Etiket: sarıyer

  • ‘Barışın olması, kanın durması için Aleviler bu sürece çok sıcak bakıyor!’-VİDEO

    ‘Barışın olması, kanın durması için Aleviler bu sürece çok sıcak bakıyor!’-VİDEO

    PİRHA – ‘Barış ve Demokratik Toplum Çağrısı’na dair konuşan HBVAKV Sarıyer Şube yöneticileri, yeni süreçte Alevilerin haklarının da anayasada belirtilmesi gerektiğini söyledi. Şube yöneticisi Alaattin Ahi, “Barışı tam anlamıyla sağlamak gerekiyor. Toplumun tümünü kapsayacak şekilde bir barış olsun. Bir Alevi kurumu olarak bizim de isteklerimiz var. Bu sürecin içinde bizim de isteklerimizin yerine getirilmesini isteriz” diye konuştu.

    Abdullah Öcalan tarafından 27 Şubat’ta yapılan ‘Barış ve Demokratik Toplum Çağrısı’ toplum nezdinde nasıl karşılık buldu; PİRHA olarak yurttaşların görüşlerini dinlemeye devam ediyoruz.

    Kırk yıllık çatışmalı süreç ardından PKK’nin “silah bırakma” kararı ile AKP-MHP Hükümetinin, yeni bir anayasa yapma konusundaki girişimleri, Alevi toplumunda da olumlu karşılandı.

    Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı (HBVAKV) Sarıyer Şubesi yöneticileri, Kürt sorununun çözümü ve demokratikleşme konusunda görüş belirtti.

    “BU SÜREÇTE BİZ ALEVİLERİN DE İSTEKLERİ VAR!”

    Ayazağa Cemevi Başkan Yardımcısı Alaattin Ahi, henüz somut bir gelişme olmasa da barış meselesini konuşmanın çok önemli olduğunun altını çizdi ve “Kimden gelirse gelsin bizler barışı destekliyoruz. Çünkü hiçbir canın yanmasını istemiyoruz” diye ekledi.

    Alaattin Ahi, birtakım tedirginliklerin olduğunu da ifade ederek şu değerlendirmeyi yaptı:

    “Yarın bir takım kişiler, önceki gibi ‘Barış sürecini buzdolabına koyduk’ derler mi? Mesela karşılıklı anlaşmalar olacak ki bu süreç işlesin. Peki yarın bir tarafın istediği olmayınca ne olacak? Bir tarafın istedikleri yasallaştırılamaz, meclis çatısı altında bu olay gerçekleştirilemez ise ne olacak? Tekrar kan mı akacak? Onun için biraz temkinli gitmek bence daha doğru. Her iki taraf için de barış elbette ki önemli ama ‘barış yapacağız’ diye de bazı şeylerden feragat etmek olmaz. Barışı tam anlamıyla sağlamak gerekiyor. Yani işte sadece bir takım insanların değil, toplumun tümünü kapsayacak şekilde bir barış olsun. Biz bir Alevi kurumuyuz. Bizim de isteklerimiz var. Bu sürecin içinde bizim de isteklerimizin yerine getirilmesini isteriz. Halen cemevlerimiz yasal statüde değil. Devletle aramızda bir şey var. Diyorlar ki ‘Ya bizdensin ya da…’ Yani ötekileştirilmiş bir halkız. Bu öteki halden bizim de çıkmamız lazım. Bu da barış ile olacak elbette ki.

    Alevilerin de talepleri var. İşte bazı hakların tanınmasını istiyoruz. Biz de bunlardan tarafız. Elbette ki bu bizi de etkileyen bir süreç. Barış dediğimiz zaman hepsi bunun içine girecek. Ama şimdi bir takım yasalar, kanunlar çıkıyor ama halka bir şey yok. O yasaların içinden hep cezalar çıkıyor!”

    “TALEPLERİN HAYATA GEÇMESİ, İNSANLARIN ÖRGÜTLENMESİNE BAĞLI”

    Alaattin Ahi, gelinen süreçte PKK’nin silah bırakma kararının çok önemli olduğunu söyleyerek, Alevi toplumunun sürece katılması konusunda da görüş belirtti. Ahi, Alevilerin halen “öteki” görüldüğünü söyleyerek şunları aktardı:

    “Barışın olması, kanın durması için tabii ki Aleviler bu konuya çok sıcak bakıyorlar. Elbette ki silahların susması çok önemli. Barış olacaksa silahlar susacak. Silahların konuştuğu yerde barış olmaz. Bugün Suriye’deki katliam da doğru düzgün bir barış sağlanamadığı için halen devam ediyor. Çünkü oradaki yaşayan Aleviler üzerinde bir takım tahakkümler var. Her gün katliam haberleri geliyor. Aleviler buna da tepkili. Onun için bizim ülkemizde de böyle şeylerin yaşanacağından korkuyoruz. Alevilerin bu konuda da örgütlenmesi lazım. Yani içeride toplumları birbirine düşman ederek değil, birbiriyle kardeş yaparak yaşanmasını sağlamamız gerekiyor.

    Alevi toplumu, Suriye’de zannedersem ki bu son dönemlerde dağınıklığa uğradı. Birincisi bu iyi örgütlenememenin sıkıntısını yaşıyor Suriye’deki Aleviler. Biz o duruma düşmemek için kendi ülkemizde iyi bir örgütlülük sağlamamız gerekiyor. Nitekim şunu demek istiyorum; bir takım şeylerin hayata geçirilmesi insanların örgütlenmesine bağlı. Sen istediğini alabilmek için örgütlü olmak zorundasın. Türkiye’deki Aleviler de aynı şekilde; dağınıklıktan bir şey elde edemiyoruz. Her kafadan bir ses çıkıyor. Bunun için çatı örgütlerimizin bu konuda dik durması, birlikte hareket etmemiz gerekiyor. Bu birlikteliği sağlayamazsak biz de Suriye’deki Aleviler gibi kendimizi dışlanmış olarak, yani zaten dışlanmışız ama kötü durumlara düşebiliriz. Bugün Diyanet İşleri Başkanlığı’na daha fazla yetki veriyorlar. Resmi kurumlarda onların daha çok statü almasını sağlıyorlar. Biz Aleviler hep dışarıda kalıyoruz. Bunun önüne geçmemiz gerekiyor.”

    “TALEPLERİMİZİ MEYDANLARDA SÖYLEMELİYİZ”

    Alevilerin taleplerini dile getirmek adına sık sık eylem halinde olunması gerektiğini söyleyen Alaattin Ahi, sözlerini şu cümlelerle sonlandırdı:

    “Sık sık toplantılar, mitingler yapmamız gerekiyor. Kurumlar olarak, diyaloglarla istediklerimizi onlara bildiriyoruz ancak taleplerimizi daha açık şekilde meydanlarda onlara söylemeliyiz. Çünkü yaptırım gücü meydanlardan geliyor. Biz, bu ülkenin potansiyeliyiz, asli unsurlarıyız. Taleplerimizi karşılamak zorundalar. Onun için meydanlarda olmalıyız. Basın yoluyla, mitinglerle, isteklerimizi iletmeliyiz.”

    “ÖZGÜRLÜKLERİN OLDUĞU BİR ÜLKEYİ ARZU EDİYORUZ”

    HBVAKV Sarıyer Şube yöneticilerinden Doğan Doğan da ‘Barış ve Demokratik Toplum Çağrısı’na ilişkin görüş belirtti. Barışa dair hiç kimsenin karşı duruş sergilemeyeceğini söyleyen Doğan Doğan, şöyle devam etti:

    “Süreçle ilgili henüz ne yapılıyor, ne oluyor o konuda bilgi sahibi değiliz ancak, herkes barışı canı gönülden ister. Örgütün silah bırakması tabii ki sevindirici ama sürecin nasıl işleyeceği konusunda hiç kimse bilgi sahibi değil. Ondan dolayı da insanların aklında soru işareti var. Sonucu bekleyip görmek lazım. Herkesin eşit, kardeşçe yaşadığı, anayasal haklarının, daha çok özgürlüklerin olduğu bir ülkeyi arzu ediyoruz. Yani bir kere cemevlerinin yasal olarak ibadethane statüsüne getirilmesi gerekir. Alevilerin haklarının anayasada belirtilmesini istiyoruz. İşte mecliste de bir komisyon kurulması önerildi; tüm toplumların kanaat önderlerinin görüşlerinin alınmasını, ona göre de bir süreç izlenmesini tavsiye ederim.”

    Eren GÜVEN – Rozerin TEK/İSTANBUL

  • PSAKD Sarıyer Şubesi Saymanı Şimal Deniz gözaltına alındı

    PSAKD Sarıyer Şubesi Saymanı Şimal Deniz gözaltına alındı

    PİRHA- Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Sarıyer Şubesi/ Zeynep Yıldırım Cemevi Saymanı Şimal Deniz gözaltına alındı. 

    Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Sarıyer Şubesi/ Zeynep Yıldırım Cemevi Saymanı Şimal Deniz gözaltına alındı.

    Gazi Mahallesi’nde gözaltına alınan Deniz’in 6 Aralık’ta mahkemeye çıkarılacağı öğrenildi.

    20 Aralık 2022 tarihinde tutuklanan Şimal Deniz 22 Kasım 2023’te tahliye edilmişti.

    PİRHA/ İSTANBUL

     

  • DEM Parti kilise saldırısının ardından IŞİD Horasan Grubu’na dikkat çekti!

    DEM Parti kilise saldırısının ardından IŞİD Horasan Grubu’na dikkat çekti!

    PİRHA – DEM Parti, Santa Maria Kilisesi’ne yapılan saldırının ardından IŞİD’in Türkiye’deki yapılanmasına işaret etti. IŞİD Horasan Grubu’nun, Türkiye’yi üs bölge olarak kullandığını ifade eden DEM Parti Grup Başkanvekilleri Gülistan Kılıç Koçyiğit ve Sezai Temelli, Meclis araştırması açılmasını istedi.

    DEM Parti Grup Başkanvekilleri Gülistan Kılıç Koçyiğit ve Sezai Temelli, Sarıyer’deki Santa Maria Kilisesi’ne yönelik saldırıyı ve IŞİD’in Türkiye’de yapılanmasının aydınlatılması amacıyla Meclis araştırması açılmasını istedi.

    Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM PARTİ) Grup Başkanvekilleri Gülistan Kılıç Koçyiğit ile Sezai Temelli, konuya ilişkin yazılı açıklamalarında, IŞİD Horasan Grubu’nun Türkiye’deki çeşitli kentlerde örgütlendiğine vurgu yaptı. DEM Parti Grup Başkanvekilleri, IŞİD militanlarının, Türkiye’de silahlı eğitim alarak Afganistan’a yollandıklarını belirterek şu ifadelere yer verdi:

    “Türkiye Cumhuriyeti Devlet yetkilileri her ne kadar IŞİD’le mücadelenin etkin bir şekilde yürütüldüğünü iddia etse de IŞİD Horasan Grubu’nun Türkiye’yi üs olarak kullanmasının ortaya çıkması kolluk kuvvetlerinin IŞİD’le mücadelede yetersiz kaldığını göstermektedir. Son olarak geçtiğimiz günlerde, İstanbul Sarıyer’de bulunan Santa Maria Kilisesi’ne yönelik saldırıyı da aynı örgütün üstlenmesi, kolluk kuvvetlerinin IŞİD’e karşı mücadelede zaafiyetinin devam ettiği görülmektedir. Bu sebeple, TBMM’de bütün siyasi partilerin dahil olacağı bir komisyonun IŞİD’in Türkiye’de yapılanmasına ve saldırılarına kapı aralayan zaafiyetlerin araştırılması amacıyla Anayasa’nın 98’inci ve İçtüzüğün 104’üncü ve 105’inci maddeleri gereğince Meclis araştırması açılması için gereğini arz ve teklif ederiz.”

    “AFGANİSTAN’A SAVAŞA GÖNDERİLDİĞİ ORTAYA ÇIKMIŞTIR”

    TBMM Araştırma Önergesinin gerekçe bölümünde IŞİD’in yaptığı eylemlere dikkat çekilerek şu bilgiler paylaşıldı:

    “2014 yılında da Kürtlerin kontrolünde bulunan Kobane’ye karşı büyük bir askeri operasyon başlatmış ve bu hamleye karşılık bütün dünya halkları Kobane’nin IŞİD’e karşı korunması için çağrılarda bulunmuştur. Bu çağrıya karşılık IŞİD’e Karşı Mücadelede Uluslararası Koalisyon kurularak Suriye’deki Kürtlerle birlikte IŞİD’e karşı kesintisiz mücadele başlatılmıştır. IŞİD’e karşı başlatılan bu mücadele sonucunda IŞİD’in Suriye ve Irak’ta toprak egemenliği sona erdirilmiş ve örgütün eylem gücü önemli oranda azaltılmıştır.

    IŞİD’in Suriye’de hakimiyet kurduğu son kent Baguz da Demokratik Suriye Güçleri (DSG) tarafından geri alındıktan sonra örgüt, Suriye’de çöllere çekilip örgütlenmesini ve eylem planlamalarını yer altından yürütmüştür. Suriye’de, Türkiye’de ve Avrupa’da da yaptığı eylemlerden anlaşılacağı üzere örgüt teritoryal anlamda kayıp yaşamış olsa da eylem kapasitesini etkin bir şekilde korumaktadır. Özellikle, siyasi istikrarsızlığın derinleştiği bölgeleri üs olarak kullanan IŞİD, ABD’nin Afganistan’dan çekilmesiyle birlikte 2013 yılında kurulan IŞİD Horasan Grubu daha da etkin hale getirilerek adını Türkiye ve dünya kamuoyuna duyurmayı başarmıştır.

    IŞİD Horasan Grubu olarak bilenen yapı, IŞİD’in Suriye’de “hilafet” ilan etmesiyle birlikte El-Kaide’den ayrılan grup tarafından kurulmuş ve IŞİD’e ve “hilafete” olan bağlılığını ilan etmiştir. IŞİD adına Afganistan ve Pakistan’da binlerce kişinin ölümüne neden olan eylemler gerçekleştiren örgüt, Taliban’ın Afganistan’ın yönetimine geçmesiyle birlikte daha etkin ve aktif bir şekilde kanlı eylemlerini sürdürmüştür. Basına yansıyan son bilgilere göre, söz konusu örgüt Türkiye’yi önemli bir üs olarak kullandığı belgelerle ortaya çıkmıştır. Özellikle örgüte eleman temin etmek için Türkiye’de başta İstanbul olmak üzere çok sayıda kentte faaliyet yürüten Horasan grubu, Türkiye vatandaşları dahil olmak üzere Kazak, Kırgız, Özbek ve Tacik gibi Orta Asya ülkeleri vatandaşlarını da Türkiye’de örgütlediği, askeri eğitim verdiği ve sonrasında Afganistan’a savaşa gönderildiği ortaya çıkmıştır. Horasan Grubu adına faaliyet yürüten IŞİD üyelerinin daha önce Türkiye’den sınır dışı edildiği fakat sahte pasaportlarla yeniden faaliyet yürütmek için Türkiye’ye geldiği ortaya çıkmıştır. Basına ve ilgili savcılığın iddianamesine yansıyan bilgiler, Türkiye’nin IŞİD’le mücadelesinde ciddi bir zaafiyet yaşandığını açık bir şekilde göstermektedir.

    “TÜRKİYE’Yİ ÜS OLARAK KULLANIYORLAR, EN ÇOK TÜRKİYE HALKLARINA ZARAR VERDİ”

    IŞİD, Suriye ve Irak’tan sonra en çok Türkiye halklarına zarar vermiş bir örgüttür. 5 Haziran’da Halkların Demokratik Partisi’nin (HDP) Diyarbakır Mitingine yapılan saldırı, 20 Temmuz Suruç Katliamı, 10 Ekim 2015 Ankara Gar Katliamı, Ağustos 2016’da Gaziantep’te Kürtlerin düğününe yönelik bombalı saldırı Türkiye halklarının hafızasında hala diri olan IŞİD’in kanlı saldırılarından sadece birkaç tanesidir. Fakat bu saldırılara rağmen, Türkiye’de IŞİD üyelerinin çok rahat bir şekilde faaliyet yürüttüğü, eylem yaptığı da bilinmektedir. Son olarak geçtiğimiz günlerde İstanbul Sarıyer’de bulunan Santa Maria Kilisesi’ne yönelik saldırı da Türkiye’de ilgili kurumların IŞİD’le mücadelede yetersiz olduğunu kanıtlar niteliktedir. Yukarıda bahsedilen IŞİD Horasan Grubu’nun Türkiye’yi üs olarak kullanması, son kilise saldırısının da bir nedeni olarak değerlendirilmektedir. Türkiye Cumhuriyeti Devleti yetkilileri her ne kadar IŞİD’e karşı etkin bir şekilde mücadele ettiğini söylese de 2015 yılından günümüze IŞİD’in Türkiye’de planlı olarak yaptığı saldırılar bunun aksini göstermektedir. IŞİD’in Horasan Grubu olarak bilinen yapının Türkiye’yi üs olarak kullanması ileride başta Türkiye halkları olmak üzere bütün dünyaya tehdit olmaya devam edeceğini ciddi bir şekilde göstermektedir. TBMM üyeleri tarafından kurulacak bir komisyonla IŞİD’e karşı mücadelede yaşanan zaafiyetleri, eksiklikler ve boşlukları tespit etmek olası saldırıların önüne geçecektir.”

    PİRHA/ANKARA

  • Kilisedeki saldırıda katledilen Tuncer Cihan Nurtepe Cemevi’nden uğurlandı

    Kilisedeki saldırıda katledilen Tuncer Cihan Nurtepe Cemevi’nden uğurlandı

    PİRHA- İstanbul Sarıyer’de Santa Maria Kilisesi’ne düzenlenen silahlı saldırıda yaşamını yitiren Tuncer Cihan’ın cenazesi Nurtepe Cemevi’nden kaldırıldı. Kuzeni Murat Cihan, Tuncer Cihan’ın gezmek ve vakit geçirmek amacıyla kiliseye gittiğini belirterek, “Kendisinin yüzde 80 engelli raporu var. Onun şansızlığı orada bulunması” dedi. 

    Santa Maria Kilisesi’nde dün ayin sırasında yapılan silahlı saldırıda hayatını kaybeden Yüzde 80 zihinsel engelli Tuncer Cihan için Nurtepe Cemevi’nde cenaze erkanı yapıldı.

    Erkana, Aleviler, Cihan’ın ailesi ve yakınları, Latin Katolik Cemaati Ruhani Reisi Massimiliano Palinuro, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı (İBB) Ekrem İmamoğlu, Kağıthane Kaymakamı Niyazi Erten katıldı.

    “KARDEŞİMİZ SAF BİR MELEK GİBİYDİ”

    Latin Katolik Cemaati Ruhani Reisi Massimiliano Palinuro, “Dua etmemiz lazım. Kusura bakmayın çok duygulandım. Merhum kardeşimiz saf bir melek gibiydi. Cemaatimizi kurtarmaya çalıştığı için hayatını kaybetti. Minnetimizi, ailesine göndermeye geldik. Allah, üzüntü içinde bulunan aileye teselli versin” dedi.

    Kuzeni Murat Cihan ise amcasının oğlu Tuncer Cihan’ın gezmek ve vakit geçirmek amacıyla kiliseye gittiğini belirterek, “Kendisinin yüzde 80 engelli raporu var. Bizim akrabamızı vurmuşlar. Bunu yapan insanların eline ne geçti? Karıncayı bile incitmeyen bir insanı öldürerek ellerine ne geçti? Melek gibi bir insandı. Tamamen şans eseri kendisine kurşun isabet etti. Onun şansızlığı orada bulunması” diye konuştu.

    Cihan’ın cenazesi, törenin ardından Hasdal Mezarlığı’nda toprağa sırlandı.

    Bu arada PİRHA’ya bir mesaj gönderen Dede Eren Yıldırım, “Bu hain saldırıyı kınıyor ve bir daha böyle acıların yaşanmamasını diliyoruz” dedi.

    “KARANLIK GÜÇ ODAKLARI AÇIĞA ÇIKARILMALI”

    Eren Yıldırım özetle şunları ifade etti:

    “Kiliseye yapılan saldırıda yaşamını yitiren Tuncer Cihan, ablasının söylemi ile %80 engelli bir Alevi canımız. Bugün Kağıthane- Nurtepe Cemevimizde Hakk’a yürüme erkanı yapıldı. Bu hain saldırıyı kınıyor ve bir daha böyle acıların yaşanmamasını diliyoruz. Ama buna sebebiyet veren gerçekliği de görmek gerekiyor.
    Anayasa’nın 24. maddesinde; “Herkes, vicdan, dini inanç ve kanaat hürriyetine sahiptir” sözünün Türkiye’de uygulanmaması, aksine ülkeyi yöneten iktidarın, dindar ve kindar bir nesil söylemleri, bir arada yaşamanın güzelliğini, farklılıkların zenginlik olduğunu bilen ve bu amaç ile tüm adımlarını atan bizlerin huzurunu kaçırmaktadır.
    Ve bu topraklarda yaşayan devletin egemen din anlayışı dışındaki tüm inanç gruplarının özgürce ibadet edebilme hakkını gasp etmektedir.

    Bu tür saldırıları gerçekleştiren grupların, din/Allah adına yaptık söylemleri, amacı insanların manevi huzuru ve sevgi merkezli olan din öğretisinden uzak olduğu gerçeği ile yüzleşmemize bir kez daha vesile oluyor.

    İşte her defasında dini bir propaganda aracı gören, seçim kazanabilmek adına silah olarak kullanan siyasi güç odaklarına söylediğim Kuran örneğini hatırlatmak gerekirse;
    “Kimi okuyor Hacı Bektaş Veli, Yunus Emre, Mevlana oluyor,
    Kimi okuyor IŞİD’çi oluyor”
    Kutsal kitapları kendilerine göre şekillendirerek, asıl amacından saptırarak, insanları cihat çağrıları yapmaya yönlendiriyorlar.”

    Kimi güç odaklarının kendi çıkar ve menfaatleri doğrultusunda dinleri kendi doğrultularında şekillendirmeleri kabul edilemez. Sonuçları dün yaşadığımız gibi can kayıplarına ve geçmişte yaşadığımız gibi (Sivas, Çorum, Maraş ve Gazi katliamları) büyük olaylara neden olur.

    Dün akşam saldırıyı gerçekleştiren 2 yabancı uyruklu kişi yakalandı ama bu işin arkasındaki karanlık güç odaklarının bir an evvel bir daha yaşanmaması adına açığa çıkartılması bu sebeple elzemdir.

    Hünkar Hacı Bektaş Veli’nin çağrısı ve söylemi ile ‘Sevgi muhabbet kaynar yanan ocağımızda/ Bülbüller şevke gelir gül açar bağımızda/ Hırslar kinler yok olur aşk ile meydanımızda/Aslanlarla ceylanlar dosttur kucağımızda.

    (HABER MERKEZİ)

    İLGİLİ HABER

    Alevilerden saldırıya uğrayan kiliseye ziyaret; katledilen kişinin Alevi olduğu açıklandı-VİDEO

  • Kiliseye silahlı saldırı soruşturmasında gözaltı sayısı 51’e yükseldi

    Kiliseye silahlı saldırı soruşturmasında gözaltı sayısı 51’e yükseldi

    PİRHA- Sarıyer’de Santa Maria Kilisesi’nde bir kişinin yaşamını yitirdiği silahlı saldırıya ilişkin soruşturma devam ediyor. Soruşturma kapsamında gözaltına alınanların sayısı 51’e yükseldi. 

    İstanbul Sarıyer’de dün Santa Maria Kilisesi’ndeki silahlı saldırıya ilişkin gözaltı sayısı 51’e yükseldi.

    Sarıyer’de dün Büyükdere Mahallesi’ndeki Santa Maria Kilisesi’ne gelen 2 kişi, içeride düzenlenen ayin sırasında henüz belirlenemeyen nedenle silahla ateş açtı.

    Saldırıda silahla vurulan bir kişi hayatını kaybetti.

    SORUŞTURMA BAŞLATILDI

    Saldırıya ilişkin İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından soruşturma başlatıldı. Adalet Bakanı Yılmaz Tunç, bir Başsavcı Vekili ve iki Cumhuriyet Savcısının görevlendirildiğini açıkladı.

    FAİLLER GÖZALTINDA

    İçişleri Bakanı Ali Yerlikaya, dün Santa Maria Kilisesi’nde bir kişinin ölümüne neden olan silahlı saldırının 2 failinin yakalandığını duyurdu.

    Bakan Yerlikaya, sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada, şunları söyledi:

    “Bu sabah Sarıyer Santa Maria Kilisesi’nde pazar ayini sırasında Tuncer Cihan isimli vatandaşımızın ölümüne neden olan 2 katil zanlısı yakalanmıştır. Failleri tespit edip yakalayan İstanbul Emniyetimizi ve kahraman polislerimizi tebrik ediyorum. Hayatını kaybeden vatandaşımızın ailesine ve yakınlarına bir kez daha başsağlığı diliyorum.”

    (HABER MERKEZİ)

  • ABF’den polis baskını ve şiddetine tepki: Cemevine kapıları kırarak giremezsiniz!

    ABF’den polis baskını ve şiddetine tepki: Cemevine kapıları kırarak giremezsiniz!

    PİRHA- Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD Sarıyer Şube/Zeynep Yıldırım Cemevi’ne yapılan polis baskını ve şiddetine Alevi Bektaşi Federasyonu sert tepki gösterdi. Yazılı açıklama yapan ABF, polise tepki göstererek, “Bir ibadethaneye kapıları kırarak giremezsiniz. Cemevleri milyonlarca Alevi’nin ibadethanesidir” dedi. 

    Polisin Sarıyer Armutlu Mahallesi’nde bulunan Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Sarıyer Şubesi/ Zeynep Yıldırım Cemevi’ne sabah saat 06.00 sıralarında operasyon yaparak cemevinin kapılarını kırmasına Alevi kurumlarından tepkiler yükseliyor.

    Yazılı bir açıklama yapan Alevi Bektaşi Federasyonu (ABF), “Bileşenimiz olan Pir Sultan Abdal Kültür Derneği’nin Sarıyer Şubesi’ne yönelik polis baskınını kınıyoruz. Bir ibadethaneye kapıları kırarak giremezsiniz. Cemevleri milyonlarca Alevi’nin ibadethanesidir” hatırlatmasında bulundu.

    “CEMEVLERİMİZİ KRİMİNALİZE ETMENİZE İZİN VERMEYECEĞİZ”

    Polisin bu şiddetinin Alevi inancına saldırı olduğunu vurgulayan ABF, şu açıklamayı yaptı:

    “Cemevleri ibadethanedir!
    Eşitlik ve özgürlük mücadelesi insan onurunun da mücadelesidir. Özellikle son dönemde örgütlülüğümüze karşı yürütülen baskı, gözdağı ve algı operasyonları Alevi hareketini durduramayacaktır. Çünkü bizim hareketimiz, ırkçı ve şeriatçılara karşıdır.
    Bileşenimiz olan, Pir Sultan Abdal Kültür Derneği’nin Sarıyer Şubesi’ne yönelik polis baskınını kınıyoruz. Bir ibadethaneye kapıları kırarak giremezsiniz. Cemevleri milyonlarca Alevinin ibadethanesidir. Hatırlanacağı üzere kısa bir süre önce, PSAKD Genel Başkanı, Genel Sekreteri ve Örgütlenme Sekreteri de dahil MYK üyeleri, çağlayan adliyesi önünde ters kelepçeyle gözaltına alınmıştı.
    Alevi Bektaşi Federasyonu olarak diyoruz ki; cemevlerimizi kriminalize etmenize izin vermeyeceğiz. Bu yaklaşım aynı zamanda inanç özgürlüğüne yapılan saldırıdır. Herkes için adalet, herkes için özgürlük mücadelemiz devam edecektir.”

    PİRHA/İSTANBUL

    İLGİLİ HABERLER

    > PSAKD Zeynep Yıldırım Cemevi’ne polis operasyonu: Kapıları kırdılar, gözaltılar var

  • İstanbul Avrupa yakasının ilk dergâhı Nafi Baba’yı Alevilerin ziyareti engelleniyor-VİDEO

    İstanbul Avrupa yakasının ilk dergâhı Nafi Baba’yı Alevilerin ziyareti engelleniyor-VİDEO

    PİRHA-İstanbul’un Avrupa yakasında kurulan ilk dergâh olan Nafi Baba Dergâhı’nı ziyaret edemediklerini belirten Nafi Baba Dergahı Koruma Yaşatma Cem ve Kültür Evi Derneği Başkanı Ali Kaya, “Köyümüzden yedi kişinin mezarı da dergahın yanındadır. Bizi içeri almıyorlar. Ziyaret edemiyoruz. Bize devredilmiyor. Dergaha gidebileceğimiz bir kapının açılmasını talep ediyoruz” dedi.

    Nafi Baba Dergâhı, İstanbul’un Avrupa yakasında kurulan ilk dergâh olma özelliğini taşıyor. Sarıyer Rumeli Hisar üstünde bulunan Boğaziçi Üniversitesi sınırları içerisinde yer alan Nafi Baba Dergahı, Bektaşilerin çerağ uyandırması ve boğaza gözcülük yapılması amacıyla Fatih Sultan Mehmet döneminde kurulduğu ifade ediliyor. Dergâh şu anda ‘Boğaziçi Üniversitesi Nafi Baba Tarih, Kültürel Miras ve Arşiv Merkezi’ olarak faaliyet gösteriyor.

    Nafi Baba Dergahı Koruma Yaşatma Cem ve Kültür Evi Derneği, dergahın kurulma amacını ise “Bektaşi tekkesinin kurulmasının asıl amacı insanları birbirine sevdirmek, savaşmak değil. Bu kişileri din, mezhep farkı gözetmeden Hak sevgisi altında birleştirmektir” şeklinde belirtiyor.

    “DERGAHI ZİYARET ETMEMİZE İZİN VERMİYORLAR”

    2015 yılında kurulan Nafi Baba Dergahı Koruma Yaşatma Cem ve Kültür Evi Derneği’nin Başkanı Ali Kaya, dergâhı ziyaret etmelerine izin verilmediğini belirtirken, yaşananları PİRHA‘ya anlattı.

    Dergâha ilişkin bilgiler veren Kaya, “Nafi Baba Tekkesi İstanbul’un ilk dergâhlarından biri olma özelliğine sahip. Fatih Sultan Mehmet o dönem burayı vermiş. ‘Tekke olarak kullanın, ekin, biçin, kazan kaynatın’ demiş. Üzüm bağları varmış. Zincirlikuyu’ya kadar olan alanı vermiş. Ama Şeyh Bedreddin’in vakfiyesini vermiyorlar. Köyümüzden yedi kişinin mezarı da dergahın yanındadır. Bizi içeri almıyorlar. Ziyaret edemiyoruz. Bize devredilmiyor. Dergaha gidebileceğimiz bir kapının açılmasını talep ediyoruz. Rektörlüğe yazı yazdık. Rektör ‘Burada öyle bir şey olmaz’ diyor. Alevi-Bektaşi dergahı olduğunu söylüyoruz. Dönemin AKP’li Kültür Bakanı Ertuğrul Günay tarafından restore edilirken Nafi Baba Bektaşi Dergahı olarak yapıldı. Sahiplendiler. Alevi dergahlarının birçoğu hala Kültür Bakanlığı’na bağlı. Kira alıyorlar. Biz, kira verme teklifinde de bulunduk ama onu da kabul etmediler. Güvenlik görevlilerine ismimi vererek, ‘Bu kişiyi içeri alın’ talimatı verilmiş. Üniversitede Alevi-Bektaşi kürsüsü de açmıyorlar. Buranın ibadete açılması için üniversite öğrencileri ve halktan 2500 imza topladım. Yine müsaade etmediler” diye konuştu.

    “EMEKLİ HAKİM MEHMET TURAL YAPILMASI GEREKENLERİ ANLATTI”

    Kaya, emekli hakim Mehmet Tural tarafından dergâha dair yapılması gerekenlerin sıralandığı maddeleri de paylaştı. Kaya şunları söyledi:

    “Boğaziçi Üniversitesi sınırları içerisinde yer alan ve takriben sekiz dönümlük alanda bulunan tekkenin 1451-1452 yıllarında kurulduğu ifade edilmektedir. İstanbul’un alınmasındaki katkılarından dolayı Fatih Sultan Mehmet tarafından Şeyh Bedreddin sülalesine tahsis edildiği aktarılmaktadır. Vakfiyeye göre vakfın Nafi Baba soyundan gelenler tarafından yönetilmesi şayet soydan hiç kimse yoksa veya yönetmek istemiyorsa Bektaşi inancına hizmet edenlere verilmesi hükme bağlanmıştır. Kanunlar önünde eşitlik, hakkaniyet ilkeleri gereği el konulmuş olan Alevi-Bektaşi kurumları ve dergah mallarının iade edilmesi gerekmektedir. Bu çalışmalardan sonuç alınması düşünülmüyorsa, bu amaçla kurulmuş dernek tarafından fiilen işgal edilerek, fiili bir durum yaratılıp, inanca hizmet sunulması bir çözüm olarak düşünülebilir.”

    Derneğe ilişkin bilgi de veren Ali Kaya, bölgede yaklaşık 1700-1800 Alevi yurttaşın yaşadığını belirtti. Mahallelerinde cemevinin olmadığını da aktaran Kaya, “Hakka uğurlama hizmetlerini PSAKD Armutlu Şubesi Zeynep Yıldırım Cemevi’nde yapıyorlar. Derneğin aktif olarak 150 üyesi var. Üçte ikisi kadın. Şu anda onlara hizmet veremiyoruz” dedi.

    Barış KOP / İSTANBUL

     

  • Dilek Doğan davası: Kızımın hakkını bırakıp hiçbir yere gitmem-VİDEO

    Dilek Doğan davası: Kızımın hakkını bırakıp hiçbir yere gitmem-VİDEO

    PİRHA-İstanbul Küçükarmutlu’da polis tarafından öldürülen Dilek Doğan’ın ailesinin adalet mücadelesi altı yıldır devam ediyor. Yargıtay’da olan dosya onandığı takdirde sanık polis yalnızca 45 gün cezaevinde kalacak. Aile davayı AİHM’e taşıyacaklarını ifade ederken; anne Aysel Doğan, “Hiçbir zaman susmayacağız. Dilek’in yanına gömülene kadar hakkını arayacağım. Kızımın hakkını bırakıp hiçbir yere gitmem” diye konuştu.

    İstanbul’un Sarıyer ilçesi Küçükarmutlu Mahallesi’nde yaşadığı eve 18 Ekim 2015 tarihinde baskın düzenleyen polislere, “galoş giymeleri” yönünde uyarıda bulunan Dilek Doğan‘ın, özel harekat polisi Y.M. tarafından vurularak, öldürülmesinin üzerinden altı yıl geçti.

    Doğan’ın ölümünden sonra İstanbul 12. Ağır Ceza Mahkemesi’nde açılan davada yargılanan sanık polis Y.M.’ye 17 Mart 2017 tarihinde “iyi hal” indirimi yapılarak “bilinçli taksirle öldürme” suçundan altı yıl üç ay hapis cezası verildi. Yargıtay Başsavcılığı, sanık polis hakkında yapılan temyiz başvurusunu ise geçtiğimiz Temmuz ayında reddetti. Hala Yargıtay’da olan dosya onandığı takdirde sanık polis Y.M. yalnızca 45 gün cezaevinde kalacak.

    Doğan ailesi ise, kızlarının ölümüne neden olan polis hakkında verilen karara tepkili. Altı yıldır devam eden mahkeme sürecine değinen aile, adalet mücadelesine devam edeceklerini ifade ederken; davayı Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne (AİHM) taşıyacaklarını duyurdu.

    “MARAŞ’TA DA KATLİAMLAR YAŞANIYORDU, İSTANBUL’A KAÇARAK GELDİK”

    Anne Aysel Doğan, aile olarak bugüne kadar yaşadıklarını ise PİRHA‘ya anlattı.

    İlk olarak Kahramanmaraş’tan İstanbul’a olan göçlerine değinen Doğan, “Orada da katliamlar yaşanıyordu. Yoksulluk vardı. İstanbul’a kaçarak geldik. Geldiğimiz dönemde de burada gecekondular yapılıyordu. Biz de iki göz bir yer yaptık. İstanbul’a geldiğimizde Dilek dört yaşındaydı. Beş, altı sene iki göz yerde yaşadık. Bir sene olmadan Dilek’in babasını tutukladılar. Beş sene cezaevinde kaldı. Ben de beş çocukla yalnız kaldım. Çocuklar küçüktü. Çalışamıyordum. Köyden bir şeyler gönderiliyordu. Türlü zorluklarla büyüdü Dilek. Okul kazandı. Gönderemedik, uzak diye. Bu duruma kızarak işe başladı. ‘Ben de babama yardımcı olayım’ dedi” diye konuştu.

    “ARBEDE YAŞANMADIĞINI SÖYLEYEN POLİSLERİ UZAKLAŞTIRDILAR”

    Doğan, kızının ölümüne neden olan olay günü ile ilgili olarak da şunları kaydetti:

    “Olay günü hastaydım. Uykumdan uyandırdı Dilek beni. Baktım, ‘galoş’ muhabbeti var. ‘Ayakkabılarınızı çıkarın geçin’ dedi. Polisler bombacı aradıklarını söyledi. Söyledikleri ismi ilk kez duyduk. Kimliklerimizi kontrol ettiler. Dilek’e üst üste ismini sordular. O an hareketlerinden şüphelendim. Dilek’e yoğunlaşmışlardı zaten. Dilek’in ağabeyi, polislere Ankara’daki canlı bombaların yakalanmamasını, katliama engel olunmamasına yönelik tepkisini söylüyordu. Bunun üzerine oğlumun üzerine yürüdüler. Silah sesi duyuldu. Nereye ateş edildiğinin farkında değildim. Sonrada baktım ki Dilek’in elindeki telefon düştü. Kendisi olduğu gibi yere yığıldı. ‘Kaza oldu. Teröristler karşılık verdi’ dedi. Sonradan kamera kayıtları da ortaya çıktı. ‘Arbede yaşandığını görmedik’ diyen polisleri ise uzaklaştırdılar.”

    AİLEYE YÖNELİK BASKILAR DEVAM EDİYOR

    “Kızımı bizden alıp gittiler. Bize her türlü iftirayı da attılar. Terörist ettiler bizi” diyen Doğan, aile üyelerine yönelik yıllardır baskı yapıldığını belirtti. Doğan şöyle konuştu:

    “Çocuklarımıza baskı yaptılar. Sigortalı bir işe giremediler. Hep bir engel çıkarıldı. Çalıştıkları sırada darp ettiler. Çocuklarımdan biri Dersim’de öğrenciydi. Sürekli takip ettiler. Okulu bitirene kadar canımız çıktı. Polislere hakaret ettiği gerekçesiyle para cezaları verildi. Küçük oğlumun davası da bir yandan devam ediyor.”

    “İNSANLAR, OĞLUMUN ALEYHİNDE İFADE VERMEYE ZORLANDI”

    Doğan, altı yıldır adalet mücadelesi verdiklerini söyledi. Oğul Emrah Doğan’ın bu süreçte 19 yıl hapis cezası aldığını kaydeden Doğan, “Ne desek boş. Dilek’in yokluğu anlatılmaz. Umutlarımızı, hayallerimizi yıktılar. Polis en son “Devletim bana emir verdi, ben de uyguladım” dedi.

    Oğlum üç yıldır cezaevinde ve on dokuz yıl ceza aldı. Evimizin önünde gece, gündüz TOMA bekledi. Sürekli takip ediyorlardı. Hiçbir delil olmadan, ‘tehdit ve örgüt üyeliği’ suçlamasıyla oğluma ceza verdiler. Gizli tanık ifadeleriyle cezalandırıldı. İnsanlar, oğlumun aleyhinde ifade vermeye zorlandı. Bir tane oğlum baskılardan dolayı yurt dışına gitti. Diğer oğlum hiçbir şekilde çalışamıyor. Sokakta rahatça yürüyemiyor bile. Sürekli GBT sorgusuna maruz bırakılıyor.

    Bu süreçte ise bizi soran olmadı. Herkes korkuyor. Dilek’in babası zor şartlarda çalıştı. Ailemizi fişlediler. İş bulamıyorlardı. ‘Terörist’ damgası vurdular bize. Fakat hiç susmayacağız. Ölünceye kadar hakkını arayacağım kızımın. Dilek’in yanına gömülene kadar susmayacağım. Kızımın hakkını bırakıp hiçbir yere gitmem. Cezaevindeki oğlumda aynı şekilde ‘Beni öldürseler de gitmem’ dedi” ifadelerini kullandı.

    “SOHBET HAKKI İÇİN DİRENEN OĞLUMU CEZAEVİNDE DÖVMÜŞLER”

    Cezaevindeki oğlunun durumuna ilişkinde bilgi veren Doğan, “Emrah’ın görüş yasağı var. Bir tek telefon ile konuşuyoruz. Haftada yirmi dakika sadece. Bolu Cezaevi’nde yatıyor. Bir keresinde gittiğimizde gördük ki; hiç yürüyemiyor. Gözleri mosmor. Nedenini sorduğumda ise, ‘Bize sohbet hakkı vermediler. Direndiğimiz için dövdüler’ dedi.

    Dilek’in babasına da baskılar devam ediyor. Cemevine bile artık gitmiyor. Her şeyden uzak kaldık mecburen. Gelenek, göreneklerimizi bırakmak zorunda kaldık. Oturduğumuz yerde, ‘bize ne yapacaklar’ diye bekliyoruz. Adamlar düşmanmış bize. Bir devlet halkına düşman olur mu?” şeklinde konuştu.

    “YAŞADIKLARIMIZ KAN DONDURUCUYDU, KİMSE YALNIZ BIRAKMASIN BİZİ”

    Doğan son olarak davalarına sahip çıkılması çağrısında bulunarak, şunları söyledi:

    “Bizi yalnız bırakmasın kimse. Bu zulüm bitmedi. Bugün bana yarın herkese olabilir. Duyarlı insanlar var tabi. Ama herkesi terörist ilan ettiler. İnsanlar korkuyor. Dilek için biri bir şey söylese hemen yargılıyorlar. Berkin Elvan’ın annesi mahkemede, ‘Dilek Doğan’ı da böyle öldürdüler’ dediği için dava açmışlar kadına. Ne olursa olsun susmayacağız. Anneler susmaz. İçim çok dolu. Hiçbir şekilde sindiremediler beni. Yara oldu kaldı yüreğimde. Kanım donuyor aklıma geldikçe. Yaşadıklarımız kan dondurucuydu. Katliam yaşadık burada.”

    Berfin YILDIZ – Barış KOP / İSTANBUL 

  • Sarıyer’de Fatma Keke, Özer Ağaoğlu isimli erkek tarafından öldürüldü

    Sarıyer’de Fatma Keke, Özer Ağaoğlu isimli erkek tarafından öldürüldü

    Erkek şiddeti bu kez İstanbul Sarıyer’de. Fatma Keke isimli kadın Özer Ağaoğlu tarafından öldürüldü.
    İstanbul’un Sarıyer ilçesine bağlı Bahçeköy’de Fatma Keke isimli kadın, Özer Ağaoğlu tarafından öldürüldü. Saat 00.00 sıralarında yaşanan cinayetin ardından komşuların haber vermesiyle olay yerine polis ve sağlık ekipleri geldi. Yapılan ilk incelemede kadının yaşamını yitirdiği belirlendi.
    Keke’nin cenazesi otopsi için İstanbul Adli Tıp Kurumu’na kaldırılırken, fail Özer Ağaoğlu gözaltına alındı.

    (HABER MERKEZİ) 

  • Cemevinin adı ‘PSAKD Sarıyer Şubesi Zeynep Yıldırım Cemevi’ olarak değiştirildi

    Cemevinin adı ‘PSAKD Sarıyer Şubesi Zeynep Yıldırım Cemevi’ olarak değiştirildi

    PİRHA- Alevi Yoluna büyük hizmetleri olan Zeynep Yıldırım’ın 40. gün lokmasının ardından PSAKD Armutlu Cemevinin adı ‘Zeynep Yıldırım Cemevi’ olarak değiştirildi. 

    İstanbul’da 22 ve 28 Nisan’da koronavirüs nedeniyle Hakk’a yürüyen Zeynep ve Haydar Yıldırım için 5 Haziran cumartesi günü Armutlu Cemevinde Kırk Lokması verildi.

    Lokma sırasında Armutlu halkı ve cemevi yönetimi  tarafından cemevinin ismi, “Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Sarıyer Şubesi  Zeynep  Yıldırım Cemevi” olarak değiştirildi.

    Hakk’a yürüyen Yıldırım çifti için cemevi bahçesinde, Zeynep Yıldırım annesi Kezban Yıldırım’ın da katıldığı Kırk Lokmasında Baba Mansur Ocağı’ndan Hakan Erol’un deyiş ve gülbanglarının ardından Grup Yorum kısa bir dinleti vermişti.

    PİRHA/ İSTANBUL

     

  • Zeynep ve Haydar Yıldırım’ın Kırk Lokması paylaşıldı-VİDEO

    Zeynep ve Haydar Yıldırım’ın Kırk Lokması paylaşıldı-VİDEO

    PİRHA-İstanbul’da 22 ve 28 Nisan’da koronavirüs nedeniyle Hakk’a yürüyen Zeynep ve Haydar Yıldırım için Kırk Lokması paylaşılırken, mahalle halkı ve cemevi yönetimi  tarafından cemevinin ismi, “Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Sarıyer Şubesi  Zeynep  Yıldırım Cemevi” olarak değiştirildi.

    İstanbul’da Hakk’a yürüyen Yıldırım çifti için cemevi bahçesinde, Zeynep Yıldırım annesi Kezban Yıldırım’ın da katıldığı Kırk Lokmasında Baba Mansur Ocağı’ndan Hakan Erol’un deyiş ve gülbanglarının ardından Grup Yorum kısa bir dinleti verdi.

     

    Zeynep Yıldırım ve Haydar Yıldırım’ın Kırk Lokmasında mahalle halkı ve cemevi yönetimi  tarafından cemevinin ismi değiştirilerek “Pir Sultan Abdal Sarıyer Şubesi  Zeynep  Yıldırım Cemevi” yapıldı.

    PİRHA/İSTANBUL

  • AKP’ye tepki: Sarıyer’de cemevi SİT alanında da; cami SİT alanında değil mi?

    AKP’ye tepki: Sarıyer’de cemevi SİT alanında da; cami SİT alanında değil mi?

    PİRHA- Yaklaşık 150 bin Alevinin yaşadığı Sarıyer’de bulunan ve 8 yıldır yasal statüye kavuşmayı bekleyen İmam Hüseyin Cemevine arsa tahsisi İstanbul Büyükşehir Belediye(İBB) Meclisi’nde AKP grubunca engellendi. AKP’ye tepki gösteren İmam Hüseyin Cemevi Başkanı Ferhat Yıldız, “İBB AKP meclis üyeleri, Sarıyer’de bulunan cemevine ait parselin SİT alanı olduğunu söylüyor. O zaman oradaki camiyi, kuran kursunu ve öğrenci yurdunu da aynı kefeye koyacaksın” dedi. 

    Yaklaşık 150 bin Alevinin yaşadığı İstanbul Sarıyer’de bulunan ve 8 yıldır yasal statüye kavuşmayı bekleyen İmam Hüseyin Cemevine arsa tahsisi İstanbul Büyükşehir Belediye(İBB) Meclisi’nde AKP grubunca engellendi.

    Konu ile ilgili PİRHA’ya konuşan İmam Hüseyin Cemevi Başkanı Ferhat Yıldız, bu karar ile cemevlerine yasal statünün önünün kesilmeye çalışıldığını kaydetti.

    İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Meclisi’nde 12 Şubat tarihinde Sarıyer’de bulunan İmam Hüseyin Cemevinin yapıldığı arazi, planlara ve paftaya işlenmesi gereği gündeme alınırken, AKP grubu, İBB Meclis toplantısında almış olduğu kararla 3 No’lu Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulu vermiş olduğu görüş doğrultusunda reddetti.

    Konuyla ilgili olarak hazırlanan İmar Komisyonu Raporunda, “Plan değişikliği teklifi incelenmiş olup; İstanbul 3 Numaralı Tabiat Varlıklarını Koruma Bölge Komisyonunun 4 Aralık 2018 tarihli görüşü doğrultusunda komisyonumuzca uygun görülmemiştir” denildi.

    Cemevinin üzerinde bulunduğu parselin SİT alanı olduğunu vurgulayan AKP grubu son dönemlerde bu SİT alanı üzerinde inşa edilen yüksek katlı apartmanları ise görmezden geldi.

    “CAMİ, KURAN KURSU VE BİNALAR SİT ALANI İÇERİSİNDE DEĞİL Mİ?”

    İmam Hüseyin Cemevi Başkanı Ferhat Yıldız, 2013 tarihinde İmam Hüseyin Cemevinin yapımına izin veren kararın geçmiş dönem İBB Başkanı Kadir Topbaş ve meclis üyelerinin oy birliği ile İBB Meclisi’nden geçtiğini hatırlattı.

    Cemevinin üzerinde bulunduğu ve sit alanı edilen parselin çevresinde cami, öğrenci yurdu ve yüksek katlı blokların yapıldığına dikkat çeken Yıldız, ayrımcılığa uğradıklarını ifade ederek, şunları kaydetti.

    “Bu karar çıkmadan daha önce Sarıyer Belediye Meclisi’ne bu konuda başvurduk. Onlar da konuyu İstanbul Büyükşehir Belediye Meclisi’ne taşıdı ve Kadir Topbaş zamanında bu arsa bize tahsil edildi. O dönemde İBB Belediye Başkanı Kadir Topbaş ve meclis üyeleri bu teklife onay verdi. Şimdiki meclis üyeleri neden onay vermiyorlar? İBB AKP meclis üyeleri, Sarıyer’de bulunan cemevine ait parselin SİT alanı olduğunu ve öyle planlandığını söylüyor. O zaman oradaki camiyi, kuran kursunu ve öğrenci yurdunu da aynı kefeye koyacaksın. Onlar da SİT alanı içerisinde değil mi? SİT alanı denilen bölgeye imar planı veriliyor ve koca apartmanlar dikiliyor. Eğer bunlar yıkılacak ise bizim cemevimiz de yıkılsın. 8 yıldır burada hizmet veriyoruz. Sarıyer’de bir tek cemevi var ve o da maalesef bu durumda.”

    “CEMEVLERİNE YASAL STATÜ KAZANDIRMAMAK İÇİN ATILAN BİR ADIM”

    AKP grubunun verdiği red kararı için, “Bu cemevlerine yasal statü kazandırmamak için atılan bir adım” diyen Yıldız, bunun bir ayıp olarak kalacağına vurguda bulundu.

    Yıldız, şöyle konuştu:

    “Ülkenin barışa ihtiyacı var. Biz bu işi eyleme dökmek istemiyoruz. Ama bu bir lütuf değil, haktır. Bu hakkımızın da verilmesini istiyoruz. Bunu engellemek istiyorlar. Bu tabiat varlıkları o dönem yok muydu? Bu, cemevlerine yasal statü kazandırmamak için atılan bir adım. Alevilerin inanç merkezleri cemevleridir. İbadetlerini orada yaparlar, cenazelerini oradan kaldırırlar, hayır yemeklerini orada verirler. Bunu tüm Alevi canlarımız ve Sünni dostlarımız böyle bilir. 500 bin nüfusu olan Sarıyer’de bir cemevi neden çok görülüyor? Cemevlerimizin de camiler gibi sık sık her mahallede olmasına karşıyız. 200 bin Alevinin yaşadığı bir yerde cemevine bir arsa tahsis edilmiyorsa bu ayıp Alevilerin değil, İBB meclisinde bu teklifi red edenlerindir. Bu ülkenin ayıbıdır.”

    Ersin ÖZGÜL/İSTANBUL

     

  • Ayazağa Cemevi önünde korsan hoparlörlerle ezan okunmasına kayıtsızlık sürüyor

    Ayazağa Cemevi önünde korsan hoparlörlerle ezan okunmasına kayıtsızlık sürüyor

    PİRHA- İstanbul’da Sarıyer Şubesi/Ayazağa Cemevi ile Alevilerin evlerinin önünde bulunan elektrik direklerine 2 yıl önce yasa dışı bir şekilde takılan 22 hoparlörden yüksek sesle ezan okunmaya devam ediyor. Ne müftülüğün, ne kaymakamlığın müdahale ettiği bu yasa dışı durum karşısında Alevi kurumlarının da kayıtsızlığı sürüyor. 

    İstanbul Sarıyer’deki Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı (HBVAKV) Sarıyer Şubesi Ayazağa Cemevi ve Alevilerin evlerinin önünde bulunan elektrik direklerine 2 yıl önce kimliği henüz belirlenmeyen şahıslarca toplam 22 hoparlör takıldı. Bu direklerdeki hoparlörlerden yüksek sesle ezan yükselmeye başladı.

    Hoparlörleri elektrik direklerine yasa dışı bir şekilde takanlar hala yakalanmadı ve hoparlörler indirilmedi.

    Sarıyer Kaymakamlığı’nın, müftülüğün bu yasa dışı durumdan haberi olmasına rağmen korsan hoparlörlerden yüksek sesle ezan okunmasına son verilmedi.

    “ALEVİ KURUMLARI NEDEN DUYARSIZ KALDI?”

    PİRHA’ya konuşan Ayazağa Cemevi Dedesi Ağuçan Ocağı’ndan İbrahim Erdoğan, korsan hoparlörlerin hala elektrik direklerinden indirilmediğini ve kimsenin ilgilenmediğini söyledi.

    “Alevi kurumları ilgilenseydi farklı bir gelişme olabilirdi. Alevi kurumları neden duyarsız kaldı” diye soran İbrahim Erdoğan Dede, yalnız bırakıldıklarını kaydetti.

    HDP İstanbul Milletvekili Ali Kenanoğlu’nun bu durumu Meclis gündemine taşıdığını hatırlatan İbrahim Erdoğan, henüz bir haber çıkmadığını söyledi.

    PİRHA/ İSTANBUL

     

  • Bugün duruşması görüldü; ‘Alevilik davasını tek başıma sırtlamış oldum’

    Bugün duruşması görüldü; ‘Alevilik davasını tek başıma sırtlamış oldum’

    PİRHA –  İstanbul Sarıyer Belediyesi’nde iki yıl önce Aleviliğe ve Alevilere hakaret eden Hasbi Saral adlı şahsa tepki gösteren Alevi genç Erhan Barut’un duruşması bugün Çağlayan Adliyesi 60. Asliye Hukuk Mahkemesi’nde görüldü. Barut, bu süreçte yalnız kaldığını belirterek, Aleviliğe hakaret eden adamı nefret suçundan mahkum ettirmek için mücadele edeceğini söyledi. 

    Erhan Barut 31 Ağustos 2018’de iş arkadaşı Hasan Erol G.’ü ziyaret ettiği sırada Alevilere hakaret eden Hasbi Saral’ın ile aralarında çıkan tartışma kavgaya dönüşmüş ve kavga sırasında küfürlerine devam eden Hasbi Saral darp nedeniyle Erhan Barut isimli Alevi gençten davacı olmuştu.

    Alevi genç de Alevilere hakaret ettiği için Hasbi Saral’dan şikayetçi olmuştu. Erhan Barut’un duruşması bugün İstanbul Çağlayan 60. Asliye Ceza Mahkemesi’nde görüldü.

    “ALEVİLİK DAVASINI TEK BAŞIMA SIRTLAMIŞ OLDUM”

    PİRHA’ya konuşan Erhan Barut, mezhebe ve Aleviliğe küfür edilme şikayetiyle Hasbi Saral’ın darp etme olayının iki ayrı dava şeklinde görüldüğünü hatırlatarak, bu iki davanın birleştirilmesini talep ettiklerini ve bu talebin bugün olumlu karşılandığını belirterek, davanın 26 Haziran’da görüleceğini söyledi.

    Haftaya görülecek duruşmanın dönüm noktası olacağının altını çizen Barut, duruşmada şahitler dışında kimsenin olmadığını belirterek yalnız bırakıldığını söyledi.

    Barut, “Alevi dernekleri, Alevi federasyonları bu konuyla alakalı bilgisi var. Ne yazık ki Alevilik davasını tek başıma sırtlamış oldum. Benim yanımda olan sizler ve Alevi haber sayfası dışında hiç kimse en ufak bir şekilde müdahil olmadı. Ben istedim ki insanlar sosyal olarak biraz daha bilinçli bir şekilde davaya sahip çıksın. Ama hala o yetiye sahip değil insanımız” ifadelerini kullandı.

    Erhan Barut, mücadeleyi bırakmayacağını  belirterek, “Davadan vazgeçmeyeceğim ve karşımdaki şahısın hakaretleriyle alakalı kesinlikle ama kesinlikle nefret suçundan bu adamı mahkum ettireceğim” dedi.

    PİRHA/İSTANBUL

     

  • ‘Songül Çimen serbest bırakılsın; bizi potansiyel suçlu olarak görüyorlar’-VİDEO

    ‘Songül Çimen serbest bırakılsın; bizi potansiyel suçlu olarak görüyorlar’-VİDEO

    PİRHA- Armutlu Şubesi ve Cemevi Yöneticisi Songül Çimen’in, Silivri Cezaevi’ndeki oğlunu ziyaret ettikten sonra tutuklanmasına Armutlu Cemevi Yönetim Kurulu Üyesi Şeften Boybaş tepki gösterdi. Boybaş, kendilerine ve Pir Sultan Abdal Kültür Derneklerine yönelik baskıların fazla olduğunu belirterek, Armutlu’da oturdukları için kendilerine potansiyel suçlu olarak bakıldığına işaret etti. 

    Haberin Videosu

    Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Sarıyer Armutlu Şubesi ve Cemevi Yöneticisi Songül Çimen’in, önceki gün Silivri Cezaevi’ndeki oğlunu ziyaret ettikten sonra ifade eksikliği gerekçesiyle gözaltına alınıp tutuklandı. Çimen’in tutuklanmasına ilişkin PSAKD Sarıyer Armutlu Şubesi ve Cemevi Yönetim Kurulu Üyesi Şeften Boybaş Pir Haber Ajansı’na konuştu.

    PSAKD Sarıyer Armutlu Şubesi ve Cemevi Yöneticisi Songül Çimen’in oğlunu ziyaret ederken gözaltına alındığını ve tutuklandığını belirten Boybaş, “Dört gün gözaltında tutulduktan sonra geçtiğimiz Pazartesi günü mahkemeye çıkarıldıktan sonra tutuklanıyor. İfadesi alınıp bırakılması gerekirken tutukladılar. ‘Gizli tanık ifadesi var’ diyerek dosyayı avukatına göstermemişler. Neyle suçlanıyor, neden tutukladılar bilmiyoruz” dedi.

    “BİZE POTANSİYEL SUÇLU OLARAK BAKIYORLAR”

    Yaşadıkları mahalleye göre değerlendirip gözaltına aldıklarına dikkat çeken Boybaş,”Bir buçuk yıldır da cemevimizin başkanı Zeynep Yıldırım’ı bir basın açıklaması yüzünden gözaltına alıp tutukladılar. Annesi 475 gündür oturma eyleminde ancak kızının halen iddianamesi hazırlanmadı ve mahkeme günü belli olmadı. Sorgusuz sualsiz tutuyorlar. Şimdi ise yönetim kurulumuzda olan Songül Çimen’i aldılar. Bize ve Pir Sultan Abdal Kültür Derneklerine yönelik baskılar daha fazla. Ama mahallede (Armutlu) oturduğumuz için bizlere potansiyel suçlu olarak bakıyorlar” şeklinde konuştu.

    “ÇARIKLILAR BURADA OTURMAYI HAK ETMİYOR”

    Ranttan kaynaklı yıllardır yaşadıkları mahallede baskı gördüklerini ve kendilerine ‘Çarıklılar burada oturmayı hak etmiyor’ denildiğini dile getiren Boybaş, inancından dolayı Alevi yurttaşlara her yerde baskı olduğunu ancak yaşadıkları yerde kendilerine yönelik baskıların daha fazla olduğunu söyledi.

    “BÜTÜN HERKESİ DUYARLI OLMAYA ÇAĞIRIYORUM”

    Herkesin birbirine destek vermesi gerektiğini belirten Boybaş birlik ve beraberlik çağrısı yaptı:

    “PSAKD genel merkezimizden ve şubelerimizden tutun bütün Alevi, devrimci, demokrat olan kesime çağrımız var. Çünkü biz burada gerçekten çok baskı altındayız. Çocuklarımız tek başına akşama kadar sokağa çıkamıyor. Cemevinin etrafında özellikle akrepler dönüyor. Zeynep Başkan gözaltına alınmadan bayağı kapsamlı bir operasyon olmuştu. Ve 6-7 kez cemevine girmişlerdi. Şimdi de sürekli dönüyorlar ve korkutuyorlar. Burada herhangi bir şey olduğunda halk buraya gelemiyor. Çünkü halkı korkutuyorlar. İnancımız gereği Aleviler için kutsal olan 12 İmamlar’da yani matem ayında oruç tutar daha sonra kurbanlar keseriz. Kurban kestiğimiz gün kalabalık katılımlar olur ve aşure günlerimiz oluyor. Bunlara katılımları engelliyorlar ve belli köşelerde arama noktaları oluşturuyorlar. Halkı korkutup gelmesini engelliyorlar. Bütün herkesi duyarlı olmaya çağırıyorum. Gelin canlar bir olalım.”

    PİRHA/İSTANBUL

  • Yıldırım’dan korsan hoparlörle ezan tepkisi: Bu provokasyonu yapanlar derhal bulunmalı-VİDEO

    Yıldırım’dan korsan hoparlörle ezan tepkisi: Bu provokasyonu yapanlar derhal bulunmalı-VİDEO

    PİRHA- Araştırmacı Yazar Ali Yıldırım, İstanbul Sarıyer’de Ayazağa Cemevi yanında ve Alevilerin yoğun yaşadığı mahallede yapılan korsan hoparlörle yüksek sesli ezan uygulamasına sert tepki gösterdi. Bunun 1980’li yıllarda uygulanan kablolu asimilasyon benzeri olduğunu belirten Yıldırım, bunu yapanların bir an önce bulunup haklarında işlem yapılmasını istedi. 

    İstanbul’da Ayazağa’da cemevinin bulunduğu sokakta elektrik direklerine korsan hoparlör bağlanarak yüksek sesle ezan okunması tepki çekmeye devam ediyor.

    Cemevi yöneticilerinin korsan hoparlörün kaldırılması yönündeki girişimleri sonuçsuz kalırken, Sarıyer müftülüğü hoparlörün kendi bilgileri dışında bağlandığını yazılı belge ile doğruladı.

    Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı Ayazağa Cemevi’nin dilekçesine yönelik cevap veren Sarıyer Müftülüğü, bahsedilen yerde kendilerine ait hiçbir ezan sisteminin bulunmadığını söyledi.

    Ancak olayın gündeme gelmesinden bu yana hiçbir gelişme yaşanmazken, aksine bazı çevreler tarafından mahalle sakinlerine yönelik tehditler yöneltildi. Müftülüğe, valiliğe, belediyeye ve kaymakamlığa konuya ilişkin dilekçe ile başvuruda bulunan cemevi yönetimine şimdiye kadar herhangi bir dönüş olmadı.

    Araştırmacı Yazar Ali Yıldırım İstanbul’da Ayazağa’da cemevinin bulunduğu sokağa yetkililerden habersiz hoparlör bağlanarak yüksek sesle ezan okunmasıyla ilgili PİRHA’ya konuştu.

    “BU BİR KABLOLU ASİMİLASYONDUR”

    Yıldırım, “Biz bu gelişmeleri daha önceki yıllarda kablolu asimilasyon olarak değerlendirmiştik. Bu kablolu asimilasyon biliyorsunuz Alevi köylerine cami yapılamayan yerlerde kablo ile ilçe merkezlerinden çekilen kablolarla hoparlörlere takılarak köyü bir anlamda cami varmış gibi, bir camiden yapılacak her türlü dini yayını bu hoparlörler aracılığı ile yapmak anlamına geliyordu” dedi.

    Kaplolu asimilasyonun 1980’li yıllarda uygulanan bir yönetem olduğunu belirten Yıldırım, “Alevi köyleri cami yapılmasını kabul etmediler ve buna karşılık bir asimilasyon yöntemi olarak geliştirilmişti.  Şimdi bunun İstanbul gibi bir Metropolde gündeme gelmiş olması son derece şaşırtıcı ve ilginç daha doğrusu soru işaretleri taşıyor” diye konuştu.

    “BİR PROVOKASYON GİRİŞİMİDİR”

    Yıldırım konuşmasına şöyle devam etti:

    “Bugün bu reddedilmiş bir anlayış, bir yaklaşım ama karşımıza yeniden ısıtılıp sunulmuş durumda. Bunun araştırıldığında hiçbir sorumlusunun olmadığı görülüyor. Hiç kimse biz yaptık demiyor. Yani bu da ayrıca bir soru işareti. Ne Diyanet ne ilçe, ne kaymakamlık. İstanbul Sarıyer bölgesinde özellikle cemevimizin olduğu bölgede yapılan bir tür provokasyon olarak değerlendirmek lazım.”

    LAİKLİĞİN ÖNEMİNE VURGU

    “Bunun bir sahibi yok, bir ihtiyaç yok. Camilerin olduğu bir yerde insanlar zaten ibadetlerini yapıyor. İbadet edecek olanlar, müslümanlar ibadetlerini camilerde yapıyorlar” diyen Yıldırım şunları kaydetti:

    “Bu bir provokasyon diye düşünüyorum, nitelendiriyorum ben. Bir taciz aynı zamanda. Bu yeniden bir anlamda kablolu asimilasyonun hortlaması anlamına da geliyor. Şu zamanda yani toplumda gerçek anlamda da bir hoşgörünün karşılıklı sevgi, saygı ihtiyacının en yoğun olduğu zamanlardayız. Alevi toplumu insanların ibadetine, inançlarına, ritüellerine ilişkin, bunların olmaması yönünde herhangi bir tavır içerisinde değiller. Daha doğrusu kimsenin inancını, ibadetini engellemek ya da onlara yönelik bir karşı tavır içerinde değilken, kendilerine yönelik bu türden bir durum kabul edilebilecek bir şey değil. O nedenle laiklik meselesi burada tekrar gündeme geliyor.”

    “DEVLET BİR İNANÇ YANINDA TAVIR ALMAMALI”

    Yıldırım, ”Yani devletin bir inancının olmaması gerektiğini, devletin bir inanç yanında tavır almaması gerektiğini, bunun ne kadar önemli olduğunu bir kez daha görüyoruz. O yüzden ben bu kablolu asimilasyona bir an önce son verilmesi gerektiğini, sorumlular kimse onların bir an önce ortaya çıkartılması ve haklarında gerekli işlemlerin yapılması gerektiğini de düşünüyorum” şeklinde konuştu.

    “İNSANLAR İBADETLERİNDE ÖZGÜRDÜR, HİÇ BİR ŞEKİLDE ZORLANAMAZ”

    Bu korsan hoparlör tacizinin sadece Ayazağa’da Alevilerin sorunu olmadığını bütün Alevi toplumunun, laiklikten yana demokrasiden yana olan, insanım diyen herkesin sorunu olarak değerlendirmesi gerektiğine işaret eden Yıldırım, “İnsanlar ibadetlerinin gereklerini kendi bildikleri şekilde yapmalıdırlar. Devlet bunun sorumlularını biran önce açığa çıkarmak zorundadır diye düşünüyorum” dedi.

    Cebrail ARSLAN/ANKARA

     

     

  • Büyük provokasyon: Cemevinden sonra Alevilerin evlerinin önünde de yüksek sesle ezan-VİDEO

    Büyük provokasyon: Cemevinden sonra Alevilerin evlerinin önünde de yüksek sesle ezan-VİDEO

    PİRHA-İstanbul Sarıyer’de Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı Sarıyer Şubesi Ayazağa Cemevi’nin ve mahalledeki Alevi yurttaşların evlerinin önüne korsan hoparlörler takılarak yüksek sesle ezan sesi dinlettiriliyor. Buna tepki gösteren Cemevi Başkanı Celal Özer, “Alevi canlarımız huzursuz, Sünni canlarımız da sesten rahatsız. ‘Yatamıyorum. Çocuklarımız ezan sesi ile sıçrıyorlar’ diyorlar. Niçin yaptılar? Yetkililerin bu konuda duyarlı olup bu işi çözmesini istiyoruz” dedi. 

    İki ay önce bir sabah İstanbul Sarıyer’deki Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı Sarıyer Şubesi Ayazağa Cemevi önündeki elektrik direklerine hoparlör takıldı. İki direkte bulunan beş hoparlörden ezan sesi yükselmeye başladı.  Son hoparlör ise aşure lokmalarının dağıtıldığı gün takıldı. Kim tarafından konduğu belli olmayan, beş vakit ezan yayını yapan ve mahalleli tarafından tepki ile karşılanan korsan hoparlörleri, HDP İstanbul Milletvekili Ali Kenanoğlu da Meclis gündemine taşıyarak İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’ya sordu.

    6 tane caminin bulunduğu mahallede hem cemevi önünde hem de mahalledeki pek çok yere hoparlörün takılmasına ilişkin Cemevi yönetimi ve dedesi PİRHA’ya konuştu. Mahalle sakinleri ise korku ve baskıdan dolayı yaşadıkları mağduriyetlere ilişkin açıklama yapmak istemedi.

    ‘Korsan hoparlör’ bağlanarak yüksek sesle ezan dinletilmeye başlaması ile birlikte cemevinde Perşembe günleri yapılan cemleri yarıda kesmek zorunda kalıyorlar. Cemevinin önüne hoparlör takıldıktan sonra ceme gelen insan sayısında da azalma oldu. Cemevi dedesi bunu Alevilere yönelik yüzyıllardır uygulanan baskından kaynaklandığını söylüyor.

    Müftülüğe, valiliğe, belediyeye ve kaymakamlığa konuya ilişkin dilekçe ile başvuruda bulunan cemevi başkanı Celal Özer ise hiçbir yanıt alamadı.

    ALEVİLERİN EVLERİNİN ÖNÜNE DE HOPARLÖR TAKILMIŞ

    Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı Sarıyer Şubesi Ayazağa Cemevi Başkanı Celal Özer, hoparlörün takılma sürecini anlatarak cemde yaşadıkları zorlukları aktardı:

    “İki ay önce iki kolon olarak buraya bağlandı. Biz de bir şey demeyelim. ‘Galiba ezan sesi duyulmuyor’ diye. Gerçi duyuluyor. Çünkü minarelerde ezan okunur. Tepki vermedik. Bizim tepki vermediğimizi görünce getirdiler 3 tane daha koydular. En son Cumartesi günü aşure lokmasından sonra bir tane daha büyük bir kolon getirilerek cemevimizin tam karşısına koyuldu. Ezan sesini oradan duyurmaya çalışıyorlar. Biz diğerleri varken bile cem yaptığımızda ezan okunduğu zaman o kadar çok ses geliyordu ki zakir ve dedemizin sesini duyamaz oluyorduk.”

    Ayazağa Mahallesi’nde bulunan insanların da rahatsız olduğunu söyleyen Özer, mahalle aralarında bulunan Alevilerin yaşadıkları evlerin kenarlarına da hoparlör takıldığına dikkat çekti.

    Özer, konu ile ilgili müftülüğü aradıklarını, kendilerine ‘Bizim minarenin dışında ezan duyurmamız gibi bir şey söz konusu değil. Bu belediyenin bir uygulamasıdır’ dediğini aktardı.

    “Bu kolonları kimin hangi amaçla getirdiğini bunu öğrenmek istiyoruz” diyen Özer, kaymakamlığa da dilekçe verdi.

    “AYAZAĞA’DA ALEVİLERE KARŞI BASKI VAR”

    Özer, “Alevi canlarımız huzursuz, Sünni canlarımız da sesten rahatsız. ‘Yatamıyorum. Çocuklarımız ezan sesi ile sıçrıyorlar’ diyorlar. Niçin yaptılar? Amaçları ne? Yetkililerin bu konuda duyarlı olup bu işi çözmesini istiyoruz. Aleviler ezana karşıymış gibi bir his uyandırıp buradaki toplumu karşı karşıya getireceklerinden korkuyoruz. Burada zaten Alevi olmak çok zor. Gerçekten Ayazağa’da Alevilere karşı bir baskı var. Daha önce de cemevi yaparken bize baskılar yapıldı” ifadelerini kullandı.

    Burada amaçlarının Alevileri sindirmek olduğunu söyleyen Özer, “Ne yapsalar da biz cemevimizden de inancımızdan da vazgeçmeyiz. Haklarımızı aramaya devam edeceğiz” dedi.

    “İÇ KARGAŞA ÇIKARMAK İSTİYORLAR”

    Ağucan Ocağı pirlerinden İbrahim Erdoğan da bu cemevinde inanç hizmetini yerine getiriyor. Erdoğan, son dönemlerde yaşanan ‘korsan hoparlör’ olayından çok fazla insanın rahatsız olduğunu söyledi.

    Bu olayın insanların cemevine gelmelerini de etkilediğini ifade eden Erdoğan, “Bu baskılar tarihte bütün Alevilere hep yapılmış. Alevilere yönelik yapılan tüm bu katliamların nedeni bu toplumu susturmak sesini kesmek istemeleri. Alevilerin rızalık sistemini yok etmek istediler. Tarihten bu yana bütün hükümetler Alevilere yönelik yapmış olduğu katliamların hiçbirisinden başarı sağlayamadı. Belki zaman zaman zayıflamıştır. Ama hiçbir zaman baskıya, katliama boğun eğmedi. Bundan sonra da eğmeyecek. Cemevinin önüne 6 tane kolon getirenler bu ortamı tekrar germek istiyorlar. Kendi hırsızlıklarının, katliamlarının üstünü örtbas edip bir iç kargaşa çıkarmak istiyorlar. Ama kapatamayacaklar” dedi.

    YETKİLİLER NEREDE?

    Cemevi başkanının çeşitli yerlere başvurduğunu söyleyen Erdoğan, “O diyor benim işim değil. Diğeri diyor benim işim değil. Ben gitsem caminin önünde cem yapsam o zaman senin işin olur değil mi? Peki cemevinin önüne 6 tane kolon koyulması neden senin işin değil?” diye sordu.

    İNSANLAR KORKUDAN CEME GİTMİYORLAR

    Pir Erdoğan son olarak şöyle konuştu:

    “Geçen cumartesi Muharrem ayının lokması vardı. Aşure verildi. Bu kalabalığı görünce bir tane daha kolon takıldı. Böyle olunca canlarımız cemlere katılmıyorlar. Katılanlar ise çocuklarını getirmiyor. İster istemez korkuyorlar. Geçmişten gelen korkular var. Başkasının inancına saygısı olmayanın kendi inancına da saygısı olmaz. Bunun bir an önce çözülmesini istiyoruz.”

    İsmet SEFER/Sevim KAHRAMAN

    İSTANBUL

  • Küçük Armutlu’da polis ablukası

    Küçük Armutlu’da polis ablukası

    PİRHA –İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun İstanbul Sarıyer ziyareti sebebiyle Küçük Armutlu ablukaya alındı. Mahallede sürekli akreplerin dolaştığı bilgileri gelirken Armutlu Cemevi’nin de polis tarafından arandığı söylendi. 

    İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun Sarıyer ziyareti sebebiyle Küçük Armutlu ablukaya alındı. Sabah saatlerinden itibaren mahallede akreplerin dolaştığını söyleyen Küçük Armutlu halkı, mahallede devam eden cemevi inşaatının da özel harekat polisleri tarafından arandığını belirtti.

    Bunun üzerine cemevine sahip çıkan mahalle halkı cemevinde toplanma çağrısı yaptı. (HABER MERKEZİ)

  • Küçük Armutlu için yıkım kararı onaylandı

    Küçük Armutlu için yıkım kararı onaylandı

    İstanbul Sarıyer’de Küçük Armutlu olarak bilinen Fatih Sultan Mehmet Mahallesi’nde 140 hektarlık alan için kentsel dönüşüm raporu Çevre ve Şehircilik Bakanlığı tarafından açıklandı. Proje doğrultusunda 3 bin 948 yapının yıkılması öngörülüyor. Kentsel dönüşüm uygulanacak yerin yüzde 95.4’ü konut alanı olarak kullanılıyor.

    Küçük Armutlu’nun geçmişi 1950’li yıllara dayanıyor. 1950’li yıllarda Karadeniz Bölgesi’nden 10’a yakın ailenin bu alana gelmesi ve taş ocağında çalışması, ardından taşocağı sahibinin evinin etrafına işçileri yerleştirmesiyle bölge ilk gecekondulaşma başladı. Bölgeye göç edenlerin yarısının Sivas, Rize ve Tokat’tan geldiği belirtiliyor. 1980’li yılların başından itibaren Sarıyer’de ulaşımın gelişmesiyle gecekondulaşma arttı. Kentsel dönüşüm kapsamında yeniden inşa edilecek olan mahallede gecekonduların yüzde 21’i 1980’lerden önce, yüzde 79’unun ise 1980’lerden sonra yapıldığı kaydedildi.

    Küçük Armutlu Mahallesi’nin ‘kentsel dönüşüm’ adı altında yıkılarak yeniden inşası için Çevre ve Şehircilik Bakanlığı yeni plan hazırladı. Mahalle halkı ise “Burayı kimseye yıktırmayız. Buraya çamurlu iken geldik, buraları tırnaklarımızla kazıya kazıya yaptık” diyor.

    4 bin civarında gecekondunun bulunduğu ve yaklaşık 16 bin kişinin yaşadığı Fatih Sultan Mehmet Köprüsü’nün hemen yanındaki mahalle için “6306 sayılı Afet yasası” kapsamında 2012 yılında ‘riskli alan’ kararı verilmiş, ancak bu karar Danıştay tarafından iptal edilmişti. Ardından aynı yer  2016 yılında ikinci kez ‘riskli alan’ ilan edilmişti.

    Küçük Armutlu olarak bilinen ve Fatih Sultan Mehmet Mahallesi ile Baltalimanı mahallelerinin bir kısmını kapsayan 1 milyon 400 bin metrekarelik alan için yapılan 1/5 bin ölçekli Nazım ve 1/bin ölçekli Uygulama İmar Planı Değişikliği, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı tarafından 25 Ağustos’ta askıya çıkarılmıştı.

    MAHALLE SİL BAŞTAN İNŞA EDİLECEK 

    Yeni planlamada mahallenin büyük bir kısmı rezidans, alışveriş merkezi ve konut gibi yapıların yapılabileceği anlamına gelen ‘ticaret-konut alanı’ olarak belirtildi. Mahallenin kadastral planlaması baştan aşağıya değişti, yollar yeniden çizildi. Mahalleyi doğu-batı aksında kesen 34 metre genişliğinde ana yol açıldı, mahalleyi dik kesen 30’ar metre genişliğinde yollar açıldı. Öte yandan bodrum katlar emsale dahil edilmezken, 2 katı geçmeyecek şekilde sınırlandı.

  • İstanbul Sarıyer’de OHAL kapsamında yıkım ve darp

    İstanbul Sarıyer’de OHAL kapsamında yıkım ve darp

    PİRHA- 40 yıldır yaşadıkları Sarıyer’deki evlerinden hukuksuz bir şekilde çıkarılmak istenen Yıldız Ailesi, yıkım için gelen çevik kuvvet polisleri tarafından darp edildi. Daha önce kendilerine tebliğ edilmiş bir karar olmamasına rağmen evi yıkılan 70 yaşındaki Türkan Yıldız kafasından darbe aldı. Yıkım ve darp olayı sonrası bir de gözaltına alınan aile bireylerinden Mehmet Emin Yıldız, yaşananları PİRHA’ya anlattı.

    Yıldız Ailesi, Hamit Yıldız’ın yaklaşık 40 yıl önce aldığı İstinye Pınar Mahallesi, Karayemiş Sokak’taki 3 dönümlük arsaya inşa ettiği evde ikamet ediyor. Ancak mevcut bölgede tapu tahsisi yapılmadığı için tüm mülkler tapusuz; herkes gibi Yıldız Ailesi de vergisini ödeyerek mülklerinde yaşamını sürdürüyor.

    “MUHTAR, EVİN OLDUĞU ARSAYA KAFE YAPMAK İSTİYOR”

    Hamit Yıldız’ın ölümünün ardından eşi ve çocuklarının yaşamaya devam ettiği evin bulunduğu arsadaki ağaçlar, bir süre önce Muhtar Ayhan Yılmaz tarafından park yapılacağı gerekçesiyle kesilip, etrafına çekilen teller söküldü. Ancak muhtarın bu arsaya park değil, kendisinin şahsi olarak işleteceği bir kafe yapmayı amaçladığı belirtiliyordu. Tüm itirazlara rağmen arsa kullanamaz hale getirildi, aile muhtarı karşısına almak istemedi ve hukuki yollara başvurmadı. Ailenin bu şekilde sessiz kalması durumu düzeltmek yerine daha da kötüleştirdi. Muhtar, evini terk etmek istemeyen aileyi rahatsız etmeye devam etti. Mevcut araziye moloz döktürüp aileyi şikayet etmeye kadar varan olaylar yaşandı.

    “OHAL KAPSAMINDA KARARA GEREK YOK” DEDİLER

    Aile bireylerinden Mehmet Emin Yıldız, yaşanan yıkım ve darp olayını PİRHA’ya anlattı. Dün sabah saatlerinde evlerini yıkmak içim yıkım, çevik kuvvet ve zabıta ekiplerinin kapılarına dayandığını aktaran Yıldız, “Tarafımıza tebliğ edilmiş herhangi bir yıkım kararı olmadığını; karar varsa görmek istediğimizi; zaten bir karar çıkmış ise o an için yapabileceğimiz bir şey olmadığını söyledik. Ancak ekip OHAL kapsamında olduğumuzu; karara gerek olmadan yıkabileceklerini söylediler. Biz tüm ev halkı olarak, ‘OHAL var diye muhtar ya da belediye isterse istediği yeri özel mülk de olsa yıkabiliyor mu?’ diye şok içindeyken ekip yıkıma başladı.” dedi.

    70 YAŞINDAKİ TÜRKAN YILDIZ’A DARP

    Ev halkı olarak bunun kanunsuz bir yıkım olduğunu defalarca söylediklerini ifade eden Yıldız, “Ancak çevik kuvvet polisleri tarafından darp edildik; 70 yaşındaki annem Türkan Yıldız’ı bile çekinmeden darp ettiler; yere düşürdüler ve kafasından darbe aldı. Annem şeker hastası, o an hayatından olabilirdi. Yaşananlar gerçek olamazdı, özel mülkümüze gelip bize tebliğ edilmiş bir karar olmadan hem mülkümüzdeki evi yıkıp hem de hepimizi darp ettiler.” diye konuştu.

    YIKIM, DARP VE ARDINDAN GÖZALTI

    Yaşanan olayın üzerine bir de gözaltına alınan Yıldız Ailesi, darp raporu almak üzere polis ekipleriyle birlikte İstinye Devlet Hastanesi’ne gitti. Doktorun rapor vermek istememesi üzerine ertesi gün aynı hastaneye gidip MR çektiren Mehmet Emin Yıldız’ın beyninde doku zedelenmesi olduğu tespit edildi. Ardından şikayetçi olmak için karakola gittiklerini aktaran Yıldız, karakolda da saatlerce kasıtlı olarak bekletildiklerini kaydetti.

    YILDIZ: TÜM HUKUKİ YOLLARA BAŞVURACAĞIZ

    Yıkım ve sonrasında yaşananlarla ilgili hukuki tüm yollara başvuracaklarını belirten Yıldız, “Bu olayların arkasında Muhtar Ayhan Yılmaz vardır. Sarıyer Belediyesi’ndeki bazı kişileri de arkasına alarak hukuksuz işlere başvurup, bizi yıldırıp arsamızı elimizden almaya çalışıyor. Biz sadece hakkımızı korumaya çalışıyoruz. Bunun için de ilgili mercilere sesimizi duyurup hakkımızı aramak için ne gerekiyorsa yapmaya kararlıyız.” Diye konuştu.

    (HABER MERKEZİ)