Etiket: şair

  • Şair Yoldaş Güneş ilk şiir kitabı “Sevda Yeli’ni yayımladı-VİDEO

    Şair Yoldaş Güneş ilk şiir kitabı “Sevda Yeli’ni yayımladı-VİDEO

    PİRHA- PİRHA’ya konuşan şair Yoldaş Güneş, ilk şiir kitabı Sevda Yeli‘nde bireysel duyguların yanı sıra toplumsal hafıza, adalet, emek ve dayanışma temalarına yer verdiğini söyledi. Güneş, kitapta Hasret Gültekin ile Selçuk Kozağaçlı için yazdığı şiirlerin de bulunduğunu belirtti.

    Vegan Yayınevi etiketiyle yayımlanan Sevda Yeli adlı ilk şiir kitabının yazarı Yoldaş Güneş, eserine ilişkin PİRHA’ya değerlendirmelerde bulundu. Yaklaşık 15 yıldır şiir yazdığını belirten Güneş, kitabının bireysel duygularla birlikte toplumsal hafızayı ve direnişi konu edindiğini ifade etti.

    “HAFIZANIN VE DİRENİŞİN ŞİİRİ”

    1993 yılında Antalya’da doğduğunu, Erzincanlı olduğunu söyleyen Güneş, şiirin kendisi için yalnızca estetik bir ifade biçimi olmadığını vurgulayarak şunları söyledi:

    “Şiir benim için yalnızca sözcüklerin estetik bir düzen içinde yan yana gelmesi değil; insanın yaşadığı coğrafyaya, ortak hafızaya ve değerlerine kurduğu bağlılığın ifadesidir. Sevda Yeli de bu bağlılıktan doğan bir şiir kitabıdır.”

    Güneş, kitabında aşk, özlem ve yalnızlık gibi bireysel temaların yanı sıra toplumsal dayanışma, emek ve adalet arayışına da yer verdiğini belirtti.

    “SEVDA, ÖZGÜR BİR GELECEĞE DUYULAN BAĞLILIKTIR”

    Sevda kavramını yalnızca iki insan arasındaki duygusal ilişkiyle sınırlamadığını ifade eden Güneş, şu değerlendirmeyi yaptı:

    “Sevda bazen bir toprağa, bir dile, bir kente ya da özgür bir geleceğe duyulan derin bir bağlılıktır. Kitapta ayrıca 19 Aralık Hayata Dönüş operasyonları ve ölüm oruçlarında yaşamını yitirenlere ilişkin izler de yer alıyor.”

    Güneş, tecrit koşullarındaki kuyu tipi cezaevlerinde tutulanlara ilişkin şiirlerin de kitapta bulunduğunu belirterek, Sivas Katliamı‘nda yaşamını yitiren ozan Hasret Gültekin ile hukuk mücadelesiyle tanınan Selçuk Kozağaçlı için kaleme aldığı “Kilit Kimde” adlı şiirin de kitapta yer aldığını söyledi.

    “ALEVİ İNANCININ DEĞERLERİNDEN BESLENİYOR”

    Sevda Yeli‘nin aynı zamanda Alevilik inancının rızalık, eşitlik, hakikat ve insan merkezli yaşam anlayışından beslendiğini dile getiren Güneş, “Bu yönüyle kitap, inanç ile toplumsal hafızayı şiirin ortak dili içinde buluşturmaya çalışan bir arayışın ürünüdür” dedi.

    Kitabın bireysel duygular ile toplumsal gerçekliği birbirinden ayırmayan bir anlayışla kaleme alındığını ifade eden Güneş, eserinde emek, dayanışma ve adalet arayışını konu alan şiirlerin de yer aldığını söyledi.

    Cebrail ARSLAN / ANTALYA

     

     

     

     

  • Zeynep Altıok: Sivas’ta gerçek sorumlular hiçbir zaman yargılanmadı-VİDEO

    Zeynep Altıok: Sivas’ta gerçek sorumlular hiçbir zaman yargılanmadı-VİDEO

    PİRHA- Sivas Katliamı’nda yaşamını yitiren şair Metin Altıok’un kızı Zeynep Altıok, katliamın 33. yılında PİRHA’ya konuştu. Sivas davasının başından itibaren gerçek sorumluların yargılanmadığını belirten Altıok, cezasızlık politikalarının sistemli şekilde işletildiğini söyledi. İç hukukta yaşanan usulsüzlükleri anlatan Altıok, Anayasa Mahkemesi’nin ailelerin başvurusunu yıllarca gündeme almadığını, buna karşın sanıkların başvurularını hızla değerlendirdiğini belirtti.

    2 Temmuz 1993 tarihinde Sivas’ta düzenlenen Pir Sultan Abdal Şenlikleri sırasında Madımak Oteli’nin yakılması sonucu çoğunluğu Alevi 33 aydın ve sanatçı ile 2 otel çalışanı yaşamını yitirdi. Katliamda babası şair Metin Altıok’u kaybeden Zeynep Altıok, katliamın 33. yılında dava sürecini, yaşanan ihmalleri ve adalet mücadelesini PİRHA’ya anlattı.

    “SİVAS KATLİAMI’NDA SUÇU OLANLAR GERÇEKTEN SORGULANMADI”

    Sivas Katliamı’nın 33 yıllık dava sürecini değerlendiren Zeynep Altıok, gerçek sorumluların hiçbir zaman yargılanmadığını belirterek şöyle konuştu:

    “Davanın da otuz üç yıllık bir geçmişi var. Ana dava yıllar sürdükten sonra firari sanıklar üzerinden iki ayrı davanın sürecini otuz üç yıl boyunca bugünlere kadar taşıdık. Ancak o sürecin içerisinde zaten tüm yargılama sürecinin en başından itibaren gerçek suçluların, sorumluların, örgütleyenlerin, planlayanların, dahil olanların, katliam sırasında müdahale etmeyen polisin, kolluk kuvvetinin, itfaiyenin, sağlıkçının, yöneticilerinin, sorumlularının, emir verenlerinin dahil olduğu gerçekten bu suçta payı olan hiç kimsenin sorgulanmadığı, sadece eylemciler arasından rastgele yakalanmış bir avuç insanın yargılandığı o ana davanın firarileri üzerinden sürdürmeye gayret ettiğimiz bir dava sürecimiz vardı.”

    “ANAYASA MAHKEMESİ, SİVAS AİLELERİNİN İTİRAZ DİLEKÇESİNİN KAPAĞINI BİLE AÇMADI”

    Firari sanıklar hakkındaki ilk davanın 2012 yılında zaman aşımına uğratıldığını, ikinci davanın da benzer şekilde sonuçlandığını söyleyen Altıok, ailelerin Anayasa Mahkemesi’ne yaptığı başvurunun yıllarca bekletildiğini ifade etti.

    “Bu sonuçtan bir iki yıl evvelde de yine hatırlayacaksınız yaşı dolayısıyla aslında elinde benzin bidonuyla insanları tutuşturduğu delillerle, belgelerle sabit olan bir katilin vahşi bir barbarın Cumhurbaşkanı tarafından kişiye özel affıyla karşı karşıya kalmıştık. Ardından ertesi yıl bir kişinin daha salınmasıyla karşı karşıya kalmıştık. Ancak bu yıl ne yazık ki artık tüm hükümlülerin, insanlık suçu işlemiş olan tüm katillerin göstermelik bir hukuk kararıyla serbest bırakılmasıyla karşı karşıya kaldık.

    Burada şöyle çarpıcı bir mesele var. 2012’deki zaman aşımı kararının arkasından biz aileler olarak avukatlarımız aracılığıyla Anayasa Mahkemesi’ne itiraz dilekçemizi vermiştik ve bizim itiraz dilekçemiz bunca senedir hiçbir şekilde gündeme alınmamış, kapağı bile kaldırılmamışken geçtiğimiz yıl aynı Anayasa Mahkemesi’ne serbest bırakılan bu sanıklardan birinin dilekçesi ivedilikle derhal görüşmeye alınarak işte bu tümünün serbest kalmasını sağlayan kararla gündeme geldi. Bunlar iç hukukun son aşamadaki usulsüzlükleri ve hakikaten olmaz denilecek insanlık suçu, zaman aşımı, devlet sırrı gibi kavramların nasıl ideolojik erk lehine eğilip büküldüğünü bize gösteren somut veriler olarak karşımızda duruyor.”

    “AİHM BAŞVURUSUYLA TÜRKİYE’DEKİ ÇARPIKLIĞI DİLE GETİRDİK”

    Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne başvuru sürecini anlatan Zeynep Altıok, Türkiye’de iç hukuk yollarının fiilen tüketilmediğini belirterek şunları söyledi:

    “Bu nedenle bir süredir Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi iç hukuk yolları tükenmeden Türkiye’den dosya almamaya başlamıştı. Bizim 2012 yılında verdiğimiz dilekçenin gündeme alınmamasının bir sebebi zaman aşımını ikinci dava lehine yineleyebilmek, o emsali değerlendirebilmek ama daha önemli bir sebebi de iç hukuk yolunu ila nihai tüketmemek ve dolayısıyla da AİHM yolunu bize kapalı tutmak. Ancak geldiğimiz son noktada yaptığımız değerlendirmeler ve çalışmalar, uluslararası emsaller, hatta Türkiye’deki benzer başvurular incelenerek biz de aslında buradaki yanlışlığı, çarpıklığı da dile getirebileceğimiz, iç hukuk yollarının da özellikle tüketilmediğinin, sonuçlandırılmadığının kanıtını gözler önüne sermek istediğimiz bir başvuru çalışması yürüttük ve dilekçemizi avukatımız Günal Kurşun aracılığıyla verdik.”

    “33 YILLIK YARGI SÜRECİNDE SANIKLAR KORUNDU”

    Sivas dosyasında yaşananları bilinçli bir cezasızlık politikası olarak değerlendiren Altıok, katliamın planlı ve örgütlü bir saldırı olduğunu belirterek, 33 yıllık yargı süreci boyunca sanıkların korunduğunu söyledi.

    “Otuz üç yıllık yargı sürecinde sanıkların, hüküm giymeden önce sanık olanların, hüküm giydikten sonra cezalarını çekmek için hapishaneye gönderilmiş olan hükümlülerin korunup kollandığı, onların mağdur olarak iktidar basın organları ya da iktidarın en üst mertebesindeki temsilcileri, milletvekilleri, bakan tarafından korundukları, kayırıldıkları, mağduriyetle bir arada anıldıkları bir söylemle o süreç yönetildi.”

    “BU KATLİAMIN FİKİR BABALARI ÖDÜLLENDİRİLDİ”

    Altıok, katliamın yalnızca sanıkların korunmasıyla sınırlı kalmadığını, sürecin sorumlularının da ödüllendirildiğini belirterek şöyle konuştu:

    “Elbette bu süreç de tıpkı iç hukuk yolunun tüketilmemesini düşünen aklın mahareti gibi aynı maharetle sürüncemede bırakıldı. Buna mukabil sanıkların avukatlarının içinden bir değil; bakanlar, milletvekilleri, baro başkanları, HSK’ya atananlar, İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin başkanlığına atananlar, birçok iktidar partisinin üst düzey yöneticiliğine getirilenler oldu.

    Hiçbir zaman soruşturulmayan, yargılanmayan ama bu işin müsebbibi olan, en başında örgütçüsü, fikir sahibi ve gizli temsilcisi olan insanlar da bu ödüllendirmelerden, bu mertebelerden, bu makamlardan faydalandırıldılar. Dolayısıyla elbette tamamına baktığımızda yıllar geçtikçe odalar dolusu dosyayla daha da açmaza sürüklenen, ilgilenilmesi ve yeniden ele alınması güçleştirilen büyük bir kalabalığa terk edilen ama o yıllar içerisinde de bütün o kalabalığın üzerine kalın tozlar yerleştirilen bir süreçle karşı karşıya bırakıldık.”

    “YÜZLEŞME GÖSTERMELİK MEKÂNLARLA GERÇEKLEŞMİYOR”

    Sivas Katliamı’yla yüzleşmenin her şeyden önce adalet mekanizmasının işletilmesi ve sorumluların cezalandırılmasıyla mümkün olacağını belirten Altıok, katliamın arkasındaki siyasal anlayışın iktidarda olmasının gerçek bir yüzleşmenin önünü kapattığını söyledi.

    Katliamın aydınlatılması için yıllardır mücadele eden aileler, Alevi kurumları ve sivil toplum örgütlerinin engellemelerle karşılaştığını ifade eden Altıok, 2 Temmuz anmalarında da tehdit, polis müdahalesi, gaz ve provokasyonlarla karşı karşıya kaldıklarını belirtti.

    Madımak Oteli’nde oluşturulan anı köşesinin gerçek bir yüzleşme örneği olmadığını söyleyen Altıok, şunları kaydetti:

    “Orada katliamı unutturmamak için kurdukları bir kültür merkezi olarak adlandırdıkları yerin anı köşesinde katillerin ismiyle mağdurların ismini yan yana koydular. Buna yaptığımız müdahaleyi, itirazı, hukuk yoluyla açtığımız davayı da hükümsüz bıraktılar. Otuz üç yılın sonunda bir iki yıl evvel sessiz sedasız bir şekilde kaldırdılar. Yüzleşme göstermelik mekânlarla gerçekleşmiyor. Bir ülkede en vahşi suçu işleyen insanlar Cumhurbaşkanı tarafından bizzat meşrulaştırılarak serbest bırakılıyor ve özellikle korunuyorsa o yüzleşme zaten mümkün değildir.”

    “AABF’NİN SANAL MÜZE PROJESİ ÖNEMLİ BİR YÜZLEŞME ÖRNEĞİ”

    Madımak Oteli’nin yerinde gerçek bir anı merkezinin bulunmasının önemli olduğunu vurgulayan Altıok, Avrupa Alevi Birlikleri Federasyonu’nun 30. yıl kapsamında hazırladığı sanal müze çalışmasının önemli bir yüzleşme örneği olduğunu belirtti.

    “Otuzuncu yıl sürecinde Avrupa Alevi Birlikleri Federasyonu tarafından yürütülen, Madımak Oteli’nin sanal müze olarak kurgulandığı proje çok iyi bir yüzleşme örneğidir. Sözlü tarihle tüm belgelerin kayıt altına alındığı, arşivle, yapılan röportajlarla ve sanal müzenin kendisiyle birlikte koca bir projenin ortaya çıktığı bu çalışma yüzleşme projelerinin en doğru örneğidir.”

    “SİVAS’A PİR SULTAN ABDAL HEYKELİ DİKİLMELİ”

    Altıok, katliamın başladığı noktaya yeniden Pir Sultan Abdal heykelinin dikilmesinin de yüzleşmenin önemli adımlarından biri olacağını söyledi.

    “Yoksa Alevilere tanınan kendi köyleri, kendi ilçeleri, kendi bölgesiyle kısıtlanan bir hayat… Pir Sultan Abdal heykelinin yeniden oraya dikilmek yerine Banaz’a gönderilmesi bile bu işin aslında ne kadar yapılmadığını, yapılmak istenmediğini ve yapılmayacağının göstergesi gibidir.”

    O ACIYI HAYATIMIZIN HER GÜNÜ YAŞIYORUZ”

    Katliamın acısının yalnızca 2 Temmuz’da hissedilen bir acı olmadığını dile getiren Altıok, şöyle konuştu:

    “Belki de benim açımdan kimliğim haline gelen, belki de Zeynep Altıok başka biri olacaktı ama bugün bundan ayrı bir hayatı olmayan bir insana dönüşmemi sağlayan belirleyici bir gün. Senede bir kez yaşamadığımız bir acı. Hiç tahmin edilmeyen en sıradan günlük bir anda bile sizi bırakmayan bir belirleyici ya da işte o adalet mücadelesini yürütürken onu hayatımızın içine yedi yirmi dört tüm yaşamınıza sirayet etmiş bir öncelikli gaye olarak her gün yaşadığımız bir süreç.”

    “YILLARA YAYILDIKÇA MÜCADELE HATTINDAN FİRE VERİLDİ”

    Bu mücadelenin yaşamlarının merkezine yerleştiğini söyleyen Altıok, kendisini en çok yaralayan şeyin katliamı gerçekleştirenler değil, yıllar içinde mücadele hattının zayıflaması olduğunu ifade etti.

    “Yıllara yayıldıkça bir bir eksilen, giderek zayıf mücadele hattının omuzdaşlarından verilen fire olduğunu söylemeliyim.”

    2012 yılında verilen zaman aşımı kararının ardından güçlü bir toplumsal tepki oluştuğunu, ancak son davada verilen zaman aşımı kararından sonra bu duyarlılığın ciddi biçimde azaldığını belirten Altıok, sözlerini şöyle tamamladı:

    “Ana muhalefet partisi, kendi partimin de dahil olduğu tüm muhalif kesimlerin bu konuya duyarsızlığı, bir açıklama yapmaktan, bir tweet atmaktan dahi imtina eder oluşu, bugün AİHM başvurusunu yürüttüğümüz süreçte bunu kendi görünürlüğü için konu etmek isteyen kişilerle karşı karşıya kalmış olmak gibi alt alta koyduğumda, mücadele hattında beraber olduğumuzu düşündüğümüz birçok kişinin aslında hiç de orada olmadığını tekrar tekrar deneyimlemiş olmama rağmen en şiddetli tokadı yediğim yıl olarak duygusal anlamda bu yılın benim için bir milat, başka bir bilinç ayrımına varmak için benzersiz bir deneyim sunduğunu üzülerek belirtmek zorundayım.”

    Semra ACAR / İZMİR

     

     

     

  • Dersimli sanatçılardan uyuşturucu ve çeteleşmeye karşı mücadele çağrısı-VİDEO

    Dersimli sanatçılardan uyuşturucu ve çeteleşmeye karşı mücadele çağrısı-VİDEO

    PİRHA- Dersimli sanatçı, şair ve yazarlar, özel savaş politikaları ekseninde gelişen ve son dönemde artan çatışmalar, çeteleşme, uyuşturucu trafiği ve şiddet olaylarına karşı Dersimliler ve dostlarını mücadele etmeye ve ses çıkarmaya çağırdı.

    Dersimli sanatçı, şair ve yazarlar Hüseyin Ayrılmaz, Hasan Sağlam, Sultan Karataş, Berivan Kaya, Selman Yeşilgöz, Hıdır Işık, Önder Birol Bıyık, Kadri Önal, Doğan Çelik, Ergin Doğru, İbrahim Karakaya, Cevahir Bedel sanal medya hesaplarından paylaştıkları videolar ile Dersim’deki özel savaş politikalarına karşı çağrıda bulundular.

    Sanatçı, şair ve yazarlar çektikleri görüntüler ile Dersim’de yaşanan çatışmalar, şiddet olayları, çeteleşme faaliyetleri ve uyuşturucu trafiğinin toplumu derinden yaraladığını belirterek, Dersimlilerin topraklarının ruhuna ve kültürüne aykırı olan gelişmeleri asla kabul etmemesi gerektiğini ifade ettiler.

    1938 Dersim soykırımı ile başlayan ve asimilasyon, köy yakmaları, maden-baraj projeleri, zorunlu göç, ajanlaştırma ile devam eden süreçlerin son yıllarda kendisini uyuşturucu çetelerinin çatışmaları ile devam ettirdiğini dile getiren sanatçı ve yazarlar toplumun ahlaki ve politik gerçekliğinin özünden koparılmak istendiğine işaret ettiler.

    Yine toplumsal birlik ve huzurun hedef alındığına vurgu yapan sanatçılar Dersim kültüründe yeri olmayan uyuşturucu, tefecilik ve çetecilik ve tüm özel savaş politikalarına karşı Dersimliler ve dostlarını gençleri korumaya ve ses çıkarmaya çağırdı.

    PİRHA/DERSİM 

  • Şair ve Yazar Fadıl Öztürk, Hakk’a yürüdü

    Şair ve Yazar Fadıl Öztürk, Hakk’a yürüdü

    PİRHA- Şair ve Yazar Fadıl Öztürk, kanser tedavisi gördüğü İzmir’de Hakk’a yürüdü.

    İzmir’de yaşayan ve uzun zamandır kanser tedavisi gören Şair ve Yazar Fadıl Öztürk bu sabah Hakk’a yürüdü. Fadıl Öztürk’ün Hakk’a yürüme erkanına ilişkin ailesi gün içinde bilgi verecek.

    FADIL ÖZTÜRK KİMDİR?

    Fadıl Öztürk 1 Aralık 1955 tarihinde Dersim’de doğdu. 12 Eylül’de Dev-Yol Davasından yargılanıp müebbet hapis cezası aldı ve on yıl içeride kaldı. Edebi ve siyasi içerikli çalışmalarını sürdürmektedir. 8 Aralık 2004’te “Türkiye’deki Kürtlerin talepleri” başlığı altında Herald Turbine gazetesine ilan veren 198 kişi arasında yer aldı. 15 Eylül 2005’te bir sivil irade girişimi şeklinde kurulan Munzur Aydınlar Platformu’nun koordinasyon kurulu üyesidir. 05 Ocak 2018 tarihinde Artı Gerçek Gazetesindeki yazılarından dolayı İzmir’deki evinde sabah saat 06’da gözaltına alınmış, 5 gün gözaltında kalmış, yargılanma sonucunda 1 yıl 10 ay ceza almış, cezası 5 yıl süre ile ertelenmiştir.

    ESERLERİ

    Suyu Uyandırın Sesim Olsun (şiir)

    Esmer Bir Acı (şiir)

    Hep Kuzeydi Gözlerin (şiir)

    Ateşe Konuş Küle Ağla (deneme)

    Benden Adam Olmaz (şiir)

    Saatli Muhalif Takvimi (deneme/makale)

    Ağacını Yakan Kibrit Çöpüdür İnsan (şiir)

  • Şair İlhan Sami Çomak, İzmir’de sevenleriyle buluştu-VİDEO

    Şair İlhan Sami Çomak, İzmir’de sevenleriyle buluştu-VİDEO

    PİRHA- Şair İlhan Sami Çomak, 30 yıllık mahpusluktan sonra özgürlüğüne kavuşunca İzmir’de sevenleri ve dostlarıyla buluştu. Çomak ailesi İzmir Narlıdere’de bulanan Dayanışma Kafe’de 2 gün boyunca misafirlerini ağırlayacak. 

    1994 yılında İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Coğrafya Bölümü’nde öğrenciyken gözaltına alınan ve müebbet hapis cezası verilen Şair İlhan Sami Çomak’ın tahliyesi keyfi gerekçelerle engellenmişti.

    30 yıl süren tutukluluğunun ardından 26 Kasım’da tahliye edilen Şair İlhan Sami Çomak, İstanbul’dan sonra İzmir’de de sevenleri ve dostlarıyla bir araya geldi.

    Bir kafede gerçekleşen buluşmada İlhan Sami Çolak’ı, Alevi Bektaşi Federasyonu Genel Başkanı Mustafa Aslan, Narlıdere Cemevi yöneticileri, Anadolu Yakınlarını Kaybeden Ailelerle Yardımlaşma ve Dayanışma Derneği (ANYAKAY-DER), DEM Parti İzmir il ve ilçe yönetimleri, Barış Anneleri, HDP İzmir İl binasında katledilen Deniz Poyraz’ın annesi Fehime Poyraz’ın yanı sıra çok sayıda seveni ziyaret etti.

    Buluşmada İlhan Sami Çomak, hem duygu dolu anlar yaşadı hem de yeni hayatına dair düşüncelerini paylaştı.

    Çomak’ın ailesi İzmir Narlıdere’de bulanan Dayanışma Kafe’de 2 gün boyunca misafirlerini ağırlayacak.

    İLHAN SAMİ ÇOMAK KİMDİR?

    İlhan Sami Çomak 8 Mart 1973 tarihinde Bingöl Karlıova’da doğdu. İlk ve orta öğrenimini Bingöl’de tamamladıktan sonra, İstanbul Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Coğrafya Bölümü’ne 1992 yılında kaydını yaptırdı. 1994 yılında gözaltına alındı ve tutuklandı. Türkçe dışında anadili olan Kürtçe ile de şiirler yazdı. 2016 yılında “Gönderen: İlhan Sami Çomak” isimli belgesele konu oldu. Gitmeler Çiçek Kurusu, Açık Deniz, Günaydın Yeryüzü, Kedilerin Yazdığı İlahi, Bir Sabah Yürüdüm, Yağmur Dersleri, Dicle’nin Günlüğü, Geldim Sana, Hayattayız Nihayet, Karınca Yuvasını Dağıtmamak adlı kitapları yayımlandı. 2019 yılında Geldim Sana dosyasıyla Sennur Sezer Emek-Direniş Şiir ve Öykü Ödülü’ne layık görüldü. Hayattayız Nihayet şiir kitabıyla 2022 yılında Metin Altıok Ödülü’nü aldı. Çomak yine 2022’de Norveç Kültür Bakanlığı ve Yazarlar Birliği İfade Özgürlüğü ve Halkevleri Özel Ödülü’nü de aldı.

    PİRHA/İZMİR

     

  • Şair Cevahir Bedel: Her sanat üreticisi içinde doğduğu ortamdan etkileniyor ve besleniyor-VİDEO

    Şair Cevahir Bedel: Her sanat üreticisi içinde doğduğu ortamdan etkileniyor ve besleniyor-VİDEO

    PİRHA-Her sanat üreticisinin içinde doğduğu ortamdan etkilendiğini ve beslendiğini belirten Şair Cevahir Bedel, “Ovada yetişmiş birisi için ova neyse benim için de dağ hayatımın doğal bir parçası. Dağı simge olarak yaşamın bir parçası olarak görüyorum. Hepimizin ulaşamadığı, sırrına eremediği alanlar var ve benim anlatmak istediğim dağ onun simgesi. Bir şeyin ardını görme isteğiyle ilgiliydi. Dağ hayatımızda eremediğimiz her neyse onu simgeliyor aslında” dedi.

    Şair Cevahir Bedel’in ‘Bir dağ ki hiç olmadı’ isimli şiir kitabı 2022 tarihinde Manos Yayınları’ndan çıktı. Cevahir Bedel ile hem en son çıkan şiir kitabına ilişkin hem de edebiyata ilişkin kouştuk.

    “KİTABIN NE KADAR SATTIĞI, İKİNCİ BASKIYI NE ZAMAN YAPAR GİBİ KONULARLA İLGİLENMİYORUM”

    PİRHA: Yeni şiir kitabınız ‘Bir dağ ki hiç olmadı’, raflardaki yerini aldı. İlk olarak tepkiler nasıl?

    CEVAHİR BEDEL: Edebiyat ürünleri için böyle bir tepki hemen oluşmuyor oluşsa da edebiyat ürünü böyle herhangi bir ürün değil. O yüzden de takip edebileceğimiz hemen ne oluyor, ne bitiyor, kim nasıl karşıladı diye bakacağımız bir şey değil. Genelde hakkında bir yazı çıkarsa ya da bir söyleşi talebi gelirse tepkileri görmüş oluruz. Onun dışında ben çok şair olarak kitabımın ne kadar sattığı, hangi kitap evinde olduğu, ikinci baskıyı ne zaman yapar gibi konularla prensip olarak çok ilgilenmiyorum. Çünkü bizim işimiz yazmak, metin oluşturmak geri kalan kısım okur ile yayınevleri arasındaki iş. Ben okur hesaplayarak yazan bir şair olmadığım için tepkileri de bilmiyorum ama genelde yine edebiyat camiasından tepki geliyor. Bir şair çıkan kitabınızla ilgili. Biz de o şekilde oradan takip ediyoruz ama geri kalan kısmı bilmiyorum ve gerçekten de ilgilenmiyorum.

    “DAĞI SİMGE OLARAK YAŞAMIN BİR PARÇASI OLARAK GÖRÜYORUM”

    -Dağ sizde neyi imgeliyor?

    Aslında kitabın ismine taşındığı için dağ öne çıkıyor ama tabi ki coğrafyanın çok etkisi var. Çünkü burada (Dersim) doğdum ve büyüdüm. Çocukluğum burada geçti, ovada yetişmiş birisi için ova neyse benim için de dağ hayatımın doğal bir parçası. Dağı simge olarak yaşamın bir parçası olarak görüyorum ama bu durum da değişiyor çünkü üç yıl önce yazdığım dağ ile şimdiki dağ imgem birbirinden çok uzak. Ama ben dağ olarak kitapta ulaşılamayan, sırrına erişilemeyen alanlar olarak kastetmiştim. Yani hepimizin böyle ulaşamadığı, sırrına eremediği alanlar var ve benim anlatmak istediğim dağ onun simgesi. Bir şeyin ardını görme isteğiyle ilgiliydi. Dağ hayatımızda eremediğimiz her neyse onu simgeliyor aslında. Belki de kitapta aslında varamamayı vurguluyorum. Bir yere varmak gerekmiyor önemli olan aramaktır. Eğer hayatımızda aram bitmişse ve varmışsak yaşamı hangi argümanlarla sürdüreceğiz.

    “KADINLAR ARTIK EDEBİYATTA ÇOK GÜÇLÜ”

    -Kadın şairlerin görünürlüğünün yeterince ortaya çıktığını düşünüyor musunuz?

    1990’lı ve 2000’li yıllarda çok güçlü bir şekilde Türkiye edebiyatında kadın sesinin çok güçlü duyulduğunu düşünüyorum. Çok iyi şairler ve yazarlar var ancak sadece şiir, roman ve öykü yazan kadınlarla karşı karşıya değiliz. Bunun üzerine düşünen, üreten ve kolektif çalışmalar yapan çok sayıda kadın var ve bu çok umut verici benim için. Hatta kısa bir süre önce kadın şair ve yazarların buluşmasındaydım ve gerçekten umudum tazelendi. Orada üç gün süren bir deneyim paylaşımında şunu fark ettim ki kadınlar artık ‘diğerleri ne düşünüyor, edebiyatın işleyişine kadar güçlü olan erkek algısı ne görüyor’ gibi sorularla ilgilenmiyor. Kadınlar üretim ve metin odaklı bir şeyler yapmak, bilinçlenmek, yan yana durmak istiyor ben de bunu çok güçlü bir şekilde hissettim ve bu beni çok motive etti. Tabi ki edebiyat, yazı yazmak aslında tamamen bireysel bir çaba. Ama orada birlikte dayanışma içerisinde yapılabileceklerin vurgusunun yapılması benim açımdan gerçekten anlamlıydı. Ben ruhum toplulukla hareket etmeye uygun değil ama yine de bu birliktelik bende içerisinde dayanışma olan,  yatay bir araya gelen gruplarla gerçekten çok şey yapılabilir. Ayrıca kadın yapı olarak yaratmaya, üretmeye, dayanışmaya, yaşatmaya, yeşertmeye çok müsait. O nedenle kadınlar artık edebiyatta çok güçlü.

    “KENDİ HİKÂYELERİMİZİ YAZMAYA BAŞLAMIŞSAK ZATEN YAZILAN DİL KADIN DİLİDİR”

    -Kadın yazarların, kadın dili oluşturduğunu düşünüyor musunuz?

    Ben kadın dili için ekstra bir şey yapmıyorum. Kadın diliyle yazı yazayım diye uğraşamıyorum ama tabi cinsiyetçi olmayan bir dil, eril olmayan bir dil kullanıyorum. Ama kadın dili dediğimiz şey biz yazarken zaten kendiliğinden var olan şeydir. Biz kadınlar eğer artık kendi hikayelerimizi yazmaya, kendi dünyalarımızı yansıtmaya başlamışsak yazılan dil zaten kadın dilidir. Bunun için özel bir dil geliştirmek gerekmiyor. Benim yazdığım her şey nasıl ki kadınlık, annelik, Dersimlilik de dahil, her şey nasıl ki bir sentez içerisindeyse tabi ki kadınlığım da orada metinlere kendiliğinden sızıyor. Burada bir hesap düşünmüyorum. Güçlü, yazar ve şairlerin zorlama bir dil yaratmaya ihtiyaç duyduğunu düşünmüyorum. Ama bu çabayı da anlamlı buluyorum. Çünkü hepimiz kendi dilimizi, kendi varlığımızı ve düşünce biçimimizi arayarak buluyoruz. Kadın edebiyatı, kadın bilinci ve kadın duruşu güçlendiği için kadın dili zaten var artık. Eskiden kadın şairler aşkı ve sevgiyi anlatırken erkeklerin algısı ve sözcükleriyle anlatıyordu ama bugün kendi algımızla anlatıyoruz aşkı ve sevgiyi.

    “DEYİŞLER, BÜTÜN DÜŞÜNCE BİÇİMİMİ ETKİLEMİŞTİR”

    -Doğduğunuz coğrafyanın şiirlerinizdeki yeri nedir?

    Bence her sanat üreticisi içinde doğduğu ortamdan etkileniyor ve besleniyor. Tabii ki benim üzerimdeki etkisine gelince ben Alevi inancıyla büyüdüğüm için aklıma ilk olarak müzik geliyor. O yüzden deyişler ritim duygusunu, şiirdeki akışı gibi benim bütün düşünce biçimimi etkilemiştir. Felsefe anlamında bu kültürden etkilenmemek imkansız çünkü çok biricik bir algısı var bu inancın. Hakk bendedir mantığıyla hem insanı Hakk ile eşitleyen bir inanç hem de bu dünyada bir zerresin mantığıyla aslında insanoğlunun bir hiç olduğunu söylüyor deyişlerde. Mesela bazen dünya karşısında neyiz ki biz bu kadar konuşuyoruz diye düşünüyorum. Aynı zamanda dağ, rüzgar, meşe ağaçları ile biçimsel olarak da etkisi var. Ama en çok da insanın ruhunu etkiliyor.

    CEVAHİR BEDEL KİMDİR?

    1 Ocak 1976 tarihinde Dersim’de dünyaya gelmiştir. Üniversite eğitimini İstanbul Üniversitesi’nde İletişim Fakültesi Gazetecilik Bölümü’nde bitirmiştir. Kocaeli Üniversitesi’nde “Türkiye Yazılı Basınında Azınlıklar ve Marjinal Gruplar” isimli teziyle yüksek lisans eğitimini tamamlamıştır. Ankara Üniversitesi İletişim Fakültesi’nde “1980 Sonrası Siyasal Değişimin Işığında Kadın ve Liderlik Olgusu” adlı teziyle doktorasını bitirmiştir.

    Varlık, Sincan İstasyonu, Yeniyazı, Şiiri Özlüyorum, Kurgu Düşün Sanat, Akköy başta olmak üzere birçok dergi ve mecrada şiirleri yayımlanan Bedel, ilk şiir kitabı olan Cevher Kapısı’nı da 2010 yılında yayımlamıştır. Ertesi yıl yayımlanan Gece Yanığı isimli kitabıyla Bedel, Homores Arif Damar Jüri Özel Ödülü’nü kazanmıştır. 2014 yılında yayımlanan kitabı Çayırı Saklamak, Ceyhun Atıf Kansu Şiir Ödülü’ne değer görülür. Bedel, 2015 yılında Ehrimen’le Gece Konuşmaları’nı, 2018’de şiir kitabı Dünyanın Kısa Avlusu’nı yayımlamıştır. Son olarak da 2022 yılında Bir Dağ Ki Hiç Olmadı şiir kitabını yayımlamıştır.

    Cihan BERK-Nuray ATMACA/DERSİM

  • Şair Emirali Yağan, Dersim’de mezarı başında anıldı-VİDEO

    Şair Emirali Yağan, Dersim’de mezarı başında anıldı-VİDEO

    PİRHA-Dersimli şair Emirali Yağan, Xec (Demirkapı) köyündeki mezarı başında ailesi ve dostları tarafından anıldı. 

    Dersimli şair Emirali Yağan, Xec (Demirkapı) köyündeki mezarı başında anıldı. Anmaya Emirali Yağan’ın ailesi, dostları ve Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (HEDEP) Dersim Milletvekili Ayten Kordu katıldı.

    “ŞARKISI, ŞİİRİ YASAKLANAN ÜLKEDE ONU SONSUZLUĞA UĞURLADIK”

    Emirali Yağan’ın kitabında şarkılar ülkesi sözünü hatırlatan Yazar Nesimi Aday, “Şarkısı, şiiri yasaklanan bu ülkede onu sonsuzluğa uğurladık” diye belirtti.

    Emirali Yağan’ın mezarı başında bir şeyler söylemenin zor olduğunu belirten HEDEP Dersim Milletvekili Ayten Kordu, “Edebiyat alanında çalışma yapan arkadaşlarımıza daha fazla destek olmalıyız” dedi.

    “BU TİP ANMALAR ÇOK KIYMETLİ”

    Lal Laleş ise, “Emirali Yağan yazdıklarıyla, Dersim coğrafyasında ürettikleriyle bizleri buluşturdu. Bu tip anmalar çok kıymetlidir” diye konuştu.

    Cemal Taş da, “Emirali Yağan, ataları süngülerle katledilen bir halkın çocuğu olarak doğdu. Onların tarihini, acılarını dile getirdi. Dersim Katliamı ile yüzleşme sağlanması için sürekli çabaladı.

    “Hayatı nasıl anlamlandırdığımız ve nasıl yaşadığımız çok önemli” diyen Namık Kuyumcu, “Ölüm denen sefil zamanı anlamlı kılabilmek, gidenin bıraktığı yaşamda zenginliği ve derinliği ile ilgili bir şeydir” diye konuştu.

    Bu arada, 7-8-9 Kasım’da Dersim’de Mehmet Çetin-Emirali Yağan’ı anmak için 3. Dersim Kültür ve Sanat Buluşması etkinliği yapılacak. Etkinlik 7-8 Kasım’da Dersim merkezde Şaroğlu Otel’de, 9 Kasım’da ise Ovacık’ta Mile Ma Cafe’de gerçekleştirilecek.

    PİRHA/DERSİM

  • Munzur Festivali kapsamında feribotta müzik ve şiir dinletisi-VİDEO

    Munzur Festivali kapsamında feribotta müzik ve şiir dinletisi-VİDEO

    PİRHA-21. Munzur Kültür ve Doğa Festivali kapsamında feribot gezisi ile “Sudan Gelen Tarih” Pertek Kalesi Müzik ve Şiir Dinletisi’nde şairler Kürtçe ve Türkçe şiirler seslendirdi. Feribotta etkinlik beğeni topladı.

    21. Munzur Kültür ve Doğa Festivali kapsamında Pertek etkinlikleri ikinci gününde devam ediyor.

    Günün ilk etkinliği feribot gezisiyle “Sudan Gelen Tarih” Pertek Kalesi Müzik ve Şiir Dinletisi oldu. Pertek iskelesinden kalkıp tarihi Pertek Kalesi’ne demirleyen feribotu müziği, şiiri, klamları ve konuşmaları Pertek doğasının fonuna taşıdı. CAN TV’nin canlı yayınladığı etkinlik hem feribotun içindekilere hem de ekranları başında izleyenlere güzel anlar yaşattı.

    Çiğdem Karaboğa’nın sunduğu etkinlikte Feramuz Şahin ve Zeynel Demir’in müzik dinletisi ile şairler geçidi yaşandı. Şairler Haydar Ünal, Nesimi Aday, Okay Tekin, Oya Gündüz Aksu, Ömer Öneren, Övünç Ezgi Yılmaz, Sami Aydoğan ve Vedat Aldemir şiirlerini okudular.

    ETKİNLİĞİN FERİBOTTA YAPILMASI BEĞENİYLE KARŞILANDI

    Dinleti etkinliğinin sahne ve sokak formatının dışına çıkarılıp gezi halindeki bir feribotta yapılması katılımcılar tarafından beğeniyle karşılandı. Adına kültür ve doğa festivali denen bir kapsamın içinde kültür ile doğanın yan yana getirilmesi hem festivalin amacına uygun oldu, hem de katılımcılar nezdinde büyük bir ilgi yarattı.

    PİRHA/DERSİM

  • Şairler Hicran Aslan ve Umut Ozan Mersin’de okuyucularıyla buluştu-VİDEO

    Şairler Hicran Aslan ve Umut Ozan Mersin’de okuyucularıyla buluştu-VİDEO

    PİRHA- Şairler Hicran Aslan ve Umut Ozan söyleşide okuyucularıyla bir araya geldi.

    Mersin’de faalilet yürüten Sanatolia Kültür Merkezi tarafından şairler Hicran Aslan ve Umut Ozan söyleşi ve imza etkinliği düzenlendi. Etkinliğe Yeşil Sol Parti Mersin Milletvekili Avukat Ali Bozan ve yurttaşlar katıldı.

    Yazar Adil Okay’ın moderatörlüğünü yaptığı söyleşide şairler Hicran Aslan ve Umut Ozan şairlik süreçlerine ve şiirlerindeki imgelere dair sunumlar yaptı.

    Kitaplarındaki şiirlerden okuyan Hicran Aslan ve Umut Ozan katılımcılara kitaplarını imzaladı.

    PİRHA/MERSİN

  • Şair-Yazar Emirali Yağan 9 Nisan’da İstanbul’da anılacak

    Şair-Yazar Emirali Yağan 9 Nisan’da İstanbul’da anılacak

    PİRHA-Hakk’a yürümesinin birinci yılında Şair-Yazar Emirali Yağan, İstanbul’da düzenlenecek bir etkinlik ile anılacak.

    Geçen yıl hakka yürüyen Şair-Yazar Emirali Yağan için 9 Nisan 2023 günü İstanbul’da anma etkinliği gerçekleştirilecek. Maltepe Yaşar Kemal Kültür Merkezi’nde düzenlenecek olan anmaya katkıda bulunmak isteyenler Ali İsmail Korkmaz Vakfı’na Yağan adına bağışta bulunabilecek.

    EMİRALİ YAĞAN KİMDİR?

    Dersim’de 1958 yılında doğan Yağan, Ankara Eğitim Enstitüsü ve Paris 8 Üniversitesi Modern Yazın Bölümü’nü bitirdi. 1980 askerî darbe yıllarında siyasal nedenlerle hapis yattı. Mamak’ta kaleme aldığı ilk şiirlerini Urmiye Mavisi adıyla 1989’da kitaplaştırdı. ‘Şarkılar Ülkesi’ 1990’da Cahit Sıtkı Tarancı Şiir Ödülü’nü kazandı. Şairin yayımlanan diğer kitapları arasında ‘Gitmek Bir Uzun Öykü’ ,’Evvel Zaman Şiirleri’ , ‘Sahra’, ‘Sanrı ve Sara –Aylak Dizeler’, ‘Ve Denizi Kar Tuttu’ gibi eserler yer alıyor.

    Silva Gabudikyan’ın ‘Şarkıların Şarkısı’ adlı eserini Raffi Hermonn’la birlikte 2002 yılında Ermeniceden Türkçeye çevirdi. Dersim Tertelesi’ni konu alan ‘Qelema Sure/Kırmızı Kalem’ ve devamı niteliğindeki “Kara Vagon” belgesellerine metin yazarlığı yaptı.

    Piya Yayın Kolektifi’nin kurucuları ve süreli yayınlarının editörleri arasında yer aldı. Şiirleri farklı müzisyenlerce bestelenip seslendirildi, çok sayıda dile çevrildi, yerli-yabancı antoloji, dergi ve gazetelerde farklı türde eserleriyle yer aldı. Yağan, 9 Nisan 2022’de Hakk’a yürüdü.

    Devrim FINDIK/İSTANBUL

     

  • Şair Cemal Süreya’nın aramızdan ayrılışının 33. yıl dönümü

    Şair Cemal Süreya’nın aramızdan ayrılışının 33. yıl dönümü

    Asıl adı Cemalettin Seber olan ve modernist bir hareket olan ikinci yeni şiirin öncülerinden Cemal Süreya’nın aramızdan ayrılışının 33. yıl dönümü.

    1931 yılında Pülümür’de doğan ve Dersim Katliamı’nda çocuk yaşta ailesiyle birlikte Bilecik’e sürgün edilen Kürt-Alevi (Kırmanc) bir ailede büyüyen Süreya, 9 Ocak 1990’da girdiği şeker koması sonucu yaşamını yitirmişti.

    İkinci Yeni şiirinin teorisini yazan usta şair arkasında “Üvercinka”, “Göçebe”, “Beni Öp Sonra Doğur Beni”, “Uçurumda Açan”, “Sıcak Nal” ve “Güz Bitiği” gibi birçok unutulmaz eser bıraktı.

    CEMAL SÜREYA KİMDİR?

    Cemalettin Seber veya tanınan adıyla Cemal Süreya 1931 yılında Pülümür’de doğdu. Dersim katliamı sebebiyle Pülümür’den Bilecik’e sürgün edilen Alevi-Kürt (Kırmanc) bir ailede dünyaya gelen Süreya, devlet memurluğu da yaptı. İkinci Yeni şiirinin öncü şairlerinden biri olan Süreya, “Üvercinka” (1958), “Göçebe” (1965), “Beni Öp Sonra Doğur Beni” (1973), “Uçurumda Açan” (1984), “Sıcak Nal” (1988), “Güz Bitigi” (1988) isimli şiir kitaplarına imza attı. Eserlerinde en sık işlediği temalar aşk, kadın, yalnızlık, sosyal ve siyasal eleştiriler, ölüm, tanrı düşüncesi, portreler ve manzum poetikaydı.

    Şair, 1959 yılında Yeditepe Şiir Armağanı’nı, 1966 yılında Türk Dil Kurumu Şiir Ödülü’nü, 1988 yılında ise Necatigil Şiir Ödülü’nü kazanmıştır. Bu yazının amacı, Tertele’yi, 1960, 12 Mart ve 12 Eylül darbelerini tecrübe eden Cemal Süreya’nın şiirlerinde politik izleğin peşine düşmektir zira şair 80’den sonra Kürt olduğunu dile getirmiştir.

    Deneme, eleştiri, günlük ve antoloji türlerinde yazılar kaleme alan Süreya ayrıca Fransızcadan 40’a yakın kitabı Türkçeye çevirdi. Sosyalist bir dünya görüşüne sahip olan Süreya, Papirüs dergisini çıkarmış ve bu dergide edebî görüşlerini açıklamasının yanı sıra dergiyi bir aydın olarak fikirlerini ortaya koymak için araç olarak kullanmıştır. 9 Ocak 1990’da girdiği şeker koması sonucu vefat etmiş, cenazesi 10 Ocak’ta Şişli Caminde kılınan öğle namazından sonra Kulaksız Mezarlığında toprağa verilmiştir.

    (HABER MERKEZİ)

  • Sözyüzü dergisi, ‘Şiir Gecesi’ düzenledi-VİDEO

    Sözyüzü dergisi, ‘Şiir Gecesi’ düzenledi-VİDEO

    PİRHA- Mersin’de çıkan edebiyat dergisi Sözyüzü, “Şiir Gecesi” düzenledi. Etkinlikte şiirler Jîna Mahsa Amini ve katledilen kadınlar için seslendirildi.

    Mersin’de yayın hayatını sürdüren kültür, sanat ve edebiyat dergisi Sözyüzü yeni sayısıyla okuyucularıyla buluşmaya devam ediyor. Sözyüzü Dergisi, Mersin Büyükşehir Belediyesi’nin katkılarıyla “Şiir Gecesi” düzenledi.

    Etkinlikte, Jana Med İnanç, Birgül Sarıkaya, İbrahim Can, Özlem Soysal, Melike, Erdal Dalgıç, Hüseyin Günel, Asım Çetinkaya, Ali Diyaroğlu ve Helen Aksoy şiirlerini Jîna Mahsa Amini ve katledilen kadınlar için seslendirdi. Sanatçı Ercem Şahan deyişler ve Neşet Ertaş türküleri seslendirirken, Aka Klasik Gitar Kulübü üyeleri de klasik gitar resitali sundu.

    PİRHA/MERSİN

  • Dersim Kültür ve Sanat Buluşması kapsamında Emirali Yağan anıldı-VİDEO

    Dersim Kültür ve Sanat Buluşması kapsamında Emirali Yağan anıldı-VİDEO

    PİRHA- Şair-yazar Emirali Yağan, Dersim Kültür ve Sanat Buluşması kapsamında mezarı başında anıldı.

    2’cisi düzenlenen Mehmet Çetin-Emirali Yağan Dersim Kültür ve Sanat Buluşması başladı. Buluşmanın 1’inci gününde geçtiğimizi Nisan ayında Hakka yürüyen Şair-yazar Emirali Yağan, şiir ve ağıtlarla anıldı.

    Emirali Yağan’ın Xeç (Demirkapı )köyündeki mezarı başında ailesi, köylüleri ,dostları ve sevenleri bir araya geldi. Katılımcılar tarafından Emirali Yağan’ın yaşamına, mücadelesine, edebiyatına dair konuşmalar yapıldı. Anmada Şahverdi Timurlenk tarafından ağıtlar yakıldı.

    Mehmet Çetin-Emirali Yağan Dersim Kültür ve Sanat Buluşması yarın da Dersim merkezde yer alan Celal Doğan Parkı’nda yapılacak etkinlikle devam edecek.

    PİRHA/DERSİM

  • Musa Anter’i şiirleri ile destanlaştırdı: O destan olarak yaşadı, destanlaşmalıydı-VİDEO

    Musa Anter’i şiirleri ile destanlaştırdı: O destan olarak yaşadı, destanlaşmalıydı-VİDEO

    PİRHA- Şair Vejdin Çiçek, Musa Anter’i anlattığı, ‘Musa Anter Destanı’ şiir kitabını PİRHA’ya anlattı. Çiçek, Anter’e dair sessizliğin canını acıttığını ve yazma kararı aldığını belirterek, “Niye destan denilebilir? Musa Anter başka bir dilde anlatılamazdı. Musa Anter hikaye olmaz, olamazdı. Çünkü; hayatı hep destan olarak yaşamış. Kimlik, ülke ve toplum savaşı vermiş. Musa Anter’in bendeki izdüşümünü, hayatını, ailesinden duyduklarımı bu kitapta bir bütün ele almaya çalıştım” dedi.

    Gazeteci Yazar Musa Anter 20 Eylül 1992 tarihinde, Kültür ve Sanat Festivaline katılmak üzere gittiği Diyarbakır’da uğradığı silahlı saldırı sonucu katledildi. Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin olayın ardından başlattığı soruşturmanın 1992/2598 numaralı dosyasında uzun yıllar bu cinayetin “faili gayri muayyen” olarak kaldı ve kalmaya devam ediyor.

    Musa Anter cinayetinin “derinlerine” inilmesi de toplumsal hafızamızın ve vicdanımızın çok derinden kırıldığı bir dönemin aydınlanmasını ve asıl faillerin açığa çıkmasını sağlayacak.

    Basın özgürlüğü ve faili meçhuller denilince akla ilk gelen isimlerden biri olan Musa Anter hakkında çok kez kitaplar yazıldı, tiyatro oyunları oynandı. Şair Vejdin Çiçek ise onu şiir-destan olarak yazarak Musa Anter adına bir ilki gerçekleştirdi.

    Şair Vejdin Çiçek, ‘Destan gibi yaşadı ve ancak destanla anlatılabilirdi’ dediği Musa Anter Destanı kitabında, Musa Anter ile karşılıklı diyalogları, tarihsel anlatımlar ve iz bırakıcı anılarından yola çıkarak destanını nakış nakış işlemiş.

    Yaşamının her anının destansı yaşadığını ifade ettiği Musa Anter’in, onu tanıyanlar tarafından yeterince görülmemesinin ‘sessizliğini’ can yakıcı bulan Çiçek, yazmaya karar verdiğini söylediği Musa Anter Destanı ile her anı hatırlanmayı hak eden bu yaşanmışlığa ses olmak istediğini söylüyor.

    Vejdin Çiçek’le, Musa Anter ile karşılıklı diyalogları, tarihsel anlatımlar ve iz bırakıcı anılarından yola çıkarak ele aldığı ‘Musa Anter Destanı’ kitabını konuştuk.

    “HAYATIN TEKNİK AMELESİYİM”

    PİRHA: Vejdin Çiçek kimdir? 

    VEJDİN ÇİÇEK: Mardin Derik doğumluyum. 1986 yılından beri İzmir’deyim. Bir yanım hala doğduğum yerde. Kendimi hayatın teknik amelesi olarak tanımlarım. Bir yanım inşaat, bir yanım şiir, bir yanım hikaye. Doğduğumuz topraklarda Türkçe bizler için çok uzaktı ve kazma sapı ile öğrenmiştik. Yazma ise kendi içimize kaçmalarımızdı veya yaşanmamışlıkları yaşamaydı. Herkes gibi ben de yazmaya öyle başladım. Yazdıklarımızın bir tek bizde kalmaması, bir şeye çevirmemiz gerekiyordu.

    “ŞİİRE SIĞINDIM”

    -Yazma güdüsü sizde nasıl oluştu ve şiir sizin için ne anlam ifade ediyor? 

    Şiir, kendini çabuk ve en kısa yoldan ifade edebilmeydi. Hepimiz en çok kendimiz ile konuşuruz. Konuştuklarımızı bir yere aktarabiliyor isek bir şeyler çıkıyor. Bizlerin yaşanmamışlığı çok fazla. O yaşanmamışlığı toplum içerisinde bağırsan, ‘kesin delidir’ derler. Ama bunu kağıda döktüğün zaman farklı şeyler ortaya çıkıyor.

    Yaşanmamışlıkları biraz açabilir misiniz?

    8 yaşından bu yana hayatın içerisindeyim ve hep çalıştım. Hep bir kendini var etme, kendini kanıtlamanın emeği vardı. Batı’ya geldiğinde ise yol, dil bilmiyorsun ve kör gibisin. Hem toplumda hem de kendi içerisinde kendini ifade edebilmenin kanalını arıyorsun. Farklı insanlar, dil ve kültürle karşılaşıyorsun. Kendini bir şekilde kabul ettirmen gerekiyor ve bu da şiirdi diye düşünüyorum. Ben de şiire, yazıya sığındım. Topluma anlatamadığımı şiir ile başardım.

    “KÜRTÇE YAZABİLMEMİM KANALI YOKTU, İLERİDE DÜŞÜNÜYORUM”

    -Kürtçe’yi kazma sapı ile öğrendiğinizi söylediniz. Kitaplarınızı Türkçe bastınız. Bunun Kürtçe’ye bir haksızlık olduğunu düşünüyor musunuz?

    Basılmış iki kitabım var ve biri de editede. İki Kürtçe şiir kitabım var. Kürtçe eğitimden geçmediğim için yazım noktasında eksik kaldı. Yazıyı kendimiz öğrendik. Kürtçe gramer ile yazabilmemim kanalı yoktu. Kürtçe yazdıklarımı İsveç’te bulunan Kürt Akademisi2ne dahi yolladım. Dönüşleri ise bunun sokak dili yazıldığı yönünde eleştiriydi. Bölgenin dilini biliyorum ama akademik anlamda çok eksiktim. Yazdıklarımı ise cesaret edip yapamadım. İleriye dönük düşünüyorum.

    ‘Yanan Külde Vuruldum’ kitabı 2020’de çıktı. İnternet üzerinden gayet ilgi gördü. Yüreğimiz birilerinin yüreğine dokundu. Demek ki bizlerin yaşadıkları onlarda da etki etti. Yazdığın, kitap olmayana kadar senindir. Kitaplaştıktan sonra senin değildir; kim kendini ne kadar onda görüyor ise onundur.

    “MUSA ANTER’E SESSİZLİK CANIMI ACITTI VE YAZMAYA KARAR VERDİM”

    -Musa Anter Destanı şiir kitabını yazma süreci nasıl gelişti?

    Musa Anter’in ailesini tanırım ve iyi bir bağım vardır. Musa Anter’i tanıdıktan sonra annesi Fesla Ana, Musa Anter’i sadece bir dili olsun diye okula göndermiş. Bunu da bizzat ben yaşadım ve Musa Anter bende böyle doğdu. Musa Anter topluma mâl olmuş ve evrenselleşmiş biri. Ama ne Türk ne de Kürt halkında yeteri değeri gördüğünü, anlaşıldığını düşünmüyorum. Evet kendisi için besteler, şarkılar yapılmış, birkaç kitap yazılmış ama bana göre yeterli değildi. Bendeki Musa Anter, koca heykellerinin dikilmesi gereken biriydi. Musa Anter yaşamı çok uzak bir tarih değil. Onunla tanışmış, ekmeğini yemiş, bir şeyler paylaşmış insanların sessizliği biraz canımı acıttı. Acıttığı için de ne olursa olsun bunu yazmam gerekiyor dedim. Belki de yazdığım hiçbir şeydir. Ben hayatın teknik amelesiyim. Ama bu kadar tanıyan insanlar neden onu yazma gereği duymamış? Onu tanıyanlar, ‘belki de bu kadar hakkı olmalıydı’ diyebilmeli. Buradan yola çıkarak ‘Musa Anter Destanı’ kitabını yazdım.

    “O HEP DESTAN OLARAK YAŞADI, DESTANSI ANLATILMALIYDI”

    -Musa Anter hakkında kitaplar yazıldı, tiyatro oyunları oynandı. Siz ise onu şiir destan olarak yazarak bir ilki gerçekleştirdiniz. Destan ve 3 şiirden oluşan bu kitapta her bölüm için ne yol izlediniz? 

    Niye destan denilebilir? Musa Anter başka bir dilde anlatılamazdı. Musa Anter hikaye olmaz, olamazdı. Çünkü, hayatı hep destan olarak yaşamış. Kimlik, ülke ve toplum savaşı vermiş. Zonguldak’ta maden ocağında ölen bir insanın feryadını gündeme taşımış, bir Kürt’ün feryadını da yazmış. O yüzden destan olmalıydı ve haddim olarak bunu becerebildiğim kadar yazabildim. Musa Anter’in bendeki izdüşümünü, hayatını, ailesinden duyduklarımı bu kitapta bir bütün ele almaya çalıştım.

    Musa Anter Destanı kitabı toplam 3 şiirden oluşuyor. Kitapta bir ağıtla yola çıktım. Kızı Rahşan Anter anlatmıştı. Musa Anter’in mezarı başına gelen yakın bir arkadaşı ağıt yakıyor. Hem Allaha hem de Musa Anter’e isyan ederek neden öldüğünü soruyor. Oradan yola çıkarak ağıtı yazdım.

    “KARŞIMA OTURTTUM VE SOHBET ETTİM”

    Tabi tek bir şiirle, haddim olmayarak Musa Anter’i karşıma oturtarak sohbet ettim ve o günün koşullarına dair bir şiir yazdım. Üçüncü şiiri tamamen onun hayatı ile birleştirdim. Hayatı ölene kadar mahkeme salonlarında geçmişti. Ölmüş olsa da davaları halen sürüyor ve halen o mahkeme salonunda. Tekrar kendisini o mahkeme salonuna oturttum. Mahkemelerinden alıntılarını onun diliyle, yaşanmışlıkları ile işledim. Ben bir hakim olamadım ama yine de karşısına bir hakim oturttum ve mahkeme salonundan şehadetine kadar götürmeye çalıştım.

    Bu çalışma 1,5 yılımı aldı. Musa Anter’i yazmak hem çok kolay hem de çok zordu. Ailesini tanıyor olmam o yönü çok kolaylaştırdı. Bu fikri ilk Mazlum Vesek vermişti ve kitabın editörü de o oldu. Yapamam diye bir çok kez vazgeçtim. Ona olan vefa borcu ve emeğine saygı bir yerimden tuttu ve beni salladı. Kötü de olsa bu çıkmalı dedim ve iyi ki çıkarmışız.

    “KİTAP, BASILMAYA CESARET EDİLEMEDİ”

    -Basım süreci nasıl gelişti? Zorluklar yaşadınız mı?

    İlk yayın evi çıkartmak istediğini söyledi ve önümüze çok uzun bir süreç koydu. Kitabı Musa Anter’in ölüm yıldönümü olan 20 Eylül’e yetiştirmek istiyordum. Vazgeçtik. Başka bir yayın evine gönderdik. Onlarda burada bir değişiklik, şurada bir değişiklik yap diyerek basmaya cesaret edemedi. Musa Anter’i yazıyorsam bu Musa Anter gibi olmalı. Onun yaşamına, diline uymalı. Ondan kopuk bir şey yazarsam da bir anlamı kalmazdı. Oradan da geri çektik ve daha önce de çalıştığım Pupa yayınları bizleri kırmayarak kitabı bastı.

    “MUSA ANTER DOKUNDUĞUM, HİSSETTİĞİMDİ”

    -Son olarak bu ‘içe kaçmalar’ olarak tanımladığınız çalışmalarınız devam edecek mi? 

    Aslında hepimiz yazıyoruz. En çok kendimiz ile konuşuyoruz. Dokunduğumuz veya bize dokunan her şeyin muhasebesini yapıyoruz. Böylece çoğalıyorsun ve buradan besleniyorsun. Sohbet esnasında küçük bir dokunuş tetikliyor. Dokunmadığım, hissetmediğim hiç bir şeyi yazamam. Musa Anter dokunduğum, hissettiğimdi. Bundan yazdım ve yazmaya devam edeceğim. Yazmadığım zaman kendimi eksik hissediyorum. Kendi içime kaçmadığım zaman eksiğim ve o kaçmalarımdan bir şeyler çıkarmaya devam edeceğim…

    Ersin ÖZGÜL-İsmail SİVASLI/İZMİR

  • Şairlerden Gezi Davası’nda ceza alanlara destek

    Şairlerden Gezi Davası’nda ceza alanlara destek

    PİRHA- Aralarında Hicri İzgören, Orhan Alkaya, Mehtap Meral, Sezai Sarıoğlu, Zerrin Taşpınar ve Ahmet Telli’nin olduğu onlarca şair, Kadıköy Yoğurtçu Parkı’nda Gezi Davası’nda ceza alanlara destek açıklaması yaparak, “Yaralı, üzgün ülkemizin alanlarında, bulvarlarında bizler de ayağa kalktık. Gezi direnişi, kardeşlerimiz gibi bizim de onurumuzdur” dedi.

    2013’teki Gezi eylemlerine ilişkin beraat kararının bozulmasının ardından Osman Kavala’nın da aralarında bulunduğu 17 sanıklı davada karar çıktı. Mahkeme, Osman Kavala’ya ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası verdi. Mücella Yapıcı, Çiğdem Mater, Hakan Altınay, Can Atalay, Mine Özerden, Yiğit Ali Ekmekçi, Tayfun Kahraman’a da 18’er yıl hapis cezası verildi.

    Gezi Davası’nda açıklanan karara tepki gösteren şairler Kadıköy Yoğurtçu Parkı’nda bir araya gelerek bildiri okudu. Bildiride, “Biz şairler, gördük ve tanığız. Ağaçlarımızı bu ülkede kestiler. Biz şairler, gördük ve tanığız. Çocuklarımızı bu ülkede öldürdüler. Gezi direnişi, kardeşlerimiz gibi bizim de onurumuzdur” denildi.

    SUÇSUZDUR KARDEŞLERİMİZ’ BAŞLIKLI BİLDİRİ

    Bildirinin tamamı şöyle:

    “Ruhları barbar olanlar, doğanın dilini anlamazlar. Onlar için gözler ve kulaklar kötü tanıklardır.*

    Ama biz şairler, gördük ve anladık. Cinayet bu ülkede işlendi.

    Biz şairler, gördük ve tanığız. Ağaçlarımızı bu ülkede kestiler.

    Biz şairler, gördük ve tanığız. Çocuklarımızı bu ülkede öldürdüler.

    Biz şairler, gördük ve tanığız. Akan kan, bizim de kanımızdı.

    Biz şairler, duyduk ve anladık. Bize daha fazla güneş gerek.

    Biz şairler, duyduk ve tanığız. Yarının aydınlık unuyla yoğrulmuş ekmektir özgürlük.

    Biz şairler, duyduk ve tanığız. Şiir ve hayat,  “Susmayın, boyun eğmeyin!” diye fısıldıyor bize.

    Bunun için ustamız Cemal Süreya da “Biz kırıldık daha da kırılırız / kimse dokunamaz bizim suçsuzluğumuza.” diyordu.

    Suçsuzdur kardeşlerimiz. Barbarlar, onların suçsuzluğuna dokunamazlar

    Suçsuzdur kardeşlerimiz. Yasaları, yalanları onların vicdanlarını tutsak alamaz.

    Suçsuzdur kardeşlerimiz. İkiyüzlü kalemleri, onların saf erdemlerini karalayamaz.

    Biz biliyoruz ki hiç kimse özgürlüğün şarkısını bizim ağızlarımız kadar gür söyleyemez.

    Ve biz biliyoruz ki hiç kimse dizlerinin üstünde yükselemez güneşe.

    Bunun için yaralı, üzgün ülkemizin alanlarında, bulvarlarında bizler de ayağa kalktık.

    Bunun için Gezi direnişi, kardeşlerimiz gibi bizim de onurumuzdur.

    Bunun için Gezi direnişi en güzel, en umutlu şarkımızdır. .

    Bu şarkı, geleceğin özgür, eşitlikçi, insana, insanlığa ve doğaya saygılı Türkiye’sinde bizleri daha da dirençli kılacak.

    Bu ışıklı şarkıya sözcüklerimiz kadar inanıyoruz.

    Bunun için biz şairler diyoruz ki boyun eğici yasalarınızla, yasa koruyucularınızla, baskıcı erkinizle bugünü kurtarabilirsiniz ama yarın, halkın vicdanından asla kurtulamayacaksınız. Bunun için susmuyoruz, susmayacağız.”

    *Herakleitos”

    ŞAİRLER BİLDİRİSİ imzacıları şu isimlerden oluşuyor:

    “Yeşim Ağaoğlu, Oğuzhan Akay, Nafia Akdeniz, Nuray Gök Aksamaz, Tozan Alkan, Orhan Alkaya, Erdal Alova, Emrullah Alp,  Yusuf Alper, Mehmet Altun,  Yüksel Andız, Suna Aras, Fatma Aras, Gökhan Arslan, Diyar Atak, Nihat Ateş,  Mehmet Atilla, Salih Aydemir, Mehmet Sait Aydın, Hüseyin Bahca, Ali Asker Barut, Bilsen Başaran, Gülce Başer, İbrahim Baştuğ, Pelin Batu, Vural Bahadır Bayrıl, Süreyya Berfe, Nihat Behram, Ataol Behramoğlu, Onur Behramoğlu, Egemen Berköz, Şeref Bilsel, Ayhan Bozkurt, Abdülkadir Budak, Özgün Enver Bulut, Eray Canberk, Riitta Cankoçak, Ali Cengizkan, Anıl Cihan, Ahmet Çakmak, Osman Çakmakçı, Cevat Çapan, Tunca Çaylant, Nalan Çelik, Nevzat Çelik, Nuh Ömer Çetinay, Mazlum Çetinkaya, Veysel Çolak, M. Mahzun Doğan, Deniz Durukan, Efe Duyan, Rahmi Emeç, Gültekin Emre,  enderemiroğlu, Şükrü Erbaş, Vecdi Erbay, Eser Ceran Erdi, Ayça Erdura, Haydar Ergülen, Cezmi Ersöz, Ünal Ersözlü, Mehmet Erte, Süreyyya Evren, Hüseyin Ferhad, Koray Feyiz, Turgay Fişekçi, Cenk Gündoğdu, Tarık Günersel, Hilmi Haşal, Fatin Hazinedar, Devrim Horlu, Ümit Yaşar Işıkhan, Gülseli İnal, Emel İrtem, Adil İzci, Hicri İzgören, Orhan Kahyaoğlu, Muzaffer Kale, Arife Kalender, Ayşe Şafak Kanca, Turgay Kantürk, Hilal Karahan, Erkan Karakiraz, Hidayet Karakuş, Halil Karapaşaoğlu, Levent Karataş, Emel Kaya, Burhanettin Kaya, Metin Kaygalak, Tuğrul Keskin, Cengiz Kılçer, Tuna Kiremitçi, Serdar Koçak, Zeynep Köylü, Mustafa Köz, Lokman Kurucu, Akif Kurtuluş, Faris Kuseyri, Namık Kuyumcu,  Oğulcan Kütük, Mehrizat, Mehtap Meral, Özkan Mert, Yaşar Miraç, Ayten Mutlu, Turgay Nar, Çayan Okuduci, Uygur Orhan, Altay Öktem, Tamer Öncül, Halil İbrahim Özcan, Mehmet Özceylan, Nihat Özdal, Yavuz Özdem, Mete Özel, Fergun Özelli, Pelin Özer, Ali Özgür Özkarcı, Hasan Özkılıç, Gonca Özmen, Hasan Öztoprak,  Salih Öztürk, Asım Öztürk, A.Kadir Paksoy, Fatoş Avcısoyu Ruso, Nur Saka, Onur Sakarya, Yücelay Sal, Sezai Sarıoğlu, Neval Savak, Aslı Serin, Şükrü Sever, Mustafa Suphi, Leyla Şahin, Aydın Şimşek, Emin Şir, Tuğrul Tanyol, Tevfik Taş, Zerrin Taşpınar, Ahmet Telli, Mahmut Temizyürek, Erkut Tokman, Enver Topaloğlu, Turgut Toygar, Engin Turgut, Oğuz Tümbaş, Sabahattin Umutlu, Cem Uzungüneş, Mecit Ünal, Hülya Deniz Ünal, Fatih Yalıner, Neşe Yaşın, Halide Yıldırım, İrfan Yıldız, Hayri K. Yetik, Selahattin Yolgiden, Hüseyin Yurttaş, Özgür Zeybe”

     

    Fotoğraf: Eylem Nazlıer/Evrensel

     

  • Şair-Yazar Emirali Yağan, Dersim Demirkapı köyünde toprağa sırlandı-VİDEO

    Şair-Yazar Emirali Yağan, Dersim Demirkapı köyünde toprağa sırlandı-VİDEO

    PİRHA-Paris’te Hakk’a yürüyen Şair ve Yazar Emirali Yağan, memleketi Dersim’de son yolculuğuna uğurlandı. Yağan, Dersim merkeze bağlı Demirkapı köyünde toprağa sırlandı. 

    Kas hastalığı olan ALS ile yaklaşık 2 yıldır mücadele eden Şair ve Yazar Emirali Yağan, yaşadığı Fransa’da 9 Nisan Cumartesi günü Hakk’a yürümüştü. Paris Dersim Kültür Merkezi’nde yapılan törenin ardından Yağan, memleketi Dersim’e uğurlanmıştı. Yağan, ailesi, sevenleri ve dostlarının katılımıyla bugün Dersim merkeze bağlı Demirkapı köyünde toprağa sırlandı. Hakk’a yürüme erkanında Yağan için konuşmalar yapıldı, klamlar söylendi.

    EMİRALİ YAĞAN KİMDİR?

    1958 doğumlu olan Yağan, Ankara Eğitim Enstitüsü ve Paris 8 Üniversitesi Modern Yazın Bölümü’nü bitirdi. 1980 askerî darbe yıllarında siyasal nedenlerle hapis yattı. Mamak’ta kaleme aldığı ilk şiirlerini Urmiye Mavisi adıyla 1989’da kitaplaştırdı.
    Çok sayıda kitabı bulunan Yağan, Hakk’a yürümesinden kısa bir süre önce ‘Her Yerden Hiçbir Yere’ isimli anlatılar kitabını çıkarmıştı.

    PİRHA / DERSİM

    İLGİLİ HABERLER:

    >Şair-Yazar Emirali Yağan Hakk’a yürüdü
    >Şair-Yazar Emirali Yağan, bugün Paris’te Hakk’a uğurlandı

  • Şair-Yazar Emirali Yağan, bugün Paris’te Hakk’a uğurlandı-VİDEO

    Şair-Yazar Emirali Yağan, bugün Paris’te Hakk’a uğurlandı-VİDEO

    PİRHA- Paris’te Hakk’a yürüyen Dersimli şair ve yazar Emirali Yağan için bugün tören yapıldı. Yağan’ın naaşı Salı günü 12.30’da memleketi Dersim’e uğurlanacak, Çarşamba günü ise Dersim merkeze bağlı Demirkapı köyünde toprağa verilecek. 

    Yaklaşık 2 yıldır kas hastalığı ALS ile mücadele eden Dersimli şair ve yazar Emirali Yağan, yaşadığı Fransa’da geçtiğimiz gün Hakk’a yürümüştü.
    Yağan için Paris Dersim Kültür Merkezi’nde tören yapıldı. Törene Yağan’ın ailesi ve dostlarının yanında çok sayıda kişi katıldı. Anmaya katılanlar sırasıyla söz alarak Yağan ile ilgili anılarını paylaştı. Anma’da Yağan’ın şiirleri de okundu. Yağan’ın naaşı Salı günü 12.30’da memleketi Dersim’e uğurlanacak, Çarşamba günü ise Dersim merkeze bağlı Demirkapı köyünde toprağa verilecek.

    EMİRALİ YAĞAN KİMDİR?

    1958 doğumlu olan Yağan, Ankara Eğitim Enstitüsü ve Paris 8 Üniversitesi Modern Yazın Bölümü’nü bitirdi. 1980 askerî darbe yıllarında siyasal nedenlerle hapis yattı. Mamak’ta kaleme aldığı ilk şiirlerini Urmiye Mavisi adıyla 1989’da kitaplaştırdı.
    Çok sayıda kitabı bulunan Yağan, Hakk’a yürümesinden kısa bir süre önce ‘Her Yerden Hiçbir Yere’ isimli anlatılar kitabını çıkarmıştı.

    PİRHA/ PARİS

  • Şair-Yazar Emirali Yağan Hakk’a yürüdü

    Şair-Yazar Emirali Yağan Hakk’a yürüdü

    PİRHA-Fransa’da yaşayan ve uzun süredir tedavi gören şair ve yazar Emirali Yağan Hakk’a yürüdü. Yağan’ın memleketi Dersim’de son yolculuğuna uğurlanması bekleniyor. 

    1958 Dersim doğumlu olan Yağan, uzun süredir nörolojik bir hastalık olan Amyotrofik lateral skleroz (ALS) tedavisi görüyordu. Yağan‘ın, bu sabah Fransa’da Hakk’a yürüdüğü duyuruldu.

    EMİRALİ YAĞAN KİMDİR?

    Emirali Yağan, 1958 Dersim doğumlu. Ankara Eğitim Enstitüsü ve Paris 8 Üniversitesi Modern Yazın Bölümü’nü bitirdi. 1980 askerî darbe yıllarında siyasal nedenlerle hapis yattı. Mamak’ta kaleme aldığı ilk şiirlerini ‘Urmiye Mavisi’ adıyla 1989’da kitaplaştırdı.

    Diğer şiir kitapları: Şarkılar Ülkesi (Cahit Sıtkı Tarancı Şiir Ödülü 1990), Gitmek Bir Uzun Öykü (1995), Evvel Zaman Şiirleri (2003), Sahra, Sanrı ve Sara –Aylak Dizeler– (2007), Ve Denizi Kar Tuttu (şiir albümü, 2002). Silva Gabudikyan’ın Şarkıların Şarkısı adlı eserini Raffi Hermonn’la birlikte Ermeniceden Türkçeye çevirdi (2002). Cemal Taş’ın derlediği Abdullah Gündüz’ün Vasiya Mı –Fecir, Alacakaranlık ve Ömrüm– (2006) ve yine Cemal Taş’ın derlediği Dağların Kayıp Anahtarı-Dersim 1938 Anlatıları’nı Kırmançkîden Türkçeye çevirdi (2010).

    Dersim Tertelesi’ni konu alan “Qelema Sure/Kırmızı Kalem” (2009) ve devamı niteliğindeki “Kara Vagon” (2011) belgesellerine metin yazarlığı yaptı. Yayımlanmamış dosyası Ne El Dorado Ne İthaka’nın da içinde yer aldığı toplu şiirler (1985-2021) kitabı Gitmek Bir Uzun Öykü, Kasım 2021’de yayımlandı.

    Piya Yayın Kolektifi’nin kurucuları ve süreli yayınlarının editörleri arasında yer aldı. Şiirleri farklı müzisyenlerce bestelenip seslendirildi, değişik dillere çevrildi, yerli-yabancı antoloji, dergi ve gazetelerde farklı türde eserleriyle yer aldı. Son kitabı Her Yerden Hiçbir Yere adlı kitabı geçtiğimiz günlerde yayımlandı.

    (HABER MERKEZİ)

  • Şair Binali Efe: Hızır kimsesizlerin kimsesi, masumların umududur

    Şair Binali Efe: Hızır kimsesizlerin kimsesi, masumların umududur

    PİRHA-Aleviler için kutsal olan Hızır ayına ilişkin bir yazı kaleme alan Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı Genel Saymanı Şair Binali Efe, “Hızır, Alevi-Bektaşi inancına sahip olanların tamamı için insanların var oluşuyla kral ve padişahların zulmüne uğramış masumların umudu, doğanın bilinmeyen ilahi gücü ve sığınacak limanıdır” dedi. 

    Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı (HBVAKV) Genel Saymanı Şair Binali Efe, Hızır ayına ilişkin bir yazı kaleme aldı. “Hızır, umudu tükenmiş hastanın lokman hekimidir” diyen Efe, Hızır’ın Aleviler için önemine değindi.

    Binali Efe‘nin yazısı şöyle:

    “Hızır; darda ve zorda kalanların umududur. Fakirin, fukaranın ufukta görünen ışığıdır. Bazen ekmeğidir bazen aşıdır. Hızır; ermiştir, derviştir, fakirin, fukaranın umudu, ümididir. Hızır; yolda yoldaştır, sıkıntıda kardeştir. Bazen de, sevgilisine kavuşamayan sevdalının dayanağı ve güvencesidir.

    Hızır; umudu tükenmiş hastanın lokman hekimidir. Hızır; kimsesizlerin kimsesidir. Çaresizliğin çaresidir. Hızır. Hayatın her evresinde, savaşların acısını, zalimlerin zulmünü, çaresizliğin dermanı arayan umutsuzların çığlığıdır.

    Velhasıl kelem, Aleviler için Hızır Aleyhisselam; Sırrı Hakikattir, nurdur, aksakallı piri ihtiyardır. Anadolu insanı çilekeştir, cefakardır, vefakardır. Acısını, sevincini, derdini ve kederini ancak ve ancak Hızır ile paylaşır, Hızır’ıyla yaşamak ister. Kimilerine göre vardır, kimilerine göre efsanesidir.

    “ZULME UĞRAMIŞ MASUMLARIN UMUDUDUR”

    Ama kimilerine göre ümitleri kapısıdır. Ne olursa olsun, Avrupa ve Asya kıtasında çaresizlerin çaresi, sahipsizlerin sahibi, umutsuzların umudu olmuştur. Hızır, din, dil, ırk, mezhep, fakir, zengin ve cinsiyet ayırmadan 72 millette aynı gözle bakan herkesin derdine derman, gönlüne iman olandır.

    Özellikle, Orta Doğu, kısmen de Balkanlar da yaşayan insanların birçoğu, bilhassa Alevi-Bektaşi inancına sahip olanların tamamı insanların var oluşuyla kral ve padişahların zulmüne uğramış masumların umudu, doğanın bilinmeyen ilahi gücü ve sığınacak limanıdır.

    Bu nedendendir ki, Hızır Orucu Alevi inancında genellikle her yıl Şubat ayının ikinci perşembe günü Hızır günüdür. Salı, çarşamba ve perşembe günleri oruç tutulur. Perşembe günü akşamı kurbanlar kesilir ve cemevinde dedenin huzuruna toplanan cemaatle cem tutulur. Semah dönülür. Hakkın yarattığı canlı ve cansız ne varsa doğaya dua edilerek şükür edilir.”

    PİRHA/ANTALYA

  • Oyuncu Muhammet Uzuner, Şair Çomak’ın ‘Gecikince’ adlı şiirini seslendirdi-VİDEO

    Oyuncu Muhammet Uzuner, Şair Çomak’ın ‘Gecikince’ adlı şiirini seslendirdi-VİDEO

    PİRHA- Oyuncu Muhammet Uzuner, 27 yıldır cezaevinde tutulan Şair İlhan Sami Çomak’ın ‘Gecikince’ adlı şiirini seslendirdi.

    27 yıldır cezaevinde tutulan Şair İlhan Sami Çomak üretmeye devam ediyor. 9’uncu şiir kitabı olan ‘Hayattayız Nihayet’te yer alan şiirler Kıraathane İstanbul Edebiyat Evi’nin projesiyle sanatçılar tarafından okunmaya devam ediliyor. Çomak’ın ‘Hayattayız Nihayet’ kitabında yer alan ‘Gecikince’ isimli şiiri oyuncu Muhammet Uzuner tarafından seslendirildi.

    Şiirde şu dizeler yer alıyor:

    “Yaklaştım karanlığın dallarına,

    Zambağı gördüm.

    Suyun kapıları açıktı,

    Ve esintide unutulmuş birşey vardı.

    Dağ, bir girdap gibi gölgeledi beni.

    Yolda toz kaldırdı ellerini,

    Ağaçlar göğü doldurdu,

    Boşluk titredi, taş belkitti adımlarımı.

    Anlamın parlak yıldızıyla ayıldım,

    Sevincim kenarındayım, zamansızlığa lanet olsun.

    Güneşin erişmediği yerlere adını yerleştir,

    Adını anmayan yerlere lanet olsun,

    Eskiden suskunluğa dönerdim,

    Belki erişilmez kılardım yağmurun çehresini,

    Duvar yıkılır, gölgem renge saplanırdı.

    Çünkü ışık olmayınca düş soluk alamıyor.

    Çünkü zindelik bir çalkantı olarak adını karatıyor dalgaların,

    Sesleniyorum dönen kuşlara,

    Anın kuşkulu ellerine,

    Renk benim neremde?

    Ey ötelere dilenen aklım,

    Estikçe ilerliyor rüzgar,

    Yerinde duran zamana lanet olsun.”

    İLHAN SAMİ ÇOMAK KİMDİR?

    1973 yılında Bingöl-Karlıova’da doğdu. 1994 yılında İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Coğrafya Bölümü’nde öğrenciyken, yoğun işkenceler gördüğü bir gözaltı sürecinden sonra tutuklanarak cezaevine kondu. Yargılanması, polisin işkenceyle düzenlediği ifade tutanakları esas alınarak, DGM’de gerçekleşti. İdama mahkûm edildi ancak, Türkiye’de idam cezası kalkınca, cezası müebbet hapse çevrildi.

    Türkiye’deki yasal yolların tükenmesiyle yaptığı Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi başvurusu sonucu AİHM, 2007’de Çomak’ın adil yargılanmadığına ve yargılamamın yenilenmesine hükmetti. Kararın üzerinden altı sene geçtikten sonra, 2013’te yargılama yeniden başladı. Ancak yeniden yargılama da –yine hiçbir delil olmaksızın– 2016’da Çomak’ın aleyhine sonuçlandı. Dosyası şu an Anayasa Mahkemesi’nde.

    Erkek kardeşinin vefatı üzerine onun ismi olan Sami’yi de kendi ismine katan İlhan Sami Çomak’ın cezaevinde kaldığı 27 sene içinde yayımlanmış onlarca düzyazı ve makalesi ile dokuz şiir kitabı bulunmaktadır: Gitmeler Çiçek Kurusu (Fırat Yayınları, 2004), Açık Deniz (Aram Yayınları, 2007), Günaydın Yeryüzü (Aram Yayınları, 2011), Kedilerin Yazdığı İlahi (Yasakmeyve Yayınları, 2014), Bir Sabah Yürüdüm (Yasakmeyve Yayınları, 2017), Yağmur Dersleri (Yasakmeyve Yayınları, 2017), Dicle’nin Günlüğü (Yasakmeyve Yayınları, 2017), Geldim Sana (Manos Kitap, 2019), Hayattayız Nihayet (Manos Kitap, 2022).

    (HABER MERKEZİ)

    İLGİLİ HABER

    >Oyuncu Caner Cindoruk, tutuklu şair İlhan Sami Çomak’ın şiirini okudu