PİRHA – Sivas’ın Şarkışla İlçesine bağlı Saraç köylüleri, devlet tarafından su hizmeti alamayınca kendi çabalarıyla 1 km’lik boru hattı döşedi. Köy sakinleri, “Devlet yapmayınca biz de imece usulüyle suyumuzu getirdik” dedi.
Kamu hizmetlerine ulaşamadıkları için sık sık gündeme gelen Şarkışla’ya bağlı Saraç köylüleri, şebeke suyu mağduriyetine de kendi çabalarıyla çözüm buldu.
Köy muhtarının, devlete yaptığı tüm başvurulara “Ödenek yok” cevabı verilmesi üzerine yurttaşlar bir kez daha imece usulüyle sorunlarına çözüm buldu.
2023 yılında ulaşım yolunu da kendileri onaran köylüler, son olarak 1 kilometrelik su kanalı açtı. İl Özel İdareden boru temin eden köylüler, iki günlük çalışmanın ardından amaçlarına ulaştı.
Saraçlılar, önce dağdan köye inen güzergah boyunca kazma ve küreklerle kanal kazdı. Yaklaşık 30 kişilik ekip, çalışmalarının ikinci gününde kaynak suyunu köye yakın bir noktaya taşımayı başardı.
PİRHA – Uzun yıllardır kamu hizmetlerinden mahrum olan Saraç köylülerinin yol sorunu da görmezden geliniyor. Köyde yaşayan yurttaşlar, ihtiyaçlarının karşılanmaması üzerine imece usulüyle yol yapım çalışması başlattı.
Alevi köylerine kamu hizmeti verilmemesinin bir örneğine de Sivas’ın Şarkışla ilçesine bağlı Saraç köyünde rastlandı. Köylüler, vergilerini ödemesine karşın uzun yıllardır devletten kamu hizmeti alamıyor.
Saraç köyü ile Ortatopaç köyü arasındaki yolun halen toprak olması nedeniyle köylüler büyük mağduriyet yaşıyor. Güvenli ulaşım için yol taleplerini dile getiren köylüler, hiçbir ilgili makamdan da cevap alamıyor.
YURTTAŞLARDAN GEÇİCİ ÇÖZÜM!
Taş ve toprak zeminli köy yolunda geniş çukurların oluşmasıyla ulaşım adeta çileye dönüştü. Saraç köylüleri, devletin yükümlülüğünde olan işi üstlenerek yol onarımı için bir araya geldi.
Kürek ve tırmıklarla çukur açılan bölümleri dolduran köylüler, kendi yaptıkları taş silindirle de yolu düzeltmeye çalıştı.
PİRHA –AKP hükümetinin görevlendirdiği memurlar, Alevi köylerini, cemevlerini dolaşarak dedeleri maaşa bağlamak için çalışmalarını sürdürüyor. Uygulamaya tepki gösteren Yol hizmet yürütücüsü Enver Cemal Şahin, benzer girişimin kendi köyünde de olduğunu belirterek, “AKP’nin uyguladığı proje, bir kültürü yok etme projesidir. Soykırım politikasıdır” dedi.
Türkiye’de Alevi inancının ve ibadethanesinin hala devlet tarafından tanınmadığı bir süreç yaşanıyor. Alevi toplumunun; zorunlu din dersinin kaldırılması, cemevine ibadethane statüsü verilmesi, eşit yurttaşlığı içeren yeni bir anayasanın yapılması, Alevilere karşı işlenen nefret suçlarının açığa çıkarılması ve bu gibi nefret suçlarının önüne geçilmesi için gerekli hukuki tedbirlerin alınması, Alevilere karşı yapılmış olan kıyım, katliam ve asimilasyon uygulamalarıyla yüzleşilmesi, gerek kamu kaynaklarının ve gerekse kamu kadrolarının liyakat, adalet ve eşitlik ilkelerine göre dağılımının sağlanması gibi temel talepleri var. Ancak bu talepler hükümet tarafından yerine getirilmiyor, mahkeme kararları bile tanınmıyor.
Alevi toplumunun ve örgütlerinin taleplerini görmezden gelen AKP hükümeti, 9 Kasım 2022 tarih ve 32008 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan 112 numaralı cumhurbaşkanlığı kararnamesi ile Kültür ve Turizm Bakanlığı bünyesinde Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nı kurdu. Başkanlığın görev alanındaki çalışmalarını değerlendirmek ve önerilerini bildirmek üzere başkan ve 11 üyeden oluşuyor. Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanı, aynı zamanda danışma kuruluna da başkanlık ediyor. Danışma kurulu üyeleri, hükümetin seçtiği kişilerden oluşuyor ve Cumhurbaşkanı tarafından 3 yıllığına seçiliyor.
Neredeyse tüm Alevi örgütleri, Alevi Diyaneti olarak adlandırdıkları Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı‘na ve üstelik de Kültür ve Turizm Bakanlığı bünyesinde kurulmasına büyük tepki gösterdiler.
İki yıldır yüzlerce cemevini dolaşarak liste tutan, Aleviliği bir inanç olarak görmeyen ve kültürel bir öğeye indirgeyen AKP hükümeti, şimdi ise bir ekip oluşturup Alevi köylerini, cemevlerini ve dernekleri dolaşarak maaşlı dedeler, elemanlar arıyor.
Aleviler ise, AKP iktidarının Alevileri, Alevi inancını kontrol altına almayı ve Alevileri bölmeyi hızlandıran bu çalışmalarına tepkileri yükseltiyor.
Yol hizmet yürütücüsü Enver Cemal Şahin, Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı‘nın maaşlı dedeler bulma arayışını ve Alevileri bölme girişimlerini PİRHA’ya değerlendirdi.
“AKP’NİN BU PROJESİNİ CİDDİYE ALMALIYIZ”
Yol hizmet yürütücüsü Enver Cemal Şahin, iktidarın, Alevi inancını kontrol altına almayı hedefleyen girişimlerine tepki gösteren isimlerden oldu. Şahin, yapılanları “AKP hükümeti, Aleviliği ve Alevileri kafes içine alma projesinde” sözleriyle ifade etti.
Enver Cemal Şahin, devletin görevlendirdiği kişilerin, Şarkışla’daki Alevi köylerine gidip, dedeleri maaşa bağlama konusunda girişimlerde bulunduğunu da aktardı. Şahin, yapılanları ‘Soykırım politikası’ sözleriyle yorumlayarak şöyle devam etti:
“Genel olarak tarihi yolculuğumuzda gerek cumhuriyetten önce gerekse de cumhuriyetten sonra her hükümet, kendilerinin güdümünde bir Alevi yaratma uğraşı içerisinde bulundular. 22 yıllık AKP hükümeti döneminde ise bu çaba daha görünür hale geldi. Bildiğiniz gibi 9 Kasım 2022 tarihinde ise Cumhurbaşkanlığı tarafından bizlerin açısından ‘Kayyum ataması’ olarak değerlendirdiğimiz Kültür ve Turizm Bakanlığı’na bağlı bir Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı adı altında bünye oluşturuldu. AKP’nin bu projesini ciddiye almalıyız. Çünkü o tarihten bugüne kadar devletin memurları, şehirlerdeki cemevi ve dernek yöneticilerini, cemevi olmayan köylerde ise muhtarlarla görüşüyor. Bu kişiler cemevlerinin, Kültür Bakanlığı bünyesindeki Alevi Bektaşi Cemevi Başkanlığı’na bağlanması durumunda cemevinde görevli ana, baba, dede gibi yol yürütücülerinin devlet tarafından maaşa bağlanacaklarını ve cemevleri ile ilgili bütün masrafların da devlet tarafından karşılanacağı telkininde bulunuyor. Ülkemizin her tarafında olduğu gibi bu memurlar, Sivas’ın Şarkışla ilçesindeki bize ait köyleri de ziyaret ediyor. AKP hükümetinin uyguladığı bu proje aslında bir kültürü yok etme projesidir. Soykırım politikasıdır.”
“ALEVİLİĞİ KAFES İÇERİSİNE ALAMAYACAKSINIZ!”
Enver Cemal Şahin, AKP iktidarına seslenerek, “Öncelikle toplumun her kesimini teslim almak için yürüttüğünüz gerici, dinci, ırkçı, şoven ve sinsi asimilasyon politikasından vazgeçin” dedi.
Şahin, düşünce özgürlüğü önündeki engellerin kalkması gerektiğini vurgulayarak şu değerlendirmeyi yaptı:
“Çünkü bu alemi, bu evreni kafes içerisine alamayacağınız gibi Alevileri ve Aleviliği de kafes içerisine alamayacaksınız. Eğer ülkemiz için iyi bir şey yapmak istiyorsanız tüm ülke insanları için eşit yurttaşlık haklarını sağlayın. 40 yıldır kaldırmak için uğraştığımız; çağdaş, demokrat ve laik ülkelerde olmayan, okullardaki zorunlu din dersi uygulamasını kaldırın. Gençlerimiz ve yol yürütücülerimiz için bir asimilasyon politikası olan gezi ve kamplardan vazgeçin. Bunlar gibi daha onlarcasını sayabileceğimiz asimilasyon politikasından vazgeçin. Ülkemiz insanlarının, barışın, sevginin, kardeşliğin, özgürlüğün ve hoşgörünün hakim olduğu bir düzende yaşamasını istiyoruz. Sizler de istiyorsanız eğer insanlar arasında dil, din, etnik köken ayrımcılığından vazgeçin. Çok kültürlü bir yapı içerisinde herkes, bırakın kendisini özgürce ifade edebilsin. Düşünce ve inanç özgürlüğündeki bütün engelleri kaldırın. Cinsiyet ayrımı yapmayın. Demokrasinin, laikliğin, insan haklarının ve hukukun üstünlüğünü hayata geçirin.
Ozan Aşık Veysel bir şiirinde sizler gibilere şöyle sesleniyor:
‘Devri Cumhuriyet asırı yirmi
Uyan bu gafletten uyuma yurttaş
Dünya ayaklanmış aya gidiyor
Uyan bu gafletten uyuma yurttaş.
Set çekme gözlere herkes ayılsın
Her köşeye bir fabrika koyulsun
Uyan bu gafletten uyuma yurttaş.
Diyorlar ki dünya evvel su imiş
Oku anla dünya nedir ne imiş
Yükselenler bilgi ile büyümüş
Uyan bu gafletten uyuma yurttaş.’
Aşık Veysel’in bu sözleri de ülkeyi yönetenlerin kulaklarına birer küpe ve yöneticilere birer ders olsun. Aşk ile…”
PİRHA – Araştırmacı Yusuf Aydın, Hakk’a yürüyüşünün 50. yılında Aşık Veysel hakkında bilinmeyenleri anlattı. Aydın, Aşık Veysel’in Alevi kimliğinin gizlendiğini belirterek, “Halbuki Veysel’i yetiştiren Alevi öğretisidir. Alevilikten aldığı hava, tekkelerdeki o öğretidir” dedi.
Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Örgütü (UNESCO) Aşık Veysel’in Hakk’a yürüyüşünün 50. yılı sebebiyle 2023 yılını anma ve kutlama yıl dönümleri programına alındı.
UNESCO’nun Paris’te düzenlenen 41. Genel Konferansı’nda alınan kararla birlikte Türkiye’nin birçok ilinde de Aşık Veysel (Veysel Şatıroğlu) için anma programları düzenlenliyor. Ancak, yapılan programlarda Aşık Veysel’in yetiştiği kültüre, inanç kimliğine, yaşam felsefesine tam anlamıyla değinilmemekte.
Duru bir dille yazdığı şiirlerini bağlaması ile melodilere döken Aşık Veysel’in bilinmeyen ve de gizlenen tarafını Araştırmacı Yusuf Aydın’dan dinledik. Aydın, Aşık Veysel hakkında uzun yıllar çalışma yürüttüğünü belirterek, “gerçeklerin gizlendiği” vurgusunu yaptı.
“OSMANLI’DAN KAÇAN BİR AİLE”
Kendisinin de Sivas’ın Şarkışla ilçesi Emlek bölgesinden olduğunu belirten Yusuf Aydın, özellikle son yıllarda Emlek bölgesindeki aşıklar, şairler ve ağıtlar konusunda araştırmalar yapıp tarihçesini yazdığını aktardı. Aydın, Emlek bölgesindeki halkın, nereden ve ne için geldikleri konusunda araştırması olduğunu belirterek şu bilgileri paylaştı:
“Alevi edebiyatı, bugüne kadar sözlü kültür ile taşındı. 2022 yılında 80 köy gezerek, özellikle yaşlı insanları bulup araştırmalar yaptım. Emlek bölgesindeki 36 köy Alevi, birkaç da Alevi ve Sünnilerin ortak oluşturduğu köy bulunuyor.
Aşık Veysel’in köyünün adı bütün Emlek bölgesini anlatan bir addır. Şimdiki adına ‘Sivrialan’ diyorlar ancak bu bir uydurma köy ismidir. ‘Sivrialan’ adını kimse bilmez. Esas o köyün adı Sobelan‘dır. Yani ‘sobe olmak’ saklanılan yer anlamındadır. 1402’de Ankara Savaşı’ndan beri Osmanlı ile Türkmenler-Aleviler anlaşamamışlar. Aşık Veysel’in ailesi de Osmanlı’nın zorundan kaçıp kendilerini güvende hissedebilecekleri yerler aramış. Aşık Veysel de 1894’te Sobelan’da doğmuş. Osmanlı’dan kaçan bir aile, kaçıp ormanın içerisinde yaşamış. Ne evleri ne de hayvanları yokmuş. Çevredeki Alevi köyleri onları beslemiş.”
VEYSEL’İ, MUSTAFA ABDAL TEKKESİNİN DERVİŞLERİ YETİŞTİRİYOR
Yusuf Aydın, Aşık Veysel’in babası Karacaahmet’in Ortaköy’deki Mustafa Abdal Tekkesinin müdavimi olduğu notunun altını çizerek anlatımına devam etti. Karacaahmet’in tekkede hizmetkarlık yaptığını belirten Aydın, “Aşık Veysel’lerin köyüne Erzincan Kemaliye’nin ocak köyünden gelen, Hıdır Abdal Ocağı’nın bir üyesi var. Bunlara ‘Molla’ diyorlar. Yani kitap yazıp-okuyan insanlara deniliyor. Orada Hüseyin Ağa isimli birisi çok iyi saz çalarmış. Hatta Aşık Veysel’in kendisi için ‘Hüseyin Ağa öyle bir saz çalardı ki o sazın içine giresim gelirdi’ dediği söylenir. Çamşıhı’ndan bir de ‘Ali Ağa’ diye biri geliyor. Veysel’in babasının Çamşıhı ile bir ilişkisi de var. Çamşıhı tarafından Kaledibi köyüne geliyorlar ve Aşık Veysel’i, Mustafa Abdal Tekkesinin dervişleri, saza-söze alıştırıp ilk derslerini burada vermişler” dedi.
“AŞIK VEYSEL’İ YETİŞTİREN ALEVİ ÖĞRETİSİDİR”
Araştırmacı Yusuf Aydın, Zaralı ‘Kürt Kasım’ isimli bir kişinin de Veysel’in hayatında önemli bir rol üstlendiğini belirtti. Kürt Kasım’ın, Aşık Veysel’i Koçgirî bölgesine kadar götürüp köy köy tanıttığını anlatan Aydın, sözlerine şöyle devam etti:
“Bu kişi çok bilge ve ayrıca güzel kaval çalan, müziğe duyarlı bir insandır. Osmanlı dağılınca o Kürt Kasım, Veysel’in köyündeki bir kadınla evlenir. 1919 yılına gelindiğinde Aşık Veysel de ‘Esma’ isimli güzel bir kadınla evlendirilir. Kürt Kasım, bu yıllardan sonra Aşık Veysel’i köy köy gezdirip müziğinin tanınmasına aracı olmuştur. O yörede Alevi köylerinde her daim cemler olur. Veysel bu cemlere de sık sık katılır. Ancak Aşık Veysel’i bugün Alevilikle hiç bağdaştırmazlar. ‘Hiç Alevi tekkelerine gitmemiştir, hiç cemlere katılmamıştır, hiç Alevilikten bahsetmemiştir’ diyerek böyle bir soyut, ‘saksıda yetişen bir Veysel’ karşımıza çıkarıyorlar. Halbuki Aşık Veysel’i yetiştiren Alevi öğretisidir. Alevilikten aldığı hava, tekkelerdeki o öğretidir. Mesela Seyit Selahattin Ocağından Yahyalılı Kasım Ağa vardır. Kendisi dededir. Aşık Veysel’i Amasya, Tokat ve Sivas’ın her tarafına götürüp her cemde Veysel’e yanında aşıklık yaptırmıştır.”
AŞIKLAR BAYRAMI SERÜVENİ!
“Bunların yanı sıra yörede ‘Mescit’ isimli bir köy var. Aşık Veysel, eşeği ile o köye gidiyor ve günlerce o köyde kalıp Selman Babadan ders alıyor. 1930’lu yıllarda Ahmet Kutsi Tecer, Sivas İlköğretim Müdürlüğü’ne atanıyor. O yıllarda bir de Muzaffer Sarısözen var ve bunlar ‘Burada bolca aşık var. Bunları toplayalım ve Ozanları, Şairleri Koruma Derneği kuralım’ diyorlar. O derneğin başına da o zamanki belediye başkanını getiriyorlar. 1931 yılında da ‘büyük bir bayram yapalım’ diyorlar. Bu arada Aşık Veysel’e de ‘gelsin bir tanışalım’ diye haber gidiyor. Aşık Veysel ‘devlet’ ismini duyunca korkuyor ve kaçıyor. Çünkü o zamana kadar Osmanlı, gördüğü Aleviyi öldürmüş. ‘Beni bulamasınlar’ diye Aşık Veysel ormana kaçıyor. Köylüler birkaç günün ardından Veysel’i buluyor. Jandarmalar Veysel’i alıp Ahmet Kutsi Tecer ile tanıştırıyor. Veysel, devletin kendisini öldürmeyeceğini anlayınca artık cumhuriyete ısınıyor. 1931 yılında Aşık Veysel ilk aşıklar bayramına katılmış oluyor.”
“VEYSEL’İN ESAS KİMLİĞİ BİLİNMİYOR”
Yusuf Aydın, Aşık Veysel’in protest müziğin Anadolu’daki temsilcilerinden biri olduğunu da sözlerine ekledi. 1932 yılında Halkevleri’nin kurulmasıyla birlikte Aşık Veysel’in müziğinin daha duyulur olduğunu anlatan Aydın, şu bilgileri verdi:
“Aşık Veysel, Halkevleri’nde müzik dersleri de vermeye başlıyor. Abim Ali Rıza Aydın der ki ‘Aşık Veysel’in bütün türküleri damıtılmış bir Aleviliği anlatır’. Çünkü Alevilik 4 Ana sırdan dünyanın oluştuğunu ifade eder. Hava, su, toprak, güneş olmazsa dünya oluşmaz. Veysel’in de Yunus’un da bütün türkülerinde toprak, sevgi, kardeşlik, birliktelik vardır. Veysel bir tabiat aşığı, toprak sevdalısıdır. Aşık Veysel’i Alevilikten soyutlamak isteyenleri çok gördüm. Onun için Veysel’in esas kimliği su altına giriyor, bilinmiyor. Aşık Veysel’i ve o zamanın diğer aşıklarını yaratan o günün canlı, örgütlü Aleviliği idi.”
PİRHA- Sivas’ın Şarkışla İlçesinin Kaymak köyünde bir elektrik direği üzerine yuva kuran leylekler her an elektrik akımına kapılma tehlikesi ile karşı karşıya. Yazar Rıza Aydın’ın çektiği görüntülerde leyleklerin kurtarılması için duyarlılık çağrısında bulunuldu.
Kaymak köyünün göçebe konukları, birkaç yıldır bu köyü mesken tutmuş durumda. Köydeki yüksek gerilim hatlarının üzerine yuva yapan çok sayıda leylek, burada yiyecek sıkıntısı çekmiyor. Leylekler yaz döneminde çevredeki ekin tarlalarından besleniyor, kenarındaki akarsulardan istifade ediyor. Ancak leylekler için buradaki yüksek gerilim enerji hatları ölüm tehlikesi oluşturuyor. Yuvalarına sürekli yiyecek taşımak durumunda kalan leylekler, zaman zaman telleri fark edemeyerek çarpıyor ve yaşamını yitiriyor.
Sivas Şarkışla’ya bağlı Kaymak köyünde bir elektrik direğine yuva yapan leylek ailesi, her an elektrik akımına kapılma tehlikesiyle karşı karşıya. Yuvada bulunan iki yavrusuna yiyecek taşıyan leylekler elektrik tellerinin arasında zor anlar yaşıyor. Leylek yuvasının bulunduğu elektrik direğinde ve çevresinde köye elektrik dağıtan onlarca elektrik teli mevcut. Leylekler her an elektrik akımına kapılma riski ve tehlikesi altında.
Aynı leylek çifti geçtiğimiz yıl Kaymak köyünde elektrik direğine yuva yapmış, iki yavru leylek uçma zamanı geldiği sırada elektrik akımına kapılarak ölmüştü. Kaymak köyü meydanında ağaç elektrik direğinin devrilmesinin ardından demir direk yapılmış. Kaymak köyü ile özdeşleşen leylek çifti bu sefer demir elektrik direğine yuva yapmış.
Kaymak köyü sakinleri leylekleri kurtarmak için yetkililere duyarlık çağrısında bulundu.
PİRHA- Kaymakamlığın, müftülüğün, Kültür Bakanlığı’nın ve Vakıflar Genel Müdürlüğü’nün, Sivas’ın Şarkışla ilçesine bağlı Alevi yurttaşların yaşadığı Hardal Köyü’nde bulunan tarihi kalıntıya ‘cami’ diyerek el koymaya çalıştığı ortaya çıktı. Duruma tepki gösteren PSAKD Kurucu Başkanı Murtaza Demir Murtaza Demir, “İnancınızı yaşamaz, sahipsiz, kimsesiz bırakırsanız bir gün o köye leş kargaları musallat olur” dedi.
Alevi yurttaşların yaşadığı yerleşim yerlerine ilişkin asimilasyon politikaları devam ediyor. Devlet, Alevi yerleşim bölgelerine cami yapmanın yanı sıra bu yerleşim yerlerinde yer alan inanç ve ibadet merkezleri olan cemevlerini, tarihi yapıları asimilasyon politikaları kapsamında camiye çevirmeye çalışıyor.
Alevilere ait yapıları camiye çevirme politikasının son örneği Hardal Köyü’nde yaşandı. Kaymakamlığın, müftülüğün, Kültür Bakanlığı’nın ve Vakıflar Genel Müdürlüğü’nün, Sivas’ın Şarkışla ilçesine bağlı Alevi yurttaşların yaşadığı Hardal Köyü’nde bulunan tarihi kalıntıya ‘cami’ diyerek el koymaya çalıştığı ortaya çıktı.
MAHKEME ‘CAMİ’ DEĞİL KARARI VERMESİNE RAĞMEN İTİRAZ EDİLDİ
Söz konusu duruma ilişkin sosyal medya hesabından paylaşım yapan Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Kurucu Başkanı Murtaza Demir, Hardal Köyü’nde bulunan metruk yapıya ‘cami’ denilerek Vakıflar Genel Müdürlüğü’ne bağlı bir vakfa devredildiğini, köylünün duruma itiraz ederek konuyu yargıya taşıdığını aktardı.
Demir, köy halkının avukatlar aracılığıyla yargıya başvurduğunu ve hem yerel hem de Bölge İdare Mahkemeleri’nin söz konusu kalıntının üzerindeki taşınmazın ‘cami olmadığına’ karar verdiğini belirtti. Bu karara rağmen Şarkışla Kaymakamlığı’nın, müftülüğün, Kültür Bakanlığı’nın ve Vakıflar Genel Müdürlüğü’nün bir üst mahkemeye itiraz ettiğini ve ısrarla kalıntının ‘cami’ olarak kabul edilmesini istediklerini söyledi.
Demir paylaştığı yazıda, Alevi yurttaşlara çağrı yaparak inançlarını sahipsiz ve kimsesiz bırakmamaları gerektiğini ifade etti.
PSAKD Kurucu Başkanı Murtaza Demir’in paylaştığı yazı şöyle:
“Yine bir Alevi köyü ve yine ‘ille de cami olacak’ diyen devletin ahlak, hukuk ve vicdan dışı Alevi anlayışının ibretlik hikayesi. Okuyun lütfen ama aklınıza mukayyet olun…
Alevi köyündeki metruk kalıntıya; ‘Bu bir cami kalıntısıdır’ diyerek ‘çökmek’ istiyorlar! Muhtar ve İhtiyar Heyeti, Müftü ve Kaymakamın ricası karşısında ‘ikna’ olduktan sonra, ‘Evet burası cami kalıntısıdır’ diyerek aldığı kararı kaymakamlığa iletiyor. Köy halkı itiraz ediyor ve avukat aracılığıyla yargıya başvuruyor. Yerel ve bölge İdare Mahkemeleri bu kalıntının üzerindeki taşınmazın cami olmadığına karar veriyor ama ‘devlet’ Aleviyi yurttaş, inancını inanç, ibadethanesini ibadethane saymadığı için yargı kararını İstinaf Mahkemesine taşıyarak itiraz ediyor.
Kim itiraz ediyor; Şarkışla Kaymakamlığı, Müftülük, Kültür Bakanlığı, Vakıflar Genel Müdürlüğü yani Devlet…
“KIZMAK, İSYAN ETMEK YETMEZ, CEHALETLE MÜCADELE ETMEK GEREKİR”
Fazlasını yazmaya gerek yoktur. Ekli belgelerdeki yargı sürecini okuduğunuzda, sizin de ‘Bu nasıl devlet?’ diyerek isyan edeceğinize eminim. Ancak kızmak, isyan etmek yetmez. Fark etmek, önlem almak, bu ilkel, geri, öğretilmiş, ezberletilmiş cehaletle mücadele etmenin, ekmek ve nefes almak kadar elzem olduğunu da görmek gerekir.
Daha da önemlisi inancınızı yaşamaz, sahipsiz, kimsesiz bırakırsanız bir gün o köye leş kargalarının musallat olacağını, gelip oturacaklarını, kendilerine benzetmek için devletin tüm olanaklarını asimilasyon adına harekete geçireceklerini görmek elzem değil, şarttır. Aşk ile canlar…”
PİRHA- Nazlım Abdal Ocağı dedelerinden Cemal Acırlı, bir süredir yaşadığı sağlık sorunları nedeniyle Ankara’da Hakk’a yürüdü. Acırlı, Sivas’ın Şarkışla ilçesi Kaymaklı Köyü’ne götürülerek burada toprağa sırlandı.
Nazlım Abdal Ocağı dedelerinden Cemal Acırlı bir süredir yaşadığı sağlık sorunları nedeniyle Ankara’da Hakk’a yürüdü. Acırlı, Sivas’ın Şarkışla ilçesi Kaymaklı Köyü’ne götürülerek burada toprağa sırlandı.
Hakk’a yürüme erkanını Cemal Şahin Dede yürüttü. Şahin, “Kainatta hiçbir şey olduğu gibi olduğu yerde kalmıyor. Her şey değişiyor. Her şey, her an bir yaşamın sonu ve başka bir yaşamın da başlangıcı oluyor. Bu da hakkın değişmez yasasıdır. Hakk’tan geldik, Hakk’a gidiyoruz. Aslında Cemal Can özüne dönüyor. Bizim Hakk’tan dileğimiz Cemal Can’ı aşıkların, pirlerin katarına dahil eylemesidir. Geride kalanlara sağlıklı, mutlu bir yaşam vermesidir” şeklinde konuştu.
Daha sonra rızalık istendi. Erkana katılanlar rızalık verdi. Ardından Hakk meydanı görevi yerine getirilip, gülbengler okunarak Acırlı toprağa sırlandı. Toprağı sırlanmanın sonrasında lokmalar paylaşıldı.
“ALEVİLİĞİN FELSEFESİNİ GERÇEKTEN BENİMSEMİŞ BİRİSİYDİ”
Hakk’a uğurlama erkanına katılan Yazar Rıza Aydın, Cemal Acırlı Dede ile ilgili şunları dile getirdi:
“Hayatta karıncayı incitmemiş, kamil bir insandı. Çok mükemmel, çok temiz, saf bir insandı. İçinde asla kötülük olmayan biriydi. Sevgi doluydu. Bazıları kendilerine dedeyim deyip makamın nimetlerinden faydalanır. Cemal Acırlı asla öyle bir insan değildi. Aleviliğin felsefesini gerçekten benimsemiş bir canımızdı. Yattığı yer incitmesin.”
PİRHA-Kansere yenik düşen Ozan Ali Doğan, Kartal Cemevi’nden Hakka uğurlandı.
Bir süredir kanser tedavisi gören 71 Yaşındaki Ozan Ali Doğan, 7 Mayıs’ta durumu ağırlaşınca hastaneye kaldırılmıştı. Doğan, 8 Mayıs’ta da Hakka yürüdü.
Sivas’lı Ozan Ali Doğan için İstanbul Kartal Cemevi’nde cenaze töreni yapıldı. Dede Eyüp Pala’nın yürüttüğü cenaze erkanı ardından, Ali Doğan’ın naaşı toptağa sırlanmak üzere Sivas’a uğurlandı.
AŞIK ALİ DOĞAN KİMDİR?
Ali Doğan, 25 Aralık 1950’de Sivas’ın Yıldızeli ilçesinin Doğanlı köyünde doğdu. İlkokulu köyünde okuyan Doğan, Tokat Gazi Osman Paşa Lisesi’nden 1968 yılında mezun oldu. Yıldızeli Pamukpınar İlköğretmen Okulunda üç yıl okudu ve öğretmen olarak mezun oldu. Sivas’ın Hafik ilçesinin Üzeyir ve Dışkapı köylerinde beşer yıl öğretmenlik yaptı. İstanbul 50. Yıl Besim Kadırgan İlköğretim Okuluna tayininin çıkması üzerine 1982 yılından emekliliğine kadar bu şehirde yaşadı. 1972 yılında Melek Hanım’la evlendi. Ferhat, Barış ve Şerife isimli 3 çocuğu oldu.
Aşık Ali Doğan, müzik çalışmalarına ortaokul yıllarında başladı. 1973 yılında ilk plağını yaptı ve 1976 yılında kaset çalışmalarına başladı. Yirmiye yakın kırkbeşlik plağı, kırk kadar da kaset ve CD’si vardır.
PİRHA-PSAKD Yenimahalle Şube Batıkent Cemevi hizmet Babası Cemal Şahin, Hızır’a ilişkin görüşlerini paylaştı. Şahin, “Hızır karanlığa karşı ışık, zorbalığa karşı kurtarıcı, umutsuzluğa karşı umut, her gönülde aşk olan; kimsesizleri darda bırakmayan, gönüllerimizde filizlenen umudumuz, güneşimiz, yıldızımız, dolun ayımızdır. Hızır, sazımızın sırma telinde türkü söyleyen, dilimizde gönlümüzün en sıcak yerindedir” dedi.
Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Batıkent Cemevi hizmet Babası Cemal Şahin, Hızır ve Muharrem ayına ilişkin görüşlerini paylaştı.
‘Hızır kimdir, nasıl tarif edilir?’ sorularını yanıtlayan Cemal Şahin, “Hızır, Alevilikte simgesel anlamda doğuran, doğanın doktoru, yeniden dirilmenin, canlanmanın, gelişen, dönüşen zamanın simgesidir” dedi.
“HIZIR SAZIMIZIN SIRMA TELİNDE TÜRKÜ SÖYLEYENDİR”
Cemal Şahin, her inancın kendine has kutsal değerlerinin olduğunu söyleyerek, “Kadim bir inanç olan Aleviliğin kutsal değerlerinin başında Hızır inancı gelmektedir” dedi. ‘Boz atlı Hızır’ olarak da bilinen Hızır’a dair Cemal Şahin şunları söyledi:
“Ayrıca kendisinden el alınan Abu hayat içmiş, ölümsüz mürşit olduğuna inanılır. Hızır Yoldaş’ın ola, Yetiş ya Hızır, Kul bunalmayınca Hızır yetişmez… Halk arasında kullanılan bu deyimlerden de anlaşılacağı gibi Hızır, yardıma muhtaç olanların, darda kalanların yardımına koşan bir kurtarıcı olduğuna inanılır.
Hızır, Alevilerin inancına göre değişik donlarda görünen ‘nur yüzlü, bilge ve darda kalanın darına, zorda kalanın zoruna yetişen biri’ olarak bilinir. Onu kendisinin yardımına çağıran herkesin boz atıyla uçarak yardımına yetiştiğine inanılır. Bastığı ve gezdiği yerlerde güllerin, çiçeklerin açtığına, çayırların, çimenlerin yeşerdiğine, kuşların şakırdamaya başladığına, elini sürdüğü kişilerin dertlerden, hastalıklardan, uğursuzluklardan arındığına, ömür boyu sürecek mutluluk sırrına ulaşacağına inanılır.
Hızır karanlığa karşı ışık, zorbalığa karşı kurtarıcı, umutsuzluğa karşı umut, her gönülde aşk olan, kimsesizleri darda bırakmayan, gönüllerimizde filizlenen umudumuz, güneşimiz, yıldızımız, dolun ayımızdır. Hızır sazımızın sırma telinde türkü söyleyen, dilimizde gönlümüzün en sıcak yerindedir.
Bir yavru yolladım gurbet ellere,
Emaneti sana boz atlı Hızır.
Seni bekçi derler bunca yerlere,
Emaneti sana boz atlı Hızır diye.”
“HIZIR İÇİMİZDEKİ İYİLİĞİ BESLEYEN AŞKTIR”
Cemal Şahin, Alevi öğretisinde anlatılan Hızır’ın bir doğma ya da hurafe olmadığına vurgu yaparak sözlerine şu cümlelerle devam etti:
“Hak ve adalet için yola çıkmışlara, kimler yardım ediyorsa o kişiler, onların Hızır’ıdır. Çünkü Hızır içimizdeki iyiliği besleyen ve uyandıran aşktır. Hızır, darda, zorda kalanlara uzanan eldir. Hızır, mazlumun acısına ortak olandır. Hızır, yaraya merhem olandır. Hızır, yardır, yarendir yoldaştır. Hızır, içimizdeki sevgidir, aşktır, bitmez tükenmez sevdadır, aşkın adıdır. Kim kime yardım ediyorsa o onun Hızır’ıdır.
HIZIR CEMİ NASIL OLUŞUR?
Şubat ayının 13’ünde başlayıp 21 Mart’a kadar olan zaman diliminin ‘Hızır Ayı’ olarak anıldığını söyleyen Cemal Şahin, Hızır Orucunu tutma tarihlerinin yöreden yöreye değişiklik gösterdiğini de belirtti. Cemal Şahin, Hızır Orucunun eski Rumi takvime ve ayların hesabına göre 31 Ocak ile 2 Şubat arasında üç gün tutulduğunu, ancak o ayların günümüzde kullanılmadığı için Miladi takvime göre 13-14-15 Şubat günlerine denk geldiğini ifade etti.
Cemal Şahin, Hızır Orucunun bitiminde Hızır Cemi yapıldığını da belirterek şöyle devam etti:
“Köyümüz olan Saraç’ta Hızır geleneği nasıl olur, kısaca bahsetmek istiyorum. Saraç köyü, Sivas ili Şarkışla ilçesine bağlı bir köydür. Köyümüzde değişik ocaklara bağlı insanlar vardır. Hubyar Sultan Ocağı’na bağlı olanlar Hızır orucunu 7 gün tutarlar. İnanca göre Hubyar Sultan yörenin valisi tarafından kızgın fırına atılır. 7 gün sonra sakalı buz tutmuş olarak fırından çıkar gelir. Fırına girerken de yanında beraber bir çocuk götürür ve çocuk da elinde bir gül demeti ile gelir. Hubyar Sultan’ın fırına atılışı Hızır orucu ile aynı güne denk geldiği için birleştirilir. Bu nedenle Hubyar Ocağı’na bağlı insanlar 7 gün Hızır orucu tutarlar.
Köyümüzde Hızır orucunun sonunda müsait olan birinin evinde köyün ileri gelenleri toplanır. Hızır Cemini ne zaman ve kimin evinde yapacaklarını kararlaştırırlar. Kararlaştırılan günden önce görevli kişilerce köylülerden para, bulgur gibi şeyler toplanır. Onlar paraya çevrilerek şeker alınır. Her ev bir gün önceden buğdayı sac üzerinde kavurup el değirmenlerinde değirmen taşlarında çekerek kavut unu yapar. O günün akşamında evlerinin en temiz ve ıssız bir yerinde siniler ve tepsiler içerisine kavut unu koyarak üzerini temiz bir örtüyle örterler. O gece Hızır, gelip kimin kavutunun üzerine el basarsa o eve bereket geldiğine ya da geleceğine inanılır. Ertesi gün akşamı kavut ve lokmalarını cem yapılacak eve getirirler, alınan şekerler kazanlarda şerbet yapılır. Genç kız ve gelinler tarafından kavrulmuş buğday unuyla karıştırarak kavut top haline getirilir. Cem’in sonunda orada bulunan herkese nüfus oranlarına göre eşit şekilde dağıtılır.”
“TARİH SAHNESİNDEN YOK OLMAYALIM”
Eski dönemlerde Hızır Orucu tutulurken saat kullanımının olmadığına işaret eden Cemal Şahin, “Büyüklerimiz, bize şöyle derlerdi; ‘Akşamdan sabah saatlerine kadar; beyaz iplik, siyah iplikten ayırt edilinceye kadar yenip ve içilir. Akşam ise, siyah iplik, beyaz iplikten ayırt edilemeyecek duruma gelince de oruç açılır’ derlerdi” ifadelerini kullandı.
‘Alevi kurumları, pirleri, Hızır Orucu hakkında toplumu yeterince bilgilendiriyor mu?’ sorusuna ise Cemal Şahin’in yanıtı şu şekilde oldu:
“Evrenin temel yasası der ki; evrende hiçbir şey olduğu gibi olduğu yerde kalmaz. Her şey değişir. Hiçbir şey kesin son şeklini almaz. İnsanlar da evrenin bir parçası olduğu için, insanların doğa ve evreni algılayışları ekonomik, kültürel, sosyal ve siyasal algılayışları değişiyor ve olduğu gibi kalmıyor. Eğer bu gibi değişiklikler algılayıştaki ilişkiler değişmiyor ise o toplumda gelişme ve ilerleme olmaz. Zaten evrenin temel yasalarına göre değişmemesi mümkün değildir. O nedenle bazı kurum ve pirler çağın koşullarına göre öğretiyi uyarlayarak gereken bilgiyi insanlarla paylaşıyor diyebiliriz.
Halklar arasında etkileşim sürekli olduğu için yeni gelenek ve görenekler yaratamayan halklar, kendilerinden daha güçlü geleneklere sahip halkların inançları karşısında yok olup giderler. İnsanların beklentilerini ya da ihtiyaçlarını karşılayan gelenek ve görenekler yaratan halklar, tarih sahnesinde her zaman var olmaya devam ederlerken, bu geleneklerden ya da inanç sistemlerinden yoksun olan halklar yok olup gitmişlerdir. Bu bir yanıyla da halkların kendi kimliğinden, değerlerinden arındırılması anlamına gelir.
Tarih sahnesinden yok olup giden halkların durumunu bu şekilde açıklamak gerekir. Alevi toplumu da bugüne kadar ayakta tutan en önemli öge; yarattıkları gelenekler ve göreneklerdir. Bu açıdan bakıldığında Alevilerin tarih boyunca yarattıkları gelenek ve görenekleri iyi anlamakta yarar vardır. Bu nedenle gelenek ve göreneklerimize sahip çıkalım ki tarih sahnesinden yok olup gitmeyelim. Hepinize aşk-ı muhabbetimle…”
PİRHA-HDP Milletvekili Ali Kenanoğlu, Şarkışla’ya bağlı Hardal köyündeki bir konağın camiye dönüştürülmesine tepki gösterdi. Konağın geçmişte cemevi olarak kullanıldığını aktaran Kenanoğlu, camiden cemevine çevrilen bir mekanın olmadığını vurgulayarak, “Fakat Alevilerin bir çok mekânının sonradan camiye çevrildiğine tanık olduk” dedi.
HDP İstanbul Milletvekili Ali Kenanoğlu, Sivas’ın Şarkışla ilçesine bağlı Hardal köyündeki bir konağın camiye dönüştürülmesiyle ilgili PİRHA’ya konuştu.
Kenanoğlu, konağın 2008 yılında Sivas Kültür Varlıkları Tabiat Koruma Kurulu tarafından ‘cemevi’ olarak tescillendiğini belirterek, tüm kurul üyelerinin de bu kararda imzasının yer aldığını söyledi.
Fakat asıl tartışmalı nokta ‘cemevi’ yönünde alınan karardan 6 ay sonra başladı. Şarkışla Müftülüğü duruma itiraz ederek, konağın ‘cami’ olduğunu iddia etti ve tüm resmi kayıtlara da o şekilde not düşüldü.
“Tarihimizde camiye çevrilen cemevine belki rastlamıyoruz ama konağa çevrilmiş cemevleri var” diyen Ali Kenanoğlu da “Esas olan konu şu ki; bu köy Alevi köyüdür ve cami istenmiyor” sözleriyle yapılanları eleştirdi. Kenanoğlu, Sivas Kültür Varlıklarını Koruma Kurulun’a konuyla ilgili yazı yazdığını da aktararak “Kendilerinden tescil evrakını istedim. Gönderdikleri sadece parselasyon haritası ve kurul kararı oldu. İnceleme raporları gelmedi. Köyün tarihi bilindiğinden bu tarafa köyün tamamı Alevi’dir” açıklamasını yaptı.
“CAMİYE ÇEVRİLEN BİRÇOK MEKANIMIZ VAR”
Söz konusu konağın hiçbir şekilde cami geçmişi olmadığını dile getiren Ali Kenanoğlu, “bir dönem cami olarak restore edildiği iddia ediliyor. Olabilir de…” diyerek şöyle devam etti:
“Bir çok mekânımızın daha sonra camiye çevrildiğine tanık olmuşuz. Ya da dergahlarımıza gidip asimilasyon amaçlı camiler yapıldığını da biliyoruz. Bu olanlar buranın cami olarak inşa edildiğini göstermez. Cemevleri böyle kamusal bir alan olarak yapılmadığı için daha çok dergâhlarda dede odası, pir odası, pir evi şeklinde inşa edilip ayrı bir mekânsal yapıya sahip olmadığı için buranın camiye çevrilmesi de çok kolay olmuyor. fizikken camiye çevrilmeleri çok mümkün değil. Ancak, Alevi dergâhlarının oldukları alanlarda belli bir mekâna cami yapma var. Bunlar ta Kanuni Sultan Süleyman döneminden bu tarafa yürütülen bir politikadır. Özellikle Alevi dergâhlarına bunlar yapılıyor, yapılmıştır da.
Konak uzun zamandır harabe durumunda. İç mimarisini hatırlayan yok. Ama kimileri buranın geçmişte cami olduğunu iddia ediyor. Şarkışla’daki özellikle Büyük Birlik Partililer bu işin üzerinde iddia ediyorlar. Ama köylüler içerisinde buranın geçmişte cemevi olarak kullanıldığını, ataları zamanında cemler yapıldığını söyleyenler var. Ama esas olan; burası Alevi köyü. Köylüler buranın camiye çevrilmesini istemiyor. Zaten burası kayıtlarda da Akbaş Konağı diye geçiyor.”
“CEMEVİNDEN KONAĞA ÇEVRİLİ YAPILAR MEVCUT”
Kenanoğlu, tarihte birçok cemevinin sonradan konak statüsüne çevrildiğine de işaret ederek şöyle devam etti:
“Sivas’ta Ali Baba Dergâhı geçmişte cemevi olarak kullanılmış. Şu anda ise bir konak… Tarihimizde camiye çevrilen cemevi belki rastlamıyoruz ama konağa çevrilmiş cemevleri var. Çünkü mimarisi açısından konağa çevrilmesi uygun. Sivas Ali Baba Dergâhı da şu anda ‘Konak’ olarak tescil edilmiş durumda.”
KÖYLÜNÜN RIZASI OLMADAN TAPU DEVREDİLİYOR!
Ali Kenanoğlu, Hardal köyü muhtarıyla da diyalog kurduğunu belirterek, konak tapusunun neden devredildiğine dair şu bilgileri paylaştı:
“Muhtar, bu konuda valilikten ve ilgili birimlerden çok baskı geldiğini, bu baskı karşısında köylülerden ya da köy derneğinden destek alamadığını, baskılar karşısında dayanamayıp tapuyu devrettiğini aktardı.
Ancak kimi köylülerle konuştuğumuzda durumdan haberdar olmadıklarını ve alınan kararı kabul etmediklerini söylediler.
Çünkü köy ihtiyar heyetinin hepsi kararı imzalamıyor. Oy birliği ile alınmış bir karar değil. Muhtarın ihtiyar heyeti ile birlikte karar defterini imzalaması gerekiyor. Muhtar ve 2 azası ile birlikte 3 kişi bu kararı alıyor. Köylüler buna itiraz ederek avukatlarla bir hukuk mücadelesi yürütecekler.”
“MUHTAR TAPUYU HANGİ KOŞULLARDA VERDİ?”
Kenanoğlu, yapılmakta olanın bir tür asimilasyon politikası olduğunu söyleyerek, kararın yürürlüğe girmesi durumunda köyün kültürel değişimle birlikte asimilasyona uğrayabileceğini kaydetti.
Aleviler kendi inancına, kimliğine, kültürüne sahip çıkmak durumundadır” diyen Kenanoğlu, sözlerini şu cümlelerle sonlandırdı:
“Bu konuyu kamuoyuna yaygınlaştırmak, Alevi kurumlarının desteğini almak, köylülerin birliğini, beraberliğini sağlamak, bu konuda onları bilinçlendirmek gerek. Çünkü çok farklı propagandalarla karşı karşıya kalabiliyor köylüler. Maddi vaatlerle insanları kolay ikna edebiliyorlar.
Biz de bürokrasi ayağında, Meclis’te gündemde tutulması noktasında her türlü desteği vermeye hazırız. Orada köylülerin rızası dışında, bir asimilasyon söz konusu. Şarkışla Büyük Birlik Partisi teşkilatı ilçe meclisinden kimileri, bu konuda soru önergesi vermemizden rahatsız olmuş. Ve savunmalarında ‘muhtar zaten kendisi verdi burayı’ deniliyor. İyi de muhtarın hangi koşullarda verdiğini herkes biliyor.”
PİRHA-Şarkışla’ya bağlı Hardal köyündeki tarihi bir konağın camiye dönüştürülmesi kararı köylülerce tepkiyle karşılandı. Hukuki girişime hazırlandıklarını belirten Dr. Cafer Ceylan, köylülere hizmet alabilmeleri için önce cami talebinde bulunmaları konusunda baskı yapıldığını söyledi. Ceylan, “İlçe Özel İdare Müdürü, muhtarı, köylüleri ve azaları sürekli tehdit ediyor” dedi.
Devletin ya da iktidarların, ‘köyünüze hizmet istiyorsanız önce cami talebinde bulunun’ baskısına bir örnek de Sivas’ın Şarkışla ilçesine bağlı Hardal köyünde yaşandı. Köy içerisindeki tarihi bir konağın statüsü devletin resmi kayıtlarında “cemevi” olarak tanımlanmışken bugün camiye dönüştürüldü. Köylülerden gelen itiraz sonucunda yetkililer “Hizmet istiyorsanız cami olmalı” açıklaması yaptı.
Aslen Hardal köylü olan Dr. Cafer Ceylan da konunun Ankara’dan takipçisi oldu. Köy halkının tümünün Alevi olduğunu ve hiçbir zaman cami taleplerinin olmadığını dile getiren Ceylan, yoğun bir baskı yaşandığını söyledi.
Cafer Ceylan, söz konusu konağın yıkık olması nedeniyle yıllardır kullanılamadığına işaret ederek, “Çocukluğumuzdaki cemler köyün en büyük evlerinde yapılırdı. Büyüklerimiz, 1870’li yıllarda konağın iki katlı olduğu ve o dönemde cem yapıldığını söylerdi” dedi.
Ceylan, bahsi geçen konağın geçmişte hiçbir zaman cami olarak kullanılmadığını, konağın geçmişte bölge halkından olan Akkaşoğulları tarafından restore edildiğine dikkat çekerek, “Bugün bu aileyi ‘Sünni’ olarak tarif ediyorlar. İşin literatürdeki adıyla karından konuşuyorlar. Dürüstçe söylemiyorlar. Bunu köy derneği başkanıyla da konuştum. ‘Gelin dernek olarak dava açalım, beraber olalım’ dedim ancak muhtar ve beraberindeki birkaç kişi, yaptıklarıyla insanları birbirine düşürdü” diye konuştu.
“CAMİ YAPILMASI İÇİN HEP UĞRAŞTILAR”
Dr. Cafer Ceylan, devletin yıllardır köylerine cami yapmak için uğraş içerisinde olduğunu belirterek, şunları dile getirdi:
“Akkaşoğulları sülalesi köken olarak Alevidir. Babamların anlattığı bir olaya göre; Akkaşoğulları’nın evine misafir geliyor. Misafir yatıp kalktıktan sonra yastığın altına bir kâğıt bırakıyor. ‘Akkaşoğlu Akkaş, Veli Bektaş, Kızılbaşoğlu Kızılbaş’ diye. Yani bu köy Alevi köyüdür. Yıllar yılı devlet politikasıdır, cami yapmaya uğraşıyorlar. 1970’li yıllarda muhtara, cami yaptırması için para veriyorlar. Sonrasında o para iade ediliyor. 12 Eylül Darbesi döneminde köyümüzün muhtarı, kaymakamlıktan yol, su, elektrik gibi hizmetler talep edince ‘önce cami isteyeceksiniz’ cevabını almış.”
“DAVA AÇMAYA HAZIRLANIYORUZ”
Hardal köyü içerisindeki konağın, kadastro tarafından 2006 yılında ‘cemevi’ olarak tescillendiğine vurgu yapan Ceylan, “Ama bu birilerinin hoşuna gitmedi” diyerek, sözlerine şöyle devam etti:
“Orhan Tamer diye bir vatandaş, kendisi Büyük Birlik Partili. Burada Hardal köyünde cemevi olsun istemiyorlar. Arkeolojik araştırma yapıldığında burasının ne olduğu ortaya çıkar. Ankara’daki Hardallılar olarak, konağın cami olmaması için dava açma aşamasındayız. Kimilerinin bahsettiği gibi buranın cami olmadığını aklı başında her insan şöyle bir baktığında fark eder. Böylesi bir yıkıntı cami olmuş olsa minare ve kubbe kalıntısı olmaz mı?”
“HUKUKİ SORUNLAR CEMLERDE ÇÖZÜLÜYORDU”
Cafer Ceylan, asimilasyon politikalarına karşı kentlerde mücadele yürüttüklerini ifade ederek, “Özellikle 1980 sonrası asimilasyon politikaları, zorunlu din dersleri, insanları geçmişteki inanışlarından bir nebze uzaklaştırdı” değerlendirmesinde bulundu.
“Eskiden yapılan cemlerde kimin kusuru, hatası varsa ceme alınmıyordu. Cemde yargılanıyordu. İnsanlar kendi hukuki sorunlarını kendi içinde çözüyordu” diye konuşan Ceylan, şunları aktardı:
“Daha sonra kentleşme olunca insanlar kendi kültürlerinden uzaklaştılar. Köyümüzde Hakkı Baba Tekkesi, Sultan Murat, Güldere, Ağbaba diye bir ziyaretler vardı. Yani burası etrafıyla sorgulandığında dört dörtlük Alevi köyüdür. Âşık Veysel’e de saz çalmayı öğreten Hardallı Halil’dir. Kimse gelip de burada cami ile ilgili bir şey yapıp dönüştüreceğini varsaymasın. Kentte yaşayan biz insanlar kendi kültürüne sahip çıkıyor. Sünilik adına köyde yapılan hiçbir şey yok. İlçe Özel İdare Müdürü, muhtarı, köylüleri ve azaları sürekli tehdit ediyor. ‘Bunu imzalamazsanız bizden hizmet beklemeyin’ diyor. Köye gelene kadar asfalt. Bizim köy yolları ise stabilize yol. Oraya yol da yapmasınlar. İstemiyoruz. Yeter ki insanların inancına saygı göstersinler. Memlekette 85 bin cami vardı, şu an 130 bin olduğu söyleniyor. Cami sayısı artınca bilim ve teknolojide daha mı ileri gideceğiz? Aleviliği biliyoruz. Öyle ya da böyle dinleri de araştırır, sorgularız. Doğrusunu yapmaya çalışır ama dogmalarla insanları uyutmayız. Onun için aklı başında insanlar, karşı çıkacağımız bu olayın arkasında olsunlar.”
PİRHA- Sivas’ın Şarkışla ilçesine bağlı Hardal köyündeki bir konağın camiye dönüştürülmek istenmesine HBVAKV Genel Başkanı Ercan Geçmez tepki gösterdi. Hardal köyü sakinlerinin Alevi olduğuna vurgu yapan Geçmez, “Cami isteyin ki hizmet getirelim anlayışı halen sürüyor” dedi.
Alevi köylerine cami yapma politikası devam ediyor. Sivas’ın Şarkışla İlçesine bağlı Hardal köyündeki eski bir konak, Vakıflar Genel Müdürlüğü’ne devredildi ve şimdi de cami olarak restore edilip ibadete açılmak isteniyor. Tamamı Alevi olan Hardal köylüleri bu duruma itiraz edip, yargıya taşıdılar. HDP İstanbul Milletvekili Ali Kenanoğlu da konuyu Meclis gündemine getirdi.
Sivas Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Bölge Kurulu, Hardal Köyündeki bir konağı 2008 yılında ‘Cemevi’ olarak tanımlarken bugün ‘cami’ statüsüne çevirdi. Karara ise Alevi toplumundan sert tepkiler geldi.
“BÖLGENİN DİNSEL YAPISI DEĞİŞTİRİLİYOR”
Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı (HBVAKV) Genel Başkanı Ercan Geçmez, “Yapının geçmişini incelemek lazım” diyerek Alevi kültürünün yok edilmek istendiğini söyledi. Ermenek bölgesinin önemli bir Alevi yerleşkesi olduğuna dikkat çeken Geçmez, bölge ile ilgili şu verileri paylaştı:
“Ermenek bölgesi Osmanlı döneminde merkez olarak geçiyor. Ve o merkezin belirli yerlerinden bir tanesi de tartışmalı konaktır. Daha sonra Osmanlı, oraya farklı nüfuslar getiriyor. Cumhuriyetle birlikte bu politikalar devam ediyor. Farklı dinsel yapıdaki insanları buraya getirerek bölgenin dinsel yapısı değiştirmeye çalışılıyor. Her köye bir Sünni aile yerleştirme projesi uygulanıyor. Ardından bu aileler cami istiyor. Tüm bunların altında Alevi köyüne cami yapmak yatıyor.
O bina şimdiki adıyla bir hükümet konağı. Aslında Alevilerin yaşadığı bir bölge olmasından kaynaklı dinsel olarak da Alevilerin cemevi olarak gördükleri bir yer. 2006-2007 yıllarında Tapu Kadastro, orayı cemevi olarak tescil ediyor. Sivas Kültür Varlıklarını Koruma Bölge Kurulu Müdürlüğü, Büyük Birlik Partisi’nden bir vatandaş ve yetkililerin itirazı sonucunda orayı cami olarak tescil ediyor.”
“CAMİ İSTEYİN Kİ HİZMET GETİRELİM”
Ercan Geçmez, konak mimarisinin de Alevi inancına dönük olduğunu belirerek “Bina içerisine girdiğinizde üçler, beşler, yediler gibi rakamlar, yazılar görüsünüz. Bunlar Alevilerin kendilerinin kullandığı rakamlardır” dedi.
Geçmez, köy heyetine yapılan baskı sonucunda konağın devredildiğini söyleyerek şunları kaydetti:
“Burada önemli olan şey; muhtar ve iki azanın ‘biz cami istiyoruz’ talebidir. Çok klasik bir durum söz konusu. ‘Kendinizi inkâr edin’ hikâyesi… Oradaki kaymakam, muhtara ‘biz hizmet vereceğiz ama buranın cami olduğunu kabul edin. Ardından biz de size hizmet getirelim’ diyor. ‘Camimizi tekrar istiyoruz’ diye dilekçe verin, bizde sizin yolunuzu asfalt yapalım diyor. Muhtar ve 2 aza da dilekçe veriyorlar. Macera bu şekilde başlıyor. Oysa ondan önce konağa ne gelen var, ne giden. Yıllar öncesinde de bu Büyük Birlik Partililer gidip asılı olan konak tabelasını da söküyor.”
“OSMANLININ ZULMÜ BUGÜN DE SÜRÜYOR”
Konuya dair itirazlarının süreceğini belirten Geçmez, konağın yeniden cemevine çevrilmesiyle ilgili dava sürecinin başlatılacağını da ekledi. Ercan Geçmez “Köyün tamamının Alevi olmasına rağmen, bu zulmün sürmesi çirkin bir şey” diyerek sözlerini şu cümlelerle sonlandırdı:
“Farz edin sonradan birileri gelip oraya baskıyla bir cami yapmış. Bu yüzyılda dahi Osmanlı’nın zulümlerini, nüfus değiştirme politikalarını herkes çok iyi biliyor. Bugün yaşanan, o zulmün hala sürmesidir. Biz, bu konuyla ilgili bir vakıfız. Köylülerle sürekli görüşüyoruz. 200’e yakın vatandaş kaymakamlığa itiraz dilekçesi verdi. Konağın cami değil, cemevine çevrilmesi ile ilgili dava da açılacak.”
PİRHA – Araştırmacı yazar Turan Dursun’un ölümünün üzerinden 29 yıl geçti.Dursun, 29 yıl önce uğradığı silahlı saldırı sonucu yaşamını yitirmişti.
TURAN DURSUN KİMDİR?
1934’te Sivas’ın Şarkışla ilçesine bağlı Gümüştepe köyünde dünyaya gelen Turan Dursun, beş yaşındayken ailesiyle birlikte Ağrı’nın Tutak ilçesine göç etti. Yatılı din okullarına, Kur’an kurslarına ve birçok ünlü hocanın yanında eğitim gördü.
Diyânet İşleri Başkanlığı’nın İlâhiyat Fakülteleri’nde sürdürdüğü Sünnî-Hanefî-Mâtûridîyye İ’tikadî mezhebi ana ilkelerine dayalı olarak Monoteistik dinler tarihi eğitimi almaya karar verdi ve genç yaşta Kürtçe, Çerkezce ve Arapça öğrendi. Antropolojiyle de yakından ilgilenen Dursun’un, Müftülük sınavını kazandıktan sonra tayini yapılamadı. İstanbul Mahmutpaşa İlkokulu’nu kısa sürede dışarıdan bitirdi.
İlk imamlık deneyimlerini Tarsus’a bağlı Baltalı köyünde yaptı. Askerliğinden sonra İstanbul’da bulunan İsmailağa ve Üçbaş medreselerinde hocalık yaptı. Ardından müftülük yapmaya başladı. 1958 yıllında başlayan müftülük görevi 1966’da son buldu. Bu yıllar arasında sürgün edildi. Daha sonra müftülükten ayrılarak TRT’de prodüktör olarak çalıştı ve buradan emekli oldu.
Müftü iken İslâmiyeti, Hıristiyanlığı ve Yahudiliği hem kendi kaynaklarından, hem de diğer kaynaklardan yararlanarak daha detaylı bir şekilde birbiriyle karşılaştırarak kökenlerini aramaya yönelik çalışmalar yürüttü. Bu çalışmalar inancında da farklılıklara neden oldu ve müftülük görevinden istifa etti.
Dursun 4 Eylül 1990’da İstanbul Koşuyolu’ndaki evinin yakınlarında islamcı saldırganlar tarafından silahla öldürüldü. Cinayetin ardından Dursun’un kütüphanesindeki bir çok şeyin kaybolduğu anlaşıldı. Yatağının üzerine ise “Kutsal Terör Hizbullah” kitabı bırakılmıştı. Yakınları kitabın Dursun’a ait olmadığını, eve giren kişiler tarafından bir “mesaj” olarak bırakıldığını söyledi. İstanbul Emniyet Müdürlüğü, Dursun’un evinde polislerin arama yaptığını doğruladı ancak arama tutanağında kitaplıktan alınanlara ilişkin bilgi yer almadı.
Görüşleri sebebiyle gericilerin hedefi olan Dursun’un pek çok çalışması da cinayetin ardından evine giren kişilerce yok edildi.
PİRHA- Sivas Şarkışla’ya bağlı Alevi köyü olan Kaymak Köyü’nün suları 10 gündür kesik. Köylüler yetkililere seslerini duyuramıyor.
Sivas’ın Şarkışla ilçesine bağlı bir Alevi köyü olan Kaymak Köyü’nün suları 10 gündür kesik. Suların su deposunun tadilatı nedeniyle kesildiği söyleniyor. Kuraklık nedeniyle çeşmeleri de kuruyan köylüler zor durumda.
Köyde yaşayan Yusuf Aydın, Sivas valisi, Şarkışla kaymakamı, Cimer gibi yetkilileri defalarca bilgilendirerek su yardımı talebinde bulunduklarını ancak seslerinin duyulmadığını söylüyor.
Aydın, “‘İnsanı yaşat ki devlet yaşasın’ denilir ya, halkın en acil sorununa bile çare olmayan devlet kurumları, Suriyeli göçmenlere canla, başla çalışıp anında yardım ediyorlar. Etsinler onlar da mağdur olasın ama biz de Türkiye Cumhuriyeti vatandaşıyız, vergimizi ödüyoruz, askerliğimizi yapıyoruz, bizim suçumuz ne? Bu nasıl bir düşmanlık, nasıl bir anlayış? Vatandaşına yardımcı olmayan devlet kurumları ve onların temsilcileri bizlerin vergileriyle maaşlarını alıyorlar, helal etmiyorum, zehir olsun.” diyor. (HABER MERKEZİ)
PİRHA – Halk ozanı Aşık Veysel ölümünün 46. yılında anıldı.
Ozanlık geleneğinin temsilcilerinden Aşık Veysel Şatıroğlu, ölümünün 46. yılında memleketi Sivas’ın Şarkışla ilçesine bağlı Sivrialan köyünde, mezarı başında anıldı. Törene CHP Sivas Milletvekili Ulaş Karasu, Aşık Veysel’in torunları Gündüz Şatıroğlu ile Sebahattin Şatıroğlu, yakınları ve çok sayıda yurttaş katıldı. Törende Aşık Veysel’in mezarına karanfil bırakıldı.
Aşık Veysel’in torunu Gündüz Şatıroğlu, “46 Yıldır Aşık Veysel’i anıyoruz. Toplumun her kesimi burada. Hangi siyasi düşünce olursa olsun, hangi inançtan olursa olsun. Çünkü kendilerinde ve Aşık Veysel’in her sözünde bir şey buluyorlar. Aşık Veysel’de kendilerini buluyorlar. Dedem bizlere demiş ki ‘kardeş olun’, ‘kardeşlik yolunda el ele yürüyün’. Bu toprakların demokrasiye, kardeşliğe ne kadar çok ihtiyacı olduğunu bilmiş, sözünü bu yolda söylemiştir. Bizleri de bu yola davet etmiştir” dedi.
Törende Güney Kore’den gelen Kim Young isimli bir turist de yer aldı. Aşık Veysel hayranı olduğunu açıklayan Young, ozanın mezarına karanfil bıraktı. Aşık Veysel hayranları, anma programı dahilinde Veysel’in köyde müzeye dönüştürülen evini ziyaret etti.
AŞIK VEYSEL KİMDİR?
Aşık Veysel Şatıroğlu 25 Ekim 1894’te Sivas’ın Şarkışla ilçesine bağlı Sivrialan köyünde doğdu. İki kız kardeşini çiçek hastalığı sebebiyle yitirenVeysel, yedi yaşında aynı hastalıktan iki gözünü kaybetti. Çocukluk ve gençlik yıllarını Sivrialan’da geçiren Aşık Veysel, on yaşındayken babasının teşvikiyle saz çalıp şiir söylemeye başladı.
1930’lu yıllarda Ankara’ya giden Aşık Veysel, birçok radyoda ezgilerini okuyarak ün saldı. İlk şiir kitabı “Deyişler” ise 1944’te yayımlandı. Sonraki süreçte 5 yıl boyunca köy enstitülerinde halk türküsü öğretmenliği de yapan Veysel, Kara Toprak, Uzun İnce Bir Yoldayım, Güzelliğin On Par Etmez ve daha onlarca ezgiyi arkasında bırakarak 21 Mart 1973’te doğduğu köyde yaşama gözlerini yumdu.
PİRHA – Sivas’ın Şarkışla ilçesine bağlı Kaymak köyü halkı tarafından Ankara Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Merkezi Cemevi’nde Birlik Cemi tutuldu.
Sivas’ın Şarkışla ilçesine bağlı Kaymak köylüleri, Ankara Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Merkezi Cemevi’nde Birlik Cemi yaptı.
Cem erkanına Alevi dedesi Celal Güler ve çok sayıda yurttaş katıldı. Cemde yaşlılar semah döndü.
Deyişler, ağıtlar okunurken, cemde dualar edilerek köy halkının kendi imkanlarıyla kestiği kurban pişirilip lokmalar dağıtıldı. Cem sonrası halkı bilinçlendirmek adına Hüseyin Kılıç tarafından bazı bilgilendirmeler yapılarak birlik beraberlik mesajları verildi.
PİRHA- Sivas Şarkışla’ya bağlı Kaymak Köyü halkı, herkes gibi vergilerini ödedikleri halde, herkesin faydalanmış olduğu zorunlu hizmetlerden faydalanamadıklarını söylüyor.
Sivas Sarkışla Kaymak Köyü halkı, herkes gibi vergilerini ödedikleri halde herkesin faydalanmakta zorunlu olduğu hizmetlerin çoğundan faydalanamadıkları ve en kısa zamanda bu hizmetlerden faydalanmak istediklerini belirttiler.
Kaymak köyünün en büyük sıkıntısı su ve yol. Alevi köyü olduğundan dolayı 2 km civarına kadar yol yapılmış ancak Kaymak köyüne yol yapımı es geçilmiş. Bunun nedeni 2016 yılında Şarkışla İlçe Özel İdaresi yetkililerine sorulduğunda ise yolların bütçeleri sınırlı olduğu için yapılamadığını ifade etmişlerdi. Köy kanalizasyonun da köyün içinden akıp gitmesi, köy halkının rahatsız olduğu durumlardan biri.
“SU DEPOSU VAR SU YOK”
Köye baraj yapımının başlamasıyla birçok ağaç kesilmiş ve kesilmeye de devam ediyor. Köy halkı doğal yaşamlarının bozulmasından rahatsız. Köyde su deposu bulunmasına rağmen sularının olmadığını da belirtiyorlar.
Sağlık hizmeti konusunda da sorun çeken köy halkı, en yakın sağlık ocağının köyden 30 km uzakta olduğunu söylüyor. Ve bu devirde daha birçok hizmetten mahrum kaldıklarını belirten köy halkı yetkili kişilerden bu duruma bir el atmalarını ve adil hizmet istediklerini dile getiriyorlar. (HABER MERKEZİ)