Etiket: saime topçu

  • Topçu: Devlet, depremi fırsata çevirerek Alevi hattını demografik değişime uğratmak istiyor

    Topçu: Devlet, depremi fırsata çevirerek Alevi hattını demografik değişime uğratmak istiyor

    PİRHA- DAD önceki dönem Eş Genel Başkanı Saime Topçu, depreme dair kaleme aldığı yazısında, devletin depremin etkisinde olan Kürt, Arap ve Alevi hattını fiziksel ve kültürel soykırım politikaları akabinde demografik dönüşüme uğratmak istediğine vurgu yaptı.

    Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) önceki dönem Eş Genel Başkanı Saime Topçu, depreme dair kaleme aldığı yazısında devletin Kürt, Arap ve Alevi hattını demografik dönüşüme uğratarak kültürel soykırımı tamamlamayı hedeflediğini belirtti.

    Topçu, depremin etkilediği Maraş, Malatya, Adıyaman ve Hatay’daki Alevi hattını hatırlatarak , OHAL ile birlikte hedefin bu Alevi hattının demografik dönüşüme uğratılarak nihai asimilasyon sürecinin nüfus yapısıyla da sonlandırılmak olduğuna işaret etti.

    Maraş merkezli depremler sonrasında 11 kentte yaşanan yıkım ve kentlere günlerce yardım gitmemesi on binlerce insanın ölümüne, yüz binlercesinin de yaralanmasına neden olduğunu kaydeden Topçu, depremin üzerinden 1 ay geçmesine rağmen milyonlarca insan barınma sorunu nedeniyle başka şehirlere göç etmek zorunda bırakıldığı gerçeğine dikkat çekti.

    “İHMALKARLIKLARINA FITRAT DEDİLER”

    DAD önceki dönem Eş Genel Başkanı Saime Topçu’nun Nuh’a Haber Salın Gelsin Tufan Görsün” başlığıyla kaleme aldığı yazısı şöyle:

    “Dersimde por sipilerimizin, kamillerimizin, söylediği çok kıymetli bir söylem var.
    Ateş kirlenirse toprak yıkar!
    Toprak kirlenirse su yıkar!
    Su kirlenirse vicdan yıkar!
    Vicdanı olmayan zalim, suyu kana çevirir!
    Ateşi söndürür, toprağı, kirletir ve kendini bitir..

    22 yıldır görevde olan AKP iktidarı her alanı kirletti, yozlaştırdı. Yaşamsal olan her şeyi tüketti. Yürüttüğü kirli politika gereği her şeyi ranta talana çevirdi ve denetimsizliklerini hep nasıl kâra çevirecekleri üzerine yoğunlaştılar ve sözde açıkladıkları reform paketleriyle bir şeyler yapıyorlarmış gibi bir algı yarattılar. Bu da tabii ki yasal statüye uymayan kesimler ‘’yandaşları’’ için fırsata döndü, denetimsiz kaçak yapılara imar aflarıyla övünüp durdular. Kendi ihmalkarlıklarına kaza kader fıtrat dediler hiç üzerlerine almadılar, utanmalılar da.

    TOPLU MEZARLAR, ENKAZ ALTINDAKİ BEDENLER, KİMSESİZ ÇOCUKLAR …

    Bilim adamlarının uyarılarını görmezden, duymazdan gelip bugünkü depremin ağır bilançolara dönüşmesini sağladı. 6 Şubat Pazartesi günü Kahramanmaraş’ın Pazarcık ve Elbistan ilçelerinde meydana gelen 7,7 ve 7,6 büyüklüğündeki depremler;  Gaziantep, Şanlıurfa, Diyarbakır, Adana, Adıyaman, Osmaniye, Hatay, Kilis ve Malatya’da hissedildi. Büyük yıkıma dönüştü STK’lar partiler, gönüllüler, kurtarma ekipleri dayanışma için deprem bölgelerine ulaştı ama hükümet bir türlü ulaşamadı. Bizi kıskanan batı ve bizi tehdit eden akın akın bize kurtarma ekipleriyle köpekleriyle doktorlarıyla koşup gelen düşmanlarımız  ve hala akıbeti belli olmayan kendilerinden haber alınamayan hükümeti . Bugün hala durum içler acısı taş üstünde taş kalmadı hala  ulaşılmayan yardım gitmeyen köyler mahalleler  yangınlar ve enkaz altında kalan insanların sağır eden çığlıkları “sesimi duyan var mı!”.  Ve diyanetin, depremzedelerin enkaz altından yükselen  çığlıklarını bastıracak şekilde sela okutmasını ve enkazda tek bir taş bile kaldırmayıp sadece ölümün siyasetini yapan, tekbir getiren güruh  enkaz altında ölüme terk edilen canlar ve enkaz altında kalan ölü bedenler. Artık herkesin ortak acısı ve yarası var ve her hanede kayıplar ve rastgele kaldırılan enkazdan geriye hiçbir parçası  kalamayan kayıp cenazeler. Toplu mezarlar, kaldırılamayan enkaz altında çürüyen ölü bedenler, tarikatların pençesinde kimliği tespit edilemeyen kimsesiz çocuklar. Her hanede her dilde yükselen ağıtlar Ya Xızır sen yetiş darımıza!

    “ZELZELE TERTELEYE DÖNÜŞTÜ”

    Dünyanın en büyük 3’üncü ordusuna sahip olan Türkiye Cumhuriyeti devleti neden ordusunu, emniyetini seferber etmedi? Neden bir kararname çıkarmadı? Zelzele nasıl terteleye dönüştü? Çünkü AKP kendi iktidarını kaybetme korkusuyla ordunun darbe olasılığını göz önünde bulundurarak orduya bu işe bulaştırmadı. Deprem bölgesinden depremzedeler bütün kesimlerden hepimiz sorduk; ordu, polis nerde o nerde bu nerde diye. Reisimiz bize hakaret eti tehdit etti parmak salladı Emaysa protokolü ilk olarak 7 /7 1997 tarihinde genel kurmay bakanlığı arasında imzalanıyor. Bu protokolle birlikte askerin, polisin yeterli olmadığı durumlarda toplumsal olaylara müdahalesine dönük bir düzenleme zorunlu kılınmış oldu. AKP 2002 iktidar oluyor

    Bu protokol darbeye zemin hazırlıyor gerekçesiyle 4 Şubat 2010 tarihinde iptali sağlanıyor bunun hemen akabinde Recep Tayyip Erdoğan cumhurbaşkanı oluyor. 2017 ‘de anayasa değişikliğine gidiyor EMASYA protokolünü kaldırıyor. Ne hikmetse 14 Temmuz 2016’da 6722 sayısı yasa ile tekrar yürürlüğe giriyor,  hemen ardında 15 Temmuz darbe girişinden sonra çarçabuk kaldırıyor.

    ALEVİ HATTI, DEMOGRAFİK DEĞİŞİM VE İNSANSIZLAŞTIRMA

    Devletin duyarsızlığının önemli ikinci hususu da depremin güney hattı olması yani Kürt, Arap ve Alevi hattı olması gereğiyle de müdahale gecikti. Nedeni Hatay, Adıyaman, Maraş hattının demografik yapısını değiştirmek ve insansızlaştırmaktır. Çünkü cumhuriyet kurulduğundan beri yarım kalan kültürel soykırımı tamamlamaktır muratları ve OHAL’i çıkararak bunu meşrulaştıracaklarını biliyoruz.

    “ÇADIRIMIZI, GIDAMIZI, KANIMIZI SATIYORLAR”

    Hükümetin yapması gerekeni,  halk şu an yardımlaşmayı dayanışmayı büyütüyor ekonomik psikolojik ve sosyolojik olarak adeta Kızılhaç gibi çalışıyor ve devlet resmen alenen bunu engelliyor.  Bölgelere gönüllü giden  insanları engelleyen, gelen yardımları el koyan tofan kurumun adı AFAD en büyük çözümleri her zamanki gibi çözümsüzlük olmuştur. Hiçbir şeyi koordine edemedikleri gibi cemevlerimize kayyum atayıp gönüllü dayanışma gösterenlerimde sürekli engellemekte. Avrupa’dan  gelen onca yardım çadır konteynerler nerede? Akıbeti bellide belirsiz. E tabii bir de tüccar kurumumuz Kızılay’ımız var. Onca deprem vergisi olan devlet elinde halka dağıtacak çadır yok. Sağ kalanlarda soğuktan ölecek umurlarında değil. Fakat bizim yardım kuruluşumuz çadırlarımızı, kanlarımızı, gıdalarımızı milyonlara satmaktan utanmıyorlar. Öylesine pervazsızlar ki, öylesine omurgasız ve onursuzlar ki bir tane istifa yok. Bu halk acısını içine gömer o sürekli gösterilen parmağı kırar. Gereğini yapar.

    “HAKKIMI HELAL ETMİYORUM”

    Toprak Ana kabul etmemeli, bağrına basmamalı bunları; kusmalı, kusmalı. Helallik istemiş reisimiz. Kürt alevi bir kadın olarak  hakkımı asla helal etmiyorum. Depremde yitirdiğimiz tüm canlarımızın önünde özümüz ile dardayız. Cümlesinin devri aaim ola. Nefesi ile kemalete ulaşa. Xızır’ın varlığı, Pir’in hakikatinde ola. Dil bizden, nefes Ana’dan ola. Ya Xızır sen gerçeksin. Gerçeğin demine hü..”

    PİRHA/İSTANBUL

  • Alevi kadınlar panelde buluştu: Kadın hakikatin kendisidir, inancımızla örgütleneceğiz-VİDEO

    Alevi kadınlar panelde buluştu: Kadın hakikatin kendisidir, inancımızla örgütleneceğiz-VİDEO

    PİRHA-  8 Mart Emekçi Kadınlar Günü için Demokratik Alevi Dernekleri’nin Gebze Ana Fatma Cemevinde düzenlediği panelde buluşan Alevi kadınlar; “Kadın hakikatin kendisidir. İnancımızla örgütleneceğiz, direncimizle özgürleşeceğiz” dedi.

    Demokratik Alevi Dernekleri (DAD), 8 Mart dolayısıyla Gebze Ana Fatma Cemevinde bir panel gerçekleştirdi. Nebahat Çelik Ana’nın çerağ uyandırmasıyla başlayan etkinlikte depremde yaşamını yitirenler için dara duruldu.

    Panelde Özgür Hukukçular Derneği’nden (ÖHD) Elif Taşdöğen, DAD Eş Genel Başkanı Kadriye Doğan, alternatif tarih araştırmacısı Fatma İzol konuşurken, moderatörlüğü ise Saime Topçu üstlendi.

    “KADINLARIN BİLİNÇLENMESİNİ İSTEMİYORLAR”

    Kadın mücadelesinin hukuki boyutlarıyla ilgili olarak konuşan Taşdöğen, “Bütün kanunlar bu zamana dek erkeklere göre yapılmıştır. Günümüzde kanunlara baktığımızda kazanımlar kadınların mücadelesi ile elde edilmiştir. Tecavüz sonucu yargılanan erkeklerin iyi hal ile gerekli cezaları almadığının farkındayız. Cezaların yetersizliğinin erkek şiddetini meşrulaştırdığını görüyoruz. Kadınların öz gücünün farkında oldukları için ellerinden geldikçe bilinçlenmesini istemiyorlar” ifadelerini kullandı.

    Fatma İzol ise “Kadının öğretmenlik vasfı her şeyin önündedir. Kadın tarihsel aşamalarda dinsel olarak öncüdür. Kadınlar üzerindeki ilk cins kırılması din üzerinden yapılmıştır. Diğer yandan devletin kadınlar üstünde kurduğu erkek çocuk doğurma baskısı sistematik olarak sürdürülmektedir. Bu baskı devletin çıkardığı savaşlar ile devamını sağlama politikasının bir sonucudur” dedi.

    “DEVLET ALEVİ BÖLGESİ OLDUĞU İÇİN ENKAZ ALTINDA BIRAKTI” 

    Saime Topçu da şunları söyledi :

    “Yaşadığımız depremin bu denli bir facia yaratmasındaki sebep AKP hükümetinin kirli politikalarıdır. Deprem doğal bir afettir fakat önlenebilir. Devlet sırf Alevi bölgesi olduğu için insanları enkaz altında bıraktı. Bu hattın Kürt, Arap ve Alevi hattı olmasından kaynaklı yardım gitmedi. Devlet bu dönemde sürekli kabadayılık yaptı. Hedef gösterdi. Halka parmak salladı. Ben bu süreçte özellikle kadınların halka sallanan parmağı kıracağına inanıyorum.”

    Kadriye Doğan ise deprem bölgelerindeki izlenimlerini aktardı.

    PİRHA/İSTANBUL

     

     

     

     

  • Saime Topçu: Aleviler, asimilasyon politikalarına karşı direnmek için etkili ve doğru yöntemler geliştirmeli

    Saime Topçu: Aleviler, asimilasyon politikalarına karşı direnmek için etkili ve doğru yöntemler geliştirmeli

    PİRHA-DAD önceki dönem Eş Genel Başkanı Saime Topçu, Yeni Yaşam Gazetesi’nin Kadın ekinde kaleme aldığı yazısında, AKP’nin Kültür ve Turizm Bakanlığı bünyesinde ‘Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’ oluşturmak istemesini eleştirerek, “AKP iktidarı ‘alevi açılımı’ yapıyormuş gibi bir algı yarattı. Alevilerin sorunları maddi ihtiyaçlarmış gibi basite indirgendi. Aleviler olarak bu politikalara karşı direnmek için etkili ve doğru yöntemler geliştirmeliyiz” dedi.

    Demokratik Alevi Derneği (DAD) önceki dönem Eş Genel Başkanı Saime Topçu, AKP’nin Kültür ve Turizm Bakanlığı bünyesinde ‘Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’ oluşturmak istemesine dair görüşlerini kaleme aldı.

    AKP iktidarının Alevilere yönelik attığı adımları eleştiren Topçu, Alevilerin bu tür asimilasyon politikalarına karşı direnmek için etkili ve doğru yöntemler geliştirmesi gerektiğini söyledi.

    “ALEVİLİĞİ ALEVİLER DIŞINDA KİMSE TANIMLAYAMAZ”

    Topçu, Yeni Yaşam Gazetesi’nin Kadın ekinde kaleme aldığı yazısında şu ifadelere yer verdi:

    “Aleviliği Aleviler dışında kimse tanımlayamaz, ritüellerimizi Cem cıvatalarımızı ancak pirlerimiz, mürşitlerimiz yapar, Kültür Bakanlığı adı altında Alevileri bir yere konumlandırmak düpedüz kayyumun kendisidir, Alevi toplumuna hakarettir

    Sorma be birader mezhebimizi!

    Biz mezhep bilmeyiz yolumuz vardır!

    Çağırma meclis-i riyaya bizi,

    Biz şerbet bilmeyiz dolumuz vardır.

    Biz müftü bilmeyiz, fetva bilmeyiz

    Kıl ü kal bilmeyiz, ifta bilmeyiz

    Hakikat bağında hata bilmeyiz,

    Şah-ı Merdan gibi pirimiz vardır.

    Bizlerden bekleme zühd ü ibadet,

    Tutmuşuz evvelden rah-ı selamet,

    Ne bilsin ham ervah likasın hakkın evi,

    Hakk’ı bilmeyene Hak olmaz yakın.

    Bizim Hak katında elimiz vardır. (Kul Nesimi)

    “AKP İKTİDARI ‘ALEVİ AÇILIMI’ YAPIYORMUŞ GİBİ BİR ALGI YARATTI”

    Aslında AKP iktidarı ‘Alevi açılımı’ yapıyormuş gibi bir algı politikası yarattı, hakkını teslim etmek gerekir. AKP’nin en iyi yaptığı algı siyaseti ile politika yapmak ve kendi çıkarları doğrultusunda manipüle etmek. Anımsarsanız mafyatik Sedat Peker Beşiktaş’ta bir cemevi ziyaretine gitmişti, aslında sıradan bir ziyaret gibiymiş gibi gösterilse de sıradan bir ziyaret olmadığı gün gibi ortada. Bu ziyarete takiben 25 Ekim 2021’de yapılan Kabine toplantısının gündemleri arasında cemevlerinin olduğunu belirtilerek: ‘Talimatlarımızla ülkemizin 58 ilindeki 1585 cemevi ziyaret edilerek hazırlanan kapsamlı çalışmayı görüştük’ denilmişti.

    “ALEVİLERİN SORUNLARI MADDİ İHTİYAÇLARMIŞ GİBİ BASİTE İNDİRGENDİ”

    İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun danışmanı Ali Arif Özzeybek’in cemevlerini ziyaret ederek gereksinimleri konusunda bilgi aldığı bir süre önce kamuoyuna yansımıştı. 6 ay Alevi köylerini ve cemevlerini dolaşıp fizibilite yapıldı. Daha sonra Alevilerin sorunları sanki elektrik, personel, kum, çakıl, çimento ve maddi ihtiyaçlara yönelikmiş gibi basite indirgenerek genel sorunları, talepleri görmezden gelindi. Cemevlerine ‘kültür merkezi’ statüsü verileceği ve bazı giderlerin devlet tarafından karşılanacağı açıklandı. Ve açıklamanın Şahkulu Sultan Dergahı’nda yapılması da dikkat çekici. Cumhurbaşkanı Erdoğan, Şahkulu Sultan Dergâhı’nda temel atma ve toplu açılış töreninde, ‘Kültür ve Turizm Bakanlığımız kendi bünyesinde kuracağımız Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı ile muhtarlara, derneklere, federasyonlara bağlı cemevlerinin tamamının yönetimini yürütecektir’ dedi. Cemevi cümlesini kullanmaktan imtina etti, ‘Alevi ve Bektaşî yurttaşların etrafında bir araya geldiği mekanlar’ söylemini kullandı ve Kuran-ı Kerim verdi. Bu şu mesajı içeriyor; kafirsiniz, yolsuzsunuz yola gelin, imansızsınız imana gelin, bu inancı ancak ve ancak İslamiyet’in kisvesi altında yaşayabilirsiniz. Öbür türlüsünü unutun, ‘aba altından sopa’ gösteriyor.

    “TÜRKİYE LAİK BİR ÜLKE DEĞİL, HİÇ DE OLMADI”

    Alevilik ne vakit görünür olduğunda ulusalcılar, otoriter İslamcılar, siyasal İslamcılar, Diyanet çok rahat yan yana gelmekte, bunu görebiliyoruz. Ve Alevileri bölücülükle, mezhepçilikle itham ettiler, manipüle edip hedef göstermekten hiç çekinmediler. Alevilere karşı nefret dili artık mahallerimize kadar inmiş bulunmakta. Türkiye’de laikliğin göstergesi Aleviler gösterilir ancak bu mekanizma Aleviler için hiçbir zaman işlemedi. Türkiye laik bir ülke değil, hiç de olmadı. Laikliğin tanımını bilmeyen bazı Aleviler için açayım; Türkiye laiktir, laik kalacak diye çığırtkanlık yapan Alevilerimizin dikkatine! Laik olan bir ülkede demokrasi olur ve bütün halklar, inançlar kendi dilini, inancını, kültürünü yaşar. Tek dil, tek bayarak, tek inanç anlayışı olmaz.

    “EŞİT VE ÖZGÜR YURTTAŞLIK TALEPLERİ GÖRMEZDEN GELİNİYOR”

    Dikkat çekmek istediğim başka bir nokta da Aleviler çirkin hesaplara kurban edilmeye çalışılmaktadır. Bilakis Aleviler kullanılarak devlet kendi Alevisini yaratmak için sözde ‘Alevi açılımı’ altında Alevi toplumunu, hassasiyetlerini göz ardı ederek razısız, rızasız cemevleri yapıyor. Alevileri rızasız yola davet ediyor, devletin kirine pasına bulaştırmaya ve kendi Hınzır paşalarını yaratmaya, pirlere maaş vererek itibarsızlaştırmaktır.

    Alevi kurumları ise alelacele yaptığı basın açıklamasının dışında bir eylemlik ortaya koyamadı. Bana göre en pasif eylem basın açıklamasıdır. Alevi toplumunun her kesimi sesini gür çıkarmalı ve itiraz etmeli, AKP’nin Alevileri bir yere bağlama projesi masumane bir proje değildir. Asimilasyonun en üst perdesidir ve özden uzaklaştırıp yüzyıllardır yaptıklarılar fiziki, inançsal, kültürel soykırımın devamıdır. Alevilerin talepleri öyle atla deve de değildir. Eşit, özgür yurttaşlık talepleri, zorunlu din derslerinin kaldırılması, Alevi çocuklarının din dersinden muaf tutulması, cemevlerini ibadethane statüsü tanınması, Alevi köylerine Cami yapılmaması.

    “KÜLTÜR BAKANLIĞI ADI ALTINDA ALEVİLERİ BİR YERE KONUMLANDIRMAK DÜPEDÜZ KAYYUMUN KENDİSİDİR”

    Bizi hiç kimse hiçbir yere bağlayamaz, Aleviliği Aleviler dışında kimse tanımlayamaz, ritüellerimizi Cem cıvatalarımızı ancak pirlerimiz, mürşitlerimiz yapar, Kültür Bakanlığı adı altında Alevileri bir yere konumlandırmak düpedüz kayyumun kendisidir, Alevi toplumuna hakarettir.

    Umut; yolda, insanda, hakikatte gizlidir. Bu sırrın öznesi insanın kendisidir ve Aleviler ancak Xızıri duruş Xızıri akılla bunun üstesinde gelebilir. Akılla ve duruş aynı zamanda sürekli mücadele demektir, her demde sürekli kendini devriye etmektir. Xızır duruşu ve aklına dayananlar doğru umudu ve yolu temsil etmişlerdir. Pir Sultanlar, Seyit Rızalar, Baba İlyaslar, Mazlumlar, Xızır aklıyla en koyu karanlıklardan geçerek, kendi delillerini kendi elleriyle yakarak, kendi nurunu yaratmış, ışık olmuş, o dönemin Xızır’ı olmuşlardır. Xızıri duruş özgür yaşama, rıza toplumsallığına götürür. Xızıri duruşun somut sonuçları Alevilerin tarihsel-kültürel direnişlerinde görülebilir. Alevi yolu ve toplumsallığı, bu direnişlerle tüm bedellere rağmen bir özgürlük süreği olarak günümüze taşınabilmiştir. Oysaki Xızır aklı dardan, zordan çıkış aklıdır. Her çağda rehberdir o.

    “DİRENİŞ İÇİN ETKİLİ VE DOĞRU YÖNTEMLER GELİŞTİRMELİYİZ”

    Aleviler, yaşanmakta olan süreci görmekte, bilmekte fakat tarihsel geleneklerine uygun bütünlüklü bir duruş sergileyememektedirler. Direniş için etkili ve doğru yöntemler geliştirememektedirler. Alevi yol rehberleri, tarihsel gelenek ve hafızadan, mücadele deneyimlerinden koptukları, modernite zihniyetin ufkuyla sınırlandıkları için sürece cevap olamamaktadırlar. Aleviler olarak, yaşamakta olduğumuz kriz ve kaos halini aşamamamız, bu durumun kanıtıdır. Xızıri akıl, her zaman bir yol gösterir. Öğretimiz, ahlaki-politik geleneğimiz, her dem fiziki ve kültürel direniş mirasımız, yaşamakta olduğumuz bu zorlu döneme de cevap olacaktır ve Demokratik Alevi Hareketi etrafında birleşmek, örgütlenmek ve sürece cevap olmak acil ve elzemdir.

    Ya Xızır! Ya Ana Fatma! İnsan-i Kamilden, sırrı hakikaten ayırma bizi!”

    HABER MERKEZİ

  • ‘Artık yönümüzü kendi öz gücümüz olan talip hanelerine çevirmeliyiz’-VİDEO

    ‘Artık yönümüzü kendi öz gücümüz olan talip hanelerine çevirmeliyiz’-VİDEO

    PİRHA- Cemevlerinin günümüzdeki durumuna ilişkin değerlendirmede bulunan Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) Eş Genel Başkanı Saime Topçu, “Aleviliği getirip dört duvar arasına sığdırma fikri doğru değil. İhtişamlı yapılara ihtiyacımız yok. Olmamalı da. Üç can bir araya gelince cem oluyoruz. Bizim için her yer mabettir. Hünkâr Hacı Bektaş’ın dediği gibi ‘Benim kâbem insanı kamildir, dost cemalin bize mabettir’” ifadelerini kullandı.

    Alevi inancı bin yılların birikimiyle günümüze kadar dilden dile, gönülden gönüle, bin bir ırmaktan beslenerek günümüze kadar taşınmış bir inanç. Alevi inancının ibadethanesi dağ, taş, ağaç, akarsu, çeşme, hane (ev) kısacası tüm coğrafya olsa da  günümüz dünyasında insanların bir araya geleceği, sorunlarını konuşacağı, sosyal ve kültürel aktarımların yapılacağı alanlar oluşturulmaya başlandı.

    Köylerde köylünün bir araya geleceği evde cem erkanları yürütülürken, şehirlere yerleşen Alevi toplumu inançlarının gereğini yerine getirmek için cemevleri inşa etmeye başladı.

    1990’lı yıllarda Alevi yurttaşların kendi imkanlarıyla aldıkları arsalarda daha sonra cemevleri yapıldı. Günümüzde ise daha çok belediyeler veya merkezi hükümetlerin desteğiyle cemevleri inşa ediliyor.

    Belediyelerin cemevleri yapılırken verdikleri maddi desteğin sonuçları da ağır olabiliyor. 25 Eylül 2021 tarihinde Isparta Cemevinin açılışında, belediye başkanının “Bu cemevini ben yaptım” diyerek provokasyon yapması belediyeler ve Alevi kurumları ilişkisinin yeniden gözden geçirilmesi gerektiği tartışmalarını beraberinde getirdi.

    Peki cemevleri; günümüzde asimilasyonun kıskancında olan, Alevi kimliği inkar edilen, inanç merkezlerine ‘cümbüş evi’, ‘sosyal tesis’, ‘kültür evi’ denilen Alevi toplumunun inançsal, sosyal ve toplumsal ihtiyaçlarını karşılıyor mu?
    Hükümet ve belediyelerle doğru bir ilişki kuruluyor mu? Alevi kurumları ve inanç önderleri cemevlerini inancın gereklerini yerine getirecek noktaya taşıyor mu?

    Tüm bu soruları ve daha fazlasını Alevi kurum başkanlarına, inanç önderlerine ve yazarlara sorduk.

    Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) Eş Genel Başkanı Saime Topçu, cemevlerinin günümüzdeki durumuna ilişkin sorularımızı yanıtladı.

    “CEM HANELERİMİZ TOPLUMSALLIĞIN BİRLİKLERİNİ SAĞLAYAN BİR AKADEMİ MERKEZİ OLMALIYDI”

    PİRHA: Cemevlerinin yapılma fikri nasıl doğdu? Cemevlerinin tarihsel arka planını aktarabilir misiniz?

    SAİME TOPÇU: Muhakkak bir ihtiyaçtan doğmuştur. Kentlere göç ettiğimiz için ihtiyaç olduğunu düşündük.  İhtiyaçlarımızın karşılığı ise şöyleydi; Hakka yürüme erkanlarını yapmak. Lokmalarımızı pay etmek. Toplumsal birlikteliği sağlamak için cemevlerimize ihtiyaç duyduk.

    Mesela ben çocukluğumda hatırlıyorum. Bir Karacaahmet bir de Şahkulu Sultan Dergâhı vardı. Çok bakirdi. O zaman tamamen amacına uygun yapılabiliyordu. Sivas Madımak katliamından sonra mantar gibi cemevleri yapılmaya başlandı. Aslında Alevi toplumu bu konuyla alakalı öngörülü olmadı. Kendisini bekleyen tehlikenin farkına varamadı diye düşünüyorum.

    Cem Vakfı veya bu sistemin, devletin, Alevilerin bu toplumsallığını elinde tutabilmek, ne yaptığını görmek için cemevlerini kurma fikrini desteklediğini düşünüyorum. Hızla cemevleri çoğaldı. Çünkü o zamana kadar Alevi toplumu kendi içinde oldukça kapalı bir toplumdu. Hanelerinde cem yapıyordu. İnançlarını yaşayabiliyordu. Elinde tutmak, kontrol etmek için cemevlerini kurma ihtiyacı duydu.

    Özellikle bu Cem Vakfı tarafından hızlı bir şekilde aslında bir asimilasyon yuvalarına döndü bizim için. Kesinlikle bizi temsil etmeyen bir yerden biz bunun farkına varamadık aslında. Cem hanelerimiz mesela evrensel siyaseti tartıştığımız toplumsallığın birliklerini sağlayan bir akademi merkezi olmalıydı. Eskiden hanelerimizde biz bunu yapıyorduk. Fakat bugün amacına uygun olmayan, Alevi toplumu tamamen hakikatinden uzak bir yerde.

    Çünkü biz üç kişi bir araya geldiğimizde cem olabiliyorduk. Evlerimizde cem yaptığımızda bugüne kadar bu inanç bir şekliyle geldi. Fakat cem hanelerimizde bizi bekleyen tehlikeyi de biz fark edemedik.

    Devletin Alevileri tamamen kontrol altına almak için yaptığı bir proje olduğunu düşünüyorum ve amacına da ulaştı mı? Evet ulaştı. Bugün bizi yansıtmayan, devletin bize dayattığı Alevilik mi, yaşadığımız Alevilik mi, konusunda çelişkiler oluştu. Alevi toplumu da bu anlamda kafası çok karıştı. Biliyorsunuz bir sürü tartışmalara yol açıyor. Ama bugünkü cemevleri maalesef bizim asimilasyon yuvalarımıza döndü ve biz bunu çok geç fark ettik.

    “ALEVİ İNANCI ALIP CEMEVLERİNİN DÖRT DUVAR ARASINA SIKIŞTIRMAYA ÇALIŞIYORLAR”

    – Yasal statüye kavuşmamış cemevleri gerçekliği var. Değişik adlar altında açılan bu cemevlerinin büyük çoğunluğu yerel yönetimler veya merkezi hükümetler tarafından yapılıyor. Bunu, yönetimsel ve inançsal yansıması bakımından nasıl okuyorsunuz?

    Aslında baktığımızda Alevilik kadim tarihi boyunca sisteme alternatif bir inanç ve yaşam perspektifi sunmuştur. Bu nedenle tarihi boyunca katliamlara maruz kalmış ve katliamlar boyunca da eşsiz direnişler ve isyanlar başlatmışlardı. Şimdi bu direniş çizgisine sahip kendi öz savunma perspektifini de tarih boyunca da örgütlenmelerinde gerçekleştirmiştir. Bu inancı alıp cemevlerinin dört duvar arasına sıkıştırmaya çalışıyorlar. Bunu da merkezi iktidar ve yerel yönetimler eliyle cemevi yaparak gerçekleştiriyorlar.

    Tabi bu seferde yönetimlerine kendilerine yakın kişilikleri yerleştiriyorlar. Cemevi işleyişine müdahale ediyorlar. Nasıl? İşte Kuran kursları veriliyor. Turancı anlayış tahkim edilmeye çalışıyor. Hakk’a yürüme erkanı Sünni içtihatla yapılıyor.

    Zaten cem dediğimiz o toplumsallığın ve sorunlarını çözme olgusu tamamen bir tiyatroya çevirmiş durumda. Buna da birçok örnek verilebilir. Yani cemevleri bugün minaresiz camiye benzetilmeye çalışılıyor.

    “YOLUMUZDA YÖNÜMÜZ DE TALİPLERİN HANELERİ OLMALIDIR”

    -Belediyeler tarafından yapılan cemevleri henüz açılma aşamasında dahi sorunlar çıkıyor. Belediyeleri yapım aşamasına katmadan, Alevilerin lokmalarıyla mütevazı cemevleri yapılamaz mı? Ayrıca Alevi toplumunun çok sayıda ve büyük cemevlerine ihtiyacı var mı? 

    Tabii ki yapabilirler. Alevilerin öyle kocaman ihtişamlı yapılara ihtiyaç yok zaten. Aslında bir doğa inancı olan Alevilikte her şey ibadet için uygundur. Biz zaten Alevi toplum olarak dağları, taşları, ormanları, nehirleri kutsallarımız saymışız. Onları korumuş, ziyaretlerimize çevirmişiz. Biz bir kere doğayla ikrarlı bir toplumuz. Doğayı kendi Hızır mekanlarımız yapmışız.

    Bugün Dersim ‘Reya Haq’ coğrafyasında da her karış ‘Harde Dewres’tir bizim için. Jiarlarımız, diyarlarımız, evliyalarımız, enbiyalarımız bizim için kutsal ve Hızır’ın mekanlarıdır.

    Ali Baba derdi ki; “Gördüm bir can semah döner, hü der Ali’ diye. Tüm evrenle tüm kainatla birleşme anı olan semah için büyük mekanlara, kalabalığa ihtiyaç yoktur.

    Alevilerin kadim tarihi boyunca pirlerimizin gezdikleri coğrafyalarda taliplerinin evlerine mihman olmuşlar. Bu görgüyü de buralarda yapmışlar. Başarılı da olmuş ki yol bugüne kadar yürümüştür. Yolumuz taliplerin haneleri yönümüz taliplerin haneleri olmalıdır. Yunus diyor ya “Dostun gönlü hanemizdir, Haneleri çoğaltmaya geldik” diye.

    Alevilik iktidarın olduğu her yerden uzak durmalı. İnanç anlamında söylüyorum iktidara bulaşan bir topluluk rızasız bir yola girmiş demektir.

    Bugüne kadar Alevilik bu iktidardan uzak olduğu için bugünlere gelmiştir. O yüzden iktidarın olduğu her yerde uzak olmalıdır Alevilik. Bu anlayışta ne yapacaksak kendi öz gücümüzle yapmalıyız. Böylece öz savunmamızı da almış oluruz. Üzerimizde bir erkin olma hali tehlikeli bir haldir. Çünkü iktidarlar “parayı veren düdüğü çalar anlayışına” sahipler. Onlardan beton, çimento, demir aldın mı o cemevi değil, onların siyasi çalışmalarını yapacakları yerler oluyor. Bu anlamda da ihtişamlı yapılar yerine, kendi gücümüzle yapabildiğimiz, bir araya gelip sohbetler edebildiğimiz, Hakk’a yürüme erkanı da yapabileceğimiz bire bir akademik haline getirebildiğimiz mekanlar için yeterli olacaktır.

    “ARTIK YÖNÜMÜZÜ KENDİ ÖZ GÜCÜMÜZE ÇEVİRMELİYİZ”

    -Isparta Cemevinin açılışında yaşanan provokasyonda da görüldüğü üzere Alevilik ve Aleviler belediyeler üzerinden dizayn edilmek isteniyor. Sizce Alevi kurumlarının, cemevlerinin yerel yönetimler ile ilişkilenme boyutu ne durumda ve nasıl olmalıdır? Alevi kurumları, belediyeler ile hangi sorunları yaşıyor?

    Tekrar söylüyorum; iktidarın olduğu her yerden uzak durmalıyız. Isparta olayı bizim için bir milat, başlangıç olmalı diye düşünüyorum.

    Neye başlangıç? Yola, kadime dönüş için bir başlangıç olmalı. Örnek vaka olmalıdır. Artık yereli, geneli tüm iktidarı elitlerinden uzaklaştırılmalıdır. Yoksa Isparta vakasında görüldüğü gibi kendilerini sizin sahibiniz zannederler. Sistem, vali, kaymakam nezdinde Diyanet İşleri Başkanlığı saraya sahip çıkmışlar. Peki bizler ne yaptık?

    Pir Sultan Abdal Kültür Dernekleri Genel Başkanı Gani Kaplan zorunlu din dersleri ve Diyanet İşleri Başkanlığı’nın kapatılması ile ilgili Alevilerin genel olarak üstünde uzlaştıkları talepleri dile getirince; önce vali, belediye başkanı sonra da cemevi başkanın sözlü saldırısına maruz kaldı ve susturuldu. Olayı şiddetle kınıyoruz.

    Pir Sultan’ın dediği gibi “Dostun bir gülü yaralar beni”. Evet cemevi başkanının sistem ağzıyla saldırısı kadar da orada bulunan diğer kurumlar ve kişilerin de Gani Kaplan’ın etrafında set olmayıp, o anda yalnız bırakmaları da bizi yaralamıştır.

    Tabi kapatılması talebinde bulunduğu bir kurumun başkanını kabul edip, hediye ettiği kitabı alıp, kabul ederseniz bugün bir şeyler söyleyemezsiniz. Mafya babalarını cemevlerimize kabul edip fotoğraf çektirirseniz bir şey söyleyemeyiz. Bu tür örnekleri gerçek anlamda çoğaltabiliriz. Artık gerçek anlamda yönümüzü kendi öz gücümüz olan talip hanelere çevirmeli diye düşünüyorum.

    İbadethanelerimizi herhangi bir fikirselliğe sığdırmak doğru değil. Aleviliği getirip dört duvar arasına sığdırma fikri doğru değil. İhtişamlı yapılara ihtiyacımız yok. Olmamalı da. Biliyorsunuz üç can bir araya gelince cem oluyoruz. Bizim için her yer mabettir. Hünkâr Hacı Bektaş’ın dediği gibi “Benim kâbem insanı kamildir, dost cemalin bize mabettir”.

    Hz. Süleyman’ın yaptığı Beytu’l-Makdis var. Oraya bakıldığında insan figürü ile yapıldığını görebiliyoruz. Kadim bilgelikte de bu şekilde yorumlanabilir. Yani daha çok ekoloji içerisinde, ekolojiye dayalı bir şey olabilir. Bugünkü cemevlerimizden bahsedelim tamamen minaresiz camiler şeklinde yorumlanabiliyor, görülebiliyor. Bu kabul edilebilir bir şey değildir. Bunu bir fikirselliğe sığdırmak doğru değil. Biz doğayla ikrarlı bir toplumuz. Buna göre dizayn edilmesi gerekiyor.

    Barış KOP – Cebrail ARSLAN / İSTANBUL

    İLGİLİ HABERLER

    1-‘Alevi hareketi Alevilik ve siyaset ilişkisini belirlemeli; Alevi meclisi oluşturulmalı’
    2-‘İçinde talip olamadığımız cemevleri gerçekliği ile karşı karşıya kaldık’
    3-‘Türkiye’de bugün ne kadar cemevi varsa yasadışı ve gecekondu statüsündedir’
    4- ‘Aleviler sistemli bir politikayla kontrol altına alınmak isteniyor’
    5- ‘Neden bu kadar çok cemevi var, neden içinde Alevi az?’
    6-‘Alevilerin devlete olan hizmetlerinin iki torba çimentoyla eş tutulması zulümdür’-VİDEO

  • Topçu: Alevilerin sorunlarının bir danışmana havale edilmesi ciddiyetsizliktir-VİDEO

    Topçu: Alevilerin sorunlarının bir danışmana havale edilmesi ciddiyetsizliktir-VİDEO

    PİRHA- İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun danışmanı Ali Arif Zeybek’in Türkiye’nin bir çok kentinde Alevi kurumlarına ziyaret gerçekleştirmesini değerlendiren DAD Eş Genel Başkanı Saime Topçu, Alevilerin sorunlarının bir danışmana havale edilmesinin devletin Alevilere ne kadar ciddiyetsiz yaklaştığının göstergesi olduğunu belirtti. 

    Alevi toplumu haklarının, somut taleplerinin hükümet tarafından kabul edilmesini beklerken, İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun danışmanı Ali Arif Zeybek, Türkiye’nin bir çok kentinde Alevi kurumlarına ziyaret gerçekleştiriyor. Kurumlara ve inanç önderleri, ‘bir ihtiyacınız var mı?’ sorusuna muhataplarının devlet olduğunun cevabını verirken, Alevilerin haklarının iadesi istediler.

    İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun danışmanı Ali Arif Zeybek’in cemevleri ve Alevi kurumlarına yaptığı ziyaretleri değerlendiren Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) Eş Genel Başkanı Saime Topçu, ziyaretlerdeki amacın cemevlerini kendilerine bağlamak ve burada kendi Alevilerini oluşturmak olduğunu belirtti.

    Alevilerin sorunlarının bir danışmana havale edilmesinin, devletin Alevilere ne kadar ciddiyetsiz yaklaştığının göstergesi olduğunu vurgulayan Saime Topçu, “Devletin kendi içerisinde bu kadar birbirine girdiği, bazı rasyonel dinamiklerini kaybettiği süreçte herkes kendini Aleviler üzerinden temize çekmeye çalışıyor. Herkes kendini Aleviler üzerinden var etmeye çalışıyor” dedi.

    ”’NEYE İHTİYACINIZ VAR’ BASİTLİĞİ OLMAMALI”

    Saime Topçu, Türkiye’nin ancak demokratik ve eşit yurttaşlık temelinde Türkiye halklarına çözüm üretebileceğine inandığının altını çizerek, şunları dile getirdi:

    “Eğer Alevileri dinlemek istiyorlarsa, Aleviler zaten her platformda sözlerini söylüyor ve taleplerini dile getiriyorlar. Biz Aleviler Türkiye halkları ile rızalaşabilecekleri, herkesin kendini güçlü ifade edebileceği yaklaşımlara, platformlara ihtiyaç duyuyoruz. Bunun da bu iktidar döneminde olmayacağı, net bir şekilde kanaat getirdiğimiz bir durumdur.

    Yeni bir restorasyon sürecine girilmek isteniyorsa bunun yöntemi Aleviler için uygun görülmüş bir danışmanın “Neye ihtiyacınız var?” basitliği olmamalıdır. Bu bizim rızalığımızın olmadığı ve bu yaklaşımın ne kadar gayriciddi olduğunu gösteren bir durumdur. Aleviler bu tür yaklaşımları çok iyi tanıyor. Buna tamah edenler şu hakikati iyi görmeliler: Eğer kendi toplumları için gerçekten hizmet yürüttüklerini düşünüyorlarsa, bu hizmeti toplumun değerlerine layık bir şekilde yürütmeleridir.”

    PİRHA/İSTANBUL

     

  • DAD’tan nefret suçuna maruz kalan Cemal Uçarman’a dayanışma ziyareti

    DAD’tan nefret suçuna maruz kalan Cemal Uçarman’a dayanışma ziyareti

    PİRHA-Demokratik Alevi Dernekleri Eş Başkanı Saime Topçu, DAD Sarıgazi temsilcisi Mehmet Yıldız, DAD Eyüp şubesinden İmam Balsever ve Uğur Bilgin, inancı sebebiyle komşusu tarafından şiddete maruz kalan Cemal Uçarman’ı ziyaret etti.

    Türkiye’de Alevilere yönelik nefret saldırıları artarak sürüyor. Devlet tarafından inancı ve ibadethanesi kabul edilmeyen Aleviler, okulda, sokakta, işyerinde, hastane, mahallede, yaşadığı apartmanda aşağılanıyor, hor görülüyor, hakarete uğruyor.

    İstanbul Avcılar’da yaşayan Tiyatro Sanatçısı Cemal Uçarman da nefret söylemlerine ve saldırıya maruz kaldı.

    Demokratik Alevi Dernekleri Eş Başkanı Saime Topçu, DAD Sarıgazi temsilcisi Mehmet Yıldız, DAD Eyüp şubesinden İmam Balsever ve Uğur Bilgin, komşusu tarafından şiddete maruz kalan Cemal Uçarman’a dayanışma ziyaretinde bulundu.

    “ALEVİLERİ ÇETE SALDIRILARI DEĞİL PASİFLİK VE ÖRGÜTSÜZLÜK ÖLDÜRECEKTİR”

    DAD Eş Başkanı Saime Topçu, Alevilerin yüzyıllardır her türlü baskı, asimilasyon ve katliamlara maruz kaldığını belirterek şunları söyledi:

    “AKP-büyük ortak MHP iktidarı ile ve Kürtler ve Aleviler üzerinden kaos yaratmak ve nefret suçunu körükleyen bir yerdedir. Karşıtlık geliştirip algıyı Kürtler ve Aleviler üzerine kaos planları yaparak Alevileri sindirmek ve tedirgin etmektir. Unutulmamalıdır ki Alevileri sindirmek, pasifize etmek isteyen tekçi anlayış Alevileri hedef haline getirmektedir. Alevileri çete saldırıları değil pasiflik ve örgütsüzlük öldürecektir.

    Alevi tarihine baktığımızda fark edilen ilk şey, Aleviliğin ancak ve ancak haksızlığa, zulme, adaletsizliğe, sömürü ve soykırımcılığa karşı direnirse varlığını sürdürebildiğidir. Aleviler, Aleviliği var eden değerlerin kendilerine yüklediği görev ve sorumlulukları yerine getirdiği kadar etkili bir güç oldukları da bilinçli ve örgütlü olduklarında güç elde edebilirler. Zaman ayrışma birleşme zamanıdır bütün Alevi kurumları bir araya gelip nasıl örgütleneceğimizi nasıl bir yol yöntem geliştireceğimizi tartışmalıyız.

    “BİN YILLIK BİTMEYEN BİR ÖFKE”

    Komşusu tarafından nefret suçuna maruz kalan Cemal Uçarman ise şunları söyledi:

    “Yaşanan bin yıllık bitmeyen öfkedir. Burası bir Bektaşi köyüdür, herkes bunu bilir. Burada Ensar Vakfı’nın yuvalanması manidardır. Bu dünya herkese yeter. Bir topluma kendi inancını dayatması doğru değildir. Sorunu çözmek üzere kendisiyle Bir gün önce konuştuk. Ben, Pir Sultanın torunuyum. Bizim köpeklerimiz bile haram yemez, rahat olun, dert etmeyin demiştim. Bir duvar meselesi bahane edilerek canıma kast edilmesi 30 yıldır içinde bulundurduğu kini, inancım esas alarak nefret suçuna maruz kalmam da ayrıca üstünde düşünülmesi gereken durumdur. Biz Aleviler, ayrı düşünmek yerine ortaklaşmak zorundayız. Tarih bize örgütlü olmayı dayatıyor.”

    PİRHA/İSTANBUL

  • Buldan, DAD’ı ziyaret etti: Cemevleri tanınmalı, zorunlu din dersi kaldırılmalı-VİDEO

    Buldan, DAD’ı ziyaret etti: Cemevleri tanınmalı, zorunlu din dersi kaldırılmalı-VİDEO

    PİRHA- HDP Eş Genel Başkanı Pervin Buldan ve beraberindeki heyet, ‘Herkes için Adalet’ kampanyası kapsamında Demokratik Alevi Derneği’ni ziyaret etti. Buldan, burada yaptığı konuşmada, Türkiye’de herkesin adalete ihtiyacı olduğunu belirterek, cemevlerinin bir an önce ibadethane statüsüne kavuşturulması ve din derslerinin zorunlu olmaktan çıkarılması gerektiğini kaydetti. Buldan, zorunlu din dersinin bir asimilasyon aracı olduğunu hatırlattı. 

    HDP Eş Genel Başkanı Pervin Buldan, Halklar ve İnançlar Komisyonu Eş sözcüsü Tülay Hatimoğulları, milletvekili Zeynel Özen, Erdal Avcı, Turgut Öker, Nesimi Aday ‘dan oluşan heyet, ‘Herkes için Adalet’ kampanyası kapsamında Demokratik Alevi Derneğini ziyaret etti.

    HDP heyeti, Demokratik Alevi Dernekleri Eş Genel Başkanı Saime Topçu, İstanbul Şubesi Eş Başkanları Nergiz Güzel ve Hüseyin Özcan tarafından karşılandı.

    HDP Eş Genel Başkanı Pervin Buldan, muhalefet partilerini ziyaret ederek başlattıkları ‘Herkes için adalet’ kampanyası başlattıklarını belirterek, demokratik kitle örgütlerini ziyaret kapsamında Garip Dede Cemevinde dün Alevilerle bir araya geldiklerini hatırlattı.

    “ALEVİLER DE ZULÜM YAŞIYOR”

    Buldan şöyle konuştu:

    “Türkiye’de herkesin adalete ihtiyacı olduğunu söyleyen Buldan, AKP hükümeti sadece adaleti yok etmekle kalmadı bunu toplumun üzerinde demoklesin kılıcı gibi kullanıyor. Aleviler de zulüm yaşıyor. Farklı kesimler nasıl dışlanıyorsa Aleviler de dışlanıyor. Alevi yurttaşlarımızın çekmiş olduğu acılar var ve bu acıların sorumluları ortaya çıkarılmadı. Maraş, Sivas katliamlarının Roboski katliamından hiç bir farkı yoktur. Bu ülkeyi yönetenler he zaman halkların taleplerini çözmek yerine çatışmayı esas almış, çoğulculuk yerine tekçiliği esas almıştır. Bu yaşananların türkiye toplumun vicdanında büyük acılar bıraktığını biliyoruz. Hakikatler komisyonu kurulması lazım. Ülkeyi yönetenler sorumluları ortaya çıkarmak gibi bir sorumluluğu var. Ermenilerin, Süryanilerin, kadınların, gençliğin de mutlaka yapacağı çok şey vardır. Eğer hep birlikte hakikati ortaya çıkarmak adına herkes için adalet dediğimizde bu ülkeyi yönetenler geri adım atacaktır, mücadelemiz mutlaka başarıya ulaşacaktır. Bu mücadeleyi halkların birlikte verceği onurlu bir mücadeleyle elde edeceğimizi savunuyoruz. HDP’nin yanında duranlara büyük tahammülsüzlük var. HDP’yi kriminalize etmek isteyenler toplum karşısında hiç bir karşılığı olmayan kesimlerdir.”

    Cemevlerinin bir an önce ibadethane statüsüne kavuşturulması ve din derslerinin zorunlu olmaktan çıkarılması gerektiğini belirten Buldan, zorunlu din dersinin Alevilere yönelik asimilasyon aracı olduğunu kaydetti.

    “HDP ÖZELİNDE HAK ARAYIŞLARINA YÖNELİK SALDIRILARI KINIYORUZ”

    Demokratik Alevi Dernekleri Eş Genel Başkanı Saime Topçu da, Hızır ayında olunduğunu hatırlatarak başladığı konuşmasında, nemrudi bir zihniyet ve tahakkümün HDP’ye de yoğun bir şiddet uyguladığını söyledi. Demokratik siyasetin önünün kesilmek istendiğini belirten Topçu şunları söyledi:

    “HDP, ülkemizde demokratik siyasetin olmazsa olmazlarındandır. Halklarımızın, emekçilerin, tüm farklı toplumsal renklerimizin kendi hakikatleriyle kabul gördüğü, temsil edildiği ve rızalaşarak ortak iradelerini tecelli ettirdikleri rıza kervanıdır. Yaşanabilir bir gelecek, Hakk diyen, ötekileştirilen tüm renk ve insanlarımızın ortak mücadelesiyle mümkün olabilecektir. Ve partiniz, temsil ettiği değerler, ülkemizin tüm halklarına sunduğu gelecek projesi ve önermeleriyle biz Aleviler için de hayati önem arz etmektedir. Hak ve hakikat mücadelelerinin tamamı bizim de mücadelemizdir. Hak ve hakikat mücadelesi veren herkesle birlikte yürümek biz Aleviler için zorunluluktur. Bu hem yolumuzun gereğidir hem de toplumsal sorun ve ihtiyaçlarımız nedeniyledir. Herkes için adalet arayışı ve çıkışı bizim de arayış ve talebimizdir. HDP özelinde demokrasi ve hak arayışlarına, taleplerine yöneltilen saldırıları kınıyoruz. Demokrasi yürüyüş ve mücadelesinde tüm ötekileştirilenlerle birlikte olmaya devam edeceğiz. Xızır cümle mazlumların yar ve yardımcısı olsun.”

    PİRHA/ İSTANBUL

     

  • ‘Aleviler olarak Boğaziçili öğrencilere destek olamadık, özeleştiri şart!’

    ‘Aleviler olarak Boğaziçili öğrencilere destek olamadık, özeleştiri şart!’

    PİRHA-Üç Alevi örgüt temsilcisi, Boğaziçi Üniversitesi öğrencilerinin eylemlerine yeteri kadar desteğin verilmediğini belirterek “Rızasız bir atama mevcut. Bu gençlere güven verip yanlarında duramıyorsak biz ne Aleviliğimizden ne insanlığımızdan ne de demokratlığımızdan bahsedemeyiz” dedi.

    Kayyım Rektör Melih Bulu’nun 2 Ocak 2021’de Boğaziçi Üniversitesi’ne atanmasıyla birlikte öğrencilerin eylemleri de sürüyor. Öğretim üyeleri ise 1980 askeri darbesi sonrasında Melih Bulu’nun, üniversiteye atanan ilk kayyım rektör olduğunu söylüyor.

    Yüzlerce Boğaziçili öğrenci, üniversite özerkliğinin yok edilmesi sebebiyle yaptıkları eylemden ötürü gözaltına alınırken 8 öğrenci de tutuklandı. Kamuoyunda da pek sahiplenilmeyen gelişmelere Alevi örgütleri ne diyor, kendilerini dinledik.

    Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) Eş Başkanı Saime Topçu’nun ilk sözü “Dernek olarak kayyumların hep karşısındayız” oldu. Boğaziçi Üniversitesi’ne yapılan atamanın ‘rızasız bir atama’ olduğuna dikkat çeken Topçu, “Kayyum kabul edilebilir değil. Çünkü öğrenci ve akademisyenlerin talepleri, rızası hiçbir şekilde göz önünde bulundurulmadı” ifadelerini kullandı.

    “LOKMALARIMIZI ÖĞRENCİLER İLE PAY ETMEYİ DÜŞÜNÜYORUZ”

    Saime Topçu, iktidarın, öğrencilere yönelik yaklaşımını da sert dille eleştirerek “üniversitelerin AKP’ye yakın isimlerle doldurulması kabul edilemez” diye de ekledi.

    “Biz bu ülkede hiçbir şekilde altyapısı olmadan, iki kelimeyi bir araya getiremeden, eğitimsiz insanların sahte diplomalar ile profesör ya da rektör olabileceğini gördük” diyen Topçu, şu özeleştiri ile sözlerini sürdürdü:

    “Alevi örgütleri maalesef bütün olarak öğrencilere yeteri desteği veremedi. Kurumlara bir tür tembellik çökmüş durumda. Fakat DAD olarak, hiçbir zaman kayyuma karşı direnmekten çekinmedik. Gelecek günlerde öğrencileri ziyarete gitmeyi de düşünüyoruz. Hızır ayında lokmalarımızı gidip öğrenciler ile pay etmek gibi bir düşüncemiz de var. Hak ve hakikat mücadelesi veren her mazlumun, her canın yanında olduğumuzu dile getiriyoruz.”

    “YÜREĞİMİZ DE GÖNLÜMÜZ DE ÖĞRENCİLERDEN YANA”

    Yamanlar Cemevi Başkanı Mehmet Bozkurt ise söz konusu protestoların sadece Alevileri değil kendini insan gören, bilimsel eğitimi düşünen her şahsı ilgilendirdiğini belirtti.

    Tutuklama ve gözaltılara tepki gösterilmesi gerektiğini vurgulayan Bozkurt, “Boğaziçi gibi evrensel eğitim veren bir kurumun böyle gericileştirilip içinin boşaltılmasına karşı bizlerin de tedirginliği söz konusu. Demokratik olan, kurumun kendi içerisinde kendi rektörünü seçmektir. Yüreğimiz de gönlümüz de öğrencilerden yana. Umarız bir an önce kendi özgün eğitimine kavuşur” ifadelerini kullandı.

    “ABF ÖZELEŞTİRİ VERMELİ”

    Alevi kurumlarının, öğrencilerin protestolarını yeterince sahiplenmediğini ifade eden Mehmet Bozkurt, sözlerine şöyle devam etti:

    “Maalesef ki Alevi Bektaşi Federasyonu (ABF) bu konunun yeterince öncülüğünü yapamadı. Pandemiden dolayı mıdır yoksa o bilince erişemediğinden mi onu da bilemiyorum. ABF’nin özeleştiri vermesi gerektiğini söylüyorum. Çok geç kaldık. O çocuklar hepimizin çocukları. Onlara destek olmak en öncelikli görevimizdir. Geleceği gençlerde bulan bir toplum ve öğreti olarak eğer bu çocuklara güven verip yanlarında duramıyorsak biz ne Aleviliğimizden ne insanlığımızdan ne de demokratlığımızdan bahsedemeyiz.”

    “TEMEL SORUNUMUZ ÖRGÜTSÜZLÜĞÜMÜZ”

    Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Ataşehir Şube Başkanı Gülsev Kaya ise “Öğrencilerin vermiş oldukları direniş biz Alevilerin de ifade ettiği eşit yurttaş olmanın karşılığıdır” dedi. Kaya, öğrencilerin temel bir talep ile yola çıktıklarını belirterek “Sadece seçme ve seçilme haklarını kullanmak istiyorlar” dedi.

    Gülsev Kaya, öğrencilere destek olmak konusunda Alevi örgütlerinin yetersiz kaldığını belirterek şu yorumu yaptı:

    “Aleviler, öğrencilerin direnişini elbette sahipleniyor. Mazlumun yanında olma hukukuyla sahipleniyor. Birçok konuda olduğu gibi temel sorunumuz, örgütsüzlüğümüz. Alevi canların bu sessizliği maalesef bir karşılık bulmadı. Sadece kurumlar bir basın metni ile tepki gösterdi. Örgütlü bir dayanışma gösteremediğimiz için sonuçları da bu şekilde oldu.

    Alevilerin taleplerinin hiçbir karşılık görmediği gibi aynı şekilde öğrencilerin talepleri de boğulmaya çalışılıyor. Onların talepleri bizim de taleplerimizdir ama bunu yeterli şekilde söze dönüştüremiyoruz.”

    “YÜKSEK SESLE KARŞI ÇIKMAK LAZIM”

    Gülsev Kaya, “Tekçi anlayış akademide de sürüyor” diyerek farklılıkların ve bilimsel olanın ortadan kaldırılmasına yönelik “daha yüksek sesle karşı çıkmak lazım” diye de ekliyor.

    Gülsev Kaya, “Geleceğimiz çok karanlık” diyerek düşüncelerini şu cümlelerle aktardı:

    “Bizler, bilimi öne çıkarmak isteyen insanların gerçekten daha yürekli bir şekilde bir arada durması lazım. Her dönemde o gerici anlayış denenmiştir ama bugün biraz daha bütün katmanlarıyla zorbalığını arttırmış oldu. Birlikte durmakla değişimin mümkün olduğunu düşünüyorum. ‘Aşağı bakmayacağız’ meselesi gerçekten önemli. Bir arada ve daha kendi özümüze sahip çıktığımız bir sürece ihtiyaç duyduğumuzu düşünüyorum.”

    Eren GÜVEN/ANKARA

  • ‘Temmuz sıcağında canlarımızı yaktılar, katliamlarla yüzleşmeliler’-VİDEO

    ‘Temmuz sıcağında canlarımızı yaktılar, katliamlarla yüzleşmeliler’-VİDEO

    PİRHA- Sivas Katliamı Davası bir kez daha müşteki taleplerinin reddedilmesiyle sonuçlandı. 24. Duruşmaya katılan Demokratik Alevi Dernekleri Eş Başkanları, “Bu dava Sümen altı yapılıp zamanaşımına uğratılmaya çalışılıyor. Dolayısıyla bizler davanın takipçisi olmak zorundayız. Bu bizim vicdani borcumuz” diyerek davaya ilişkin izlenimlerini paylaştılar.

    Ankara 1. ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen Sivas Katliamı Davasının 24. oturumunda da mağdur tarafın talepleri kabul edilmeyerek duruşma 9 Haziran’a ertelendi.

    Dava sürecini en başından buyana takip eden Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) Eş Başkanları, ‘Hukuk skandalı yaşanıyor’ diyerek izlenimlerini paylaştı.

    DAD Eş Başkanı Musa Kulu, Sivas Katliamı’nın dünya genelinde bir benzeri olmadığını söyleyerek,Maalesef geldiğimiz bu demde mahkeme, sanki bitmiş bir davaymış gibi ‘siz neden karışıyorsunuz? Neden böylesine bu davanın peşine düşüyorsunuz’ tavrındaydı” ifadelerini kullandı.

    “DEVLET, SUÇLARIYLA YÜZLEŞİRSE DEMOKRASİYE GEÇECEĞİZ”

    Mahkeme heyetinin davayı bir anlamda sonlandırdığını söyleyen Musa Kulu, Hollanda Büyükelçiliği’nden temsilci heyetin mahkemeye katılmasını ise değerli bulduğunu söyledi.

    Kulu, Türkiye’nin katliamların aydınlatılması için girişimde bulunması gerektiğini vurgulayarak, “Devletin tüm bu suçlarla yüzleşmesiyle demokrasiye geçeceğiz ama bugün demokrasinin zerresi kalmadığı gibi var olan nüveleri yok etmek için var olan bir iktidar var. Maalesef bu gidiş, hiç kimsenin yararına olmayacak ve bu hepimizin kaybı olacaktır. Eğer bugün biraz vicdan, biraz demokrasi ve özgürlük adına söz kuran ya da bu konuda emek üreten insanlar varsa hepsinin, birlikte demokrasiyi elde etmek için bir sorumluluğu var” yorumunu yaptı.

    “MADIMAK, KOÇGİRİ’NİN DEVAMI…”

    DAD Eş Genel Başkanı Saime Topçu da davanın zaman aşımına götürülmek istendiğini vurgulayarak, “Bu dava da diğer katliamlarda olduğu gibi Koçgiri’nin devamı… Bugüne kadar yapılanlar gibi Sivas Katliamı davası da tozlu raflara kaldırılıp adaletin sonuç vermeyeceğini gösteriyor” dedi.

    Saime Topçu, ‘terör’ suçundan aranan 3 sanığın halen İçişleri Bakanlığı terör listesinde olmadığına işaret ederek, ‘Evet, ‘Kırmızı Bülten’ ile aranıyorlar ama sözde bir kırmızı bülten… Çünkü bu devlet yaptığı katliamları bir şekilde örtüyor, örtmek zorunda kalıyor. Eğer bu katliamlarda devletin eli yoksa bugüne kadar birkaç dava sonuçlanmış olurdu. Katilleri nerede oldukları net bir şekilde ortadayken bugüne kadar iade edilmemeleri de manidardır” diyerek Hollanda Büyükelçiliği’nin davaya heyet göndermiş olmasının da önemli olduğunu söyledi.

    “DAVAYI SAHİPLENME KONUSUNDA AVRUPADAKİLER DE YETERLİ DEĞİL”

    Saime Topçu, “Almaya bir taraftan Alevilere tüzel kişilik sağlarken diğer taraftan ise katliamda yer alan firari sanıklara oturum veriyor. Almanya’daki Alevi örgütleri, sanıkların iade edilmesi konusunda Alman hükümetine yeterince baskı uyguluyor mu?” sorusuna ise şu yanıtı verdi:

    “Ama bu yalnız başına olmamalı. Burada ciddi bir kamuoyu oluşturmadık. Bu da bizim özeleştirimiz olsun. İyi bir kamuoyu oluşturabilirdik fakat bunda eksik kaldığımızı düşünüyorum. Fakat bu davanın peşini bırakmayacağız ve bu davanın takipçisi olacağız. Tabii ki bu olayın Avrupa ayağı çok önemli. Orada bir kamuoyu yaratılırsa, bir takım diplomasi yürütülür. İnanç boyutu ile bir kampanya yürütülür ve buradaki davaya dikkat çekilerek sanıkların iade edilmesi noktasında eylemlikler ve birçok şey yapılabilir. Yani bu konuda Alevilerin Avrupa’daki ayağını çok yeterli bulmuyorum.”

    “TEMMUZ SICAĞINDA CANLARIMIZI YAKTILAR”

    DAD Eş Başkanı Saime Topçu, “Bu dava sümen altı yapılmaya çalışılıyor” diyerek Temel Karamollaoğlu ve Doğu Perinçek’in sanık olarak dinlenmesi konusuna ise şu sözlerle dikkat çekti:

    “Mahkeme, iki ismin ifadeye çağrılması talebini reddetti. Çünkü Karamollaoğlu konuşursa, tanıklık ederse birçok şey ortaya çıkacak. Aynı zamanda Doğu Perinçek’in de ifade vermesini kabul etmedi. Dolayısıyla bizler davanın takipçisi olmak zorundayız. Bu bizim vicdani borcumuz. Orada canlarımız yandı. Temmuz’un ortasında 8 saat süren bir katliamda aydınlarımız, sanatçılarımız Temmuz sıcağında yakıldı. Bu sadece Alevilerin sorunu değil, tüm insanlığın sorunudur. Sivas’ta yaşanan bir insanlık suçudur. Bunu görmezden gelmek olmaz.”

    Cebrail ARSLAN/ANKARA

  • DAD ve HDK Maraş’ı andı: Failler karşımıza ak sakallı dedeler olarak çıkarıldı-VİDEO

    DAD ve HDK Maraş’ı andı: Failler karşımıza ak sakallı dedeler olarak çıkarıldı-VİDEO

    PİRHA- Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) İstanbul Şubesi ve Halkların Demokratik Kongresi (HDK) Maraş Katliamı’nın 42. yılında yaptığı basın açıklamasında katliamlarla Alevilerin yaşadığı bölgelerin demografik dönüşüme uğratılmaya çalışılarak, topraklarını terk etmek zorunda kalanların yerlerine yerleştirenler ile devletin ideolojik kurumsallaşmanın garanti altına alınmaya çalışıldığının altı çizildi.

    DAD İstanbul Şube ve HDK, Maraş Katliamı’nın yıl dönümüne ilişkin Gazi’de basın açıklaması gerçekleştirdi. HDK Eş Sözcüsü İdil Uğurlu, DAD Genel Merkez Eş Başkanı Saime Topçu, DAD İstanbul Eş Başkanı Nergiz Güzel, Axuçan Ocağı Piri Aziz Güzel ve DAD üyelerinin katıldığı açıklamada Maraş Katliamı’nın unutulmadığı belirtilerek, savaş dilinin yıkılması gerektiği ifade edildi.

    “KATLEDİLEN DE SUÇLU OLAN DA BİZDİK”

    DAD İstanbul Şube Eş Başkanı Nergiz Güzel, “Gün geçmiyor ki ölmediğimiz bir gün olmasın. Maraş’ta Allah adına ölüme gidenler Sivas’ta insan yaktılar, Sivas’ta Allah adına ölüme gidenler Şengal’de insanları öldürdüler. O katliam zihniyeti hala yaşamakta. Söz söyleyenler cezaevine atılıyor” diyerek, cezaevlerinde devam açlık grevlerine, kadın cinayetlerine ve intihar eden işçilerin durumuna değindi.

    Dönemin tanıklarından olan Axuçan Ocağı Piri Aziz Güler ise, “Devletin uçan kuştan haberi vardır. Bu katliama göz yumuldu. Düne kadar bize gelen, lokmamızı paylaşan insanlar cami minaresinden babamları hedef alarak ateş edin çağrısında bulunuyor. Apartmanı ateşe veriyorlar. Katledilen, öldürülen bizler yine suçlu çıkarıldık” ifadelerini kullandı.

    “FAİLLER KARŞIMIZA AK SAKALLI DEDELER OLARAK ÇIKARTILDI”

    Maraş Katliamı’nın Kürt-Alevilerin toplumsal varlığını dağıtmak için uygulanan bir plan olduğuna vurgu yapan DAD Genel Merkez Eş Başkanı Saime Topçu bunun Şark Islahat projesinin devamı olduğunu dile getirdi. Topçu ayrıca Maraş Katliamı’nın yıl dönümünde CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun Seval Türkeş’i ziyaretini eleştirdi.

    HDK Eş Sözcüsü İdil Uğurlu da iktidarın toplumsal yaşanmışlıkları hafızasızlaştırmaya ve katliam politikalarını canlı tutmaya çalıştığına dikkat çekerek, “Sivas’ta, Maraş’ta faillerin kimi ismini, soyismini değiştirdi. Kimi ise değiştirmeden ak sakallı dedeler olarak karşımıza çıkartılmaya çalışıldı. Kimileri vekil olarak mecliste oturtuldu. Verilen mesaj ise; katlederiz, yakarız ve kendimizi aklayıp karşınıza çıkarız idi” diye konuştu.

    “BOŞALAN YERLERE DEVLETİN  İDEOLOJİK KURUMSALLAŞMASI YERLEŞTİ”

    ‘Hayata Dönüş Operasyonları’ adı altında 30 kişinin yaşamını yitirdiği cezaevi ve Roboski katliamlarına ayrıca değinilen açıklamada, iktidarların halen halkları birbirine düşmanlaştıran siyasi ahlak ve sorumluluktan uzak bir dili hakim kılmak istediği belirtildi.

    Maraş’ın özel savaş politikalarından birisi olarak 12 Eylül rejimini hazırlayan eşiklerden biri olduğu ifade edilerek, “Halklar arasından kin ve öfke yaratarak iktidarlarını sürdürme yöntemi olarak devreye sokulmuştur. Temel sorgulanması gereken noktalardan biri de devletin ideolojik kodlarıdır. Bu kodlar Anadolu ve Mezopotamya halklarının dokusuna uymadığı için, kendini zor aygıtı ile ayakta tutmak istemektedir. Lakin bu kadar uzun süre kendi sınırlarında dağını, taşını hiçbir aidiyet ve vicdani sorumluluk hissetmeden bombalayan dünyada ki ender ülkelerden birisidir. Çünkü temelde ait hissetmiyor, tehlikede görüyor kendini, kodlarını böyle korumaya çalıştıkça da ait olamıyor ve çatışıyor” denildi.

    PİRHA/İSTANBUL

     

  • DAD Eş Başkanı Topçu: İnancımızla örgütleneceğiz, direncimizle özgürleşeceğiz

    DAD Eş Başkanı Topçu: İnancımızla örgütleneceğiz, direncimizle özgürleşeceğiz

    PİRHA- 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü vesilesiyle mesaj yayınlayan DAD Eş Genel Başkanı Saime Topçu, “Alevi kadın mücadelesi bugün belki çok yeterli bir noktada olmayabilir ama bir uyanış mevcut. Hak, hukuk arayışı, haksızlığa ve zulme itiraz hali ve mücadelesi çok kıymetlidir” diyerek, “inancımızla örgütleneceğiz, direncimizle özgürleşeceğiz” şiarıyla alanlarda olacaklarını belirtti.

    Demokratik Alevi Derneği Eş Genel Başkanı Saime Topçu, 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü vesilesiyle mesaj yayınladı.

    Yayınlanan mesajda “Hak ve hakikat arayışında canlarını çerağ yapıp karanlığı aydınlatan hak ve hakikat uğrunda Hakk’a yürüyen kadın canların anılarının önünde saygıyla eğiliyorum” diyen Topçu şunları ifade etti:

    “İnsanlık tarihine de baktığımızda, özellikle Neolitik Kültür ile beraber toprağı işleyen, tohumu saklayan, bitkilerin dilini bilen, ilk terbiyeci, besleyici, evren ile iletişim kuran, keramet sahibi, ilk zakir, tedavi ettiren kainat ile empati kuran, toplumsalın varlık nedenidir. Bu bakımdan, ana kemaleti, ananın gayreti, tarım ve hayvancılığın gelişmesinde son derece önemlidir. Aleviliğin temel kavramlarına bakıldığında ağırlıklı olarak ana kemaleti ile ilgilidir. Kadim tarihlerden günümüze kadar hakikat ve özgürlük arayışında olmak, aynı zamanda umut etmekle olmuştur. En zor anında insanın yanında olan Meryem, Venüs ve Afrodit, kıbleyi temsil eden Kibele, koruyan kollayan star eden, kollarının altına alan İştar, Muhammet Mustafa’ya en zor anında kemaleti ile yetişen Hatice, Aliyel Murteza’ya nurunu veren Fatma, Kerbela’da asla zulme boyun eğmeyen Zeynep, ve Güruhu Naciye’yi oluşturan bütün analar aynı zamanda Hızır aklını da devriye etmişlerdir.”

    “KADINLAR ÖZ SAVUNMALARINI GELİŞTİRMELİ”

    “Reya Haq inancına göre Yol kadınla başlar ve kadınla biter.  Kadın doğum kapısıdır, Hakk bu kapıdan teceli eder” diyen Topçu, “Kadına bir sürü sorumluluk verilmiştir ve inanç gereği eşitlik ilkesi esastır. Fakat bugün böyle olmadığı gibi, Yol’da ciddi asimilasyon ve dejenerasyon da mevcuttur. Erilleşen bir Aleviliğe doğru yol almaya başlamıştır. Bu da cumhuriyet modernetisiyle aslında ocak düsturunun sekteye uğramasıyla köylerden kentlere göçle başlayan bir yolculukla devam ediyor” dedi.

    Topçu, “Alevi kadının bugünkü konuma nasıl düşürüldüğünün hakikatini görülmesi ve bunun giderilmesi ancak kadın kendi hakikatiyle yeniden buluşmasıyla ve yüzleşmesiyle mümkündür” diyerek sözlerine şöyle devam etti:

    “Kadın hak etiği yeri bulduğunda hakikat yeniden insanlığın aynası olacaktır. Bu noktada da inancımızın, kültürümüzün ve dilimizin tekrar kendi hakikatiyle buluşmasıyla mümkündür. Alevi kadın mücadelesi bugün belki çok yeterli bir noktada olmayabilir ama bir uyanış mevcut. Hak, hukuk arayışı, haksızlığa, zulme itiraz hali ve mücadeledeki gayreti de çok kıymetlidir. Bugün dünyada dalga dalga yayılan bir kadın direnişi mevcut bu da bizi umutlandırıyor. Şili’deki bir kadının sorunu da, Afrika’daki bir kadının sorunu da, Ortadoğu’da Ezidi ve Kürt bir kadının sorunu, Karadeniz’li Laz, Çerkez bir kadının sorunu da, batıda Türk bir kadınının sorunu da ortak sorunumuz olmalı ve birbirimizi sahiplenip ortaklaşmalıyız. Kadınlar kendi öz savunmalarını geliştirmeli ve hep birlikte hareket etmeliyiz.”

    “‘GÜLİSTAN DOKU NEREDE?’ DİYE SORMAYA DEVAM EDECEĞİZ”

    “Reya Haq inancına göre rızasız olan her şey tacizdir, tecavüzdür” diyen Topçu, “Kadın cinayetleri ve tacizleri politiktir. Bugün yargı  bile trajikomik kararlar vermekte, indirim adı altında adeta  katilleri  ödüllendirmektedir. Çünkü caydırıcı hukuki bir karşılık yok maalesef” dedi.

    Son olarak Dersim’de dil, kültür, inanç boyutuyla derinleşen bir asimilasyon politikasının olduğuna işaret eden Topçu, şunları belirtti:

    “Özelikle kadınlar, gençler ve çocuklar üzerinde ciddi bir yozlaşma ve dejenerasyon politikaları kendisini dayatıyor. Dersim’de hala ikrarlı, inançlı Yol süren kadınlar var ve bundan korkuyorlar.  Bu çok net ortadadır. İnancımızda mihman Alidir. Maalesef ki  mihmanımızı koruyamadık. Dersim Üniversitesi’nde öğrenci olan ve 5 Ocak’tan bu yana kayıp Gülistan Doku’dan hiçbir haber yok ve akıbetiyle ilgili kamuoyuna net bir açıklama yapılmadı. Dersim dört tarafı kalekollarla çevrili ve  her yerde mobese kameraları var. Nasıl oluyor da bulamıyorlar. Bu düşündürücü. Sizlerin huzurunda tekrar soruyoruz; Gülistan nerede? Her gün de sormalıyız. Sormalıyız ki başka Gülistan vakaları yaşanmasın. Bizler de Demokratik Alevi Kadın Meclisi olarak bunun takipçisiyiz. 8 Mart’ta alanlarda olacağız ve hak ve hakikat arayışımızı sürdürmede ısrarcı olacağız. Kadın hakikatin kendisidir, “inancımızla örgütleneceğiz, direncimizle özgürleşeceğiz” şiarıyla alanlarda olacağız.”

    (HABER MERKEZİ)