PİRHA- Şakran Cezaevi’nde tutulan Grup Yorum üyesi Bahar Kurt’un kolunun arama için koğuşa giren gardiyanlar tarafından kırıldığı belirtildi.
İzmir Şakran Kadın Kapalı Cezaevi’nde tutulan Grup Yorum üyesi Bahar Kurt’un Avukatı Doğa İncesu, Kurt’un, 26 Mart Salı günü arama için koğuşa gelen gardiyanlar tarafından kolu kırıldı. Bianet’te yer alan açıklamaya göre, “Gardiyanların kolunu kırmasının ardından sağlık ve tedavi hakkının kullanılmasında da birçok sorun yaşadı. Doktor, kendisine ‘Ameliyat olmalısın fakat operasyon sonucunda ellerinin, parmaklarının felç olma ihtimali var’ diyor. Müvekkilimiz şu an tutuklu ve doktorunu kendisi seçemiyor. Dolayısıyla sağlık ve tedavi hakkının sağlanması tamamen Adalet Bakanlığı’na ait bir sorumluluk” dedi.
Gardiyanlar hakkında işkence ve kötü muamele suçlamasıyla İzmir Cumhuriyet Başsavcılığı’na suç duyurusunda bulunuldu.
PİRHA – HDP İzmir İl Binasına silahlı saldırı düzenleyerek Deniz Poyraz’ı öldüren Onur Gencer’in yargılandığı davanın duruşmasında mahkeme başkanının, asil avukatlar dışındaki tüm avukatların dışarı çıkmasını istemesi üzerine gerginlik yaşandı. Kararı protesto eden avukatlara polis, biber gazıyla müdahale etti.
İzmir’de 17 Haziran 2021’de HDP İzmir İl Binasına silahlı saldırı düzenleyerek Deniz Poyraz’ı öldüren Onur Gencer’in yargılandığı davanın duruşmasında arbede çıktı.
İzmir 6. Ağır Ceza Mahkemesi’nde tutuklu sanık Onur Gencer ve avukatlar salonda hazır bulunurken, çok sayıda partili de duruşmayı takip etmek için salonda yer aldı. Mahkeme başkanı, katilin vekili sıfatı taşıyan asil avukatlar dışındaki tüm avukatların yargılamaya mahsus alandan ayrılmasına karar vererek kararın uygulanmasını istedi. Bu sırada avukatlar mahkeme başkanına tepki gösterdi. Bazı avukatlar ile özel güvenlik görevlileri arasında ufak çaplı arbede yaşandı.
Sanık Onur Gencer, salondan çıkarılırken izleyiciler durumu protesto etti. İlerleyen dakikalarda güvenlik güçleri, biber gazı sıkarak salonu boşalttı. Mahkeme heyeti, duruşmanın 14 Ekim’e ertelendiğini ve devamındaki duruşmaların Şakran Cezaevi Kampüsü’ndeki salonda yapılmasına karar verdi.
“DAVA KAÇIRILIYOR”
Deniz Poyraz davasının ertelenmesinin ardından adliye önünde basın açıklaması yapıldı.
İzmir Barosu Başkanı Özkan Yücel, duruşmanın avukat ve yurttaşlardan kaçırılmak istendiğini belirterek, “Jandarma, katılanları tokatlarken, buna sessiz kalan bir heyet vardı. Deniz Poyraz için adalet istiyoruz. Görünen katili değil, ona silah veren, azmettireni, eğiteni de bulmak istiyoruz. Bu olay örgütlenme özgürlüğüne, bir arada yaşamaya yapılmış bir saldırıydı. Sanıyorlar ki bizden kurtulacaktır. Biz orada olacağız. Adalet istemeye devam edeceğiz. Biz barolar olarak olayın peşindeyiz” dedi.
“MAHKEME HEYETİ, KİMİN SAVUNMA YAPACAĞINA KARAR VEREMEZ”
HDP Hukuk ve İnsan Hakları Komisyonu Eş Sözcüsü Nuray Özdoğan ise, “Deniz Poyraz cinayeti kadın cinayetidir, siyasi bir cinayettir. Mahkeme heyeti Deniz Poyraz’ın savunmasını kimin yapacağına karar veremez. Cinayetin karanlıkta bırakılmasına izin vermeyeceğiz. Yargı mensuplarına sesleniyorum; bu dosyayı bizden kaçırarak saklayamazsınız, yer değiştirerek karartamazsınız. Bu cinayeti aydınlatmak için yine orada olacağız. Yargının bu cinayetlere ortak olmaya son vermesi gerekiyor. Kolluk kuvvetleri gerginlik yarattı. Dosya kaçırıldı” şeklinde konuştu.
PİRHA-Şakran Kadın Kapalı Hapishanesi’nde yaşadığı hak ihlallerine karşı 207 gün ölüm orucu yapan Didem Akman’ın annesi Zülfiye Akman PİRHA’ya konuştu. Akman, “Hapishane İdaresi baskıların son bulacağı ve hakların verileceğine dair söz verdiği için kızım da ölüm orucuna ara vermişti ancak sözler yerine getirilmezse tekrar başlayacağını söyledi. Kızımı kaybetmek istemiyorum. Sözünüzü tutun!” dedi.
Didem Akman Şakran Kadın Kapalı Hapishanesi’nde yaşadığı hak ihlallerine karşı 207 gün ölüm orucu yaptıktan sonra 11 Eylül 2020’de hapishane idaresinin taleplerinin karşılanacağı sözü vermesi üzerine başladığı ölüm orucuna ara vermişti. Eylemine ara veren Didem Akman’ın annesi Zülfiye Akman, kızının yaşadığı hak ihlallerinin son bulacağını beklerken aksine artarak devam ettiğini belirtti.
Anne Zülfiye Akman, PİRHA’ya yaptığı açıklamada, koğuşa baskınların yapıldığını ve baskında birçok temel ihtiyaç malzemelerine de el konulduğunu aktardı.
“MÜHÜRLÜ KİTAPLARA YASAK KOYUYORLAR”
Şakran Kadın Kapalı Hapishanesi’nin sorunlarının hiç bitmediğini ve sürekli yeni yasaklar geldiğini belirten anne Akman şunları dile getirdi:
“Her şeye yasak koyuyorlar. En son kitaplara, dergilere ve el işlerine el koydular. Şubat’tan bu yana bu baskılar artarak devam ediyor. Tutsakların okuduğu kitaplara sınır getirmişler. 10 kitaptan fazla alamıyorlar. Ancak bu siyasi tutsaklara yetmiyor. Çünkü onlar sürekli okuyorlar, yazıyorlar, el işleri ile uğraşıyorlar, üretiyorlar. Hapishane İdaresi kitapların içeriye gizliden sokulduğunu söylemiş gerekçe olarak. Ancak böyle bir şey mümkün değil. Orası yüksek güvenlikli bir hapishane. Gardiyanların, idarenin bilgisi dışında en ufak bir çöp bile içeriye giremez. Ayrıca kitapların hepsinde görüldü mührü var, kaç sefer kontrolden geçerek içeri giriyor o kitaplar.”
“HAK İHLALLERİNE KARŞI DİRENİYORLAR”
Bu yasaklar karşısında mahpusların direndiğini ve var olan haklarından vazgeçmek istemediklerini söyleyen anne Akman şöyle devam etti:
“Oradaki tutuklularda kitaplarını vermek istemiyorlar, haklarından vazgeçmiyorlar. Bu yüzden eylem yapıyorlar. Sloganlar atıyorlar. Eylem yaptıkları için de sürekli saldırıya uğruyorlar. Ben 1 Mart’ta kızımın görüşüne gittim. Kızım bana Şubat’tan beri hak ihlallerinin fazlasıyla arttığını söyledi. Bunun için eylem yaptıklarını söyledi. Kızım böyle bir şey yapmasın diye, zor durumda kalmasın diye Müdüre hanımla görüşmek istedim. Ancak kendisi benimle görüşmedi. Ardından cezaevi savcısına gidip görüştüm. Savcı beni dinledi ve sorunları çözeceklerini söyledi.
Savcı ile görüşmenin ardından 2 hafta sonra kızım her zamanki aradığı saatten 2 saat geç aradı. Neden geç aradığını sordum. Kızım kaldığı hücreyi gardiyanların bastığını, tüm temel ihtiyaçlar da dahil hücredeki her şeye el koyduklarını söyledi. Ayrıca gardiyanların kendisine işkence yaptığını da söyledi. Kızımın bacağında elinde ve birçok yerinde yara izleri oluştu. Kızımın arkadaşı telefona çıkarken görmüş. Yerlerde kanlar da varmış. Bunun üzerine Cumhuriyet Savcılığı’na suç duyurusunda bulundum. Bir anne olarak Hapishane Müdüresi ve tüm Hapishane İdaresi hakkında. Bunun ardından avukatı kızımın görüşüne gittiğinde hala yaraları iyileşmemişti, saldırının etkisi geçmemişti.”
“TAKMAK ZORUNDA OLDUĞU SİPERLİĞE BİLE EL KOYDULAR”
Kızı Didem’in rahatsızlıkları olduğu için hastaneye gidip geldiğini ve o yüzden de siperlik kullandığını söyleyen anne Akman sözlerini şöyle sürdürdü:
“Ancak siperliğine el koymuşlar. Bu siperliği ölüm orucundayken doktoru kendisi vermişti. O zamandan beri kullanıyor. O zaman yasak değildi de Mart’tan sonra mı yasak oldu? Müdüre Hanım saldırmak için bahane yaratıyor. En son geçtiğimiz cuma yine görüş vardı, yine geç aradı kızım. Yine hücresine gardiyanlar girmiş ve kızıma saldırmışlar. Bu sefer de daha önce serbest olan el işlerini bahane etmişler. Yün iplere el koymuşlar. El koydukları yün ipleri kızım hapishanenin kantininden aldı. Böyle bir şey olabilir mi? Yasaksa neden sattılar? Ayrıca hücrede bulunan poşetlere de el koymuşlar. Bu tutsaklar okumazsa, yazmazsa, el işi yapmazsa ne yapacaklar? Zaten televizyon kanalları ile ilgili de sınırlama var. İdarenin belirlediği birkaç kanal dışında hiçbir yeri izleyemiyorlar. Artık bu şartların değişmesini istiyor kızım. Bunun için mücadele veriyor, direniyor. Canını ortaya koydu bu baskıların, yasaklamaların son bulması için. Ben bir anne olarak kahroluyorum. Kızım gözümün önünde can çekişiyor. Bu hapishane idaresinin bu kadar saldırmasının kinle hareket etmesinin nedeni ne? Bunun üzerine tekrar Hapishane İdaresi hakkında suç duyurusunda bulundum. Kızımın başına bir şey gelirse sorumlusu Hapishane Müdüresi Meltem Babaoğlu ve Hapishane İdaresidir. Ayrıca Adalet Bakanlığı’nı da aradım. Onlar da konu ile ilgileneceklerini söylediler ama hiçbir şey yapılmadı.”
“TEMEL TALEBİMİZ KIZIMIN BAŞKA HAPİSHANEYE SEVK OLMASI”
Kızının temel talebinin başka hapishaneye sevk olmak olduğunu vurgulayan anne Akman, “Bunu defalarca konuştuk ancak hiçbir adım atılmadı. Kızımı o hapishanede tutarak ve işkence yaparak zulmediyorlar. Geçenlerde hapishanede içeriye bir kedi girmiş. Hemen gardiyanlar kediyi dışarı çıkarmak için müdahale etmişler. Oysaki bir kedi, bir hayvan ne var yani sevseler ne olacak? Zaten dört duvar arasında her şeyden uzaklar. Bu kadar düşmanlık olur mu? Hapishane İdaresi hiçbir sorunu çözmüyor, aksine sorun yaratıyor. Bunları bilerek yapıyorlar. Yine Geçenlerde kızım dergi almak için başvuru yapmış ve parasını ödemiş ancak parasını ödediği halde Hapishane İdaresi dergilerini vermemiş. Kızım da mahkemeye başvurdu. Parasını ödediği dergilerin verilmesini istedi. Mahkemede parası verilen dergilerin tutukluya verilmesine karar verdi. Buna rağmen hala verilmedi dergileri. Hem parasını aldılar hem de dergilerini vermiyorlar” diye konuştu.
“KIZIMI KAYBETMEK İSTEMİYORUM”
Anne Akman hak ihlallerinin çok fazla arttığını belirterek son olarak şunları kaydetti:
“Kızım ölüm orucuna ara verirken taleplerinin kabul edilmesine karşılık ara verdi. Kabul edilmezse tekrar ölüm orucuna devam edeceğini söyledi. Umarım böyle bir şey olmaz, yaşanmaz. Ben kızımı bir daha öyle bir durumda görmek istemiyorum. Kızımı kaybetmek istemiyorum. Başta Adalet Bakanlığı’na sesleniyorum. Hapishanelerdeki keyfilikler, baskılar kalksın. Buradan savcılara da sesleniyorum, kızımın başına bir şey gelirse sorumlusu Şakran Hapishanesi yönetimi ve Meltem Babaoğlu’dur. Onun için göndermişler oraya. Oradaki tutukluların psikolojisini bozmak için elinden geleni yapıyor. Kızım 5 yıldır orada, 5 yıldır çekmediğimiz eziyet kalmadı. Kızımın başka bir hapishaneye sevk edilmesini istiyorum.”
PİRHA- 75 yaşındaki hasta tutuklu Fatma Güler’in avukatı Ali Aydın, Güler’in mide kanserinden astıma birçok hastalığının bulunduğunu belirtip, “Yaşlı ve hasta tutukluların hiçbir hesaba girmeden, pazarlık meselesi yapılmadan derhal serbest bırakılması gerekiyor. Fatma Güler cezaevinde yaşamını idame ettiremez. Sürekli bakıma ihtiyacı var” diyerek tahliye çağrısında bulundu.
İnsan Hakları Derneği’ni verilerine göre cezaevlerinde 604’ü ağır olmak üzere bin 605 hasta tutuklu bulunuyor. Bu rakamın 249’u kadın tutuklu. Son 1 yıl içerisinde 20’nin üzerinde hasta tutuklu yaşamını yitirdi. Sağlık ve tedavi hakkı engellenen birçok tutuklu ölümle burun buruna bırakılırken, bunlardan biri de Şakran Kadın Kapalı Cezaevi’nde bulunan ve mide kanserinden yüksek tansiyona kadar birçok hastalığı bulunan 75 yaşındaki Fatma Güler.
Mide kanserinden astıma, yüksek tansiyon ve karaciğerde kiste kadar birçok hastalığı bulunan Fatma Güler’in pandemi sürecinde durumunun daha da kritik bir aşamaya geldiğini kaydeden avukatı Ali Aydın, müvekkillerinin hastalıklarına dikkati çekerek, yaptıkları tahliye başvurularının dikkate alınmadığını belirtti.
Fatma Güler’in cezaevinde kalmasının koşulları olmadığını belirten Aydın, “Cezaevine girmeden önce mide ameliyatı geçirmiş. Karaciğerinde sürekli kist oluşuyor ve bu kist şişiyor. Kistinde patlama ihtimali yüksek ve zehirlenmesi söz konusu. Cezaevine girdikten sonra oluşan kulak ağrılarından dolayı uyuyamadığını, tansiyonunun sürekli yükseldiğini ve göğsünde oluşan kistin yarattığı şişliklerin koltuk altlarına kadar yayıldığını söylüyor. Bir an önce derhal tahliye edilmeli” diyerek kamuoyunu duyarlılığa çağırdı.
“KOYUNLARINI OTLATIRKEN GÖZALTINA ALINIYOR”
Aydın, müvekkili Fatma Güler’in Dersim’in Hozat ilçesinde koyunlarını otlatırken 2012’de gözaltına alındığını ve hakkında verilen 5 yıl 3 ay hapis cezası kesinleştiği için 2018’den bu yana tutuklu bulunduğunu hatırlatarak, “Fatma Güler hayvancılıkla uğraşan birisidir. Hozat’ta yaşanan bir çatışmada komşuları ile birlikte ormanda hayvanlarını otlatıyor. Askerler keçilerini alandan götürmesini söylüyor. Fatma Güler ise hayvanlarını tek başına o alandan götüremeyeceğini söyleyerek askerlerden yardım etmelerini istiyor. Tek başına keçilerini çıkaramadığı için ana dili olan Zazaca’da keçilerine küfrediyor. Askerler Fatma Güler’in keçilere küfrederek kendilerine hakaret ettiğini ve kendilerine, ‘Siz neden buraya geldiniz’ dediğini iddia ediyorlar. Bundan dolayı yardım ve yataklık iddiasıyla ifadesi alınıyor. Malatya’da görülen duruşmalarda Fatma Güler’i savunan hiçbir avukat bulunmuyor” dedi.
“KÜRTÇE VEYA ZAZACA BİLEN ASKERLER KİMDİR?”
“Fatma Güler için tek kanıt ise askerler içerisinde Kürtçe bilen birisinin ettiği küfürleri anlaması ve karşı tarafa sinyal vermesi diye yorumlaması” diyen Aydın, şöyle devam etti:
“Peki Kürtçe bilen askerler kim? Bu soru sorulmamış. Sadece Kürtçe bilmek değil, Dersim’de konuşulan Zazaca’yı biliyor mu? Kendilerine bu da sorulmamış. Bunlar üzerinden yardım ve yataklık gerekçe gösterilerek 5 yıl 3 ay ceza veriliyor. Bu ceza onandıktan sonra Aydın’da kızının yanında kaldığı 2018 yılında tutuklanıyor ve Aydın E Tipi Cezaevi’ne konuluyor. Aydın Cezaevi’nde ne bir kadın koğuşu ne de siyasi tutukluların kaldığı bir bölüm yok. Bir kütüphaneye koyuyorlar. İlk elden yaşı ve hastalıkları nedeniyle cezasının ertelenmesi için yaptığımız başvuru reddedildi. Daha sonra Şakran Cezaevi’ne gönderildi.”
Aydın, Fatma Güler’in tutuklanmadan önce mide kanseri nedeniyle iki defa ameliyat geçirdiğine dikkat çekerek kendisinin aynı zamanda astım, yüksek tansiyon ve karaciğer hastası olduğuna işaret etti. Hapishane koşulları nedeniyle hastalığı ilerleyen Güler’in pandemi nedeniyle tedaviye erişimin durma noktasına geldiğinin altını çizen Aydın, “Şu anda 75 yaşında. Cezaevine girmeden önce mide ameliyatı geçirmiş. Karaciğerinde sürekli kist oluşuyor ve bu kist şişiyor. Kistinde patlama ihtimali yüksek ve zehirlenmesi söz konusu. Cezaevine girdikten sonra oluşan kulak ağrılarından dolayı uyuyamadığını, tansiyonunun sürekli yükseldiğini ve göğsünde oluşan kistin yarattığı şişliklerin koltuk altlarına kadar yayıldığını söylüyor. Doktorlar sözlü olarak cezaevinde kalamayacağını söylüyorlar. Adli Tıp’ın cezaevinde kalamayacağına dair rapor vermesi gerekiyor. Ama maalesef oradan da bir sonuç çıkmadı” diye konuştu.
“HASTANEDE UYGULANAN TEDAVİ YETERLİ DEĞİL, BAKIMA İHTİYACI VAR”
İleri derecede görme bozukluğu ve kulaklarında ağrılar başlayan Gülerin, ağrılar nedeniyle uyku düzeninin bozulduğunu aktaran Aydın, hastanede uygulanan tedavinin yeterli olmadığını ifade etti. Aydın, “Pandemiden öce yaşı ve hastalığı nedeniyle cezasının ertelenmesi için birkaç kez başvuru yaptık. Cezaevinden hastaneye insan götürüp getirmek çok zor oluyor. Birkaç kişinin birikmesi sonrasında ancak hastaneye götürüyorlar. Ring aracında gidip gelmek zaten hasta ediyor. Ayrıca hastanede uygulanan tedavi yeterli olmuyor çünkü; doğrudan bakıma ihtiyacı var. Cezaevinde kalmasının koşulları yoktur. Pandemi döneminde hastaneye gidip döndüğünde 14 gün karantinada kalıyor. Karantina koğuşları da kendisi için uygun değil. Sürekli bir tansiyon yükselmesi var. İlaçlarını düzenli alması gerekiyor” şeklinde konuştu.
“AYRIMCI İNFAZ YASASI AĞIR HAK İHLALLERİ YARATIYOR”
Koşullu salıverme ve denetimli serbestlik gibi değişikliklerden ağır hak ihlalleri yaratan ayrımcı infaz düzenlemesine eleştiride bulunan Aydın, “14 Nisan 2020’de infaz yasasında gerçekleşen değişiklikte geçici olan 6. ve 9. maddeleri var. Bu maddelerde hasta ve yaşlılar için adli kontrol 2 yıldan 4 yıla çıkarılmış deniyor. Fatma Güler’in cezası 5 yıldır ve bu cezayı bitirmiş durumdadır. Adli kontrol 4 yıla çıktığı için zaten bırakılması gerekiyor. Bu suçlar içinde istisna bir kural koyarak örgüt üyeliğinden yargılananlar bu kapsam dışında bırakılıyor ve reddediliyor. Bunlar anayasanın eşitlik ilkesine aykırıdır. Dosyayı Anayasa Mahkemesi’ne göndermeden, hiçbir gerekçe yazmadan doğrudan dosyayı reddediyorlar. Bu ayrıştıran infaz yasası yaşlı ve hasta insanların cezaevinde kalmasına neden oluyor” ifadelerini kullandı.
“BAŞVURULAR DİKKATE ALINMADI, CEVAP VERİLMEDİ”
Aydın, Fatma Güler için 2018 yılında kamu idareciliğine ve daha sonrasında Cumhurbaşkanlı İletişim Merkezi (CİMER) ve Adli Tıp’a yapılan başvuruların dikkate alınmadığını dile getirerek şöyle devam etti:
“En son infaz yasasının hasta ve yaşlı olmasından dolayı Fatma Güler’e uygulanması için yaptığımız başvuruda bir gözlem raporu düzenlenmiş. Gözlem raporu tamamen keyfi olarak kopyala-yapıştır şeklinde düzenlenmiş. Gözlem raporunda , ‘Cezaevine girdiğinde bize örgütten ayrıldığına dair bir dilekçe vermedi’ deniliyor. Fatma Güler’in aldığı ceza örgüt üyeliği değil ki bu gözlem raporu yazılsın. Hiçbir disiplin suçu olmadığı biliniyor. Kendisi içeride okuma yazma öğrendi. Gönderilen okuma yazma kitapları 1 aydan beri kendisine verilmiyor.”
“PAZARLIK MESELESİ YAPILMADAN DERHAL SERBEST BIRAKILMALI”
Aydın, son olarak, “Hukuka aykırı bu ayrımcı infaz yasasının iptal edilmesi gerekiyor. Bu yaşlı ve hastaların hiçbir hesaba girmeden, pazarlık meselesi yapılmadan derhal serbest bırakılması gerekiyor. Fatma Güler cezaevinde yaşamını idame ettiremez. Sürekli bakıma ihtiyacı var. Tahliye olduğunda ailesine kendisine düzenli bakar ve hastaneye düzenli olarak gider” çağrısında bulunarak yetkililere seslendi.
PİRHA- Şakran Kadın Kapalı Cezaevi idaresinin keyfi olarak kitap toplatma kararı aldığı, duruma tepki gösteren mahpusların iki haftadır eylem yaptığı bildirildi. Kamuoyuna çağrı yapan tutuklu Didem Akman’ın annesi Zülfiye Akman, ”Ben anne olarak elimden ne geliyorsa yapmaya hazırım, çocuğumu bir daha cenaze gibi görmek istemiyorum. Kitap haklarının ve şartların bir an önce iyileşmesini istiyoruz” dedi.
İzmir’in Aliağa ilçesinde bulunan Şakran Kadın Kapalı Cezaevi’nde dergi ve kitap yasaklarına şimdi de kitap toplatma kararı eklendi.
Cezaevi idaresinin keyfi olarak kitap toplatma kararı aldığı, duruma tepki gösteren mahkumların iki haftadır eylem yaptığı belirtildi.
Şakran Cezaevi’nde tutuklu olan Didem Akman’ın annesi Zülfiye Akman kamuoyuna duyarlılık çağrısında bulundu.
Zülfiye Akman şu açıklamayı yaptı:
Ben Şakran Kadın Kapalı Hapishanesinde tutuklu bulunan Didem Akman’ın annesiyim. Hapishanedeki tecrit uygulamalarının, hak gasplarının son bulması için çağrı yapmak istiyorum.
Birçok hapishanede tutsakların hakları gasp ediliyor. Kızım ve arkadaşları yaşadıkları bir hak gaspına karşı 2 haftadır eylem yapıyorlar, bundan bahsetmek, onların seslerini duyurmak istiyorum.
İdare yönetimi, tutsaklara “Elinizdeki fazla kitapları bir yere koyun” demiş, onlar da koymuşlar. Daha sonra hücreleri arayıp, “Siz bizden kitap saklıyorsunuz” diyerek ellerindeki tüm kitapları almışlar.
Fakat idareden gizli nasıl kitap saklanabilir? Her şey onların denetimi altında gelişiyor. Sürekli arıyorlar, arama yapıyorlar.
Kitapların hepsi onlara ait değil, tahliye olanların kitapları da var içlerinde. Suç yüklüyorlar. Onlar da bu duruma karşı doğru dürüst uyumadan kapı dövüyorlar, sloganlar atıyorlar, haklarını istiyorlar. Kızım ve arkadaşları Güzin ve Tuğçe 2 haftadır uyumuyorlar. Dört duvar arasında tutsaklar kitap okumadan ne yapabilir? Bu onlar için çok değerli. Ben onların seslerini duyurmak, herkese seslenmek istiyorum.
Kitapları sınırlıyorlar. 2 ayda bir kitap alıyorlar. 2 aya kadar onlar ne okuyacak ne yazacak?
Sakıncalı diyorlar kitap ve dergiler için, yani her cezaevine alınan kitap ve dergiler bunlar. Bir tek Şakran Cezaevindekiler için mi sakıncalı?
“KIZIM VE ARKADAŞLARI TECRİT UYGULAMASINI PROTESTO EDİYORLAR”
Kızım ve arkadaşları da bunu ve diğer yasak-tecrit uygulamalarını protesto ediyorlar.
Kızım 2016’da Şakran’a getirildi. Ankara’da havalandırması 4 saatti. İzmir’e geldi 1 saat oldu.
Şartların iyi olmadığına dair Adalet Bakanlığı’na dilekçeler verdik. “Ya koşulları iyileştirilsin” “Ya da koşulların uygun olduğu yere sevk edilsin” dedik. Bu tecrit uygulamalarına karşı bir sürü oturma eylemleri, hücre yakma eylemleri yaptılar. Çok kez ölümden döndüler. Ama kızım bu uygulamalara artık dayanamadı.
Tecritin sürmeye devam etmesinden dolayı bedenini ölüme yatırdı. Cezaevi şartları iyileştirilsin diye kızım 206 gün Ölüm Orucu yaptı. Durumu çok kötüydü, yalnızdı, refakatçi verilmiyordu.
Üzerine pis sular akıyordu, banyo yaptırmıyorlardı. Gürültüden sabahlara kadar uyuyamıyordu. Zamanla görme kaybı yaşadı. 64 kilodan 30 kiloya kadar düştü. 4 kez görüşmenin ardından şartları kabul edildi ve kızım ölüm orucunu bıraktı. Talepleri birkaç gün daha kabul edilmeseydi onu kaybedebilirdik. Kızım, ölüm orucunu bırakırken şartları uygulanmazsa tekrar devam edeceğini belirtti.
“KIZIMI TEKRAR ÖLÜMLE PENÇELEŞİRKEN GÖRMEK İSTEMİYORUM”
Ben bundan çok korkuyorum. Ben kızımı tekrar ölümle pençeleşirken görmek istemiyorum. Gözümün önünden gitmiyor hali, resmen kızım can çekişiyordu. Gece bakıyordum nefes alamıyordu, eli ayağı buz gibi oluyordu. Korkuyordum.
“KIZIM HALA İYİLEŞMİŞ DEĞİL”
3 ay tedavi gördü hastanede, hala iyileşmiş değil, belirli rahatsızlıkları devam ediyor. Ben bir daha kızımı bu halde görmek istemiyorum, hak gaspları son bulsun istiyorum. Pandemi bahanesiyle her şeyi erteliyorlar.
Ben anne olarak elimden ne geliyorsa yapmaya hazırım, çocuğumu bir daha öyle, bir cenaze gibi görmek istemiyorum. Kamuoyuna sesleniyorum. Herkese sesleniyorum. Ağır şartlar kalksın. Tecrit kalksın. Bir daha kimse ölüm orucu yapmasın. Yapmak zorunda kalmasın. Benim yüreğim yandı başka annelerin yüreği yanmasın. Kitap haklarını ve şartların bir an önce iyileşmesini istiyoruz.
PİRHA- 207 gündür ölüm orucunda olan Didem Akman, eylemine ara verdiğini açıkladı.
İzmir Şakran Kapalı Cezaevi’nde tutuklu bulunan ve 207 gündür ölüm orucunda olan Didem Akman’ın eylemine ara verdiği açıklandı.
3 Eylül’de cezaevinden İzmir Yeşilyurt Devlet Hastanesi’ne kaldırılan ve eylemini burada sürdüren Akman için Halkın Hukuk Bürosu tarafından açıklama yapıldı.
Açıklamada, “Didem Akman’ın refakatçisi olan annesinden aldığımız bilgiye göre müvekkilimiz, havalandırma saatinin arttırılması ve ailesi ile aynı anda görüş yapabileceğine dair Yargıtay kararının uygulanacağı yönünde hapishane idaresi tarafından verilen taahhüt ve demokratik kitle örgütlerinin taleplerinin takipçisi olacağına ilişkin beyanı üzerine ölüm orucuna ara vermiştir” denildi.
Didem Akman’ın refakatçisi olan annesinden aldığımız bilgiye göre müvekkilimiz, havalandırma saatinin arttırılması ve ailesi ile aynı anda görüş yapabileceğine dair Yargıtay kararının uygulanacağı yönünde hapishane idaresi tarafından verilen taahhüt ve demokratik kitle örgütlerinin taleplerinin takipçisi olacağına ilişkin beyanı üzerine ölüm orucuna ara vermiştir.
PİRHA- İzmir’in Aliağa ilçesinde bulunan Şakran Cezaevi’nde tutuklu kanser hastası Umut Şener tahliye edildi.
Meclis’ten geçen 70 maddelik infaz paketinin Resmi Gazete’de yayınlanmasının ardından tahliyeler başladı. Şakran Cezaevi’nde bulunan ve hasta tutuklular listesinde yer alan Umut Şeker’in tahliye edildiği Halkın Hukuk Bürosu (HHB) tarafından duyuruldu.
PİRHA – Adil, tarafsız yargılanma hakkı talebiyle başladığı açlık grevini ölüm orucuna dönüştüren Mustafa Koçak 30 kiloya düştü.
Ceza İnfaz Sisteminde Sivil Toplum Derneği (CİSST), ölüm orucunun 282’nci gününde olan tutuklu Mustafa Koçak’ın durumunun kötüleştiğini ve kilosunun 30’a indiğini açıkladı. İzmir Şakran 2 No’lu T Tipi’nde tutuklu bulunan Koçak, adil, tarafsız yargılanma hakkı talebiyle başladığı açlık grevini ölüm orucuna dönüştürmüştü.
Koçak ailesiyle 29 Mart’ta yaptığı son telefon görüşmesinde bacaklarının artık hiç tutmadığı ve iyice hissizleştiğini söylemişti.
Türkiye İnsan Hakları Vakfı (TİHV) Başkanı Adli Tıp Uzmanı Prof. Dr. Şebnem Korur Fincancı’nın hazırladığı raporu aktaran derneğin açıklamasında, Koçak’ın beden kitle endeksinin de 11,02’ye düştüğü ve sadece bu verinin bile yaşamsal tehlike boyutunda olduğu bilgisi verildi.
PİRHA – İzmir Şakran Cezaevi’nde tutuklu bulunan ölüm orucunun 255. gününde olan Mustafa Koçak’a zorla müdahale edilerek serum verildi.
Adil yargılanma talebiyle 255 gündür ölüm orucunda olan Mustafa Koçak’a zorla müdahale edildiği öğrenildi.
Şakran Cezaevi Kampüsü’nde bulunan hastaneye götürülerek zorla müdahale edilen Mustafa Koçak’ın babası Hasan Koçak, sosyal medyadan cezaevi kampüsüne gelinmesi için çağrı yaptı.
Konuya ilişkin Halkın Hukuk Bürosu “Müvekkilimiz Mustafa Koçak’a zorla tıbbi müdahale edildiği bilgisini aldık. Müvekkilimizin sağlığından şüphe ediyoruz. Zorla müdahale sakat bırakır! Zorla müdahale işkencedir! İşkence insanlık suçudur!” açıklaması yaptı.
PİRHA- İki yıla yakın bir süredir İzmir Şakran Cezaevi’nde tutuklu bulunan yüzde 80 engelli PSAKD Sarıyer Şube Üyesi Haydar Yıldırım, 16 Temmuz 2019 tarihinde hakim karşısına çıkacak.
4 Ekim 2017 tarihinde İstanbul Küçük Armutlu’daki evinden Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Sarıyer Şube Üyesi Haydar Yıldırım, o tarihten bu yana hala tutuklu. İzmir Şakran Cezaevi’nde bulunan Haydar Yıldırım, 30 Nisan 2018 tarihinde İzmir Karşıyaka İnfaz Hakimliği’ne verdiği ifadede beş gündür ilaçlarının verilmediğini, doktora sevk edilmediğini, telefon, kafes ile havalandırmanın kapatıldığını ve tutuklu olduğu günden bu yana iletişim cezası verildiğini söylemişti.
PSKAD de yaptığı birçok açıklamada yüzde 80 engelli üyeleri hasta tutuklu Haydar Yıldırım’ın serbest bırakılmasını talep etmişti.
Hala İzmir Şakran Cezaevi’nde tutuklu bulunan Yıldırım, 16 Temmuz 2019 tarihinde hakim karşısına çıkacak. Yıldırım’ın dosyasıyla ilgili ajansımıza bilgi veren Halkın Hukuk Bürosu (HHB), Yıldırım’ın örgüt üyeliği ile suçlandığını belirtti.
Yıldırım’ın cezaevinde olduğu süreçte önceki dosyası ile birleştirilen dava kapsamında 150’ye yakın kişi yargılanıyor. (HABER MERKEZİ)
PİRHA- Hapishanelerdeki hak ihlallerine ve hasta mahpusların sağlık durumuna dikkat çekmek amacıyla 350 haftadır sürdürülen F Oturması’nda hasta mahpus Halim Kırtay’ın serbest bırakılması talep edildi.
Tedavi hakları gasp edilen tüm hasta mahpusların sesi olmak için düzenlenen F Oturması, İnsan Hakları Derneği (İHD) İstanbul Şubesi önünde gerçekleşti. 350. hafta F Oturumu’nda “Hasta mahpus Fuat Yavuzel serbest bırakılsın” ve “Hasta mahpuslar serbest bırakılsın” pankartları açıldı. 350. haftanın basın açıklamasını, İHD İstanbul Şubesi Hapishane Komisyonu’ndan Hatice Onaran okudu.
Onaran, hapishanelerde hak ihlalleri ve saldırıların her vesileyle aralıksız sürdürüldüğünü söyledi. Onaran, “Yazılı yasalarına göre yasa dışı bir şekilde uygulanan tecridin son bulması için açlık grevi yapan mahpuslara sürgün de dahil pek çok saldırı gerçekleşiyor.” dedi.
HASTA MAHPUS KIRTAY
Şakran Cezaevi’ndeki bulunan hasta mahpus Halim Kırtay’ın durumuna değinen Onaran açıklamasında şu ifadelere yer verdi:
“Hasta mahpus Halim Kırtay’ın can güvenliği de hastalığından kaynaklı değildir. Halim Kırtay, 70 yaşında ve yaklaşık 26 yıldır hapistedir. Bunca yıl pek çok hapishaneye sürgün edilen Halim Kırtay şuan İzmir- Aliağa/ Şakran 2 Nolu T Tipi Hapishanesindedir.
Halim Kırtay, 2016 yılı Aralık ayında, kaldığıBalıkesir/Burhaniye T Tipi hapishanesinde,yaşadığı şiddetli ağrı nedeniyle birkaç kez revire çıkar, doktor hemoroit teşhisi koyarak ilaç verir. Birkaç gün içinde testisleri morarıp şişen Halim Kırtay, diğer mahpusların yoğun uğraşları ile Burhaniye Devlet hastanesine götürülür. Hasta mahpus Halim Kırtay ve ailesinin beyanına göre, Devlet hastanesindeki doktorun, ırkçı-gerici bir yakalaşımla gereken tedaviyi uygulamak yerine iğne yapıp göndermesi sonucunda durumu ağırlaşır.
TEDAVİ HAKKI ENGELLENİYOR
25 Aralıkta şişen testisleri patlar. Sürekli kan ve irin akmasına rağmen tedavi edilmeyen Halim Kırtay, Ocak 2017’de İzmir-Çiğli devlet Hastanesine kaldırılarak ameliyat edilir. Daha sonra vücudunun farklı bölgelerine deri grefti yapılan Halim Kırtay’ın, hem ileri yaşı hem de yüksek tansiyon ve şeker hastalıkları nedeniyle sağlık durumu kötüye gitmektedir. Ameliyatlardan sonra oturamaz duruma geldiği için ring aracı ile işkenceye dönüştürülen tedavi hakkı için hastaneye gidememektedir.
“KIRTAY’A YAPILAN İŞKENCEYE SON VERİLSİN”
Biz insan hakları savunucuları olarak diyoruz ki,
Halim Kırtay’a yapılan işkenceye son verilsin. Hastaneye götürüp getirirken ambulans aracı kullanılsın ya da sağlık koşullarına daha uygun olan R Tipi (örneğin Metris) hapishanede kalması sağlansın. Asıl insani olan ve yapılması gereken ise; 70 yaşında çok ciddi ve ağır sağlık sorunları olan Halim Kırtay ile birlikte tüm hasta mahpusları; yaşam haklarının korunması adına serbest bırakılsın!”
PİRHA – Yüzde 80 engelli Haydar Yıldırım, 7 aydır tutuklu. 30 Nisan’da İzmir Karşıyaka İnfaz Hakimliği’ne verdiğini ifade eden, beş gündür ilaçlarının verilmediğini, doktora sevk edilmediğini, telefon, kafes ile havalandırmanın kapatıldığını belirterek, tutuklu olduğu günden beri de iletişim cezası verildiğini belirmiş.
4 Ekim 2017 tarihinde İstanbul’daki evinden gözaltına alınan, yüzde 80 engelli olan Haydar Yıldırım 7 aydır tutuklu.
HASTA TUTUKLUYA İLETİŞİM CEZASI
İzmir Şakran Cezaevi’nde bulunan Haydar Yıldırım, 30 Nisan 2018 tarihinde İzmir Karşıyaka İnfaz Hakimliği’ne verdiği ifadede beş gündür ilaçlarının verilmediğini, doktora sevk edilmediğini, telefon, kafes ile havalandırmanın kapatıldığını ve tutuklu olduğu günden bu yana iletişim cezası verildiğini söyledi.
Eşi Haydar Yıldırım’ın durumundan endişe duyduğunu aktaran Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Sarıyer Cemevi Başkanı Zeynep Yıldırım, “%80 engelli biri olarak kapalı alanda kalamama durumunda olan birine, iletişim cezası, ilaç vermeme ve telefon, kafes cezası veriliyor. Kendisine ve çevresine zarar verecek duruma gelmiştir. Eşim Haydar Yıldırım’ın sağlık durumu gittikçe kötüleşiyor. Başına geleceklerden endişeliyim. Haydar Yıldırım derhal serbest bırakılsın” diye konuştu.