PİRHA – PSAKD Samsun Şubesi Sivas Madımak Katliamının 33. yıldönümünde açıklama yaparak, “2 Temmuz Sivas Madımak Katliamı, insanlığa karşı işlenmiş bir suçtur ve insanlığa karşı işlenmiş suçların zaman aşımı olmaz. Sivas davası bir insanlık davasıdır” denildi.
Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Samsun Şubesi, 2 Temmuz 1993’te yapılan Sivas Madımak Katliamı’nın 33. yıldönümünde basın açıklaması yaptı. Açıklamayı PSAKD Samsun Şube Başkanı Cem Sultan Ermiş okudu.
Ermiş, 2 Temmuz 1993’te Sivas Katliamı’nda yaşamını yitirenleri anarak, aradan geçen 33 yıla rağmen acıların dinmediği ve adalet arayışının devam edeceğini söyledi.
“MÜCADELEMİZ SÜRECEK”
Sivas Madımak’ta işlenen insanlık suçuna verilen zaman aşımı kararını kabul etmediklerini belirten Ermiş, katliamı gerçekleştirenlerin affedilmesi yada tahliye edilmesini asla kabul etmediklerini belirterek şunları söyledi;
“Bizler biliyoruz ki bu katliamlar sadece gelip geçici iktidarların değil, faşist sistemlerin bir sorunudur. Kendinden görmediği inançlara, işçiye, köylüye, kadına, doğaya ve hayata dair hiçbir saygısı olmayan mevcut AKP-MHP faşist bloku da bu uygulamaları en etkili silah olarak kullanmaktadır. Ses çıkaran herkesi abluka altına almaya çalışan, milyonların iradesini, tek adam rejiminin anti demokratik müdahaleleri ile, “Mutlak Butlan” kararlarıyla, kayyum darbeleriyle hiçe sayan bu düzene karşı mücadele etmek bizler için artık bir tercih değil, tarihsel bir sorumluluktur.”
“ASLA DEVLETİN ALEVİSİ OLMAYACAĞIZ”
Cemevlerinin imar mevzuatında “kültürel tesis” olarak tanımlanmasına tepki gösteren Sultan, “İbadetimizi yok saymaya, cami, kilise, havra gibi diğer ibadethaneler ile eşit statüye getirmekten kaçarak anayasal haklarımızı ihlal etmeye yelteniyorlar. Buradan bir kez daha ilan ediyoruz: Cemevleri yönetmeliklerle geçiştirilemez, doğrudan Anayasa’da ibadethane olarak tanımlanmalıdır. Bizler asla devletin Alevisi olmayacağız!” diye konuştu.
NATO zirvesinin Ankara’da yapılmasına karşı çıkan Ermiş, coğrafyamızı yeni savaş senaryolarının merkezi haline getirme çabası olduğunu, halkların boğazlanmasını hedefleyen bu savaş örgütünü ve zirvesini istemediklerini söyledi. Sultan, Suriye’deki Alevilerin katledilmesinin de bu emperyalist projelerin bir sonucu olduğunu belirterek şunları ifade etti;
“Geçtiğimiz aylarda HTŞ denilen eli kanlı selefi çetenin yönetimi ele geçirmesiyle başlayan barbarlık; başta Lazkiye, Tartus, Hama ve Humus’ta olmak üzere Alevilere yönelik katliamlarını sistematik bir soykırıma dönüştürdü. Bu barbarların liderleri ülkemizde kırmızı halılarla karşılanırken, meclis kürsülerinden “Şimdi mi Aleviler için ortalığı ayağa kaldırıyorsunuz” deme pervasızlığını gösterdiler. Bu sözler ve bu tavırlar, bizler için direnmekten, yan yana gelmekten ve örgütlenmekten başka bir seçenek olmadığının en açık kanıtıdır.”
“33 Can, 33 Yıl” şiarıyla başta Türkiye olmak üzere pek çok ülkede de adalet ve eşit yurttaşlık taleplerinin yıl boyunca devam edeceğini belirten Ermiş, Madımak Oteli ‘Utanç Müzesi’ olana kadar ve katliamın arkasındaki derin yapılar yargılanıncaya kadar mücadelelerinin süreceğinin altını çizdi. Ermiş, “2 Temmuz Sivas Madımak Katliamı, İnsanlığa karşı işlenmiş bir suçtur ve insanlığa karşı işlenmiş suçların zaman aşımı olmaz. Sivas davası bir insanlık davasıdır” dedi.
PİRHA- Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Samsun Şube Başkanı Cem Sultan Ermiş, devletle veya belediyelerle kurulan ilişkilerin daha doğru bir zeminde yürümesi gerektiğinin altını çizerek, “Çıkara dayalı ilişkilerin cemevilerine ve Alevi toplumuna yansıması olumsuz oluyor. Kurumlarla görüşülür konuşulur burada sorun yok. Ancak her zaman her açıdan biz kendi anlayışımızı, ilkelerimizi, kırmızı çizgimizi korumak zorundayız” şeklinde dile getirdi.
PSAKD Samsun Şube Başkanı Cem Sultan Ermiş, yetkileri belediyelerde kullanımı cemevi yönetimlerinde olan derneklerle ilgili PİRHA’ya açıklamada bulundu.
Cem Sultan Ermiş, genel yada yerel iktidarların Alevi toplumu üzerindne kendine alan açmaya çalıştığını ifade ederek, bunun doğru olmadığını belirtti.
“BELDİYELERDEN CEMEVİMİZE HERHANGİ BİR MÜDAHALE SÖZ KONUSU DEĞİLDİR”
PSAKD Samsun Şubesi olarak şimdiye kadar kendilerine böylesi bir müdahalenin söz konusu olmadığını dile getiren Ermiş, “Bizim burada hiçbir zaman yerel yönetimlerin bize kaşı bir müdahale görmedik. Ama yerel yönetimlerin derneğimize katkıları da yok desek onların verdiği emeğe de saygısızlık ederiz. Ama hepsi onların değil. Canlarımızda katkıları oluyor ve onlar da işin ucundan tutuyor” diye belirtti.
“KARA KAZANIMIZA AZDA OLSA ÇOKTA OLSA FARKETMEZ YAPILAN HER LOKMA BİZİM NAZARIMIZDA AYNIDIR”
Zaman zaman belediye başkanlarının kendilerine katkı sunduklarını aktaran Ermiş, “Lokmalarımızı kendilerine ikram ederiz ancak hiçbir zaman reklam unsuru yapmazlar. Buraya gelen, canlarımızdan kimisi 1 TL verir, kimisi 1000 TL verir. Az veren candan verir, çok veren maldan verir. Bizim kara kazanımızda 1’TL’de 1000 TL’de eşittir. Zaten o aşurenin güzelliği de odur” diye konuştu.
Devlet memuru gibi belediyelere bağlı cemevi anlayışını doğru bulmadıklarını vurgulayan Ermiş, “Eğer biz Kültür Bakanlığı’nın bağlı bir Alevi derneği olamaz diyorsak belediyelere bağlı cemevi de olmamalıdır. Ama maalesef bunun çok kötü örnekleri var” dedi.
“BELEDİYELERLE ÇIKARA VE MENFAATE DAYALI İLİŞKİLER KURUMLARIMIZA ZARAR VERİYOR”
Çıkara dayalı ilişkilerin cemevilerine ve Alevi toplumuna yansımasının olumsuz olduğunun altını çizen Ermiş, “Çünkü bunun çok kötü örnekleri var. Kurumlarla görüşülür konuşulur burada sorun yok. Ancak her zaman her açıdan biz kendi anlayışımızı, ilkelerimizi, kırmızı çizgimizi korumak zorundayız” şeklinde dile getirdi.
“CANLARIMIZIN BAĞIŞLADIĞI DELİKLİ KURUŞLAR BELEDİYELERİN MİLYONLARINDAN DAHA BEREKETLİ DAHA KIYMETLİDİR”
PSAKD Samsun Şube Başkanı Cem Sultan Ermiş, konuşmasının devamında şunları belirtti.
“Hizmet veren kişinin geçmişte varsa emekleri onu da Hakk katına yazılsın deriz. Ama yaptığı hataların da bedelini ödetiriz. Bu bensem bana bir başka canımızda olsa bedelini öder. Pir Sultan Abdal’ın çizgisi çok nettir. Bizim köpeklerimiz dahi haram lokma yememiştir. Biz haram lokmayı, yemediğimiz gibi canlarımıza da yedirtmeyiz.
Cemevimiz yapılırken pazar parasını dahi getirip bize verenler de oldu. Burada yaşadığımız çok anılar, çok hikayelerimiz var. O açıdan o canlarımızın delikli kuruşuna kimseye dokundurmayız. Onların verdiği lokmalar devletin de belediyenin de verdiği milyonlardan çok daha bereketli çok daha kıymetlidir.”
PİRHA-Hakk’a Uğurlama Erkanları ile alakalı Samsun, Ordu bölgesinde çok ciddi sıkıntılar yaşadıklarını belirten Güvenç Abdal Ocağı evlatlarından Ordu Temre Arın Cemevi Dedesi Emrah Çolak, “Genel olarak bu sıkıntıları yaşasak ta gün geçtikçe biraz daha inancımıza uygun hale getirmeye çalışıyoruz” dedi.
Hakka Uğurlama Erkanları ile ilgili Güvenç Abdal Ocağı evlatlarından Ordu Temre Arın Cemevi Dedesi Emrah Çolak PİRHA’ya konuştu.
“İNANCIMIZ ÜZERİNDE ARAPÇA DUALAR VE HATİMLER HALA ETKİLİ”
Hakka Uğurlama Erkanlarını aslına uygun olarak yapmayı bir bütün başaramadıklarını belirten Çolak, Arapça dualar, hatimler gibi birçok şeyin hakimiyeti hala günümüzde dahi devam etmekte olduğuna dikkat çekti.
Kendi taliplerinin Hakka Uğurlama Erkanı’nda Türkçe birkaç kelam edebildiklerini söyleyen Çolak, “Talibimizin cenaze erkanında bulunuyor isek kendi adıma Hakk’a uğurlamakta olduğumuz canımızın tıpkı bir görgü cemindeymişiz gibi rızalığını, helalini alıp onunla alakalı üç beş kelam edip bir gülbenkle uğurlamaya gayret ediyoruz” dedi.
Hakka Uğurlama Erkanı yürütürken tereddütler yaşandığına dikkat çeken Çolak, “Alevi cenaze erkanı ya da genel anlamdaki cenaze erkanı zaten duadan ibarettir. Bir insanın yaşadığı şekliyle, gülbanklerle uğurlanması esastır. Ancak bunu yapmamıza rağmen işte eksik kaldı gibi, ne olmadı gibi ya da bir de cenaze namazı kılınsa mıydı? Ya da işte Arapça bir şeyler okunsa mıydı? Ya da okunmadığı için acaba eksik mi kaldı? gibi durumlar yaşanıyor” diye belirtti.
Yaşadıkları Karadeniz bölgesinde bir can Hakk’a uğurladıktan sonra farklı ritüelleri de yerine getirdiklerini aktaran Çolak, “Hakk’a uğurlamanın ardından Dar Kurbanı sonrasında, perşembeyi cumaya bağlayan akşamlarda o can için yas cemleri yapılır. Hakk’a uğurlanan canın ailesi, yakınları, sevenleri dar çekerler. O darın sonrasında da dar gülbengini okuruz” dedi.
“HAKKA YÜRÜYEN CAN TÜRKÇE GÜLBENGLERLE UĞURLANMALI”
Dardan indirme ceminde Hakk’a yürüyen can için kaç yas yapılacaksa ona göre hareket ettiklerini söyleyen Güvenç Abdal Ocağı evlatlarından Ordu Temre Arın Cemevi Dedesi Emrah Çolak, konuşmasının devamında şunları belirtti:
“Dardan indirme eski yıllarda yedi cumayla neticelenirdi. Şimdi artık hayat koşulları, gurbetçilik vb. gibi durumdan dolayı bunu üç cuma ile artık noktalamış oluyoruz. En azından inancımıza da uygun. Hak Muhammed’ler aşkına üç cuma. Üç cuma boyunca o canlar darlarını çekerler ve o dar gülbengi ile dardan indirme erkanını da gerçekleştirmiş oluruz.”
PİRHA- 1995 yılında dernek çalışmalarına başladıklarını aktaran PSAKD Samsun Şube Başkanı Cem Şultan Ermiş, on yılın ardından cemevi kurduklarını ifade etti. “2016 yılında yapımı tamamlanan cemevinin tüm taleplere yanıt verebilecek nitelikte bir cemevidir” diyen Ermiş, gençlerin yanlarında olmalarını ve kendilerine yoldaşlık etmelerini arzuladıklarının altını çizdi.
Pir Sultan ABdal Kültür Derneği (PSAKD) Samsun Şube Başkanı Cem Şultan Ermiş, Cemevi ile ilgili yapılan çalışmaları PİRHA’ya anlattı.
Dernek olarak 1995 yılında faaliyetlerine başladıklarını belirten PSAKD Samsun Şube Başkanı Cem Sultan Ermiş, “İlk önce apartman altında kiralık yerdeydik. 2011-12 yıllarında yerel yönetimlerin desteği ve bir hayırsever tarafından şu anki binamızın yapıldığı yer bize bağışlandı” dedi.
2014 yılında derneklerinin zemin katı yapılınca faaliyetlerini yeni yerlerinde yürüttüklerini söyleyen Ermiş, “Hem inşaatımızı yaptık hem faaliyetlerimizi kısıtlı imkanlarla devam ettirdik. 2016 yılında hızlı bir şekilde derneğimizin kaba inşaatını çevre düzenlemesini bitirdik. Derneğimizde her şey bitti derken bütün dünyayı etkileyen pandemi dönemine denk gelmesi bizi de etkiledi. Pandemiden dolayı faaliyetlerimize ara vermek zorunda kaldık” diye belirtti.
“CEMEVİMİZ TAM TEŞKİLATLI OLARAK 5 KATTAN OLUŞMAKTADIR”
Cemevlerinin 5 kattan oluştuğunu aktaran Ermiş, “Mutfağı, yemekhanesi, kileri morgu toplantı salonu, yönetim odaları, kütüphanesi, kadınlara yönelik halk eğitim dikiş nakış kursu ve kültür sanata yönelik bağlama kursu yerleri 9 canımızın barınabileceği misafirhane, yaklaşık 180 kişinin toplantı konser verebileceği, panel yapabileceği bir konferans salonumuz, en üst katta da 220 metrekare genişliğinde cemevimiz var” diye belirtti.
“GENÇLİK YETERİNNCE İLGİ GÖSTERMİYOR”
En büyük sıkıntılarının her örgütte olduğu gibi gençlerin eksik ve yeterli katılım göstermemesi olduğunu vurgulayan Ermiş,”32 yıldır bu örgütlerde hizmet veren bir canınızım. 24 yaşında bu harekete bir emektar olarak yola çıktık. Şu an 56 yaşına geldik. Biz de istiyoruz ki bu emaneti bu bayrağa genç nesillere devredelim. Gençliğimizi buralarda barındıralım. Kütüphanemizde çalışsınlar, kültür sanat faaliyetlerine kurslarımıza katılsınlar. Evet burası bir ibadethane ama tek başına bir ibadethane değil, aynı zamanda inancımızın kültür boyutunu hayata geçirebileceğimiz bir mekân” şeklinde ifade etti.
Samsun’da iki tane üniversite olduğunu belirten Ermiş, “Binlerce genç burada. Ancak sıkıntıları olduğu zaman bize ulaşmaya çalışıyorlar. Biz istiyoruz ki bize iyi günlerinde de sıkıntılı günlerinde de uğrasınlar. Tabii ki onların sıkıntılarında yanlarında olacağız” diye belirtti.
“İNANCIMIZI GELECEĞE TAŞIMAK İÇİN GENÇLİK ÇOK ÖNEMLİ”
Gençlerin yanlarında olmalarını ve kendilerine yoldaşlık etmelerini arzuladıklarını belirten Ermiş, “Yanımızda olurlarsa inancımızı, kültürümüzü yeni kuşaklara taşımamıza bize yoldaşlık ederlerse çok mutlu oluruz. Bu açıdan kapımız tüm gençliğe, tüm kadınlara aynı zamanda komşu kültürden dostlarımıza da kapımız açık” dedi.
“KAPIMIZ TÜM İNANÇLARA TÜM KİMLİKLERE AÇIKTIR”
Cemevlerinde çok yoğun bir Hakk’a Uğurlana Erkanı yürütülmediğin belirten Ermiş, “Canlarımız cenazelerini çok fazla getirmiyorlar ama zaman zaman burada cenaze erkanlarını yürütüyoruz. 72 millete bir nezaretle bakmayan bizden değildi diyen Hünkâr Hacı Bektaş-ı Veli’nin ardılları olarak kapımız aydınlıktan, çağdaşlıktan, barış ve hoşgörüden, demokrasiden, insan haklarından yana olan tüm yurttaşlarımıza bu kapı açık, biyolojik olarak Alevi de olsa beynini ve kalbini başka yerlere kiralamış olan insanlara da kapımız açık değildir” diye belirtti.
“PANDEMİ VE MARAŞ MERKEZLİ DEPREMİ YARATTIĞIMIZ GÜÇLÜ DAYANIŞMA ANLAYIŞI İLE ATLATTIK”
Gerek pandemi gerekse de deprem döneminde yaşanan karanlık günleri dayanışarak aşmaya çalıştıklarını dile getiren Ermiş, “Gençliği olmayanın geleceği olmaz. Gençliğe yönelik çalışmalar yapmak zorundayız. Çünkü hepimiz göçücüyüz bugün varız, yarın yokuz. Ve bu emekler, bu birikimler bizle beraber toprağa giderse bu kadar emek bu kadar birikim boşa gitmiş demektir” dedi.
“CEMEVİMİZDE DAHA NİTELİKLİ ÇALIŞMALAR YÜRÜTEBİLMEK İÇİN AİLELERİN DESTEK VE ELEŞTİRİLERİNE İHTİYACIMIZ VAR”
Pir Haber Ajansı aracılığı ile ailelere çağrıda bulunan Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Samsun Şube Başkanı Cem Sultan Ermiş konuşmasının devamında şunları belirtti:
“Çocukların kurslarımıza göndermelerini talep ediyorum. Bizi zorlamalarını talep ediyorum. Yani şu andaki bizim açtığımız kurslar yetersiz kalabilir. Daha fazla alanlarda kurs açmamız için yönetimimizi zorlarlarsa taleplerini ilettilerse biz de o talepleri yanıt verebilmek için kendimizi daha çok güncelleriz.
Cemevimiz Samsun’un gözbebeği olan bir yerde. Binası çok güzel, konforlu. Her şeyi önceden tasarladığımız şekilde hayata geçirdik. Burasının çok güzel bir tarafı da hiçbir belediyeye veyahut başka kuruma ait bir yer değil. PSAKD Genel Merkezi adına tapulu kendi mekânımız. Bir kısmını dostlarımızın lokmalarıyla yaptık.
Yerel yönetimlerden bütün siyasi partili belediyelerin hepsi buraya ciddi destekler verdiler. Ama hiçbirisi buranın iç işlerine müdahale etmedi.
İnançsal olarak da bizim bölgemiz Hünkâr Hacı Bektaşi Veli Dergahına bağlı, Veliyettin Hürrem Ulusoy Efendi’mizin çizdiği boyutta mücadelemizi sürdürmeye çalışıyoruz.”
PİRHA – Suriye’deki Alevi katliamına yönelik yurdun dört bir yanından tepkiler gelmeye devam ediyor. Samsun ve Tekirdağ’da yapılan protestolarda “Cihatçı çetelerin işkence ve katliamlarını lanetliyoruz” denilirken, uluslararası kamuoyunun da sorumluluk alması için çağrı yapıldı.
Suriye’de HTŞ’ye bağlı gruplar ile IŞİD ve Türkiye’nin desteklediği SMO’nun, Alevilere yönelik katliamına tepkiler dinmiyor.
Samsun Emek ve Demokrasi Güçleri de sokağa çıkarak Suriye’deki Alevi katliamını lanetledi. Sivillere yönelik katliamların “insanlık tarihine kara bir leke olarak” kazınacağı belirtilen açıklamada şu cümlelere yer verildi:
“Tüm dünyanın gözü önünde bir soykırım yaşanıyor. Suriye bir kez daha savaş politikaları ve kanla sınanıyor. Savaşı ve şiddeti araç olarak kullanan emperyalist güçler coğrafyayı kana bulamaktan vazgeçmiyor.
Suriye’de Alevilerin yoğun olarak yaşadığı Lazkiye, Tartus, Ceble ve Humus bölgelerinde, cihatçı-mezhepçi çetelerin katliamları dur durak bilmiyor. Yaşananlar sadece mezhepçi bir saldırı olmaktan öte, tüm coğrafya üzerine büyüyen savaş planlarının göstergesidir. Özellikle Alevi sivillere yönelik gerçekleştirilen bu katliamlar, insanlık tarihine kara bir leke olarak kazınmaktadır ve en ağır şekilde lanetlenmelidir.
Dünyanın yarısı kadınlar, nerede bir zulüm varsa, savaşlar, katliamlar, zorunlu göçler, sürgünler, doğal afetler, krizler, yokluk ve yoksulluk dönemleri bu gerçeklik, dil, din, renk, kimlik, sosyal konumlanış farkı tanımadan devam eder ve en büyük zararı da kadınlar ve çocuklar görmektedir. Kadın bedeni doğurganlığı, sermaye için ucuz iş gücü savaşlarda cepheye sürülecek asker üreten kuluçka makinası olarak görülmektedir. Savaşlarda askerlere ödül olarak, savaş ganimeti olarak sunulan, tacize, tecavüze uğrayan, savaş çocuklarını doğurmak zorunda kalan yine kadın bedenleridir.
İşte bütün bu nedenlerle, bizler emek ve demokrasi güçleri olarak, Dünyayı kana bulayan kararları alan erkek egemen dünyaya karşı, Dünyayı kana bulayan, işgallere, savaşlara, katliamlara ve her türlü şiddete karşı en güçlü sesimizle hayır diyor, yaşamın her alanında barışı savunuyoruz.
“TÜRKİYE, KATLİAMLARIN FAİLLERİNE GÖZ YUMMAKTADIR”
Okunan basın açıklamasında, Suriye’de yaşanan katliamda Türkiye’nin rolüne de vurgu yapıldı. Açıklamada şunlar söylendi:
“Buradan Soruyoruz; Türkiye, Suriye’de yaşanan bu katliamların neresinde? Basının Colini’yi ‘istikrar figürü’ olarak sunması gerçeği çarpıtmaktan başka bir şey değildir. Başından beri Türkiye ve emperyalist güçlerin bölgedeki işbirlikçilerinin desteklediği HTŞ iktidarı, katil HTŞ ve işbirlikçi AKP desteğiyle, bu katliamların faillerine göz yummaktadır.
HTŞ ve benzeri örgütler, yıllarca Türkiye sınırlarından serbestçe geçiş yapmıştır. Suriye’deki ‘güvenli bölge’ politikaları, ‘Esad artıkları söylemleri’ aslında Alevileri ve diğer azınlıkları hedef alan bir etnik temizlik planıdır. Bölgedeki askeri ve istihbari unsurlar, bu çetelerin hareketlerini desteklemekte, Suriye’nin parçalanmasını derinleştirmektedir. Medya ve uluslararası kurumlar, bu katliamları görmezden geliyor, emperyalist propaganda makinesiyle gerçeği çarpıtıyorlar.
Suriye, emperyalistler ve işbirlikçileri eliyle sürdürülen politikalar sonucu yıkıcı bir iç savaşın acısını hâlen yaşamaktadır. Türkiye’nin de dahil olduğu bu süreç, bölgenin tamamını karanlığa sürüklemiş ve emperyalist çekişmelerin de tehlikeli boyuta gelmesini sağlamıştır.
“SORUMLULAR ORTAYA ÇIKARTILMALI”
Ortadoğu’nun daha fazla çatışmaya değil, silahların susmasına ve barışa ihtiyacı vardır. Suriye’de etnik ve mezhepçi çatışmaları sürdüren silahlı çetelerin desteklenmesinden, halklarla savaşı ve düşmanlığı körüklemekten geri durulmalıdır.
İnsanlığa karşı işlenen bu suçun sorumluları ortaya çıkartılmalı, saldırılara son verilmelidir.
Bugün gerçek bir özgürlük ve barış iradesi, ırkçı ve mezhepçi kışkırtmalara karşı antiemperyalist dayanışmayı ve bir arada yaşam zeminlerini güçlendirerek sağlanabilecektir.
Bizler dün olduğu gibi bugün de emperyalist savaşlara karşı, ülkemizde ve Ortadoğu’da tüm alanları barış sesleri doldurmaya devam edeceğiz. Cihatçı çetelerin işkence ve katliamlarını lanetliyoruz.”
“İNSANLARIN ÖLÜMLERİNİ GÖRMEZDEN GELMEYİN!”
Lazkiye, Dera, Humus ve Tartus’ta yapılan katliama bir tepki de Tekirdağ’dan geldi. Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Çerkezköy Şube’nin düzenlediği basın açıklamasına çok sayıda sivil toplum örgütü de destek verdi.
Belediye Meydanında yapılan ortak basın açıklamasını PSAKD Çerkezköy Şube Başkanı Gönül Dündar ile PSAKD Üyesi Engin yılgın okudu.
“Bu bir soykırımdır! Bu zulmün failleri bellidir! Buradan yüksek sesle haykırıyoruz! Geçici hükümet, onun lideri Colani ve Heyet Tahrir el-Şam (HTŞ) başta olmak üzere El Kaide bağlantılı cihatçı çeteler, yıllardır Alevilere, Hristiyanlara ve farklı inanç gruplarına yönelik katliamlar düzenlemektedir.
Yaşanan bu zulmü herhangi bir nedenle onaylamayın. Şiddeti ve masum insanların ölümlerini görmezden gelmeyin! Katledilen insanların sesi olun! Colani’yi meşrulaştırmayın! Onu ‘barış elçisi’ gibi göstermek zulmü aklamak ve onaylamaktır.
Bu katliamın faillerini saklamayın, isimlerini açıkça dile getirin! Saldırıları gerçekleştiren çeteleri aklamayın, meşrulaştırmayın! Bu kanlı planları yürüten hükümetler, istihbarat servisleri ve medya organları hesap vermelidir.
Uluslararası kamuoyunu, insan hakları örgütlerini, vicdan sahibi herkesi Suriye’deki Alevi soykırımına karşı harekete geçmeye çağırıyoruz! Susarsak, bu vahşetin suç ortağı oluruz!
Bu zulme karşı susmayacağız, boyun eğmeyeceğiz! İnancımızın, kimliğimizin, insanlık değerlerinin yanında durmaya devam edeceğiz. Zalimin karşısında, mazlumun yanında; Bir olacağız, iri olacağız, diri olacağız!”
PİRHA-PSAKD Samsun Şubesi ve Cemevi, Maraş Katliamı’nın 46. yılında basın açıklaması yaptı. Yapılan açıklamada, “Maraş Katliamı’nı devlet günlerce seyretti tıpkı Çorum’da, Gazi’de, Madımak’ta seyrettiği gibi. Geçmişten bugüne kadar iktidarlar değişiyor, yeni yasalar çıkıyor ancak kandan ve inkâr politikalarında beslenen zihniyet asla değişmiyor” denildi.
19 Aralık 1978’de faşistler tarafından gerçekleştirilen Maraş Katliamı’nın acısı dinmiyor. Katliamın üzerinden 46 yıl geçti ancak failler hala ortaya çıkarılmadı, yargılanmadı. 19 Aralık 1978’de başlayıp, bir hafta süren faşist saldırılarda 111 kişi Alevi oldukları için öldürüldü. 100’ün üzerinde kişinin yaralandığı katliamda, 200’ün üzerinde ev, 70’e yakın işyeri faşistler tarafından yakıldı, yağmalandı.
Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Samsun Şubesi ve Cemevi, Maraş Katliamı’nın 46. yılında basın açıklaması yaptı. Açıklamayı PSAKD Samsun Şube Başkanı Cem Sultan Ermiş okudu. Açıklamada ‘Maraş Katliamı’nı unutmadık, unutturmayacağız’ pankartı açıldı.
“DEVLET, GÜNLERCE MARAŞ KATLİAMI’NI SEYRETTİ”
46 yıl önce Maraş’ta Alevilere yönelik bir katliam yapıldığını söyleyen Cem Sultan Ermiş, “7 gün süren katliamda resmi verilere göre 111 canımız katledildi. Maraş Katliamı’nı devlet günlerce seyretti tıpkı Çorum’da, Gazi’de, Madımak’ta seyrettiği gibi. 46 yıl geçmesine rağmen suçlular adalet karşısına çıkartılıp ceza almadı. Geçmişten bugüne kadar iktidarlar değişiyor, yeni yasalar çıkıyor ancak kandan ve inkâr politikalarında beslenen zihniyet asla değişmiyor. Geçmişten yaşadığımız katliamlar günümüzde de bizlere yaşatılmak istenmektedir. Suriye’de başta Aleviler olmak üzere halklar ve inançlar cihatçı terör örgütleri tarafından katliama uğramakta ve soykırım tehdidiyle biat ettirmeye zorlanmaktadır” diye konuştu.
PİRHA- Alevilerin yaşam alanları ve ziyaretlerinin maden ruhsatları ile ekolojik kırımına uğratılmak istendiğini söyleyen Avukat İsmail Hakkı Atal, “Küresel emperyalist, sömürgeci sistem yozlaştıramadıkları, belli inanç ritüellerini devam ettiren Alevi toplumunu tehlike görüyorlar. Bu nedenle Alevi köyleri ve inanç merkezlerini üzerine AKP bilinçli olarak maden arama ruhsatları veriyor. Alevi ziyaretlerinin birçoğu bu projelerin hedefinde” diye konuştu.
Tokat’tan Sivas’a, Erzincan’dan Dersim’e, Samsun’dan Malatya ve daha birçok alana Alevi köyleri ve ziyaretleri AKP iktidarı döneminde hız kazanan maden projelerinin kıskacında.
Uzun yılladır ekoloji mücadelesi ile tanınan ve farklı bölgelerdeki Alevi köylerinde uygulanmak istenen maden projelerine dahil hukuki mücadele yürüten Avukat İsmail Hakkı Atal, binlerce dönüm hektarlık alanların maden projeleri ile yok edilmek istendiğine dikkat çekti.
Atal, Alevilerin yaşam alanlarının bilinçli maden projeleri ile hedef alındığını ifade ederek, projenin hayata geçmesinin büyük bir eko-kırımı getireceğine vurgu yaptı.
ALEVİ KÖYLERİNE YÖNELİK MADEN RUHSATLARI
AKP hükümetinin Alevi köyleri ve inanç merkezlerine yönelik bilinçli maden ruhsatları verdiğinin altını çizen Atal, “Küresel emperyalist, sömürgeci sistem yozlaştıramadıkları, belli inanç ritüellerini devam ettiren Alevi toplumunu tehlike görüyorlar. Bu nedenle Alevi köyleri ve inanç merkezlerini üzerine AKP bilinçli olarak maden arama ruhsatları veriyor. Samsun’un Ladik ilçesi Akyar Köyü’ne altın madeni ruhsatı verilmiş durumda. Gördüğüm en güzel köylerdendi ve davayı kazanarak altın madeni ruhsatını iptal ettirdik” dedi.
60 BİN DÖNÜMLÜK MADEN PROJESİNİN HEDEFİNDE KEÇEÇİ BABA TÜRBESİ VAR!
Tokat’ın Erbaa ilçesinde 16 köyü kapsayan 60 bin dönümlük maden ruhsatının merkezinin Alevi ziyareti olan Keçeci Baba Türbesi olduğu bilgisini veren Atal, “Arkasından ise Tokat Erbaa’ya bağlı Keçeçi Köyü’ne dair bir dava geldi. Keçeci, Sokutaş bunlar Alevi köyleri ve çevresinde Sünni Çerkez köyleri de var. Fakat 60 bin dönümlük maden ruhsatının merkezinde Hacı Bektaş Veli’nin yeğeni olan Keçeci Baba’nın türbesinin olduğu Keçeci Köyü var. Madenin CEO’su ise Cumhurbaşkanı’nın danışmanı Ömer Özbey. Verus Holding Galata Madencilik adlı bir şirket ve açtığımız dava halen devam ediyor. Tokat İdare Mahkemesi yürütmeyi durdurma kararı vermemek için ısrar ediyor. Hakimler açıkça kanunsuzluk yapıyorlar” diye konuştu.
700 YILLIK ÇAL BABA ZİYARETİ’NİN OLDUĞU ORMANLIK ALANA RUHSAT
Yine Tokat merkeze bağlı Alevi olan Günçalı Köyü’nün sırtlarında bulunan 1477 hektarlık orman alan içerisindeki Çal Baba ziyaretinin hedefte olduğunu belirten Atal, “Yine geçen bayramda Tokat’a bağlı Çal Baba ziyaretinin olduğu yerdeydim. Burası bir Alevi inanç merkezi. Etrafında ise Alevi olan Güzelce, Killik ve Günçalı köyleri var. Türkmen Aleviler bu bölgeye yerleştikten beri çam ve ardıç ağaçlarından oluşan ormandan bir kuru dal parçasını dahi dışarı çıkarmamışlar. Bayramlarda o ziyaret alanında toplanıp cemlerini yapıp, semah dönüyorlar. Devam eden bir inanç yapısı var. Dışarıya bir kuru dal çıkarmadıkları gibi, o kuru dalları sadece kamusal ihtiyaçlar yani kazanların kaynaması için kullanıyorlar. Ama ziyaret alanı olan o tepenin dışına bir kuru dal parçası dahi çıkmıyor. Ve her ardıç ağacı bir aileye ait ve o aile bayramda gelemez ise altında kimse oturmuyor” ifadelerini kullandı.
Atal, Hacı Bektaş Veli’nin menkıbelere göre ilk semaya durduğu ve çile çıkardığı (konakladığı) yer olan Hırka Dağı’na da maden ruhsatı verildiği bilgisini paylaşarak şöyle devam etti:
“Hacı Bektaş Veli’nin Nevşehir’ e giderken üzerinden geçtiği Hırka Dağı’nın karşısındaki konakladığı kutsal sayılan yassı ağaç var. Bu tepelere Akkuyu Nükleer Santraline uranyum sağlamak için maden ruhsatı vermişler. Bu cahillikle, bilgisizlikle açıklanamaz. Yakın zamanlarda Cengiz Holding Tokat’taki Alevi olan Şehitler Köyü’nde sondaj çalışmaları yapmaya başlamış.”
İLİÇ MADEN ALANI, MUNZUR VADİSİNE KADAR ARTTILMAK İSTENİYOR
Atal, İliç’teki kapasite arttırma davasında genişletilmek istenen maden alanın Dersim ve Munzur Koruma Bölgesi’ne kadar uzanacağını dile getirerek, “İliç’teki davada da Sedat Cezayirlioğlu ve kendi adıma davacı oldum. Bu facia ilk sinyallerini vermeye başladı. Kapasite arttırılması sonrasında Munzur Çevre Koruma Bölgesi ve Dersim’e kadar bu alan yayılacak. Genişletilecek maden alanı Alevilerin en yoğunluklu yaşadığı Dersim alanı. Burada Alevilerin yerleşim alanlarını yok etme üzere maden alanlarını genişletmek istiyorlar” şeklinde konuştu.
PİRHA – “Çok Kötü Bir Şey Oldu”-Madımak Katliamı ve Ötesi Üzerine Bir Film’in gösterimi Samsun’da yapıldı. Belgeselin gösterimi öncesi söz alan PSAKD Genel Başkanı Cuma Erçe, “Bu çalışma henüz o dönem yeni doğmuş gençlere bütün boyutlarını anlatabilme çalışmasıdır. Aslında bir tarih yüzleşmesidir. Tarihimizle yüzleşmezsek çürürüz” diye konuştu.
Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu (AABK) öncülüğünde ve Alevi kurumlarının desteği ile oluşturulan “Çok Kötü Bir Şey Oldu”-Madımak Katliamı ve Ötesi Üzerine Bir Film’in gösterimi Samsun Atakum Belediyesi’ne ait Ata Salonu’nda yapıldı. Filmin gösterimi öncesi Pir Sultan Abdal Kültür Derneği(PSAKD) Samsun Şube Başkanı Cem Sultan Ermiş ve Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Genel Başkanı Cuma Erçe söz alarak birer konuşma yaptı.
“KATLEDİLEN CANLARIMIZIN MÜCADELESİNİ BİR BAYRAK GİBİ TAŞIYACAĞIZ”
Pir Sultan Abdal Kültür Derneği(PSAKD) Samsun Şube Başkanı Cem Sultan Ermiş ilk sözü alarak “Sivas Katliamı’nın üzerinden 31 yıl geçti. Sivas’ta bizi yakan zihniyet, o katilleri de bu zaman sürecinde akladı. Ama biz inatla ısrarla Sivas Katliamı’nı önceki katliamlar gibi unutturmayacağız. Hepsini mücadelemizde yaşatacağız. Bundan sonra izleyeceğimiz, hem Hafıza Merkezi hem belgesel Sivas Katliamı’na bir belge olacak. Yaşadığımız sürece, nefes aldığımız sürece Sivas’ın katledilen canlarımızın mücadelesini bir bayrak gibi taşıyacağız” dedi.
ERÇE: TARİHİMİZLE YÜZLEŞMEZSEK ÇÜRÜRÜZ
Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Genel Başkanı Cuma Erçe ise söz alarak şunları ifade etti:
“Bu çalışma herhangi bir organizasyon gibi algılanmamalı. Bu çalışma henüz o dönem yeni doğmuş gençlere bütün boyutlarını anlatabilme çalışmasıdır. Aslında bir tarih yüzleşmesidir. Tarihiyle yüzleşmesi gerekenler yüzleşmiyorlar ama biz yaşadığımız bu coğrafyada insanlığa karşı işlenmiş bütün suçlarla yüzleşmek zorundayız. Ve yüzleşmeleri için de bu ülkeyi yönetenlere bunu dayatmak zorundayız. Çünkü tarihimizle yüzleşmezsek çürürüz.”
“YANMAYI VE YAKILMAYI HİSSEDENLER OLARAK ACIMIZI TARİF EDEMİYORUZ”
Diyarbakır ve Mardin’deki yangınlara da değinen Erçe şöyle konuştu:
“Yanmayı ve yakılmayı en iyi hissedenler olarak acımızı tarif edemiyoruz. Ve ne yazık ki orada yanan insanlar, yakılan insanlar ve orada yakılan börtü böcek, her türlü canlı ağaç, çiçek, ot ne varsa hepsini aynı görüyoruz. Ve hiçbirini Sivas’tan farklı görmüyoruz. Biz bütün bu olayların arka planına baktığımız zaman ormanların ne için yakıldığını da biliyoruz. Çünkü gözümüzün önünde cereyan ediyor her şey. Ormanların bir takım yerlere peşkeş çekilmesi için yakıldıklarını görüyoruz. Sivas’ın, Maraş’ın, Çorum’un, Gazi’nin, Çorum’un, Kobane’nin ya da Roboski’nin, hemen yanıbaşımızda yaşanan Soma’daki maden katliamının, geçen yıl yaşadığımız o devasa deprem katliamının hepsine baktığımızda arka planında da ne yapıldığını görebiliyor muyuz toplum olarak? Bu salonu dolduracak kadar olan insanlar olarak bizler bunların farkındayız. Nasıl oldu da Sivas’ta bulunan bütün asker, polis İmranlı tarafına, Niğde tarafına gönderildi? Ne amaçlanmıştı? Bugünkü siyasal iktidarın yol taşlarını döşemekti Sivas. Bugünkü tekçi rejimi, tek adam rejimini hayata geçirmek için Sivas’a ihtiyaç vardı ve Sivas Katliamı bunun için planlandı. Dolayısıyla bugün yaşadığımız sorunların tamamı, çevre sorunundan kadın sorununa, eğitim sorunundan tutun aklınıza gelecek ne varsa yaşadığımız ekonomik krizlere kadar açlığa sefalete kadar çevrenin talan, doğanın tahrip edilmesine kadar yaşadığımız hangi sorun varsa sebebini burada aramak gerekiyor. Bu tür katliamlarla yüzleşmenin anlamı burada yatıyor.”
Samsun’da Ata Salonu’nda yapılan etkinlik “Çok Kötü Bir Şey Oldu”-Madımak Katliamı ve Ötesi Üzerine Bir Film’in gösterimi ile son buldu. Belgeselin bir sonraki gösterimi ise 29 Haziran’da İstanbul’da Cemal Reşit Rey Konser Salonu’nda yapılacak.
PİRHA- Bafra Kaymakamı Cevdet Ertürkmen, Bafra’daki tüm kamu kurum ve kuruluşlarına gönderdiği yazı ile deprem sebebi ile afetzedeler için açılan AFAD yardım hesaplarına yatırılan nakdi yardım dekontlarının liste halinde kaymakamlığa gönderilmesini istedi. CHP Samsun Milletvekili Neslihan Hancıoğlu kaymakama sert tepki göstererek, “Bu bir fişlemedir” dedi.
Bafra Kaymakamı Cevdet Ertürkmen kamu çalışanlarının AFAD’a yaptıkları yardımların liste halinde kaymakamlığa gönderilmesini istedi.
Bafra Kaymakamı Cevdet Ertürkmen, Bafra’daki tüm kamu kurum ve kuruluşlarına gönderdiği yazı ile Maraş merkezli deprem sebebi ile afetzede yurttaşlar için açılan AFAD yardım hesaplarına yatırılan nakdi yardım dekontlarının liste halinde Bafra Kaymakamlığına gönderilmesini istedi.
Kaymakamlıktan gönderilen dilekçede, şu ifadeler kullanıldı:
“Kahramanmaraş merkezli ve 10 ilimizi de etkileyen deprem nedeniyle afetzede vatandaşlarımız için açılan AFAD hesaplarına yapılan nakdi yardım dekontlarının liste halinde kaymakamlığımıza gönderilmesi hususunda gereğini rica ederim.”
CHP’Lİ VEKİL NESLİHAN HANCIOĞLU’NDAN SERT TEPKİ
CHP Samsun Milletvekili Neslihan Hancıoğlu kaymakama sert tepki gösterdi. Yardım dekontlarını mobbing ve fişleme olarak değerlendiren Hancıoğlu, Twitter hesabından yaptığı açıklamada, “Yaşadığımız bu büyük felaket sonrasında, insan olan, vicdanı olan herkes, zaten imkanı oranında, gücü oranında seferber olmuş durumda! Hal böyle iken kamu çalışanlarına, AFAD hesaplarına nakdi yardım yapmaları için baskı kurmak, zorla dekont istemek ‘mobbing’dir, fişlemedir!” dedi.
PİRHA- 10 Ekim 2015’te IŞİD tarafından Ankara’da gerçekleştirilen katliamda yaşamını yitirenler Dersim’de ve Samsun’da da anıldı.
10 Ekim 2015’te IŞİD tarafından Ankara’da gerçekleştirilen katliamda hayatını kaybedenler Dersim ve Samsun’da da anıldı.
Anma programlarına Emek, Barış ve Demokrasi Güçleri’nin yanı sıra demokratik kitle örgütleri, siyasi parti temsilcileri ile çok sayıda yurttaş katıldı.
DERSİM
Dersim Emek ve Demokrasi Güçleri’nin çağrısıyla Seyit Rıza Meydanı’nda bir araya gelen yurttaşlar, Gar Katliamında hayatını kaybedenleri andı.
Öğlen saatlerinde mezar anması yapan kitle akşam Seyit Rıza Meydanı’nda basın açıklaması yaptı. Ortak hazırlanan açıklamayı Özcan Gürtaş okudu.
“IŞİD KARANLIĞINA TESLİM OLMADIK, OLMAYACAĞIZ”
10 Ekim anmalarına katılan yurttaşlara yönelik fişleme, sorgulama ve soruşturma faaliyetleri yürütüldüğünü ifade eden Gürtaş, “Dünyada bu katliamın benzerleri olduğunda kamusal bir politika ile toplumun acısı onarılmaya çalışılmaktadır. Bu ve benzeri günlerde onarıcı bir yaklaşımla resmi anma günleri ilan edilmektedir. Yaşamını yitirenlerin hatıralarının yaşatılması ve ailelerinin rehabilitasyonu için gerekli çalışmalar yapılmaktadır. Ancak Türkiye’de 10 Ekim Katliamı da dahil yaşanan bu durumlara ilişkin toplumsal bir yaklaşım ve politika söz konusu değildir. Bizler bu hafızanın barış politikasından yana yeniden kurulması için mücadele edeceğiz. Birçok yerde 10 Ekim Şehitlerinin adının yaşatıldığı mekanların arttığını görüyoruz. Bunların çoğalması, katliamı gerçekleştirmek isteyenlerin karanlığına en güzel yanıt olmaktadır. Evet bizler IŞİD karanlığına, siyasi ikbalini oraya bağlayanlara teslim olmadık, olmayacağız” diye konuştu.
“ER YA DA GEÇ DEMOKRASİ KAZANACAK, BARIŞ KAZANACAK!”
Gürtaş sözlerine şöyle devam etti:
“Öte yandan insanlığa karşı işlenmiş bir suç olarak 10 Ekim Ankara katliamı davası devam ediyor. Bu dava gerçek sorumlular yargılanana kadar devam edecektir. Yitirdiğimiz arkadaşlarımızın bizlere bıraktığı en değerli emanet olan emek, barış, demokrasi mücadelesini de hep beraber, kol kola omuz omuza büyütmeye kararlıyız. Er ya da geç, sorumlular cezalandırılacak; emek kazanacak, demokrasi kazanacak, barış kazanacak!”
SAMSUN
Samsun’da Emek ve Demokrasi Güçleri’nin çağrısıyla bir araya yurttaşlar 10 Ekim’e dair açıklama yaparak, katliamda yaşamını yitirenleri andı.
DİSK, KESK, TMMOB ve TTB adına yapılan açıklamayı KESK Dönem Sözcüsü Ersin Gür okudu.
“ANKARA KATLİAMI SİYASİ BİR CİNAYETTİR”
Geçen 7 yılın ardından yargılama sürecine değinen Gür şunları kaydetti:
“Bildiğiniz gibi geçtiğimiz yıllarda, tutuklu sanıklar yönünden 10 Ekim Davası karara bağlandı ve 9 kişi hakkında 101 kez ağırlaştırılmış müebbet cezası verildi. Ayrıca, Ana dosyadan tefrik edilen firari sanıkların yargılandığı dosya, Türkiye’de ilk defa İnsanlığa Karşı Suç kavramının yargıya konu edilmiş dosyası oldu. Bu yönüyle 10 Ekim Katliamı davası, Türkiye siyasi tarihi ve yargı tarihi bakımından da bir ilk olma özelliği taşımaktadır. Ceza dosyası kapsamında dosyaya katılanlar olarak bizlerin talepleri ile damla damla kazandırılan deliller ile artık hepimiz biliyoruz ki; bugün 7. Yıl anmasını yaptığımız, devasa acılara karşılık gelen bu katliam önlenebilirdi. İki seçim arasında, 2015 yılının karanlık bir dönemine tekabül eden 10 Ekim Ankara Katliamı bu açıdan siyasi bir cinayet konumundadır.”
“SORUMLULARINI UNUTMAYACAĞIZ, AFFETMEYECEĞİZ”
Bu davanın gerçek sorumluları yargılanana kadar mücadelelerine devam edeceklerini vurgulayan Gür, “Yitirdiğimiz arkadaşlarımızın bizlere bıraktığı en değerli emanet olan emek, barış, demokrasi mücadelesini de hep beraber, kol kola omuz omuza büyütmeye kararlıyız. Er ya da geç, sorumlular cezalandırılacak; emek kazanacak, demokrasi kazanacak, barış kazanacak! Kaybettiklerimizi unutmayacağız, unutturmayacağız! Sorumlularını unutmayacağız, affetmeyeceğiz! Yaşasın Emek, Barış ve Demokrasi Mücadelemiz” dedi.
PİRHA- Samsun’da, Devrimci 78’liler Federasyonu ve Samsun Devrimci 78’liler Derneği, 12 Eylül Askeri Darbesi’ni protesto etti. Yapılan açıklamada, 12 Eylül’ün faşist generalleri hesap vermeden öldükleri ve İşkencecilerin devlet kademelerine yönetici olarak atanıp ödüllendirildileri hatırlatıldı. Açıklamada, 12 Eylül’le 42 yıldır bir hesaplaşma iklimin yaratılamadığı kaydedildi.
12 Eylül Askeri Darbe’nin 42. yıl dönümü nedeniyle Samsun’da, Devrimci 78’liler Federasyonu ve Samsun Devrimci 78’liler Derneği tarafından basın açıklaması yapıldı.
Samsun Devrimci 78’liler Derneği Başkanı Cengiz Akşan tarafından okunan açıklamada, 12 Eylül darbecilerinin hesap vermeden öldükleri hatırlatılarak, “12 Eylül faşist darbesinin üzerinden 42 yıl geçti. 12 Eylül’ün faşist generalleri hesap vermeden öldüler. Yargılamalar bir bir düşürüldü. İşkence davaları kapatıldı. Taleplerimiz bir bir reddedildi. Darbe hukukunun işlediği mahkemelerin verdiği kararlar üst mahkemelerce onaylanıp davalar kapatıldı. İşkenceciler devlet kademelerine yönetici olarak atanıp ödüllendirildiler” denildi.
42 yıldır bir hesaplaşma iklimin yaratılamadığını belirten Cengiz Akşan, şöyle devam etti:
“Şimdiye kadar yönetime gelen tüm hükümetler darbecilerle hesaplaşmak yerine darbenin nimetlerinden faydalanmayı seçtiler. Hatta iyi darbe, kötü darbe sınıflandırması yapıp bazı darbeleri desteklerken bazılarına karşı çıktılar. Bazılarını da fırsata çevirip ‘Allahın bir lütfu’ olarak gördüler. 12 Eylül faşist darbesinin üzerinden 42 yıl geçmesine rağmen bir hesaplaşma iklimi yaratamadık. 12 Eylül hala devam ediyor. Anayasası ile yargısı ile siyasi partiler kanunu ile Tek tip elbiseyle, tutuklamalarla, baskılarla, saldırılarla, katliamlarla devam ediyor. Irkçılık ve gericilik tavan yapmış durumda.”
Ülkemizde işsizlik, yoksulluk diz boyu. İnsanlar açlık ve yoksullukla terbiye ediliyor. İnsanlar akın akın ülkeden kaçmak istiyorlar. Hala içerde ve dışarda savaş tamtamları çalınıyor, işgaller devam ediyor. Mülteci ve sığınmacı sorunu büyüdükçe büyüyor. Gözaltı ve tutuklamalar gün geçtikçe artıyor. Mafya liderleri, tecavüzcüler, hırsızlar, soyguncular dışardayken; Gazeteciler, Milletvekilleri, Belediye başkanları, Bilim insanları, Öğrenciler, Öğretmenler cezaevlerinde.
“SAĞLIK VE EĞİTİM İMAMLARA, CEMAATLERE TESLİM EDİLMİŞ DURUMDA”
Okul yerine yeni cezaevleri yapılıyor, müze olan tarihi yapılara el konulup ranta ve ibadete açılıyor. Ormanlarımız cayır cayır yakılırken, doğamız ve yeraltı yerüstü zenginliklerimiz talan ediliyor. Sağlık ve eğitim imamlara cemaatlere teslim edilmiş durumda.
Kadına ve çocuklara yönelik şiddet, taciz, tecavüz ve katliam artarken İstanbul Sözleşmesini kaldırdılar. Ülkemiz KHK’lerle yönetiliyor. KHK ile işinden aşından olan insanlar açlığa mahkûm edilmiş durumda. Ülkenin geleceği bir kişinin dudakları arasında, herkes onun ağzından çıkacak söze bakıyor.
İnsan Hakları, barış, demokrasi, basın özgürlüğü tamamen yok edilmiş durumda. Sahibinin sesi çanak medyadan başka bir ses çıkmasına izin verilmiyor. En ufak adil yargılanma talebi bile geri çevriliyor.
12 Eylül faşist darbesinin 42. Yılında gördüğümüz bu tablo 12 Eylül’ün devam ettiği hem de yeniden tahkim edilerek AKP eliyle sürdürüldüğü anlamına gelir. O gün “Bizim çocuklar başardı” diyenler bugün de başarılarının devamını sağlayıp pandemiyi, savaşı, katliamları fırsata çeviriyorlar.
“YOK OLUP GİDECEKSİNİZ”
“Bizim çocuklar başardı” diyenlere söyleyecek sözümüz verilecek mücadelemiz var. Bir daha başaramayacaksınız. Ne siz ne de çocuklarınız! Ne de işbirlikçileriniz. Başaramayacaksınız. Halklarımızın Demokrasi, Özgürlük, İnsan Hakları, Devrim ve Sosyalizm talepleri karşısında yok olup gideceksiniz. Biz devrimciler, bizlere emanet edilen direnme ve dayanışma kültürünü yaşamlarımıza geri çağırıyoruz. Omuz omuza direnmeye mücadele etmeye devam edeceğiz.
Bundan 42 yıl önce bir Eylül ayında, topları ile, tankları ile, işkenceleri ile, idamları ile gelenler, zulüm orduları ile ülkemizi zifiri karanlığa çevirenler, acıların ağıtların yükseldiği bu coğrafyada sizi istemiyoruz. Yarım yüzyıl çöreklendiniz ülkemizin bağrına. Biz Demokrasi istiyoruz, biz özgürlük istiyoruz, biz güneşi istiyoruz, biz devrim ve Sosyalizm istiyoruz. Defolun… Defolun… 12 Eylül’ün 42. yılında unutmadık kaldığımız yeri. Son sözümüzü söylemedik daha. Bu hesabı kapatmadık. Devrimcilerin kapatmadığı hiçbir hesap kapanmış sayılmaz. Yaşasın Devrim ve Sosyalizm. Gün gelecek devran dönecek darbeciler halka hesap verecek.”
PİRHA-Samsun Emek Ve Demokrasi Güçleri, Suruç Katliamı’nın 7. yılında yaptığı açıklamada, “Biz karşımıza çıkarılan bütün bu engellere rağmen adalet mücadelemizden vazgeçmedik. Sorumlular yargılansın” dedi.
DAİŞ’in Kobanê’ye yönelik saldırısı sonrasında Türkiye ve bölge kentlerinden “Gezi’nin çocukları Kobanê’nın çocuklarıyla buluşmaya gidiyor” şiarıyla Urfa’nın Suruç ilçesinde bulunan Amara Kültür Merkezi’nde Sosyalist Gençlik Dernekleri Federasyonu (SGDF) öncülüğünde toplanan gençlerine yönelik 20 Temmuz 2015’te yapılan canlı bomba saldırısı sonucu 33 kişinin yaşamını yitirmesinin 7’nci yıllına dair Samsun Emek ve Demokrasi Güçleri, basın açıklaması yaptı.
Samsun Emek Ve Demokrasi Güçleri adına açıklamayı SYKP Samsun İl Eş Başkanı Kürşat Arslan okudu. Kürşat Arslan, “Biz 7 yıldır onlara dokunamadık onların sesini duyamadık, acımız ve öfkemiz ilk gün kadar büyük” diyerek, “Yapılan katliam öncesi bombayı patlatan kişi dahil her şeyin bilinmesine rağmen önlem alınmadı. Katliam yapıldıktan sonra gören gözler kör, duyan kulaklar sağır numarası yaptı. Katliam günü yapılan ihmallerin sorumluluğu 3 polise yıkılarak para cezası verildi. “Görevi kötüye kullanmak” suçundan ceza alan polis memurlarının işaret ettiği istihbarat raporları, yok sayıldı” dedi.
“ADALET MÜCADELEMİZDEN VAZGEÇMEDİK”
“Bizim için adaletin sağlanacağı yer mahkeme salonları değil kamuoyunun vicdanıdır” diyen Kürşat Arslan, “7 yıllık adalet yürüyüşümüzde karşımıza onlarca engel çıkarıldı. Düş yolcularımızı anmamız engellendi. Düş yolcularının adına verdiğimiz adalet plaketi törenlerimiz yasaklandı. Antep bölge idare mahkemesi Suruç’ta ölümsüzleşen 33 düş yolcusu için “Yüzde 50 kusurlular” kararı Verdi. Biz karşımıza çıkarılan bütün bu engellere rağmen adalet mücadelemizden vazgeçmedik” diye konuştu.
“İŞİD KATLİAMLARI DOSYALARI BİRLEŞTİRİLSİN”
Suruç için adalet isterken bütün katliamlar içinde adalet istemeye devam ettiklerinin altını çizen Kürşat Arslan, şunları söyledi:
“Dönemin başbakanı Ahmet Davutoğlu acılarımızı siyasi malzeme yapmaktan vazgeçsin. Katliam siyasetinin doruklarını yaşadığımız 7 Haziran 1 Kasım arasında nelerin yaşandığını anlatsın. Görevi ihmal etmekten hüküm giyen polis memuru Ahmet Oğuz Davarcı’nın işaret ettiği amirleri hakkında soruşturma açılsın. Kırmızı bültenle arandığı dönemde Ankara’da 5 yıldızlı otelde MİT görevlileriyle görüşen İlhami Bali’nin neden yakalanmadığı açıklansın. Mahkeme salonlarında adil yargılama istiyoruz dedikleri için haklarında soruşturma açılan avukat yaralı ve ailelerimiz hakkında açılan soruşturmalar iptal edilsin. Canlı Bomba Abdurrahman Alagöz’e katliamı yapmadan önce kimlerin yardım ettiği ve Amara Kültür Merkezine nasıl geldiği araştırılsın. Birbiriyle bağlantılı olan Diyarbakır Ankara ve Suruç katliamları başta olmak üzere İŞİD katliamları dosyaları birleştirilsin.”
PİRHA- Milliyetçi Hareket Partisi Samsun İl Başkanı Abdullah Karapıçak, Alevi köylerini ziyaretinde partisi MHP’nin Alevilerin hak talepleri konusunda en hassas parti olduğunu iddia etti. Karapıçak ayrıca Alevi toplumun özgün inancını hiçe sayarak tek din dayatmasıyla Aleviliğin İslam topluluğu içinde olduğunu öne sürdü.
Milliyetçi Hareket Partisi Samsun İl Başkanı Abdullah Karapıçak ve İl Yönetim Kurulu üyeleri ilçelerde devam ettikleri muhtar ziyaretlerine Havza ve Ladik’deki Alevi vatandaşların yoğunlukta yaşadığı kırsal mahallelerde devam etti.
Alevi toplumunun İslam inancına sahip olduklarını savunan Karapıçak, ayrıca partisi MHP’nin Alevi toplumunun taleplerinin karşılanması noktasında en hassas parti olduğunu iddia etti.
Karapıçak, “Alevi İslam inancına sahip vatandaşlarımızın beklentilerinin karşılanması konusunda MHP’nin en hassas davranan partilerin başında gelmektedir. Muhtar ziyaretlerimizde özellikle Alevi İslam inancına sahip Türkmen mahallelerini bir programda ziyaret etmek istedik. Bunun temel nedeni içerisinden geçtiğimiz süreçte cem olmaya, bir olup ilimiz için, ilçemiz için, bölgemiz için, mahallemiz için neler yapabileceğimiz konuşmaya, ülke için gördüğümüz hayır rüyalarını paylaşmaya geldik” dedi.
ALEVİ- İSLAM VURGUSU
Ülkedeki farklı inançlar ve halklar üzerindeki asimilasyon ve şiddet politikalarını ’emperyalizm kışkırtması’ olduğunu söyleyen Karapıçak, inançların kendisini özgürce yaşamasını ise ‘fitne’ ile meşrulaştırarak, “Alevi İslam inancını benimseyen kardeşlerimiz aziz milletimizin yeri dolmaz fertleridir. Bu coğrafyada mezhepçilik yapmak en büyük fitnedir, ihanettir. Bu fitneyi bir olarak, cem olarak diyalogla ve hoşgörüyle yok etme çabası ülke adına, bu coğrafya adına en büyük hizmettir. Heteredoks bir İslam inancını yani Halk İslam’ını benimsemiş olan Türkmen kardeşlerimiz Türklüğün kültürü, töresi ve ahlak anlayışını inanışıyla birleştiren ve Alevi İslam inancına göre dinini yaşayan hemşehrilerimizi ziyaretlerimiz şahsıma ve birlikte olduğumuz dava arkadaşlarımıza çok farklı duygular yaşattı. Şunu anladık ki çok daha sık bir araya gelip cem olmalıyız” diye konuştu.
PİRHA – PSAKD Samsun Şubesi Sivas Katliamının 29. Yıldönümünde açıklama yaparak “Katliamlara, baskı, asimilasyon, yolsuzluk ve yoksulluğa karşı, eşit haklar mücadelesi ve adalet için 2 Temmuz’da alanlardayız” çağrısında bulundu.
Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Samsun Şubesi, 2 Temmuz 1993’te yapılan Sivas Katliamının yıldönümünde açıklama yaparak “Onlarca yıl geçmesine rağmen, katliamın hesabı verilmemiş, arkasındaki gerçek sorumlular açığa çıkarılmamıştır” dedi.
Samsun Süleymaniye Geçidinde yapılan basın açıklamasına çok sayıda yurttaş katıldı. “Sivas’ı unutma, unutturma. Sivas’ı yakanlar AKP’yi kuranlar” sloganları atılırken, açıklama öncesinde yaşamını yitirenler için saygı duruşunda bulunuldu.
Yapılan anma programında, Sivas’ta katledilen 33 yurttaşın isimleri de tek tek okundu.
“AMASIZ, FAKATSIZ YÜZLEŞİLMESİ GEREK!”
PSAKD Samsun Şube Başkanı Cem Sultan Ermiş yaptığı açıklamada Sivas Katliamı davasında gelinen süreci eleştirerek “Adeta Şehit ailelerimiz başta olmak üzere Alevi toplumunun sabrı zorlanmaktadır” dedi. Ermiş, 3 firari sanık üzerinden devam eden davanın zaman aşımına uğratılmak istendiğini vurgulayarak şu açıklamayı yaptı:
“Herkes bilmelidir ki, Sivas Madımak Katliamı insanlığa karşı işlenmiş bir suçtur ve insanlığa karşı işlenen suçlarda zaman aşımı olmaz ve olamaz.
Madımak Katliamı ile amaçlanan şey ve topluma verilmek istenen mesajın, sadece insanların yakılması, katledilmesi olmadığı bilinmelidir. 19901ı yıllarda bir yandan gelişen sınıf mücadelesi ve devrimci durum, diğer yandan ulusal mücadelenin yükselişi, ortak mücadele zeminini geliştirmiştir. Bu somut durum, egemen güçleri harekete geçirmiş, siyasal iktidarı, gelişen bu dalgayı zayıflatmaya yönelik hamle arayışlarına itmiştir. Madımak katliamı, toplumun ayrışması, kutuplaştırılması ve kendi içinde çatışma ortamları oluşturulması için bilinçli seçilmiş bir Alevi Katliamıdır.
Katliamın nedenleri ve sonuçlarının tüm gerçekliği ile ortaya çıkarılması için, Devletin tüm organları ile birlikte, Tansu Çillerin Başbakan, Erdal İnönü’nün hükümet ortağı olduğu dönemin tüm siyasal süreçleri ile amasız, fakatsız yüzleşilmesi gerekmektedir.
Bugün yaşadıklarımız, bize bir kez daha göstermiştir ki örgütlü olmayan halklar, iktidarların politikalarına teslim olmaya mahkumdurlar. Yeni dönem diye sunulan bu süreçte de Ankara Gar, Roboski, Suruç ve Gezi katliamlarını yaşadık. Diğer yandan çıkarılan KHK’larla başta eğitim alanı olmak üzere yüz binlerce kamu emekçisi haksız hukuksuz şekilde işten atılmış, muhalif basın yayın organları ile muhalif tüm demokratik kurumlar kapatılmış, gazeteciler akademisyenler başta olmak üzere haksız ve hukuksuzluğa karşı çıkan herkes tutuklanmıştır.
Diğer yandan, başta sendikalar, meslek odaları, dernekler, vakıflar gibi bir çok kurum ve kuruluşu kendi siyasal iktidarlarına hizmet edecek şekilde yandaş kurumlara dönüştürmek istenmiş, buna karşı direnenler ise terörize edilerek toplum, kutuplaştırılmaya devam edilmiştir. Kürt sorununda demokratikleşmeyi değil, güvenlik eksenli savaş politikalarını esas alan süreç devam etmektedir. Bir yandan seçilen belediye başkanları, eş genel başkanları ve milletvekilleri görevlerinden alınıp tutuklanırken diğer yandan aileler tarifsiz acılar yaşamışlardır.
Her geçen yıl kadın cinayetleri ve istismarları katlanarak artmaktadır. İnsan yaşamını güvence altına alan Uluslararası İstanbul Sözleşmesinin imzacısı olmaktan çekilme kararı, adeta kadın cinayetlerini destekler biçimdedir.
Yine geçtiğimiz günlerde Gezi davası ile ilgili verilen karar, Canan Kaftancıoğlu’na verilen siyaset yasağı, aydın ve ilerici sanatçıların konserlerinin yasaklanması, AKP zihniyetinin ilerici, aydın tüm ötekilere olan hıncının kanun dışı-kanun üstü uygulamalarının örnekleridir.
Cumhurbaşkanının, meclis kürsüsünden Gezi’ye katılanlar için ‘bunlar çürük-bunlar sürtük’ söylemleri, buna itiraz eden savcılığa suç duyurusunda bulunma hakkını kullanan PSAKD temsilcilerinin basın açıklamasına izin verilmemesi, Ortadoğu teknik üniversitesinin geleneksel bahar şenliklerine yapılan hukuksuz müdahale, TÜİK önünde sendikanın yapmak istediği açıklamaya yönelik müdahale ile yeni dönemde de baskı, kaos ve şiddete dayalı bir siyasal sürecin yaşanacağını bize göstermektedir.
Yaşanan bu sürecin en temel göstergelerinden biri olan ekonomik kriz AKP iktidarını sarsmaktadır. Uzun süredir şiddete, baskıya, tutuklamalara dayandırdığı iktidarı, her geçen gün kan kaybetmektedir.
Aleviler olarak bir kez daha diyoruz ki;
Cem evlerimiz Alevilerin İbadethanesi olarak bir an önce kabul edilmeli ve Anayasal güvence altına alınmalıdır.
Kapatılan ve Vakıflar aracılığı ile el konulan Dergâhlarımız gerçek sahibi olan biz Alevilere geri verilmelidir.
Her türlü ayrımcılık son bulmalı ve kime karşı olursa olsun nefret söylemleri en ağır biçimde cezalandırılmalıdır.
Alevi köylerine cami yapılmasından vaz geçilmeli, her türlü asimilasyon politikasına son verilmelidir. Alevilerin Kutsal Mekânlarına yapılmak istenen baraj, HES, maden ve taş ocağı projeleri derhal iptal edilmelidir.
Zorunlu din dersleri, tüm eğitim kurumlarının her kademesinden kaldırılmalı, eğitimin içeriği bilimsel ve çağdaş normlara kavuşturulmalıdır.
Alevi inancının asimilasyonu ve yaşamın her alanının gericileştirilmesinin kurumsal karşılığı olan, Laik ve demokratik Cumhuriyetin önündeki en büyük engel Diyanet İşleri Başkanlığı kapatılıp, lav edilmelidir.
Devlet, tarihimizle ve yaşatılan katliamlarla yüzleşmeli ve hesabını vermelidir. Madımak Oteli tartışmasız, Utanç Müzesi olmalıdır.
Bütün bu taleplerimizle katliamın 29. yılında buradayız ve bir aradayız.
Bir kez daha ifade ediyoruz ki, bu güne kadar gelmiş geçmiş bütün iktidarlar, baskı, şiddet, tutuklama, inkâr, imha, asimilasyon vb. bütün yöntemleri denediler. Denenmemiş bir tek yol kaldı o da barış. Biz Aleviler, kimsenin inancından, kimliğinden, dilinden, kültüründen, cinsiyetinden dolayı ötekileştirilmediği, horlanmadığı, öldürülmediği, herkesin barış içinde bir arada kardeşçe yaşadığı, hakça bölüşümün esas alındığı, savaşların ve sömürünün son bulduğu kısacası inancımızda ‘Rızalık Şehri’ olarak tarif edilen bir dünyanın mümkün olduğuna inanıyoruz. Bu dünyayı bütün ötekiler ile birlikte inşa edeceğiz. Haramilerin saltanatını er ya da geç ama mutlaka yıkacağız. Katliamların hesabını mutlaka soracağız.
Değerli Canlar, gelin hep birlikte, Katliamın 29. Yılında mücadelemizi daha da yükselterek, tüm saldırılara karşı Madımak Katliamında yitirdiğimiz Canlarımızı unutturmak isteyenlere karşı gereken cevabı hep birlikte verelim. Unutmak, en başta inancımıza, direncimize, bilincimize ve bu uğurda bedel ödeyen, Kerbela’dan Şeyh Bedrettin’e, Pir Sultan’a ve bugüne kadar, hak ve hakikat mücadelesinde inançları uğruna bedel ödeyenlere ihanettir. Unutmak; Asım Bezirci’nin Kalemine, Hasret Gültekin’in Bağlamasına, Nesimi Çimen’in Curasına, Asuman Sivri’nin Semahına, Koray Kaya’nın düşlerine ihanettir.
PİRHA – KESK Eş Genel Başkanı Mehmet Bozgeyik, yaşanan ekonomik krize karşı 19 Mart’ta Samsun’da bölge mitingi yapacaklarını belirtti. “AKP-MHP iktidarının uygulamış olduğu baskı, yoksulluk ve aleyhimize olan ekonomik politikalara karşı çıkacağız” diyen Bozgeyik, “Ortak mücadele” vurgusu yaptı.
Kamu Emekçileri Sendikaları Konfederasyonu (KESK), artan yoksulluğa karşı 19 Mart’ta sokağa çıkıyor. Konuya ilişkin PİRHA’ya konuşan KESK Eş Genel Başkanı Mehmet Bozgeyik, dünyada ve özellikle de ülkemizde yaşanan yoğun ekonomik krize işaret etti.
Bozgeyik, Rusya’nın Ukrayna’ya müdahalesi ile birlikte ekonomik ve siyasal krizin daha fazla derinleştiğini vurgulayarak, “Uzun süreden beri Türkiye’de AKP-MHP iktidarının uygulamış olduğu neo-liberal, özelleştirici, halktan yana olmayan politikalar nedeniyle derin bir ekonomik krizle karşı karşıyayız. Bu krizin ortaya çıkarmış olduğu yoksullaşma ve güvencesizlik her geçen gün artarak devam ediyor. Özellikle 3. Dünya Savaşı olarak ifade edebileceğimiz bu dönemde en fazla Avrupa ve Türkiye’nin etkileneceği ortada. Türkiye’nin hem enerjiye bağımlılığı hem tarımsal politikalarda izlemiş olduğu özelleştirme politikaları, çiftçilere yeterince destek vermemesi, dışa bağımlılığın da gelişmesi ve Ukrayna’dan buğday ithalatının çok yoğun yaşandığı bir süreçte bu savaşın çıkması önümüzdeki günlerde ülkemizin gıda krizine varan bir krizle de karşılaşacağımızı ortaya çıkarıyor” ifadelerini kullandı.
KESK Eş Genel Başkanı Mehmet Bozgeyik, yaşanan ekonomik krizden ve en fazla etkilenen kesimin başında kamu emekçilerinin olduğuna vurgu yaptı. Bozgeyik, artan yoksulluğa karşı 19 Mart’ta Samsun’da yapacakları mitinge dair şunları söyledi:
“3 milyonun üzerinde kamu emekçisi ve 2 milyonun üzerinde kamudan emekli olan insanların almış oldukları ücretlere baktığımızda yoksulluk sınırının çok çok altında… En son Türkiye’de açıklanan resmi verilere baktığımızda yoksulluk sınırı 16 bin TL’ye ulaşmış. Açlık sınırı ise 5000 TL ulaşmış durumda. Asgari ücrete %54 oranında zam yapılmasına rağmen bugün bir asgari ücretle çalışan işçinin almış oldu aylık tutar açlık sınırının altında kalmış durumda. Doğal olarak 2022 yılı bütçesinde savaştan, militarist politikalardan vazgeçilerek, ülke kaynaklarının, toplanan vergilerimizin de yatırıma, istihdama, emekten yana harcanması noktasında taleplerimiz vardı. Bütçe Mecliste görüşülürken KESK olarak emek ve demokrasi güçleri ile birlikte 4 bölgede ortak mitingler yaptık. Krizin daha fazla derinleştiğini görmemizden 1 Mayıs’a da giderken hem bu krizin bedelini emekçilerin ödememesi; elektriğe, doğalgaza, ulaşıma yapılan zamlara da baktığımızı % 100’ü aşan bir enflasyonla karşı karşıyayız.
“KAYNAKLARIMIZ OTOBANALRA, KÖPRÜLERE HARCANIYOR”
Doğal olarak bu yaşam koşullarının iyileştirilmesi, güvenlikçi politikalardan, özelleştirmelerden vazgeçilmesi; özellikle de kamu özel işbirliği projeleri ile kaynaklarımız şehir hastaneleri, otobanlar, araç garantili köprülere aktarılıyor. Bunların durdurulması ve kamulaştırılması talebimiz var. Bu açıdan Samsun bölgesinde, 19 Mart Cumartesi günü Karadeniz bölge mitingi yapacağız. 12 ilden bu mitinge katılım olacak ve o illerdeki emek meslek örgütleri, demokrasi güçleri ile görüşmelerimiz devam ediyor. Bir bütün olarak AKP-MHP iktidarının uygulamış olduğu baskı, işsizlik, yoksulluk politikalarının geri alınmasına ilişkin toplumsal muhalefeti, hep birlikte Karadeniz’de karşı çıkmaya çağırıyoruz. Önümüzdeki günlerde Nevroz’da benzer taleplerle; yani özgürlük ve bu baskı ortamının kaldırılması, Türkiye’de demokrasinin yeniden inşa edilmesi üzerine talepler ile halklar alanlarda olacak. Nevroz’dan hemen sonra da 1 Mayıs’ta bizler; emekçiler ve yoksullar olarak ‘Yeni bir toplumsal yaşam mümkün. Savaşa karşı halkların birlikte ortak mücadelesi’ çağrısı ile yine alanlarda olacağız.”
“YENİDEN EMEKÇİLERİN BİRLİĞİNİ İNŞA ETMEK İÇİN…”
KESK Eş Genel Başkanı Mehmet Bozgeyik, son olarak Samsun Cumhuriyet Meydanı’nda saat 12.00’de yapılacak mitingin yeni bir başlangıç olduğunu ifade ederek, “Özellikle Nisan ayında benzer eylemler ile yerel etkinliklerin güçlü bir şekilde hayata geçirilmesi noktasında bir çaba içerisinde olacağız. Buna ilişkin DİSK, KESK, TMMOB, TTB ve Türkiye Barolar Birliği gibi birçok kurumla da görüşmelerimiz devam edecek. Yeniden emekçilerin birliğini, birleşik mücadeleyi, güçlü bir emek platformunun inşa edilmesine yönelik de yoğun bir döneme girdiğimizi ifade etmek istiyorum” şeklinde konuştu.
PİRHA- Samsun Emek ve Demokrasi Güçleri, yaptıkları açıklama ile “Emperyalist savaşa karşı barışın sesini yükseltelim” dedi.
Samsun Emek ve Demokrasi Güçleri, Eski Vergi Dairesi önünde yaptıkları basın açıklaması ile barış çağrısı yaptı. “Medyada çalınan savaş tamtamları emperyalist işgal ve savaşın önünü açtı. Emperyalist savaş tehdidi sadece bombaların patladığı coğrafyayı değil; bütün dünya halklarını tehdit etmektedir” denilen açıklamayı Zeynep Merve Demir okudu.
“Bu savaş haklı bir savaş olmadığı gibi halkların savaşı da değildir” diyen Demir, bu savaşın pandemi ve ekonomik kriz sürecinde enerji şirketlerinin, kapitalistlerin, silah tekellerinin ve emperyalistlerin barbarlık savaşı olduğunu belirterek konuşmasında şunları söyledi:
“Kardeş emekçi halkların yapması gereken şey; her yerde savaşa karşı tepki göstermek, emperyalist politikalara karşı barışın sesini yükseltmektir.
Emperyalist savaş ve işgal büyümektedir. Bir yanda Rusya ve onu destekleyen Çin emperyalist hükümetleri, diğer yanda ABD, İngiltere yönetimleri ve NATO; halkların boğazlaşmasına yol açan savaş politikalarını adım, adım inşa etmektedir. AKP iktidarı, savaş maceraları konusunda tescillidir. AKP hükümetinin Ortadoğu ve Suriye politikası bunun örneğidir. Bunun karşısında barışın teminatı, halkların yükselteceği barış ve demokrasi mücadelesi olacaktır. Tırmanan gerilim ve savaş karşısında Türkiye’nin güvencesi NATO veya başka bir emperyalist güç olamaz. NATO emperyalist bir savaş örgütüdür. Türkiye NATO’dan çıkmalı, emperyalist savaşlarda Türkiye’yi taraf yapan tüm anlaşmalar iptal edilmelidir.
Karadenizin kuzeyinde yaşanmakta olan bu savaş Karadeniz halklarını, özellikle de ülkemizi ve karadeniz bölgemizi çok yakından etkilemektedir.
İşçi ve emekçi halklar eğer bu savaşı durduramazsa ve savaş büyürse olacaklar bellidir. Şimdiye kadar pandemiyi bahane ederek bütün yaşamsal haklarımızı kısıtlayan, yasaklayan egemen güçler, pandemi dönemindeki sömürü ve yıkımı bir de savaş gerekçesiyle sürdürerek servetlerini katlayacak, sömürü ve talanı da katmerli hale getireceklerdir.
Emperyalist kapitalist sömürü politikalarının zaten canına okuduğu, hızla yok ettiği doğamız; yaşam alanlarımız, kaynaklarımız, havamız, toprağımız, suyumuz, içindeki canlılarla birlikte bombaların silahların zehirli gazların hedefi olacak , korkunç sonuçlara maruz kalacak, hayat damarlarımız kesilecektir. Zaten büyük zorluklarla hayata tutunan engellilerin ve hastaların sayısı artacak yaşamları daha da zora girecektir.
Öteden beri erkek militarist sistem savaşlarda kadın bedenini SAVAŞ GAİIMETİ kabul etmektedir.Tacizin – tecavüzün kolay en yaygın yaşandığı insanlık dışı bu durum savaş taktiği olarak uygulanmaktadır.Kadın bedeninde – ruhunda açılan yaralar savaşlar sona erse dahi uzun yıllar asla kapanmamaktadır. Yanı sıra tecavüz sonrası istenmeyen gebelikler ve dünyaya gelen savaş çocukları için artık yasam çok daha zorlaşmaktadır.
“EMPERYALİST SAVAŞ GÖÇ, YOKSULLUK, İŞSİZLİK DEMEKTİR”
Savaşlar ardında, travmalı, ruhu ve bedeni yaralanmış – yarım kalmış hatta toplum dışında kalmış dezavantajlı ciddi bir insan grubu, talan edilmiş yasam alanlar ve doğa bırakır.
Emperyalist savaş ölümün yanında açlık, yoksulluk, göçler ve kitlesel işsizlik de demektir. Başta ülkemiz olmak üzere dünyanın bütün halkları bu nedenlerle barış için ayağa kalkmalı, meşru müdafaa dışında her türlü emperyalist savaşa, saldırganlığa karşı mücadeleyi, kardeş halklar arasında dayanışmayı büyütmelidir.
Başta Rusya olmak üzere işgal ettikleri bütün topraklardan çekilsin. Diğer bütün emperyalist güçler de güçlerini kendi ülke sınırları içine çekmelidir. Silahlanmaya , sömürü ve yayılmacı politikalara son verilmelidir. Donetsk ve Luhansk’ın geleceğine orada yaşayan halklar karar vermelidir.
Ülkemizdeki sermaye kesimlerine ve tek adam hükümetine karşı devam eden emek ve demokrasi mücadelesi, gelinen aşamada emperyalist savaşa karşı mücadeleyle birleşmek zorundadır. Bu konuda yerel platformlara, emek ve demokrasi güçlerine önemli görevler düşmektedir. Samsun Emek ve Demokrasi Güçleri olarak halkımızı; ülkemizde ve dünyada zaten yaşanmaz hale gelen, yaşamı daha da yaşanmaz hale getiren emperyalist savaşa karşı çıkmaya çağırıyoruz.”
PİRHA-PSAKD Samsun Şube Başkanı Cem Sultan Ermiş, 4-6 yaşındaki çocuklara pedagojik açıdan hiçbir dinin öğretilmesinin doğru olmadığını belirterek, “Ne demiş Hünkâr ‘bilimden gidilmeyen yolun sonu karanlıktır’. 21. yüzyılın ortalarındayız hala o ışığı arıyoruz. Gelecekle ilgili de kaygılıyız ama mücadeleye de devam edeceğiz, ne kadar zor koşullar olursa olsun” dedi.
20.Milli Eğitim Şûrası’nda 4-6 yaş grubu çocuklara din dersi verilmesi tavsiye kararına ve okullardaki zorunlu din dersine karşı başlatılan imza kampanyası sürüyor. Kampanya kapsamında İstanbul Kadıköy’de yapılacak ‘Demokrasi ve Laiklik buluşması başta olmak üzere Türkiye’nin pek çok noktasında da 27 Şubat Pazar günü saat 15.00’te eş zamanlı açıklamalar yapılacak.
Konuya ilişkin Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Samsun Şube Başkanı Cem Sultan Ermiş, PİRHA’ya konuştu.
4-6 yaşındaki çocuklara pedagojik açıdan hiçbir dinin öğretilmesinin doğru olmadığını belirten Cem Sultan Ermiş, “Bu Alevilik dahi olsa. Çünkü çocuk daha çocuktur” dedi.
“FEN LİSELERİ DE İMAM HATİPLEŞTİ”
Cem Sultan Ermiş, geçmişte sadece imam hatip liselerinde dini eğitim verilirken şu an fen liselerin de imam hatipleştiğine işaret ederek, “O açıdan fizik, kimya, biyoloji, matematik gibi bilimsel derslerin sayıları azaltılarak, dini derslerin seçenekleri çoğaltarak hem öğrencilerimizin geleceği ile hem ülkemizin geleceği ile oynandı. Devlet laiktir. Devletin dinlerin karşında gözü kördür, kulağı sağırdır. Devlet bütün inançlara eşit davranması gerekirken, bir dinin, bir inancın, bir mezhebin dayatmasını dört yaşındaki çocuklara anlatmaya çalışıyor” diye konuştu.
“BAKANLIĞI BİR AN ÖNCE BU KARARDAN DÖNMEYE ÇAĞIRIYORUM”
“Bu geleceğimizi karartır, ülkemizi Arabistan çöllerindeki Ortadoğu’daki vahabi anlayışının esiri haline getirir ve bunun köklerini yarın gelecek iktidarlar da temizleyemez” diyerek uyarıda bulunan Cem Sultan Ermiş, şunları ifade etti:
“Din dersini aslında aldırmak istemeyen veliler bile mahalle baskısından dolayı din derslerini seçmek zorunda kalıyorlar. Biz tek başımıza kendimize özgürlük istemiyoruz tüm yurttaşlara özgürlük istiyoruz. Aslında öncelikle bu Diyanet İşleri’nin varlığı Sünniliğe bir baskıdır. Çünkü Diyanetten gelen bir hutbe cuma günleri Türkiye’de bütün camilerde okutuluyor. Aynı Diyanet 28 Şubat’ta türbana yasak derken, bugün de başka fetva veriyor. Hükümetin elinde bir din olmaz, dinler özgürdür.
“21. YÜZYILDA HALA IŞIĞI ARIYORUZ”
Bu Alevilik de, Sünnilik de, Hristiyanlık da, Yahudilik de olsa bir din dayatırsan bu çok tehlikeli boyutlara gelir. İşte bunu da çok çıplak bir şekilde Suriye’de gördük. O açıdan bakanlığı bir an önce bu karardan dönmeye çağırıyorum. Ne demiş Hünkâr ‘bilimden gidilmeyen yolun sonu karanlıktır’. 21. yüzyılın ortalarındayız hala o ışığı arıyoruz. Gelecekle ilgili de kaygılıyız ama mücadeleye de devam edeceğiz, ne kadar zor koşullar olursa olsun. Çünkü biz Kalender Çelebilerden, Pir Sultanlardan, Şeyh Bedrettinlerden, İmam Hüseyin’in Kerbelada verdiği mücadeleden miras kalan bu ruhu, nefesimizin sonuna kadar devam ettireceğiz. Kendimiz için değil tüm dünya insanlığının aydınlanması için mücadele bayrağını bırakmayacağız.”
PİRHA-PSAKD Samsun Şubesi Maraş Katliamı’nın 43’üncü yılına dair yapılan açıklamada, “Biz Aleviler, şeriata, yobazlığa ve her türlü gericiliğe karşı laikliği savunmaya devam edeceğiz. Başta Alevi katliamları olmak üzere hiçbir katliamı unutmadık, unutturmayacağız” denildi.
Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Samsun Şubesi Maraş Katliamının 43 Yıldönümünde Şube binasının önünde basın açıklaması gerçekleştirdi. Basın açıklaması Metnini Samsun Şube Başkanı Cem Sultan Ermiş tarafından okundu.
“Bundan tam 43 yıl önce, Devlet Marşta Alevilere karşı suç işlemiştir” diyen Ermiş, “Tüm Alevi katliamlarında olduğu gibi o gün de camilerden anonslar yapılarak Aleviler hedef alınmıştır. Önceden hazırlanmış silahlar, baltalar, benzin bidonları katil sürüsüne dağıtılmış ve kentte Alevi katliamı başlatılmıştır. Bu katliamda tıpkı diğer Alevi katliamları gibi devletin gözetiminde gerçekleşmiş, şehirdeki kolluk kuvvetleri herhangi bir müdahalede bulunmamıştır. Maraş’ta yaşlı, genç, çocuk yüzlerce insan sadece Alevi oldukları için hunharca katledildi. Evler yakılırken canını kurtarmaya çalışan insanlar baltalarla öldürüldü” dedi.
“FAŞİZM, İKTİDARINI KORUMAK İÇİN HER DÖNEMDE ALEVİLERİ HEDEF ALMIŞTIR”
“Alevilere bu kadar düşman olmak, kin duymak hangi aklın ve inancın ürünüdür? Yıllarca komşuluk yaptığı insanları, çocukları vahşice katletmek hangi vicdana sığar. 90 yaşındaki bir kadını işkenceyle katletmek hangi ahlakın ifadesidir. Alevilere kin ve nefret duyanlar nasıl bir psikoloji içindesiniz?” diye soran Ermiş, şunları ifade etti:
“Aradan geçen bunca zamana karşın hiçbir şey değişmemiş tam tersi, bu 43 yılın 20 yılında iktidar olan AKP’de Alevi düşmanlığının odağı halindedir. Çünkü, herkesin Türk ve Sünni olduğunu iddia eden ve Diyanet işleri başkanlığını devletin merkezine alanlar huzurdan, adaletten, eşitlikten bahsedemezler. Bugün ülkede bir tek bakan Alevi değilken, vali, rektör, ordu komutanı yokken Alevi güzellemesi yapılması tam da AKP pişkinliğidir. Tarih boyunca Alevileri katledenler, bugün dedelere maaş, cemevlerine ise “kültür merkezi” gömleğini giydirerek Aleviliği katletme peşindeler. Bu vesileyle belirtelim ki, devletten maaş alan ya da alacak olan dedeler, Kerbela da Ali Askeri, Maraş’ta Ali Traş’ ı, Madımak’ta Koray Kaya’yı katledenlerle el sıkışmış sayılacaktır.
Faşizm, iktidarını korumak için her dönemde Alevileri hedef almıştır. Çünkü tekçi, ırkçı ve siyasal İslamcıların korkulu rüyası 73 millete bir nazarla bakan Alevilerdir. Bu bağlamda Malatya, Maraş ve Çorum’da Alevi katliamları yaparak 12 Eylül faşist darbesini gerçekleştirmiştir. Milliyetçi ve siyasal İslam’ın ülkeyi getirdiği yer ortadadır. Kan, gözyaşı, açlık, sürgün ve yok saymaktır.”
Aleviler olarak, her türden tekçiliğe ve ırkçılığa karşı 73 millete bir nazarla bakmaya devam edeceklerinin altını çizen Ermiş, “Biz Aleviler, şeriata, yobazlığa ve her türlü gericiliğe karşı laikliği savunmaya devam edeceğiz. Başta Alevi katliamları olmak üzere hiçbir katliamı unutmadık, unutturmayacağız” diye konuştu.
PİRHA-Samsun Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) ve Cemevi 14. Olağan Genel Kurulu’nu gerçekleştirdi. Cem Sultan Ermiş yeniden başkan seçildi.
14. Olağan Genel Kurulunu toplayan PSAKD Samsun Şubesi ve Cemevi, tek liste ile gidilen seçimde Cem Sultan Ermiş’i yeniden başkan seçti.
Cem Sultan Ermiş genel kurulda yaptığı konuşmada, “Bugünlere gelene kadar derneğimize ne yaptıysak tek başımıza değil hep birlikte canlarımızla, erenlerimizle yaptık” dedi.
DERNEK 1993 YILINDA KURULDU
Ermiş, 1993 yılında Sivas Katliamı sonrası işi gereği Samsun’a gittiğini ve orada Alevilerle tanışarak derneği kurduklarını belirterek, şöyle devam etti:
“30 kişilik bir grupla eski binamızı kiraladık. Yıllar sonra daha da fazla kitlemizle örgütlendik ve kenetlendik. İnancımızı, kültürümüzü ve cemlerimizi insanlarımızla buluşturduk. Samsun Büyükşehir olduktan sonra Atakum Belediyesi, İlkadım belediyesi kuruldu. Atakum Belediye Başkanlığı, Büyükşehir Belediye Başkanlığı ve eski adı Gazi Belediyesi olan belediyelerin başkanları elimizden tuttular. Atakum Belediyesi bize yer gösterdi ve daha da güçlenmemize ve örgütlenmemize neden oldu.
Eski büyükşehir Belediye Başkanı Yusuf Ziya Yılmaz ve Atakum eski Başkanı Metin Burma ile şimdiki bulunduğumuz arsayı bize tahsis ettiler. Biz de elimizden geldiğince gece demeden gündüz demeden var gücümüzle çalıştık, çabaladık, her tuğlasına harcına alın terimizi döktük. Derneğimiz ve cemevimizin yapımında büyük destekleri olanlardan birisi de CHP Samsun Milletvekilimiz Kemal Zeybek milletvekili olduğumda bir yıllık maaşımın tamamını derneğimizin inşaatında kullanmak üzere vereceğim, dedi ve sözünü tutarak bir yıllık maaşını bize verdi. Biz de bu gelirlerle derneğimizi bu hale kadar getirdik. Daha da fazla çalışmaya ve canlarımıza erenlerimize miras bırakacağız.”
CHP Samsun İl Başkanı Fatih Türkel ise de konuşmasında, “Siyaset cemevlerini ibadethane yapmıyor, siyaset bizim geleceğimize yarınımıza dair karar alıyor. Bugünümüzü iyi yaşamamız ya da yaşayamamamızla ilgili çocuklarımızın geleceği ile ilgili mutlu umutlu hayaller kurmak ya da çocuklarımın geleceğini karartmakla ilgili kararlar alıyor. Dolasıyla bu topraklarda yaşayan herkes şunu çok iyi bilmelidir ki hayat ve yaşam siyasi bir duruştur. Maraşları, Çorumları ve Sivasları yaşatan siyasi erkler bu ülkenin yönetimini ele geçirmek isteyenlerdir” dedi.
Genel Kurula, CHP Samsun Milletvekili Kemal Zeybek, CHP Samsun İl Başkanı Fatih Türkel, Devrim Partisi il Başkanı Zafer Taşköprü, Halkevleri Samsun Şube ve Kuzey Kültür Dayanışma Derneği temsilcileri katıldı.
Konuşmaların ardından okunan faaliyet raporlarının aklanması sonrasında tek liste ile seçime gidildi. PSAKD Samsun Şubesi Başkanı Cem Sultan Ermiş ve mevcut yönetim kurulu güven tazelediler.
PİRHA- Samsun Eğitim-Sen Şubesi Kadın Sekreteri Havvanur Susoy Taflan, meslek liselerinde cinsiyete göre ayrıştırma yapıldığını öne sürdü. Taflan, “Türkiye’deki eğitim sisteminin özellikle kadınların ve kız çocuklarının geleneksel cinsiyet rollerini meşrulaştıran yapısı, iktidarın muhafazakâr ve gerici cinsiyet anlayışıyla daha da derinleşmektedir” dedi.
Toplumsal cinsiyet eşitsizliği ve ayrımcılığının yaşamın her alanında yeniden üretildiğini belirten Eğitim-Sen Samsun Şubesi Kadın Sekreteri Havanur Susoy Taflan, Türkiye’de kadına ve çocuğa karşı şiddet, istismar ve cinayetlerin her geçen gün katlanarak korkunç boyutlara ulaştığını söyledi.
Taflan, meslek liselerinde cinsiyete göre ayrıştırma yapıldığını öne sürdüğü açıklamasında, “Cinsiyet eşitsizliği geleneksel cinsiyet rollerinin aile, okul, hukuk, ahlak, din ve medya tarafından sistemli bir şekilde inşa edildiği ataerkil egemen işleyişte, eğitim sistemi bu eşitsizliklerin sürdürülmesinde önemli bir rol oynamaktadır. Türkiye’deki eğitim sisteminin özellikle kadınların ve kız çocuklarının geleneksel cinsiyet rollerini meşrulaştıran yapısı, iktidarın muhafazakâr ve gerici cinsiyet anlayışıyla daha da derinleşmektedir.” dedi.
“CİNSİYET EŞİTSİZLİĞİNİ VAR OLMASI GEREKEN DURUM OLARAK GÖRÜYORLAR”
Okulların bir iktidar alanı olduğunu, erkek egemen işleyişi destekleyen cinsiyetçi rol, beklenti ve kalıp yargıların kız ve erkek öğrencilere dolaylı ya da dolaysız yollarla aktarıldığını, cinsiyet eşitsizliklerini ‘’doğal’’ ve ‘’var olması gereken’’ bir durum olarak aktaran ders kitapları, uygulamalı dersler ve veli-öğretmen-idareci ilişkileri ile öğrencilerin cinsiyet rollerine uygun davranış kalıpları ve kazanımlar elde etmesinin beklendiğini” ifade etti.
“KIZ ÇOCUKLARI İTAATKAR BİREY OLARAK YETİŞTİRİLİYOR”
Geleneksel cinsiyet rollerini destekleyerek buna uygun bir içerikle hazırlanan ders kitaplarında, kız çocuklarının daha çok ev içi alana ya da bu rollerine uygun olan mesleklere yönlendirildiğini kaydeden Taflan, açıklamasını şu sözlerle sürdürdü:
“Cinsiyet eşitsizliğinin yoğun bir şekilde yaşandığı bu okullarda, kız çocuklarına öğretmenlik, doktorluk, hemşirelik gibi meslekler önerilirken, yöneticilik, tamircilik ve güç gerektiren işler erkeklere uygun meslekler olarak gösterilmektedir. Özellikle meslek liselerinde, mesleki bölümler cinsiyete göre ayrıştırılmaktadır. İmam hatip liselerinde ise devletin din eğitimini kendi tekeline alan yaklaşımının sonucu olarak, verilen eğitimi sorgulamayan, itaatkâr bireyler yetiştirilmesi amaçlanmaktadır.”
Her geçen gün daha da derinleşen toplumsal cinsiyet farklılığından kaynaklanan eşitsizlikler pandemi dönemiyle birlikte daha da ağırlaştığına dikkat çeken Taflan, kız çocuklarının okuldan, ekonomik ve toplumsal yaşamdan koparıldığını, toplumsal cinsiyet eşitsizliği nedeniyle her türlü şiddete, istismara ve çocuk yaşta evliliklere karşı savunmasız hale getirildiğini belirtti.
TEKÇİ, GERİCİ MÜFREDAT
Havanur Susoy Taflan açıklamasını şu sözlerle tamamladı:
“Geleneksel kadınlık rollerini İslami kurallar ile meşrulaştırmaya çalışan Milli Eğitim Bakanlığı, eğitimin en önemli unsuru olan ders kitaplarıyla, aile yaşamını kutsayan ve kadını yok sayan politikaların sürdürücüsü olmaktadır. Tekçi, gerici, cinsiyetçi müfredat ile ayrımcılık derinleşmekte, cinsel yönelim farklılıkları da yok sayılmaktadır.”