAN ÖZÜR DİLENMELİDİR”

    Karabat, cemevlerinin ibadethane olduğunun kabul edilmesine yönelik yasa teklifi sunduklarını da kaydederken, şöyle konuştu:

    “Aleviler nerelerde nasıl yok sayıldığını, tarih boyunca nasıl hak kayıplarına uğradıklarını biliyorlar. Bütün bunların bir müjde gibi anlatılıyor olması ise gerçekten yaman bir çelişki. Bu bir müjde olamaz. Müjde gibi anlatılması doğru bir şey değildir. Kimseye bir ödül vermiyorsunuz. Yapılması gereken Alevilerden, Alevi yurttaşlardan özür dilenmesidir. İktidar makul ve makbul Aleviler yaratmaya çalışıyor. Ama buna karşı tecrübeli Alevi örgütleri var.

    Eğer iktidar çok samimiyse parlamentoya sunulmuş birçok yasa teklifi oldu. Biz Alevilerin eşit yurttaşlık hakkını, cemevlerinin ibadethane olmasını, elektrik, su faturalarının personel giderlerinin kamu tarafından karşılanması gerektiğini öne çıkartan bütün yasa tekliflerini toparlayan 30 maddelik bir yasa teklifini TBMM’ye sunduk. Eğer samimilerse o yasa teklifini gündemine getirsinler. ”

    Berfin YILDIZ/PİRHA

  • HDK Halklar ve İnançlar Meclisi: Bütün bunlar Alevi inancına vurulacak en büyük darbedir

    HDK Halklar ve İnançlar Meclisi: Bütün bunlar Alevi inancına vurulacak en büyük darbedir

    PİRHA-Erdoğan’ın, “Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı” kurulacağına dair sözlerine tepki gösteren HDK Halklar ve İnançlar Meclisi yazılı olarak yaptığı açıklamada “Bütün bunlar Alevi inancına, halkına vurulacak en büyük darbedir” dedi.

    Halkların Demokratik Kongresi (HDK) Halklar ve İnançlar Meclisi, AKP’li Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Şahkulu Sultan Dergahı’nı ziyareti sırasında Kültür ve Turizm Bakanlığı bünyesinde “Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı” kurulacağına dair açıklamasına tepki gösterdi.

    “KÜLTÜR BAKANLIĞI’NA BAĞLAMA FİKRİ ALEVİ İNANCINA HAKARETTİR”

    Yazılı bir açıklama yayımlayan Halklar ve İnançlar Meclisi “Cemevleri, kültürevi değildir” dedi. Açıklama şöyle:

    “7 Ekim Cuma günü AKP’li Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Şahkulu Sultan Dergahı’nı ziyaret ederek cemevleri temel atma ve toplu açılış törenine katıldı. Konuşmasında, Kültür ve Turizm Bakanlığı bünyesinde “Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı” kurulacağı duyurusunda bulundu.

    “Kültür ve İçişleri Bakanlıklarımızın koordinasyonunda yürütülen çalışma kapsamında 1585 cemevinin ziyaret edildiği bina, tadilat, ısıtma sorunları için talimatlar verilip, adımlar atıldığı ve daha köklü çözümler için ayrıntılı çalışmalar yürütüldüğü” açıklandı. Alevi halkların meselesinin cemevi tapusu, elektrik, su faturası, ya da pirlerin maaşıymış gibi yansıtılması ve üstüne bir de inancı Kültür ve Turizm Bakanlığı’na bağlama fikri, kendini kalu beladan bu yana, yaşamın ilk halinden bu zamana evrenle var eden ve bütünleşen inanca hakarettir.

    Bir siyasetçi neden cemevini ziyaret eder? Kendisi bir din görevlisi değildir. Neden inanç kurumlarına İçişleri Bakanlığını müdahil eder? İçişleri Bakanlığı inançla ilgilenen bir kurum değildir. Kaldı ki Aleviler Diyanet’in kapatılmasını isterken inancın siyasetten bağımsızlığını, siyasetten ayrı olmasını talep ederken normal koşullarda bile şaşırtıcı sayılacakken, seçim öncesi bu ziyaretin gerçekleşmesi, iyi niyetli bir yaklaşım olarak değerlendirilemez. Alevi halklarının talepleri açıkça bellidir: İnançlarının tanınması, cemevlerinin ibadethane olarak kabul edilmesi, zorunlu din derslerinin kaldırılması, dergâhların iade edilmesi, eşit, anayasal kurucu yurttaşlık.

    BÜTÜN BUNLAR ALEVİ İNANCINA VURULACAK EN BÜYÜK DARBEDİR

    AHİM kararları tanınmaz, taleplerin hiçbiri dikkate alınmazken Erdoğan’ın bu hamlesi ne anlama geliyor? Bir inancı Kültür ve Turizm Bakanlığı’na bağlamak, “Cemevleri turistik bir alan mıdır” sorusunu akla getirirken Yüksek Seçim Kurulu (YSK) Başkanı Sadi Güven ve kurulun üç üyesinin, semahı ‘folklorik figür’ olarak değerlendirmesini hatırlatıyor. Hacı Bektaş-ı Veli’de dergâha girerken ücret ödenmesi, dergâhın ibadete kapalı tutulması aslında iktidarın ne yapmaya çalıştığını açıklamaktadır.

    Bütün bunlar Alevi inancına, halkına vurulacak en büyük darbedir. Hacı Bektaş-ı Veli’de olduğu gibi inancı müzeleştirmektir. Cemevlerini ibadethane olarak görmeyen bu akıl her fırsatta “cemevleri kültür evidir” diyen ve Türkiye’de tek inancı Sünni İslam olarak belirleyen bu akıl, Aleviliğe bir don biçme ve kendi Alevi’sini yaratma çabasındadır. Bu fikir Alevi halkının asimilasyon sürecini hazırlamaktır. Cumhuriyet tarihi boyunca Alevi halklarına sürekli devlet eliyle hakaret edilmiş ve katliama uğratılmıştır. Şimdi ise yöntem değiştirilerek yeniden dizayn edilmek istenmektedir. Aleviler tarihleri boyunca sistemden uzak durmuş ezilenin yanında olmuştur. Kendi tarihlerine ihanet etmeyen Alevilerle, biz Halklar ve İnançlar Meclisi olarak Alevi halklarına ve inancına yapılan bu hakareti kabul etmediğimizi bildiriyor Alevi halkının mücadelesinin yanında olduğumuzu belirtiyoruz.”

    PİRHA / İSTANBUL

  • ‘İktidar, cemevlerine kayyım atamanın çalışmasını yapıyor’ -VİDEO

    ‘İktidar, cemevlerine kayyım atamanın çalışmasını yapıyor’ -VİDEO

    PİRHA-Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın, duyurusunu yaptığı ‘Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’ projesini değerlendiren Doç. Dr. Ayfer Karakaya, iktidarın cemevlerine kayyım atamanın çalışmasını yaptığını belirterek, “Tarihte olduğu gibi bir Nakşibendi Şeyhini cemevine atarsa biz o cemevine mi gideceğiz? Bunun hukuki zemini nedir? Alevi kurumlarından bu konuda açıklama bekliyorum” dedi. AKD Soma Şube Başkanı Aysun Gökçe de, “Bizim altımıza bir ‘bomba’ konuluyor ve bu bomba patlayacak” dedi.

    AKP’li Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın, İstanbul’da Şahkulu Sultan Dergahında duyurusunu yaptığı ‘Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’ projesine tepkiler sürüyor.

    CAN TV’de her hafta pazar günü Zeynel Gül’ün hazırlayıp sunduğu ‘SÖZÜN ÖZÜ’ programına katılan Doç Dr. Ayfer Karakaya ve AKD Soma Şube Başkanı Aysun Gökçe, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın, ‘Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’ projesine dair değerlendirmelerde bulundu.

    Doç Dr. Ayfer Karakaya, iktidarın Alevileri bölmek, kendi içinde kavga eder hale getirmek istediğine dikkat çekerek, “Alevilerin Avrupa’daki kazanımlarının önüne geçemediği için Türkiye’de kendine yandaş bir Alevi topluluğu oluşturmaya çalışıyor. Bu planın son açıklamayla devam ettiğini görüyoruz. Bu otoriter, nobran devlet zihniyetinin yansıması olduğu için şaşırtıcı değil” dedi.

    “CEMEVLERİ ‘YASAL’ OLMADIĞI İÇİN DEVLETİN HER AN EL KOYMA RİSKİ VAR”

    İktidar, Boğaziçi Üniversitesi’ne nasıl bakıyorsa ve kayyım atıyorsa, cemevlerine de öyle bakıyor ve kayyım atamanın çalışmasını yaptığını belirten Ayfer Karakaya, “Bu çok tehlikeli bir zihniyettir. Cemevleri yasal olmadığı için devletin her an el koyma riski vardı. Alevi kurumları Erdoğan tarafından yapılan açıklamanın hukuksal alt yapısını değerlendirmesi gerekiyor. Bunun eksik olduğunu düşünüyorum” diye konuştu.

    “ZORUNLU DİN DERSİ KALDIRILMADAN ALEVİ KURUMLARI DEVLETLE GÖRÜŞMEMELİ”

    Erdoğan’ın “Tüm meselelerinin devlet nezdinde takibini yapacak kurumsal bir yapı kuruyoruz. Kuracağımız Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı, muhtarlıklara, derneklere, belediyelere, federasyonlara bağlı cemevlerinin yönetimini yürütecektir. Cemevi hizmetlerinden eğitim faaliyetlerine kadar tüm çalışmalar, kamu desteği ve denetimiyle yürütülecektir” açıklamasına atıfta bulunan Ayfer Karakaya, şunları ifade etti:

    “Tarihte olduğu gibi bir Nakşibendi Şeyhini cemevine atarsa biz o cemevine mi gideceğiz? Bunun hukuki zemini nedir? Alevi kurumlarından bu konuda açıklama bekliyorum. Bu konuda muğlaklık var ve bu muğlaklığın aşılması gerekiyor. Zorunlu din dersleri kaldırılmadan hiçbir Alevi kurumu devletle görüşmemelidir. Görüşmenin, masaya oturmanın ilk şartı bu olmalıdır. Devlet bir samimiyet göstermeli. Bunun CHP ya da AKP, farkı yok”

    Atanmışların olduğu bir cemevine gitmeyeceğini ve cenazesinin de oradan kaldırılmasına rıza göstermeyeceğinin altını çizen Ayfer Karakaya, “Hiçbir şekilde bağış yapmam, maaşlı bir dede hiçbir suretle benim dedem olamaz. Aleviler olarak paramız, pulumuz yok ama toplumsal irademiz var. Alevi toplumu bu tür cemevine adım atmazlar. Bu iradeyi ortaya çıkarırsak bu oyunlar boşa düşürülecektir” diye belirtti.

    “ATADIKLARI DEDELER Mİ BİZE HİZMET VERECEK?”

    AKD Soma Şube Başkanı Aysun Gökçe, “Bizim altımıza bir ‘bomba’ konuluyor ve bu bomba patlayacak” diyerek, sözlerini şöyle sürdürdü:

    “İktidar böl-parçala yöntemini kullanarak bizleri bölmeye çalışıyor. Bir kaç, sandalye, masa, halı vererek, dedelere maaş bağlayarak bunu yapıyor. Kültür Bakanlığı’na neden bağlanıyoruz? Biz Aleviyiz ve cemevlerimiz de ibadethanemiz diyoruz. Bunun üzerine söylenecek ne var? Ama bu açıklamayı duyup sevinen dedeler var. Bana göre düşkünler. Bazı yöneticilerin beklentileri var. Bunun önünü belediyeler açtı. Bir çok CHP’li belediyeler cemevi tabelasını astırmadılar. İzin verdiği ölçüde bir şeyler yapıyorsun, yoksa içine giremiyorsun. Çünkü üzerinde kültür merkezi yazıyor, cemevi yazmıyor. İzmir bunun örnekleriyle dolu.

    Kültür Bakanlığı’na bağlanmak ne demek? Cuma hutbesi gibi bize hutbe mi okuyacaklar? Benim istediğim dede buraya gelemeyecek mi? Atadıkları dedeler mi bize hizmet verecek? Bunu kabul etmiyorum. Gerekirse direniriz. Yok öyle yağma!”

    (HABER MERKEZİ)

    Programın tamamını izlemek için tıklayınız: Sözün Özü-Can TV

  • ‘Kültür Bakanlığı’na bağlı bir başkanlığın oluşturulması Alevi toplumunu rencide edici bir olay’-VİDEO

    ‘Kültür Bakanlığı’na bağlı bir başkanlığın oluşturulması Alevi toplumunu rencide edici bir olay’-VİDEO

    PİRHA-AVF Genel Başkanı Haydar Baki Doğan, AKP’li Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın, Şahkulu Sultan Dergahı’ndaki açıklamalarına tepki göstererek, “Kültür Bakanlığı’nda bir daire başkanlığı gibi bölüm oluşturulacak. Bu Alevi toplumunu son derece rencide edici bir olay. Alevi inancı bir kültür değildir” dedi.

    AKP’li Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, İstanbul Kadıköy’de bulunan Şahkulu Sultan Dergahı’ndaki toplu açılış töreninde yapmış olduğu açıklama ile Kültür Bakanlığı bünyesinde Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nın kurulacağını açıkladı. Erdoğan ayrıca talep edenlere kurum bünyesinde kadro verileceğini de duyurdu.

    Erdoğan’ın açıklamaları sonrası İstanbul Küçükçekmece’de bulunan Garip Dede Dergahı’nda bir araya gelen Alevi kurumları da, “Açıklanan paket ne demokratiktir, ne de müjdedir. Aksine bu paket Aleviliğin şimdiye kadar devlet gücüyle soluksuz bırakılmasının yeni bir aşamasıdır” diyerek tepkilerini ortaya koydu.

    Alevi Vakıflar Federasyonu (AVF) Genel Başkanı Haydar Baki Doğan da konuya ilişkin PİRHA‘ya konuştu.

    “ÖNEMLİ AÇIKLAMALAR BEKLİYORDUK AMA DAĞ FARE DOĞURDU”

    AİHM kararlarını hatırlatan Doğan, “Erdoğan’ın ziyaretini ve yapacağı açıklamaları bir anlamda Alevi toplumu açısından olumlu bir adım olarak görmek istiyorduk. Dolayısıyla burada Erdoğan’ın gerçekten Alevi toplumuna yönelik önemli açıklamalar yapacağını düşünüyorduk ama bizim düşüncemize göre dağ fare doğurdu. Burada cemevlerinin ibadethane olarak kabul edilmesini, daha doğrusu Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin vermiş olduğu kararın, Türkiye’de yasalarda uygulanmasını düşünüyorduk. Böyle bir müjde vermesini bekliyorduk. Çünkü bize göre müjde ancak böyle olur” dedi.

    “KÜLTÜR BAKANLIĞI’NA BAĞLANMASINI ALEVİ TOPLUMU ASLA KABUL ETMEYECEKTİR”

    2016 yılının Nisan ayında Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin vermiş olduğu kararı hatırlatan Doğan, “Alevilerin cemevleri ibadethanedir. Alevilere ayrımcılık yapılmaktadır. Türkiye’de Aleviler hak ihlaline uğramaktadır. Bundan dolayı hükümet altı seneden beri bu kararı çekmecesinde bekletiyor. Bunu bir türlü uygulamıyor. Dolayısıyla bizim Erdoğan’ın konuşmasında beklediğimiz müjde bu anlamdaydı. İbadethane olarak yasalarda yerini almasıydı. Ama onun yerine Kültür Bakanlığı’nda bir daire başkanlığı gibi bölüm oluşturması düşünüyor. Bu Alevi toplumunu son derece rencide edici bir olay. Alevi inancı bir kültür değildir. Alevi inancı, inanç olarak aynı diğer inançlar gibi olduğu gibi değerli bir inançtır. Bir kültür olarak görülmesi ve Kültür Bakanlığı’na bağlanması Alevi toplumu tarafından asla kabul edilecek bir şey değildir” ifadelerine yer verdi.

    Barış KOP – Berfin YILDIZ / İSTANBUL

    İLGİLİ HABERLER

    Erdoğan’dan Alevi inancıyla bağdaşmayan ‘müjde’ler; Alevi hakları yine yok!
    > Alevi örgütlerinden Erdoğan’a: Açılım değil Alevilere darbedir!-VİDEO
    >Kulu:Devletin Alevilere biçtiği don asla kabulümüz olamaz-VİDEO

  • Kulu:Devletin Alevilere biçtiği don asla kabulümüz olamaz-VİDEO

    Kulu:Devletin Alevilere biçtiği don asla kabulümüz olamaz-VİDEO

    PİRHA-Kültür Bakanlığı’na bağlı bir Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nın kurulacağının duyurulmasına tepki gösteren DAD Eş Genel Başkanı Musa Kulu, “Bu anlamıyla Tayyip Erdoğan’ın yahut da devletin Alevilere biçtiği bu don asla bizim kabulümüz olmaz, olmamalıdır. Biz eşit yurttaşlığı, kurucu yurttaşlığı ve insanlıktan ve yaşamdan gelen hakkımızı kullanmak istiyoruz.” diye konuştu.

    Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) Eş Genel Başkanı Musa Kulu, AKP’li Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın, Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nın kurulacağını açıklamasını PİRHA‘ya değerlendirdi. Kulu, Erdoğan’ın sözlerine tepki göstererek, “Tayyip Erdoğan’ın yahut da devletin Alevilere biçtiği bu don asla bizim kabulümüz olmaz” dedi.

    “AKILDAN YOKSUN BU YAKLAŞIM ALEVİLERE HAKARETTİR”

    Erdoğan’ın açıklamalarını “Alevilere hakaret” olarak yorumlayan Kulu, şunları söyledi:

    “Ülkede nüfusun yüzde yirmi beşine tekabül eden Alevi toplumsalıyla ilgili bir açıklama yapacak. Bu geçmişte AKP’nin yaptığı bütün açıklamaları göz önüne aldığımızda sonuç alamadı. Şimdi siz bir toplum sağlığı, bir inancı, bir dili, bir kültürü getirip Kültür Bakanlığı bünyesinde bir daire başkanlığına bağlarsanız bu inkarın ötesinde tamamen yok sayılmadır, bitirme girişimidir. Siz yoksunuz, bizim istediğimiz ölçülerde, bizim kalıplarımızda, bizim tanımladığımız şekilde kabul ederseniz biz de sizin elektrik, su paranızı yahut da tadilat tamiratınızı yapacağız. Bu kadar düşkün, bu kadar insanlıktan, edepten, akıldan yoksun, bir yaklaşım Alevilere hakarettir.

    Biz inancımızı, biz dilimizi, kültürümüzü, tarihsel hafızamızı yaşamak için zalimden ve erkten bir beklentimiz yok, asla olmamalıdır. İnancımızı kendimiz gibi, kendi tanımladığımız gibi ve on binlerce yıldır bir süzgeçten geçen, bugüne gelen bu inancı bildiğimiz ve inandığımız yol ulularımızın, pirlerimizin, ocaklarımızın rehberliğinde yaşamak istiyoruz. Aleviliği semavi dinlerin içerisinde değerlendirmek yahut da bir inancın mezhebi olarak görmek onun inkarıdır. Onun yok sayılmasıdır. Böyle bir şeyi kabul etmiyoruz. Her şeyden önce bütün evreni Hakk bilen, bu Hakk bilme inancıyla, kültürüyle yaşayan bir inancız. Biz dünyayı mülk olarak görmeyiz. Bugün iktidarın bize biçtiği don bu iktidarın yahut da bu sistemin tebaası olarak görmektir. Çünkü Türk-İslam sentezi üzerine inşa edilen bu yapı sizi tebaa olarak görür. Ama tebaanın en kötü hali olarak size biçileni kabul edersiniz, yoksunuz demektir.”

    “DEVLETİN ALEVİLERE BİÇTİĞİ DON ASLA KABULÜMÜZ OLAMAZ”

    Kulu, cemevlerinin Kültür Bakanlığı’na bağlanmasının yol açacağı sorunlara da değinirken, Kültür Bakanlığı tarafından kabul görür, eğer Alevi kurumları, cemevleri buna biat ederse ne olur?” sorusunu sordu. Kulu, konuşmasının devamında şunları dile getirdi:

    “Kültür Bakanlığı bir vaaz yazar, sen de cemevinde okumak zorunda kalırsın. Devletin her söylediği hakikat olarak görürsün. Senin inkarın üzerine kurulan bu mekanizmanın sadece kölesi olursun. Bu anlamıyla Tayyip Erdoğan’ın yahut da devletin Alevilere biçtiği bu don asla bizim kabulümüz olmaz. Olmamalıdır. Biz eşit yurttaşlığa, kurucu yurttaşlığı ve bütün hakla insanlıktan ve yaşamdan gelen hakkımızı kullanmak istiyoruz.

    Dilimizde, kültürümüzde, inancımızla, yaşamımızla ibadethanelerimizle, kutsallarımızla bunu yaşamak istiyoruz. Biz bir lütufta bulunduran bir devletin lütfunu kabul etmiyoruz. Bir ocaklarımız, dergahlarımız, ziyaretgahlarımız, dilimiz, kültürümüz, anayasal teminat altına alınmadan bu ülkede barışın, demokrasinin, kardeşliğinden söz edemeyiz. Hangi dilden, hangi etnik kimlikten geliyorsanız gelin, hangi inançtan geliyorsanız gelin siz anayasal güvenceye kavuşmadığınız sürece asla bir hükmünüz olmaz, bir değeriniz olmaz, bir kabulünüz olmaz.

    Alevilerin talebi cemevinin ibadethane sayılması olarak da tanımlanamaz. Ccemevinin elektriği suyu parasının ödenmesi, tadilatını yapması, kap kacağın verilmesi noktasında indirmek Aleviliği inkardır. Bir sefer Pir Sultan’ın dediği gibi “Bizim itlerimiz bile haram lokma yemez.”  Bu ülkede  vergi veren, bu ülkenin bütün ekonomisine, yaşamına, sosyal hayatına katılan bir toplum sağlığı, bir inancı, bir kültürü, bir tarihsel hafızayı siz getirip Kültür Bakanlığı bünyesinde değerlendirirseniz, siz aslında yok saymışsınız demektir. Bu bir biat ettirme halidir. Ve bütün Aleviler dünyanın neresinde yaşıyorsa yaşasın hanesinde, sokağında, evinde ve yaşamın her alanında hak ve özgürlüklerini, taleplerini, inancını kendisi gibi yaşama dilek ve isteğini emek katarak en üst noktadan talep etmesi hayata geçirmesi gerekiyor.”

    PİRHA / DERSİM

    İLGİLİ HABERLER

    > Erdoğan’dan Alevi inancıyla bağdaşmayan ‘müjde’ler; Alevi hakları yine yok!
    > Alevi örgütlerinden Erdoğan’a: Açılım değil Alevilere darbedir!-VİDEO

  • Şahkulu Sultan Dergahı Başkanı Özkahraman: Erdoğan’a taleplerimizi iletemedim

    Şahkulu Sultan Dergahı Başkanı Özkahraman: Erdoğan’a taleplerimizi iletemedim

    PİRHA- AKP’li Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Şahkulu Dergahı’ndaki programını değerlendiren Şahkulu Sultan Dergahı Başkanı Beyzade Özkahraman, “Açıklananlar Alevilerin bir kısım taleplerini karşılıyor. Alevilerin sorunlarının çözülmesi için Kültür Bakanlığı’na bağlı birim kurulmasını olumlu buluyorum. Açılış öncesi ev sahibi olarak konuşma yapmak istedim ancak söz verilmedi, taleplerimizi iletemedim” dedi.

    AKP’li Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan Şahkulu Sultan Dergahı’nı ziyaret ederek 8 ilde bulunan cemevinin temel atma törenini ve açılışını gerçekleştirdi.

    Erdoğan, tören öncesi yaptığı açıklamalarda Alevi yurttaşlara yönelik çeşitli adımlar atacaklarını savunarak, cemevlerinin elektrik ve su giderlerinin devlet tarafından karşılanacağını, cemevlerinde görevli Alevi dedelerine ve cemevlerinde hizmet yürüten görevlilere maaş bağlanacağını, cemevlerine tapuda özel bir imar lejantı verileceğini söyledi.

    Erdoğan ayrıca Kültür ve Turizm Bakanlığı’na bağlı Alevi Bektaşi Daire Başkanlığı kurulacağını aktardı.

    Erdoğan’ın dergahta yaptığı programda konuşturulmayan Şahkulu Sultan Dergahı Başkanı Beyzade Özkahraman, bugün yaşananları PİRHA’ya değerlendirdi.

    “DUVARLARIMIZDAKİ RESİMLERİMİZİN KIRMIZI ÇİZGİMİZ OLDUĞUNU SÖYLEDİK, SAYGILI DAVRANDILAR”

    Erdoğan’ın Ankara’daki Hüseyin Gazi Cemevini ziyareti öncesi cemevinde yapılan değişiklikleri anımsatarak sözlerine başlayan Özkahraman, “Hüseyin Gazi’de ziyaret sırasında bizim toplumumuz açısından bazı yanlışlıklar olmuştu. İstenmeyen olaylar yaşanmıştı. Biz burada da aynı yanlışlıklar olmasın diye dikkat ettik. Salonumuzdaki Hacı Bektaşi Veli’nin, Hz Ali’nin, Mustafa Kemal Atatürk’ün fotoğraflarının yerlerinde kalması gerektiğini, bunların bizim kırmızı çizgilerimiz olduğunu söyledik. Onlar da çok saygılı davrandılar. Şahkulu Sultan 700 yıllık bir kurum. 700 yılın son yüzyılı Cumhuriyet dönemine rastlıyor. İlk kez bir cumhurbaşkanı bu dergahı ziyarete geldi. Biz de ev sahibiyiz. Doğal olarak saygılı davranmamız gerekiyordu. Konuğumuza karşı biz görevimizi yaptık. Cumhurbaşkanı buradan başka illerdeki cemevlerinin temel atma töreni ve açılışlarını yaptı. Bir merkez olarak Şahkulu Dergahı’ndan bu açılışlar yapıldı. Bu da bizi çok memnun etti” dedi.

    “AÇIKLANANLAR ALEVİLERİN BİR KISIM TALEPLERİNİ KARŞILIYOR”

    Geçtiğimiz ay Hacıbektaş’ta Alevi kurumlarıyla ve başkanlarıyla bir araya geldiklerini ve ortak taleplerini belirlediklerini de hatırlatan Özkahraman, sözlerine şöyle devam etti:

    “Ben bugün cumhurbaşkanının açıkladığı açılımda oradaki belirlenen taleplerin bir kısmının dile getirildiğini, kabul edildiğini gördüm. Kalan kısmı için biz cumhurbaşkanından randevu talep ettik. Buraya bir kez daha gelmesini, burada konuğumuz olmasını, kendisine kahve ikram etmek istediğimizi, diğer sorunlarımızı konuşmak istediğimizi söyledik. Bunun için de sözünü aldık.

    Bizim en önemli taleplerimizden biri cemevlerinin Alevi Bektaşiler için ibadethane olduğunun devlet tarafından kabul edilmesidir. İkinci olarak da, zorunlu din derslerinin kaldırılması ve eskiden olduğu gibi seçmeli ders haline getirilmesidir. Bu taleplerimiz devam edecek. Bu talepler tüm Alevi toplumunun talepleri ve Alevi kurumlarının ortak talebidir. Biz bunun mücadelesini vermeye devam edeceğiz. Bu ülkedeki 86 milyon insanın hep bir arada, kardeşçe yaşamalarını diliyorum.”

    “KÜLTÜR BAKANLIĞI’NA BAĞLI BİRİM KURULMASI OLUMLU”

    Kültür ve Turizm Bakanlığı’na bağlı ‘Alevi Bektaşi Daire Başkanlığı’nın kurulacak olmasını olumlu karşıladığını ifade eden Özkahraman, şunları kaydetti:

    “Bu ülkede bir Diyanet İşleri Başkanlığı var. Bütçesi devasa, 6-7 bakanlığın bütçesine denk. Bu başkanlığın içerisinde yüzlerce insan çalışıyor ve maaş alıyor. Bu başkanlığın bütçesi Alevi Bektaşi olan insanların da verdiği vergilerden pay alıyor ama Diyanet İşleri Başkanlığı Alevi yurttaşlara hizmet etmiyor. Devlet de bu yaraya parmak basmak istedi ve iki seçenek konuşuldu. Diyanet İşleri Başkanlığı bünyesinde Alevi Bektaşi bölümü kurulsaydı Aleviler Diyanet İşleri Başkanı’nın inisiyatifi altına girecekti. Daha önce böyle düşünülüyordu ama böyle yapılmaktan vazgeçildi. Şimdi ayrı bir kurum kuruluyor. Alevi Bektaşilerin sorunlarının çözülmesi için Kültür Bakanlığı’na bağlı bir birim kuruldu. Devletin Alevi Bektaşilik inancını asimile etmek için böyle bir birim kurdu eleştirisini doğru bulmuyorum. Alevilerin sorunlarının bu merkezden çözülmesi için böyle bir birim kurulduğunu düşünüyorum.”

    “ERDOĞAN’A TALEPLERİMİZİ İLETEMEDİM”

    Açılış öncesi ev sahibi olarak konuşma yapmak istediğini ancak protokol gereği kendisine söz verilmediğini de belirten Özkahraman son olarak, “Ev sahibi olarak hoş geldiniz demek ve Alevi Bektaşilerin sorunlarını dile getirmek, çözüm önerilerinde bulunmak istedim. Ancak dediler ki, ‘Protokolde sadece Cumhurbaşkanı konuşacak ve açılış yapacak. Programda sizin konuşmanıza yer veremiyoruz ama biz sizinle Sayın Cumhurbaşkanını bir araya getireceğiz. Birlikte sohbet edeceksiniz, isteklerinizi orada söyleyebilirsiniz’ denildi. Ancak daha sonra bugün programın çok uzadığını, zaman kalmadığını, bunun için özel olarak daha sonra randevu verilerek gelineceği söylendi. Biz de taleplerimizi iletmeyi Erdoğan’ın bir dahaki gelişine bıraktık. Karşılıklı bir diyaloğumuz oluşmadı” diye konuştu.

    Melis CİDDİOĞLU/ANKARA

  • Cumhurbaşkanı Erdoğan’a ilk tepki: Rızalığımız yoktur, Aleviliği bir inanç olarak görmüyor

    Cumhurbaşkanı Erdoğan’a ilk tepki: Rızalığımız yoktur, Aleviliği bir inanç olarak görmüyor

    PİRHA – Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın, Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı açılacağını duyurması tepkileri de beraberinde getirdi. PSAKD Genel Başkanı Cuma Erçe, “Alevi Bektaşi Daire Başkanlığı gibi bir merkezin konulması kabul edilemez. Alevileri ve Aleviliği bir inanç olarak görmediklerinin ifadesidir” diyerek tepki gösterdi. AKD Genel Başkanı İsmet Kurt ise “Hakk, Muhammed, Ali’ diyerek bir cemevinin açılışını yapamayan bana göre çok samimi değildir” dedi. 

    1585 cemevinin ziyaret edilerek talepleri dinlediklerini kaydeden Erdoğan, Kültür ve Turizm Bakanlığı’na bağlı “Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı”nın kurulacağını duyurdu. Erdoğan ayrıca talep eden kişilere de bu kurumda kadro verileceğini söyledi.

    Erdoğan ayrıca “Kuracağımız Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı, muhtarlıklara, derneklere, belediyelere, federasyonlara bağlı cemevlerinin yönetimini yürütecektir. Cemevi hizmetlerinden eğitim faaliyetlerine kadar tüm çalışmalar, kamu desteği ve denetimiyle yürütülecektir. Cemevlerinin aydınlatma, içme ve kullanma suyu, bakım giderlerinin karşılanmasıyla ilgili tüm sorunlar çözülmüş olacaktır. Aynı şekilde cemevlerinde hizmetleri yürütmekten sorumlu inanç önderlerinden talep edenlere kadro verilebilecektir” dedi.

    Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın, Şahkulu Sultan Dergahı’ndaki açıklamalarına Alevi örgüt temsilcilerinden tepki gecikmedi.

    Pir Sultan Abdal Kültür Derneği ve Alevi Kültür Dernekleri başkanları, Erdoğan’ın açıklamalarını PİRHA’ya değerlendirdi.

    “ALEVİLİĞİ BİR İNANÇ OLARAK GÖRMEDİKLERİNİN İFADESİDİR”

    Erdoğan’ın açıklamalarına tepki gösteren PSAKD Genel Başkanı Cuma Erçe, “Kimlik ve eşit yurttaşlık mücadelemiz devam edecektir” diyerek şu eleştiriyi yaptı:

    “İnanç önderlerimiz, dedelerimiz, analarımız, babalarımız tarih boyunca bu hizmeti karşılık bekleyerek yapmadılar. Asla ve asla inanç önderlerimizin devletten maaş alması kabul edilemez, hatta söz konusu bile olamaz. Çünkü devletten maaş alanlar devletin memurlarıdır. İmamlar da öyledir. Devletin önüne koydukları metinleri okurlar. Devletin dilini yaratanlar devletin Aleviliğini yaratmak istiyorlar. Buna itirazımız çok açık ve sonsuzdur.

    Diyanet İşleri Başkanlığı’nın laik bir ülkede asla yerinin olmadığını ve lağvedilmesi gerektiğini yıllardır savunan örgütlerin temsilcileriyiz. Dolayısıyla Diyanet İşleri Başkanlığı’nın lağvedilmesi şöyle dursun, bir de üstüne Alevi Bektaşi Daire Başkanlığı gibi bir merkezin konulması kabul edilemez bir durumdur. Bunu bir de Kültür Bakanlığı bünyesinde yapıyor olmaları zaten Alevileri ve Aleviliği bir başka inanç olarak görmediklerinin ifadesidir. Bir kültürel topluluk olarak ilan ettiklerini ifadesidir. Bizi tarif eden yaklaşımları devam etmektedir. Bizi bir yerlere; Muhammed’e, Kur’an’a bağlama gibi açıklama yapma hakkı yoktur. Bir tarife ihtiyacımız yoktur.

    “EŞİT YURTTAŞLIK MESELESİNİ ELEKTRİK, SU PARASINA BAĞLAMAK ABSÜRT”

    Eşit yurttaşlık meselesini elektrik, su parasına bağlamak gerçekten absürt bir durumdur. Biz bugüne kadar devletin, Diyanet İşleri Başkanlığı’na ayırdığı bütçeyi, camilere yaptığı harcamaları, imamlara ödediği maaşı alt alta koyduğumuzda birçok bakanlığın toplam bütçesinden daha fazla bir maliyet gerektirdiğini defalarca söyledik. Bunu kabul etmemiz mümkün değil. Biz elektrik, su parası, beton, çimento parasıyla kimlik mücadelemizi karşı karşıya getiremeyiz. Bizim kimlik ve eşit yurttaşlık mücadelemiz devam edecektir. Taleplerimiz bellidir ve bu açıklamalar taleplerimizin hiçbirine tek bir kelime dahi dokunmamıştır.”

    “EN BAŞTA BİZLERİN BU KONULARDA RIZALIĞI YOK”

    AKD Genel Başkanı İsmet Kurt ise, çatı örgütleri olarak kamuoyuna paylaşılan talepler listesini açıklayarak, “Dün yaptığımız açıklamada taleplerimiz netti. Cumhurbaşkanı bugün yaptığı açıklamada zorunlu din derslerine ve cemevlerinin yasal statüsüne değinmedi” dedi.

    Kurt, Alevi toplumu nezdinde Diyanet İşleri Başkanlığı’nın büyük bir tartışma konusu olduğunu vurgulayarak şunları söyledi:

    “Alevilerin birçok sorunu var. Yani bizim taleplerimizle uzaktan yakından ilgisi yok bunların. Bir çözüm süreci olacak ama nasıl? Bunun oturup müzakere edilmesi lazım. Bunun bir akılla değil de ortak akılla yürütülmesi lazım. Bizlere de fikirlerimizin sorulduğu, neticede devletin bir yerlerine bağlanacak ama ortak akıl önemli olandır. Tekçi zihniyetin yaptığıyla doğru bir şey değil. Hiçbir kuruma fikir sormadan olmaz.

    Alevi kurumları bugüne kadar kendi mücadele ve çabalarıyla yüzlerce cemevi yapmıştır. Bugün birkaç tane cemevinin temel atma töreni söz konusu. İşte onlardan bir tanesi de bize bağlı Erzincan Kemah şubemiz. Bu şubemizin temelinden bugüne kadar oradaki canlarımızın katkısı söz konusu. Son bir ay içerisinde valiliğin yaptığı 150 bin lira gibi bir yardımla o cemevi bitmedi. Açılışta da Cumhurbaşkanı kendi ağzıyla da itiraf etti, ‘buranın peyzajı falan yapılmamış’ dedi. Bir takım oldu bittilerle yapılanlar doğru değil. Oradaki şube başkanımıza baskıyla kaymakamlık, valilik aracılığıyla ‘bugün bu cemevinin açılışı yapılsın’ demek doğru şeyler değil. En başta bizlerin bu konularda rızalığı yok. ‘Hakk, Muhammed, Ali’ deyip de bir cemevinin açılışını yapamayan bana göre çok samimi değildir. ‘Ya Allah Bismillah’ deyip de, Hakk, Muhammed, Ali diyemeyen dil çok samimi değildir.”

    PİRHA/ANKARA

    İLGİLİ HABERLER:

    -Erdoğan’dan Alevi inancıyla bağdaşmayan ‘müjde’ler; Alevi hakları yine yok!

  • Kete: AKP Alevileri en aza razı etmeye çalışıyor, buna razı olmamalıyız-VİDEO

    Kete: AKP Alevileri en aza razı etmeye çalışıyor, buna razı olmamalıyız-VİDEO

    PİRHA-DAD Genel Merkez Yöneticisi Zeynel Kete, AKP’li Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Şahkulu Sultan Dergahına gidecek olmasına ve grup toplantısındaki sözlerine ilişkin değerlendirmede bulunarak, “AKP’nin Alevileri en aza razı edip, kontrol ve denetim altına alma girişimine karşı olmalıyız” dedi.

    AKP’li Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın, bugün İstanbul Kadıköy’de bulunan Şahkulu Sultan Dergahına gidecek olmasına ve bu haftaki grup toplantısında, “Önümüzdeki hafta cuma günü Alevi vatandaşlarımız için adım atacağız” sözlerinin Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) Genel Merkez Yöneticisi Zeynel Kete değerlendirdi.

    Kete, devletin Alevilere partiler üstü bir bakış açısıyla baktığını belirterek, “Aleviler bunu çok iyi bilmesi gerekir. Devlet Alevilere tekçi ulus anlayışı içinde baktı, bakmaya da devam ediyor. Bunu çalıştaylar sürecinde de gördük. Devlet bu tür politikalarla Alevileri denetim altına almaya çalıştı. AKP döneminde de üç bakanın bu konuda görevlendirilmesi üzerinde durulması ve düşünülmesi gereken bir noktadır. Biri yasa, biri güvenlik, biri de kültürel asimilasyon kullanarak Alevileri himayeleri altına almak istiyor” dedi.

    AKP’li Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Şahkulu’ya gidişinin de bu politikalarının bir parçası olduğunu ifade eden Kete, “Hüseyin Gazi Cemevinde bunu gördük. Bu gidiş AKP ve devletin Aleviliğe bakış açısını ele vermiştir. Alevilerin mekanına giderken orayı dizayn etti ve posta oturdu. Bunu kabul etmek mümkün değil. Post Alevilerde Nesimi’nin, Pir Sultan’ın, Hallac-ı Mansur’un, serdengeçtilerin, hakikati ve özgürlüğün arayışçılarının postudur” diye belirtti.

    “AKP ALEVİLERİ EN AZA RAZI ETMEYE ÇALIŞIYOR” 

    Aleviliğin değil, Alevilerin sorunu olduğunu vurgulayan Zeynel Kete, “Bu sorun tek başına çözülecek bir sorun değildir. Alevi sorunu aynı zamanda, emek, demokrasi, insan hakları sorunudur. Sistemsel bir değişimle Alevilerin sorunları çözülecektir. Eğer Aleviler siyasal taleplerde bulunmayıp, sadece cemevlerinin elektrik, su paralarına kadar taleplerini indirirlerse, bu çok rahatlıkla çözülecek sorunlardır. Ama Alevilerin siyasal talepleri vardır. Bugün bu gidişlerin nedeni de budur. Alevilerin siyasal talepleri olmasın, geri kalanı hallederiz anlayışı AKP tarafından empoze edilmeye çalışılıyor. AKP’nin Alevileri en aza razı edip, kontrol ve denetim altına alma girişimine karşı olmayız” ifadelerine yer verdi.

    Diren KESER/ADANA

  • Öker ve Aslan: Erdoğan bizi muhatap almıyorsa söyleyeceklerinin bir geçerliliği yoktur -VİDEO

    Öker ve Aslan: Erdoğan bizi muhatap almıyorsa söyleyeceklerinin bir geçerliliği yoktur -VİDEO

    PİRHA-AABK Onursal Başkanı Turgut Öker ve ABF Genel Başkanı Mustafa Aslan, AKP’li Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Şahkulu Sultan Dergahına gidecek olmasına tepki gösterdi. Öker, Alevilerin eşit yurttaşlık talebini öne çıkarması gerektiğini belirtirken, Aslan “Cumhurbaşkanı mevcut kurumlarımıza alternatif bir Alevi örgütlenmesi oluşturmaya çalışıyor. Bizi muhatap almıyorsa bundan sonra söyleyeceği hiçbir şeyin bizim için geçerliliği olmayacak” dedi.

    AKP’li Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın, Ankara’nın Mamak ilçesinde bulunan Hüseyin Gazi Cemevine gitmesinin yankıları devam ederken, İstanbul Kadıköy’de bulunan Şahkulu Sultan Dergahına da 7 Ekim’de gidecek olmasına tepkiler sürüyor. Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu (AABK) Onursal Başkanı Turgut Öker ile Alevi Bektaşi Federasyonu (ABF) Genel Başkanı Mustafa Aslan konuya dair PİRHA‘ya açıklamalarda bulundu.

    “ALEVİ TOPLUMU BU ZİHNİYETE PRİM VERMEYECEKTİR”

    AABK Onursal Başkanı Turgut Öker, Alevilerin eşit yurttaşlık talebini öne çıkarması gerektiğini dile getirirken, şunları söyledi:

    “Yüz yıllık Türkiye Cumhuriyeti sürecinde tekçi, inkârcı, Türkçü, İslamcı zihniyet Alevilere dair hiçbir hak vermeden, Alevileri zaman içerisinde eriterek, Sünnileştirerek, zorunlu din dersleriyle, zoraki yaptığı camilerle Alevi toplumunu un gibi öğüttü. Şimdi bir yüz yıl daha Alevilerin varlığı sürsün istenmiyor. Alevileri sadaka üzerinden kendi yanına çekmeye çalışıyorlar. Hak, hukuk vermeden, Alevilerin temel sorununu kabul etmeden; cam, pencere yapmak, çatı tamir etmek, para vermek ile yedeğine çekmek istiyorlar. Alevi toplumunun sadaka yerine itibarını, hakkını, hukukunu, onurunu esas alması lazım. Eşit yurttaşlık talebini öne çıkarması gerekiyor. Bu tür ziyaretler Alevi toplumunu itibarsız hale getiren, Alevi değerleri ayaklar altına alan bir yaklaşımdır. Alevi toplumunun bu zihniyete prim vermeyeceğine inanıyorum.”

    “ALTERNATİF BİR ALEVİ ÖRGÜTLENMESİ OLUŞTURULMAYA ÇALIŞILIYOR”

    Alevi Bektaşi Federasyonu (ABF) Genel Başkanı Mustafa Aslan ise hükümetin alternatif Alevi örgütlenmesi oluşturma çabasında olduğunu kaydetti.

    Aslan, “Herkesin inancını, dilini, düşüncesini rahatça ifade edebileceği laik, demokratik bir ülke olsa, cumhurbaşkanı her yeri ziyaret edebilir. Ama Türkiye’de Alevileri yok sayan, inkâr eden, asimilasyon politikalarının her türlü oyununu oynayan mevcut iktidar 20 yıldır Alevileri görmezlikten, duymazlıktan geliyor. Biz mevcut hükümet ile oturmaya hazırız. Taleplerimiz belli. 35 yıldır taleplerimizi dillendiriyoruz. Eğer samimiyseniz oturalım, konuşalım. Herkes kendince bir Alevi örgütlenmesi oluşturmaya çalışıyor. Cumhurbaşkanı mevcut kurumlarımıza alternatif bir Alevi örgütlenmesi oluşturmaya çalışıyor. Bizi muhatap almıyorsa bundan sonra söyleyeceği hiçbir şeyin bizim için geçerliliği olmayacak. Erdoğan’ın Şahkulu ziyaretini sıradan bir vatandaşın ziyareti olarak görüyoruz” diye konuştu.

    Barış KOP/PİRHA

  • 7 Alevi çatı kurumundan Erdoğan’a: Polemik değil hak istiyoruz!

    7 Alevi çatı kurumundan Erdoğan’a: Polemik değil hak istiyoruz!

    PİRHA- AKP’li Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın  ‘Önümüzdeki hafta cuma günü Alevi vatandaşlarımız için adım atacağız’ sözlerine ilişkin 7 Alevi kurumu yeni bir yazılı açıklama yaptı. Açıklamada, “Cumhurbaşkanı Erdoğan, Alevilerin taleplerini yasal ve anayasal güvence altına alma sözünü açıkça vermeli. Eğer bir adım atılmazsa bu girişimlerin siyasi malzeme olmaktan öteye geçmeyeceğini kamuoyu ile açıkça paylaşacağız.” dedi. 

    Alevi Bektaşi Federasyonu (ABF), Alevi Dernekleri Federasyonu (ADFE), Alevi Vakıflar Federasyonu (AVF), Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu (AABK), Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı (HBVAKV), Pir Sultan Abdal Kültür Dernekleri (PSAKD), Alevi Kültür Dernekleri (AKD), AKP’li Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın dün grup toplantısında yaptığı konuşmada ‘Önümüzdeki hafta cuma günü Alevi vatandaşlarımız için adım atacağız’ sözlerine ilişkin yeni bir yazılı açıklama yaptı.

    Açıklamada, temel hak ve özgürlüklerden hızla uzaklaşıldığı vurgusu yapılarak devletin tüm katliamlarla yüzleşmesi gerektiği, eşit yurttaşlık talebinin hayata geçirilmesi gerektiği belirtildi.

    “TEMEL HAK VE ÖZGÜRLÜKLER YASAL VE ANAYASAL GÜVENCE ALTINA ALINMALI”

    ‘Polemik değil hak istiyoruz!’ vurgusu yapan Alevi kurumları, açıklamada şu ifadelere yer verdi:

    “Temel hak ve özgürlüklerden hızla uzaklaşıldığı, kutuplaştırıcı dil ve üslubun siyasette ve yaşamın her alanında etkin olduğu, ayrımcılığın ve asimilasyon politikalarının artarak devam ettiği, inkâr ve imhaya dayalı siyasetin ve devlet politikasının kurumsallaştığı, sosyal adaletin yok edildiği bir dönemde demokratikleşme, temel hak ve özgürlüklerin yasal ve anayasal güvence altına alınmasına dair söylemlerin iktidar ve muhalefet arasında polemiklere yol açtığı görülmektedir.

    KURUMLAR TALEPLERİNİ BİR KEZ DAHA YİNELEDİ

    Toplumun bütün kesimleri açısından hak ve özgürlüklere dair talepleri önemsediğimizi ve desteklediğimizi belirterek, Alevilerin eşit yurttaşlık mücadelesinin ve cemevlerinin ibadethane olarak tanınmasının anayasal güvence altına alınmasını açıkça bir kez daha talep ediyoruz.

    Ayrıca zorunlu din dersleri uygulamasının müfredattan acilen çıkartılmasını ve Diyanet İşleri Başkanlığının lağvedilerek inançların özgürleşmesi yönünde adım atılmasını talep ediyoruz.

    Devlet tüm katliamlarla toplumsal yüzleşmenin önünü açmalıdır.

    Bu bağlamda biz aşağıda imzası bulunan Alevi kurumları olarak yıllardır mücadelesini yürüttüğümüz ve üzerinde ortaklaştığımız temel taleplerimizin yasal ve anayasal güvence altına alınmasına yönelik beklentimizi bir kez daha ifade ediyoruz.

    “ERDOĞAN, ALEVİLERİN TALEPLERİNİ YASAL VE ANAYASAL GÜVENCE ALTINA ALSIN”

    Cumhurbaşkanı Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın dünkü grup toplantısında ifade ettiği anayasal haklarla ilgili sözlerine bağlı kalarak 7 Ekim Cuma günü Şahkulu Dergahında yapacağı ziyaretinde yukarıda belirtilen Alevilerin taleplerine yönelik yasal ve anayasal düzenlemeler yapılacağının sözünü açıkça beyan etmesini bekliyoruz.

    Eğer yasal ve anayasal herhangi bir adım atılmazsa bu girişimlerin daha önce yapılan çalıştaylar gibi siyasi malzeme olmaktan öteye geçmeyeceğini kamuoyu ile açıkça paylaşacağız.

    PİRHA/ANKARA

  • ‘Erdoğan samimi değil, Alevilerin tek talebi eşit yurttaşlık hakkı’-VİDEO

    ‘Erdoğan samimi değil, Alevilerin tek talebi eşit yurttaşlık hakkı’-VİDEO

    PİRHA-AABK Eşit Başkanı Hüseyin Mat ile PSAKD Genel Başkanı Cuma Erçe, AKP’li Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Şahkulu Sultan Dergahı’na gidecek olmasına tepki gösterdi. Mat, “Bu ziyareti samimi bulmuyoruz. Alevilerin tek bir talebi vardır o da anayasada olan eşit yurttaşlık hakkıdır” derken; Erçe, “Açık ve net taleplerimiz varken bizi manipüle eden, seçim politikalarına malzeme etmeye çalışan yaklaşımları kabul etmiyoruz” ifadelerini kullandı.

    AKP’li Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın, Ankara’nın Mamak ilçesinde bulunan Hüseyin Gazi Cemevine gitmesinin yankıları devam ederken, 7 Ekim’de de İstanbul Kadıköy’de bulunan Şahkulu Sultan Dergahı’na gidecek olmasına tepkiler geliyor.

    Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu (AABK) Eşit Başkanı Hüseyin Mat ile Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Genel Başkanı Cuma Erçe konuya ilişkin PİRHA‘ya açıklamalarda bulundu.

    “ALEVİLERİN TEK TALEBİ EŞİT YURTTAŞLIK HAKKIDIR”

    Erdoğan’ı samimi bulmadıklarını belirten Hüseyin Mat, şunları kaydetti:

    “Bu ziyareti samimi bulmuyoruz. Hüseyin Gazi Cemevi ile Hacıbektaş ziyareti gibi bunu da samimiyetten uzak buluyoruz. Erdoğan, Hacıbektaş’ta Alevilerin 8 bin 740 talebinden bahsetti. Bunun 5 bin 600 tanesinin karşılandığını söyledi. Diğerlerini de karşılayacaklarını belirtti. Ekonomik talepler üzerinden Alevilerin sorunlarını çözeceklerini ortaya koymaya çalışıyorlar. Oysa Alevilerin 8 bin 740 tane talebi yok. Alevilerin tek bir talebi vardır o da anayasada olan eşit yurttaşlık hakkıdır. Bu temelde Aleviler bu devletten, AKP’den tuğla, çimento veya cemevi istemiyor. Anayasal haklarımızın tanınmasını istiyoruz. Bu haklar tanınmadığı sürece özellikle seçimler yaklaştıkça algıya dayalı ziyaretler beyhudedir. Kendilerine yakın Alevi kurum ve yöneticileriyle bir araya gelerek Alevi sorununu çözebileceklerini sanıyorlarsa, dönüp yüz yıllık cumhuriyet tarihindeki girişimlere bakarlarsa bunun ne kadar anlamsız olduğunu görecekler.”

    “NİYETLERİ ALEVİLERİ BÖLMEK, PARÇALAMAK”

    “Bir Alevi kurumunun genel başkanı olarak Erdoğan’ın bu ziyareti neden gerçekleştirdiğini bilmiyoruz” diyen Cuma Erçe, Alevilerin açık ve net taleplerinin olduğunu söyledi. Erçe şunları kaydetti:

    “Alevi kurumlarını esas almayan, tanımayan, muhatap kabul etmeyen bir zihniyetin bu tür ziyaretlerini de samimi bulmuyoruz. Sonuçta Alevilik, Alevi hakları konuşulacaksa zaten bunu yıllardır kamuoyuna duyuruyoruz. Bu ziyarette de haklara dair bir şey duymayacağımızın ipuçlarını zaten alıyoruz. Kimlik, demokratik haklar, hak ve hakikat mücadelemizi kimi ‘yardımlara’ indirgeyen, kabul etmeyeceğimiz şekilde dedelerin maaşlarına, boya, badana, kiremite indirgeyen anlayışı asla kabul etmiyoruz. Bizim için yok hükmündedir. Yapacağı açıklamaları şimdiden merak dahi etmiyorum. Çünkü bugüne kadar ortaya koyulan bütün pratik bunu göstermiştir. Tek niyetleri Alevileri kendi içerisinde bölmek, parçalamak, tartıştırmaktır. İyi niyetli bir yaklaşım değildir. Taleplerimiz bellidir. Kimlik mücadelesi veriyoruz. Eşit yurttaşlık, zorunlu din derslerinin kaldırılması, Diyanet’in lağvedilmesi, Madımak Oteli’nin bir utanç müzesi haline getirilmesi, Alevilere ve insanlığa yönelik tüm katliamların insanlığa karşı suçlar kapsamında değerlendirilmesini talep ediyoruz. Açık ve net taleplerimiz varken bizi manipüle eden, seçim politikalarına malzeme etmeye çalışan yaklaşımları kabul etmiyoruz.”

    Barış KOP/PİRHA

    İLGİLİ HABERLER:

    >Erdoğan, 7 Ekim’de Şahkulu Sultan Dergahı’na gidiyor; peki Alevilerin taleplerini dinleyecek mi?

  • Erdoğan, 7 Ekim’de Şahkulu Sultan Dergahı’na gidiyor; peki Alevilerin taleplerini dinleyecek mi?

    Erdoğan, 7 Ekim’de Şahkulu Sultan Dergahı’na gidiyor; peki Alevilerin taleplerini dinleyecek mi?

    PİRHA-AKP’li Cumhurbaşkanı Erdoğan 7 Ekim günü İstanbul’daki Şahkulu Sultan Dergahı’nı ziyaret edecek. Şahkulu Sultan Vakfı/Dergahı Başkanı Beyzade Özkahraman, “Ziyareti Cumhurbaşkanlığı organize ediyor. Toplantıda ev sahibi olarak konuşma yapmak istediğimi söyledim. Alevi Bektaşi toplumunun sorunlarını toplantı vesilesiyle dile getirmek, taleplerini sunmak istiyorum. Bu durumu bana biçilmiş tarihi bir misyon olarak kabul ediyorum” dedi. 

    AKP’li Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın, Ankara’nın Mamak ilçesinde bulunan Hüseyin Gazi Cemevine 8 Ağustos günü gitmesinin ve cem salonunun farklı dizayn edilmesinin yankıları devam ederken, Erdoğan İstanbul Kadıköy’deki Şahkulu Sultan Dergahı’na da 7 Ekim’de gidecek. Burada, türbeyi ve cemevini ziyaret edecek olan Erdoğan, daha sonra konferans salonundaki törene geçecek. Törende, devletin desteğiyle inşa edilen 8 ayrı cemevinin açılışının yapılacağı belirtildi.

    Konuyla ilgili olarak konuştuğumuz Şahkulu sultan Vakfı/Dergahı Başkanı Beyzade Özkahraman törende konuşma yapmak istediğini fakat protokolün Ankara tarafından organize edilmesi nedeniyle konuşma yapıp yapmayacağını bilmediğini söyledi.

    “ZİYARETİ CUMHURBAŞKANLIĞI ORGANİZE EDİYOR”

    Özkahraman, Erdoğan’ın ziyaretine ilişkin şu bilgileri verdi:

    “Ziyareti Cumhurbaşkanlığı organize ediyor. Cuma günü (7 Ekim) öğleden sonra yapılacak. Cemevlerinin açılışı yapılacakmış. Şahkulu’nda da konferans salonunun olduğu yerleşkeyi valilik yapmıştı. Bu yerleşkede konferans salonu, asansörler, mutfak, yemekhane bloku ve soğuk hava depoları var. Benden önceki yönetim döneminde olmuş bunlar. 165 koltuğumuz var. O koltukları dolduracak kadar davetli olacak herhalde. Cumhurbaşkanı ile beraber bir protokol gelecek ama kaç kişi olacaklarını bilmiyorum. Geri kalan içinde örgüt başkanlarının çağrılacağını biliyorum. Bir de bizim yönetimimiz katılacak.”

    “KONUŞMA TALEBİMİ VALİYE SÖYLEDİM”

    Erdoğan’ın ziyaretini duyduğunda İstanbul Valisi’nden randevu talep ettiğini de belirten Özkahraman, Ali Yerlikaya ile olan görüşmesini ise şöyle anlattı:

    “Validen randevu almıştım. Toplantı olacağını sağdan soldan duyduk. Toplantıda ev sahibi olarak konuşma yapmak istediğimi söyledim. Alevi Bektaşi toplumunun sorunlarını toplantı vesilesiyle dile getirmek, taleplerini sunmak istiyorum. Bu olanağın tanınıp, tanınmayacağını sordum. Vali Bey ‘Sanırım, tanınması lazım ama protokolü Ankara yapıyor. O nedenle kesin konuşamıyorum. Tahminimi söylüyorum’ dedi.”

    “BU DURUM BANA BİÇİLMİŞ TARİHİ BİR MİSYON”

    Özkahraman, Erdoğan’ın ziyaretiyle yapılacak törende konuşmak istediğini belirterek, “Konuşma yapmak istiyorum. Alevi Bektaşi toplumu için bir fırsatın doğduğunu düşünüyorum. Birinci ağızdan toplumumuzun ne istediğini dile getirmenin yararlı olacağını düşünüyorum” diye konuştu.

    Şahkulu Sultan Vakfı/Dergahı Başkanı Özkahraman, sözlerini şöyle sürdürdü:

    “Protokolü onlar yaptığı için kimleri çağıracaklarını bilemiyorum. Çağrı yapma yetkisi bizim değil. Çağrıya cevabı da kurum başkanları yanıt verecektir. Kendileriyle bu konuda görüşmüş değilim. Eğer bana konuşma olanağı verilirse arkadaşlarımızın sözcüsü, temsilcisiymişim gibi duygularımı dile getirmek istiyorum. Bunu Hacıbektaş’taki çalıştayda da dile getirdim zaten. Bu durumu bana biçilmiş tarihi bir misyon olarak kabul ediyorum.”

    Barış KOP / İSTANBUL

  • Prof. Dr. Yalçınkaya: Alevi hareketi tekrar ayağa kalkmaya kararlı olmalı-VİDEO

    Prof. Dr. Yalçınkaya: Alevi hareketi tekrar ayağa kalkmaya kararlı olmalı-VİDEO

    PİRHA – ‘Aleviler Bugünü ve Geleceği Tartışıyor’ çalıştayı aydın, yazar ve Alevi kurum temsilcilerinin konuşmaları ile devam ediyor. Davetlilerden Prof. Dr.  Ayhan Yalçınkaya yaptığı konuşmada “Alevi hareketi tekrar ayağa kalkmaya ve siyasal bir özne olmaya, dilenen değil dilenciliğe mahkum edilen değil, kendi varlığını gösteren ve taleplerini her platformda fail olmaya kararlı ise o zaman burada olmalıyım. O zaman bu manzara anlamlı” dedi. 

    ‘Cumhuriyetin İkinci Yüz Yılı İçin Aleviler Bugünü ve Geleceği Tartışıyor’ çalıştayının ilk günü, Alevi kurum temsilcileri, akademisyenler ve yazarların yaptığı konuşmalar ile sürüyor.

    ‘Alevilerin geleceği nasıl olmalı?’ başlığını değerlendiren konuşmacılardan biri de Prof. Dr. Ayhan Yalçınkaya oldu. “Önemli bir fotoğraf veriyorsunuz ama bu önemli fotoğrafta benim kafam çok karıştı. Ben neden buradayım?” diye soran Yalçınkaya, “Ben hiçbir zaman Alevilerin sürekli dillerine pelesenk ettiği ‘birlik ve beraberlik’ söylemini asla savunmadım. Tam tersine, dağılın. Birleşmeyin mümkünse” ifadelerini kullandı.

    “BU BİRLİK GERÇEKTEN NASIL DOĞDU?”

    Akademisyen Ayhan Yalçınkaya, çalıştayda okunan akademisyenlerin öneri mektubunu da eleştirerek şu konuşmayı yaptı:

    “ ‘Dağılın’ diyen birini neden çağırıyorsunuz ki? Bu benim için mutlu bir fotoğraf değil. Acı bir fotoğraf, trajik bir fotoğraf. Hele hele akademisyen arkadaşlarımın yazdığı bildiri okununca daha çok üzüldüm. Sanki bu ülkede 30 yıldır bir Alevi hareketi yok, sanki minimize edilmiş talepler, çarşaf çarşaf, yeni hiçbir şey söylemeyen, tersine Alevi hareketini olabildiğince talepleri minimize etmek derken hareketi minimize etmeye yöneltecek bir bildirge.
    İkinci kafa karışıklığı şurada; burada konuştuğumuz şey gerçekten ne? Bizler gerçekten neyi konuşmak istiyoruz? Eğer bütün toplantının amacı Şahkulu’nda olabileceği söylenen olası bir görüşme ise bu kadar masrafa, emeğe kesinlikle yazık. Hatta hatta makro planda bütün toplantının amacı eğer sadece ve sadece devletle ilişkilerimize bundan böyle nasıl şekillendireceğimiz, taleplerimizi hangi diplomatik üsluplarla ya da hangi kanallarla sunabileceğimiz ise gerçekten gene masrafa da emeklere de yazık. Ancak toplantının amacı şu ise ki o zaman bu resim daha manidar oluyor ve bütün muhalefetime rağmen bu birlik resmini o zaman onaylamaya hazırım. Alevi hareketi tekrar en azından son 10 yıldır ölü toprağı atılmış gibi duran yerden ayağa kalkmaya ve siyasal bir özne olmaya, dilenen değil dilenciliğe mahkum edilen değil, kendi varlığını gösteren ve taleplerini her platformda fail olmaya kararlı ise o zaman burada olmalıyım. O zaman bu manzara anlamlı.

    Peki bunca farklı örgüt; Alevi dernekleri Federasyonu, Alevi Vakıfları Federasyonu, sağ kanat Alevi hareketiyle nasıl oldular da demokratik sol kanat hareketi bir araya gelebildi? Bu birlik gerçekten nasıl doğdu? Siyasal iktidarların, Alevilere sürekli olarak çalıştaylarından bu yana gündeme getirdiği şey ‘Yani kardeşim sizde bin parçasınız. Hanginizin taleplerini dinlendirelim?’ Ki bu fotoğraf ona bir yanıtsa bize yazıklar olsun. Çünkü ister Alevi sağ kanat ister Alevi sol kanat olsun talepler konusunda hiçbir zaman bir ayrılık zaten yoktu. Yöntemler, anlayışlar, örgütlenme tarzları farklıydı. Dolayısıyla hükümete bir yanıt oluşturmak ya da devlete ‘Evet biz birliğiz’ görüntüsü vermek istiyorsanız boşuna. Bu argümanı kabul etmiş oluyoruz sadece ve sadece.”

    “HANGİ KURUM TAVİZ VERDİ DE BUGÜN BURAYA GELEBİLDİNİZ?” 

    “Biz bin bir parça olabiliriz ve bir Alevi kendi Aleviliğini istediği gibi tanımlayabilir. Alisiz, Hacı Bektaşsız olunabilir. Bu bireyin hakkıdır ve kendisini böyle tanımlıyorsa o bir kişide oluşan dil diğer bir milyon kişide oluşan dinlerin aynı haklarına sahip olmalıdır. Ama biz bunun yerine birlik oluyoruz. Birlik olmak şu demek; örgütlenme tarzları, üslupları, üye profilleri, dedeler, pirler ile ilişki kurma biçimleri farklı farklı olan o örgütlerden hangisi kendi durduğu pozisyondan taviz verdi de bugün buraya gelebildiniz? Cem Vakfı mı taviz verdi? Alevi Vakıflar Federasyonu mu ADFE mi? Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı mı taviz verdi? Birinizin taviz verdiği kesin. Çok temel kurallar; kimyada reaksiyon yavaş olana göre işler. Siyasette reaksiyon ise sadece sağa göre işler. Sağ ve sol kanatlar bir araya geliyorsa kesinlikle solcular sağa yanaşmıştır. Dolayısıyla ‘Solcular sağa yanaşmıştır’ derken, bunun en somut örneği bizzat akademisyen arkadaşlarımızın hazırladığı bildirinin ta kendisidir. Orada bu somutlaşmıştır ne yazık ki.”

    “DİYANET İŞLERİ BAŞKANLIĞI DERİN DEVLETİN TA KENDİSİDİR”

    Bildirideki talepler cemevlerinin statüsü ki Alevilerin üzerinde uzlaştığı talepler bunlardan çok daha fazla. Ama talepler 4 maddeye indirgenmiş. Zorunlu din dersleri, kamudaki ayrımcılık ve Diyanet İşleri Başkanlığının mevcut anayasal sınırlarına çekilmesi. ‘Diyanet İşleri Başkanlığı mevcut anayasal sınırlarına çekilmeli’ dediğiniz anda bir şeyi ihmal ediyorsunuz. Zaten anayasal sınırları içerisinde. Sorun o değil. Sorun, Diyanet İşleri Başkanlığı derin devletin ta kendisidir.”

    PİRHA/HACIBEKTAŞ

  • Erdoğan Aydın’dan uyarı: İrademizin temsil edilmediği bir masayı kabul edemeyiz VİDEO

    Erdoğan Aydın’dan uyarı: İrademizin temsil edilmediği bir masayı kabul edemeyiz VİDEO

    PİRHA – Yazar Erdoğan Aydın ‘Cumhuriyetin İkinci Yüz Yılı İçin Aleviler Bugünü ve Geleceği Tartışıyor’ çalıştayında yaptığı konuşmada hükümetin Şahkulu Dergahında Alevilerle olası görüşmeye dikkat çekerek, “İrademizin temsil edilmediği bir masayı kabul edemeyiz. İktidarın mevcut geldiği nokta Alevi toplumunun sorunlarını da ‘Ben çözerim’ diye bir karşı hegemonya koyma çabasıdır” dedi.

    Alevi kurumları tarafından düzenlenen ve iki gün sürecek ‘Cumhuriyetin İkinci Yüz Yılı İçin Aleviler Bugünü ve Geleceği Tartışıyor’ çalıştayının ilk günü konuşmacıların sunumu ile devam ediyor.

    Çalıştayda söz alan bir isim de Araştırmacı-Yazar Erdoğan Aydın oldu. Aydın, iktidarın Aleviliğe yaklaşımını eleştirerek “Alevi toplumu artık en farklı yerlerde duran kesimler de dahil olmak üzere toplumunun öncülerinin hiçbiri, artık bu toplumun haklarının çimento veya devletle kurulacak özel ilişkiler veya Kültür Bakanlığı üzerinden kurulamayacağını biliyor” vurgusu yaptı.

    “İRADEMİZİN TEMSİL EDİLMEDİĞİ BİR MASAYI KABUL EDEMEYİZ”

    Erdoğan Aydın, yapılan çalıştay ile birlikte bir araya gelmenin önemli bir eylem olduğunu ifade ederek, şunları ifade etti:

    “Bu salonda önemli temsilcilerin bir araya gelip bizlere ‘Artık birlikteyiz ve bu birlikteliğimizi hiçbir güç bozamaz’ diyen bu kararlılıkları çok nettir ki bu bir eşit yurttaşlık mücadelesidir. Bu ‘Biz Aleviyiz ve varız’ diyenlerin mücadelesidir. Bu ‘Bizimle yapılacak her türlü görüşmenin köşeye sıkıştırılmış bireyler ve tek tek dedelerimiz, derneklerimizle değil, bizleri kolektif olarak temsil eden, seçilmiş temsilcilerimizle masada olduğu bir yerden ancak halledilebilir’ diyen bir iradenin de göstergesidir. Dolayısıyla ola ki ben kendi adıma böyle bir şey beklemiyorum. Çünkü son dönemde siyasal İslamcı hattı giderek daha da derinleşen ve pervasızlaşan bir iktidarın, böylesi bir konjonktürde Alevi toplumunu seçilmiş ve kimlik haklarını net çizen temsilcilerle masaya oturmak gibi kendisi açısından risk ama toplum açısından büyük bir kazanım olan bir riske girmeyeceğini düşünüyorum. Buna rağmen böyle bir olasılığa en azından A, B, C planı üzerinden hazırlıklı olmak çok büyük önem taşımakta.
    Ola ki bu görüşmede Şahkulu Dergahı, Alevi toplumunun merkezi temsilcilerini devre dışı bırakarak bir görüşme yaparsa başta Şahkulu Dergahının yöneticileri olmak üzere mutlaka şu cevapla karşılanmalı ‘Biz burada tek başımıza Alevi toplumunun sorunlarını da Şahkulu Dergahının sorunlarını da tek başına temsil, ifade etmeye yeterli değiliz. Bizimle birlikte yan yana durduğumuz ve ülke çapında irademizi temsil eden seçilmiş arkadaşlarımızın olmadığı bir masayı meşru kabul edebilmemiz ve bu temelde daraltılmış, köşeye sıkıştırılmış bir yerden yapılacak bir görüşmeyi meşru kabul edebilmemiz mümkün değildir’ tavrını sergilemesi lazım.”

    “DÜŞMANLAŞTIRMAYA ÇALIŞAN BİR DİL İLE KARŞI KARŞIYAYIZ”

    Yazar Erdoğan Aydın, AKP İktidarın artık Alevi toplumunun ne derece örgütlü olduğunu bildiğini belirterek şöyle devam etti:

    “Neyi savunacağını, hangi çizgide durması gerektiğini net bir şekilde bilen, eşit yurttaşlık talebinden vazgeçilemez olduğunu söyleyen bir duruşa sahip olan kesimleri bildiğiniz gibi kah ‘Avrupa’nın ajanı’ kah ‘Alisiz Alevilik’ gibi aşağılayıcı ifadelerle düşmanlaştırmaya çalışan bir dil ile karşı karşıyayız. Bölmeye çalışırken boyun eğmeyenlere, razı olmayanlara düşmanlaştırıcı bir dille ötekileştirmeye çalışılıyor.
    İktidarın mevcut geldiği nokta Alevi toplumunun sorunlarını da ‘Ben çözerim’ diye bir karşı hegemonya koyma çabasıdır. Alevilerin sorunlarını çözmeyi ancak ‘ben yaparım’ derken mümkün olabildiğince örgütsüz, kendi değerlerini satmaya hazır hale getirebildiği kesimleri adeta en zayıf noktalarından yakalayıp kendisine teslim almaya çalışmaktadır. Dolayısıyla bundan sonraki süreçte mutlaka Alevi kurum önderlerinin, devletle yapılacak görüşmelerde merkezi kurumların ortak bir dil oluşturması önemi çok büyüktür.

    “ALEVİ HAFIZASI MUTLAKA EŞİT YURTTAŞLIK EKSENİNDE OLMALI”

    Eğer Alevi sorunundan söz ediyorsak, örneğin 2 çizgi mücadelesi var; ‘ya buradansın ya şuradansın’ diyen bir ikileme kendimizi hapsedemeyiz. Hapsetmeye kalktığımız andan itibaren 1200 yıldır hesaplaşma imkanlarımızı tümüyle alıp çöpe atmış oluruz. Tekke zaviyelerin kapatılmasından, Dersim Katliamı’ndan, Maraş Katliamı’ndan, Alevilerin kendi köylerinde bile ancak cami ile tanımlanan köy kanunundan ve daha sayabileceğimiz Aşık Veysel’in kırılan sazına kadar hiçbir konuyu tartışamayız. Dolayısıyla Türkiye’deki ilericiler ve gericiler, cumhuriyetçiler ve Osmanlıcılardan bir tanesinin askeri oluruz. Askeri olduğumuz zaman Alevi sorunu çözülmemiş olarak kalmaya, zorunlu din dersleri görece yasal bir değişiklik yapılmadan yumuşatılsa bile sürmeye devam edecek. Alevilerin cemevleri kabul edilmemeye devam edecek. Dolayısıyla eğer biz kendimizi ilericilik-gericilik gibi bir hatta, ‘ya ondansın ya bundansın’ çizgisine hapsettiğimiz andan itibaren sadece AKP’ye karşı mücadele eden, Osmanlı hafızasını dirilten ama 1. yüzyılda yaşadıkları mağduriyeti, azalmayı, asimilasyonu bugün Aleviler içindeki bazı farklılaşmaların bizzat nedeni olan ayrışma nedenlerini aşamayız. O nedenle Alevi hafızası mutlaka eşit yurttaşlık ekseninde olmalı.”

    PİRHA/HACIBEKTAŞ

  • Celal Fırat: Faturalar ile Alevi toplumu cezalandırılıyor

    Celal Fırat: Faturalar ile Alevi toplumu cezalandırılıyor

    PİRHA-Garip Dede Cemevi’ne gelen 30 bin liralık elektrik, 11 bin 847 liralık doğalgaz faturasına tepki gösteren Garip Dede Cemevi Başkanı Celal Fırat, “Yıllarca cemevlerinin Alevilerin ibadethanesi olduğunun mücadelesini verdik. Ama ticarethane mantığıyla gördüler. Bize verdikleri değer, reva gördükleri ortaya çıkıyor” dedi. 

    İstanbul Küçükçekmece’de bulunan Garip Dede Cemevi’ne gelen 30 bin TL’lik elektrik faturası ile 11 bin 847 TL’lik doğalgaz faturasına tepki gösteren Alevi Dernekleri Federasyonu (ADFE) Genel Başkanı ve Garip Dede Dergâhı Vakfı Başkanı Celal Fırat, “Yıllarca cemevlerinin Alevilerin ibadethanesi olduğunun mücadelesini verdik. Ama ticarethane mantığıyla gördüler. Bize verdikleri değer, reva gördükleri ortaya çıkıyor. Yalnız Garip Dede özelinde değil, bütün cemevlerinde durum aynı” dedi.

    Fırat ayrıca Enerji Bakanlığı’ndan arayan yetkililerin konu ile ilgili olarak düzenlemeler yapacağını söylerken; “Fakat nasıl bir düzenleme yapılacağını henüz bilmiyoruz. Bekleyip, göreceğiz. Umut ediyoruz ki bu sorun çözümlenir. Cemevlerinin ibadethane olarak tanınması gerekiyor” ifadelerini kullandı.

    YALNIZ FATURALAR DEĞİL ALEVİ DERGÂHLARININ AYLIK KİRASI DA SORUN

    Alevilerin ibadethanelerine gelen yüklü miktardaki elektrik, doğalgaz, su faturaları tepki çekiyor. Cemevlerinin ibadethane olduğunu belirten Aleviler, her vatandaş gibi verdikleri vergilerden hakları olanı talep ederken; eşit yurttaşlık mücadelesini sürdürüyor. Sorun yalnız yüksek miktardaki faturalar değil aynı zamanda Alevi dergâhlarından alınan aylık kiralarda bir diğer mesele olarak karşımıza çıkıyor. Yine İstanbul Kadıköy’de bulunan 700 yıllık Şahkulu Sultan Dergâhı’nın Vakıflar Genel Müdürlüğü’ne ödediği aylık kira 1 Ocak 2022 tarihinden itibaren 2 bin lira zamlanarak 15 bin 600 lira oldu.

    “FATURALAR İLE ALEVİ TOPLUMU CEZALANDIRILIYOR”

    Konuya ilişkin PİRHA‘ya konuşan Celal Fırat faturalar ile ilgili olarak daha önceden Alevilerin kazandığı davaları hatırlattı. Mahkemeye başvurmayacaklarını söyleyen Fırat, “Mahkemeye gitmeyi bu saatten sonra zül görüyoruz. Musahip kurumlarımız daha önce benzer davalar açıp, kazandılar ama gelin görün ki Türkiye’de mahkemenin verdiği kararlar uygulanmıyor” dedi.

    Cemevlerinin Alevilerin ibadethanesi olduğunun yıllarca mücadelesini verdiklerini kaydeden Fırat, şöyle konuştu:

    “Camiler, mescitler, sinagoglar, kiliseler, havralar Anayasada ibadethane statüsünde görülüyor. Yıllarca cemevlerinin Alevilerin ibadethanesi olduğunun mücadelesini verdik. Ama ticarethane mantığıyla gördüler. Bize verdikleri değer, reva gördükleri ortaya çıkıyor. Yalnız Garip Dede özelinde değil, bütün cemevlerinde durum aynı. Karşımıza çıkarılan faturalar ile biz değil, Alevi toplumu cezalandırılıyor. Bizler de her vatandaş gibi vergimizi veriyoruz. Her şeyden vergi alınıyor. Hakkımız olanı istiyoruz.

    “ENERJİ BAKANLIĞI’NDAN ARAYIP, DÜZENLEME YAPACAKLARINI BELİRTTİLER”

    Enerji Bakanlığı’ndan bugün arayanlar oldu. Cemevlerine yönelik bu uygulama ile ilgili bir düzenlemeye gideceklerini ifade ettiler. Fakat nasıl bir düzenleme yapılacağını henüz bilmiyoruz. Bekleyip, göreceğiz. Umut ediyoruz ki bu sorun çözümlenir. Cemevlerinin ibadethane olarak tanınması gerekiyor.

    “Camilerde faturalar ödenmiyor mu?” diyenler oluyor. Evet camilerin faturasını Diyanet ödüyor. Peki Diyanet’e parayı kim ödüyor? Kimse bunu sormuyor. Diyanet, birçok bakanlıktan daha fazla bütçeye sahip. Bizden aldıkları vergileri oraya aktarıyorlar. Alevi toplumunun hakkı olanı vermeleri gerekiyor. Giderlerinin karşılanması gerekiyor. Eşit yurttaşlık istiyoruz. Çabamız bu.”

    NE OLMUŞTU?

    İstanbul Küçükçekmece’deki Garip Dede Cemevi’ne 30 bin 60 TL elektrik ve 11 bin 847 TL doğal gaz faturası geldi. CK Boğaziçi Elektrik tarafından düzenlenen elektrik faturasının ‘tüketici grubu/sınıfı’ kategorisinde ‘ticarethane tarifesi’ yazdığı görüldü.

    Barış KOP / İSTANBUL

    İLGİLİ HABERLER:

    >Garip Dede Cemevi’ne 30.000 TL elektrik faturası gelmesi tepki çekti
    >Çamur: Dergahımızın kirası 15 bin 600 TL oldu; neden Alevilerden kira alınmaktadır?

     

     

     

  • Aleviler hükümete seslendi: Kum, çimento değil, haklarımızı istiyoruz-VİDEO

    Aleviler hükümete seslendi: Kum, çimento değil, haklarımızı istiyoruz-VİDEO

    PİRHA-İstanbul’da birçok cemevi ve dergâhın, İçişleri ve Kültür Bakanlığı yetkililerince ziyaret edilerek, ihtiyaçlarının olup olmadığının sorulmasına dair Alevi kurumları ortak açıklama yaptı. “Öncelikle eşit yurttaşlık talebimizin kabul görmesi gerekiyor” denilen açıklamada, yıllardır kabul edilmeyen talepler bir kez daha sıralandı.

    AKP hükümetinin İçişleri ve Kültür Bakanlığı yetkilileri tarafından cemevlerinin ziyaret edilerek; ihtiyaçların olup olmadığının sorulmasına ilişkin İstanbul Anadolu yakası Alevi vakıfları, cemevleri ve ocaklarından oluşan 43 Alevi kurumu yöneticisi, Kadıköy’deki Şahkulu Sultan Dergâhı‘nda ortak bir açıklama yaparak Cemevlerinin ibadethane sayılmasını ve eşit yurttaşlık temelinde maddi manevi haklarının karşılanmasını istedi.

    Sarıgazi Cemevi Başkanı Erdal Sağır tarafından okunan ortak açıklamada, “Yıllar önce devlet, uzun süren çalıştaylarla Alevilerin hak taleplerini dinledi. Bütün kurumlarımız ortak taleplerini devlete ve hükümete ilettiler. Bu çalıştay sonrasında geçen uzun süre içerisinde en ufak bir talebimiz yerine gelmediği gibi, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) ve Yargıtay kararları varken; bunları uygulamadı, iletişimler yarıda kaldı” ifadelerine yer verildi.

    “Türkiye genelinde aylardır cemevlerimiz ve kurumlarımız İçişleri ve Kültür Bakanlığı yetkilileri tarafından ziyaret edilmektedir” diyen Sağır, “Bir ihtiyacımızın olup olmadığı soruluyor. Son iki günde de Marmara bölgesinde İstanbul’da toplantılara devam ediyorlar. Umarız, bu çalışma da diğeri gibi yarıda kalmaz. Demokratik, laik, hukuk devleti olarak halkımızın beklediği eşit yurttaşlık taleplerimiz gerçekleşmiş olur. Temennimiz çok hızlı karar alabilen cumhurbaşkanlığı hükümet sisteminin taleplerimizi kabul etmesi” diye konuştu.

    Sağır, Alevi kurumlarının taleplerini ise şöyle sıraladı:

    “1- Cemevlerimiz ibadethanemizdir. Bu konuda yasal düzenlemelerin yapılmasını talep ediyoruz.

    2- AİHM kararları uygulanmalıdır.

    3- Yargıtay 3. Hukuk Dairesi kararları uygulanmalıdır.

    4- Eşit yurttaşlık temelinde maddi, manevi hak ve taleplerimiz karşılanmalı.

    5- Devlet zorunlu din dersleri adı altında verdiği eğitimle asimilasyon politikalarından ve Alevi köylerine cami yapma politikasından vazgeçmelidir.

    6- Kamuda personel alımlarında ayrımcılık yapılmamalı; liyakate göre işlem yapılmalıdır.

    7- Devlet tüm inançlara eşit mesafede durmalı; inançlara ve inanç merkezlerini tarif etmemeli.

    8- Birçoğu devletin elinde veya başka kimselerce işgal altında bulunan başta Hacı Bektaş Veli Dergâhı olmak üzere Vakıflar Genel Müdürlüğü’nün elindeki tüm Alevi inanç merkezleri olan Şahkulu Sultan Dergâhı, Karaca Ahmet, Erikli Baba, Garip Dede vb. Alevi Bektaşi Dergâhları, Alevi kurumlarına verilmelidir.

    9- Devlet televizyonlarında Alevi inançlarına yer verilmelidir.

    10- Alevilere yönelik her türlü ayrımcı tutumlar, ortadan kaldırılmalı; ayrımcılık yapanlara karşı caydırıcı yaptırımlar oluşturulmalıdır. Ötekileştirilen tüm diğer gruplarla birlikte Alevileri de hedef alan nefret söylemleri, nefret suçları kapsamına alınmalıdır.

    11- Alevilerin kutsal mekanlarına yönelik yağmaya son verilmelidir. Munzur Baba, Abdal Musa, Keçeci Baba ve Alevilerce kutsal sayılan ziyaretgahların bulunduğu mekanlarda, maden, taş ocağı veya termik santral yapılmasına müsaade eden yapım ruhsatı iptal edilmelidir.”

    Barış KOP -Rıza ŞEKER / İSTANBUL

  • Şahkulu Sultan Dergahı’nın yaptırdığı öğrenci yurdu faaliyete geçmek için destek bekliyor

    Şahkulu Sultan Dergahı’nın yaptırdığı öğrenci yurdu faaliyete geçmek için destek bekliyor

    PİRHA-İstanbul’daki Şahkulu Sultan Dergahı tarafından yapılan kadın öğrenci yurdu faaliyete girmek için destek bekliyor. Gerekli duyarlılığı göremediklerini belirten Şahkulu Sultan Dergahı Vakfı Genel Sekreteri Kanber Yıldırım, barınma sorunu yaşayan öğrencilerin eylemlerine de değinerek, “Öğrenciler büyük sıkıntı içinde. Sonuna kadar da haklılar. Bu koşullarda bir üniversite öğrencisinin okuyabilmesi çok zor. Vatandaşlara çağrıda bulunuyorum. Destek olsunlar. Yurdumuzun eksikliklerini tamamlayıp, eğitime açalım” dedi.

    Öğrenciler, yurt ve ev kiralarındaki pahalılık nedeniyle Türkiye’nin birçok yerinde ‘Barınamıyoruz’ diyerek protesto eylemlerine devam ediyor.

    İstanbul Kadıköy’e bağlı Merdivenköy’de bulunan Şahkulu Sultan Dergahı’nın temelini 2012 yılında attığı ve yaklaşık 400 öğrenci kapasiteli Mustafa Necati Kadın Öğrenci Yurdu ise faaliyete geçmek için destek bekliyor. Şahkulu Sultan Dergahı Vakfı Genel Sekreteri ve Müdürü Kanber Yıldırım yurtta süren çalışmalar ile öğrencilerin başlattığı eylemlere ilişkin PİRHA‘ya açıklamalarda bulundu.

    “KARTAL BELEDİYESİ’NİN DIŞINDA BEKLEDİĞİMİZ DUYARLILIĞI GÖREMEDİK”

    Yurdun henüz faaliyete girmediğini kaydeden Yıldırım, “Ciddi aşama kat ettik fakat tam anlamıyla bitiremedik. Öğrenci odaları bitti. Ama ortak kullanım alanları, giriş ve bodrum kat halihazırda yapılıyor. Tabi gücümüz ve alabildiğimiz destek oranında yapabiliyoruz. İsterdik ki bu öğretim yılına yetişsin ama onu başaramadık. Başarısızlık yalnızca bizden kaynaklanmıyor. Beklediğimiz yerlerden gerekli duyarlılık olmayınca başarı da gelmiyor” diye konuştu.

    Yıldırım, yurdu 2021-2022 eğitim-öğretim yılının ikinci dönemine yetiştirmeye çalıştıklarını belirterek, “Bunun için yoğun çaba sarf ediyoruz. Belediyeler ile görüşüyoruz. Sosyal medyadan kampanya başlattık. Odalara isim verme kampanyası başlattık. Başarılı olursak; ikinci döneme yetiştiririz diye düşünüyoruz. Beklentimizin olduğu belediyeler CHP’li belediyeler. 14 tane belediyesi var İstanbul’da. Kartal Belediyesi’nin dışında hiçbir katkı yok” dedi.

    “ÖĞRENCİLER TARİKAT YURTLARINA YÖNLENDİRİLİYOR”

    Öğrencilerin ülke genelinde sürdürdükleri eylemlere dair de konuşan Yıldırım, şunları dile getirdi:

    “Öğrenciler büyük sıkıntı içinde. Sonuna kadar da haklılar. Bu koşullarda bir üniversite öğrencisinin okuyabilmesi çok zor. Ekonomik kriz ve pandemiden kaynaklı sorunlar herkesi gırtlağa kadar borca soktu. Gelirler düştü. Asgari ücretle geçinen bir yurttaşın veya bir köylü çocuğunun bu koşullarda okuyabilmesi mümkün değil.

    Bir öğrencinin masrafı asgari ücreti geçti. Devlet yurtları belli koşullarda öğrenci alıyor. Devlet yurtlarını karşılayacak durumda bile değil öğrenciler. Özellikle tarikat yurtlarına yönlendirilmeye çalışılıyor. Onlarda kapılarını açmış ‘av’ bekliyorlar. Dolayısıyla bu koşullarda insanların yapmış olduğumuz yurda destek olmaları gerekiyor. En azından 400 öğrenciye ev sahipliği yapabilecek bir yurt yapılıyor.”

    “CEMEVLERİMİZİN KAPISI AÇIK FAKAT KALICI ÇÖZÜM GEREKLİ”

    Pir Sultan Abdal Kültür Derneği‘nin (PSAKD) öğrencilerin yaşadığı barınma sorununa ilişkin yaptığı, “Tüm cemevlerimizin kapılarını ön koşulsuz, şartsız ve ücretsiz tüm öğrencilerimize açıyoruz” şeklindeki açıklamayı da değerlendiren Yıldırım, “Bunlar çözüm değil. Bizde aş ve barınma konusunda destek oluruz ama bunlar geçici çözümlerdir. Kalıcı değil. Öğrencilerin çağdaş, yaşanabilir koşullarda eğitim almaları gerekiyor. Vatandaşlara çağrıda bulunuyorum. Destek olsunlar. Yurdumuzun eksikliklerini tamamlayıp, eğitime açalım” şeklinde konuştu.

    Barış KOP / İSTANBUL

     

  • ‘Bir tarafın çektiği acı diğer tarafı sevindiriyorsa oturup düşünmeli’-VİDEO

    ‘Bir tarafın çektiği acı diğer tarafı sevindiriyorsa oturup düşünmeli’-VİDEO

    PİRHA- “70 yaşındayım, Türkiye’de hiçbir bakanın istifa ettiğini görmedim. Toplumun bir kesiminin çektiği acı diğer tarafı sevindiriyorsa oturup düşünmeliyiz. Biz ya ortak sevineceğiz ya ortak üzüleceğiz.”

    Şahkulu Sultan Vakfı Başkanı Mehmet Çamur yerel seçimlere, Kemal Kılıçdaroğlu’na yapılan saldırıya ve tecridin kaldırılması için 170 gündür açlık grevinde olan DTK Eş Başkanı ve HDP Hakkari Milletvekili Leyla Güven’in durumuna ilişkin Pir Haber Ajansı’na konuştu.

    Seçimlerde farklı sınıflardan, katmanlardan ve inançlardan olan insanların bir amaç uğruna bir araya gelebileceğini belirten Çamur, “İnsanların birbirine gereksinimleri var. Farklı amaçları olabilir. O amaca ulaşılana kadar belirli noktalarda birleşerek o amaca ulaşma olanağına daha çabuk sahip oluruz” dedi.

    “TOPLUM KORKMUŞ VE KORKUTULMUŞ”

    Seçim sonuçlarını sevindirici bulan Çamur, “Toplum korkmuş, korkutulmuş. Artık sandıkta bir şey çıkmaz çıksa da bunu çeşitli yöntemlerle kendi lehlerine çevirebilirler diye insanların son dönemlerde artık sandıklardan da umudu kalmamıştı. Çünkü seçim akşamı bir buçuk saatte tek bir ajansta verilen bilgilerle seçim sonuçlanıyor. Muhalefet tarafından yapılan itirazların hiçbiri ciddiye alınmıyor. Ama şimdi iktidar kanadından yapılan itirazların hepsi gündeme alınıyor, görüşülüyor” şeklinde konuştu.

    “DEMOKRASİ YAŞATILMALI”

    Örgütlülüğün olmadığı, sendikal hakların olabildiğince kısıtlandığı, özgür bir toplumsal sözleşmenin olmadığı bir ortamda asgari müştereklerde bir araya gelerek demokrasinin yaşatılması gerektiğinin altını çizen Çamur sözlerini şöyle sürdürdü:

    “Dünyanın temel klasikleri, sosyalist klasikleri ve sosyalist dergileri özellikle 1960-70 yılları arasında yayınlandı. Bu toplum bir şeylere o zaman erişebildi. 1971 yılında o zamanın Genelkurmay Başkanı Memduh Tağmaç ‘Sosyal gelişmenin hızı ekonomik gelişmeyi aşmıştır öyleyse bu sosyal gelişme durdurulmalıdır’ demişti. O dönemin başbakanı Süleyman Demirel ise, ‘Bu Anayasa lükstür’ demişti. Ve  61 Anayasasını budadılar. Ama tamamen yok edemediler. Yine demokratik özler taşıyordu. Sonra bir takım terör örgütlerini devreye soktular, uluslararası istihbarat devreye girdi. Türkiye’de aynı silahla sabah bir solcu ve yine öğleden sonra aynı silahla bir sağcı öldürülmeye başlandı. Din sömürüsü olabildiğince arttı. Toplum her gün 30-40 ölü ile uyanıyordu. Korkunç bir şeydi. Bu elbette ki rast gele bir olay değildi. Bu uluslararası bir işti. Kenan Evren yetki istemişti bu olayları durdurmak için. Süleyman Demirel ‘Hangi yetkiniz eksik ise verelim’ dedi. Ama yetkide istemediler olaylara seyirci kaldılar. Sonra geldiler 61 Anayasasında ne varsa tümünü yok ettiler. Anayasayı rafa aldılar yeni bir anayasa yaptılar. O anayasalar bu topluma dar geldi. Açık ve net bir şekilde tekelci, uluslararası işbirlikçi sermayenin çıkarlarını esas alan işler getirdiler.”

    “ASKERİ DİKTA DÖNEMİNDE BİLE HUKUKUN OLDUĞUNU GÖRDÜM”

    Çamur, “Askeri dikta döneminde bile hukukun olduğunu gördüm. Tamamen mi? Tabi ki hayır. Ama bugünkü gibi değildi. İnsanlar savunmasını yapabiliyordu. Hakimler nispeten özgürdü. Tabi ki yanlış bir sürü karar verdiler. Örneğin Erdal Eren’in yaşını büyütüp 17 yaşındaki çocuğu idam ettiler. Ama genel olarak baktığımız zaman o zaman hakimler nispeten göreceli olarak özgürdü, çokta karışmıyorlardı. Askeri mahkemelerdeki hakimlerin çoğu sivil hakimlerdi. Savunmanın, hukukun misyonları dikkate alındığı mahkemelerdi. Kenan Evren döneminden bahsediyorum. Ama günümüz koşullarında bu yok” diyen Çamur şöyle devam etti:

    “90’lı yıllarda sevdiğimiz sevmediğimiz bir sürü Cumhurbaşkanı ve başbakan geldi geçti. Bunlardan nadir olanını sevdik. Ama yine o insanlar toplumu bugünkü kadar germedi. Demiri bu derece ısıtarak, toplumu kutuplaştırarak, birbirine düşman ederek sürekli bir gerginlik ortamı oluşturdular. Herkes terörist, herkes düşman, herkes zillet, herkes alçak, herkes şerefsiz söylemleri ile toplumu bu noktaya getirdiler.”

    “DEMOKRASİ BİR EMEK İŞİDİR”

    Demokrasinin bir emek işi olduğunu dile getiren Çamur, “Demokrasi toplumdaki farklı sınıfların çıkarlarını bir noktada dengelemeye dayanır. Elbette ki sonuçta burjuvazinin hükümleri geçer ama sen örgütlenmişsen o yasalardan kendine bir şey alabiliyorsun. 70’li yıllarda sendikalar gayet genel grev yapıyorlardı böyle sudan sebepler ile grevler ertelenmiyordu. Adamlar özgürce toplu sözleşmeler yapıyordu. Bu sendikal özgürlükleri getiren de bir askeri darbedir. 27 Mayıs Anayasası ile gelmiştir. Anayasa topluma bu hakları verdi. Ama inanın toplum bunu mücadele vererek almadı. Eğer gerçek anlamda toplum mücadele vererek bu hakları alsaydı kimse bu haklara dokunamazdı. Ancak tepeden verilen hak tepeden alındı. Bir askeri hareket bu hakları verdi bir askeri hareket o hakları tekrar senden aldı. Çünkü o haklara sahip çıkacak örgütlü gücün yok” diye konuştu.

    “TÜRKİYE’DE HİÇBİR BAKANIN İSTİFA ETTİĞİNİ GÖRMEDİM”

    Geçtiğimiz günlerde Ankara Çubuk’ta CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’na yönelik yaşanan saldırılara ve linç girişimine tepki gösteren Çamur, şunları ifade etti:

    “Bizim gibi laik, Cumhuriyetçi, demokrat görüşlere sahip olanlar sesini nerede duyurabiliyor? Ne kadar insan bir araya gelerek bir şeyleri protesto edebiliyor ve bir hak talebinde bulunabiliyor? Kemal Bey kalkmış bir şehidin cenazesine katılmış. İçişleri bakanı daha önce bildiri yayınlıyor ve valilere talimat veriyor. ‘Muhalefet partilerini şehit cenazelerine almayın’ diyor. Kemal Kılıçdaroğlu’na saldırı gününden sonra savunma bakanı çıkıp ‘teşekkür ediyor’ ve ‘mesajlar alınmıştır’ diyor. MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli ise, ‘Sen orada 9.3 oy aldın niye gidiyorsun oraya?’ diyor. Ağır ithamlarda buluyorlar. Demokrasi ile yönetildiğini iddia eden bir ülkede böyle bir şey olmaz. Ana muhalefet liderine saldırı olacak ve buna çeşitli çeşitli gerekçeler uyduracaksın. Oysa hiçbir gerekçe uydurmadan evet bu ana muhalefet liderine yapılan saldırı topluma yapılmıştır. Onun İstanbul’da gösterdiği aday 4 milyon oy almış. Demek ki bir toplumsal tabanı var. Sen bunu yapamazsın buna. Burada sorumluların derhal istifa etmesi lazım. Ben 70 yaşındayım Türkiye’de hiçbir bakanın istifa ettiğini görmedim. Ama demokrasi olan ülkelerde en ufak bir tren kazasında bir kişi bile ölse oradan sorumlu bakan hemen istifa ediyor. Başbakan istifa ediyor. Bizde böyle bir şey göremedim.”

    “HER HAK TALEBİ ŞİDDETLE BASTIRILIYOR”

    Tecride karşı 170 gündür açlık grevinde olan Leyla Güven’in durumuna ilişkin de konuşan Çamur şunları dile getirdi:

    “Bir Fransız düşünür, ‘Senin düşüncene katılmıyorum ama senin düşünceni özgürce ifade edebilmeni savunuyorum’ diyor. Herkes bizim gibi düşünmek zorunda değil. İnsanlar farklı düşünür. Her hak talebi şiddetle bastırılıyor hiç kimseye göz açtırılmıyorsa ve herkesi hain, düşman görüyorsak nasıl bu toplumda yaşayacağız. Herkes birbirine hain, satılmış, zillet derse nasıl bu toplumda bir arada yaşama kültürünü edineceğiz. Bir ulus demek kederde veya sevinçte ortak olan insanların topluluğudur. Eğer bir tarafımız kederlenirken bir tarafımız seviniyorsa burada ortak yaşama kültürü bitmiştir. Yurt toplumun tüm kesimleri ile savunulur. İnsanları ortak müştereklerde buluşturarak onun sorunlarına çözüm bularak her şey silahla olmuyor. Oturup konuları müzakere edip bunun çözüm yolu yöntemi nedir bulacaksın ve bulmakla sorumlusun. Ancak insanlar kendini ifade edemiyorsa, sorunlarına çözüm üretilmesine izin verilmiyorsa ne olacağını gördük. Uygar ülkelerde olduğu gibi sorunları masaya yatıracaksın, çözüm yollarını bulacaksın, toplumun çeşitli kesimlerinden görüş alacaksın bunları sentezleyeceksin ve toplum huzura erecek. Bu benim gibi düşünmüyor diye aydını alınırken sesini çıkarmıyorsan, sendikacısı alırlarken sesini çıkarmıyorsan sıra sana geldiğinde sana sahip çıkacak kimse kalmayacaktır. Onun için aklımızı başımıza toplayalım. Toplumun bir kesiminin çektiği acı diğer tarafı sevindiriyorsa oturup düşünmeliyiz. Biz ya ortak sevineceğiz ya ortak üzüleceğiz. Ama sorunlarımızı silahla değil demokratik yöntemler ile çözmeye çalışacağız. Demokratik yöntemler uzun ve sorunludur ama başka da yol ve yöntemler yok.”

    PİRHA/İSTANBUL

  • Şahkulu Alevi Kitap Fuarı’nın ziyaretçileri: Asimilasyona karşı bir duruş burası- VİDEO

    Şahkulu Alevi Kitap Fuarı’nın ziyaretçileri: Asimilasyona karşı bir duruş burası- VİDEO

    PİRHA- “3. Şahkulu Alevi Kitap Fuarı”nın ziyaretçileri Alevilik ile ilgili kitaplara ulaşmak için fuarın kolaylık sağladığını söyleyerek, “Asimilasyona karşı bir duruş fuar” vurgusunu yaptılar.  Fuar bu akşam sona eriyor. 

    Türkiye’de bir ilk olan “3. Şahkulu Alevi Kitap Fuarı”nın üçüncüsü bu yıl gerçekleşiyor. Bugün ise fuarın son günü.  Genç, yaşlı yurttaşların Şahkulu’ndaki kitap fuarına ilgileri oldukça fazlaydı.

    40’a yakın yayınevi, 30’un üzerinde yazar ve araştırmacının katıldığı fuar, imza günleri ve söyleşiler ile devam etti. Son gün olan bugün de, ‘Alevilik ve Alevi Örgütleri’, ‘Alevi Medyası’, ‘Aleviler ve Medya’, ‘Alevilik ve İslam’, ‘Kerbela ve Matem’ başlıklı söyleşiler yapılıyor.

    Aleviliğe ilişkin kaynaklara ulaşmakta kolaylık sağlayan, böyle bir fuarda olmaktan mutluluk duyan okurlara mikrofon uzattık.

    “KİTAP OKUMAYI ÇOK SEVİYORUM”

    Gülperi Ateş, “Kitap fuarlarını takip ediyorum. Kitap okumayı çok seviyorum. Dursun Gümüşoğlu’nun kitabını aldım” diyor.  Önceki fuarların bu üçüncüsüne göre daha da hareketli olduğunu söyleyen Gülperi Ateş, havanın kötü ve hafta içi olmasından kaynaklandığını düşünüyor.

    “Bu kültür çok yüce bir kültür dile gelmesi lazım” diyen Ateş, yine de Alevilik ile ilgili kaynakları yetersiz buluyor.

    Nuri Tutam da, “Bilgi öğrenmek herkesin istediği bir şey olması lazım. Bilgi edinmeyen insan hayatta sayılmaz” diyor.

    Fuarı çok güzel bulan Hasan Çolakoğlu, “Bütün kesimlerden yazarların kitapları da keşke burada olsaydı” diyerek de eleştirilerini sunuyor.

    “Kitap demek bizim her şeyimiz demek” diyen Döndü Bulut da fuar için dergaha gelmemiş olsa da bu tür faaliyetlerin olmasından oldukça memnun. Bulut, “Alevi olduğum için gurur duyuyorum” diyor.

    “ESKİDEN ‘ALEVİYİM’ DEMEK YA DA GAZETEYİ SATMAK YASAKTI”

    Halk Ozanı Ali Ekber Gülbaş da fuara gelenler arasında. Gülbaş, Alevi kitaplarının böyle serbestçe satılıyor olmasından çok memnun. Nedeni ise eskiden bırakın fuar açılması Aleviliğe ilişkin bu tür kitap ve dergilerin yasaklandığını şu sözlerle anlatıyor:

    “1966-67 yıllarında Cem dergisi ve Ehlibeyt gazetelerinde çalışıyordum. O günkü gazeteler bayii bulamıyorlardı satmaya. Tanıdıklar ancak tezgahın altından alırlardı. ‘Aleviyim’ demek ya da gazeteyi satmak mümkün değildi. Onun için şimdi böyle fuarların olmasından çok memnunum.”

    “ALEVİLER ÜZERİNDEN KENDİLERİNİ TEMİZE ÇEKİYORLAR”

    Alevilere yönelik hala baskıcı uygulamaların devam ettiğini söyleyen Gülbaş, “Alevilerin yemeği yenmez’, ‘Kız alıp verilmez’ gibi alabildiğince yobaz kitlenin kendilerine göre Alevileri suçlamaya yönelik söylemlerde bulunuyorlar. Kendi bütün kötülüklerini Aleviler üzerinden temize çekmeye çalışıyorlar. Bunların gerçek İslam ile hiçbir ilgisi yoktur. Emevi zihniyetini sürdürmeye çalışıyorlar” ifadelerini kullanıyor.

    ASİMİLASYONA KARŞI KİTAPLA KARŞI DURUŞ

    Dersim Pülümürlü olan Fatma Çelik ise “Asimile oluyoruz artık. Yolumuz inancımız kayboluyor. Yazık günah değil mi? Onun için ben Alevilik ile ilgili kitapları alıyorum. Okuyorum. İnşallah torunlarım da okur.

    İnternette her şey ulaşılabilir olsa da yine de katkı amaçlı da olsa kitaplara sahip çıkılması gerektiğini söyleyen Çelik, “O kadar emek verilmiş. Ben buna 50 lira versem fakir mi olurum” diyor.

    PİRHA/İSTANBUL

  • ABF, ADFE ve AVF, düzenledikleri ‘Nevruz Cemi’nde eşit yurttaşlık hakkı istedi-VİDEO

    ABF, ADFE ve AVF, düzenledikleri ‘Nevruz Cemi’nde eşit yurttaşlık hakkı istedi-VİDEO

    PİRHA- Baharın uyanışı olarak da bilinen Newroz, Şahkulu Sultan Dergahı’nda gerçekleşen Nevruz cemi ile karşılandı. Barış mesajlarının verildiği etkinlikte Alevilerin eşit yurttaşlık haklarının yerine getirilmesi çağrısında bulunuldu.

    Alevi Bektaşi Federasyonu; Alevi Vakıflar Federasyonu ve Alevi Dernekler Federasyonu ile birlikte Şahkulu Sultan Dergahı’nda 21 Mart Hz. Ali’nin doğum günü vesilesiyle ‘Sultan Nevruz Cemi’ düzenledi. Kurum başkanlarının konuşmaları, deyiş dinletisi ardından  cem yapıldı.

    Alevi kurum temsilcileri, dede, pir, taliplerin de bulunduğu çok sayıda kişi ‘Nevruz cemi’ne katıldı. Lokmaları ile dergaha gelenler türbeleri gezerek dualarını edip mumlarını yaktı.

    Dergah dedelerinden Musa Güzel’in verdiği duanın ardından aklın, temizlik, paklığın simgesi olduğuna inanılan süt dağıtıldı. Sütün dağıtılmasının ardından Newroz etkinliği başladı. Saygı duruşu ile başlayan etkinliğin açılış gülbengini Eren Yıldırım dede okudu.

    KUTUPLAŞMANIN ORTADAN KALKTIĞI BİR NEWROZ DİLEĞİ

    İlk konuşmayı Gazeteci -yazar Necdet Saraç yaptı. Saraç, “Yüzlerce yıla yayılan geleneği inançla buluşturuyoruz. Selamlıyorum bu buluşmayı. Newroz hangi dilde, kimlikte anılıyorsa anılsın ortaklığı yeni güne başlamaktır. Bugünün önemini yaşamı yeniden yorumlamaktır. Yalnızca Ortadoğu coğrafyası değil pek çok kesim Newroz’a anlamlar yüklemiştir. İnsanlar yeniyi umutla birlikte anarlar. Onun için Newroz Aleviler açısından kendine biçtiği yeni misyonlarla ifade ediyor. Bugünü büyütmenin yolu kutuplaşmaları, ayırmaları ötekileştirmeleri bu tür dillerin ortadan kalkmasına bağlıdır. Şiddeti ve savaşı yok etmekten geçiyor. Bugün barış için kardeşlik için yeni bir barış dili özellikle Aleviler için eşitlik yurttaşlığın öne çıkardığı bir gün olmasını diliyorum” ifadelerini kullandı.

    “TABİATIN YANI SIRA BİZLER DE UYANALIM”

    Alevi Dernekler Federasyonu Başkanı Zeynel Şahan dede günün anlam ve önemine değinen bir konuşma yaptı. Şahan dede şöyle konuştu:

    “Newroz yeni bir gün yeni bir doğuşun ayağa kalkışın adıdır. Tabiatın ayağa kalkması demektir. Öyleyse bu tabiatın ferdi olan bizler de uyanalım, dik duralım. Ruhen ve bedenen ayağa kalkmanın adıdır Newroz. Asya ve Mezopotamya toplulukları bu bayramı asırlardır kutlamaktadır. Herkesin kendine özgü gelenek ve göreneklerince kutlanmaktadır. Aleviler olarak buna farklı anlam kazandırmışız. Doğanın doğuşunun yanı sıra Hz. Ali’nin doğum günü olarak kutlamaktayız. Paylaşmanın, barışın adıdır Newroz. Benliklerimizden, nefsimizden kurtulamazsak bu birliğe hiçbir katkımız yoktur. Bunlardan kurtulmamız lazım. Köstek olmak isteyenler varsa bu toplum onların hesabını görecektir. Bu toplum kavgadan, savaştan yana değil tüm insanların barışından yanadır. Edremit’teki çalıştay güzel sonuçlar ortaya koydu. Sizlerin bir olarak cem olmanız dışarda kalanlara ışık olacaktır. Süt aklın temizliğin paklığın sembolüdür. Onun için süt dağıtırız. Hz. Fatıma’yı temsil eder. O yüzden analar baş tacıdır. Bu Newroz’un birlik ve beraberliğe öncü olması dileğiyle.”

    “HUKUK DEVLETİYSENİZ BU MASAYA OTURMAK ZORUNDASINIZ”

    Alevi Vakıflar Federasyonu Genel Sekreteri Hakkı Ergin de karanlığın aydınlığa mağlup olduğu böyle bir günde eşit yurttaşlık haklarının hukuk zemininde yürütülmesi gerektiğini söyledi. Alevilere ilişkin AİHM’in zorunlu din derslerinin ayrımcılık olduğuna, cemevlerinin Alevilerin ibadethanesi olduğuna ve Alevilere genel bütçeden pay ayrılmasına ilişkin verdiği karara rağmen hala iç hukukta karşılık görmediğini söyledi. Ergin, alınmış bu kararların hayata geçmesi için verilen mücadelelere rağmen OHAL ve savaş bahanesiyle ertelenip durduğunu ifade ederek, “Uluslararası alanda bir hukuk devleti kalacaksanız bu masaya oturmak zorundasın” dedi.

    Diyanet’in son açıklamasına da değinen Ergin, “İsminin önünde Prof. yazan birinin Diyanet’in başında olması utançtır. Alevilerin ibadethanesi cemevi, ibadet şekli de cemdir. Bugünün barışa kardeşliğe hizmet etmesini diliyorum” ifadelerini kullandı.

    “ALEVİLERE DON BİÇMEK İSTEYENLERİ KABUL ETMİYORUZ”

    Alevi Dernekler Federasyonu, Alevi Vakıfları Federasyonu ve Alevi Bektaşi Federasyonu adına yapılan ortak açıklamayı Alevi Bektaşi Federasyonu Genel Başkanı Muhittin Yıldız okudu.

    Yıldız, gece ile gündüzün eşitlendiği 21 Mart Nevruz’unun bütün Ortadoğu ve Orta Asya halkları için ‘Yeni Gün’ anlamına geldiğini söyledi. “21 Mart ilkbaharın hayat bulduğu, tüm tabiatın yeniden canlandığı, kış uykusuna yatan canlıların toprak altından yeryüzüne çıktığı ve yeni bir hayatın başladığı gündür” diyen Yıldız, birlik günü anlamına gelen bugünün ruhuna uygun davranmak için üç Alevi federasyonu olarak bir araya geldiklerini vurguladı.

    Yıldız, böyle kutsal bir günde Hz. Ali’yi ve Nevruz’u alet ederek, Alevileri siyasi çıkar aracı olarak kullanmak isteyenlerin tavrının da, Alevilere kendilerine göre don biçmek isteyenlerin tavrının da kabul edilemez olduğunu söyledi.

    “CEMEVLERİNİ İBADETHANE OLARAK GÖRMEYENLERİ KINIYORUZ”

    Yıldız, “Böyle kutsal bir günde farklı inançları bir zenginlik olarak görmeyip, inançlar ve kimlikler arasında kutuplaştırma yaratanları, Alevilerin ibadethanesi olan cemevini ibadethane görmemekte ısrar eden Diyanet İşleri Başkanlığı’nı da, cemevlerini ibadethane olarak kabul etmek istemeyen herkesi de kınıyoruz” ifadelerini kullandı.

    Yıldız, herkesin dilediği gibi inandığı, dilediği gibi ibadet ettiği, şiddetin ve ayrımcılığın, nefretin ve savaşın olmadığı barışın ve kardeşliğin hakim olduğu günler dileyerek herkesin Newroz’unu kutladı.

    Sanatçı Cengiz Sağlam’ın deyişlerini seslendirmesinin ardından Nevruz cemi yapıldı. Cem, lokmaların dağıtılması ile son buldu. (HABER MERKEZİ)