Etiket: sarı saltuk

  • Dersim’de Sarı Saltuk ve Ali Boğazı bölgesinde maden projesi için ağaç kesimi

    Dersim’de Sarı Saltuk ve Ali Boğazı bölgesinde maden projesi için ağaç kesimi

    PİRHA-Dersim’de Sarı Saltuk ve Ali Boğazı bölgesinde ağaç kesimi yapılıp, büyük metal direkler getirildi. Halk bölgede maden projeleri için hazırlık yapıldığını düşünüyor.

    Dersim’in doğasına, kültürüne, diline, inancına yönelik saldırılar devam ediyor. 145 maden projesinin bulunduğu Dersim’de, şimdi de 60 kilometre uzunluğundaki Munzur Dağları’nın tamamı maden sahası ilan edildi.

    Dersim’de Sarı Saltuk ve Ali Boğazı bölgesinde ağaç kesimi yapılarak maden projeleri için hazırlık yapılıyor.

    Yerel kaynaklardan edinilen bilgilere göre; Sarı Saltuk tepesinde 200’e yakın asker seyyar karakol kurup nöbet tutuyor. Bölgeye 40 gündür Bolu Hava İndirme Tugayı askerleri  getirildi ve bölgeye 40 tane tank yerleştirilmiş durumda. Asker, 20 gündür bölgede helikopterlerle alçak uçuş yaparak operasyonları sürdürüyor.

    Aynı zamanda Sarı Saltuk tepesinde bulunan büyük bir alanda orman tıraşlanmış durumda, Ali Boğazı bölgesinde de büyük bir alanda ağaç kesimi yapıldı ve iş makineleri getirilip büyük metal direkler dikildi.

    PİRHA/DERSİM

  • ‘Diyanet’in Dersim’e gidişi Rêya Heq inancının son kalesini düşürmeyi amaçlıyor’

    ‘Diyanet’in Dersim’e gidişi Rêya Heq inancının son kalesini düşürmeyi amaçlıyor’

    PİRHA-Diyanet İşleri Başkanı’nın Dersim ziyaretini ve Dersim’de yapılmak istenen asimilasyonu anlatan bir yazı kaleme alan Demokratik Alevi Derneği (DAD) Adana Şubesi Eş Başkanı Zeynel Kete, devletin yeni bir yapılanmaya giderek Aleviliği devlete bağlamak ve devşirme bir Alevilik yaratmak istediğinin altını çizdi. 

    Demokratik Alevi Derneği (DAD) Adana Şubesi Eş Başkanı Zeynel Kete, Diyanet İşleri Başkanı Ali Erbaş’ın Dersim ziyaretini ve Dersim üzerinden Alevi inancına yapılmak istenen asimilasyonu anlatan bir yazı kaleme aldı. Kete, Dersim üzerinden Alevi yolunun tüm süreklerinin asimile edilip devlete bağlı devşirme bir Alevilik yaratılmak istendiğine vurgu yaptı.

    Demokratik Alevi Derneği (DAD) Adana Şubesi Eş Başkanı Zeynel Kete’nin yazısının tamamı şöyle:

    “DERSİM DÜŞERSE TÜM SÜREKLER DÜŞER”

    Dersim, Reya Heq itikatının ve Xızır’ın mihenk taşının da son kalesi ve Rıza şehrinin de son umut kapısıdır. Bu diğer Hak Yol süreklerini küçümsediğimiz anlamına gelmiyor. Tam tersi bu kale düşerse tüm süreklerin düşmesi ve yoldan, ikrardan kopuşu anlamına gelmektedir. Bunun için de Dersim coğrafyasıyla, jiyar ve diyarlarıyla, Xızır aklıyla direnişçi Hak Yol Kızılbaş Alevilerin önemli merkezlerinden biridir. Kadimliğiyle böyle yaşamıyla, ırmaklarıyla, dağlarıyla, surlarıyla, direngenliğiyle yola serdarlığıyla bu hakikatın özü böyle şekillenmiştir. Bu mana ile yola çıktığımızda; Diyanet’in neden Kadim Dersim’i seçtiğini daha iyi anlamakta yarar vardır. Bu geliş öyle yabana atılacak, basite alınacak bir konu değildir. Birçok Alevi süreklerin buna karşı tam seslerini yükseltmemeleri ayrı bir konudur. Bu konuda özünü dara çekmeye çağırma hakkımız olduğuna inanıyoruz. Bizden önceleri olan pirlerimiz, mürşitlerimiz, ru spilerimiz, por sipîlerimiz, ocakzadelerimiz, yol talipleri bu diyar ve jiyarlarına ikrar vererek hak yoluna kemalete sahip çıktılar. Biz Alevi toplumu olarak bu tarihe borçluyuz. Bugün bu yol ve itiqat devam ediyorsa geçmişin ikrarına olan bağlılığımızdandır.

    AMAÇ ALEVİLİĞİ DEVLETE BAĞLAMAK

    Rêya heq Alevi süreklerine karşı ciddi bir kafa karışıklığı ve zemin kayması yaşatılıyor. Bu kafa karışıklığının asıl manası ise geçmişten kopuşla alakalıdır. Bugün dünle, dün bugünle yaşatılıyor. Bizler bugünle dünün toplamı olarak varlığımızı, kimliğimizi, inancımızı ve yolumuzu sürdürüyoruz. Bundan dolayı yaşayan her insan canlı tarihtir. Bugünün aklının sahipleri ise Baha Sait çizgisi farklı araçlar ve yöntemlerle kimlik erozyonu yaratmakla güncelleştirip dayatılmaktadır. Bu aklın ürünü olarak Diyanet; Alevi inancını dinselleştirirek, ‘İslam Aleviliği’ adı altında devlete bağlamayı amaçlamaktadır. Eskiden ‘din dışıdır, kafirdir, mülhittir’ denilerek katlimize ferman çıkarılırken, günümüzde ise ‘dinselleşeceksin, Türk İslam inancının alt kültür paydasında olacaksın’ denilmektedir. Aslında Dersim’e ve Dersim şahsında Reya Heqi-Hak Yol Aleviliğine dayatılan ‘dinselleşeceksin, Türklüğü, tekçiliği, inkarcılığı’ kabul ettirme baskısı yumuşatılmış haliyle dayatılmak isteniyor.

    “AYAK DAHİ ATMAMALI”

    Bir kez Diyanet’in o coğrafyaya değil gitmesi ayak dahi atmaması gerekir. Dayatılan Baha Sait çizgisinin arka planında ‘Baha Sait zihniyetinin güncel manadaki karşılığını Sünni selefi’ olarak da okumak mümkündür. Dini en fazla istismar edenlerin başında AKP’nin devletleşen aklı, onun kurmayları gelmektedir. Bu istismarlığı yaparak, Alevilere karşı milliyetçiliği, Sünniliği, inkarcılığı, asimilasyonu dayatıp, yaratılan tekçi faşizan yönelimler perdelenmek istenmektedir. Diyanet’in Dersim’e gitmesi, Sarı Saltuk Çalıştayı’nın yapılmasını da bu politikanın bir tezahürü olarak düşünmek gerekiyor.

    KÖKE VE HAFIZAYA SALDIRI 

    Dersim bu inancın son halkasıdır. Binlerce yıldır, devlete bulaşmadan, ocak örgütlemesi ile ‘el ele el Hakka’ diyerek, demokratik özerk yaşamıştır. Dersim’in inancı etnik kimliğinden ayrı değildir. 1938 yılına kadar Dersim’deki inancın dili kendi anadili idi. Dersim hem etnik köken olarak hem de inanç bakımından cumhuriyetin ‘çağdaş, uygarlıkçı!’ ulus-devlet anlayışına uymuyordu. Cumhuriyet modernitesi din ile sürekli pragmatik bir ilişki içinde oldu. Din ile kara sevdalı bir ilişkisi vardı. Bu ilişki tarzı farklı yöntemlerle devam ediyor. Senaryo aynı senaryo sadece dönemsel aktörler, araçlar değişime uğruyor, yönetmen aynı yönetmendir. Araçlar değişmiş olsa da, yönetmen aynıdır. Sadece senaryonun maskesi farklı biçimler alarak, farklı araçlarla devam ettiriliyor. Bunun için de ‘Ne Türk ulus devleti Dersim’den vazgeçiyor ne de Dersim Reaya Heqi Alevileri kendi inancından, kimliğinden, varlığından, Xızır aklı ve hakikatinden vazgeçecekler. Bu kavga tarihseldir. Dersim günümüzde ciddi düzeyde hırpalanmış, zayıflamış, dağılmış olmakla birlikte kadimsel köksel hafızası canlıdır. Bu hafızadan ne vazgeçilir ne de unutulur. Asıl saldırı bu köke ve hafızaya dönüktür. Köklerinden özünden koparmaktır.

    TÜRK İSLAM ALEVİ PROJESİ HAYATA GEÇİRİLMEK İSTENİYOR

    Diyanet İşleri Başkanlığı Alevilerin rızasını almayan, rızasız lokma yiyen bir kurumdur. Nursuzdur, arsızdır, yüzü karadır. Ulus devlet anlayışının inancını temsil ediyor. Tekçi zihniyetin dışında kalan tüm ötekilere karşı, ideolojik bir hat oluşturmaktadır. Devletin en büyük ideolojik aygıtlarından biridir. Ayet ve hadisleri birer kurşun şeklinde ötekilere atmaktadır. Emevi İslam anlayışının, karşıt İslam anlayışının üretilmesinde en büyük görevi görmektedir. Yöresel özellikler, farklı inançlar, mezhepler, tarikatlar, klanlar, aşiretler, iktidara bulaşmamış ahlaki politik topluluklar devletin benimsemediği varlıklardır. Diyanet de ulus devlet anlayışının emrindedir. Bu kurumun temsil ettiği din anlayışı iktidarın ve devletin dinidir. Hakikatin, adaletin, mazlumun, dini ve inancı değildir. Olduğunu da düşünmek saf dillilik olacaktır. Farklılıkları yok sayan, inançları görmezlikten gelen, aşağılayan, nefret dilini her gün canlı tutan bir Diyanet’in, ‘Dersim’e tabiki imam projesi’ ile gelmekten başka bir hesabı olabilir mi? Zaten düşkün ve müşkülleri de olunca, doğallığında, ‘Dersim’e pir değil, imam’ gelmelidir. Bu yolun ‘cehennem taşlarını’ örenler de önlerinde biata dizilerek buyur etmişlerdir. Biat edenler bundan sonra ‘Bugün bize pir geldi’ beyitini ‘bugün bize imam geldi’ şeklinde söylerler herhalde. Osmanlıyla başlayıp devam eden bu ‘Türk İslam sentezi projesi’ Cumhuriyetle devam eden, ‘İttihat Terakkici’, zihniyetin bir devamı olarak sürdürülen, Sünni Emevi dinci, milliyetçi, ırkçı, iktidar temsilcileriyle devam edecektir. Bu kez de, ‘Türk İslam Alevi’ aklı ve projesi, Dersim’den hayata geçirmek istenmektedir.

    Yeni kurulan Cumhuriyet modernitesi, Osmanlı devleti ile katı bir kopuş yaşamamıştır. Osmanlı’daki kutsal kimi imgeler yeni cumhuriyette farklı isimlerle modernize edilmiştir. ‘Sultan’ imgesinin yerini ‘ulus-devlet’, padişah yerine ‘tek adam’, şeyhülislam yerine ‘Diyanet İşleri Başkanlığı’ almıştır. Yeni ulus devlet arzuladığı desteği bulmak için din ile sürekli pragmatik bir ilişki içinde olmuştur. 3 Mart 1924’te hilafet kaldırılmış, üzerinden yirmi dört saat geçmeden, 4 Mart 1924’te Diyanet İşleri Başkanlığı kurulur.

    İYİ ALEVİLER VE KÖTÜ ALEVİLER

    Diyanet İşleri Başkanlığı’nın Dersim’de Tunceli cemevini ziyaret ederken ‘Peygamberimiz bir, kitabımız bir, devletimiz bir, Allahımız bir’ demesi sıradan bir söylem değildir. Bu söylemle Rêya Heq Alevi kültürünü bir ‘alt kültür’, bir folklorik öge olarak kabul ederek teolojik anlamda söz sahibi olmasını engellemek istemektedir. Dernek yöneticileriyle yaptıkları konuşmada dernek başkanının ‘Marjinal’ gruplardan bahsetmesi kendince Alevileri ‘iyi Aleviler ve kötü Aleviler’ diye ayırarak Sıffin Savaşında olduğu gibi hakem görevi görmesi son derece benzerdir!.

    YA İMAM YA DA KUR’ANLI, ABDESTLİ İMAM-DEDE

    Aslında Rêya Heq-Hak Yol Alevilerinin, ‘Peygamberi olmayan, kitabı olmayan, Kur’anı olmayan, devleti tanımayan, dinsiz, inançsız’ bir varlık olduğunu söyleyerek, inkarcılığı ve kültürel soykırımı daha farklı metot ve yöntemlerle devam ettirmeye çalışıldığını ortaya koyuyor. Bunun için de ‘dinden, Kur’andan koptukları için, yeniden ‘ıslah etmek’ için de ‘devletin imamı ya da cemevinin, Kur’anlı dede imamı’ olmaları şarttır demektedir. Aslında Alevilere de kabul ettikleri tuzakta buradan gelmektedir. ‘Ya imam ya da Kur’anlı, abdestli, dede-imam’ tercihine zorlamaktadır. Ya da Alevilerin bu talebi sürekli gündemde tutmalarını sağlamaktır. Aslında oynanan oyun ve tuzaklardan birisi de budur. Sürekli Alevileri ‘dede, imam, Kur’an’ tuzağına çekmek üst aklın bir oyunudur. Hak yol Aleviliği karşıtların üzerinde ortaya çıkmış bir inanç değildir. Kadimden bu yana ortaya çıkan tüm ahlaki ve politik inanç ve dinlere saygı temelinde yaklaşmış, hiçbir dayatmayı da kabul etmemiştir. Birçok inancı etkilemiş ve etkilenmiştir. Rêya Heqi-Hak yol Aleviliği eşitlikçi, paylaşımcı, insanı hak bilen bir yaşam felsefesine ve inancına sahiptir. Tarihsel ve toplumsal değerlerin yaşam bulmasında da ciddi manada da demokratik uygarlığın inşasında öncülük yapmış bir tarihsel hafızada rol oynamış kadim bir inançtır. Diyanetin Dersim’e gelişinin zihniyetin ideolojik arka planı ise bu beş bin yıllık sınıflı ve devletçi uygarlık ile demokratik komünal, toplumcu, özerk, devlet dışı hak yol arasındaki zihniyetin çatışmanın farklı araçlarla sürdürülmesidir. Sorun rıza toplumundan yana olanlar ile ondan cüda olanların mücadelesidir.

    “KARŞIT ALEVİLİK ÖĞRETİLİYOR”

    Bu zihniyetin, resmi devlet politikasının bilinç altında ise Rêya Heq Alevilerin kendilerine ait bir ‘teolojisinin olmadığı, kendine has ritüelleri, kutsal mekanlarının bir anlam ifade etmediği, dolayısıyla İslamiyet’in bir alt kültürü sadece folklorik bir öge olduğunu ima etmeye çalışmıştır.’ Yani Rêya Heq Alevi inancını kabul etmiyoruz, ama ‘bizim denetimimizde bizim kavramlarla buluşacak, çerçevesini bizim belirleyeceğimiz bir Aleviliğe evet’ diyoruz. Ahlaki ve politik yönü yok edilmiş, direnişçi Alevi kültürü yok edilmiş bir Alevilik. Bu anlayış ile ‘minaresiz cami’ haline getirilmiş ‘cemevlerinde Türk İslam Aleviliği veya Alevi İslam öğretisi’, karşıt Alevilik öğretilmektedir. Diyanet İşleri Başkanlığı Cumhuriyetin kuruluşundan bugüne kadar Emevi İslam anlayışını savunan, İslam’ın demokratik değerlerini tarumar eden, milyonlarca farklı inanç mensubunun rızasını almayan bir kurumdur.

    “CEMEVİ BAŞKANI YOLUMUZU NURSUZA DÜŞÜRDÜ”

    Tunceli Cemevi yetkilileri o ziyarette bulunan ocak mensupları pirlerinden, taliplerinden, orada yaşayan ikrarlı canlardan, edep erkan ile yol süren yol evlatlarından, ocaklardan rızalık almadan görüşmeler yapmıştır, iş tutmuştur. Cemevi başkanı yolumuzu nursuza düşürmüştür. Yol ulularımız, ‘yolumuzu pirsize, nursuza, arsıza, hırsıza uğratma’ diye Hak meydanında Hak kelamını dile getirmişlerdir. Rızamızı almayan bir kurumda, kurumun aklı ile yaşayan imamdan medet ummak Xızırı, Şêr î Yezdan’ı bilmemektir, taliplerin lokmasına hürmet etmemektir. Aleviler kimden medet diler! Medet ya Xızır ya şer î Yezdan’ derler, ya Heq derler. Emevi İslam anlayışından, nahaktan ilahiyat okumuş talipsiz pirlerden, devletin imamından, onların öğreteceği Kuran’dan medet ummak Ocaktan, talipten vazgeçmektir. Unutulmamalıdır ki, Sıffin Savaşında ‘şer î Yezdan mızrak uçlarına takılmış Kur’an sayfaları için’ onlar kağıt parçalarıdır, Kur’an-ı Natık benim’ demiştir.

    “DERSİM’DEKİ KIZILBAŞLIK KÜRT’LÜKLE ÖZDEŞTİR”

    Bu anlayışın temsilcilerinin neden Dersim’e gittiklerini, neden Dersim’de bu kadar ısrarcı olmalarının bir hesabı vardır. Devlet hesapsız-kitapsız adım atmaz demişler. Bir hesabı var, iki ‘evdeki hesap ne kadar uyar çarşıya’ onu da görüp yaşayacağız. Akabinde kamuoyunda takip ettiğimiz kadarıyla da Sarı Saltık ile ilgili bir çalıştay düzenledi. Bu çalıştayda Sarı Saltık kızıl elmacı bir akılla anlatıldı. Neden Sarı Saltık, başka bir ocak değil. Dersim’deki Kızılbaşlık veya Rêya Heq Alevi inancı Kürtlükle özdeştir. Dersim raporlarında bu nettir. Bütün ocakların tarihsel arka planı bilinir. Etnik olarak bir Rêya Heq Alevi ocağı üzerinde Orta Asya ve Balkan tezi oluşturulamazdı. Bilinçli bir seçimdir. Orta Asya veya Balkan menşeli bir Türk İslam Aleviliği inşa çalışması vardır. Şüphesiz ki Sarı Saltık ocağında kemaletli, edep erkan bilen, yola bağlı canlar vardır. Yüzyıllardır aynı coğrafyada yaşıyorlar. Diğer ocak mensupları ile musahip olmuşlardır. Yola ikrar vermiş Sarı Saltık evlatları ile el ele vererek bu akıl boşa çıkarılmalıdır.

    DEVŞİRME ALEVİLİK

    Sarı Saltık hakikati üzerinden, ‘Dersim’e yeniden devşirme bir Aleviliği nasıl yaratırız?’ Hesabı vardır. Hem kimliğinden hem de inancından ciddi devşirme yöntemiyle, ‘nasıl ki Hacı Bektaş Veli üzerinde Yeniçeri ocağını’ kurmak istedilerse aynısını Dersimden Sarı Saltuk üzerinden, Devşirme ocaklarla ‘başarabilir miyim’ diyerek, böylesi bir çalıştay çalışmasını yapmıştır. ‘Ya tutarsa’ hesabı uzun bir çalışmanın ürünüdür. Başta Tunceli Üniversitesi bu çalışmanın hem düşünsel hem zihinsel hem de politik mimarıdır. Bir çok akademisyen, yazar, aydın, bilim insanı, dede bu iş için hem ekonomik hem de manevi düzeyde destek vermiş ve bizzat bu işin devşirmeciliğine soyunmuşlardır.

    “EN KUTSAL ŞECERE TALİPLİKTİR”

    Özellikle dikkatten kaçmayan, çalıştaya katılanların metrelerce uzunluktaki şecere göstermeleri boşuna değildir. Son dönemlerde Alevi coğrafyasında, özellikle Rêya Heq Alevi coğrafyasında şecereler görünür olmaya başladı. Şecereler üzerinde bir inanç tarihsel köklerinden, toprağından, aidiyetinden, dilinden uzaklaştırılmaya çalışılıyor. Zamanında devlet erkanı tarafından verilen şecerelerle Horasan ve Orta Asya üzerinden bir Türklük yaratılmaya çalışılıyordu. Hiçbir talip pirinden şecere sormamıştır. Şecerelerden hareketle Alevilik yapmak, inancımızı tekçi zihniyete bağlamaktır, tarihi çarpıtmaktır. Oysaki Xızır inancımızda en kutsal şecere talipliktir. Yol pir ve taliplikle var olmuştur. Bunun dışındaki bir girişim, müdahale saptırmaktan başka bir şey değildir. Buna yeltenenler varsa da müşküldürler.

    “DEVLET YENİ BİR YAPILANMAYA GİDİYOR”

    Ayrıca, Alevi hakikati biatçı, kulluğu esas alan; Hacı Bektaş Veli kemaletinden uzak, nahak anlayışa yakın olan Balım Sultan tarzına kurban edilmek istenmektedir. Aslında devlet yeni bir yapılanmaya gidiyor. Tıpkı Osmanlı’nın devletleşme dönemindeki gibi. Muhalif, rıza toplumu özelliklerini taşıyan bütün inançları, hakikatinden uzaklaştırarak kendi bekası için özgürlükçü bir Alevi anlayışı devamlı nahak için sorun olmuştur. Bunun yerine Balım Sultan Bektaşiliği üzerinden Hacıbektaş’ın yol evlatları, inancı, özgürlük arayışı torpillenerek devlet kontrolüne alınmaya çalışılıyor. Böylelikle ahlaki politik özünden uzaklaştırılıyor aynı zamanda Türkleştirilmeye çalışılıyor. Balım Sultan Bektaşiliği üzerinde Türk İslam Aleviliği, Türk İslam Bektaşiliği inşa edilme çalışmaları vardır. Ahmedi Yesevi ismi, aklı karşılık bulamayınca, Sarı Saltuk üzerinden bir inşa çalışması vardır. Her ocaktan insanlar devşirilerek devşirme ordusu oluşturulup, yol evlatlarının birbirine kırdırılma çalışması yeni bir yöntemle devam ediliyor. Eskiden, Türk’ü Kürde, Kürt’ü Aleviye kırdırma politikası ile yapardı. Şimdi de ocağı ocakzadeliğe, Aleviyi Aleviye kırdırtma kurnazlığı ve politikasını devreye koyma hesapları yapılmaktadır. Bir hatırlatmada bulunmakta fayda vardır. Sarı Saltuk yol taliplerine ‘Sarı Saltuk evlatları bilmezler mi, Sarı Saltuk Ocağı pirlerinden Seyit Seyfi başı ezilerek öldürülmüştür’. Şimdi de gelip Sarı Saltuk adına, şecereler dizmektedirler. ‘Ayıptır günahtır, zulümdür’ tek kelimeyle.

    ALEVİ İNANCI ÇARMIHA GERİLMİŞ DURUMDA

    Devletçi nahak anlayış fiziki soykırımla bir toplumu yok edemeyince onun devamı niteliğinde olan kültürel soykırımla yok etmeye çalışıyor. Gelinen aşamada Rêya Heq Alevi inancı sosyal, siyasal, ekonomik, kültürel kısacası bir bütün olarak çarmıha gerilmiş durumdadır. Biliyoruz ki Hacı Bektaş, Baba İlyas, Baba İshak Ebu’l Vefa’ Kürdî’ nın halifeleridir. Hacı Bektaş Veli, Baba İshak isyanına katılmış, kardeşi orada şehit olmuş, takibata uğramış ve saklanmak zorunda kalınca Dersim’e gelmiştir. Daha sonraları 2. Beyazıt döneminde Balım Sultan tarafından Ocak Osmanlı’nın hizmetine sunulmuştur. Biatçı kişiler dergahın başına atanarak dergah ele geçirilmiş, devlet bekası için paralı asker haline getirilmiştir. O günden bugüne ocak mensupları tarafından özgürlükçü hattı savunanlar devamlı olmuştur. Ayrıca bu politikalar erkek egemen aklın politikalarıdır. Bu tip etkinliklere her nedense ocakları temsilen bıyıklı, kravatlı, Alevilik temsil ediliyor. Mürşidi Kamilullah olan kadın bu çalışmalarda kolay kolay yer almaz. Xızır ve Ana kadın aklından uzaklaştırılmak istenen bir hatla karşı karşıyayız. Aleviliğin o doğal otantik orijinal ana kadın kadimliğinin özünü erk ve devlet zihniyetli hale getirilmek istendiği de çok açıktır. İslam devletin dini haline getirilmiş, günümüzde de devletin Aleviliği yaratılmak isteniyor. Aleviliğin devletçi zihniyetten uzak yaşaması, devlete sürekli mesafeli durması, hep kendi özgün varlığı ile inancını yaşaması, devleti her zaman kaygılandırdığı için de devlet Aleviliği potansiyel tehlike olarak görmüştür. Yapılan Sarı Saltuk çalıştayının asıl amacı da bu potansiyel tehlike olarak gördüğünü hem içeriden oto asimilasyon, dışarıdan da Balım Sultan, Baba Sait, Ahmet Yesevi gibi devşirme isimlerle, Şia ve Sünni çizgi ile deforme edilerek, devletçi, Türkçü, dinselleştirilmiş bir Alevilik yaratılmaktadır. Alevilik içimizdeki yol düşkünleri vasıtasıyla Balım Sultan Bektaşiliğine kurban edilmek isteniyor.

    “REYA HEQ ALEVİLERİ HAKİKATÇİ HATTIN İZİNDEDİRLER”

    Hakikatin deryasında doğru okumayı bilmek bilgelik ve ermişlik işidir, kemalet gerektirir. Ne deryayı damlaya, ne de damlayı deryaya kurban etmeyecek kadar bilge bir akla ve vicdana sahiptir yol inancı. Baba Tahir-i Üryan’ın dediği gibi ‘Deryayı bardağa sığdıramazsınız.’ Bu ermişlikten kopmanın sonuçları olmalı ki Alevilerin yaşadığı kafa karışıklığı bunun bir sonucudur. ‘Kurdun kuzu postunda görünmesi’ bu hakikati yalın bir şekilde de dile getirmektedir. Bugün tam da başta Reya Heq-Hak yol Aleviliğine ve genel tüm Alevi süreklerine yapılmak istenen budur. Yani ‘kuzu postunda kurdu’ görmekle görmemek arasındaki farkı görebilmektir. ‘Ben yakın gölden korkarım, uzak derya bana neyler’ sözü tarihsel yaşanmışlıkların özetidir. Yol normu Xızır cevheri ve aklıyla kendi yolunu her zaman bulup, yeni bir yol açmasını bilmiş bir inançtır. Biz buna Xızır aklı ve hikmetin gayreti diyoruz. Aleviler bu gayreti gösterip, kendi hakikatçi önderlerinin göstermiş olduğu yolun izinde varlıklarını sürdürmeye devam edeceklerdir. Reya Heq Alevileri bu hakikatçi hattın izindedirler.  (HABER MERKEZİ)            

  • Rumelifeneri’nin içindeki Sarı Saltuk’a sahip çıkma çağrısı-VİDEO

    Rumelifeneri’nin içindeki Sarı Saltuk’a sahip çıkma çağrısı-VİDEO

    PİRHA- İstanbul’da Marmara ile Karadeniz’in kesiştiği Rumelifenerinin içinde Alevilerin önemli olan Sarı Saltuk türbesi bulunuyor. 1263 yılında burada Rumeli’ye gittiğine inanılan Sarı Saltuk’un bu kültürün en önemli simgelerinden biri olduğunu söyleyen Araştırmacı Yazar Ayhan Aydın, Saltuk’u Balkanların Hacı Bektaşı’ı olarak tanımlıyor.

    Rumeli Hisarı Mahallesi İstanbul’un Avrupa yakasında bulunan Sarıyer ilçesinde Rumelihisarı semtine bağlı.

    Alevi ocak ve ziyaretlerinden biri olan ve en önemlisi Dersim’de bulunan Sarı Saltuk’un bir nişangahı da İstanbul Sarıyer Rumelihisar’da fenerin içinde yer alıyor. Karadeniz ve Marmara’nın kesiştiği bir noktada yer alan Sarı Saltuk türbesinin birçok düşünce ve inanıştan ziyaretçisi bulunuyor.

    İstanbul Rumelihisarı’nda Karadeniz ve Marmara Denizi’nin kesiştiği bir noktada Rumelifeneri’nin içinde bulunan Alevilerin inanç merkezi Sarı Saltuk türbesini Derveş Cemal Ocağı mensubu İmam Yılmaz, Şıx Delil Berxecan Ocağı mensubu Haşim Turhan ve Araştırmacı-Yazar Ayhan Aydın ziyaret ederek çerağlar uyandırıldı.

    Rumelihisarı’nda bir deniz feneri içinde yer alan Sarı Saltuk türbesinde ilk defa çerağ uyandıran Derveş Çemal Ocağı mensubu İmam Yılmaz, Şıx Delil Berxecan Ocağı mensubu Haşim Turhan ve Araştırmacı-Yazar Ayhan Aydın  PİRHA’ya konuştu.

    KARADENİZ VE MARMARA’NIN KESİŞTİĞİ NOKTADA

    Derveş Cemal Ocağı mensubu İmam Yılmaz, “Burada yer alan Sarı Saltuk türbesi ve nişangahı konum olarak Karadeniz ile Marmara Denizi’nin kesiştiği bir noktadır. Denizde yolunu kaybeden ve darda kalana yardımcı olmuş yol göstermiştir. İlmi, yolu, irfanı ve ehlibeyti öğretmek için onlara bir nevi fener olmuştur” diye konuştu.

    Sarı Saltık türbesinin konumuna baktığımızda burada çok az sayıda yol talibinin kaldığını görüyoruz” diyen Yılmaz sözlerine şöyle devam etti:

    “Sarı Saltuk türbesinin burada olması çok eskilere dayanıyor. Bir fenerin içinde yer alması çok önemli ve anlamlıdır. Buraya çok canımız ziyarete geliyor. Bu nedenle buraya bir cemevinin yapılması bizlerin arzusudur. Bu türbede bir cem yapılmıyor. Burası çevredeki esnaf ile komşuların koruması ve denetiminde. Sarı Saltuk türbesinde hizmet verecek bir dede ve talip bulunmuyor. En büyük eksilikte budur. Keşke bir imkan olsa da bunu gerçekleştirsek. Türbeye farklı görüş ve inançtan insanlar da geliyor. Sarı Saltuk’un kim olduğunu Sünni canlarımız da bizim kadar biliyorlar. Sadece gelen canların lokmaları pay ediliyor.”

    SARI SALTUK TÜRBESİ’NDE İLK KEZ ÇERAĞ UYANDIRILDI

    Yılmaz’dan sonra söz alan Dersim Şıx Delil Berxecan ocağına mensup Haşim Turhan ise bize Sarı Saltuk türbesinde gerçekleştirdiği ritüelleri şu şekilde ifade etti:

    “Bugün ilk kez burada delil ve çerağ uyandırıldı. Daha önce sadece niyazlaşmak için geliniyordu. Bir Newroz gününde burada olup bu ritüeli gerçekleştirmek bizler için anlamlıdır. Kendimizle Sarı Saltuk türbesinin Tacı Şerifine bir lale getirdik. Bu lale sevgiyi ve baharın gelişini temsil ediyor. Tacı Şerif 12 dilimden oluşuyor. Tacı Şerifteki 12 dilim 12 İmam’ı temsil ediyor. Gül suyumuzu Allah, Muhammet ve Ali aşkına döktük. Gülsuyunu mistik ve tasavvuf manasındadır. Enerjisi güçlüdür. İnsanlar gülsuyu döktüğünde bedenindeki enerjiyi ortaya çıkarır. Bir de Sarı Saltuk Türbesine biberiye yağı döktük. Biberiye yağı ise kutsal mekanların bulunduğu coğrafyada enerjinin yayılması ve ortamın dengelenmesi için yapılan bir ritüeldir. Bir de Şahkulu Sultan Dergahı türbesinden teberik getirdik. Pirden pire armağan olarak alıp bu pirimizin bahçesine getirdiğimiz teberiği bir ritüel olarak koyacağız. Ve son olarak Allah, Muhammet, Ali adına çerağımızı uyandırdık.”

    SARI SALTUK’UN YEDİ YERDE MAKAMI BULUNUYOR

    Araştırmacı Yazar Ayhan Aydın’da Sarı Saltuk’a ilişkin bilgiyi verdi:

    “Sarı Saltuk 1263 yılında burada Rumeli’ye gittiğine inanılan ve bu kültürün en önemli simgelerindendir. Sarı Saltuk sadece Anadolu’da değil özellikle Balkan coğrafyasında alperen ve eren bir kimliktir. Balkanlar’da ana olarak yedi yerde makamı var. Türkiye’de de en az yedi yerde mekanı var. En bilindik mekanı Dersim Hozat’takidir. Ancak İstanbul’da bulunan makamı çok eskiden bilinmiş olsa bile Alevi Bektaşi camiası çok yakın bir dönemde fark edebildi. Yaygın söylentiye göre Selçuklu döneminde İzzettin Keykavus döneminde yaşadığına inanılan Sarı Saltuk burada Çepni boyları ile birlikte Rumeli Feneri’nden hareket ederek Karadeniz üzerinden bugünkü Romanya’nın Babadağ dediğimiz bölgesine gittiğine inanılıyor ve söyleniyor. Ancak tek başına gitmemiş. Kendi çevresindeki muhipleri, talipleri, gönüldaşları ve yol arkadaşları ile gitmiş. Böylece bir oba olarak gittiğini anlıyoruz. Sarı Saltuk’un bugün bulunduğu bu nokta aynı zamanda denizcilik açısından da çok önemli bir yerde bulunuyor.”

    Denizcilerin yardımına koşan biri olduğuna da inanılan Sarı Saltuk’un Rumelifeneri’nin içinde bir makamının da yer aldığını söyleyen Aydın, “Makam ulu erenlerin bir dönem kaldığı, eğlendiği ve onlarla anılan zaman geçirdiği yere onların anısını yaşatmak adına sonradan yapılmış ve türbe işlevi gören yerdir. Burası da Sarı Saltuk’un ayak basıp Karadeniz’e açıldığı yer olarak biliniyor. Burası İstanbul’daki en önemli makamıdır. Sarı Saltuk menkıbesi  yüzyıllarca Anadolu ve Balkanlar’da birliğin, dirliğin, hoşgörünün, barışın simgesi olmuştur” dedi.

    Aydın, Sarı Saltuk’un bunun dışındaki makamlarını ise şöyle sıraladı:

    “Sarı Saltuk karizmatik ve güçlü bir önder olduğundan gittiği ve ayak bastığı yerlerde Hristiyan’ı ile Müslüman’ı ile ziyaret edilen türbelere sahiptir. En belli başlıları Bulgaristan’da Kaliagra Varna’ya yakındır. Kaliagra burnunda Sarı Saltuk makamı vardır. Osmanlı arşivlerinde de burada yaşadığı ve tekkesi olduğunu görebiliyoruz. Makedonya Ohrid’de Sveti Naum dünyanın en eski manastırında da Sarı Saltuk’un bir süre kaldığı ve orada saygıdan dolayı ona makam vererek ismini zikrediyorlar. Arnavutluk’ta Kurye kentinde bir mağarada, Kosava’da İpek Şehrinde, Bosna-Hersek’te Bilagay’da makamları var. Tüm makamları suya yakınlığı ile dikkat çekmektedir. En önemli ziyaret yerlerinden biri Romanya’daki Babadağ’dır.”

    “BALKANLARIN HACI BEKTAŞ’I SARI SALTUK’TUR”

    Sarı Saltuk’un Selçuklular zamanında yaşamış ve halk hareketinin en büyüğü olan Babailer İsyanı’nın içerisinde Barak Baba’nın piri olarak ön plana çıktığını söyleyen Aydın sözlerini şöyle sürdürdü:

    “Balkan bölgesinde en yaygın inanç olduğu için Balkanların Hacı Bektaş’ı Sarı Saltuk’tur. Sarı Saltuk adına çok eser yayınlanmıştır. İlk büyük derleme Cem Sultan tarafından yapılmıştır. Cem Sultan Rumi isimli vezirine bir görev vererek yedi yılda Sarı Saltuk ile ilgili bütün söylenceleri derleyip Saltuk Nameyi çıkarmıştır. 200 yıl sonra yazılan bir eser olduğuna göre birçok rivayetler ve konularda buraya girmiştir. Sarı Saltuk il ilgili çok bilgi olmadığından bazıları onun kimliğini değiştirerek Sünni bir kimliğe büründürmek istiyor. Namazında, orucunda, niyazında bir insan olarak gösterilmek isteniyor. Ancak tarihi gerçekler ile bu uyuşmuyor. Çünkü o atı ile darda ve zorda kalan insanlara gidip yardımcı olan bir önderdir. Dolayısı ile kimlik değiştirilmeye çalışılıyor.”

    “SAHİP ÇIKMAZSAK İNANÇ MERKEZLERİMİZ ELİMİZDEN ALINACAK”

    Sarı Saltuk’a sahip çıkılması çağrısında bulunan Aydın, “Sarı Saltuk’un kimliğinin değiştirilmesi ve asimile edilmeye çalışılması Alevi Bektaşi tarihinin de en ciddi şekilde darbe yediği noktalardan birisi olacaktır. Yunus Emre ve diğerlerinde böyle oldu. Eğer toplumumuz, derneklerimiz, vakıflarımız, aydınlarımız, yazarlarımız akıllarını başlarına almazlarsa daha çok darbeler yiyeceğiz. Ve kendi inanç merkezlerimiz ve mekanlarımız elimizden teker teker çıkacaktır. Sarı Saltuk Alevilerin Hızır’ıdır. Çünkü Sarı Saltuk zalimin ve zulmün karşısındadır. Bugünde zulüm günlerindeyiz” ifadelerini kullandı. (HABER MERKEZİ)