Etiket: sakarya caddesi

  • Ankara’da darp edilerek gözaltına alınan öğrenciler için eylem yapıldı-VİDEO

    Ankara’da darp edilerek gözaltına alınan öğrenciler için eylem yapıldı-VİDEO

    PİRHA- Gençlerin darp edilerek gözaltına alınmasını protesto etmek amacıyla Sakarya Caddesi’nde biraraya gelen öğrenci ve emek ve demokrasi örgütleri, gözaltında tutulan arkadaşlarının bırakılması için basın açıklaması düzenledi. Açıklamada, “Gözaltılar derhal serbest bırakılsın” çağrısı yapıldı.

    25 Nisan’da Konur Sokak’tan Adalet Bakanlığı’na yürümek isteyen öğrencileri şiddet kullanarak gözaltına alınmasını protesto etmek için Sakarya Caddesi’nde basın açıklaması düzenlendi. Açıklamaya üniversite öğrencileri dışında Ankara Emek ve Demokrasi Güçleri destek vererek öğrencilerin serbest bırakılmasını talep etti.

    Arkadaşlarının bırakılmasına tepki gösteren kitle, “Baskılara gözaltılar ve işkencelere karşı üniversiteler ayakta” ve “Gençliğe geleceğe sahip çıkıyoruz, gözaltılar derhal serbest bırakılsın” yazılı pankartalar taşıdı.

    “GELECEKSİZLEŞTİRİLEN GENÇLİK MÜCADALE EDİYOR”

    Üniversite öğrencileri adına açıklamayı yapan Sude Dohman, gözaltına alınan, tutuklanan ve çıplak arama dayatmasına maruz bırakılan öğrenciler için bir araya geldiklerini belirterek, “19 Mart’tan bu yana, iktidarın baskıcı, gerici politikalarıyla hayatı karanlığa sürüklenen, yoksullaştırma politikalarıyla geleceksizleştirilen gençlik mücadele ediyor. Bu süreçte faşist devletin kolluk kuvvetleri tarafından; kampüslerde, sokaklarda, meydanlarda; işkenceye, kimyasal silahlara, coplara, plastik mermilere, gazlı sulara maruz kalıyor. Dün ise tutuklanan ve gözaltına alınan arkadaşlarımızın yanında olduğumuzu göstermek için buluştuğumuz, direndiğimiz Yüksel Caddesi’nde 30 arkadaşımız yerlerde sürüklenerek, tekmelenerek, işkenceye maruz bırakılarak gözaltına alındı. Dün gece bir arkadaşımızı polis tarafından yerde sürükleyerek işkenceyle gözaltına alındı. Bu görüntüler sosyal medyada yayıldıktan sonra Ankara Valiliği işkenceyi meşrulaştırmak için ‘kadın iç çamaşırı giymiş erkek’, ‘sözde kadın’ gibi transfobik ifadelerin olduğu bir açıklama paylaştı. Bizler ise iktidarı uyarıyor ve buradan da bir kez daha yineliyoruz: Gözaltında cinsel saldırıya uğrayan kadınları ve LGBTİQ+ları her gün konuşacağız! Varoluşlarımızdan ve yaşama hakkımızdan vazgeçmeyeceğiz, erkek adaletten hesap soracağız” dedi.

    ‘26 ÖĞRENCİ HALA GÖZALTINDA’

    Gözaltına alınan öğrencilerden 4’ünün serbest bırakıldığını geri kalan 26 öğrencinin ise halen gözaltında tutulduğunu belirten Sude Dohman, “Gözaltındaki arkadaşlarımızın tamamını alana, tutuklu tüm arkadaşlarımız serbest kalana kadar mücadelemize devam edeceğiz. Ne soruşturmalarınız ne de yargılamalarınız, emniyetin işkencelerini örtbas edemeyecek; bizler mücadelemizle, onurumuzla işkencenizi yeneceğiz. Biz sizin 23 yıllık iktidarınızın baskı ve korku politikalarını kabul etmiyoruz. 19 Mart günü Beyazıt Meydanı tarihine bir direnişi daha kazıdı. Biz bu direnişten aldığımız güçle yürümeye devam edeceğiz. Üniversiteliler olarak 1 Mayıs’ta da alanları dolduracak ve işçi sınıfının safında mücadelemizi büyüteceğiz” dedi.

     

    “BU ÜLKEDE HAK, HUKUK, ADALET VE İNSANLIK YOK”

    Ardından Emek ve Demokrasi Güçleri adına konuşan Zarife Çamalan ise “Gençler, 19 Mart’tan bu yana eylem yapıyor. Çünkü; gelecekleri ellerinden alındı ve çalındı. Dün 19 Mart’tan beri eylemler gerekçe gösterilerek tutuklanan arkadaşları için Konur Sokak’ta bir araya gelerek Adalet Bakanlığına yürümek istediler. Çünkü bu ülkede hak, hukuk, adalet ve insanlık yok! Gençler orada bir araya gelerek sadece basın açıklaması düzenleyerek arkadaşlarının serbest bırakılmasını talep edeceklerdi. Fakat Ankara Emniyeti gençlerin yürümesine engel olmakla kalmadı onları insanlık dışı darplarla gözaltına aldı. Bizler Ankara Emek ve Demokrasi Güçleri olarak diyoruz ki; geleceğimiz ve gençlerin yanındayız. Gözaltılar biran önce serbest bırakılsın” diye konuştu.

    PİRHA/ANKARA

     

  • Ankara’da Emek ve Demokrasi Güçleri: Suriye’de sivil katliamlar durdurulsun-VİDEO

    Ankara’da Emek ve Demokrasi Güçleri: Suriye’de sivil katliamlar durdurulsun-VİDEO

    PİRHA- Ankara’da Suriye’de yaşanan sivil katliamlar protesto edildi. Yapılan basın açıklamasında, “Kuzey ve Doğu Suriye Özerk Yönetiminin geçici Şam hükümeti ile anlaşma imzaladığı ve her türlü saldırıya karşı resmi karar aldığı, özellikle Alevilere dönük katliamların da acilen durdurulmasının hedeflendiği bir süreçte gerçekleşen bu olay şüphesiz ki bir tesadüf değildir” denilerek Kobani’nin Berxbotan köyüne yapılan saldırılar kınandı.

    Ankara Emek ve Demokrasi Güçleri, Suriye’de sivil katliamların durdurması talebiyle basın açıklaması yaptı. Sakarya Caddesin’de yapılan açıklamada basın metnini DEM Parti Ankara İl Örgütü Eş Başkanı Fatin Kanat okudu.

    “SİVİL HALKLARA YÖNELEN SAVAŞIN HER TÜRLÜSÜNÜ REDDEDİYORUZ”

    Tartus, Lazkiye, Hama ve Humus’ta yaşanan Alevi katliamları sıcaklığını korurken, pazartesi sabahına yeni bir katliama uyanıldığın altını çizen Kanat, “Yerel saatle 00.40’ta Türkiye’den havalanan SİHA’ların Kobani’nin Berxbotan köyüne yaptıkları saldırılar sonucunda aynı aileden 7 çocukla birlikte anne ve babaları da hunharca katledilmiş, saldırı sonucunda 2 kişi de yaralanmıştır.

    Yaşamını yitiren çocuklar, Ahîn Osman Ebdo, Dijle Osman Ebdo, Dilovan Osman Ebdo, Yasir Osman Ebdo, Ezîz Osman Ebdo, Saliha Osman Ebdo ve Avesta Osman Ebdo başta olmak üzere, anne Xezal Osman Ebdo, baba Osman Berkel Ebdo’nun acısını derinden hissediyor, yaralıların en kısa sürede iyileşmesini diliyor ve bu insanlık dışı saldırıyı en sert şekilde kınıyoruz. Sivil halklara yönelen savaşın her türlüsünü reddeden bir anlayışla, bu saldırının faillerinin mutlaka hesap vermesi gerektiğinin altını çiziyoruz” diye ekledi.

    “BU SALDIRI, BARIŞ UMUTLARINI YOK ETMEYE DÖNÜK BİLİNÇLİ BİR MESAJDIR”

    Kobani’de yaşanan katliamın, insanlık vicdanını derinden yaralayan bir savaş suçu olduğunu belirten Kanat, şunları ekledi:
    “Bölgedeki sivillerin yaşam hakkını hiçe sayan ve uluslararası hukuku açıkça ihlal eden bir saldırıdır. Çocukların, kadınların ve masum ailelerin hedef alınması, insanlık dışı bir zihniyetin göstergesidir.
    Kuzey ve Doğu Suriye Özerk Yönetiminin geçici Şam hükümeti ile anlaşma imzaladığı ve her türlü saldırıya karşı resmi karar aldığı, özellikle Alevilere dönük katliamların da acilen durdurulmasının hedeflendiği bir süreçte gerçekleşen bu olay şüphesiz ki bir tesadüf değildir. Bölgede gerilimi tırmandırmaya ve barış umutlarını hedef almaya yönelik kasıtlı bir eylemdir. Barış ihtimalinin konuşulduğu bir süreçte yapılan bu vahşi saldırı, sıradan bir saldırı değildir; aynı zamanda barış umutlarını yok etmeye dönük bilinçli bir mesajdır.”

    “SİVİLLERE VE ÇOCUKLARA YÖNELİK SALDIRI SAVAŞ SUÇUDUR!”

    Katledilen çocuklar sizin için bir güvenlik tehdidi midir? diye soran Kanat, “Çıkın açıklayın, bu çocuklar bizim güvenliğimizi tehdit ediyordu, bu aile bize saldırı hazırlığındaydı mı diyeceksiniz? Güvenlik bahanesiyle çocukların ve sivillerin katledilmesi sadece bir savaş suçu değil, bir insanlık suçudur. Roboski zihniyetinin tekrarıdır. Bu katliamın üstünün örtülmesine izin vermeyeceğiz. Sivillere ve çocuklara yönelik saldırı savaş suçudur” dedi.
    Eylem sloganlar ile sona erdi.

    PİRHA/ANKARA

  • Ankara Kadın Platformu: Kazanılmış haklarımıza göz diken bu düzeni yıkacağız! -VİDEO

    Ankara Kadın Platformu: Kazanılmış haklarımıza göz diken bu düzeni yıkacağız! -VİDEO

    PİRHA- Ankara’da Kadın Platformu’nun çağrısıyla bir araya gelen kadınlar, Olgunlar Caddesi’nde bulunan Madenciler Anıtı’ndan Sakarya Caddesi’ne yürümek istedi ancak polis tarafından engellendi. Sakarya Caddesi’nde buluşan kadınlar engellenen yürüyüşlerini ve eylemlerini burada gerçekleştirdi.

    Ankara’da Kadın Platformu’nun çağrısıyla kadınlar Olgunlar Caddesi’nde bulunan Madenci Anıtı’ndan Sakarya Caddesi’ne doğru ‘Gece yürüyüşü’ gerçekleştirmek istedi. Polis Sakarya Caddesi’ne kadar yapılacak olan yürüyüş öncesinde anıt çevresini barikatlarla kapatarak kadınların eylem yapmasına izin vermedi.

    Polisin Kızılay çevresinde yoğun güvenlik önlemi almasının ve anıt çevresine girişe izin vermemesinin ardından kadınlar Sakarya Caddesi’nde buluşarak engellenen yürüyüşlerini ve eylemlerini burada gerçekleştirdi.

    ‘Ataerkiye kafa tutuyoruz’, ‘Erkek egemenliğe karşı öz savunmayı kuşan’, ‘Fiyatlar kanatlandı uçuyor’, ‘Yoksulluğun bedelini biz ödemeyeceğiz’, ‘Kadınlar barışta ısrarcı’ dövizleri taşıyan kadınlar, ‘Jin, Jiyan, Azadi’, ‘Yaşasın kadın dayanışması’ sloganları attı.

    “HEYECANIMIZLA, COŞKUMUZLA, UMUDUMUZLA YAN YANA BURADAYIZ”

    Munzur Üniversitesi öğrencisi olan ve yaklaşık 800 gündür haber alınamayan Gülistan Doku’nun akıbetini de soran kadınlar, ‘Gülistan Doku nerede’ diye haykırdı. Rusya’nın Ukrayna’ya karşı başlattığı savaşa da değinen kadınlar, ‘Feministler savaş değil barış istiyor’ dedi.

    Kadınlar Sakarya Caddesi’nde sloganlarla yaptıkları yürüyüşün ardından basın açıklaması yaptı. Yapılan basın açıklaması, ‘Heyecanımızla, coşkumuzla, umudumuzla ama en çok da öfkemizle ve isyanımızla yan yanayız buradayız! Kazanımlarımızın bütününe yönelik dört bir yandan saldırılar karşısında feminist mücadelemizle varız buradayız’ sözleriyle başladı.

    “EMEĞİMİZE EL KOYANLARIN YAKASINI BIRAKMAYACAĞIZ”

    Kadınlar yıllardır haklarının gasp edildiğini vurgulayarak şunları dile getirdi:

    “Evde, işte, sokakta, kampüste, fabrikada emeğimiz sömürülüyor, kayıt dışı esnek saatlerde güvencesiz çalıştırılıyor ve yoksullaştırılıyoruz. İşten attığınız, emeklerine çöktüğünüz işçi kadınlar fabrikalarda, malzeme depolarında, konfeksiyonlarda, belediyelerde nasıl direniyor, görüyor musunuz? Hayatı var eden, karşılıksız bakım emeği vererek çocukların, yaşlıların bakımını üstlenen, içlerine hapsetmeye çalıştığınız evlerin bitmeyen işlerini üstüne yıktığınız kadınların isyanını duyuyor musunuz? Emeğimize sahip çıkmak için buradayız! Emeğimize el koyan kocaların, babaların, patronların yakasını bırakmayacağız!”

    “KAZANILMIŞ HAKLARIMIZA GÖZ DİKEN BU DÜZENİ YIKACAĞIZ!”

    İstanbul Sözleşmesi’nden asla vazgeçmeyeceklerini belirten kadınlar; “Gece yarısı kararnamesiyle İstanbul Sözleşmesi’ni yürürlükten kaldırdınız. Yetmedi nafaka hakkımıza saldırdınız! Yetmedi kürtaj hakkımızı gasp ettiniz! Yaşamlarımızın teminatı olan İstanbul Sözleşmesi’nden ve haklarımızdan vazgeçmeyeceğimizi tekrar tekrar haykırıyoruz. Kadınları sömürmeye doymayan kutsal aileyi ve erkekleri korumak için boşanmayı zorlaştıran, kazanılmış haklarımıza göz diken bu düzeni yıkacağız!”

    “SAVAŞLARDAN EN ÇOK ZARAR GÖREN BİZLERİZ”

    Üniversiteleri ve belediyeleri ele geçiren işgalci kayyım zihniyetle her alanda mücadele ettiklerini ve etmeye devam edeceklerini aktaran kadınlar sözlerine şu şekilde devam etti:

    “Üniversitelerdeki eril bilim diline, cinsiyetçi akademik kültüre, heteronormatif eğitim sistemine karşı isyanımız var! İtirazımız var! Biz Rojova’da, Filistin’de, Afganistan’da, Suriye’de, Ukrayna’da, dünyanın dört bir yanında savaştan en çok etkilenen, göçe zorlanan, yara alan savaşın bütün kirli yüzünü gören ve açığa çıkaran Kürt, Türk, Arap, Ermeni, Çerkes kadınlarız. Bizler emeği sömürülen dışlanan mültecileriz. Savaşlardan en çok zarar görenleriz. Herkes şunu bilsin ki yüzyıllardır farklı coğrafyalarda sürdürülen savaşlara karşı biz kadınlar barışı haykırmaya devam edeceğiz. Bu topraklardaki kadınlar olarak, savaşın ne olduğunu bizler çok iyi biliriz. Biz, barışı örgütlemek için mücadele eden kadınlarız.”

    “BU BİR YAŞAM MÜCADELESİDİR: FEMİNİST İSYANDAYIZ!”

    ‘Birbirimizi bu erkek şiddetine karşı sarıp sarmalayacağız, koruyup kollayacağız’ diyen kadınlar son olarak; “Yılın her günü sürdürdüğümüz yaşama mücadelemizi her 8 Mart’ta olduğu gibi bu 8 Mart’ta da feminist isyanla sokağa taşıyoruz. Kadınlara, çocuklara, LGBTİ+’lara yönelik şiddet, ayrımcılık, nefret söylemleri biz feministleri asla yıldırmadı, yıldırmayacak. Birbirimizden güç alarak birbirimize umut olarak feminist mücadelemizi sürdürüyoruz, sürdüreceğiz. Sokaklar, meydanlar, geceler, bu hayat bizim!  Bu bir yaşam mücadelesidir: Feminist isyandayız!” dedi.

    PİRHA/ANKARA

  • Ankara Kadın Platformu: Her türlü yasağa ve baskıya karşı isyandayız-VİDEO

    Ankara Kadın Platformu: Her türlü yasağa ve baskıya karşı isyandayız-VİDEO

    PİRHA- ‘25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele ve Dayanışma Günü’ nedeniyle Ankara Kadın Platformu’nun çağrısı üzerine Sakarya Caddesi’nde bir araya gelen kadınlar, “Kadınlar bir taraftan katledilme politikalarıyla hedef alınırken, diğer bir yandan gözaltında çıplak arama işkencesi ve kaybedilme tehditti ile sindirilmek isteniyor. Her yeri bir isyan alanına çevirmeye, birlikte mücadeleye çağırıyoruz” dedi.

    Kadınlar Ankara’da ‘25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele ve Dayanışma Günü’ nedeniyle Ankara Kadın Platformu’nun çağrısı üzerine Sakarya Caddesi’nde bir araya geldi.

    ‘Savaşa, yoksulluğa, erkek ve devlet şiddetine karşı birlikte mücadeleye’ yazılı pankart açan kadınlar, ‘İsyanımız bitmedi bitmeyecek’, ‘Erkek, devler şiddetine karşı her yerdeyiz’, ‘Şiddeti üreten devlet şiddeti yok edemez’ yazılı dövizler taşıdı. Eylemde sık sık ‘Deniz Poyraz ölümsüzdür’, ‘Jin Jiyan azadî’, ‘Yaşasın kadın dayanışması’, ‘Dünya yerinden oynar, kadınlar özgür olsa’, ‘Hükümet istifa’, ‘Sokakları da meydanları da terk etmiyoruz’ sloganları atıldı. Kadınlar, erkekler tarafından öldürülen kadınların isimlerini okuyarak, ‘isyan’ diye haykırdı.

    Eyleme çok sayıda kadının yanı sıra Halkların Demokratik Partisi (HDP) Milletvekilleri Filiz Kerestecioğlu, Serpil Kemalbay, Gülistan Kılıç Koçyiğit, Semra Güzel, Birleşik Devrimci Parti Genel Başkanı Elif Torun Öneren ve Emek Partisi (EMEP) Genel Başkan Yardımcısı Selma Gürkan katıldı.

    Eylemde yapılan açıklamanın Türkçesini İlkay Ersuz Kürtçesini ise Türkan Demir okudu. Şiddetin her türlüsüne karşı kadınların isyanının büyüdüğüne dikkat çeken kadınlar, patriarkal ve kapitalist sistemin doğa ve insan üzerindeki sömürüsünün her geçen gün katmerleştiğini vurguladılar.

    “İSTANBUL SÖZLEŞMESİ’NDEN VAZGEÇMİYORUZ”

    Ersuz, sözlerine; “Şiddetin her türlüsüne karşı, dünyanın dört bir yanından kadınların isyanı büyüyor. 2021 yılında, ‘İstanbul Sözleşmesi bizim ve asla vazgeçmiyoruz, sokaklarda uygulatacağız dedikten sonraki ilk 25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele Günü’nü, erkek ve devlet şiddeti karşısında birbirimiz için isyanı büyüterek karşılıyoruz” diyerek başladı.

    “ERKEKLER DEVLET ELİYLE CESARETLENDİRİLİYOR”

    Ekonomik krizle beraber kadın işsizliğinin de arttığını ifade eden Ersuz, savaşa değil kadınlara bütçe ayrılması gerektiğini belirtti. Ersuz şunları dile getirdi:

    “Kadınların eşit ve özgür bir yaşaması mücadele verenler ise iktidar bloğu tarafından terörist ilan ediliyoruz. Doların 13’e ulaştığı bir ülkede, kadınların yoksulluğuna yoksulluk eklenirken; cinsiyetçi iş bölümü ile kadınlar hem evde çalışmak zorunda hem de eve ek gelir getirmek için güvencesiz çalışma koşullarına itilmektedir. Evde, sokak ortasında, işyerinde katledilen veya devletin kolluk güçleri desteğiyle kaçırılan ve kaybedilmeye çalışılan kadınlara her gün bir yenisi daha ekleniyor. Neredeyse 2 yıla yakındır Gülistan Doku’dan haber alınamıyorken, Nadira ve Yeldana’nın katilleri korunmaya devam ediyor. Kürt illerinde savaş ve işgal politikalarının bir parçası olarak, İpek Er’in katili Musa Orhan devlet zırhı ile korunurken erkekler devlet eliyle cesaretlendiriliyor. İzmir’de devletin kontrgerilla örgütü SADAT ile ilişkili olan Orhan Gencer Deniz Poyraz’ı katletti. Kadınlar bir taraftan katledilme politikalarıyla hedef alınırken, diğer bir yandan gözaltında çıplak arama işkencesi ve kaybedilme tehditti ile sindirilmek isteniyor.”

    “KADIN DÜŞMANI TEKMİLİ BİRDEN TÜM ERKEKLİĞİN KARŞISINA DİKİLİYORUZ”

    Dünyada dinsel baskılarla kadınların bedenlerine ve yaşamlarına, LGBTİ+ların var oluşlarına yönelik saldırıların arttığını aktaran Ersuz sözlerine şu şekilde devam etti:

    “Fetvalarla bizim yaşamımızı kuşatmaya çalışan Diyanet’in karşısına dikiliyoruz. Diyanet kapatılsın! Yaşamlarımıza saldıran kontrgerilla ittifakının karşısına dikiliyoruz: İttifakınız bozulacak, kadınlar yaşayacak. Kadın düşmanı tekmili birden tüm erkekliğin karşısına dikiliyoruz: Uykularınız kaçsın, erkek ve devlet şiddeti son bulacak! İstanbul Sözleşmesi’nin fesih kararına karşı isyandayız! Her türlü yasağa ve baskıya karşı isyandayız! Her gün erkek devlet şiddetiyle katledilen kadınlar için isyandayız! ‘Ev işi kadın işidir’ diyen ataerkiye karşı bakım hizmetlerinin toplumsallaştırılması için isyandayız!”

    “HER YERİ BİR İSYAN ALANINA ÇEVİRMEYE ÇAĞIRIYORUZ”

    Binlerce yıllık erkek egemen sömürü düzenine karşı isyanda olduklarını ve birlikte mücadele etmenin önemli olduğunu söyleyen Ersuz; “Her türlü yasağa ve baskıya karşı isyandayız. Her gün erkek devlet şiddetiyle katledilen kadınlar için isyandayız. Birlikte mücadele ile sokaklarda meydanlarda, yeniden kuracağız cinsiyetsiz, eşit ve özgür bir ülkeyi. Birbirimiz için birlikte mücadele ediyoruz, etmeye devam edeceğiz ve bir kez daha 25 Kasım alanlarından erkek şiddetine, yoksulluğa, AKP-MHP ittifakına, kadın düşmanlığına karşı başta kadınlar olmak üzere tüm toplumu, her yeri bir isyan alanına çevirmeye, birlikte mücadeleye çağırıyoruz” dedi.

    Yapılan açıklamanın ardından eylem türküler, şarkılar ve zılgıtlar eşliğinde çekilen halaylarla son buldu.

    PİRHA/ANKARA

  • Lokantasında ‘Alevi geleneği’ diyerek her çarşamba ücretsiz kuru fasülye ikram ediyor-VİDEO

    Lokantasında ‘Alevi geleneği’ diyerek her çarşamba ücretsiz kuru fasülye ikram ediyor-VİDEO

    PİRHA-Ankara’da 1973 yılında açılan ‘Ayaküstü’ isimli lokantada “Bektaşi geleneği” denilerek her çarşamba gelen misafirlere ücretsiz kuru fasulye menüsü ikram ediliyor. İşletme sahibi Metin Özat, “Bizler bölüşmeyi severiz. Alevi inancındaki lokma geleneğini bu şekilde devam ettiriyoruz” diyerek işletmesinin tarihçesini anlattı.

    Ankara’nın bir zamanlar en hareketli bölgesi olan Sakarya Caddesi civarı bugünlerde tam tersi bir görünüme bürünmüş durumda. Üniversite öğrencileriyle bütünleşen birçok mekan, bugünlerde ya kapalı ya da hiç misafiri yok.

    Kürtçe ve Türkçe ezgilerin birçok değerli isim tarafından seslendirildiği o kafe-bar ya da restaurantlar ise bugün ilginç bir şekilde pavyonlara dönüşmüş halde.

    “BURALAR İHTİLAL YILLARINDA DAHİ DAHA GÜZELDİ”

    Sakarya Caddesi civarında ayakta kalabilen nadir birkaç esnaftan biri de Metin Özat. İnkılâp Sokak’taki ‘Ayaküstü’ isimli lokantanın sahibi olan Özat, işletmesini 1973 yılında açmış. Aslen Sivaslı olan Özat, 1965 yılından beri Ankara’da iş hayatının içerisinde olduğunu anlattı. Geçmişe dair özlemini “Buralar, 1980 darbe döneminde dahi daha güzeldi” diyerek özetleyen Özat, işletmesini kurduğu süreci şu sözlerle aktardı:

    “Ankara’ya fakir bir ailenin çocuğu olarak geldim. İlk işim kırtasiyecilikti. Yıllar sonra Sakarya Caddesi’nde dönercilik yapmaya başladım. Sonrasında bulunduğumuz İnkılap sokağa geldim. O yıllarda bu sokakta kimseler yoktu. 1974 yılında bir gün Tekel bira fabrikasının müdürü gelerek ‘Burada bira satmanı sağlayalım’ dedi. Fakat biz henüz bira içmeyi bilmezken birayı nasıl satacağız diye müdüre sordum. Bir ekip gelerek buraya kurulum yaptı. O yıllarda burada hiç lokanta dahi yoktu. Tabi o zamanki yapı çok farklıydı; bugünkü gibi de değildi. Buraya gelenler çok farklı kişiliğe sahipti. Ankara’nın bürokratları, sinema ve tiyatro sanatçılarının birçoğu buradaydı. Dükkanı açtığımızda akşam üzerleri miting alanı gibi oluyordu. İşten çıkan insanlar direk buraya geliyordu. Yani o günler çok daha farklıydı.”

    BARLAR SOKAĞINA MESCİT!

    İşletmeci Metin Özat’ın yakındığı bir konu da alkollü içeceklere olan algının değişmesiydi. “Geçmişte alkol tüketimi bugünkü gibi ‘lanetli’ görülmüyordu. Bugün alkollü içeceklere lanetli gözüyle bakanların hepsi o günlerde burada içki tüketiyorlardı” diyen Özat, ‘Ayaküstü’ isimli lokantasını açtıktan sonra civardaki sokaklarda yaşanan değişimi şu sözlerle anlattı:

    “İçkili mekan olarak ilk bizdik ve diğer arkadaşlar da mekanlarını değiştirerek bu yaptığımız işe döndü. İyi de oldu ve çok da güzel günler yaşandı burada. Ta ki 2000’li yıllara kadar. 2000’li yıllardan sonra her şey değişti. İnsanlar buradan kaçtı. Hükümetin çokça baskısı oldu. Tabii Çankaya Belediyesi’ni yönetenlerin de bu konuda büyük kabahatleri var. Buranın güzelleşmesi için yerel yönetim hiçbir şey yapmadı. Ankara’nın ve Türkiye’nin en büyük ilçesi Çankaya. Burası neden bir Eskişehir olmasın? Neden hafta sonları buraya turistler gelmesin?

    İktidarın dolaylı yoldan çok büyük baskıları oldu. Ruhsat konusunda sıkıntılar çıkarttılar. Örneğin insanlar artık dükkanlarını devredemiyor. Devir etmeleri durumunda içki ruhsatı tekrar alınamıyor. Farkında olunmadan buralara mescitler yapıldı. O mescitleri bir süre sonra cami saydılar. İçki ruhsatı isteyen kişilere mescide olan mesafe gerekçe gösterilerek olumsuz cevap verildi. Halbuki biz burada varken o mescitler yapıldı!”

    BU İŞLETMEDE PATRON-İŞÇİ İLİŞKİSİ YOK!

    Ayaküstü lokantasında 15 işçinin çalıştığını söyleyen Metin Özat, pandemi sürecinde işler kötü gitse de yine de aynı sayıyı koruduklarını söyledi. Çalışanları ile uzun yıllardır birlikte iş yürüttüklerini anlatan Özat, “Her bir işçinin sorumlulukları var. Bu aralar kazancımız düşmesine rağmen sayımızı korumaya çalışıyoruz. Fakat bu birlikteliği diğer arkadaşlar yapamıyor. Çünkü kiralar çok yüksek. Bizim avantajımız kendi mülkümüz olması. Burası bir tür aile gibidir. Patron-işçi ilişkisi yok. Beraber çalışır beraber yeriz” ifadelerini kullandı.

    “LOKMA KÜLTÜRÜNÜ BİR ŞEKİLDE DEVAM ETTİRİYORUZ”

    Metin Özat’ın işletmesinin en büyük özelliği ise uzun yıllardır her çarşamba ücretsiz kuru fasulye pilav servisinin yapılıyor olması. Yaptığı hizmeti “Alevi geleneği” diye özetleyen Özat şunları söyledi:

    “Bu gelenek bizim Bektaşi kültüründe var. Bizler bölüşmeyi, paylaşmayı severiz. Bu nedenle yıllar evvel kuru fasulye geleneği başlattık. Yaklaşık 30 yıldır da bu gelenek devam ediyor. Amacınız; buradan gelip geçen, bizleri tanıyan tanımayan herkes gelsin ve çarşamba günleri burada yemeğimizi yesin. İnsanların zor zamanları olabiliyor. Zor günlerde bizim yanımızda olan insanlar da oldu, şimdi de o insanların zorda olabileceğini düşünüyorum ve gelip burada bir yemeğimizi yemelerini istiyorum. Bizim Alevi geleneğinde olan lokma kültürünü bir şekilde devam ettiriyoruz. Buyursunlar gelsin misafirimiz olsunlar. Bu Alevi geleneğini devam ettireceğiz”

    “KİMLERİN BİZE KOMŞULUK YAPTIĞINI SÖYLEMEK DAHİ İSTEMİYORUM”

    Metin Özat’ın Sakarya Caddesi civarındaki değişim konusunda esnaf ve yerel yönetimin bir takım sorumluluklarına da işaret etti. Özat, “İşletmeciler, daha düzgün hizmet etmeyi kendilerine görev edinmeli” diyerek şunları ekledi:

    “İlk başta Belediye Başkanı Alper Taşdelen’i buralarda görmek isteriz. Esnafı gezip durumunu sormuyor. Örneğin belediye başkanı olan babası Doğan Taşdelen daima bu sokaklarda bizimleydi. 12 aya yakın bizler kapalı kaldık. Belediye başkanının gelip bir hal hatır sormasını bekledik. Zaten sokakların hali ortada. Dükkanlarımızın önüne siyah asfalt döküldü ve senede 2 defa da bu asfaltı boyuyorlar. Sokakların bakım hakkı bu mudur?

    Örneğin karşımızdaki işletme kapandı. Belediye, hiç merak edip burası neden kapandı diye sordu mu? Buralara sadece ‘insanlar bir şeyler satıp kazanıyor’ diye bakmamalı. Buranın bir geçmişi, tarihi var. Bu sokaklardan kimler geldi geçti… Birçok değerli isim bizim komşumuzdu. Şimdi ise kimlerin bize komşuluk yaptığını söylemek dahi istemiyorum.

    Pavyonların bizlere çok büyük zararları var. Bunu belediyeye de anlattık. Ve bu pavyonların hiçbirisinin doğru düzgün ruhsatları yok. Yangın çıkış kapıları yok. Olacak iş değil. Bu ruhsatsız yerler için belediyeye, ‘gelin bakın’ diyoruz ama ciddiye almıyorlar. Ayrıca buralarda sahte rakı satıldığını da söylüyoruz fakat onu da umursamıyorlar. Bütün usülsüzlükler sanki birilerinin eliyle buraya taşınıyor. Burayı kötü gösteriyorlar.”

    “BURALARI ESKİSİ GİBİ RENKLENDİRMEK İSTİYORUZ”

    Sakarya Caddesi esnafının her gün müşteri kaybettiğini söyleyen Metin Özat, bunun öncelikli sebebinin ekonomik gidişat olduğuna vurgu yaptı. Pavyon kültürünün Sakarya Caddesi’ndeki değişime olumsuz yansıdığını anlatan Özat şu cümlelerle devam etti:

    “Buraları güzelleştirmek için müzisyenlerin sokakta keman çalmasını istiyoruz ancak karşılığı yok. Buraları eskisi gibi renklendirmek istiyoruz. Örneğin dükkanlarımızın önüne masa koyduğumuz zaman polisin görevi olmamasına rağmen gelip kaldırıyor. Korku devleti olduğumuz için biz de mecburen o masaları kaldırıyoruz. Ama biz yine de her halukarda Çarşamba günleri lokma geleneğimize devam edeceğiz. Bizi tanıyan tanımayan herkese kapımız açık.”

    Eren GÜVEN/ANKARA

  • Kafe ve bar çalışanları: AKP kongre yapılabiliyorsa işyerlerimiz neden kapalı?-VİDEO

    Kafe ve bar çalışanları: AKP kongre yapılabiliyorsa işyerlerimiz neden kapalı?-VİDEO

    PİRHA-Kafe ve Bar Çalışanları Dayanışması, Ankara’da eylem yaparak hükümete, “Geçinemiyoruz. Tedbirler alınsın, işyerleri açılsın, yasaklar kalksın” çağrısında bulundu. Açıklamada, “Milyonlarca insanın içinde olduğu bir sektör, yok olma tehlikesiyle karşı karşıya, çalışanlar açlıkla karşı karşıya” denildi. 

    Pandemi sebebiyle kapatılan bar ve kafe çalışanları, mağduriyet yaşadıklarını belirterek Ankara’da sokağa çıktı.

    Kızılay Sakarya Caddesinde yapılması planlanan basın açıklaması, polis engeli sebebiyle Ulus meydanında yapıldı.

    Kafe ve Bar Çalışanları Dayanışması, Otel ve Turizm İşçileri Sendikası, İstanbul Turizm ve Aşçılar Derneği üyeleri adına basın açıklamasını Dilan Mollaahmetoğlu okudu.

    GEÇİNEMİYORUZ, GÜVENCEMİZ DE YOK”

    “Geçinemiyoruz. Tedbirler alınsın, iş yerleri açılsın” denilen açıklamada çalışanların 140 gündür işsiz olduğuna vurgu yapıldı. Dilan Mollaahmetoğlu, milyonlarca çalışanın işsiz kaldığını ifade ederek şöyle devam etti:

    “Bu süre içerisinde insanların hayatlarını idame ettirmelerine dönük bir planlama yapılmadı, gerçekçi bir destek sağlanamadı. Bu süreçte ne yazık ki çalışanlar hayatını idame ettirmekte çok zorlandı. Sağlanan destekler yetersiz kaldı.

    Ne yazık ki iş yerlerimizin kapalı olduğu dönemde, çalışanlara yaşamlarını devam ettirmelerini sağlayacak desteğin sağlanması için yaptığımız eylemleri ve sesimize hükümet duymadı. Sesimizin duyulmasını istiyoruz: İş yerlerini kapatmak bizi açlığa mahkum etmek demektir. Ya hayatımızı idame ettirecek bir destek sağlayın ya da iş yerlerini açın.”

    “AKP KONGRE YAPILABİLİYORSA İŞLETMELER DE AÇILABİLİR” 

    Dilan Mollaahmetoğlu, pandemi nedeniyle esnafların da büyük zorluk yaşadıklarını söyledi. Kapalı olan işyerlerinin kira ödemeye devam ettiğine işaret eden Mollaahmetoğlu, şöyle devam etti:

    “Hükümetin verdiği kira desteği 750 TL. Ankara’da merkezi yerlerdeki kira bedelleri 5 bin TL’den başlıyor.

    Tekel bayilerinin sokağa çıkma yasakları süresince alkol satışı yapması yasaklandı. Yasaklar süresince marketler açık, bakkallar açık ama tekel bayileri kapalı. Bu sadece pandemi önlemi değil, hükümetin alkollü işletmelere ve alkol satışına dönük yaklaşımının bir göstergesi. Bu ay alkole yapılan yüzde 17’lik Özel Tüketim Vergisi zammı da bunu gösteriyor.

    Barlar 310 gündür kapalı. Barlar adeta kaderine terk edildi. Bar ruhsatıyla çalışmayan ama bar olarak hizmet veren yerler ise müzik yasağına takıldı. Bu işyerlerinde müziğin kapatıldığı saat işletmenin kapatıldığı saate dönüyor. Pandeminin görünmeyen bir başka yüzü ise kapatılan işyerleriyle dolaylı olarak çalışan, tedarik zincirinde olan işletmeler. Toptancılar, kuru temizlemeciler, buz satanlar, çiçekçiler, seyyar satıcılar, valeler, sokak müzisyenleri hepsi işsiz. Kafelerde barlarda canlı müzik yapan ve hiçbir yerde sigortası olmayan müzisyenler de işsiz.

    “BİR SEKTÖR YOK OLMAYLA, ÇALIŞANLAR AÇLIKLA KARŞI KARŞIYA”

    Milyonlarca insanın içinde olduğu bir sektör, yok olma tehlikesiyle karşı karşıya, çalışanlar açlıkla karşı karşıya.

    Eldeki veriler işletmelerin açılmasına engel değildir. Bu ay itibariyle iktidardaki AKP’nin, koronavirüs sebebiyle ertelenen kongreleri yapılmaya başlandı. Binlerce insanın kapalı bir salonda toplandığı kongreler bile yapılabiliyorsa çalıştığımız iş yerleri neden kapalı.

    HES KODU ile tıklım tıklım giden toplu taşıma araçlarına biniliyor, kapalı yerlere giriliyor, kongre yapılabiliniyorsa kafeye, bara, lokantaya da gidilebilir. İşletmelerin bir an önce açılmasını istiyoruz, bir önce işimize dönmek istiyoruz. Çalıştığımız iş yerlerinde alınması gereken tüm tedbirleri alalım, işyerleri açılsın, yasaklar kalksın.”

    PİRHA/ANKARA

  • CHP’li kadınlar: Geri zihniyetliler İstanbul Sözleşmesi’ni görmüyor-VİDEO

    CHP’li kadınlar: Geri zihniyetliler İstanbul Sözleşmesi’ni görmüyor-VİDEO

    PİRHA – Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Ankara Kadın Kolları üyeleri, 25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele Günü sebebiyle sokağa çıktı. Milletvekili Gamze Taşçıer “Daha fazla cinayetin yaşanmaması için devletin bir an önce İstanbul Sözleşmesi’nin uygulanması noktasındaki eksiklikleri yerine getirilmesi gerekiyor” dedi.

    Haberin videosu

    25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele Günü vesilesiyle CHP’li kadınlar da alanlara çıktı.

    Ankara’da, Sakarya Caddesi’nde bir araya gelen CHP Kadın Kolları üyeleri “Dünya yerinden oynar kadınlar birlik olsa”, “Yaşasın kadın dayanışması” sloganları attı.

    “Katledilen kadınlar isyanımızdır”, “Çocuk gelinlere hayır”, “Koruma, aklama, yargıla!” pankartlarının da taşındığı eylemde CHP Ankara Milletvekili Gamze Taşçıer, artan kadın cinayetlerine karşılık İstanbul Sözleşmesi’nin bir an önce yürürlüğe konulması gerektiğini söyledi. Taşçıer, devlet politikalarının kadını koruma noktasında yetersiz kaldığına da işaret ederek şunları söyledi:

    “KATİLLER SÖZLEŞMİŞ GİBİ AYNI CÜMLELERİ SÖYLÜYORLAR”

    “Kadın cinayetlerinin gölgesinde bir aradayız. Gün geçmiyor ki bir kadın cinayeti haberi ile daha uyanmayalım. Bizler Şule Çet’in, Ceren Damar’ın davalarında, Antep’te hastanede doğum yaptığında kocası tarafından bıçaklanan kadının davasında CHP Kadın Kolları başkanımız ile yanındaydık. İstiyoruz ki yattıkları yerde bir nebze de olsa rahat uyusunlar. Katilleri de en ağır cezayı alsın. Ama gittiğimiz bütün davalarda bütün katiller sözleşmiş gibi aynı cümleleri söylüyorlardı; ‘Ama gece sokaktaydı. Bakire değildi. Kırmızı ruj sürmüştü’ gibi… Cinayeti normalleştirmek çabası içindeler. O sebeple biz, bütün davalarda hiçbir iyi hal indirimi olmadan bu katillerin en ağır cezaları almasını istiyoruz. Bütün davaların da takipçisi olacağız. Daha fazla cinayet yaşanmaması için her şeyden önce devletin üzerine aldığı sorumluluğu yerine getirmesi lazım. Bunun için de İstanbul Sözleşmesi’nin bir an önce uygulanması noktasındaki eksikliklerin yerine getirilmesi gerekiyor. Çünkü bütün cinayetler de şunu görüyoruz; Emine Bulut öldürülmeden önce karakoldaydı, ifade vermeye gitmişti. Ama maalesef biz onları koruyamadık. Çünkü bir takım geri zihniyetler İstanbul Sözleşmesi’nin ısrarla uygulanmaması noktasında baskı yapıyor. Ama bizler bir arada, dayanışma içerisinde olduğumuz sürece bunun önüne geçeceğiz. İstanbul Sözleşmesi’nin yerine getirilmesi noktasında bu mücadeleye devam edeceğiz. Yaşasın kadın dayanışması.”

    PİRHA/ANKARA

  • Grev kararı alan KESK: Sefalete teslim olmayacağız-VİDEO

    Grev kararı alan KESK: Sefalete teslim olmayacağız-VİDEO

    PİRHA – KESK, TİS görüşmelerinin olumsuz sonuçlanması sebebiyle 1 günlük iş bırakma eylemi gerçekleştirdi. Grev yapan emekçiler, polis müdahalesine rağmen basın açıklaması yaparak, “Evrensel, gerçek bir toplu pazarlık sistemi ile hiçbir ilgisi olmayan mevcut fason toplu sözleşme sisteminde hepimizin kaybetmeye devam etmesi kaçınılmazdır” dedi.

    Haberin videosu

    KESK üyeleri, 21 Ağustos’ta son bulan Toplu İş Sözleşmesi (TİS) görüşmelerinde uzlaşı sağlanamaması ardından bir günlük iş bırakma eylemi yaptı.

    Eylem öncesi Sakarya Caddesi’nde yapılması planlanan basın açıklamasına polis izin vermeyerek kalkanlarla müdahale etti. Emekçiler ile kolluk güçleri arasındaki müzakereler sonrası kitle, Mithat Paşa Caddesi üzerindeki Eğitim-Sen 5 No’lu Üniversiteler Şubesi önünde yürüyerek basın açıklaması yaptı.

    KESK adına basın açıklamasını Ankara Şubeler Platformu Dönem Sözcüsü Nusret Sulkalar okudu.

    “ALIN TERİMİZİN KARŞILIĞINI İSTİYORUZ”

    Açıklamada şunlar dile getirildi:

    “OHAL KHK’leri ile yaşanan ihraçları da KESK olarak masada gündeme getirdik. Sorgusuz-sualsiz, hukuksuz ve keyfi olarak işinden ekmeğinden edilenler, kamu emekçileri için adalet istedik.

    Kamuda, torpilin, kayırmanın, siyasal kadrolaşmanın kapısının sonuna kadar açıldığını, kariyer ve liyakat ilkelerinin tamamen ortadan kaldırıldığını, sözleşmelilerin kadroya geçirilmesi, ek ödemelerin emekliliğe yansıtılması, gelir vergisi ve ek gösterge adaletsizliğine son verilmesi, bir yıl önceki seçimlerde verilen 3.600 ek gösterge sözünün gereğinin yerine getirilmesi, maaşların insanca yaşamaya yetecek bir seviyeye çekilmesi başta olmak üzere kamu emekçilerinin temel taleplerini savunduk.

    Açlık sınırının 2100, yoksulluk sınırının 6800 TL’yi aştığı, elektrikten doğalgaza çaydan tütün ürünlerine iğneden ipliğe her şeye fahiş oranlarda zamların devam ettiği, gerçek enflasyonun yüzde 30’ları bulduğu koşullarda hükümet 3 milyon kamu emekçisine, 2 milyon emekliye, aileleri ile birlikte 20 milyonluk devasa bir kitleye sefalet yoksulluk, güvencesizlik teklif etmiştir.

    Toplu sözleşmede 21 Ağustos itibarı ile kamu görevlileri hakem kurulu süreci başlamıştır. Adı üzerinde taraflar arasında hakemlik görevi yapmak için görevlendirilen bir kurulun tarafsız olması şarttır. Ancak mevcut yasalara göre toplu sözleşmede taraf olan hükümet tarafsız olması gereken, Hakem Kurulu üyelerinin çoğunluğunu belirlemektedir. Böyle bir Hakem Kurulundan kamu emekçilerinin lehine bir karar çıkmasını beklemek çok zordur.

    Evrensel, gerçek bir toplu pazarlık sistemi ile hiçbir ilgisi olmayan mevcut fason toplu sözleşme sisteminde hepimizin kaybetmeye devam etmesi kaçınılmazdır.

    Bu karanlık tablodan tek çıkış yolu, yetkinin asıl sahipleri olarak bizlerin ortak sorunları için bir araya gelmesinden, hak verilmez mücadele ile alınır ilkesi ile ortak mücadeleyi yükseltmesinden geçiyor.

    Bu karanlık tablodan tek çıkış yolu, hepimiz aynı gemideyiz diyenlere karşı geminin gerçek sahipleri olarak ‘hakkımızı, emeğimizin, alın terimizin karşılığını istiyoruz’ diyerek tüm farklılıklarımıza rağmen birbirimize kenetlenmekten geçiyor.

    Bizi yok sayan, alay eden teklifler sunanlara karşı haklarımızı korumak için, insanca bir yaşam güvenceli iş güvenli gelecek için, tüm illerde üretimden gelen gücümüzü  kullanarak alanlardayız. Bugün buradan bir kez daha sesleniyoruz, yüzdelik zamlar değil, Grevli Toplu Sözleşme. Sefalete teslim olmayacağımızı ifade ediyoruz.”

    PİRHA/ANKARA

  • “Öldürülmediğimiz şehirler istiyoruz” – VİDEO

    “Öldürülmediğimiz şehirler istiyoruz” – VİDEO

    PİRHA – Ankaralı kadınlar Sakarya Caddesi’nde bir araya gelerek “Öldürülmediğimiz şehirler istiyoruz”, “Fetvalar sizin sokaklar bizim” dedi.

    Kadınların Ankara’daki buluşma noktası Sakarya Caddesi oldu. Ankara Kadın Platformu’nun çağrısı ile bir araya gelen kadınlar, “Krize, Savaşa, Şiddete ve Eşitsizliğe Karşı Dayanışmayla Güçleniyor, Hayatı Örgütlüyoruz” pankartı altında toplandı.

    Renkli görüntülere sahne olan Sakarya Caddesi’nde kadınlar, alkış ve zılgıtlarla 8 Mart’ı karşıladı. Açlık grevinde olan HDP Milletvekili Leyla Güven ile tutuklu kadınların fotoğraflarının taşındığı kutlamada katledilen Şule Çet de unutulmadı. “Eşit işe eşit ücret istiyoruz”, “Öldürülmediğimiz şehirler istiyoruz”, “Fetvalar sizin sokaklar bizim”, “Kadınlar kazanacak” pankartlarının taşındığı kutlamada kazanımla sonuçlanan Flormar direnişi de selamlandı.

    Ankara Kadın Platformu adına ortak bildiri Türkçe, Kürtçe ve Arapça okundu. Bildirinin Türkçesini Nermin Yurttaş ve İpek Yüksek okurken 8 Mart’ın eşitlik, özgürlük ve insanca bir yaşam için mücadele eden kadınların günü olduğu vurgulandı.

    “BİZ KADINLAR VARDIK, VARIZ, VAR OLACAĞIZ”

    8 Mart’a dair PİRHA’ya konuşan EMEP Genel Başkan Yardımcısı Şükran Doğan, kadınların coşkusuna dikkat çekerek şunları söyledi:

    “Uzunca bir aradan sonra bir şekilde 8 Mart’ı kutluyoruz. OHAL koşullarını yaşadık şimdi de kriz koşullarını yaşamaktayız. Buna rağmen kadınlar coşkularından, mücadele azimlerinden, kıpır kıpır olmalarından hiçbir şey kaybetmedi. Arkamızda da görüldüğü gibi gerçekten kadınlar bugün uzun zamandır girilmemiş olan Sakarya Caddesi’nde doyasıya slogan atıyor, doyasıya eğleniyor, mücadele geleneklerini sürdürüyor, itirazlarını ifade ediyorlar. Biliyoruz ki bu 8 Mart’a kriz koşullarında giriyoruz. Kadınlara yönelik şiddetin arttığı bir dönemde 8 Mart’ı kutluyoruz. Ama ne olursa olsun kadınlar dünden bugüne, Roza Lüksemburg’un dediği gibi ‘Biz kadınlar vardık, varız, var olacağız’.

    Ankara’daki kutlama konuşmaların ardından kadınların türküleri eşliğinde halaylarla sona erdi.

    PİRHA / ANKARA