Etiket: savunma

  • Kılıçdaroğlu: Kendimi savunmak için değil, suçları kayıtlara geçirmek, tarihe not düşmek için geldim!

    Kılıçdaroğlu: Kendimi savunmak için değil, suçları kayıtlara geçirmek, tarihe not düşmek için geldim!

    PİRHA- Kemal Kılıçdaroğlu siyasi yasak istemiyle yargılandığı dava nedeniyle Ankara Adliyesinde geldi. Kılıçdaroğlu savunmasında, “Hırsıza hırsız dediğim için karşınızdayım. Ben buraya işlediğim bir suçtan ötürü kendimi savunmak için değil, işlenen suçları kayıtlara geçirmek, hesabını sormak ve tarihe not düşmek için geldim” dedi.

    Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) 7’nci Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu hakkında Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın şikayeti üzerine açılan hakaret davasının ilk duruşması Ankara 57. Asliye Ceza Mahkemesi’nde görülüyor. Kılıçdaroğlu 11 yıl 8 aya kadar hapis ve siyasi yasak istemi ile yargılanıyor.

    Dava nedeniyle Ankara Adliyesinde polis yoğunluğu dikkat çekerken, Kılıçdaroğlu’nu desteklemeye gelen binlerce kişi ”Halkın umudu Kılıçdaroğlu” sloganları attı.

    Kemal Kılıçdaroğlu, adliyedeki izdiham nedeniyle duruşma salonuna güçlükle girebildi.

    “KARŞINIZA HIRSIZ DEDİĞİM İÇİN ÇIKTIM”

    Çok sayıda kişi ve siyasetçinin katıldığı duruşmada, Kılıçdaroğlu’nun yaptığı savunma şöyle:

    Sayın Yargıç, konuşmama başlamadan önce iki hususa dikkat çekmek istiyorum. Birincisi, ben buraya işlediğim bir suçtan ötürü kendimi savunmak için değil, işlenen suçları kayıtlara geçirmek, hesabını sormak ve tarihe not düşmek için geldim. İkincisi, maruz bırakıldığım bu hukuksuzluğun öznesi ve sebebi olmadığınızı biliyorum. Söyleyeceklerimin hiçbirisinin şahsınızla bir ilgisi yoktur. Ancak bilmenizi isterim ki sizinle ortak bir noktada buluştuk. Tarih, bana gerçekleri söyleme görevi verdiği gibi size de bu gerçekleri kayıt altına alma fırsatı sunmuştur.

    Sanırım, açılan davaların ve mahkemeye çıkmamın nedeni; Erdoğan’a “Başçalan, Hırsız ve Başhırsız” demiş olmamdır. Öncelikle ispatlarla sabit olan bu gerçekleri dile getirdiğim için hiçbir pişmanlığımın olmadığını söylemek isterim. Ne mutlu ki bana, mahkeme karşısına, “Rüşvet suçundan” çıkmadım. Ne mutlu ki bana, “yetim hakkı yiyen zimmet suçlusu bir hırsız” olarak karşınıza çıkmadım. Ve yine ne mutlu bana ki Sayın Yargıç, karşınıza “Vatana ihanetten” de çıkmadım. Karşınıza Sayın Yargıç, “Hırsıza hırsız ” dediğim için çıktım.

    “HIRSIZDIR, BAŞÇALANDIR!”

    Sizlerin ve aziz milletimin huzurunda ve tarih önünde tekrar söylüyorum; “Oğlum evdeki paraları sıfırladın mı ” diyen adam hırsızdır. “Bir tek yüzüğüm var, zengin olursam bilin ki çalmışımdır” diyen adam zengin olmuş ise Sayın Yargıç, buradan tekrar söylüyorum başçalandır – hırsızdır. Sayın Yargıç; Ben Kemal Kılıçdaroğlu..! Maliye Bakanlığında hesap uzmanlığı, Gelir İdaresi Başkanlığında Daire Başkanlığı ve Genel Müdür Yardımcılığı yaptım.

    Bağ-Kur ve Sosyal Sigortalar Kurumunda Genel Müdürlük, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığında Müsteşar yardımcılığı yaptım. Siyaset arenasına girmeden önce Üniversitede ders verdim. Milletvekilliği ve Grup Başkan Vekilliği yaptım. Daha sonra üyesi olmaktan her zaman gurur duyduğum Cumhuriyet Halk Partisinde Genel Başkanlık görevini 13 yıl boyunca yerine getirdim.

    Sayın Yargıç, bütün görevlerim süresince çok büyük bütçeler yönettim. 10 binlerce memura amirlik yaptım. Ne beytül malın bir kuruşuna el uzattım, ne de bir kişiye müsaade ettim.

    “EMEKLİSİ AÇ, EMEĞİ SÖMÜRÜLEN, KUTUPLAŞMIŞ BİR ÜLKE”

    Çeteler, baronlar ve mafyalar hep karşımda olmuştur. Tarih kadar uzun bir yolculuktan geldim Sayın Yargıç. 68 Kuşağında Denizlere, Mahirlere ve Hüseyinlere yoldaşlık ettim. İdamlara tanıklık ettim. Daha sonraları anladım ki, sağdan ve soldan idam edilenlerin aslında aynı hedefte yürüyen kardeşler olduğunu. Düşmanlarımızın ise tek olduğunu. Aslında, bizim tek düşmanımız, bu ülkeyi bölmek ve bizleri kendilerine köle yapmak için amansızca çalışan emperyal güçlerdi. O kara günler geçtikten sonra, darbeler ve idamlar sürecini çok düşündüm ve tek bir şeye inandım…

    “Biz; sağcı-solcu, seküler-dindar, Alevi-Sünni, Türk-Kürt- ” değildik. Biz, Dünyanın en güzel toprakları olan bu vatanda, barış, kardeşlik, huzur ve bereket içerisinde yaşama mücadelesi veren, ama işgalci güçler ve onların içimizdeki işbirlikçileri eliyle birbirini öldüren. Gençlerini uyuşturucu baronlarının eline terk etmiş, çocuklarının eğitim-sağlık ve beslenme ihtiyaçlarını karşılayamayan, gelişmiş dünyanın çoktan unuttuğu saçma konular yüzünden kutuplaşmış, emeklisi aç, hastası tedavi edilemeyen, sınırları korunamayan, emeği sömürülen, insanlık onuruna yakışan bir hayattan çok uzaklaşmış, ağız dolusu gülmeyi unutmuş, 85 milyon ve tek millet olan kardeşler olduğumuza inandım.

    TEK ADAM REJİMİ

    Bakınız yolsuzluk ve hırsızlık, ülkenin başına ne işler açıyor! Yaptığı hırsızlık, yolsuzluk nedeniyle mal varlığının hesabını veremeyen yöneticiler, egemen güçler tarafından teslim alınırlar. Ve bu sonuçta o ülke için felaketlerin kapısını aralar. Bakınız, Büyük Ortadoğu Projesinin 2. fazına geçildi! Emperyalistlerin, işgalcilerin ve vatanımızda-çocuklarımızda-geleceğimizde ve canımızda gözü olan düşman cephesinin kurduğu planın ilk aşaması tamamlandı. Şimdi ikinci aşaması uygulamaya kondu…

    85 milyon vatandaşımıza sesleniyorum; Büyük Ortadoğu Projesinin ilk aşaması şuydu:

    Rüşvet ve yolsuzluk yoluyla zenginleştirdikleri, teröre ve uluslararası suç oluşturan işlere girmesini sağladıkları kişileri, ülkeyi toprak tavizleri vermek zorunda bırakacak kadar borçlandırmak ve “Tek Adam” rejimini kurmaktı. Ve en önemlisi; Ülkedeki bütün güçleri “TESLİM ALABİLECEKLERİ” bir tek adamda birleştirmekti.

    İlk faz tamamlandı. Teslim aldıkları ve bütün güçleri üzerinde birleştirdikleri “TEK ADAM ve SARAY REJİMİ”ni kurdular. Hatırlayın! Çıkarlarımız gereği kabul etmediğimiz ilk tekliflerinde Trump , Erdoğan’a ne dedi ? “Mal varlığını araştırırım.”

    Teslim alınmış ve bütün yetkileri elinde bulunduran “saray” ne yaptı? İstediklerini derhal yerine getirdi.

    “DEVLETİ SOYANLARA SUSKUN KALANLAR ONURLARINI KAYBEDERLER”

    Hatırlayın Sayın Yargıç! “Bu can bu bedende olduğu sürece o papazı vermem” diyen Erdoğan, ne oldu? Bir anda çark etti?

    Henüz mahkeme saati dahi gelmemişken, Rahip Brunson’ı götürecek uçağı kapımıza yollamışlardı bile Sayın Yargıç,

    Erdoğan ailesinin mal varlığı dolayısıyla dönemin ve şimdinin ABD Başkanı Trump tarafından tehdit edildiğini ve Erdoğan’ın bu tehdide hemen boyun eğdiğini sadece biz değil bütün dünya biliyor. Egemen güçler tarafından teslim alınan bir devlet başkanı ülkesine hizmet edemez. Bu, tarihin önümüze koyduğu bir başka gerçektir. Hiç kimse unutmasın ki; Yolsuzluklarla, devleti soyanlara suskun kalanlar onurlarını kaybederler. Biz onurlu insanlarız. Yolsuzluklar karşısında suskun kalamayız.

    Beni en iyi devleti soyanlar tanır. Çünkü onlar beni susturmak için yedi sülalemi araştırdılar. Sayın Yargıç; siyaset devleti soymak, yolsuzluk yapmak için yapılmaz. Yapılmamalı. Siyaset halka hizmet etme yoludur.

    “128 MİLYAR DOLAR YOK EDİLDİ”

    Sayın Yargıç, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ni bölme ve parçalama projesinin 2. aşaması başlıyor.

    Bakınız, BOP’un 2. Aşaması sürecinde Türkiye lenen bir sığınmacı deposu haline getirilmiştir? Ne acıdır ki para uğruna Türkiye’ye “Geri Kabul Anlaşması” imzalatılmıştır.

    Sayın Yargıç unutmayın, bir ülkeyi bölmek için önce o ülkeyi sığınmacı nüfus olarak büyütüp, ekonomik olarak küçültürseniz, yani yoksulluğu yaygınlaştırırsanız emperyal güçlerin ekmeğine yağ sürer ve emellerine hizmet etmiş olursunuz. Açıkça söylüyorum bugün için yapılan budur.

    Bakınız bugün Devletimiz borçlandığı her 100 lira karşılığında 135 lira faiz ödüyor. Bakınız! Lütfen dikkat ediniz, Bunu herkesin duyması ve bilmesi gerekiyor! Her 100 lira için 135 lira faiz ödüyoruz.

    Çok değil daha bir kaç yıl önce, Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankasından 128 Milyar dolar buharlaştırıldı. Sayın Yargıç, tekrar ediyorum. Millete ait 128 Milyar Dolar para, yandaşa ve 5’li Çetelere arka kapıdan satılarak yok edildi.

    “SATILMADIM, SATIN ALINAMADIM”

    Ben Kemal Kılıçdaroğlu!

    75 yaşındayım. Hayatım boyunca alnımın teriyle kazandım, Çocuklarımı helal lokma ile büyüttüm. Maaşımdan biriktirdiklerimle satın aldığım ve hali hazırda içinde yaşadığım evimin dışında, kooparetife girerek edindiğim Ankara’nın Büğdüz köyündeki evimden başka bir mal varlığım yoktur.

    Çok büyük bütçeler yönettim, her zaman ve her adımımda fakir-fukaranın parasını ve çıkarını gözettim. Milletimi ve devletimi her zaman sevdim, onlara sadakatten hiç ayrılmadım. Bütün yaşamım boyunca parayla hiç işim olmadı, dönüp yüzüne bile bakmadım. Defalarca suikastlara, linçlere ve saldırılara uğradım. Canımla sınandım geri adım atmadım. Ailemle ve çocuklarımla tehdit edildim oralı bile olmadım. Para ve zengin bir hayat vaat ettiler, satılmadım-satın alınamadım.

    AKŞENER’E ATIFTA BULUNDU: İŞBİRLİKÇİ!

    Sayın Yargıç, hiç bir zaman teslim alınmadım. Bunu aziz milletimiz bilsin. Devletimi ve milletimi sevmekten hiçbir zaman vazgeçmedim ve vazgeçmeyeceğim.

    Ben Kemal Kılıçdaroğlu, hatalarım, pişmanlıklarım ve üzüntülerim yok mu? Tabi ki Var. Sayın Yargıç, Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde, vasiyet olarak “Kılıçdaroğlu’nu aileme emanet ediyorum” diyen milliyetçi ve vatansever diye bildiklerimiz işbirlikçi çıktı, onlara inandım hata ettim, Evet hatalıyım.

    Bu kadar kötü olabileceklerini tahmin edemedim. Pişmanım. Kurulan müesses nizamı ve ülkenin içine girdiği bu tehlikeyi daha iyi anlatamadım, Milletimizi ikna edemedim, sahte videolar ile sahtekarlık yapanlarla daha çok mücadele edemedim.

    “ÜZGÜNÜM, YÜREĞİME AĞIR GELİYOR!”

    Üzgünüm Sayın Yargıç, çocukları sorduğunda hep unutkan, sofraya oturulduğunda hep karnı tok olan anneler için üzgünüm. Beslenme, eğitim ve sağlık problemi yaşayan, katledilen, taciz ve tecavüze uğrayan, sevilmeyi ve gülmeyi unutan ve yatağa aç giren her bir evladımız için üzgünüm, kahroluyorum, yüreğime ağır geliyor. Torunlarına mahçup olan, faturasını ödeyemeyen emeklilerimiz için üzgünüm.

    Evet, üzgünüm Sayın Yargıç, Daha bir kaç gün önce yokluktan ve yoksulluktan dolayı yanarak can veren 5 evladımız için üzgünüm.

    Gece mesailerinde çalışan, orada çıkan meyveyi yemeden çocuğuna götüren, gece mesaiye kaldığı için evine geç giden, kendi gittiğinde çocuğu uyumuş olan ve sabah erken işe giderken yine çocuğunun yüzünü göremeyen emekçi anne-babalarımız için üzgünüm.

    Yurtdışına kimisi kaçak yollarla, kimisi uzun uğraşlarla giden 300 bin genç için üzgünüm.

    Onlar bizim geleceğimiz Sayın Yargıç! Onları “Giderlerse gitsinler” diyen Erdoğan’a mecbur bıraktığım için çok üzgünüm. Okumuş, yetişmiş, zeki, pırıl pırıl 300 bin genç Sayın Yargıç.

    “BU BENİM NAMUS BORCUM VE SON YÜRÜYÜŞÜMDÜR”

    Peki, yerine gelenler kim? Ne idiğü belirsiz milyonlarca eğitimsiz sığınmacı. Emperyal güçler çocuklarımızı bile elimizden aldı. Afrika kabilelerinde meşhur bir söz vardır. Derler ki “Köyünün ve ailesinin sevgisini alamayan bir çocuk, ısınmak için o köyü yakar” İşte Sayın Yargıç, o çocukları tekrar kazanamazsak bizi yakarlar.

    Sizlerin ve tarihin önünde ifade etmek istiyorum. Kararlıyım! Bu devleti ve devletin asıl sahibi milletimizi, gelişen dünyanın gerisinde bırakanlarla mücadele etmeye kararlıyım. Herkes bilsin ki, bu aziz millete tarih önünde son vazifemi yerine getireceğim. Bu benim namus borcum ve son yürüyüşümdür. Konuşmamı bitirirken Sayın Yargıç, şunu herkes bilsin ki; 100 yıl sonra bir kere daha söylüyoruz. Ne bu devleti, ne de bu milleti “Köhne Bizans’ın Yıldız Burcunda oturan baykuş” özentilerine bırakmayacağız.”

    PİRHA/ANKARA

  • Kışanak duruşmadan seslendi: Biz halkımızın kazanması için mücadele ediyoruz

    Kışanak duruşmadan seslendi: Biz halkımızın kazanması için mücadele ediyoruz

    PİRHA – Kobani Davası duruşmasında konuşan DEM Parti Ankara Büyükşehir Belediye Eş Başkan Adayı Gültan Kışanak, kimseye kazandırmak ya da kaybettirmekle uğraşmadıklarını belirterek, “Biz halkımızın kazanması için mücadele ediyoruz” dedi. Kışanak eşit koşullarda yarışmadıklarının altını çizdi.

    Halkların Demokratik Partisi (HDP) Merkez Yürütme Kurulu (MYK) üyeleri ve yöneticilerinin de aralarında olduğu 18’i tutuklu 108 kişi hakkında açılan Kobani Davası’nın duruşması görüldü. Ankara 22’nci Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen duruşmada tutukluluk incelemesi öncesi tutuklu siyasetçiler savunma yaptı.

    Gültan Kışanak, tutuklu bulunduğu Kocaeli Cezaevi’nden Ses ve Görüntülü Bilişim Sistemi (SEGBİS) ile duruşmaya katıldı. Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Ankara Büyükşehir Belediyesi eş başkan adayı Kışanak, mahkeme salonunda seçmenine yönelik konuştu. Duruşmayı Ankara Büyükşehir Belediyesi eş başkan adayı Öztürk Türkdoğan’ın yanı sıra çok sayıda kişi izledi.

    Kışanak, adaylığı münasebetiyle yaptığı konuşma şöyle:

    “Çok uzun zamanlardır bu yargılama devam ediyor. Bizler açısından da heyet açısından da artık sağlık sorunları yaratılacak kadar işkence düzenine döndü. Onun için ben bugün sözümü çok uzatmayacağım. Fakat tabii ki bir seçim sürecindeyiz. Ankara’dan Büyükşehir Belediyesi eş başkanlığına aday oldum. Bu vesileyle de birkaç söz söylemem gerekiyor. Öncelikle salonda bulunan herkesi, ailelerimizi, halkımızı, salonda bulunan arkadaşlarımızı, avukatlarımızı herkesi saygıyla ve sevgi ile kucaklıyorum.

    “İSTANBUL NEWROZ’UNUN HEYECANINI YAŞADIK”

    Dün İstanbul Newrozu vardı. Biz katılamadık ve çok da göremedik. Medya egemenlerin elinde olduğu için dışarıda ne olup bittiğini bir satırla dahi olsa göstermiyorlar. Ama biz İstanbul’daki Newroz’un coşkusunu, sıcaklığını, heyecanını burada yaşadık. Halkımızın Newrozunu kutluyorum, İstanbul’un Newroz’una katılan herkesi selamlıyorum. Bence İstanbul seçiminde söylenecek söz dün Newroz alanında söylendi. Ayın 21’inde de AMED Newrozu yapılacak. Şimdiden Amed Newrozuna, Amed halkına selamlarımı gönderiyorum. Amed Newrozu her zaman güçlü bir duruş sergilemiştir. Bu Newrozun da öyle olduğunu düşünüyorum. Amed, üç kibrit çöpü ile kutlanan Newrozlara tanıklık ettik ve yeni bir dönemi açtı. 5 No’lu zindanındaki zulme son veren direnişin meşalesiydi. Yine Amed’in esmer çocukları, Kürt çocukları araba lastiklerini yakarak Newrozu kutladı. O günleri de yaşadık ve Amed buna da tanık. O da başka bir dönemi işaret ediyordu ve yeni bir mücadele sürecinin meşalesiydi. 2012’de yasaklanma kalkışılan Newroz’a karşı barikatların nasıl yıkıldığına da tanıklı etti Amed ve yeni bir dönemin önünü açtı.

    “2013 NEWROZU YENİ BİR SÜRECİN MEŞALESİNİ YAKTI”

    2013 Newrozu bu ülkede yepyeni bir sürecin başlamasının meşalesini yaktı. Amed halkı, Kürt halkı, Kürt halkının iradesi 2013 Newrozunda sözünü söyledi. Hala da o sözün arkasındayız. Hala da bu ülkede barış için, demokratik bir cumhuriyeti inşa etmek için cezaevlerinde, mahkeme salonlarında, meydanlarda direniyoruz. Hep denir ya, son sözü direnenler söyler diye, Amed halkı bir kez daha sözünü söyleyeceğine inanıyorum. Selamlarımı, saygılarımı, sevgilerimi gönderiyorum. Newroz piroz be. Newrozumuz kutlu olsun.

    “NEWROZUN ÖZEL ANLAMI VAR”

    Evet, Nevrozun Kürtler açısından daha özel anlamı var ama Newroz tüm Ortadoğu halklarının, Kafkas halklarının ortak bayramıdır. Bu anlamda son derece önemlidir. Demek ki bayramlarımızı ortaklaştırabiliyorsak, acılarımızı da çözümlerimizi de ortaklaştırabiliriz. Newroz baharın müjdeleyicisidir; kışın kara soğukluğuna karşı herkesin yüreğine sımsıcak umutlar müjdeleyen bir bayramdır. Bütün halklar için böyledir. Orta Doğu’daki Mezopotamya’daki tüm halklar için… Kafkasya’daki tüm halklar için Newroz baharın ve değişimin müjdeleyicisidir. O nedenle Newroz; mazlumların, ezilenlerin baharı, zalimlerin despotların kara kışıdır. Yaşamın özünde özgürlük vardır. Yaşam kazanacak, özgürlük kazanacak, Newroz kazanacak. Bir kez daha tüm halklarımızın Newroz bayramını kutluyorum.

    “EŞİT KOŞULLARDA YARIŞIYOR OLMAM GEREKİRDİ”

    Ben Ankara Büyükşehir Belediye Eş Başkanı Adayı olarak adaylığımı ilan ettim. Yüksek Seçim Kurulu da bu adaylığı kabul etti. Şu anda resmi olarak bütün adaylarla eşit koşullarda yarışıyor olmam gerekirdi. Ama maalesef demokrasiye hiç yakışmayan engeller var. Olması gereken, bir belediye başkanı seçilme haklarına haiz bir insanım ve bu anlamda kampanya yürütebilme imkanıma sahip olmalıydım. Bunu engellediler. Öyle gözüküyor ki seçime kadar da böyle sürecek, belki de seçim sonrası da…

    “HALKIMIZ KAMPANYAYI SAHİPLENİYOR”

    Ama şimdi görüyorum ki Ankara’da kadınlar başta olmak üzere halkımızın her biri benden daha fazla bu kampanyayı sahiplenmiş gibi görünüyor. Kadın meclisimiz, kadın arkadaşlarımız, feminist kadınlar, dostlar yoldaşların her biri Gültan Kışanak olmuş, Figen Yüksekdağ olmuş, Ayla Akat olmuş, Ayşegül olmuş, Alp Altınörs olmuş… İsmini sayamadığım tüm arkadaşlarımızın görevini üstlenmiş, canla başla seçim kampanyasını yürütüyorlar. Kendilerine teşekkürlerimi sunuyorum. Bütün arkadaşlarımız adına teşekkür ediyorum. Barışa, demokrasiye, özgürlüklere inanan herkese teşekkür ediyorum. Kolay gelsin diyorum. Yolunuz açık olsun diyorum. Yolunuz açık olsun, barışa ve özgürlüğe çıksın diyorum.

    “GÜÇLÜ BİR ÇIKIŞ YAPACAĞINIZA İNANIYORUM”

    Herkesin bildiği bir efsaneden kısacık bahsetmek istiyorum. Zümrüt’e Anka diye bildiğimiz Simurg kuşunun efsanesidir. Kuşlar aslında bütün kuşların özgürlük arayışına öncülük edecek Simurg kuşunu aramaya koyulurlar. Bin bir zorlu sınavdan geçer ve yedi vadiyi aşarlar. Yolda dökülenler de olur. Ama 30 kuş yola devam eder. Sonunda Kaf Dağı’na ulaşırlar. Kaf Dağı’na ulaştıkların da aslında Simurg’un kendilerini özgürleştireceğini umut ederler. ‘O bizi özgürleştirecek, kurtaracak’ diye. Fakat vardıklarında biraz hayal kırıklığına uğrarlar. Gördükleri; bir dağın zirvesi ve gökyüzüdür. Bir ayna yüzlerine tutulur. Aynaya baktıklarında Simurg’u görürler. Aslında gördükleri kendileridir. Bu mücadele de böyledir. Bu mücadele bizim mücadelemizdir. Benim değil, hepimizin. Sizler birer Simurg yolcusu olarak özgürlüğünüzü arıyorsunuz. Ve başardığınızda göreceksiniz ki o özgürlük sizsiniz, biziz, hepimiz. Türkler, Alevler, Sünniler, Ezilenler, ötekiler, kadınlar, herkes… Herkes bu mücadelenin öznesidir, bu mücadelenin gerçek sahibidir. Bu yolculuğu hep beraber yapacağız, bu badireleri hep beraber aşacağız. O yüzden ben sizlerin Zümrüt Anka Kuşu gibi küllerinden yeniden doğan bütün zulmü, karanlığı, kötülükleri geride bırakan güçlü bir çıkış yapacağınıza inanıyorum. Arkadaşlarımız burada oy kullanamayacaklarından bahsettiler. Yasa; tutukluların bulunduğu yerlerde oy kullanmalarını söylüyor. Asıl ikametgahınız neredeyse orada ancak oy kullanabilirsiniz diyerek bizlere, tutuklulara oy kullanma hakkını kısıtlıyorlar. Bu tamamen bir keyfiyet. Tamamen hukuksuzluk. Hukukla, yasayla hiçbir alakası yok. Bakın şuanda birçok il ve ilçemize on binlerce geçici güvenlik görevlileri naklettiler. Seçim sonuçlarını değiştirmek istiyorlar. Evet, bu memlekette hukuk askıya alınmış durumda, yargı siyasallaşmış hatta siyaset yargının yerine geçmiş durumda. Bunu biliyoruz.

    “KİMSEYE KAZANDIRMAK YA DA KAYBETTİRMEK İLE UĞRAŞMIYORUZ”

    Başından beri çok net olarak kimseye kazandırmak ya da kaybettirmek ile uğraşmadığımızı belirttik. Kendimiz kazanmak için mücadele ediyoruz. Biz halkımızın kazanması için mücadele ediyoruz. Biz demokrasinin kazanması için mücadele ediyoruz. Biz barışın ve özgürlüklerin kazanması için mücadele ediyoruz. Biz kadınların, emekçilerin, yoksulların, ötekilerin kazanması için mücadele ediyoruz. Biz rantçıların, hırsızların kaybetmesi için mücadele ediyoruz. Biz bu ülkeye savaş dışında sanki bir seçenek yokmuş gibi dayatılan savaş politikalarına karşı mücadele ediyoruz. Erkekler dışında kimse kentleri yönetemezmiş gibi zannedenlere karşı kadınlar olarak mücadele ediyoruz. Ötekilerle siyasetin gerçek öznelerini halkı, kadınları, yoksulları, emeklileri siyaset sahnesine davet etmek için mücadele ediyoruz. Amacımız gayet açık ve nettir. Kimse bunu çarpıtmaya, sağa sola çekmeye heves etmesin; ederlerse de halktan cevabını alırlar.

    “MANİPÜLE ETMEYE ÇALIŞIYOR; HİÇ KİMSEYLE ANLAŞMADIK”

    Her iki taraf da bunu manipüle etmeye çalışıyor. Çünkü ikisinin de işine geliyor. Biri diyor onlarla anlaştı bir diğer diyor diğerleri ile anlaştı. Hiç kimseyle anlaşmadık. Siz barış ve çözüm politikaları konusunda net bir tutum sergilemediğiniz sürece, demokrasi konusunda, kadın halkları konusunda net bir tuttum sergilemediğiniz sürece hiçbirinizle anlaşmayacağız. Biz demokrasi kulvarını genişletmek için mücadele edeceğiz. Siyasetin öznesi biziz. Biz bu sorunlarımız üzerinde birilerinin iktidar tepişmesi yapmasına izin vermeyeceğiz. Bu, ülkeye kaybettiriyor. Bu ülkeye barışı kaybettirdi. Bu ülkeye özgürlükleri kaybettirdi. Bu halkın temel özgürlükleriyle ilgili talepleri var. Bu konuda söyleyecek sözlü olmayanlar sürekli bu konuyu maniple ede ülkeyi ne hale getirdiler? Artık kendilerini de konuşamaz, söz söyleyemez hale geldiler. Çünkü her seçim döneminde yeniden Kürtlerin oylarını hatırlıyorlar maalesef. Hatırlamak zorundalar. Çünkü biz kendimizi hatırlatıyoruz. Halk olarak hatırlatıyoruz ve diyoruz ki bu ülkenin sahibi bu halklardır. Bu ülkenin sahibi ceplerini dolduran, iktidarlarını sağlamlaştırmak için de her türlü dalavereyi çevirenler değildir. Bunu bildikleri için hep seçim dönemi Kürtleri, Alevileri, kadınları hatırlarlar. Ama seçimden sonra unuturlar. Buna izin vermeyeceğiz. Bizi kimse unutamaz. Unutturamayacakları ve yok sayamayacakları bir noktaya geldik. Kritik eşitleri açtık. Hep beraber halk olarak büyük acılar yaşadık, büyük zorluklar çektik, büyük bedeller ödedik. Ama direndik, mücadele ettik ve özgürlük talebimizden vazgeçmedik. Demokrasi talebimizden vazgeçmedik. Bugünlere geldik.

    “BİZİ GÖRMEK ZORUNDALAR”

    Uzun uzun anlatmayacağım ama kısaca birkaç satır başını ifade etmek istiyorum. Birincisi kritik eşikleri aştık derken şunu söylemek istiyorum; Halkın iradesinin önüne bir darbeciler seçim barajı koymuşlardı. Halkın iradesi seçim barajını anlamsızlaştırdı. Kürt sorunu konusunda demokratik bir söz söylemeye mecburlar. Çünkü başka bir çıkar yolu yok. Bizim şimdi mücadelemiz aşılan bu kritik eşitleri daha ileriye taşımak ve gerçekten de çözümü barışın, özgürlüklerin kapısını sonuna kadar açmaktır. Kritik eşitler aşıldı demin başka bir kritik eşit daha aşıldı. O da bu memlekette çokça dayatılan tekçi zihniyete karşıydı. Artık bu tekçilik zihniyeti lafta retorikte kaldı ama pratikte aşıldı. Herkes ağzını açınca Kürtlerden, Alevilerden, kadınlardan, emekçilerden bahsetmek zorundalar. Hani siyaset yaparken, oy isterken bizi hatırlıyorlar ya, bunu yapmak zorundalar. Çünkü buradayız. Bir zamanlar köleliğin kalkması için mücadele eden siyahilerin çok güzel bir sloganı varmış o dönem. ‘Beni gör’ İşte biz buradayız, Ankara’dayız, gerekirse mahkeme salonundayız, gerekirse seçim meydanındayız, gerekirse Meclis kürsüsündeyiz. Bizi görmek zorundalar. Ülkenin gerçeği bu. Hakikati bu. Kimse bu hakikati tersine çeviremez.

    “DİYARBAKIR’DAN ANKARAYA BARIŞ KÖPRÜLERİ KURACAĞIZ”

    Diyarbakır’dan Ankara’ya Ankara’dan dört bir yana barış köprülerini kuracağız derken bu hakikate işaret ediyorduk. Kadınlar barış siyasetine de öncülük yapacak, bu ülkenin sorunlarının çözümü konusunda büyük bir üç açığa çıkaracaktır. Başka bir kritik eşit daha aşıldı. O da şiddet sarmalını kırmak meselesiydi. Gerçekten bu ülkede maalesef sorunları çözmek istemeyenler; sürekli ama sürekli sadece şiddet kullandılar. Bu şiddet sarmalığını kıracak bir duruşu açığa çıkarttık, çıkartmaya devam edeceğiz. Bu da önemli kritik eşitlerden birisidir. Bunu da yaşamasına rağmen kırmayı başarabilmiştir. Bütün kışkırtmalara rağmen hepimizin herkesin Türkiye’deki başta analar olmak üzere yüreğinde acılar var, kırgınlıklar var, sitemler var ama öfke yoktur. Bu bizim tutulacağımız en güçlü damardır. Nefret yoktur, öfke yoktur.

    “HEPSİ DEM PARTİ İLE GÖRÜŞMEYE MUHTAÇTIR”

    Bu topraklar sevginin kucaklaşmanın da kadim topraklarıdır. Tarih boyunca defalarca başarmıştır. Bir kez daha başaracaktır. Ve biz sorunlarımızı siyaset yoluyla, diyalog yoluyla, barış yoluyla çözmek için daha güçlü bir irade açığa çıkartacağız. 94’te Demokrasi Partilileri (DEP) tutuklayıp hapishaneye gönderdiklerinde zorlu bir süreçti. Yaklaşık 13 yıl bu mücadele bazı sorunlar yaşandı. Meclis’ giden yolu açamadık. Fakat 2007’de bu yana halk iradesi kesintisiz olarak bir halk iadesi Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde ortak vatanda demokratik cumhuriyet için kendisini var etmiştir. Kimse bu gerçeği yok sayamaz. Yok sayamayacaklar. İşte aşılan kritik eşiklerden biri de budur. DEM Parti’yi ne kadar kriminalize ederlerse hepsinden hepsi DEM Parti’yle görüşmeye muhtaçtır. CHP’si de muhtaçtır, AKP’si de muhtaçtır. Biz var oldukça halk bu iradesine sahip çıktıkça mecburlar. Kürt sorunu konusunda demokratik bir söz söylemeye mecburlar. Çünkü başka bir çıkar yolu yok. Bizim şimdi mücadelemiz aşılan bu kritik eşitleri daha ileriye taşımak ve gerçekten de çözümü, barışın, özgürlüklerin kapısını sonuna kadar açmaktır. Kritik eşitler aşıldı.

    “VAR OLMAYA DEVAM EDECEĞİZ”

    Emekçiler olarak, ezilen halklar olarak, yoksullar olarak, kadınlar olarak, Aleviler olarak, Kürtler olarak, bu ülkenin hakikati olarak varız, var olmaya devam edeceğiz. Ve siyaseti değiştirme gücü işte bu varlığındadır. Değişecekler. Biz değişimin derken, değişimin zamanı derken sadece kendimizle ilgili bir şeyden bahsetmiyoruz. Hakikate karşı duran herkes değişecek. Hakikat böyle bir şey. Onu ne kadar ötelersen ötele ne kadar örselersen örsele ne kadar üstünü örtersen ört, o gün yüzüne çıkar. Hakikat böyle bir şeydir. Bu ülkenin, bu kadim topraklarının hakikati de çoğunluğu ve yan yana barış içerisinde yaşama hakikatidir. Bu konuda kadın hareketleri gerçekten en açıcı bir pozisyondalar. Bundan sonra da bunu yapabilme gücüne ve imkanına sahipler. Çünkü feminist hareket, kadın hareketlerin sınıf, cinsiyet konusundaki bütün ötekileştirmelerin, bütün egemenlik ilişkilerinin birbiriyle akıver içerisinde olduğunu ve birbirlerini güçlendirdiklerini görüyorlar. Onun için bunu sorguluyorlar. Diyorlar ki biz her türlü ırk ayrımına, sınıf ayrımcılığına da, cinsiyet ayrımcılığına karşı da ortak bir mücadele yürütmeliyiz. Kesişim alanında bizim özgürlüklerimiz olmalı diyorlar. Ve bunun mücadelesini yürütüyorlar. Bu nedenle feminist hareket, kadın hareketleri bu ülkenin sorunlarının çözümünde öncü bir role sahiptir. Bu rolümüz kadar çok iyi oynadı. Bundan sonra da çok güçlü bir şekilde bu rolünü oynayacaktır.

    İşte biz Ankara, Diyarbakır’dan Ankara’ya Ankara’dan Türkiye’nin dört bir yana barış köprülerini kuracağız derken bu hakikate işaret ediyorduk. Kadınlar barış siyasetine de öncülük yapacak, bu ülkenin sorunlarının çözümü konusunda büyük bir üç açığa çıkaracaktır. Başka bir kritik eşit daha aşıldı. O da şiddet sarmalını kırmak meselesiydi. Gerçekten bu ülkede maalesef sorunları çözmek istemeyenler sürekli ama sürekli sadece şiddet kullandılar.

    “BARIŞ KONUSUNDA YOL AÇACAĞIZ”

    Biz barış konusunda bir yol açacağız. Kimse bize o yolu bahşetmeyecek. O yolu biz açacağız. O yolu o köprüleri biz inşa edeceğiz. Biz kararlılıkla, dirayetle, sorumluluk duygusuyla Amed’den Ankara’ya, Ankara’dan Türkiye’nin dört bir yanına barış köprüleri inşa etmek için bu seçim sürecinde büyük bir emek veriyoruz, çalışıyoruz. Seçimden sonra bu mücadelemizi daha da büyüterek sonuç alacak yere kadar götüreceğiz. Hepinizi bu nedenle de kutluyorum. Başarılar diliyorum.

    “HALKIN MALINA ÇÖKEN BİR YÖNETİM ANLAYIŞI VAR”

    Bir konu daha var. Bu adaylık meselemle ilgili çokça da soruluyor. Gelen bütün röportaj sorularında ‘Nasıl bir yönetim, nasıl bir belediye düşünüyorsunuz’ diye soruluyor. Aslında bu yargılandığım 7,5 yıl boyunca her görüşmede anlatmaya çalıştım. Ortada halk adına halkın malına çöken bir yönetim anlayışı var. İşte biz buna itiraz ediyoruz. Yönetimin gerçek sahibi halktır. Benim diyenler halkla birlikte yönetilmelidir. Kadınlar o yönetimin tam ortasında merkezindeler. Emekçiler, mahalle meclisleri, sendikalar, dernekler kendini bütün dinamikleri yönetimle ortak olmalı. Söz ve karar hakkı olmalı. Gerektiğinde hesap sormalı. Gerektiğinde geri çağırmalı. Bu yapılırsa demokrasi inşa edilir, bu yapılmazsa sıfatlar değişir.

    “GENÇLER GÜÇLÜ BİR ŞEKİLDE KATILMALI”

    Gençlere de küçücük bir sözüm var. Onu da söylemeden geçmek istemiyorum. Evet, genç yoldaşlar Genç arkadaşlar, sizler için ‘umudunu yitirdi’ ‘karamsar diyorlar. Ben buna inanmak istemiyorum. Ben inanmıyorum. Hani Newroz’un değiştirici gücünden bahsederiz ya, Newroz’un yolunuzu aydınlatan meşalesinden bahsederiz ya, o meşale, o sıcaklık sizin yüreğinizden var. Gençlik bu enerjisini lütfen esirgemesin. Bu enerjisi, bu sıcaklığını, bu heyecanlı coşkusunu daha fazla yüreğinde tutsak bırakmasın. Gençler bu seçimde hem seçim çalışmalarına çok güçlü bir şekilde katılmalı, sözünü iradesine açığa çıkarmalı, hem de sandıkta sabahlara kadar halkın oyuna, iradesine sahip çıkmalı. Seçimden sonra da gençliğin enerji coşkusuyla bu ülkedeki sorunların çözümü konusunda kadınlarla yan yana öncülük etmelidir.
    Bütün genç yoldaşlarımı, genç arkadaşlarımı genç hemşerilerimi özellikle Ankara’daki gençlere saygıyla sevgiyle selamlıyorum. Ankara bir gençlik şehridir. Ankara’yı hatırlamak Ankara’nın o değişimden devrimcilikten yanı olan gençlik günlerini hatırlamak gerekir diyorum. Hepinizi saygıyla sevgiyle selamlıyorum. Kolay gelsin. Yolunuz açık olsun, yolunuz açık olsun. Başaracağız.”

    (HABER MERKEZİ)

  • Demirtaş: Ferman yazılmış, kararı yüzüme okumanıza müsaade etmeyeceğim!

    Demirtaş: Ferman yazılmış, kararı yüzüme okumanıza müsaade etmeyeceğim!

    PİRHA- HDP’nin eski Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş, Kobanê Davası’nda esasa ilişkin savunma yapıyor. Demirtaş, ‘-20 derecede operasyona gönderdikleri gençlerin sırtına Kürt sorununu yükleyenlere hesap sorulmalıdır’ dedi.

    IŞİD’in Kobanê’ye yönelik saldırılarına karşılık 6-8 Ekim 2014 tarihinde gerçekleşen protesto eylemleri gerekçe gösterilerek, Halkların Demokratik Partisi (HDP) eski Eş Genel Başkanları ve Merkez Yürütme Kurulu (MYK) üyelerinin de aralarında bulunduğu 18’i tutuklu 108 kişi hakkında açılan Kobanê Davası, bugün devam ediyor.

    Duruşmayı DEM Parti Eş Genel Başkanları Tülay Hatimoğulları ve Tuncer Bakırhan da takip ediyor. Bugünkü oturumda eski HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş savunma yapıyor.

    DEMİRTAŞ SAVUNMASINA KÜRTÇE BAŞLADI

    Kimlik tespitlerinin ardından Demirtaş savunmasını Kürtçe olarak yapmaya başladı. Mahkeme Başkanı tercüman bulunmadığını, Kürtçe devam etmesi halinde çevirinin daha sonra bilirkişi tarafından yapılacağını söyledi. Demritaş savunmasına Kürtçe devam ediyor.

    “VASİYETİMDİR KARAR AÇIKLANDIĞINDA DAVUL ZURNA ÇALSINLAR”

    Demirtaş, Kürtçe olarak yaptığı savunmasında Kobanê Davası’nın siyasi bir dava olduğunu ve siyasi bir savunma yapacağını söylerken, “Vasiyetimdir; karar açıklandığı gün eşim ve kızlarım Diyarbakır’daki evimizin bahçesinde davul zurna çalsınlar. O kararın benim nezdimde de halkımızın nezdinde de bir hükmü yoktur” dedi.

    “7 YILDIR BANA İLK DEFA DOĞRUDAN SAVUNMA HAKKI VERİLDİ”

    Kendisine 7 yılı aşkın süredir ilk kez esasa ilişkin savunma hakkı tanındığını hatırlatan Demirtaş, bugüne kadar yapılan savunmaların ya tutukluluk incelemesi ya da suçlamalara cevap olduğunu söyledi. Tutukluluk sürelerinin 7 yıl 2 ayı bulduğunu belirten Demirtaş, “Meydanlarda yargılandık, televizyonlarda yargılandık, Meclis kürsüsünde yargılandık, hakkımızda hüküm verildi. Her birimiz ayrı ayrı terörist olarak, barbar gibi gösterildik. Bugün bile cenaze törenlerinde hâlâ bizlere hakaret ediliyor, hâlâ terörist olarak gösteriliyoruz ama 7 yıldır ilk defa bana doğrudan savunma hakkı verildi” dedi.

    “SAVUNMAMI MAHKEMENİZE DEĞİL HALKIMIZA SUNUYORUM”

    Mahkeme heyetini eleştiren Demirtaş, “Ben savunmamı mahkemenize yapmıyorum, halkımıza sunuyorum. Çünkü siz de bu davanın bir parçasısınız. Onurlu bir görevi üstlenmiş siyasetçiler olarak halkımıza verdiğimiz özeleştiri olarak konuştuk, konuşacağız” diye konuştu.

    “SAVUNMAM ENGELLENMEZSE GÜNLERCE SÜRECEK”

    Savunmasının engellenmemesi halinde uzun süreceğini ve kaç günde cevap vereceğini bilemediğini belirten Demirtaş, “Mahkeme savunma hakkımı kesmediği sürece bütün suçlamalara cevap vereceğiz” dedi. Demirtaş, “Bu bir siyasi intikam davasıdır. Biz siyasi amaçlar için rehin alınmış siyasetçileriz. Bugün başlayacak ve günlerce sürecek savunmamda mecburen bu konuşmalarımı anlatacağım. Çünkü savcı beni başka bir şeyle suçlamıyor, suçlayamıyor” ifadelerini kullandı.

    “ÖLÜMLERİ DURDURAMADIĞIMIZ İÇİN KAHROLUYORUZ”

    Çatışmalarda askerlerin hayatını kaybettiğini belirten Demirtaş, “Bakın bugün ülkenin evlatları çatışmalarda hayatını kaybediyor. Bu ölümleri durduramadığımız için biz kahroluyoruz. Fakat iktidar, devlet el ele verip bizim gibi barış isteyenleri hapse atıp savaş politikalarından medet umuyor. Bu tam bir ikiyüzlülüktür. Acıları ortaklaştırmak yerine bugün timsah gözyaşı döken iki yüzlülerdir. Bu savaş artık bitmelidir, silahlar tümden devre dışı kalmalıdır. Bunun da yolu siyaseti öne çıkarmaktır. Tecride son verip diyalog yöntemlerine dönmektir” diye konuştu.

    “SİLAHTAN, SAVAŞTAN MEDET UMAN HER SİYASETÇİ İKİYÜZLÜDÜR”

    Demirtaş, sözlerine şöyle devam etti:

    “Müzakere ve diyalogdan kaçanlar bu ölümlerin sorumlusudur. Kendi siyasi ikbali için silahtan, savaştan medet uman her siyasetçi ikiyüzlüdür. Halkın evlatlarının kanı üzerine kendisine iktidar alanı yaratanlar ahlaktan nasibini almamış vicdansızlardır. Türk’üyle, Kürt’üyle bugün Türkiye toplumu barış için sesini yükseltmelidir. Sizi milliyetçilik galeyanıyla gaza getirenlerin bir eli yağda bir eli baldayken evlatlarınızı savaşa göndermekten geri durmuyorlar.”

    “ÜLKEYİ YÖNETENLER OTURDUKLARI SICAK YERDEN HER GÜN SAVAŞ KARARLARI VERİYOR”

    Bu gidişata yoksul halkın dur diyebileceğini belirten Demirtaş, “Türk ve Kürt el ele verirse ‘savaşa karşıyız’ diyebilirse birlikte ve kardeşçe yaşamak çok daha mümkün olabilir. Huzuru sağlamak, demokrasiyi büyütmek çok daha kolay olur. Biz barış isteyen demokratik çözüme inanan siyasetçileriz. Sırf bunu istedik diye yıllarca rehin tutulmamıza rağmen halen içeriden ‘barış’ diye haykırıyoruz. Ülkeyi yönetenler de oturdukları sıcak yerden her gün savaş kararları veriyorlar. Türk halkının bu ikiyüzlülüğü artık görmesi gerekiyor. Kimin savaş kimin barış istediğini anlaması gerekiyor” ifadelerini kullandı.

    “FİLİSTİN’DE BARIŞI SAVUNURKEN, KENDİ ÜLKESİNDE BARIŞ İSTEYENLERİ İÇERİ ATMAK İKİ YÜZLÜLÜKTÜR”

    Demirtaş, “Filistin’de barışı savunurken kendi ülkesinde barış isteyenleri içeri atmak, tecrit uygulamak iki yüzlülük değilse nedir?” diye sorarken sözlerine şöyle devam etti:

    “Biz her koşulda ilkeli davranmaya, barışı savunmaya devam edeceğiz. Bugün Türkiye evlatları için ağlıyorsa dönüp siyasetçilerden hesap sorma vaktidir.”

    “KÜRT SORUNUNU GENÇLERİN SIRTINA YÜKLEYENLERE HESAP SORULMALIDIR’”

    Demirtaş, gençlerin -20 derecede, çatışmada hayatını kaybettiğini hatırlatarak, “Sıcak koltuklarından operasyon kararı verirken -20 derecede operasyona gönderdikleri gençlerin sırtına Kürt sorununu yükleyenlere hesap sorulmalıdır. 20-22 yaşında genç çocukların toprağa verilmesini acısını biz yaşarken bizi teröristlikle, katillikle suçlayan bütün iktidar yanlısı olanlar bu kandan beslenenlerdir. Hayatlarında barış sözcüğünü ağzına almadan 5 dönem milletvekilliği yapan parlamenterler var. Türkiye’nin en zengin milletvekilleri onlar” dedi.

    “BUNUN ADI SAVAŞTIR”

    Meclis’te eski İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun DEM Parti Milletvekili Sırrı Sakık’a ‘Ne savaşı bu terörle mücadele’ dediğini hatırlatan Demirtaş, şöyle konuştu:

    “Bunun adı savaştır savaş. Bu savaş değilse iç hukuku hatırlatırım. Polis yetki, TSK yetki kanununda operasyonların nasıl yapılacağı bellidir. Operasyona girmeden önce velev ki bir silahlı mukavemet olursa ne yapılacağı bellidir yasada. Teslim ol çağrısı yapılır. Teslim ol çağrısına silahla karşılık verirse bölge güvenlik altına alınır, yasada bunlar yazıyor. Buna rağmen ısrar ederse öncelikli olarak sağ yakalamak için operasyon yapılır. Sivil halkı tehlikeye atmayacak şekilde gerektiğinde etkisiz hale getirilir. İç hukuk böyle söyler. Ne yapılıyor? İHA ve SİHA ile infaz yapılırken, F-16 ile bombalarla öldürülürken teslim ol çağrısı mı yapılıyor? Yok. Doğrudan Cenevre Sözleşmesi’ne tabiidir. Soylu, sen bunu bilmiyor musun? Bunun adı da savaş hukukudur. Savaş hukukuna uyulması lazım. Herkesin uyması lazım. Biz savaşa kökünden karşıyız bu çatışmalar oluyorsa bunun adı savaştır ve herkes bu hukuka uymalıdır. En onurlu görevimiz savaşa son vermektir, çatışmaları bitirmektir. Türkiye’de birlikte huzur içinde yaşayabileceğimiz koşulları oluşturmaktır birinci görevimiz. Burada gördüğünüz siyasetçilerin hepsi barış için mücadele etmişlerdir.”

    “SAVAŞ KARARI ALAN MİLLETVEKİLLERİNİN BÜYÜK YATIRIMLARI VAR”

    DEM Parti milletvekillerini suçlayan milletvekillerinin barış için bir dakika harcamadıklarını belirten Demirtaş, İYİ Parti, MHP ve AK Parti milletvekillerinin büyük kısmının işadamı olduğunu söyledi ve “Büyük yatırımları var. Lüks içinde oturuyorlar. Lüks arabalarının haddi hesabı yok. Siz savaş kararı alırken evlatlarınız mı Hakurk’ta Zap’ta nöbet tutuyor? Gönderin bakalım evlatlarınızı. Bir gönderin bakalım evlatlarınızı, gönderin bakalım bu kadar rahat savaş çığırtkanlığı yapabilecek misiniz?”

    “12 ASKER BENİM KARDEŞİMDİR, İÇİMİZ YANIYOR”

    Cuma günü çıkan çatışmalarda hayatını kaybeden 12 askerin kendi kardeşi olduğunu belirten Demirtaş, “Bizim içimiz yanıyor. Ben defalarca söyledim. Dün toprağa verilen 12 asker benim kardeşimdir. Bu ülkenin yoksul halkının evlatlarıdır. Keşke barışı sağlayabilsek, onlar yaşayabilselerdi” dedi.

    “PİŞKİNCE DÖNÜP DEM PARTİ’Yİ SUÇLAYACAKLAR”

    Savaşı körükleyen söylemleri eleştiren Demirtaş, “Ağzını açan ‘katliamdan’, ‘son terörist kalıncaya kadardan’ bahsediyor. 50 yıldır sürüyor bu teraneler, 50 sene oldu bu teraneler, 50 sene. Bir şehit yakını dün ‘yeter’ diye bağırıyordu. Haklı, yeter artık. Kimi kandırıyor bunlar? Hem bu gençlerin yaşamının sorumlusu olacaklar hem de pişkince dönüp DEM Parti’yi suçlayacaklar. Sorumlu sizsiniz, operasyonlara gönderen sizsiniz. DEM Parti günlerdir ne öneriyor? ‘20 yaşındaki çocukları dağa, öldürmeye göndermeyin’ diyor. ‘Kolay, basit bir yolu var, maliyeti en düşük, en onurlu yolu var’ diyor. Meydanlarda yürüyüş yapıyor. Ama polis gazlıyor, copluyor, tutukluyor.”

    ‘TECRİD KALDIRILSIN DİYEN TERÖRİST, MİLYONLUK İHALELERİ GÖTÜREN MİLLİYETÇİ ÖYLE Mİ?’

    DEM Parti Gençlik Meclisi üyelerinin “Askerleri ölüme göndereceğinize gelin tecridi kaldırın, Abdullah Öcalan ile görüşülsün” dediği için dün gözaltına alındığını hatırlatan Demirtaş, “Bunu söyleyen terörist, katil; Meclis’te trilyonluk ihaleleri götürüp akşam eğlencede mikrofon uzatılan da milliyetçi öyle mi? Hadi oradan. Bizi burada yargılayan zihniyete de sesleniyorum. Asıl savaşın sorumlusu sizsiniz, dün toprağa verilen 12 evladın sorumlusu sizsiniz. Biz değiliz, partimiz değil, siyasetimiz değil. Biz barış siyasetçileriyiz” dedi.

    “TAZİYELERİMİZE 1 SAATLİĞİNE GİTTİK”

    Kobanê davasında yargılanan siyasetçilerin birlikte yaşam, silahların susması, kan akmaması için uğraştıklarını belirten Demirtaş, “7 yıldır bunun için burada hapisteyiz, halen barış diyoruz. Arkadaşlarımızın annesi babası kardeşi vefat etti, taziyelerine 1 saat gitti geldiler, acılarını hücrede yaşadılar. Pandemide bizi ölüme terk ettiniz. Depremin acısını burada yaşadık. Bunların hepsini siz yaptınız. Ailelerimiz kaza geçirdiler. Benim annem sakat kaldı. Cezaevi yollarında kaç aile kaza geçirdi? Neler yaşatmadınız ki bize? Ne diyoruz 7 sene sonunda? Söz alan her arkadaşımız gibi barış diyoruz. Bunu diyenler terörist. ‘Ezeceğiz, bitireceğiz’ diyenler vatansever? Böyle bir iki yüzlülüğü kabul etmiyoruz” diye konuştu.

    “VASİYETİMDİR; KARAR AÇIKLADIĞINDA ZILGITLARLA KARŞILAMALISINIZ”

    Mahkeme heyetinin kararı açıklamak için sabırsızlandığını ifade eden Demirtaş, “Açıklayacağınız karar ne olursa olsun bizim halkımızın, tarihin vicdanında yok hükmündedir. Bu irade savaşında bize boyun eğdiremediniz. Siz kötülükle kararmış kalpleriniz ile baş başa kalırken biz halkımızın vicdanında aklanarak hatırlandık hatırlanıyoruz. Vereceğiniz kararı yüzüme okumanıza fırsat vermeyeceğim. Kararı kendi kendinize okuyacaksınız. Eşime, aileme, kızlarıma, tüm halkıma vasiyetimdir: Karar açıkladığında halaylarla, coşkularla, zılgıtlarla karşılamalısınız kararı. Çünkü biz burada öyle karşılayacağız. Bundan taviz verip onursuzca yaşamaktansa ölmeyi tercih ederiz” ifadelerini kullandı.

    “DEM PARTİ’NİN ÖNCÜLÜĞÜNDE DAHA FAZLA ÇALIŞIP MUTLAKA BAŞARACAĞIMIZA İNANIYORUM”

    “Zorlu biz mücadeleyi eksikliklerimiz ile sürdürmeye çalıştık” diyen Demirtaş, şöyle devam etti:

    “Tüm gücümüzü kullanmamıza rağmen istediğimiz başarıyı henüz sağlamış değiliz. Kendi adıma bundan dolayı tüm halkımızdan özür diliyorum. Karamsarlığa kapılmalarına sebep olduğumuz tüm halkımızdan özür diliyoruz. Bundan sonraki süreçte Partimiz DEM Parti’nin öncülüğünde daha fazla çalışıp mutlaka başaracağımıza inanıyorum. Şunun da bilinmesini isterim; burada sabırla büyütülmüş siyasi mücadelenin sonuçları çok başka olabilirdi. Ancak her şey bizim elimizde değildi. Küresel ve bölgesel güçlerin, içerideki karanlık güçlerin oyunları bu sonuçlar üzerinde etkili oldu. Bunun önüne geçmeye gücümüz yetmedi. Elbette pes etmedik, sadece tökezledik, hızla toparlandık ve yürüyüşümüze devam ettik. Bu vesileyle DEM Parti’ye başarılar diliyorum. Arkadaşların yolu açık olsun. Eş Genel Başkanlarımız Tuncer Bakırhan ve Tülay Hatimoğulları’na başarılar diliyorum.”

    ‘BEN KÜRDÜM, ANAVATANIM KÜRDİSTAN’DIR, KİMSE BU DEĞERLERİ YARGILAYAMAZ’

    Demirtaş, yargılanma sebeplerinin Kürt olmak ve Kürtlerle dayanışma göstermek olduğunu belirterek, “Bu salonda bizim şahsımızda Kürt ve Kürdistan gerçeği mahkum edilmek isteniyor. Bunun dışındaki siyasi amaçları; referandum ve seçimleri kazanmak, tek adam rejimini meşrulaştırmak için bizi hapiste tutmaktır. Ben Kürt’üm, anavatanım Kürdistan’dır, her iki kimliğim onurdur, kimse bu değerleri yargılayamaz” dedi.

    “BU DAVA ÇÖPTÜR”

    Kobanê davası için söylenebilecek tek kelime olduğunu belirten Demirtaş, “Bu dava çöptür” dedi.

    Savunmasında davanın çöp olduğunu ispatlayacağını aynı zamanda Kürt sorununun nasıl çözülebileceğini ve mutlaka çözülmesi gerektiğini de anlatacağını ifade eden Demirtaş, “Kürt halkının, anavatanı olan Kürdistan’da diğer halklar gibi kendi dili kimliği ile yaşama hakkı vardır. Bu hak silah, imha, inkar yoluyla elinden alınmıştır. Bunun adı Kürt sorunudur. Bu sorun nasıl çözülür? Bizim önerdiğimiz yöntem müzakeredir. Yeni bir Anayasa ile Kürtlerin tüm haklarının garanti altına alınması gerekiyor” ifadelerini kullandı.

    “DEVLET SON KÜRT İSYANINI BARIŞ İÇİNDE SONLANDIRMAK İÇİN ÖCALAN İLE GÖRÜŞMELİDİR’

    Kürt sorununun çözümünde müzakerenin bir tarafının Abdullah Öcalan olduğunu belirten Demirtaş, “Türkiye Cumhuriyeti devletinin son Kürt isyanını barış içinde sonlandırmak için Sayın Öcalan ile görüşmesini destekliyor, savunuyorum” dedi.

    ‘DEM PARTİ’Yİ KABUL ETMEYEN KİM VARSA BEN DE ONLARI TANIMIYORUM’

    Sorunun açıkça, şeffafça tartışılacağı ve çözüleceği yerin parlamento olduğunu kaydeden Demirtaş, tüm partilerin Kürt sorunun çözümünde taraf olduğunu söyledi ve “DEM Parti’yi kabul etmeyen kim varsa ben de onları tanımıyorum” dedi.

    CAN ATALAY KARARI

    Yargıtay ve AYM arasındaki krize ve Can Atalay’ın yargılanmasına da değinen Demirtaş, Cumhurbaşkanının eski hukuk danışmanlarından İzzet Özgenç’in Can Atalay’ın hukuki durumu ile ilgili Yargıtay’la, Cumhurbaşkanı yardımcıları Efkan Ala ve Hayati Yazıcı ile Meclis Başkanı Numan Kurtulmuş ve Cumhurbaşkanlığı Yüksek İstişare Kurulu üyesi Cemil Çiçek ile görüştüğünü ve bunu sosyal medyada paylaştığını hatırlattı. Özgenç’in Can Atalay kararını veren Yargıtay 3’üncü Dairesinin talimat aldığını ifade ettiğini, bunu da iktidardan pek çok isme söylediğini anlatan Demirtaş, Özgenç’in paylaştığı not için “Şimdi, normalde bu belgeden sonra yargılamanın bitmesi hepimizin evlerine dağılması lazım” dedi.

    Mahkeme heyetine seslenen Demirtaş, “Herhalde öyle size talimat vermeleri mümkün değil. ‘Siz ACM üyeleri misiniz’ diyelim? Yoksa çok özür dileyerek, kişiliğinizi tenzih ederek bu heyeti zurnanın son deliği olarak bile görmeyen bir iktidara karşı siz direnebilecek misiniz? Direnebilecek idiyseniz bugüne kadar hukuksuzlukları ortadan kaldırmanız lazım” dedi.

    Yargılanan siyasilerin yakınlarını kaybettiklerinde 1 saatliğine cenazeye gidebildiğini hatırlatan Demirtaş, “Diyemediniz düşmanlık bir yana burada bir insani trajedi var. Gültan başkanımız, Figen başkanımız jandarmalar eşliğinde 1 saat gidip yeniden aynı hücreye geri döndüler. Eğer, ‘Binlerce sivilimizin katili’ filan diye düşünüyorsanız yanılıyorsunuz. Onların katilleri Meclis’te” ifadelerini kullandı.

    ‘HEPİMİZİN SERVETİ BİR TANE AKP VEKİLİNİN SERVETİNİN YÜZDE 1’İ ETMEZ’

    Demirtaş, sözlerini şöyle sürdürdü:

    “Hepimizin servetini sayarsanız cebimizdeki paradan malınıza, mülkünüze hepimizinkini toplasanız bir tane AKP milletvekilinin servetinin yüzde biri yoktur. Ya da İYİ Partili, MHP’li. 3’ü büyükşehir 10’u il belediyesi olmak üzere 102 belediyenin eş başkanlığını yaptık. Sebahat Tuncel’in evi yok, Gültan başkan krediyle aldı, ben krediyle aldım. Tek bir yakınımız belediyelerimizden ihale almadı, almaz da.”

    ‘BU ÜLKENİN PEK ÇOK ŞEYİ GİBİ MİLLİYETÇİLİĞİ VE DİNDARLIĞI ÇAKMADIR’

    7 yıldır yaşanan hukuksuzlukların sadece kendilerini değil tüm Türkiye’yi etkilediğini anlatan Demirtaş, “Ne yaptınız? Ülkenin ekonomik krize sürüklenmesine, yolsuzluğun, talanın normalleşmesine zemin sundunuz. Bir halkın moral ve ahlaki değerlerinin çökmesine neden oldunuz. İşin tuhafı ise bunu İslamcı ve milliyetçileri yaptılar. Bu ülkenin pek çok şeyi gibi milliyetçiliği ve dindarlığı çakmadır. Türkiye’nin milliyetçiliği bir yandan ‘Bir Türk dünyaya bedeldir’ diye ahkam keserken öte yandan kendi milletini ahlaken ve bütün değerleriyle çöktürüyorlar. Kürt düşmanlığı gözlerini öylesine karatmış ki, kendilerinden olmayana düşmanlık öylesine karartmış ki Türk milletini de perişan etmekten çekinmiyorlar” ifadelerini kullandı.

    “ORTADA DEVLET KALMADI”

    Alınan hukuk dışı kararlarla bir toplumun çökertildiğini ifade eden Demirtaş, mahkeme heyetine, “Eserinizle gurur duyabilirsiniz. Yalnız bir zahmet bizi devleti, hükümeti, Anayasa’yı ortadan kaldırmakla suçlamayın çünkü onu bizzat siz yaptınız. Ortada bir devlet kalmadı, ortada bizim kaldıracağımız bir Anayasal düzen kalmadı ki. Bir milleti ahlaken çöküşe götürdünüz” dedi.

    Cumhuriyet kurulurken yapılan hataların bugün ortaya çıkan bütün sorunların temeli olduğunu söyleyen Demirtaş, “Kurtuluş savaşı yürütülürken yapılan iş birlikleri esas alınırsa bugün yaşananların önüne geçilebilir” dedi.

    Mustafa Kemal Anadolu’ya çıktığında arkasındaki en diri ve dağılmamış gücün Doğu orduları olduğunu anlatan Demirtaş, “Mustafa Kemal, Datça’ya, Muğla’ya Edirne’ye gitmez. Gittiği yer Erzurum’dur. Yazdığı mektuplar Kürt ve Kürdistan beylerinedir. Mustafa Kemal, ne ‘siz Kürt değilsiniz’ der, ne ‘Kürtçe yoktur’ der. Kürtlerin desteğini arkasına alır. Kurtuluş Savaşı ordularının savaşmadığı tek yer Kürdistan coğrafyasıdır çünkü orada halk savaşmıştır” ifadelerini kullandı.

    “ŞEYH SAİT’İN İNGİLİZLERLE İŞ BİRLİĞİ YAPTIĞINA İLİŞKİN TEK BİR BİLGİ YOKTUR”

    Mustafa Kemal’in Seyit Rıza ile de Şeyh Sait ile de temasta olduğunu anlatan Demirtaş, “Arkasına aldığı güç laiklik değildir, Türkiye Cumhuriyeti değildir, İslam’ın gücüdür. Sözleşmeye ihanet eden Şeyh Sait değildir, Ankara yönetimidir. ‘Yalan söylüyorlar, inkılap tarihi kitaplarını okuyup profesör olmuşlar, o ezberleri de çocuklara okutuyorlar. Şeyh niye isyan ediyor? Bize söz verdiniz, başardığınızda ilk yaptığınız şey halifeliği kaldırmak. ‘Kürtçeyi yasaklıyorsunuz’ diyor. İhanet eden Şeyh Sait değildir. Şeyh Sait’in İngilizlerle iş birliği yaptığına ilişkin tek bir bilgi yoktur. Türk aydınları biraz okusunlar, aydınlansınlar. Evet bir isyan vardır ama Şeyh Sait bir ihanetçi değildir. Beni seven varsa bilsinler ben Şeyh Sait’in torunlarındanım. Kürt’ün sosyalisti de İslamcısı da Şeyh Sait’in ne olduğunu bilir” diye konuştu.

    “VATAN UĞRUNA’ DİYECEKLER, HADİ ORADAN”

    “Güney Kürdistan bölgesinde Xakurke’de, Heftanin’de birbirine kurşun sıkan gençlerin acısını yürekten paylaştığını söyleyen Demirtaş, “Hepsi bu halkın gariban çocukları. Niye birbirlerine kurşun sıksınlar? Niye bu sorunu biz çözmüyoruz? Niye bu sorunu çocukların sırtına yüklüyorsunuz?” diye sordu. Hayatını kaybeden askerlerden birinin “Savaş savaşmayana güzeldir” paylaşımı yaptığını söyleyen Demirtaş, “Savaş kararı verenler hiç mi utanmıyor? Bu genç kardeşimle sivil hayatta tanışsam oturur yemek yeriz, sohbet ederiz. Bu benim kardeşim işte. Niye bunları savaş cephelerine sürüyorlar? Kardeşlerimizi birbirine kırdırıyorlar. Faşizan zihniyet niye bizlere bunu dayatıyorlar. ‘Vatan uğruna’ diyecekler. Hadi oradan. Hepinizin çıkarları uğruna, iktidarınızı perçinleşmesi uğruna; bu çocuklar umurlarında değil. 60 bin çocuk, bu ülkenin en değerli gençleri bu savaşta canlarını kaybettiler” diye konuştu.

    ‘’GERİLLA DA ASKER DE BENİM KARDEŞİMDİ’ DİYEN BİR TANE TÜRK SİYASETÇİ GÖSTEREBİLİR MİSİN?’

    Demirtaş, “‘Ölen Kürt de Türk de benim kardeşimdi, gerilla da asker de benim kardeşimdi diyen bir tane Türk siyasetçi gösterebilir misin? Umurlarında değil, biz yarası olanlarız, bu işin acısını çekenleriz” dedi.

    ‘SOYLU İLE ARAMIZDA AHLAKİ BİR FARK VAR”

    Eski İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun kardeşi Nurettin Demirtaş’ın dağda olduğunu söylediğini hatırlatan Demirtaş, “Dağdadır kardeşim, evet. Keşke olmasaydı, keşke Türk askeri de yaşamını yitirmeseydi. Ama bu ülkenin İçişleri Bakanı diyor ki ‘senin kardeşini sarı torbada getireceğim.’ Millet de alkışlıyor onu, beğeni alıyor. Ben ne diyorum; Bu ölen çocuk benim kardeşim, keşke kurtarabilseydim onu’ diyorum. Aramızdaki fark budur. Çok ahlaki bir farktır, Türk ırkçısı ise aramızdaki derin fark budur. Bunu bize kazandıran iki şey var. Bir; medeniyetimiz. Kökünde İslam medeniyeti vardır. Biz siyasal İslamcı değiliz, Müslümanız. İki; Kürt hareketi. Kürt hareketinin aydınlanmacı, modernist çizgisi, kadın özgürlükçü çizgisi bize insanlığımızı kazandırmıştır” dedi.

    (HABER MERKEZİ)

  • TTB Başkanı Fincancı’nın tutukluluk halinin devamına karar verildi

    TTB Başkanı Fincancı’nın tutukluluk halinin devamına karar verildi

    PİRHA- Hakkında “Örgüt propagandası yapmak” iddiasıyla üst sınırdan hapis cezası talep edilen TTB Merkez Konsey Başkanı Şebnem Korur Fincancı, tahliye edilmedi, duruşma 29 Aralık’a ertelendi. 

    Türk Silahlı Kuvvetleri’nin Kuzey Irak’ta kimyasal silah kullandığına ilişkin iddiaların araştırılması gerektiğini söyledikten sonra hedef gösterilen ve tutuklanan Türk Tabipleri Birliği (TTB) Başkanı Şebnem Korur Fincancı, yargılandığı davanın ilk duruşması için hakim karşısına çıktı.

    Fincancı hakkında açılan davanın ilk duruşması İstanbul 24’üncü Ağır Ceza Mahkemesi’nde görüldü.
    MA’nın haberine göre, Duruşmada savunmasını sürdüren Fincancı, kaçma şüphesi olmamasına rağmen tutuklandığını söyledi. Bilimsel bir tartışma yerine linç girişiminin yaşandığına dikkat çekten Fincancı, TTB ile hekimlik mesleğinin önemine vurgu yaptı. Adli tıp uzmanlığının nesnel davrandığını ve hakikati ortaya koyan bir hekimlik uygulaması olduğunu söyleyen Fincancı, “Bizler hakikat arayışı veriyoruz” dedi.
    “ÇALIŞMA ALANIMIZIN SINIRLANDIRILMASI VE KRİMİNALİZE EDİLMESİ KABUL EDİLEMEZ”
    Fincancı’nın savunmasından dikkat bölümler şöyle:

    “Beyanımın bundan sonrası bu ilginç duruma, adli tıp bildiğini söyleyen savcının iddialarına, o iddiaları benimseyen ve tutuklama kararını veren yargıca, kaçacağım şüphesiyle tutukluluğumun devamına karar verip dosyayı kabul eden sizlere söyleyeceğim sözdür. Yıllarımı verdiğim adli tıbba, hele ki toksik (zehirli) gazlar ve kimyasal silahlar konusunda pek çok ulusal ve uluslararası makale ve kitap yazmış bir bilim insanı olarak, adli tıbbı bildiğini iddia eden savcıdan, kabul edersiniz ki, epeyce fazla vakıf olduğum aşikarken, bilimsel bir tartışma yerine linç girişiminde bulunanlara, tıbbi değerlendirmeye katılmadığını ifade eden tıp dışı insanlara bir çift sözüm var.Memleketini, insanlarını seven hekimler olarak, uzmanlık alanımın da kattığı bilgilerle, devletin işleyişine koşulsuz bağlılık yemini edemeyeceğimi, bizlerin hekimler olarak bağıtımızın insanlık olduğunu bir kez daha anımsatmak boynumun borcudur. Siyasi otoritenin emelleri doğrultusunda erki kötüye kullanabilir. İnsanlık tarihi bu kötüye kullanımlarla, ona karşı mücadelelerin tarihidir zaten. O nedenle biz yurttaşlara düşen sorumluluk da, erkin kötüye kullanılmasını önleyecek tedbirleri almak, bunun için yan yana dayanışmayla durmak ve uygulamaları titizlikle denetlemektir.

    Bugün de meslektaşlarımızın oylarıyla üstlendiğimiz görevimiz, bir adli tıp uzmanı hekim olarak paylaştığım tıbbi görüşüm ileri sürülerek benzer biçimde kriminalize edilmeye çalışılmaktadır. Devlet adı verilen aygıt, elinde bulunduğu siyasi otoritenin kimliği doğrultusunda, tüm kurumlarıyla bir suç yapılanmasına dönüştürülebilir. Bu dönüşümün önündeki engel, yok etmeye çalıştıkları toplum olma becerisi, yurttaşların toplum olma ısrar ve sorumluluğu, bunun için ve denetlemek üzere kurdukları yapılanmalar, örgütlerdir. Bu aygıtların işleme konusunda ısrarcı oldukları, uluslararası bağıtlarla ve insanlığa, insanlık değerlerinin korunmasına ilişkin geliştirilmiş örgütlerle önleme çabalarına rağmen yetersiz kalınan, insanlığa dair suçlar ve insan hakları ihlalleri de bir hekimlik uygulaması olarak adli tıp uzmanlığının çalışma alanına girmektedir. Çalışma alanımızın sınırlandırılması ve kriminalize edilmesi ise kabul edilemez.
    DEVLETLERDEN BAĞMISIZ
    Adli tıp uzmanlığında, hakikat arayışımız sırasında her zaman zarar gören/gördüğü iddia edilenle doğrudan karşılaşma olanağımız olmayabilir. Ortada bir suç iddiası varsa haliyle suçu ve delilleri gizleme çabası da olabilir ve primer/birincil delillere ulaşmak güçleşir, onları arama gerekliliğini desteklemek için sekonder/ikincil veya dolaylı deliller kullanılabilir. Özellikle insan haklarının korunması bağlamında devletlerin işlediği iddia edilen suçların devletlerden bağımsız araştırılabilmesi için ve bu araştırmaları yapanların dayanaksız biçimde suçlanmalarını önlemek amacıyla hazırlanmış pek çok kılavuzdan var.
    “ÖN TANIDAN SÖZ EDİYORUZ”
    Propaganda iddiasıyla suçlandığım yayına ve konuşma içeriğine gelince; sorularla birlikte 7 dakikalık konuşma bir komisyon faaliyeti değil, ancak bu tür komisyonlara sekonder (ikincil) bilgi kaynağı olarak sunulan türde bir videonun insan hakları ihlalleri üzerine uzmanlaşmış bir adli tıp uzmanı olarak tarafımdan yapılan adli tıbbi değerlendirmesi. Ayırıcı tanı basamaklarını o kısa yayında aktaramayacağım için, bu değerlendirme sonucu ulaştığım ve kısaca ifade ettiğim bir ön tanıdan söz ediyoruz.
    Videoda karanlık bir ortamda bulunan kişilerden bazılarında kimi belirtiler gözleniyor. Aynı ortamda o belirti gösterenlere yardım eden ama etkilenmemiş görünenler var. Bu etkisini zamanla yitiren bir uçucu madde-gaz formu düşündürüyor. Bunu destekleyen ve toksik bir gaz formu düşündüren ikinci veri, etkilenenlerden birinin ağzında kanlı köpüklü bir sızıntı olmasıdır. Bu da kanlı köpük dolayısıyla akciğer etkilenmesini, solunum yoluyla alınmış toksik bir gazı destekliyor. Ayrıca bu kişide istemsiz kasılma benzeri hareketler sinir sistemi tutulumunu düşündürüyor. Etkilenen diğer kişide de öforiyi işaret eden belirtiler gözleniyor. Aynı ortamda bulunanlarda, farklı etkilenmeler o ortamda kalma, maruziyet süresi ve yoğunluğu ile ilişkili olabilir. Özellikle uçucu ve havayla yer değiştirme özelliği olan toksik gazların bazılarında ortaya çıkabilen bu tür belirtiler zarara yol açan bir etken varlığı için tıbbi olarak olasılıklar dengesi oluştuğunda (%51- yeterli delil) bu makul sonuç ışığında yapılması gereken de; o etkenin türü, oraya hangi yolla ulaştığı ve ulaştıran sorumluların saptanması için etkili bir soruşturma ve tıbbi belgelemedir.
    Savcının eşanlamlı iki sözcüğü peş peşe kullanıp ‘teşhis/tanı koyduktan sonra ileri tetkik’ isteyemeyeceğim sonucuna varmış olması da bu bilgi eksikliğinin bir tezahürüdür. Videodaki belirtiler üzerine yaptığım ‘belli ki bir toksik/zehirli gaz kullanılmış durumda’ makul sonucuna ulaştığım tıbbi değerlendirme, bir ‘ön tanı’dır. Çünkü olay yerinde yapılacak inceleme, alınacak örneklerden yapılacak laboratuvar tetkikleri ve cenazelerin Minnesota Protokolü ışığında gerçekleştirilecek otopsileri ile etkili bir belgeleme ve olay yerinin iddia edilen olayla ilişkisi, bir kimyasal etken saptandığı koşulda bunun yasak silah olup olmadığı saptanabilir.”
    BAKANLIK AVUKATI DIŞARI ÇIKARILDI
    Duruşmada bulunan Milli Savunma Bakanlığı avukatı, dilekçe ile katılma talebinde bulunduğunu söyledi. Fincancı’nın avukatları, gerekçeyi sordu. Mahkeme başkanı, “gerek yok” diyerek, bakanlığın avukatının gerekçeyi söylemesini engelledi. İddia makamı, söz konusu katılma talebinin reddedilmesini istedi. İddia makamı, bakanlığın herhangi bir zarar görmediğinin altını çizdi. Söz alan müdafi avukatlar, söz konusu mütalaaya katıldıklarını söyledi. Ara karar oluşturan mahkeme başkanı, oy birliği ile talebi reddetti. Mahkeme başkanı, bakanlığın avukatının dışarı çıkmasını istedi. Ancak karara rağmen bakanlığın avukatı dışarı çıkmadı. İtirazlara rağmen dışarı çıkmayan avukat, “Kimyasal silah kullanımı iddiası asılsızdır” iddiasında bulundu. Bunun ardından avukat, dışarı çıkarıldı.
    “YARGIYA TALİMAT VERİLDİ”
    Daha sonra söz alan Av. Gulan Çağın Kaleli, Fincancı’nın Medya Haber’e yaptığı aktarıma işaret etti. Emniyet ve savcılıkta ısrarla, “Neden sizi aradılar” şeklinde soru sorulduğunu söyleyen Kaleli, Fincancı’nın hem uzmanlığı hem de bağımsız ve tarafsız olmasından kaynaklandığını kaydetti. Kaleli, Fincancı’nın inceleme yapılmasını ve varsa cenazelerin uluslararası ilgili sözleşmelerce incelenmesini istediğini belirtti. Bu nedenle İçişleri Bakanı Süleyman Soylu ve MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli tarafından hedef gösterildiğini ve yargıya talimat verildiğini anımsatan Kaleli, “Devlet yetkililerinden nefret söylemleri geldi. Erdoğan da açık bir talimat vermiştir” dedi. Kaleli, Bahçeli’nin Fincancı’nın vatandaşlıktan çıkarılmasına dair ifadelerini hatırlattı.
    “KUTUPLAŞTIRMA GÜDÜLMÜŞTÜR” 
    Kaleli, polis fezlekesinin kopyalanıp iddianame yapıldığını söyledi. İddianameye Fırat Haber Ajansı’ndan (ANF) bir iki haber konularak, “suç işlenmiş” gibi gösterildiğini söyleyen Kaleli, müvekkili Fincancı’nın Medya Haber’e katılması nedeniyle “propaganda yapmaktan” yargılandığını söyledi. Medya Haber’in yayın politikasının Fincancı tarafından belirlenmediğine söyleyen Kaleli, “Dosyada iki rapor var. Biri ANF’ye ait 108 sayfalık rapor, diğeri ise 143 sayfa olarak Medya Habere ait. ANF ve Medya Haber üzerinden algı oluşturulmaya çalışılıyor. Cezaların şahsiliği ilkesini ne zaman unuttuk? ‘Objektifliğini yitirmiş duygular manzumesi’ olan iddianamede, Türklük kavramı üzerinden kutuplaştırma da güdülmüştür” diye kaydetti.

    “5 KELİMEDEN DOLAYI YARGILANIYOR”

    Kaleli, soruşturmaya dair beklenen bir husus olmadığını ve sorgu sürecinde de “suçun” işlendiği ve bittiği yönünde beyanların olduğunu paylaşarak, müvekkilinin iki aydır tutuklu olmasının anlamını sordu. Müvekkilinin adil yargılama hakkının da engellediğini söyleyen Kaleli, müvekkilinin “Terörle Mücadele Kanunun (TMK) 7/2”den yargılandığını ve bunun katalog suç olmadığını hatırlattı. Kaleli, iddianamede Fincancı’nın 5 kelimeden dolayı yargılandığını söyledi. Kaleli, “İddianamede Fincancı’nın konuşması bulunmuyor. Sadece beş kelimeden oluşan bir cümlesi konulmuş. Neden tüm konuşması konulmuyor?” diye sorarak, tepkisini dile getirdi.

    TAHLİYE TALEBİ

    Fincancı’nın sosyal medya paylaşımlarının da iddianamede yer aldığı bilgisin aktaran Kaleli, Fincancı’nın gözaltı esnasında dijital materyallerinin içinde yer alan bilgilerin usule aykırı bir şekilde incelendiğini ve toplanan veri ve bilgilerin hukuka aykırı olduğunu söyledi. Kaleli, “Müvekkil, hakikati yaşamı boyunca dile getirmeyi hep sürdürmüştür” diyerek, tahliye talebinde bulundu.

    ‘TRT 1’DE SÖYLESEYDİ SUÇ OLMAZDI’

    Av. Meriç Eyüboğlu da, Fincancı’nın tutuklanmasının haksız ve hukuksuz olduğunu söyledi. Fincancı’nın uzmanlığını ve insan hakları savunucusu kimliğini birlikte sürdürdüğünü ifade eden Eyüboğlu, “TRT 1 katılsaydı ve aynı şeyleri söyleseydi dava açılmayacaktı. Ancak Medya Haber’e katıldığı için bugün burada yargılanıyor. Hangi TV’ye katıldığı suçlama konusu yapılamaz” dedi.

    Fincancı’nın silah kullanımına dair ön inceleme ve ön tanı yaptığını ifade eden Eyüboğlu, kesin bir kanaat ve sonuca varmanın yolunun inceleme olduğunu söyledi. “Kimyasal toksik gazlar kullanıldığı görülüyor” ifadesi nedeniyle Fincancı’nın yargılandığını hatırlatan Eyüboğlu, kimyasal silah kullanımını yasaklayan Cenevre Sözleşmesine işaret etti. Türkiye’nin de imzacısı olduğunu belirten Eyüboğlu, ayrıca bu bağlamda Anayasa’da yasağın olduğunu dile getirdi.

    Bu sözleşmeler nedeniyle denetim mekanizmasının olduğunu ve bu denetimi de Kimyasal Silahların Yasaklanması Örgütü’nün (OPCW) sağladığını aktaran Eyüboğlu, sözleşme nedeniyle kullanımının incelemesinin sadece devletlerin başvurusu üzerine el alındığını de paylaştı.

    CEZA TALEBİ

    Avukatların savunmasından sonra iddia makamına söz verildi. İddia makamı, Fincancı’ya TMK’nin 7/2 maddesi uyarınca üst sınırdan hapis cezasıyla cezalandırılmasını ve tutukluluk halinin devamını talep etti.

    “TÜM HALKLARA BORCUM VAR”

    Talebin ardından avukatların talebi üzerine duruşmaya ara verildi. Aranın ardından tekrardan başlayan duruşmada söz alan Fincancı, esasa ilişkin savunma yapmayacağını söyledi. Cezaevi şartlarının zor olduğunu ancak kalmanın kendisi için bir sorun olmadığını ve insan hakları savunucuları için bulunmaz bir “nimet” olduğunu belirten Fincancı, şunları kaydetti:

    “Cezaevlerinde bulunan mahpusların yaşadığı sorunların ve idari personelin de sorunlarını takip etmeye, gözlemlemeye ve yazmaya devam çalışıyorum. Çalışma alını olarak görüyorum bu nedenle sorun değil” dedi. Tutukluluk halinin devamına gerekçe olarak kaçma şüphesinin gösterildiğini söyleyen Fincancı, bu durumu “aklın ötesi” olarak değerlendirdi. Katıldığı yayında yaptığı değerlendirmeler ardından siyasi parti liderlerine kadar birçok kişi tarafından hakarete maruz kaldığını ifade eden Fincancı, “Dünyanın neresi olursa olsun,  adli tıp uzmanı olarak çalışmaya devam edeceğim. Dersler vermeye ve çalışmaya devam edeceğim. Bu topraklarda yaşayan tüm halklara borcum var.”

    “TTB, DEVLETİN YANLIŞLARINI ORTAYA SERME ORGANIDIR”

    Ceza talepli mütalaaya da dikkat çeken Fincancı, mütalaada TTB’nin devlet kurumu olarak gösterildiğini aktararak, TTB’nin bir devlet kurumu olmadığını ve bu güne kadar devletin verdiği hiçbir görevi yapmadığını vurguladı. Fincancı, “TTB, bir devlet organı değil, bir denetim organıdır. Devletin yanlışlarını ortaya serme organıdır” diyerek, tepkisini dile getirdi. Fincancı, son olarak Adli Tıp Uzmanlığı alanında çalışmalarına devam edeceğini söyledi.

    Daha sonra söz alan İnsan Hakları Derneği (İHD) Eş Genel Başkanı Öztürk Türkdoğan, yargının siyasi atmosferden etkilenmemesi gerektiğine işaret ederek, bu durumu doğru bulmadıklarını söyledi. Türkdoğan, “Avrupa Birliği’ne (AB) bağlı bir ülkede yayın yapan bir TV’ye katılmanın neresi suç?” diye kaydetti. Tutukluluk halinin sonlandırılmasını isteyen Türkdoğan, “Bu davayı dünyanın insan hakları örgütlerinin temsilcileri takip ediyor. Herkes Fincancı’yı tanır. İşkenceye karşı olması ile bilinir. Adli Tıp Uzmanı alanında yaptığı çalışmaları ile bilinir. Herkesin gözü burada bunun için buradan özgürlük çıkmalıdır” ifadelerini kullandı. Türkdoğan, yargıya talimat verenlerin de ve bu talimatlara uyanların da bir gün hesap vereceğini söyledi.

    “HALK ADINA KARAR VERİN”

    Söz alan Türkiye Barolar Birliği (TBB) Genel Sekreteri Veli Küçük, Fincancı’nın değerlendirmelerinin ardından yaşananlara işaret ederek, adil yargılama hakkının ihlal edildiğini belirtti. Fincancı hakkında soruşturma açıldığı sırada kendisinin yurt dışında olduğunu ve savcıya yazdığı dilekçe ile savunma vermeye hazır olduğunu anımsatan Küçük, “İktidarın ve herkesin sığınacağı yargının bu tür görüntülere alet olmaması lazım. Siz şu anda halk adına buradasınız. Bunun için halk adına karar vermenizi istiyorum” diyerek, tahliye talebinde bulundu.

    “BU YARGILAMA OLMAZ TİYATRO OLUR”

    Adalet Bakanlığı tarafından İstanbul, Bakırköy ve Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’na yazı yazıldığını ve bu yazının da dosyaya yansıdığını anımsatan Av. Meriç Eyüboğlu, bu yazıda bakanlığın “yüksek güvenlik önlemleri” kararı verdiğini ve Fincancı’nın Ankara’dan araba içinde kelepçe ile getirildiğini kaydederek, tepki gösterdi. Ayrıca esas hakkındaki mütalaaya da tepki gösteren Eyüboğlu, müvekkillerinin taleplerinin dinlenmeden hazırlanmasının hukuka aykırı olduğunu söyledi. Eyüboğlu, “Yani iddia makamı, ‘ne olursa olsun ne delil sunulursa sunulsun kararım budur’ diyor. Bu o zaman yargılama olmaz tiyatro olur” şeklinde konuştu.

    Eyüboğlu’nun savunması ardından mahkeme, ara kararını açıklamak üzere duruşmaya 15 dakika ara verdi.

    FİNCANCI TAHLİYE EDİLMEDİ

    Aranın ardından kararını açıklayan mahkeme heyeti, Fincancı’nın tutukluluk halinin devamına karar vererek duruşmayı 29 Aralık’a erteledi.

    (HABER MERKEZİ)

  • Gültan Kışanak’tan mahkemeye: Biz telaş etmiyoruz, siz niye bu kadar telaş ediyorsunuz?

    Gültan Kışanak’tan mahkemeye: Biz telaş etmiyoruz, siz niye bu kadar telaş ediyorsunuz?

    PİRHA- Kobanê duruşmasında konuşan Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi’nin eski Eş Başkanı Gültan Kışanak, cezaevi yönetiminin kendilerine, tutuklanmadan önce Kandıra Cezaevi’ne bir kadın blokunun oluşturulması için talimat verildiğini söyleyerek, “Biz sizi daha erken bekliyorduk” dediğini aktardı. Kışanak ayrıca mahkeme heyetine “En ağır ceza tehdidi altında olan biziz, biz telaş etmiyoruz. Siz niye bu kadar telaş ediyorsunuz” diye sordu.

    IŞİD’in Kobanê’ye yönelik saldırıları üzerine 6-8 Ekim 2014’te gerçekleşen protesto eylemleri gerekçe gösterilerek Halkların Demokratik Partisi (HDP) eski Eş Genel Başkanları, Merkez Yürütme Kurulu (MYK) üyelerinin de aralarında bulunduğu 17’si tutuklu 108 ismin yargılandığı Kobanê Davası’nın 19’uncu duruşmasının 6’ncı oturumu Sincan Cezaevi Kampüsü Duruşma Salonu’nda görüldü.

    Ankara 22’nci Ağır Ceza Mahkemesi heyeti tarafından görülen davanın duruşmasına Özgürlük İçin Hukukçular Derneği (ÖHD) üyesi avukatlar katıldı. Sincan Kadın Kapalı Cezaevi’nde tutulan siyasetçilerin bir kısmı duruşmaya gelirken, farklı cezaevlerinde tutulanlar ise duruşmaya Ses ve Görüntü Bilişim Sistemi (SEGBİS) aracılığıyla bağlandı.

    Mezopotamya Haber Ajansı’nda yer alan habere göre, kimlik tespitinin ardından duruşma, Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi (DBB) eski Eş Başkanı Gültan Kışanak’ın savunmasıyla başladı.

    KIŞANK’IN TALEBİNE RET

    Bulunduğu Kocaeli Cezaevi’nde Mart ayından itibaren tadilatın olduğunu belirten Kışanak, bağlandığı SEGBİS odasında tadilatın olduğu ve erkeklerin bulunduğu cezaevindeki SEGBİS odasına getirildiğini ama bunun da savunma hakkı için sağlıklı olmadığını belirterek, yarım saat savunma verip ardından sözü diğer siyasetçilere vermek istediğini talep etti. Mahkeme heyeti, Kışanak’ın talebini reddetti.

    MAHKEME HEYETİNE: BU TELAŞINIZ NİYE?

    Yeniden söz alan Kışanak, mahkeme heyetine, “Siz bir yargıç olarak; başından beri tüm taleplerimizi reddediyorsunuz, savunma yapabiliyor muyuz? Umrunuzda değil. Kararınız belli, bizleri mecburiyetten dinliyorsunuz ve bir an önce bu işi bitireyim diye bakıyorsunuz. Toplu bir dava görülüyor, bu davanın gidişatını da yönetmeniz gerekiyor ama öyle bir kaygınız da yok. En ağır ceza tehdidi altında olan biziz, biz telaş etmiyoruz siz niye bu kadar telaş ediyorsunuz. Biz gerçekte ne olduğunun doğru anlaşılmasını istiyoruz, ters yüz edilen hakikati düzeltmek amacımız” dedi.

    6-8 EKİM OLAYLARI İÇİN TALEP

    Çözüm sürecinde yaşanılan provokasyonların 7-8 Ekim’de devreye girdiğini dile getiren Kışanak, 7-8 Ekim olaylarının demokratik hakların kullanımı dışında bir mesele olduğunu ve Türkiye’nin aydınlık bir geleceğe kavuşmak istiyorsa bu durumun araştırması gerektiğine dikkat çekti. “Bu provokasyonun arkası aydınlanmazsa ilerde daha fazla provokasyon görür ve yaşarız. Bu memlekete başkaca kumpas davaları açan çevrelerin olduğu biliniyor. O dönemde bilgisayar ortamlarında tutulan tutanaklara göre mi açığa çıkaracaksınız?” diye soran Kışanak, 6-8 Ekim olaylarında, Diyarbakır’da görevli olan Emniyet müdürü, yardımcıları, TEM’in sorumlularından kaç kişinin darbe teşebbüsü yapan örgütün üyesi olmaktan görevden alınıp ya da soruşturmaya uğradığının araştırılması ve listesinin dosyaya gönderilmesini talep etti.

    “BASTIRMA OPERASYONLARI BAŞLATILDI”

    2006 yılının demokratik siyasetin rafa kaldırılması için iktidarın harıl harıl çalıştığı bir yıl olduğunu belirten Kışanak, iktidarın yeni bir bastırma harekatına karar verdiğini kaydetti. Kışanak, “Bastırma hareketi süreçlerinde öyle kamuoyuna söylendiği gibi; sadece ellerinde silah olanlar değil, muhalefet eden tüm kesimlereydi. Muhalefet eden tüm kesimlerin cezaevine atılmasıyla topluma ‘bana biat edin’ mesajı verildi. 2015’ten sonra iktidar böyle bir yola girdi, iktidarın oy derdi vardı. 2014 yerel seçimlerinde BDP’nin 56 belediyesi varken, 102 belediyede seçimi kazandı ve buda iktidara dert oldu. Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi eşbaşkanı olduğumda AKP bütün gücünü Diyarbakır’a yığarak her yolu denedi. Seçim boyunca partim ve ben provakatif eylemlerle karşılaştık ama buna rağmen kazandık. İktidarın çabuk kabul ettiği bir süreç olmadı. 7 Haziran 2015 genel seçimleri oldu, HDP’nin etkili muhalefeti ve sandık sonuçları nedeniyle, tek başına iktidar olma şansını kaybeden bir iktidar 7 Haziran seçimlerini iptal ederek, 1 Kasım’da yapılan seçimlerde azda olsa iktidarını koruyacak imkanı kendisine özel olarak yarattı” diye belirtti.

    “KÜRT-ALEVİ OLARAK İKİNCİ SINIFI KABUL ETMEYECEĞİM”

    Türkiye’de, ‘7 Haziran-1 Kasım arasında ne oldu’ sorusuna 7 yıldır cevap verilmediğini söyleyen Kışanak, şunları kaydetti:

    “HDP milletvekillerine dönük bir operasyon başlatıldı. O yıl içinde bana AKP’liler tarafından, ‘başkan sanki hükümet böyle bir hazırlık yapıyor’ diye onlarca kez şey söylendi. Bunun benim kaçmam için yapıldığını biliyordum ama kaçmadım doğru bulmadım. Kaçmayacağım, bir yere gitmeyeceğim, bu ülke bizim ülkemiz. Ben bu ülkede halkım tarafından 3 kez seçilen bir kadın siyasetçiyim bir yere gitmeyeceğim. Bu ülkede de başıma ne geldiyse kadın olarak ikinci sınıf olmayı kabul etmediğim için. Kürt- Alevi olarak ikinci sınıfı kabul etmedim etmeyeceğim. Eşitlik için bu yaşıma kadar bedel ödedim bir yere gitmem, AKP, bana kaç demesine rağmen.”

    CEZAEVİNDEN SİYASETÇİLERE: SİZİ DAHA ERKEN BEKLİYORDUK

    Gültan Kışanak, tutuklanmadan önce Kandıra Cezaevi’ne bir kadın bloğunun oluşturulması için talimat verildiğini belirterek, cezaevinin kendilerine, “Biz sizi daha erken bekliyorduk” gibi sözlerin söylendiğini ifade etti.

    Kışanak, “Bunların delili; dokunulmazlıkların kaldırılması ve belediyelere yönelik kayyımların atanması. Burada bulunan bütün arkadaşlarımızın cezaevinde rehine tutulmamız AKP iktidarın talimatıyla olmuştur. Bunu size kanıtlarıyla sunuyoruz, bu kanıtlardan bir tanesi Binali Yıldırım’ın imzasıyla ardından çekilen belediyelere yönelik teklif var. Bu teklifin Meclis’te hangi tarihte verildiğini hangi tarihte çekildiğinin tespit edilerek, dosya eklenmesini talep ediyorum. Bunlar araştırılıp getirilirse siyasi kumpasın ne olduğunu görürsünüz ama bence biliyorsunuz bizde mecburen suçsuz olduğumuzu anlatmak zorundayız ki kanıtlama görevini bize bıraktığınız için bizde size kanıtlara ulaşmanızın yollarını söylüyoruz. O dönemde tamamen siyasi bir amaç yürütüldü, yargı burada araç olarak kullanıldı” dedi.

    Savunmasını yaptığı SEGBİS alanında zorluk yaşadığını söyleyen Kışanak’ın talebi mahkeme heyeti tarafından yeniden reddedildi.

    (HABER MERKEZİ)

  • 78 barodan Deniz Poyraz davası öncesi polis müdahalesine tepki: Saldırıyı kınıyoruz

    78 barodan Deniz Poyraz davası öncesi polis müdahalesine tepki: Saldırıyı kınıyoruz

    PİRHA-Deniz Poyraz davası öncesi avukatlara yönelik polis tarafından gerçekleştirilen müdahaleye tepki gösteren 78 baro ortak bir açıklama yayımlayarak, “Savunmaya yönelik saldırıyı kınıyoruz” ifadelerini kullandı.

    Türkiye’deki 78 baro yayımladığı “Savunmaya yönelik saldırıyı kınıyoruz” başlıklı açıklama ile Deniz Poyraz davasının altıncı duruşması öncesi avukatlara yönelik İzmir Aliağa Ceza İnfaz Kurumu Kampüsü önündeki gaz ve TOMA ile müdahaleye tepki gösterdi.

    “MAHKEME SALONUNDA BİBER GAZI KULLANILDI”

    78 baro tarafından yapılan açıklama şöyle:

    “Bugün Deniz Poyraz’ın katilinin yargılandığı dava öncesinde İzmir 6. Ağır Ceza Mahkemesi başkanının talimatıyla avukatların duruşmaya girmemesi için salonun önünde kolluk tarafından barikat kurulmuştur. Duruşmaya girmek isteyen avukatlara, biber gazı ve tazyikli su  ile müdahale edilmiş, İzmir Baro Başkanı Av. Özkan Yücel ve TBB Yönetim Kurulu üyesi Av. Ercan Demir’in de aralarında bulunduğu birçok meslektaşımız kolluğun açık saldırısına maruz kalmıştır.

    12 Ekim 2022 Çarşamba günü görülen duruşmada da Mahkeme Heyetinin yetki belgesi bulunan avukatların duruşmaya katılamayacağı yönünde hukuka aykırı ara karar nedeniyle, avukatlar ile Mahkeme Heyeti arasında yaşanan hukuki tartışma esnasında güvenlik güçleri mahkeme salonunda biber gazı kullanmış, birçok avukat ve izleyici gazdan etkilenmiştir.

    “AVUKATLIK, SAVUNMA HAKKININ TEMİNATIDIR”

    Bir kez daha hatırlatmak isteriz ki; avukatlık mesleği savunma hakkının, adil yargılanma hakkının ve hak arama özgürlüğünün teminatıdır. Avukatların meslek örgütü olan Barolar da; insan haklarının, özgürlüklerin ve hukuk devletinin güvencesidir. Bu sebeple, savunma makamının yani avukatların özgür ve etkili olamadığı bir toplumda hiç kimsenin özgürlüğü garanti altında değildir.

    Hiçbir kişi veya kurum; savunma görevini yapan avukatı görevini yapmaktan alıkoyamaz, engelleyemez ve fiziki saldırıda bulunamaz. Avukatın görevi; hukuk devletinin bireylere sağladığı hak ve güvenceleri korumak ve kullanılmasını sağlamaktır. Avukatın mesleki faaliyetlerinin engellenmesi, duruşma salonuna alınmaması ve kendilerine yönelen saldırılara karşı mücadeledeki kararlığımızı bir kez daha vurgulamak isteriz.

    Hukuk Devletini, Adil Yargılanma Hakkını, Mesleğimizi ve Meslektaşlarımızı savunmaktaki kararlılığımızdan asla taviz vermeyeceğiz. Bu sorumlulukla İzmir Barosu Başkanı Av. Özkan Yücel, TBB Yönetim Kurulu üyesi Av. Ercan Demir ve meslektaşlarımıza yönelik saldırıyı gerçekleştirenleri kınıyor, haklarında derhal adli ve idari soruşturma başlatılmasının gerektiğini kamuoyu ve ilgililerin bilgisine sunarız.”

    (HABER MERKEZİ)

  • Cumartesi Anneleri’nin yargılandığı dava 3 Şubat’a ertelendi

    Cumartesi Anneleri’nin yargılandığı dava 3 Şubat’a ertelendi

    PİRHA- Cumartesi Anneleri’nin 25 Ağustos 2018’deki 700’üncü hafta eylemine yönelik polis saldırısında darp edilen ve aralarında kayıp yakınlarının da olduğu 46 kişi hakkında açılan davanın 5’inci duruşması polis müdahalesi sonrası görüldü. Avukatlar yapılan müdahaleyi kınarken, mahkeme heyeti, Van barosunun katılma talebinin reddine karar vererek, bir sonraki duruşmayı 3 Şubat 2023 günü saat 14.00’e erteledi. 

    Cumartesi Anneleri’nin 25 Ağustos 2018’deki 700’üncü hafta eylemine yönelik polis saldırısında darp edilen ve aralarında kayıp yakınlarının da olduğu 46 kişi hakkında açılan davanın 5’inci duruşması bugün Çağlayan’da bulunan İstanbul Adliyesi 27’nci Ağır Ceza Mahkemesi’nde görüldü.

    Dava öncesi yapılmak istenen açıklama Kağıthane Kaymakamlığı’nın kararıyla yasaklandı. Yasağın kanunsuz olduğunu belirten avukatlara, Cumartesi Annelerine ve mahkemeyi takip eden gazetecilere polis sert müdahalede bulundu. Açıklamaya Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) İstanbul Milletvekilleri Sezgin Tanrıkulu, Ali Şeker, CHP İstanbul İl Başkanı Canan Kaftancıoğlu, Halkların Demokratik Partisi (HDP) İstanbul Milletvekili Oya Ersoy, HDP İstanbul İl Eş Başkanı Ferhat Encü, Türkiye İşçi Partisi (TİP) İstanbul Milletvekilleri Sera Kadıgil, Ahmet Şık ile SOL Parti PM üyesi Alper Taş da katıldı.

    Polisin müdahalesi sonrası çok sayıda kişi gözaltına alınırken, duruşma görüldü. Mahkeme heyetine seslenen İHD Eş Genel Başkanı Avukat Eren Keskin, açıklama yapmak istediklerini ancak polis müdahalesiyle karşılaştıkların ifade etti. Duruşmada ifade vermeyeceklerini aktaran Eren Keskin, “Herkes zor kullanılarak gözaltına alındı. Psikolojik olarak hiç kimsenin ifade verecek hali yok” dedi.

    Mahkeme başkanı ise “Kayıtlara geçsin, susma hakkımızı kullanıyoruz, diyorlar” dedi. Katılımcılar tepki gösterirken; hakim salondan en ufak bir ses gelmesi halinde duruşmaya kapalı olarak devam edeceğini söyledi.

    Avukat Kemal Aytaç, “Su yarın başka yere akar ama hukuk korunmalı. İnsanların gözü önünde oradaki insanlar darp edilerek, gözaltına alındı” diye konuşurken, yargılananlar da avukatlarıyla görüşemediklerini belirtip, görüştükten sonra savunma yapacaklarını bu nedenle süre talebinde bulundu.

    Mahkeme heyeti, Van barosunun katılma talebinin reddine karar vererek, bir sonraki duruşma tarihini 3 Şubat 2023 günü saat 14.00 olarak belirledi.

    NE OLMUŞTU?

    25 Ağustos 2018’de Beyoğlu Kaymakamlığı tarafından yasaklanan ve polisin biber gazıyla müdahale ettiği 700’üncü buluşmanın ardından İçişleri Bakanı Süleyman Soylu, “İzin vermedik çünkü artık bu istismarın ve kandırmacanın son bulmasını istedik. Anneliğin terör örgütünce istismar edilmesine, teröre kılıf yapılmasına göz mü yumsaydık” ifadelerini kullanmıştı.

    PİRHA/İSTANBUL

  • Demirtaş’ın Kobane Davası savunması: Yaptıklarımız suçsa Erdoğan neden yargılanmıyor?

    Demirtaş’ın Kobane Davası savunması: Yaptıklarımız suçsa Erdoğan neden yargılanmıyor?

    PİRHA- IŞİD’in saldırdığı Kobane’ye destek için gerçekleştirilen 6-8 Ekim 2014’teki protesto eylemleriyle ilgili görülen Kobane Davası’nın 15’inci duruşmasında savunma yapan HDP eski eş başkanı Selahattin Demirtaş; “İddianamelerde ve mütalaalarda bir çarpıtma var. Keşke mahkemeniz gerçeğin peşinde olsa” dedi.

    IŞİD’in saldırdığı Kobane’ye destek için gerçekleştirilen 6-8 Ekim 2014’teki protesto eylemleriyle ilgili görülen Kobane Davası’nın 15’inci duruşmasına Sincan Cezaevi Kampüsü’nde devam edildi. Davada, HDP eski eş genel başkanları ve Merkez Yürütme Kurulu (MYK) üyelerinin de aralarında bulunduğu 21’i tutuklu 108 isim yargılanıyor.

    Ankara 22. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından görülen davanın duruşmasına çok sayıda avukat, HDP milletvekilleri, Özgürlük İçin Hukukçular Derneği (ÖHD) ve çok sayıda izleyici katıldı.

    Mezopotamya Ajansı’nın haberine göre, Sincan Cezaevi’nde tutulan siyasetçiler duruşma salonunda hazır bulunurken, farklı cezaevlerinde bulunan siyasetçiler ise Ses ve Görüntü Bilişim Sistemi (SEGBİS) aracılığıyla duruşmaya bağlandı.

    “İDDİANAME VE MÜTALAALARDA ÇARPITMA VAR”

    Duruşmada söz alan SEGBİS ile Edirne F Tipi Yüksek Güvenlik Cezaevi’nden duruşmaya bağlanan eski HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş, savunmasında şunları dile getirdi:

    “Arkadaşlarımız dosyadaki çelişkilere dikkat çekti. Hepsi haklı. İddianamelerde ve mütalaalarda bir çarpıtma var. Keşke mahkemeniniz gerçeğin peşinde olsa. Tüm ara kararlarda olayların geçtiği zaman yok sayılıyor, bütün olaylar bugünkü atmosferin içine sokulmaya çalışıyor. Hiçbir mütalaalarda, iddianame de çözüm sürecinden bahsedilmiyor. Mütalaa, çözüm süreci yokmuş gibi davranıyor çünkü o atmosferde kurulanan bir sözün anlamı daha farklı. İddia makamına göre çözüm süreci yok. Demokratik Toplum Kongresi’nin Cemil Çiçek imzasıyla Meclis’e davet edildiğini görmüyor ama Yargıtay’ın DTK’ya ilişkin kararını görüyor. DTK’nin hala yasal çalışma yürüttüğünü görmüyor. AKP’nin o dönemdeki politikaları yokmuş gibi davranıyor. O dönemin Başbakanı Erdoğan’ın ‘MİT Müsteşarı gidip İmralı’ya görüşecek’ dediğini görmüyor. O dönemin Hükümet Sözcüsü Arınç, ‘Bizim dönemimizde PKK bayrağını açmak suç olmaktan çıktı’ diyor. O dönem herhangi bir savcı çıkıp ‘bunlar suç’ diyebilir miydi?”

    Heyet, sanıkların beyanlarının ardından duruşmaya yarın saat 10.00’a kadar ara verdi.

    (HABER MERKEZİ)

  • HDP,  Anayasa Mahkemesi’ne ön savunmasını sunacak

    HDP, Anayasa Mahkemesi’ne ön savunmasını sunacak

    PİRHA- HDP’nin kapatılmasına dair, HDP Hukuk ve İnsan Hakları Komisyonu, ön savunmayı AYM’ye sunacak.

    Anayasa Mahkemesi’nde (AYM), HDP’nin kapatılmasına ilişkin süreç devam ediyor. Kapatma dosyasını kabul eden AYM’ye ilk ön savunma Halkların Demokratik Partisi (HDP) tarafından bugün verilecek.

    HDP Basın Bürosu tarafından paylaşılan bilgilendirme notunda hazırlanan ön savunmanın bugün saat 16.00’da HDP Hukuk ve İnsan Hakları Komisyonundan Sorumlu Eş Genel Başkan Yardımcısı Ümit Dede, HDP Parti Meclisi (PM) üyesi ve avukat Doğan Erbaş ile HDP’nin hukukçu milletvekillerinden olan Mehmet Rüştü Tiryaki’nin de aralarında olduğu partililer ön savunmayı AYM’ye sunulacağı duyuruldu.

    HDP’nin AYM’ye ön savunmayı vermesinin ardından dosya Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Bekir Şahin’e gönderilecek. Başsavcının bir ay içinde esas hakkındaki görüşünü sunması gerekiyor. Savcılık tarafından sunulacak mütalaanın ardından HDP’ye esas savunmasını hazırlamak için bir ay süre verilecek.

    PİRHA/ANKARA

  • 2022 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanun Teklifi Meclis Başkanlığı’na sunuldu

    2022 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanun Teklifi Meclis Başkanlığı’na sunuldu

    PİRHA-  2022 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanun Teklifi Meclis Başkanlığı’na sunuldu. Sunulan teklifte Savunma ve Güvenliğe ayrılan bütçe yüzde 30 artarak, 181 Milyar TL oldu.

    Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın imzasıyla “2022 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanun Teklifi” Meclis Başkanlığı’na sunuldu.

    2022 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanununa İlişkin Strateji ve Bütçe Başkanlığı’nın 15 Ekim 2021’de TBMM’ye sunmuş olduğu 2022 Yılı MYBK’na göre; Genel Bütçe için ayrılan pay 1 Trilyon 750 Milyar TL, Bütçe Geliri beklentisi ise 1 Trilyon 472 Milyar TL, net borçlanma beklentisi ise 278 Milyar TL olarak belirlendi.

    Bütçe kapsamındaki kamu idarelerine 1 Trilyon 728 milyar 401 milyon 621 bin TL, özel bütçeli idarelere 155 milyar 249 milyon 695 bin TL, düzenleyici ve denetleyici kurumlara 10 milyar 238 milyon 553 bin TL ayrıldı.

    2022 yılı bütçe ödeneklerinin ekonomik sınıflandırmaya göre dağılımında personel giderleri için toplam 493,9 milyar TL, mal ve hizmet alım giderleri için 128,1 milyar TL, cari transferler için 657,3 milyar TL, sermaye giderleri için 132,3 milyar TL, sermaye transferleri için 10 milyar TL, borç verme giderleri için 61,6 milyar TL, yedek ödenekler için 27,4 milyar TL, faiz giderleri için 240,4 milyar TL ödenek ayrıldı.

    2022 Yılında Savunma ve Güvenliğe ayrılan bütçe 2021 yılına göre yüzde 30 oranında artarak, yaklaşık 181 Milyar TL olurken, Tarım ve Hayvancılığa ayrılan miktar ise 57 Milyar TL. 2022 Yılı Merkezi Yönetim Bütçesi’nden Sağlık Bakanlığı ve bağlı kuruluşlarına 116,4 milyar TL, yükseköğretim kurumları sağlık uygulama ve araştırma merkezlerine 6,2 milyar TL olmak üzere toplam 122,6 milyar TL kaynak ayırıldı.

    (HABER MERKEZİ)

  • Diyarbakır’daki avukatlara müdahaleye 78 barodan ortak tepki: Savunmaya saldırı kabul edilemez

    Diyarbakır’daki avukatlara müdahaleye 78 barodan ortak tepki: Savunmaya saldırı kabul edilemez

    PİRHA-78 baro ortak bir açıklama yayımlayarak, Diyarbakır Barosu Başkanı Av. Nahit Eren ve yönetim kurulu üyelerini talimatla duruşmadan zorla çıkaran Diyarbakır 9. Ağır Ceza Mahkemesi Başkanının görevden uzaklaştırılmasını istedi. Açıklamada, “Hiçbir kişi veya kurum; savunma görevini yapan avukatı görevini yapmaktan alıkoyamaz, engelleyemez, avukata fiziki saldırı ve hakarette bulunamaz” denildi.

    Diyarbakır 9. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen bir duruşmada, mahkeme başkanı tarafından müdafi avukatlara yönelik tutum ile ilgili olarak görüşmek üzere salona giden Diyarbakır Barosu Başkanı Av. Nahit Eren ve yönetim kurulu üyeleri mahkeme başkanının talimatıyla polisler tarafından zorla dışarı çıkarıldı.

    “SAVUNMAYA SALDIRI KABUL EDİLEMEZ”

    Aralarında İstanbul, İzmir, Ankara, Diyarbakır ve Dersim barolarının da olduğu toplamda 78 baro, “Savunmaya saldırı kabul edilemez” başlığıyla bir açıklama yayımladı.

    Açıklamada 13 Eylül günü gerçekleşen olaya ilişkin bilgiler verilirken; “13 Eylül 2021 tarihinde Diyarbakır 9. Ağır Ceza Mahkemesi’nin duruşma salonunda; mahkeme başkanı tarafından müdafi avukatlara yönelik ön yargılı tutum ve saldırgan tavır üzerine Diyarbakır Barosu Başkanı Av. Nahit Eren ve yönetim kurulu üyeleri, konuyu görüşmek için duruşma salonuna gittiklerinde mahkeme başkanı aynı tutumunu baro başkanı ve yöneticilerine karşı sürdürmüştür.

    Mahkeme başkanı tarafından Diyarbakır Baro Başkanı Av. Nahit Eren ile duruşma salonunda bulunan avukatların duruşmadan çıkartılmalarına ilişkin polislere talimat verilmesi üzerine, polis memurlarınca baro başkanına, baro yöneticilerine ve avukatlara yönelik fiziki saldırı ve hakaretlerde bulunulmuştur” denildi.

    “AVUKATLIK, HAK ARAMA ÖZGÜRLÜĞÜNÜN TEMİNATIDIR”

    Adil yargılanma hakkının gerçekleşebilmesi için öncelikle hak arama özgürlüğünün gerçek bir özgürlük olarak kullanılması gerektiği bildirilen açıklamada; hukuki dinlenilme hakkının tanınması, şüphelinin veya sanığın, hakkındaki tüm delilleri görebilmesi ve delillere karşı sözünü söyleme hakkının bulunması, savunması için delil sunabilmesi ve delillerin de toplanmasının zorunlu olduğu kaydedildi.

    “Avukatlık mesleği savunma hakkının, adil yargılanma hakkının ve hak arama özgürlüğünün teminatıdır” ifadesinin yer verildiği açıklamada, avukatların özgür ve etkili olamadığı bir toplumda hiç kimsenin özgürlüğünün garanti altında olmadığı belirtildi.

    “DİYARBAKIR 9. AĞIR CEZA MAHKEMESİ BAŞKANI VE OLAYDA YER ALAN POLİSLER GÖREVDEN UZAKLAŞTIRILMALI”

    78 baronun ortak açıklamasında son olarak şu ifadeler kullanıldı; “Hiçbir kişi veya kurum; savunma görevini yapan avukatı görevini yapmaktan alıkoyamaz, engelleyemez, avukata fiziki saldırı ve hakarette bulunamaz.

    Avukatın görevi; hukuk devletinin bireylere sağladığı güvenceleri korumak, bu hak ve güvencelerin kullanılmalarını sağlamaktır.  Avukatların mesleki faaliyetlerinin engellenmesi, duruşma salonundan fiziki saldırı ve hakaretlere maruz bırakılarak çıkartılmaları gibi kabul edilemez tutum ve anlayışlara karşı mücadelede etme konusundaki kararlığımızı bir kez daha tüm kamuoyuna duyurmaktayız.

    Hukuk devletini, adil yargılanma hakkını, savunmayı, mesleğimizi ve meslektaşlarımızı savunmaktaki kararlılığımız bilinmelidir. Diyarbakır 9. Ağır Ceza Mahkemesi Başkanının ve olayda yer alan kolluk görevlilerinin ivedilikle görevden uzaklaştırılmaları ve haklarında gerekli adli ve idari soruşturmanın başlatılması gerektiğini kamuoyu ve ilgililerin bilgisine sunarız.”

    (HABER MERKEZİ)

  • Kışanak mahkemede: Dosya siyasi saiklerle açıldı, savunma yapmayacağım

    Kışanak mahkemede: Dosya siyasi saiklerle açıldı, savunma yapmayacağım

    Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi eski Eşbaşkanı Gültan Kışanak, tutuklu yargılandığı dava ile birleştirilen Sarmaşık Derneği dosyasının siyasi saiklerle hazırlandığını belirterek, savunma yapmayacağını söyledi.

    Demokratik Bölgeler Partisi (DBP) eski Eş Genel Başkanı Sebahat Tuncel ve Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi (DBB) eski Eşbaşkanı Gültan Kışanak hakkında, “örgüt üyesi olmak” ve “örgüt propagandası yapmak” iddiasıyla açılan davanın onuncu duruşması, Malatya 5. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görüldü.

    Duruşmaya, Kışanak bulunduğu Kandıra Kapalı Cezaevi’nden, avukatları Diyarbakır Barosu Başkanı Cihan Aydın ile Mehmet Emin Aktar ve Mesut Beştaş, Diyarbakır Adliyesi’nden Ses Görüntü ve Bilişim Sistemi (SEGBİS) aracılığıyla katıldı. Tuncel ise hastane sevki nedeniyle karantinada olduğu gerekçesiyle duruşmaya katılmadı.

    Dava öncesi polis, adliye önünde ve içinde yoğun güvenlik önlemleri aldı.

    KIŞANAK’IN DOSYASINDA BİRLEŞTİRME

    Diyarbakır 5. Ağır Ceza Mahkemesi’nde Sarmaşık Derneği’ne ilişkin açılan dosyanın, Kışanak’ın yargılandığı dava dosya ile birleştirilmesine kararı verildi.

    KIŞANAK HAKKINDA SAVCI MÜTAALA HAZIRLAYACAK

    Önceki celselerde verilen mütalaayı tekrarlayan iddia makamı, yargılamanın yapıldığı dosyanın Kışanak hakkında Kobanê olaylarına ilişkin Ankara 22. Ağır Ceza Mahkemesi’nde açılan dava ile birleştirilmesi önerisinin beklenilmesine, birleştirilen dosya için mütalaanın hazırlanması için dosyanın kendilerine tevdi edilmesi ve sanıkların tutukluluk halinin devamını talep etti.

    KIŞANAK: SAVUNMA YAPMAYACAĞIM

    Sarmaşık Derneği’ne ilişkin açılan davaya dikkat çeken Kışanak, “4 yıldır dosya elinizde. Dosyanın tamamı siyasi saikle açılmıştır. Gündemde, seçimler var. Bundan kaynaklı da mahkemeniz üzerinde baskılar var. Hukukun, siyasi saiklere boyun eğmemesini temenni ediyorum. Savunma yapmayacağım” dedi.

    “KIŞANAK’IN TUTUKLULUĞU HUKUK İHLALİDİR”

    Kışanak’ın avukatı Mehmet Emin Aktar, 4 yıldır sanal bir yargılama yapıldığını belirterek, “Birbirimizin yüzünü görmeden bir yargılama yapılıyor” dedi. Yapılan yargılamanın keyfi olduğunu ve hukuka aykırı olduğunu vurgulayan Aktar, “Mahkemenizin tutukluk gerekçesi gösterecek hiçbir tarafı yoktur. Bu andan itibaren müvekkilimin tutuklu halinin devamına ilişkin verilecek her türlü karar, çok açık bir şekilde hukuk ihlalidir” diyerek, tahliye talebinde bulundu.

    “MÜVEKKİLİMİN KOBANE OLAYLARIYLA NE İLGİSİ VAR?”

    Avukat Mesut Beştaş ise Ankara’da açılan Kobanê olaylarına ilişkin açılan davada Kışanak’ın da olduğunu hatırlatarak, “Müvekkilimin, Kobanê olaylarına kadar bildiğim kadarıyla HDP üyeliği yok. Bu dosya ile bazı odakların müvekkilimin azami tutukluluk süresini aşabileceği korkusundan kaynaklı tahliye olabileceğinden açıldı. Müvekkilimin Kobanê olayları ile nasıl bir bağlantısı var, onu da anlamış değiliz” dedi.

    “SUÇLAMA YAPILMASI AYIPTIR”

    Avukat Cihan Aydın da mevcut dava ile birleşen Sarmaşık Derneği dosyasına dikkati çekerek, derneğin kuruluşuna kent valiliği, DBB, Baronun yanı sıra birçok sivil toplum örgütü temsilcilerinin katıldığını hatırlattı. Diğer kurumlar gibi baro olarak da bu derneğe destek sunduklarını ifade eden Aydın, “Ben de para verdim, buradan da kendimi ihbar etmiş olayım” diye konuştu. Derneğin 2006’da kurulduğunu ve 2015’te çıkarılan Kanun Hükmünde Kararname ile kapatıldığını anımsatan Aydın, belirlenen yıllar içerisinde faaliyetlerini sürdüren derneğin hem Dernekler Masası’ndan hem de İçişleri Bakanlığı’nca denetlendiğini kaydederek, “Ne idüğü belirsiz KHK ile kapatılan derneğe destekte bulunan ve özellikle seçilen bazı kişilere suçlama konusu yapılması, en hafif şekilde ayıptır. Sarmaşık meselesi trajikomik bir meseledir” diye belirtti.

    Davanın son derece tartışmalı olduğunu ifade eden Aydın, davanın kurgular üzerinde kurulduğunu söyledi. AİHM’in HDP’nin önceki Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş ve iş insanı Osman Kavala hakkında yaptığı tespitleri anımsatan Aydın, yapılan tespitlerin de müvekkili için de geçerliği olduğunu dile getirdi. Müvekkilinin tutukluluk durumunun keyfiyete dönüştüğünü kaydeden Aydın, “Bu süre zarfında da müvekkilimin mağduriyeti artmış durumda. Bu duruma son vermek sizin görevinizdir” diye konuştu.

    MAHKEME DBB’DEN TİS’İ İSTEDİ

    Mahkeme heyeti, Sarmaşık Derneği’ne bağış yapılmasını öngören Toplu İş Sözleşmesi’nin bir örneğinin DBB’den istemek için müzekkere yazılmasına, dosyanın Ankara 22. Ağır Ceza Mahkemesi’ndeki dosya ile birleştirilmesi ilgili mahkemeye yazı yazılmasına, sanıkların tutukluluk halinin devamına karar vererek, duruşmayı 21 Mayıs’a erteledi.

    DAVA İSTİNAFTAN DÖNDÜ

    DBP eski Eş Genel Başkanı Sebahat Tuncel’e “örgüt üyesi olmak” ve “örgüt propagandası yapmak” iddiasıyla 15 yıl, DBB eski Eşbaşkanı Gültan Kışanak’a ise 14 yıl 3 ay hapis cezası verildi.

    Tuncel ve Kışanak’ın avukatları, mahkemenin verdiği kararı İstinaf Mahkemesi’ne taşıdı. Yerel mahkemenin verdiği hükmün, Antep Bölge Adliye Mahkemesi 18’inci Dairesi tarafından bozulmasının ardından dava yeniden Malatya 5. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülmeye başlandı.

    (Mezopotamya Ajansı)

  • Tuncel: Alevi bir Kürt kadını olduğum için karşınızda yargılanıyorum

    Tuncel: Alevi bir Kürt kadını olduğum için karşınızda yargılanıyorum

    Eski Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi Eşbaşkanı Gültan Kışanak ile DBP Eş Genel Başkanı Sebahat Tuncel’in devam eden duruşmasında ilk olarak konuşan Tuncel, “Alevi bir Kürt kadını olduğum için karşınızdayım. Kürt ve kadın kimliğim olduğu için, Alevi kimliğimi inancımı rahatça yaşayayım diye, Kürt halkı ayakta kalsın dediğim için buradayım, yargılanıyorum” dedi.
    Gaziantep Bölge Adliye Mahkemesi 18’inci Ceza Dairesi’nin, Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi eski Eşbaşkanı Gültan Kışanak ile Demokratik Bölgeler Partisi (DBP) Eş Genel Başkanı Sebahat Tuncel’e verilen hapis cezasını bozmasının ardından, yargılandıkları davanın ilk duruşması Malatya 5’inci Ağır Ceza Mahkemesi’nde başladı.
    Duruşmaya Sebahat Tuncel ve Gültan Kışanak’ın yakınları, Halkların Demokratik Partisi (HDP) milletvekilleri, Tevgera Jinên Azad (TJA), HDP’li Belediye Eşbaşkanları, DBP Eş Genel Başkanı Mehmet Arslan, DBP Eş Genel Başkan Yardımcısı Halide Türkoğlu, çok sayıda kadın kurumu, HDP Malatya ve Diyarbakır il ve ilçe eşbaşkanları katıldı.
    POLİSLER İZLEYİCİLERİ SALONA ALMADI
    Kimlik tespiti ile başlanan duruşmaya Sebahat Tuncel ve Gültan Kışanak, avukatları ile birlikte Ses ve Görüntü Bilişim Sistemi (SEGBİS) ile katıldı. “Salon doldu” diyen polislere mahkeme başkanı üç defa izleyicileri almasını söylemesine rağmen polisler izleyicileri salona almadı. Ardından başlayan duruşmada ilk olarak Gültan Kışanak söz aldı. Kışanak, “Ben daha önceki duruşmada savunmamı yaptım. Sebahat Tuncel hiç savunma yapmadığından öncelikle onun savunma yapmasını istiyorum” dedi. Mahkeme heyeti Kışanak’ın talebini kabul ederek, Sebahat Tuncel’e söz hakkını verdi.
    “ADİL BİR SONUÇ ÇIKAMAYACAĞINI BİLİYORUZ”
    Tuncel savunmasına başlamadan önce herkesi selamladı. Ardından savunmasına başlayan Tuncel başlıklar halinde savunmasını yaptı. Tuncel‘in savunmasındaki ana başlıklar şu şekilde:
    “Geçen duruşmada ifade veremedim ve kendimi savunamadan ceza verildi. PKK Lideri Abdullah Öcalan üzerindeki tecridi protesto etmek amacıyla DTK Eşbaşkanımız ve Hakkari Milletvekilimiz süresiz dönüşümsüz açlık grevine başladı. Ben ve Selma Irmak’ta bu greve destek verdik. Kritik bir aşamadaydık doktor raporu olmasına rağmen savunmam beklenmeden ceza verildi. Evet, Sayın Öcalan ile bir görüşme yapıldı ama tecrit tamamen kalkmadı. Fakat bizim açımızdan önemli bir aşamaydı. Sekiz arkadaşımız şahadete ulaştı, buradan ailelerine başsağlığı dileklerinde bulunuyorum. Ne yazık ki AKP iktidarı bu süreci değerlendiremedi. Şu an Rojava’da bir işgale başlamış. HDP’li vekilleri, eşbaşkanları tutukluyor. AKP ve MHP Kürt sorunlarında geleneksel baskıcı yöntemleri kullanıyor. 2015’ten bu yana yasa ve anayasal hakları askıya almış. OHAL rejimi ile karşı karşıyayız. Amaç sindirmek ve hapsetmektir. Bu yüzden mahkemeden de adil bir sonuç çıkamayacağını biliyoruz. Bunu diğer arkadaşlarımızın davasında da gördük.
    “SORUYORUM YARGI BAĞIMSIZ MIDIR?”
    Yargı bağımsızlığından bahsediyor fakat kalkıp ‘onları bırakamayız’ diyor. Yargı kurumunun bağımsızlığı var. Fakat yargı siyasi iktidara göre karar vermek zorunda kalıyor. Yaptığım siyasetten dolayı yargılanıyorum. Gültan Büyükşehir Belediyesi eşbaşkanı ama yaptığı hizmetlerden dolayı yargılanıyor. Eşbaşkanlar, vekiller tutuklandı yetmedi yine kayyım atanıp eşbaşkanları gözaltına aldılar. Şu an dört eşbaşkanımız gözaltında tutuluyor. Şimdi soruyorum bu ortamda yargı bağımsız mıdır?
    “ALEVİ VE KÜRT KADINI OLDUĞUM İÇİN BURADAYIM”
    Yaptığım tüm konuşmalardan birer sayfa iddianame hazırlanıp suç şeklinde önüme koydular. Siyasi iktidar eliyle Kürt siyasetçilerin siyaset yapmasına izin verilmiyor. Alevi bir Kürt kadını olduğum için karşınızdayım. Kürt ve kadın kimliğim olduğu için, Alevi kimliğimi inancımı rahatça yaşayayım diye, Kürt halkı ayakta kalsın dediğim için buradayım yargılanıyorum. Hiçbir mahkeme bunları savunuyorum diye beni yargılayamaz. 12 Eylül faşist anayasa değişsin diyorum ve bunun için mücadele veriyorum. Dört duvar arasında olabiliriz ama mücadelemize devam edeceğiz. Bu bizim yaşama biçimimiz. AKP’nin politikalarını eleştirdiğimiz için buradayız.”
    “KADINLAR ÖLMESİN DEDİĞİM İÇİN BURADAYIM”‘
    Mahkeme heyetinin Tuncel’e iddianamede yer alan Demokratik Özgür Kadın Hareketi’ni (DÖKH) ve çalışmalarını sorması üzerine Tuncel konuşmasını şu şekilde sürdürdü:
    “DÖKH illegalize ediliyor. Bir platformdur. Yıllarca bu ülkede kadına dair yüzlerce işler, çalışmalar yapıldı. İddianamede ona ilişkin hiç bir şey yok sadece PKK ve KCK yapılanması tarihi anlatılmış. Türkler Kürtlere karşı özel bir hukuk geliştirdi. Hapishaneler birer toplama kampı gibidir. Irkçılık almış başını gidiyor. Adapazarı’nda bir genç Kürtçe konuştuğu için linç edilerek katledildi. Bunu konuşan herkes terörist oldu oluyor. Kadın savunmama gelirsek; kadınlar 100’lerce yıl haklarını elde etmek için mücadele etti ve hakkı olanı aldı. Zamanında Kadınlar hakkını istiyor diye cadı olarak adlandırıp yaktılar. Çünkü cadılar toplumun bilim insanlarıydı. Şimdi de kadınlar, çocuklar istismara, tecavüze maruz kalarak katlediliyor. Uyuşturucu kullanan gençlerimizin sayısı arttı bu da AKP’nin izlediği politikalardan dolayıdır. Ama buna ilişkin bir önlem yok iktidar sadece ahkam kesiyor. Eşbaşkanlık sistemimiz yargılanıyor. Ben bir siyasi partinin eşbaşkanıyım. Kadınlar ölmesin dediğim için buradayım. Kadınlar eşit olsun diyorum. Her gün kadınlar katlediliyor ve Türkiye güvenli değil. DÖKH bunları savundu kapatıldı hemen ardından KJA açıldı. Kadınların orda toplanıp örgütlendiği söyleniyor ve suç olarak sayılıyor. Biz yargılanıyoruz diye Kürt kadın mücadelesinden asla vazgeçmeyeceğiz.”
    “BİZİ KİMLİĞİMİZDEN ARINDIRIP BİAT ETTİREMEZLER”
    Mahkeme heyetinin Demokratik Toplum Kongresi’ne (DTK) ilişkin sorusuna Tuncel, “DTK herkesin dosyasında bulunuyor. Ben bir dönem dış koordinasyonunda görevliydim. DTK’yi anlatan kitapçıklar bastık ve 550 tanesini meclise gönderdim. Sadece MHP’li bir vekil kabul etmedi onun dışındaki vekiller, başbakan, cumhurbaşkanı kabul etti. DTK, bir sorunu demokratik yollarla çözmeye çalışan bir platformdur. Bunun tüm dosyalarda yer alması Türkiye’ye zarar veren bir durumdur. Tüm Kürt siyasetçilerin metinlerine bakın hepsi barıştan ibarettir. Savaşın son bulmasına ilişkindir. Sayın Öcalan çağrı yaptı bir haftada sorunu çözebileceğini söyledi ama devlet adım atmadı. Şimdi soruyorum Kürtler mi istemiyor sorunun çözülmesini yoksa devlet mi? DTK’de barış için çözüm arıyor, mücadele veriyor. Hakeza DBP’de aynı şekilde. Bizi kimliğimizden arındırıp kendilerine biat ettiremezler. Şu an baktığımızda Pakistan hariç bütün dünya Türkiye’nin Kürtlerle savaştığını söylüyor. Eğer öyle değilse bunu kabul etmiyorsa savaşmasın çözüm bulsun. George Orwell ‘1980’ adlı kitabında sarayda biri oturmuş her yeri izliyor şu an olduğu gibi belki mahkemeyi de izliyordur bilmiyoruz” diyerek cevap verdi.
    Birleşen dosyalarına ilişkin sonraki celsede savunma yapacağını söyleyen Sebahat, birebir mahkemeye katılma talebinde bulunarak savunmasını sonlandırdı.
    Tuncel’in ardından mahkeme heyeti 1 saatlik ara verdi. Mahkeme aranın ardından Kışanak’ın savunması ile devam edecek.
    Kaynak (Jinnews)
  • Gezi davasına yarın devam edilecek

    Gezi davasına yarın devam edilecek

    Gezi Parkı davasında yargılanan Hakan Altınay, “Altında benim imzam olan hiçbir hibe kararı Gezi ile ilgili değildir” dedi. Altınay’ın savunmasının ardından duruşmaya yarın devam edilecek.

    Gezi Parkı olaylarına ilişkin aralarında iş insanı Osman Kavala’nın da bulunduğu 2’si tutuklu 6’sı firari, 16 kişinin yargılandığı davanın duruşmasına İstanbul 30’uncu Ağır Ceza Mahkemesi tarafından Silivri Cezaevi Kampüsü’ndeki duruşma salonunda görülmeye devam ediliyor.

    Sinemacı ve gazeteci Çiğdem Mater’in ardından Anadolu Kültür A.Ş. Yönetim Kurulu Üyesi Ali Hakan Altınay savunma yaptı. Altınay, iddianamede kendine yöneltilen tüm suçlamaları reddettiğini kaydetti. Altınay, Türkiye’de vakıf kurmanın ve vakıfta çalışmanın suç olmadığını, vakıfların yurt dışından hibe almasının da yasak olmadığını dile getirdi. Altınay, Açık Toplum Vakfı’nın yasal olduğunu da vurgulayarak, “Altında benim imzam olan hiçbir hibe kararı Gezi ile ilgili değildir. İddianamede anılan hibenin ne olduğunu öğrenmek istiyorum” ifadelerini kullandı.

    “KENDİ İRADEMLE REDDETTİM”

    Altınay, “Birçok kişinin almak için çok uğraştığı Green Kartı’nı kendi iradesiyle reddeden biri olarak bu suçlamaları reddediyorum. Darbe yapmak gibi hevesim ya da niyetim hiç olmadı. Niyetim olmadığını nasıl kanıtlarım diye düşündüm. Yaptıklarımı anlatarak gösterebileceğimi düşünüyorum. Türkiye’de kaliteli eğitim oluşturulsun diye çalışıyorum, Bağımsız Türkiye Komisyonu’nun kuruluşunda yer aldım. Fransız CB Sarkozy ‘TR Avrupalı değildir’ dediğinde, Avrupalı saygın insanları organize edip büyük bir gazetede buna cevap vermesini sağladım” dedi.

    Altınay’ın savunmasının ardından duruşmaya yarın devam edilecek.

    Kaynak: MA

  • AİHM vekilliği düşürülen HDP’liler için Türkiye’den savunma istedi

    AİHM vekilliği düşürülen HDP’liler için Türkiye’den savunma istedi

    AİHM, Anayasa’da yapılan geçici değişiklikle milletvekillikleri düşürülen HDP’li 4 eski milletvekili için Türkiye’den savunma istedi.

    Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), Anayasa’nın milletvekili dokunulmazlığını düzenleyen 83’üncü maddesinde yapılan geçici değişiklikle milletvekillikleri düşürülen HDP’li eski milletvekilleri Selma Irmak, Ahmet Yıldırım, Osman Baydemir ve yaşamını yitiren İbrahim Ayhan konusunda Türkiye’den savunma istedi.

    AKP-MHP’nin tam, CHP’nin kısmi desteğiyle 20 Mayıs 2016’da Anayasa’da yapılan değişiklik sonrası 29 AKP, 10 MHP, 55 CHP, 53 HDP ile bir bağımsız milletvekilinin dokunulmazlığı kaldırılmıştı.

    Dokunulmazlığı kaldırılan 148 isim arasından sadece HDP milletvekillerinin vekillikleri düşürüldü. HDP’nin önceki eş genel başkanları Selahattin Demirtaş ve Figen Yüksekdağ’ın da aralarında olduğu 9 milletvekili tutuklandı, 11 HDP’li vekilin ise milletvekilliği “meclise devamsızlık” ve “kesinleşmiş hapis cezası” nedeniyle düşürüldü.

    4 VEKİL İÇİN SAVUNMA TALEBİ

    Milletvekilliği düşürülen Besime Konca, Ferhat Encü, Faysal Sarıyıldız, Osman Baydemir, Figen Yüksekdağ, Ahmet Yıldırım, Nursel Aydoğan, Tuğba Hezer, Leyla Zana, Selma Irmak ve dokunulmazlığı kaldırıldıktan sonra gittiği yurtdışında yaşamını yitiren İbrahim Ayhan, “seçme seçilme haklarının ihlal edildiği” gerekçesiyle Türkiye’deki iç hukuk yollarını tüketmesinin ardından avukatları AİHM’e başvurmuştu.

    Diğer milletvekillerinin yargı süreci devam ederken AİHM, vekilliği düşürülen Selma Irmak, Ahmet Yıldırım, Osman Baydemir ve İbrahim Ayhan’ın vekilliğinin düşürülmesine ilişkin savunma istedi.

    Meclise devamsızlıktan dolayı milletvekillikleri düşürülen Tuğba Hezer ve Faysal Sarıyıldız’ın başvurularını daha önce reddeden AİHM, haklarında kesinleşmiş hapis cezası bulunan 4 HDP’li milletvekillinin “seçme ve seçilme haklarının ihlal” edildiği gerekçesiyle yaptığı başvuruyu ilk defa kabul ederek Türkiye’den savunma istedi.

    AİHS EK 1 NO’LU PROTOKOLÜ 3. MADDESİ İHLAL EDİLDİ Mİ?

    HDP’li milletvekillerinin avukatı olan Reyhan Yalçındağ, Osman Baydemir ve Mesut Beştaş’ın Temmuz 2018’de yaptığı başvuruyu inceleyen AİHM, Türkiye’den başvurucuların vekilliklerinin düşürülmesinden dolayı “serbest seçim hakkını” içeren Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi (AİHS) Ek 1 no’lu Protokolü 3’üncü Maddesi’nin ihlal edilip edilmediğini sorarak savunma istedi.

    Av. Reyhan Yalçındağ, Türkiye’nin vereceği savunmaya göre gerekli hukuki adımları atacaklarını söyledi.

  • Oruç tutmadığı için dersten kovulan öğrenci: Savunmam zorla yazıldı

    Oruç tutmadığı için dersten kovulan öğrenci: Savunmam zorla yazıldı

    İstanbul Eyüpsultan İMKB Lisesi’nde oruç tutmadığı için dersten kovulan E.T., “Astım hastasıyım, ilaç kullanan bir insanım. Hoca elimdeki yemeği görünce ‘Çık çabuk sınıftan, karaktersiz, nasıl bir insansın’ diyerek bağırdı ve ben de sınıftan çıktım. Savunmamda zorla pişman olduğum yazıldı” açıklamalarını yaptı.

    Astım hastası E.T. isimli öğrencinin geçen günlerde, okullarında görev yapan din dersi öğretmeni O.S. tarafından, oruç tutmadığı için sınıftan atıldığı iddia edilmişti. Olayda, öğretmenin “Oruç tutmayanlar Müslüman değildir” dediği, yaşanan skandalın gerekçesini soran öğrencilere ise “Bir kızın ancak özel durumlarda oruç tutamayacağını” söylediği kaydedilmişti.

    Yaşananların ardından Sol Haber’e konuşan E.T., olay günü yaşananları şu şekilde anlattı:

    “Ben astım hastasıyım, ilaç kullanan bir insanım. Kantinden yemek aldım. Yemeğimi daha yiyemeden zil çaldı. Sınıfa gittim, peşimden Orhan Salim isimli Eyüp Sultan Camii imamı olan ve öğretmenliğe dair hiçbir vasfı olmayan hoca sınıfa girdi. Saygıdan elimde yemekle ayağa kalktım. Elimdeki yemeği görünce ‘Çık çabuk sınıftan, karaktersiz, nasıl bir insansın’ diyerek bağırdı ve ben de sınıftan çıktım. Hocaya yaptığının yanlış olduğunu, ateist de olabileceğimi söyledim. Daha sonrasında hoca bana dilekçe yazacağını söyledi. Ben de yaptığım her şeyin arkasında olduğumu ve ailemin bu saatten sonra devreye gireceğini söyledim. Hoca da ‘Benim kimseden korkum yok’ dedi. Zil çaldı ve hoca sınıftan çıktı.”

    “SAVUNMAMDA ZORLA PİŞMAN OLDUĞUM YAZILDI”

    Yaşanan skandalın ardından öğretmenlerin yanında durmadığını söyleyen E.T., “İlk benim özür dilemem istendi. Savunmamda zorla pişman olduğum yazıldı. Bazı hocalar yanlış yaptığımı, haksız olduğumu düşünüyorlar. Bazı hocalarsa yanımda oluyorlar” dedi. İki yıl önce aynı öğretmenin, kız öğrencilere zorla başlarını kapattırmaya çalıştığını söyleyen E.T., “Türban takmadıkları zaman düşük not vereceğini söylüyordu. Sınavlarda abdesthaneyi sordu. Okul korosunda ilahi söyletiyordu ve öğrencileri zorluyordu. Teneffüs zilini Plevne Marşı ile değiştirdiler. Oturup kalkmamıza kızıyordu, yakın bir arkadaşım bacak bacak üstüne atıp oturuyor diye bayağı lafını etmişti. Yani kısacası dinsel baskıyı senelerdir yapıyor. Benim bu olayım ilk değil” dedi.

    “SONUÇTA ALEVİLİĞİNE LAF ETMEDİ”

    E.T., “Okul müdürü basına çıktığını görünce babama “Gidin kendiniz halledin, elinizden geleni yapın” dedi. Ailem ilk gittiği gün “Aramızda halledelim, duyulmasın” demişlerdi hatta müdür yardımcısı, “Yok öyle bir şey olmamıştır, yanlış anlamıştır öğrenci” demişti. Okul müdürü “Sonuçta Aleviliğine laf etmedi, müslümanlığına laf etti” gibi şeyler söyledi. Hatta o sıra Alibeyköy Cemevinden gelen bir kadın buna tepki göstererek, ‘Bu hocayı okula getiren de okul müdürü zaten örtbas etmekten başka bir şey yapmıyor’ şeklinde konuştuğunu” söyledi.

    “EĞİTİM SİSTEMİ ARTIK DEĞİŞMELİ”

    Din dersi eğitiminin alınacak bir ders olmadığını ifade eden E:T, “İnsanlar aynı görüşe sahip olacak diye bir şey yok. Farklı görüşlere sahip insanların olduğu sınıflara din dersi eğitimi verilmesi çok saçma. Hele ki bu tarz eğitim almamış imamların eğitimci diye ortalıkta gezmesi ve o kadar üniversite okumuş diplomalı hocalar yerine imamların gelmesi daha da saçma. Üniversite sınavlarında matematik ve Türkçe ağırlıklı olacak diye bilgilendiren milli eğitimin din dersini ön planda tutması anlamsız. Hepimizin hedefi okumak, bir yerlere gelebilmek. Hayatımızın ilerisinde din dersi olmayacak, din hep bizim vicdanımız, inancımız, kişiden kişiye göre değişen bir kavram olarak devam edecek. Ama onun haricinde matematik çok farklı bir konumda olacak. Bu eğitim sistemi artık değişmeli diye düşünüyorum” dedi.

    (HABER MERKEZİ)

     

  • Demirtaş: O günlerde Erdoğan’ın elinde Öcalan’ın iki mektubu vardı

    Demirtaş: O günlerde Erdoğan’ın elinde Öcalan’ın iki mektubu vardı

    PİRHA- Selahattin Demirtaş’ın yargılandığı davanın duruşması Ankara’da devam ediyor. Savunmasında seçim sonuçlarına gönderme yapan Demirtaş, “Bize yapılan bütün komplolara rağmen milyonlarca insan arkamızda durdu ve iktidara kaybettirdi. Meydanlarda ‘Öcalan’ın heykelini dikeceğiz’ sözlerimi hatırlattı. Ben ‘Öcalan’ın heykelini dikeceğiz’ dediğim günde Erdoğan’ın elinde İmralı’dan gelen Öcalan’ın iki mektubu vardı” dedi.

    HDP önceki dönem Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş’ın yargılandığı davanın duruşması Ankara Sincan Cezaevi Kampüsü’nde görülüyor. 4 Kasım 2016’dan beri Edirne Yüksek Güvenlikli Cezaevi’nde bulunan eski Demirtaş, duruşmaya Edirne Cezaevi’nden SEGBİS yoluyla bağlandı.

    İfadesine açlık grevinde olanları selamlayarak başlayan Demirtaş, Gebze Cezaevi önünde yakınları için nöbet tutmak isteyen kadınlara dönük polis şiddeti için, “Annelerin gözyaşlarının rengi olmayacağını hatırlatarak kınıyorum” dedi.

    Demirtaş’ın ifadesinden satır başları şöyle:

    “Barış ve demokrasinin güçlenmesi için; sağduyunun, diyaloğun hakim olabilmesi için yapılan açlık grevleri devam ediyor. Hem arkadaşlarıma selamlarımı gönderiyorum hem de kamuoyunu duyarlı olmaya çağırıyorum.

    Aralarında dosyamı takip eden avukatların da olduğu bir grup avukat arkadaşıma Kızılay Meydanı’nda sert bir müdahalede bulunulmuş, işkenceye varan uygulamalar yapılmıştır. Avukat arkadaşlarımı selamlıyor, kendilerine reva görülen bu muameleyi kınıyorum.

    Savcı 15 no’lu fezlekede, 8 Nisan 2011’de suç işlediğimi iddia ediyor. Bir yürüyüş. Peki bu fezleke yürüyüşten hemen sonra mı hazırlanmış? Hayır. 7 Haziran 2015 seçimlerinden sonra, 6 Ekim 2015’te hazırlanmış. Bu fezleke, 7 Haziran ile doğrudan bağlantılıdır.

    Ne hikmetse bu savcı tam 4 buçuk yıl beklemiş, 7 Haziran seçimlerinden sonra da fezleke düzenleyip Meclise göndermiş. Bu fezleke Mecliste tartışılmadan, Anayasaya aykırı bir şekilde dokunulmazlıklarımız kaldırıldı. Fezleke de, aradan geçen 4 buçuk yıla rağmen kelimesi kelimesine iddianameye dönüştürüldü.

    Ben ve milletvekili arkadaşlarımın, evlerimiz basılarak kaçırılırcasına alınmamızın, birçok fezleke ve iddianamenin tamamında olduğu gibi, hukuk ve yargı alet edilerek yapılan ahlaksızca bir komplodan başka bir şey olmadığı, bu fezlekeyle de anlaşılmaktadır.

    Erdoğan ve Davutoğlu tarafından, bugün olduğu gibi, kamuoyuna açık bir şekilde yargının baskı altına alınması ve Hükümete yakın medya tarafından 24 saat bunun propagandasının yapılması sonucu savcılar harekete geçmiştir.

    Savcı ‘8 Nisan 2011’de KCK bir çağrı yapmış, BDP de bu çağrının yayınlandığı gün 2 bin 600 kişiyi toplamış, sivil Cuma namazı kılmışlar’ diyor. Keşke partim Erdoğan’dan bu kadar hızlı organize olabilse. Ama o kadar zorlama ki. O kadar uyduruk ki.

    Haftalar öncesinden -medyaya da yansıyacak şekilde- partimin Diyarbakır il teşkilatı çalışma yapıyor, hazırlık yapıyor. Emniyet ile valilik ile görüşmeler yapıyor.

    Alana malzemeler, günler öncesinden getirilmiş. Fakat savcı, şansını denemek için bir haber sitesinde çıkan haber üzerine ‘BDP aynı gün bu etkinliği planladı’ diyerek aleni bir komplo kurmaya çalışıyor.

    [15 no’lu] Fezleke bir ciddiyetsizlik, bunu iddianameye dönüştürmek başlı başına suç. Zaten bu iddianameyi düzenleyen savcı hakkında HSK’ye yaptığımız suç duyuruları var. Cemaat ile ne kadar ilişkili olduğuna dair AKP’lilerin açıklaması var.

    O gün benim grup başkanvekilim Bengi Yıldız dövüldü. Diyeceksiniz ki, ‘Ne var canım, ana muhalefet partisinin genel başkanı da dövülüyor, bu gayet hoş karşılanıyor.’ Doğru. Kendi hukuk ve ahlak anlayışlarıdır.”

    “DELİL KARARTMA VAR”

    “CD çözümü yapan bilirkişi raporunda eksiklikler var. Bu haliyle de suç oluşturan bir şey yok da, CD çözümlerine göre sanki orada ben tek başıma konuşmuşum. Herkes susmuş, ben konuşmuşum. Herkes susmuş da sanki ben tek konuşmuşum. Polis müdürleri ne demiş, en küçük bir bilgi göremiyorsunuz.

    Emniyet Müdür Yardımcısıyla konuşuyorum ama bilirkişiye göre ben tek başıma konuşmuşum, kendi kendime konuşmuşum. Ya da CD’de ses kaydı ayıklanmış, sadece benim sesim bırakılmışsa delil karartma var demektir, CD’yi görmedim ben.”

    “HİÇBİR ŞEY YOK AMA 15 SENE HAPİS CEZASI İSTENİYOR”

    “Emniyet Müdür Yardımcısı ‘Biz burayı ablukaya aldık çünkü polislerimizden biri telsizini düşürdü. Telsizi bulana kadar bırakmayacağız buradakileri.’ Aynen bunu söyledi. Milletvekillerine Dağkapı Meydanı’nda fiili gözaltı yapmış. ‘Olur mu öyle şey’ dedim. Yani arkadaşlarımı hırsızlıkla suçluyor. Polis memuru da Allah bilir, telsizini nerede düşürmüş.

    Ben de kendisine bu hukuksuzluğu anlatmaya çalışıyorum. Bakın bunlar raporda yok. Biz tartışırken haber geliyor, telsizi kaç yüz metre ileride bulduk diye. Ablukayı kaldırıyorlar, bu defa çadır tartışması başlıyor. Ben de diyorum ki, meydanın kenarında bir park var, ne trafiği etkiliyor ne bir şeyi. Bu kez de diyorlar ‘toplayın çadır malzemelerini.’ Polis yasa dışı bir şekilde çadır malzemelerini götürdü. Biz de alandan ayrıldık. Ne yürüyüş var ne slogan var. Hiçbir şey yok ama 15 sene hapis cezası isteniyor.

    Havuz medyasının bir gazetecisi TV’de ‘Demirtaş, örgütün kongresinin 21 No’lu elemanı’ diyor. Avukatım programın yapımcısına ulaşmak istiyor ama bağlamıyorlar. Gece gündüz algı oluşturmaya çalışıyorlar.”

    YALAN, İFTİRA, KOMPLO”

    Ben hiç tahliye talep etmedim, etmeyeceğim de. Ama mahkeme heyeti olarak tutukluluğuma devam kararı verirken işte bu fezlekelere, bu CD çözümlerine atıf yaptınız. Yalan, iftira, komplo. Başka bir şey yok. İnsanın içi acıyor, yargı nasıl bu hale gelebilir diye.

    Bugüne kadar hiçbir mercii hakikatin peşinde olmadı. Ne emniyet, ne savcı, ne bizi 1,5 yıldır yargılayan hakimler, ne itirazlarımızı yaptığımız AYM hakikatin ve adaletin peşinde olmadı. Kimse hakikatin, adaletin peşinde koşmadı.

    Bir Tweet attı diye hukuk profesörünü dahi evinden alıp tutuklayan yargı, Ana muhalefet liderine yönelik linç girişiminde bulunan darp eden kişiyi, cezaevi yüzü görmesin diye adli kontrole serbest bırakılıyor.

    Benim bu yargılamalarda ki savunmalarım; bir adalet ve umut beklentisi değildir, Bir adalet mücadelesidir. Tarihsel sorumluluğum gereğidir.

    Bize yapılan bütün komplolara rağmen milyonlarca insan bizim arkamızda durdu, ‘size inanmıyoruz’ dedi ve iktidara kaybettirdi. Seçim sürecinde meydanlardakini çokça ‘Öcalan’ın heykelini dikeceğiz’ sözlerimin olduğunu gösterdi. Hatta 24 saat yayınladılar. Ben ‘Öcalan’ın heykelini dikeceğiz’ dediğim günde Erdoğan’ın elinde İmralı’dan gelen Öcalan’ın iki mektubu vardı.

    Bu mektuplar çözüm sürecini başlatacak olan mektuplardı ve bu mektuplar üzerine çözüm süreci başladı. O dönemde AKP cenahında ‘bu sefer kesinlikle barış olacak ve barışı yapanların heykeli dikilecek’ şeklinde bize güvence veriyorlardı. Ben de buna atıf yaparak yapmış olduğum bir sözdür. O fezlekenin sırası geldiğinde söyleyeceklerime siz de şaşıracaksınız. Üstelik bu hususu Öcalan’ın mektuplarını elinde bulunduran Erdoğan da biliyordu.”

    PİRHA / ANKARA

     

  • Demirtaş: Şu anda 3 AKP’li bir HDP’liyi yargılıyor, savunma isteğim yok

    Demirtaş: Şu anda 3 AKP’li bir HDP’liyi yargılıyor, savunma isteğim yok

    HDP’nin önceki dönem eş genel başkanı olan ve 142 yıl hapsi istenen Selahattin Demirtaş mahkemede konuştu. Demirtaş, “Şu anda üç AKP’li, bir HDP’liyi yargılıyor. Hissiyatım budur. Samimiyetle söylüyorum. Bu da ağrıma gidiyor. Savunma yapma isteğim yok. Delillerim var, sunma isteğim yok” dedi.

    HDP’nin önceki dönem eş genel başkanı olan Selahattin Demirtaş’ın tutuklu yargılandığı davadaki duruşması ikinci gününde devam ediyor. Sincan Cezaevi Yerleşkesi’nde bulunan Ankara 19’uncu Ağır Ceza Mahkemesi’nde devam eden davanın bu sabahki bölümü Demirtaş’ın reddi hakim talebinin geri çevrilmesine ilişkin beyanıyla başladı. Demirtaş mahkeme heyetine, “Bir mahkeme bu şekilde davranamaz bize. AİHM kararını tanımıyorsanız bunu açıkça yazın; ‘AİHM kararı bizi bağlamaz’ deyin” dedi.

    Demirtaş’ın mahkeme beyanından başlıklar şöyle:

    “AKLIMIZLA ALAY EDEMEZSİNİZ” 

    Hiç değilse siz taraf mısınız değil misiniz, buna siz karar vermeseydiniz, 20. Ağır Ceza Mahkemesi’ne gönderseydiniz. ‘Biz taraflı değiliz’ kararını bile siz verdiniz, bir üst mahkemeye göndermediniz. Aleni bir şekilde suç işliyorsunuz. Size verilmiş yargıçlık görevini beni, seçmenlerimi ve siyasi kimliğimi tasfiye etmek ve iktidar lehine güç oluşturmak için kullanıyorsunuz. İtirazlarımızı yok sayıyorsunuz. Görevinizi ve yetkinizi kötüye kullanıyorsunuz. Bizim aklımızla alay edemezsiniz. Ben bunu kabul etmem.

    “SES KAYDI BANA AİT DEĞİL DİYORUM KAYDI GETİRMİYORSUNUZ”

    İlk duruşmadan beri ses kaydını istiyoruz, ara karar veriyorsunuz, ‘ses kaydının çözümü dosyada olduğundan talebin reddine…’ Ses benim değil diyorum, ses. Sese itirazım var diyorum, getirmiyorsunuz. Aklımızla alay ediyorsunuz. AİHM kararını yok sayacaksanız şimdi bir ara karar ihdas edin, ‘AİHM kararı bizi bağlamaz’ deyin, bu mahkemede bir daha ne AİHM’den AİHS’den söz edeceğiz. Böyle, yokmuş gibi davranarak olmaz. Benden daha siyasetçi olduğunuz bu kararla ortaya çıktı. Bu duruşma salonunda siyaset yapanın siz olduğu, reddi hakim talebini reddetmenizle ortaya çıktı. En hukukçu da bizmişiz.

    “BURADA ONURUMU EZDİRMEM SİZE”

    AİHM kararı bağlamayacak idiyse Adalet Bakanlığı neden iki senedir orada savunma yapıyordu? AİHM kararı buz gibi sizi bağlar. Bu karar için hukuk mücadelesi yürüttük, yok sayılmasını kabul etmiyoruz. Ben, temsil ettiğim iradenin onurunu korumakla yükümlüyüm. Erdoğan’a boyun eğseydim hapiste değil Saray’da olurdum. Erdoğan’a boyun eğmediğim için buradayım, bu hukuksuzluğa asla boyun eğmem. Siz de bana boyun eğdiremezsiniz. Verdiğiniz kanun dışı ara kararlarla, bu yargılamayı Erdoğan’ın arzu ettiği şekilde sürdüremezsiniz. Yargılamayı bitirin, bitirmeyin demiyorum bakın. 142 yıl mı isteniyor? 141 yıl verseniz hatırım kalır. Şakam yok, Allah’tan başka da kimseden korkum yok. Ama onurumu ezdirmem burada size.

    “BİZİ AKP Mİ YARGILIYOR, YARGIÇLAR MI?”

    Bize saygınlıkla yaklaşılacaksa mahkemeyi el üstünde tutarız. Ama saygısızlığı kabul etmeyiz. AKP mi yargılıyor bizi, yargıçlar mı? AİHM kararını yok saymak, AKP yaklaşımıdır. Size fısıldanan neyse, buna göre davranamazsınız. Nasıl olur da 5 saat yapılan savunmaya 1 cümleyle ret kararı verirsiniz? Gerekçesiz karar nasıl yazıyorsunuz? Gerekçeli yazmanız lazım. AİHM kararı da geçerli bir neden değilse sizi AKP teşkilatında, toplantıda mı yakalamamız lazım? Bir hakimin siyasi davrandığını başka nasıl ispat edeceğiz? Bundan daha net ispatı nereden getirelim size? Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, Anayasa Mahkemesi’nin kararını bozabiliyor, değil mi? Yani AYM’den üst bir mahkeme. Başka mahkeme yok ki. Sizin siyasetçi olduğunuza karar verdi. Siz, bu karar yokmuş gibi davranıyorsunuz. AİHM kararını ciddiye aldığınıza dair bir şeyler yazsaydınız. Çok üzücü. Ben onurum kırılmış hissediyorum. Sadece, öyle usul falan değil. Mümkünse bugün bitirip gitmek, bir daha gelmemek isterdim.

    “ŞU ANDA 3 AKP’Lİ BİR HDP’LİYİ YARGILIYOR”

    Başından beri adil yargılama koşulları yok. Bunu biliyorum da, şu anda üç AKP’li, bir HDP’liyi yargılıyor. Hissiyatım budur. Samimiyetle söylüyorum. Bu da ağrıma gidiyor. Savunma yapma isteğim yok. Delillerim var, sunma isteğim yok. Ne anlatayım size? Artık neyi ortaya koyalım ki, biz suçsuzuz diye? Rahatsız edici. Gerçekten de çok üzücü. İki yıldır yargılanıyorum, bir sürü ara karar verdiniz, dünkü ara kararınızı okudum, rahatsız oldum. Dünkü ara kararınız büyük bir hakaret. Giderim yatarım ömür boyu, ama böyle bir hakareti kabul etmem. Bunun bugün düzeltilmesi lazım. AİHM 18. madde ihlalini tanıyıp tanımadığınızı tartışmanız lazım. AİHM’e meydan okuyorsunuz. Kanunlara meydan okuyorsunuz. ‘Kanunlar bizi bağlamaz’ diyorsunuz. Aliya İzzetbegoviç, ‘Delilin olmadığı yerde ağır ceza istemenin kendisi delil haline gelir’ demişti. Demirtaş’ı bırakacak haliniz yok. Millet diyecek ‘E o zaman neden tuttunuz, neden yargıladınız?’ Bunu bilecek kadar hukukçu ve siyasetçiyim.

  • Demirtaş’tan mahkemeye: Tarafsız değilsiniz, çekilin

    Demirtaş’tan mahkemeye: Tarafsız değilsiniz, çekilin

    HDP önceki  Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş’ın tutuklu yargılandığı dava Sincan Cezaevi Kampüsü’nda görülüyor. Demirtaş, “Ben burada tutuklu değilim, bir siyasi rehineyim. Siyasi rehineler tahliye talep etmezler” dedi. Demirtaş’ın bizzat katıldığı duruşmalar 3 gün sürecek.

    Selahattin Demirtaş’ın Ankara 19’uncu Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen davası, daha önce kendisi hakkında hazırlanan ve dokunulmazlığının kaldırılması için TBMM’ye gönderilen 31 fezlekenin toplamından oluşuyor.

    Bugünkü duruşmada savunmasına Kürtçe başlayan Demirtaş, ilk olarak açlık grevindeki Leyla Güveni selamladı. Demirtaş, mahkeme heyetine seslenerek, “Yargılamayı tarafsız yürütemeyeceğiniz gerekçesiyle öncelikle heyet olarak çekilmelisiniz, aksi halde reddi hakim talebinde bulunacağız” dedi.

    Halkların Demokratik Partisi (HDP) önceki dönem Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş’ın tutuklu yargılandığı dava Sincan Cezaevi Kampusu’nde bulunan duruşma solunda başladı. Ankara 19’uncu Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen dava, hakkında hazırlanan ve dokunulmazlığının kaldırılması için TBMM’ye gönderilen 31 fezlekenin toplamından oluşuyor.

    Duruşma salonuna 45 kişi alınacağı yönünde karar üzerine, polisler duruşmaya gelen yabancı heyetler ve birçok yurttaşı engelledi. Gazetecilerin de salona girmesine engel olunurken, sarı basın kartı olmayan muhabirlerin bilgisayar kullanmasına izin verilmedi.

    Sincan Cezaevi Kampüsü’ne girişler polis tarafından yasaklandı. Polis duruşma soluna yalnızca 45 kişi alınacağını belirterek, salona giden koridoru kapattı.

    Duruşmada yurt dışından gelen heyetlerde yer alan çok sayıda kişinin duruşma salonuna girmesi de engellendi.

    DEMİRTAŞ: TARAFSIZ DEĞİLSİNİZ DAVADAN ÇEKİLİN

    Duruşma Demirtaş’ın savunmasıyla başladı. Demirtaş savunmasına mahkeme heyetine Kürtçe seslenerek başladı.

    İmralı tecritini kınayan Demirtaş, Leyla Güven’in açlık grevi eylemeni selamladı ve savunmasının girişini Kürtçe yapacağını ifade etti.

    Demirtaş, “Mahkeme heyetinden iki talebim olacak, mahkeme heyeti olarak tarafsız ve bağımsız yürütemeyeceğiniz gerekçesiyle öncelikle heyet olarak çekilmelisiniz, aksi halde reddi hakim talebinde bulunacağız” dedi.

    Demirtaş sözlerine şöyle devam etti:

    “Beni sahte bir Twitter hesabından atılan tweetlere dayanarak tutukladınız. Üstelik bu deliller bugün cemaat üyesi olmakla suçlanan kişiler tarafından hazırlandı ve siz bunlara dayanarak beni tutukladınız.”

    “HEYET OLARAK AKP’YE AÇIK DESTEK SUNDUNUZ”

    24 Haziran’da düzenlenen seçimde cumhurbaşkanı adayı olmama rağmen tahliye talebimi reddettiniz. AKP seçimi kazansın diye beni içeride tuttunuz. Bir hücrede seçim çalışması yürüttüm ve buna siz sebep oldunuz. Ben içeride olduğum için AKP seçimleri kazandı. Heyet olarak tutukluluğun devamı kararlarınızla AKP’ye açık destek sundunuz.

    Adalet Bakanlığı’na ‘Biz bu AİHM kararını ne yapalım’ diye sormuşsunuz. Adalet Bakanlığı kim? Benim AİHM’de karşı tarafım. ‘AİHM kararı ne zaman kesinleşmiş?’ Bu kadar hukuk bilginiz vardır herhalde sayın hakim.

    “VERDİĞİNİZİN KARARIN GEREKÇESİ HÜKÜMETİN RAPORUYLA AYNI”

    AİHM’in aldığı karardan sonra tahliye talep ettik, siz hükümetin tavrını görmeyi beklediniz. Tahliye talebimizi reddettiğiniz kararınızın gerekçesi AKP’nin hazırlamış olduğu AİHM kararı hakkındaki rapor ile aynı. Bari gerekçelerinizi farklı yazsaydınız, daha saygın olurdu.

    “ALENEN TARAF TUTTUNUZ”

    Mahkeme heyetine, tahliye talebimi incelerken, AİHM kararı kesinleşti mi diye Adalet Bakanlığı’ndan görüş istediniz. Adalet Bakanlığı hükümeti AİHM’nde temsil eden kurumdur, yani taraftır. Siz davamda taraf olan bir kurumdan görüş isteyerek alenen taraf tuttunuz.

    “NASIL HAKİM OLDUNUZ?”

    AİHM kararı için Adalet Bakanlığı’ndan görüş istediniz. Adalet Bakanlığı AİHM yargılamasında karşı taraftır. Siz dosyadaki tarafa ‘ne diyorsunuz uygulayalım mı bu kararı’ dediniz. AİHM kararlarının nasıl uygulanacağını bilmiyorsanız nasıl hakim oldunuz?

    “BENİ SİZ TUTUKLAMADINIZ Kİ SİZDEN TAHLİYE TALEP EDEYİM”

    Sizden hiç tahliye talep etmedim. Şimdi de etmiyorum. Burada 90 yaşıma gelsem, ağzımda diş kalmasa da yine sizden tahliye talep etmeyeceğim. Siz beni kendi iradenizle tutuklamadınız ki tahliye edebilesiniz. Ben burada tutuklu değilim, bir siyasi rehineyim. Ben bir siyasi rehineyim ve siyasi rehineler tahliye talep etmezler.

    “HAKKIMDA KARAR VEREN HAKİMLERDEN BİRİ DE AKP’Lİ ESKİ AVUKAT”

    İstanbul İstinaf Mahkemesi bütün dünyanın gözü önünde hiç utanmadan usule, yasaya, her şeye aykırı olan bu kararı onadı. Karar veren hakimlerden biri de AKP’li eski avukat. Hakim olduktan sonra jet hızıyla istinaf hakimi oldu.

    “KRALA YASLANAN DÜŞER”

    İstinaf Mahkemesi benim kararımı onadığı esnada Ankara Cumhuriyet Başsavcısı, Recep Tayyip Erdoğan’la fotoğraf veriyordu. Bunların hiçbiri tesadüf değil.

    Yine diyorum krala yaslanan düşer.” (HABER MERKEZİ)

     

  • HDP eski Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş’ın savunması

    HDP eski Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş’ın savunması

    PİRHA- HDP eski eş genel başkanı Selahattin Demirtaş, tutuklu olduğu ana davanın üçüncü duruşmasında dün hakim karşısına çıktı. Demirtaş, ‘terör örgütü kurma ve yönetme’, ‘örgüt propagandası’ ile ‘suç ve suçluyu övme’ iddialarıyla 142 yıla kadar hapis cezası istemiyle yargılanıyor.

    Bugünde devam eden duruşma, Demirtaş’ın mahkemenin ara karar vermesi talebinin değerlendirilmesi üzerine 17 Mayıs 2018 tarihine ertelendi.

    Demirtaş ilk günkü savunmasından satırbaşları şöyle:

    Ben daha önceki celselerde de belirttim; konuştuğum, yaptığım, eylediğim hiçbir şeyi inkar etmem. Fazlasını burada söyleyeceğim, eksiğini söylemeyeceğim. Öyle korkacak, çekinecek hiçbir şey yapmadım. Faaliyetlerimin tamamı konuşmalarımdan ibarettir. Ama kumpas, tuzak olanları da anlatmam gerekiyor.

    500 sayfa değil, ben beş milyon sayfa konuşma yaptım. Onların hepsini de savunacağım. Ama kumpas ve tuzakların da benim üzerime mal edilmesine asla rıza göstermeyeceğim, mahkemeniz bugün FETÖ’cüleri kumpas tuzakla yargılıyor. Şike davası, Ergenekon Davası, Balyoz Davası ve benzeri davaların tamamı sahte delil üretme diye düşürüldü. Ama aynı iktidar döneminde bir cumhuriyet savcınız sahte delili, üretilmiş delili benim dosyama koydu ve benim tutuklanma gerekçem yaptı. Halen dosyamda duruyor, tutuklanmamın gerekçesi olarak duruyor. Kararı alan hakim tutuklu FETÖ’cü, soruşturmayı yürüten savcı tutuklu. Dinlemeyi yapan polis FETÖ’cü tutuklu. Çözümü yapan tutuklu. Peki bu FETÖ’cüler herkese kumpas yaptılar da bize çok mu dürüst davrandılar? Nasıl FETÖ’nün oluşturduğu delillerle bir milletvekili tutuklanabilir. Bu kumpasa nasıl boyun eğilir. Bunu anlamakta zorlanıyorum.

    Bu şekilde algıyı oluşturmak için biz çaba sarf ederken Cemaat’in hakimi, savcısı, polisi elindeki yetkiyi kullanarak istihbarat topluyordu, Milli Güvenlik Kurulu üyelerinin önüne varıncaya dek. Çünkü MGK toplantılarında bu istihbarat raporları bütün üyelere dağıtılır. Devlet, asıl orada güvenlikle ilgili önemli kararlar alır.

    Deniyordu ki, ‘Siz çözüm süreci adı altında bir şeyler yapıyorsunuz, -2008 de dahil olmak üzere- arayışlar yapıyorsunuz, ama bunlar da alttan böyle siyasi faaliyetler yürütüyorlar. Hükümet buna göz yumuyor, hükümet bunların üstünü örtüyor.’ Hem hükümeti zor durumda bırakmak, çözüm sürecini yürütemez hale getirmek için, bizim demokratik siyaseti geliştirmemizin önüne geçtiler.

    Şimdi, bundaki amaç beni cezalandırmak değil. Asıl o dönem bu fezlekeler, daha doğrusu fezlekeye dönüşmeden önce istihbarat raporları olarak MGK üyelerinin önüne gidiyordu. Başbakanın, Cumhurbaşkanının önüne. Amaç sıkıştırmak. Ordu ile asker ile yargı ile hükümeti bir şekilde karşı karşıya getirmek, Hükümetle bizi karşı karşıya getirmek. Amaçları buydu.

    Geçen celsede DTK’yi uzun uzun anlattım. Bu celsede sadece atıf yapayım geçeyim diye uzun uzun anlatmıştım geçen celsede de. 2007’de ben milletvekili seçildikten kısa bir süre sonra DTK kuruldu. Yani ben siyasete girdiğimde DTK vardı. Partim DTK’nin kurucu üyesiydi. O dönem partim adına da eş genel başkanlar, grup başkanvekilleri, DTK’nin faaliyetlerine, çalışmalarına katılırdı. Konuşmalar yapardı. Çalıştaylar yapılırdı. Bunların hiçbiri de gizli saklı değildi. Şimdi çözüm süreci kapsamında gerek Oslo’da gerek İmralı’da PKK yönetimiyle, Öcalan’la yapılan görüşmeler kapsamında demokratik siyasete alan açılması, silahın bırakılmasını kolaylaştırır, cesaretlendirir. Halkta da fikirlerini özgürce söylediği için yargı baskısı altında kalmadığı izlenimi oluşturdukça, halkı da daha motive eder. Bütün bunlar konuşulan şeylerdi.

    “AKİL İNSANLAR ÖCALAN’IN ÖNERİSİYDİ”

    Oslo sürecinin içinde değildim, ama DTK Öcalan’ın talimatıyla kuruldu, Öcalan’ın talimatıyla bütün faaliyetleri yürüttü demek gerçekten savcılara da yakışmıyor. Şimdi devletin huzurunda yapılan görüşmeler, kayıtla yapılan görüşmelerdir; sen onları alıp çarpıtıp bunlar talimattır diye ifade ediyorsun.

    İmralı’da yapılan görüşmelerde benim katıldığım bir toplantıda akil insanlar konuşuldu. Akil insanlar grubu oluşturulmalı denildi. Bu, Öcalan’ın önerisiydi. Ne bizim ne hükümetin önerisiydi. Kim hayata geçirdi, dönemin başbakanı Recep Tayyip Erdoğan. Akil insanlar komisyonu kurdu, ilk toplantısını kendisi Dolmabahçe’de yaptı. Burada tutanakları var, okuyayım size.

    Akil insanlar Öcalan’ın önerisiydi. Suç mudur? Kötü mü yaptı? Hayır, bir çözüm sürecinde PKK’yi ikna etmenin yolu konuşulurken, makul öneri yapıldığında da buna doğrudan terör faaliyeti demek işte o çözüm sürecini bitiren kumpasın kendisiydi. Öcalan dedi mi demedi mi, o dönemde yoktum, olsaydım bilseydim burada da söylerdim. Ben İmralı sürecinin içindeydim. Hem heyet olarak Kandil’e hem İmralı’ya gidiyorduk. Bu Öcalan’ın önerisiyle kuruldu bunu bilmiyorum. Ben siyasete girdiğimden beri DTK vardı. Legal çalışmalar yürüttü. Faaliyeti açıktı.”

    “6-8 EKİM’DE YAPTIĞIM ÇAĞRI YÜZÜME OKUNSUN”

    Demirtaş duruşmanın ikinci gününde, “Şimdi ben savunmama başlamadan önce, bu 17 bin 772 sayfa ek deliller içerisinde, Selahattin Demirtaş olarak benim 6-8 Ekim’de yaptığım çağrının yüzüme okunmasını istiyorum” dedi. “Savunmama öyle başlayayım. Ben bulamadım çünkü. HDP Genel Merkezi’nin sosyal medya hesabından yaptığı çağrıdan bahsetmiyorum. Savcı, Demirtaş çağrı yaptı diye iki tane gazete kupürünü dosyaya koymuş olduğuna göre, bu konuda benim çağrımla ilgili delile ulaşmıştır mutlaka. Çağrım nerede, çağrımın yüzüme okunmasıyla savunmama başlayayım.”

    Söz konusu çağrının 6 Ekim 2014’deki HDP MYK toplantısı sonrasında HDP’nin Twitter hesabından saat 20.00-21.00 sularında yapıldığını vurgulayan Demirtaş, Kobane için dayanışma gösterilerinin çağrıdan çok önce başladığına ve çağrı sonrasındaki 24 saat boyunca da gösterilerde şiddet yaşanmadığına dikkat çekti:

    “O saatte Türkiye’de, daha doğrusu 25 gündür Türkiye’nin her yerinde devam eden protestolar vardı. Zaman zaman gerilimler oluyordu, ama hiçbir şiddet eylemi yoktu. Yakma, yıkma, öldürme, yaralama hiçbir şey yoktu.”

    6 Ekim akşam saatlerinde Adıyaman, Batman, Diyarbakır Bismil, İstanbul Avcılar, Beşiktaş, Kartal, Kocamustafapaşa, Sarıgazi, Zeytinburnu, Eskişehir ve Van’da yapılan Kobane gösterilerine ilişkin medyada çıkan haberleri paylaşan Demirtaş, bu eylemlerde bir şiddet olayı yaşanmadığının altını çizdi.

    6 Ekim akşamı ve gecesi yapılan yürüyüşlerden sonra 7 Ekim öğle saatlerinde gösterilerin azaldığını belirten Demirtaş, “Sabah öyle çok yoğun bir gösteri falan olmadı. Küçük gösteriler oldu, 7 Ekim günü” dedi.

    Demirtaş, bu seyri değiştiren iki olaydan birinin Muş Varto’da bir kişinin polisin açtığı ateşle hayatını kaybetmesi olduğunu, diğerinin ise aynı gün saat 14:00 sularında Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Antep’de yaptığı konuşma olduğunu söyledi:

    “7 Ekim günü, Muş Varto ilçesinde öğlen saatlerinde, 14:30 gibi, bir haber basına düştü; ‘Bir kişi, polisin açtığı ateş sonucunda hayatını yitirdi.’ 25 yaşında, Hakan Buksur. Kobani olaylarının ilk şiddet eylemidir. Katledildi… Biz açıklama yapmışız, aradan neredeyse bir güne yakın bir zaman geçmiş, hiçbir şiddet olayı yok. Gösteriler de durulmuş neredeyse. Fakat bakın aynı saatte, biri daha açıklama yapıyor. Ayın 7’si, yine 14 suları. Gaziantep’te, mülteci kampında konuşma yapıyor. Diyor ki ‘Kobani düştü düşecek.’ Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan.”

    “Altındaki provokasyonları anlatmak için bunları söylüyorum. Cumhurbaşkanı bunları istedi falan da demiyorum” diyen Demirtaş, “Yanlış anlaşılmasın, öyle savcının yaptığı gibi, savcı benim üstüme atsın, ben de onun üstüne atayım değil. Ama ortada bir toplumsal infial varsa onu yaratan bu açıklamadır. Bizim açıklamamız değildir” dedi.

    7 Ekim’de Muş Varto’da 25 yaşındaki genci öldüren kişinin hâlâ tespit edilemediğini belirten Demirtaş, “Hani diyorlardı ya ‘güvenlik görevlileri sivil mi öldürür?’ Öldürür, öldürmez 15 Temmuz’da gördük” dedi. “Kimdirler bunlar, gördük. Parlamentoyu bombaladılar, Kızılay’ı bombaladılar, köprüyü bombaladılar. Bu insanlar Varto’da HDP’li 25 yaşında bir genci mi öldürmeyecek?”

    6-8 Ekim olayları sırasında Van’da araçları ateşin içine iten bir polis panzerinin görüntüleri olduğunu ve bu görüntülerin mahkemede izlenmesini istediğini belirten Demirtaş, 7 Ekim öğleden sonra provokasyonların farkına vardıklarını ve İçişleri Bakanı ile koordinasyon halinde, bütün şiddet eylemlerini durduracak, provokasyonları durduracak tedbirleri almaya çalıştıklarını söyledi.

    “İçişleri Balanı Efkan Ala gelsin, şurada anlatsın. Kendisi dürüst bir insandır tanıdığım kadarıyla, herhalde hiçbirini inkâr etmez” diyen Demirtaş, Ankara milletvekili Sırı Süreyya Önder aracılığı ile görüştükleri Efkan Ala’nın, “Bizim kontrol edemediğimiz güvenlik güçleri var” dediğini belirtti.

    “11 EKİM’DE SİSTEMATİK BİR SUÇLAMA KAMPANYASI BAŞLATILDI”

    Olayların sonrasında üç gün boyunca kendilerine bir suçlama yöneltilmediğini, 11 Ekim’de ise sistematik bir suçlama kampanyasının başlatıldığını söyleyen Demirtaş, bunun 48 gün sürdüğünü belirtti:

    “Ayın 8’inde bizi suçlayan yok, çünkü gece gündüz temastayız. 9’unda bizi suçlayan yok. Bırakın suçlamayı, beraber hareket ediyoruz. İmralı’dan not getiriyoruz, birlikte okuyoruz, koordine ediyoruz, şiddeti durdurmaya çalışıyoruz, suçlayan yok. Ayın 10’u oluyor suçlayan yok. Ayın 11’inde pattadanak bir açıklama yapılıyor: ‘Demirtaş’ın açıklamasıyla sokağa dökülen halk 54 kişiyi katletti. Katil Demirtaş…’ … Tam 48 gün sürdü, 48 gün. Hepsi arşivdedir burada. 48 gün, 763 tane makale benim ismimle yazıldı, ‘Katil Demirtaş…’ Sabah, Yeni Şafak, Takvim, Akşam, bilmem ne. ‘Katil Demirtaş.’ ‘Demirtaş’ın çağrısıyla sokağa çıkanlar…’ ‘Demirtaş Yasin Börü’nün katili…’ … Hiç kimse de çıkıp ‘Ya arkadaşım Demirtaş’ın çağrısı nerede?’ demedi. ‘Demirtaş’ın yaptığı çağrıyla, Demirtaş’ın yaptığı çağrıyla…’ Bakın HDP MYK’nın tweet’iyle bile demiyorlar artık. ‘Demirtaş’ın çağrısıyla’; o yüzden size soruyorum, dosyanızda var mı Demirtaş’ın yaptığı çağrı? Sokağa çağırdı, ‘Çıkın birbirinizi asın, kesin’ dedi. Dedi ya dedi, sokağa çağırdı…”

    “BÜYÜK BİR ASPARAGAS”

    6-8 Ekim olaylarının kendi çağrısı üzerine yaşandığı iddiasının “büyük bir asparagas” olduğunu belirten Demirtaş, hayatını kaybedenlerin yüzde 90’ının HDP’li olduğuna da dikkat çekti:

    “Böyle bir şey yok. ’6-8 Ekim: HDP, Demirtaş’ büyük bir asparagastır, yalandır, illüzyondur. Ortada olan gerçek şudur; katledilmiş, vahşice ve sinsice katledilmiş 52 insanımız var, yüzlerce yaralı var, yakılmış yıkılmış işyerleri, evler var. Bunların yüzde 90’ı HDP’lidir. Yani doğrudan HDP’li kitle hedeflenmiştir. HÜDAPAR’lılar da provokasyon için vahşice katledilmiştir. Olayların en yakıcı kısmı budur. Bu gerçektir. Provokasyon olduğu gerçektir. Ama geri kalan her şey illüzyondur, sahtedir. AKP eliyle, talimatıyla medya aracılığıyla yaratılmış bir algıdan ibarettir.”