Etiket: saz

  • Doç. Dr. Ulaş Özdemir: Zakirlik Alevi hafızasını aktaran aracı bir görevi var – VİDEO

    Doç. Dr. Ulaş Özdemir: Zakirlik Alevi hafızasını aktaran aracı bir görevi var – VİDEO

    PİRHA –  Zakirliğin tarih boyunca Balkanlar’dan Orta Doğu’ya İran’a kadar uzanan Alevi topluluklarını farklı dilleri farklı melodileri birbirine bağlayan hafızayı kuşaklar arasında aktaran önemli bir aracı görevi üstlendiğini söyleyen Doç. Dr. Urum Ulaş Özdemir, “Zakirlik günümüzde giderek daha da önemli bir hale gelecek” dedi.

    Yüz yıllardır Alevi cemlerinde inançsal hafızanın aktarıcılarından biri de Zakirliktir. Alevi inanç ve kültürünün nesiller boyunca hafızada kalmasında Zakirlerin seslendirdiği deyişler önemli bir yer tutuyor. Alevi cemlerinde 12 hizmetten biri olan Zakirlik, kelime anlamıyla da Hakk’ın kelamını, sazıyla, sözüyle dile getiren insandır.

    Doç. Dr. Urum Ulaş Özdemir, geçmişte üzerinde çalıştığı Zakirlik geleneğini PİRHA’ya değerlendirdi. Ulaş Özdemir’in etnomüzikoloji çalışması “Kimlik, Ritüel, Müzik İcrası: İstanbul Cemevlerinde Zakirlik Hizmeti” adında kitabı da bulunuyor.

    “ZAKİRLİK HİZMETİ FARKLI YÖRELERDE FARKLI KİŞİLERLE YAPILIYOR”

    Cemlerde 12 hizmetliden birisinin Zakir olduğunu söyleyen Ulaş Özdemir, farklı yörelerde Zakirlik hizmetini farklı şekillerde yapan icracıların olduğunu, bunların kimi zaman cemi yürüten Pir, kimi zaman bir Aşık kimi zaman ise bağımsız birinin de olabileceğini belirtti.

    2015 yılında doktora tezinde İstanbul’daki cemevlerinde zakirlik hizmeti yürüten 20-30 yaş arası genç zakirleri incelediğini söyleyen Özdemir, bu zakirlerin 5-10 yıl arası düzenli olarak cemlerde zakirlik yaptığını ve bunu hala sürdürdüklerini söyledi.

    Özdemir, Alevi inancıyla ve geleneğiyle bağ kuran gençlerin bunu hizmet olarak yaptıklarını aynı zamanda cemevlerinden çıktıklarında da kutsal bir görev yüklediklerini belirti. Özdemir, zakirlik kimliğine kutsallık atfedildiğini ve bunu koruduklarının altını çizdi.

    “ZAKİRLİK HAFIZANIN TAŞINMASINA ÖNEMLİ BİR YERİ VAR”

    2000-2010’lu yıllarda hem gençler açısından hem de gelenek boyutuyla zakirliğin Alevi Bektaşi inanç geleneği ve müzik icrasında ön plana çıktığının altını çizen Ulaş Özdemir, bu konuda çok sayıda makalenin yazıldığını ve belgesellerin çekildiğini ifade etti.

    Özdemir, Zakirlik alanında UNESCO’nun 2003 tarihli Somut Olmayan Kültürel Mirasın Korunması Sözleşmesi kapsamında hayata geçirilen Yaşayan İnsan Hazineleri programı kapsamında Türkiye’de zakirlik ve aşıklık alanında bu unvanın Dertli Divani’ye verildiğini hatırlattı.

    Alevilikte Zakirlik hem aşıklık, ozanlık hem de icra boyutuyla ön plana çıktığını belirten Özdemir, söz ve müziğin inançsal bir hafızanın veya geleneğin kuşaklar boyu taşınmasında da önemli bir görev üstleniyor dedi.

    Özdemir, Zakirliğin tarih boyunca Balkanlar’dan Orta Doğu’ya İran’a kadar uzanan Alevi topluluklarını farklı dilleri farklı melodileri birbirine bağlayan hafızayı kuşaklar arasında aktaran önemli bir aracı görevi üstlendiğini söyledi.

    “ALEVİLİK BİLGİSİNİN SAZ VE SÖZLE TAŞINMASINA ZAKİRLİK ÖNEMLİ BİR GÖREV”

    Alevi Bektaşi inanç kültüründe Zakirliğin önemli bir görevi olduğunun altını çizen Ulaş Özdemir, şunları söyledi:

    “Bu aynı zamanda bu topluluk için bir hafızayı, beleği canlandırmak çabası. Ve gençler de bu açıdan tıpkı böyle usta dede, icracıları, aşıkları ve saz, söz ustalarının kayıtlarını eski sesleri ve tınıları ararken sadece geleneği korumak anlamında değil ama bunu tekrar yaşatırken bir şekilde kaynak alabilecekleri, feyz alabilecekleri geleneğin içinde önemli olan zakirlikte karşılarına çıkan bir değerdir.

    Zakirlik giderek daha da önemli bir hale gelecek diye düşünüyorum. Çünkü dünyanın dört bir yanında Alevi Bektaşi kurumları, cemevleri var. Alevilik bilgisinin saz ve söz ile taşınmasında zakirlik önemli bir görev olarak karşımıza çıkıyor.”

    Semra ACAR – İZMİR

  • Hüseyin Tepe: Kuzuların önünde elime aldığım süpürgeyi saz gibi çalıp, türkü söylüyordum-VİDEO

    Hüseyin Tepe: Kuzuların önünde elime aldığım süpürgeyi saz gibi çalıp, türkü söylüyordum-VİDEO

    PİRHA-Muş’un Varto ilçesinin Hemug (Küçüktepe) köyünde hayvancılık yaparak geçimini sürdürmeye çalışan Hüseyin Tepe, eskiden köyde teyplerde Aşık Mahsuni Şerif ve Ali Ekber Çiçek’i dinlediğini ve onlar gibi ozan olmak istediğini ifade etti.

    Muş’un Varto ilçesinin Hemug (Küçüktepe) köyünde hayvancılık yaparak geçimini sürdürmeye çalışan Hüseyin Tepe, küçük yaşından itibaren saz çalıyor. Eskiden köyde teyplerde Aşık Mahsuni Şerif ve Ali Ekber Çiçek’i dinleyerek saz çalmak isteğinin oluştuğunu ifade ederek saz ile tanışma hikayesini PİRHA’ya anlattı.

    “SAZI ELİME ALDIĞIM ZAMAN SANKİ DÜNYA BENİM OLUYOR”

    Ortaokula geçtikten sonra saza olan hevesinin oluştuğunu belirten Hüseyin Tepe, “Eskiden köyde teyplerde Aşık Mahsuni Şerif ve Ali Ekber Çiçek’i dinliyordum ve bende onlar gibi ozan olayım diye düş kuruyordum. Ben küçükken babam beni kuzulara gönderiyordu. Ben kuzuların önünde elime aldığım süpürgeyi saz gibi çalıyordum, türkü söylüyordum. Şimdi Almanya’da olan bir arkadaşım o zaman bana sazını vermişti öğrenmem için. Bende evde kendi kendime çalarak öğrendim. Televizyonda aşıklar, ozanlar çıkıyordu ben de onlar sazı nasıl çalıyor diye bakıyordum. Hayvancılık yaptığım için son zamanlarda saz çalamıyorum. Hayvanlara gittikten sonra eve geldiğimde 1-2 saat saz çalarak stresimi atıyorum. Sazı elime aldığım zaman sanki dünya benim oluyor, çok mutlu oluyorum” diye konuştu.

    Cihan BERK-Nuray ATMACA/MUŞ

  • Aşık Veysel’in heykeline saldırıya tepki: Bu barbar, vandal dinciliğin kudurmasıdır

    Aşık Veysel’in heykeline saldırıya tepki: Bu barbar, vandal dinciliğin kudurmasıdır

    PİRHA- İstanbul’un Avcılar ilçesinde bulunan Aşık Veysel’in heykelindeki sazı, kimliği henüz belirlenmeyen kişi veya kişiler tarafından kırıldı. Heykele yapılan saldırı büyük tepki çekti. Şair-Yazar Nihat Behram, “Alevi düşmanlığı “Aşık Veysel’in heykeline saldırı boyutuna vardıysa bu artık barbar, vandal dinciliğin kudurmasıdır. Susma, değerlerine sahip çık!” dedi. 

    Avcılar’da Erol Mumcu Kültür Sanat Parkı’nda bulunan Aşık Veysel heykeline kimliği henüz belirlenmeyen kişi ya da kişiler tarafından saldırıda bulunuldu. Aşık Veysel’i elinde sazıyla tasvir eden heykelin sazının sap kısmını kırdılar.

    Aşık Veysel’in sazının kırılmasına bir tepki de Şair-Yazar Nihat Behram’dan geldi.

    Behram, X hesabından yayınladığı mesajda, “Alevi düşmanlığı eğer insanlığa aydınlık saçan, yüreği sevgi, iyilik pınarı halk atası Aşık Veysel’in heykeline saldırı boyutuna vardıysa bu artık aydınlık olan her şeye düşman barbar, vandal dinciliğin kudurmasıdır. Susma, değerlerine sahip çık!” dedi.

    Bu arada Avcılar Belediyesi, sanatçılara ait eserlerin korunmasına yönelik çalışmalarını sürdüreceğini açıkladı.

    PİRHA/İSTANBUL

  • Zakir Süleyman Demir, Zevraki Baba’ya ait nefesin klibini çekti: Hiç Üzülme -VİDEO

    Zakir Süleyman Demir, Zevraki Baba’ya ait nefesin klibini çekti: Hiç Üzülme -VİDEO

    PİRHA – Abdal Musa Kültür ve Tanıtma Derneği Eşit Başkanı Yol Yürütücüsü, Zakir Süleyman Demir, Aşık Zevraki Baba’ya ait “Hiç Üzülme” nefesini seslendirip klibini çekti. Demir, “İnancıma bağlılığım ve saza olan aşkım hastalıkları yenmeme sebep oldu” dedi. 

    Abdal Musa Kültür ve Tanıtma Derneği Eşit Başkanı Yol Yürütücüsü Zakir Süleyman Demir, bir klip yayınladı. Demir, asıl adı Akif Timurhan olan Aşık Zevraki Baba’ya ait olan “Hiç Üzülme” nefesini seslendirerek, klibini çekti.

    Çalışmasına dair PİRHA’ya konuşan Zakir Süleyman Demir, “1992 yılında Antalya’ya geldiğimizde dernek çalışmalarımız başlamıştı. Tabii bu süreçte semah çalışmamız oldu, daha sonra zakirlik aşamasına geldik. Zakirlik aşamasında çoğu dedelerimizle, analarımızla, babalarımızla birlikte muhabbet cemleri yürüttük. Sonunda Hacı Bektaş Veli Dergahı’nda icazetli bir Babalık görevi alıp Yol yürütücüsü hem de zakir olarak bugünlere yani klip çalışmasına kadar geldik” dedi.

    “SAZA VE ALEVİ KÜLTÜRÜNE OLAN AŞKIM KANSERİ YENMEME, KALP HASTALIĞINI ATLATMAMA NEDEN OLDU”

    İlk zakirlik yaptığı dönemlerde kansere yakalandığını, pandemi (Korona) döneminde ise kalp kapakçıklarında ağır hasar oluştuğunu belirten Demir, şöyle devam etti:

    “Hem zakirlik ve Babalık görevi hem semah eğitmenliği hem de cemlerde 12 hizmet için gençlerimizi yetiştirmek, yıllarca bu yola olan aşk ve sevgi kanseri yenmeme neden oldu.  Ayrıca çocukluğumda içimde saz çalmakla birlikte aynı zamanda saz ustası olma gibi bir aşk da vardı. Bu süreç içerisinde bağlama yapmaya başladım. Bu süreçte saza ve kültürümüze olan aşkla kalp nakilinden de kurtuldum. Adeta bana bir terapi gibi geldi.”

    Demir, klipi yapmasındaki en önemli nedenin, Mehmet Turan Dededen dinlediği ve asıl adı Akif Timurhan olan Zevraki Babaya ait olan “Hiç Üzülme” nefesinin vesile olduğunu belirtti.

    Saraylıyı sarmış kibir
    Konacağı kara kabir
    Gönüllerin köşkünde bir
    Köşen var mı sen ona bak.

    Zevrak bugün etmez merak
    Yarının da sahibi Hakk
    Şimdi köşende bir ufak
    Şişen var mı sen ona bak.

    Süleyman Demir, “Zevraki Babanın bu nefesi çok anlamlıydı, çok hoştu. Onun için klipini yapayım dedim. Oğlum da sinema ve televizyon yönetmenliğini bitirmişti. Klibi oğlum çekti. Amacım bir eser bırakmaktı. Onun için bu klipi çekmek istedim ve yaptık” diye kaydetti.

    “KÖYÜMDE YAPILAN CEMLERİ VE HATAYİ’NİN ‘YERİ GÖĞÜ YARATMIŞLAR’ NEFESİNİ DE KLİP YAPACAĞIM”

    “Hiç Üzülme” klipini YouTube’da paylaştıklarını ,2 hafta içerisinde 1.700 kişinin izlediğini belirten Süleyman Demir, “Bundan sonra 2 tane klip çalışmam olacak. Kendi köyüm olan Çorum Alaca Karkın köyünün ve o yörenin hem semahını hem de cemlerde söylenen nefeslerini hem de Hatayi’nin ‘Yeri göğü yaratmışlar/Hakk müminin kalbindedir/Dört kitabı taramışlar/Hakk müminin kalbindedir’ nefesi. Hakk’ın kendisinde olduğunu söyleyen bir nefes. Her ikisinin klibini önümüzdeki zaman içerisinde çekmeyi düşünüyorum” dedi.

    Cebrail ARSLAN/ANTALYA

     

     

    KLİBİN LİNKİ

    Süleyman DEMİR HİÇ ÜZÜLME

  • Bağlama ustası baba ve oğlu: Toplum artık popüler müzikten yana, biz azınlıktayız-VİDEO

    Bağlama ustası baba ve oğlu: Toplum artık popüler müzikten yana, biz azınlıktayız-VİDEO

    PİRHA – Hıdır Özcan, küçük yaşta tanıştığı müzik sanatına şimdilerde zanaatkar olarak destek veriyor. Oğlu Doğukan ile aynı atölye içerisinde üretim yapan Özcan, 30 yılı aşkın süredir yürüttüğü müzik çalışmalarını ve günümüz müzik kültürünü değerlendirdi.  Özcan, ekonomik kriz nedeniyle bağlamaya talebin azaldığını kaydetti. 

    Malatya Hekimhan’a bağlı bir köyde 1968 yılında doğan Hıdır Özcan, ilkokul çağlarında rençberlik ve çiftçilik yaparken müziğe de ilgisinin oluştuğunu fark eder. “Aslında müzik insanla birlikte doğar, içinde yaşar” diyen Özcan, “Arguvan ağzı” tekniğinin ise bir başka tutku olduğunu belirtiyor.

    “CENAZEMİZDE, DÜĞÜNLERİMİZDE TÜRKÜLER HEP VAR OLDU”

    Halk müziği için “Olmazsa olmaz” vurgusunu yapan Hıdır Özcan, Ankara’nın Keçiören semtindeki müzik atölyesinde üretmeye devam ediyor. Özcan, “Türküler bizimle yaşar. Cenazemizde, düğünlerimizde, muhabbetlerimizde türküler hep vardır. Sazlarımız da bizim simgemizdir. Kesinlikle evlerimizde bir saz köşede asılı olacaktır” vurgusunu yaparak müzik serüveninin başlangıcını ise şu sözlerle özetledi:

    “Ortaokul çağlarında abimin amatörce yapmış olduğu bir bağlama sayesinde ilk tanışmam olmuştu. Daha sonra türkülere aşina olup piştikçe belli yerlere geldim. 22 yaşımda ise bağlama ustası hemşerim Mehmet Ali Alpay dedem ile tanıştım. El becerim çok iyiydi. Çocukken de keser ve testere kullanmayı iyi beceriyordum. Alpay dedeler bizi sevmişlerdi ve daha sonra Tuzluçayır’daki atölyede yanında işe başladım. 1993-1997 yılları arasında usta-çırak ilişkisi oluştu. Daha sonra ustamla güzel bir şekilde ayrıldık ve kendi atölyemi kurdum. O gün bugündür işimi yürütmekteyim. Çevreme müzik konusunda kültürel katkıda bulunduğuma inanıyorum.”

    “BAĞLAMAYA TALEP AZALDI”

    Hıdır Özcan, ürettiği enstrümanlara yönelik talepleri de anlattı. Ekonomik kriz nedeniyle bağlama satışlarında düşüş olduğunu ifade eden Özcan “Yaşam şartları ortada. Paranın değeri zaten kalmadı. Durumumuz içler acısı. Düşünebiliyor musunuz en büyük banknot 200 lira ile dahi bir şey yapamıyorsunuz. Tabii ki biz gönüllere hitap ettiğimiz için herkesin bütçesine, gönlüne göre yaklaşımda bulunuyoruz” dedi.

    Hıdır Özcan, 2000’li yıllarda sektörün daha güzel olduğunu belirterek sözlerine şöyle devam etti:

    “O yıllarda müziğe olan ilgiden mi diyelim ya da maddi açıdan mı bilinmez; ikisi de tabii çok önemli, o yıllar daha güzeldi. Bugünlerde siparişler azaldı. Genellikle enstrüman tamiratı yapıyoruz. Eski bağlamalarımızı tekrar hayata döndürüyoruz. Yeni nesil gençlik ise daha çok fantezi tarzı müziğe; gitar keman tarzına daha çok ilgi gösteriyor.”

    POPÜLER MÜZİK ÇAĞINDA HALK EZGİLERİNİN DEĞERİ!

    Hıdır Özcan’ın oğlu 27 yaşındaki Doğukan Özcan da da tıpkı babası gibi kendisini müziğe adamış bir genç. Özel bir kurumda müzik öğretmenliği de yapan Doğukan, kalan zamanını babasının kurduğu atölyede geçiriyor.

    Mesleğe küçük yaşta başladığını ifade eden Doğukan Özcan, “Aileden aldığımız güzel duygular sebebiyle erken çağda bu mesleğe atıldım. İlk eğitimime 9 yaşımda Gürbüz Sapmaz’dan ders almakla başladım. İyi bir seviyeye geldikten sonra da Ankara Güzel Sanatlar Lisesi’nde eğitime devam ettim. Ardından Bolu İzzet Baysal Üniversitesi’nde müzik öğretmenliği bölümünü bitirdim” diye belirtti.

    Toplumun artık daha çok popüler müzikten yana tercih kıldığını belirten Doğukan, halk müziğine olan ilgiyi de yorumladı. Doğukan, günümüzde bağlama çalıp halk ezgileri seslendirmenin vermiş olduğu hissiyatı ise şu sözlerle anlattı:

    “Kendini halka ifade etme açısından düşünürsen, kendini özel bir yere koyabilirsin, çünkü azınlıktasın. Sesini duyurman daha güç olsa da azınlık olduğun için kendini özel hissedebilirsin. Fakat popüler kültür, popüler müzik çağında olduğumuz için insanların bir şeye ısınıp soğuması daha kısa sürede oluyor. Yani hemen al, bitir ve çöpe at şeklinde oluyor. İçinde bulunduğumuz halk müziği ise bu yapıda olan bir müzik değil. Daha çok almak ve özümsemek boyutunda daha yüksek bir değere sahip. Bu sebeple günümüzdeki gençlere daha çok hitap edecek olursam, bu müziği algılaması, anlaması biraz daha güç oluyor. Yani daha yaşı büyük kitlelere söylemektense; geçmişten gelen tabii kulak dolgunlukları da var tabii onların Bu sebeple anlamaları daha kolay oluyor ama genç kesimden bahsedersek bunu algılayıp özümsemeleri biraz daha zor oluyor.

    “KENDİ KÜLTÜRÜMÜZÜ DE ÖĞRENMEMİZ GEREKİYOR”

    Bulunduğumuz ülkede yapılan emeğin karşılığının sadece benim değil çoğu alanda olmadığını düşünüyorum. Verdiğim eğitime talep olmuyor değil, oluyor ama dediğimiz gibi genelde azınlıkta kalıyor. Yani daha çok gitar keman ya da çevrede gördüğümüz kadarıyla müzik nasıl işlenip duyuluyorsa onun altyapısındaki enstrümanlara çoğunluk yöneliyor. Tabii ki her insan istediğini çalabilir. İnsanlar hangi enstrümanı kendisine yakın hissediyorsa çalabilir bunda bir problem yok ama geçmişten gelen kendi kültürümüzü de öğrenmemiz gerekiyor.”

    “ZAKİRLİK KONUSUNDA HENÜZ HAMLIK AŞAMASINDAYIM”

    Doğukan Özcan, tıpkı babası gibi aynı zamanda bağlama imalatında kendini geliştiriyor. Enstrüman yapımı alanında yavaş ilerleyebildiğini söyleyen Doğukan, zakirlik konusunda da aynı “hamlıkta” olduğunu ifade etti. “Şu an pişme aşamasındayım” diyen Doğukan Özcan “Zakirlik konusunda istek olabilir ama zakirlik dediğimiz öyle hemen ele alınabilecek bir kavram değil. Bir şeylerin insanın içisinde oluşması lazım. Daha kendimi o anlamda ham hissediyorum. Henüz o seviyeye gelecek kısımda değilim. Zamanla gidip dinlersin, o kitlenin içerisinde bulunup bir şeyler kendine katarsın, daha sonra neden olmasın” şeklinde konuştu.

    Eren GÜVEN/ANKARA

  • Zakir Uğur Aşık: Saz bizim özümüz, deyişleri söylerken bambaşka duygular yaşıyorum-VİDEO

    Zakir Uğur Aşık: Saz bizim özümüz, deyişleri söylerken bambaşka duygular yaşıyorum-VİDEO

    PİRHA- Ispartalı Zakir Uğur Aşık, saza adeta tutkulu. Yoksul oldukları için sazı ancak çalıştığında ilk maaşıyla alabildiğini belirten Aşık, cemlerde büyüdüğünü, herkesin çocuklara bağlama sevgisini aşılaması gerektiğini söyledi. Uğur Aşık ayrıca Isparta’da Cemevi Başkanlığı’na Alevilerin kuşkuyla baktığını da vurguladı. 

    Isparta doğumlu olan İsmail Baba Ocağı mensubu Zakir Uğur Aşık, küçük yaştan itibaren saza olan tutkusunu PİRHA’ya anlattı

    CEMEVLERİNE ÇOK KÜÇÜK YAŞLARDA GİTMEYE BAŞLADIM”

    Kendisini bildi bileli cemevlerine ailesi tarafından götürüldüğünü belirten Isparta Çünür Cemevi Yönetim Kurulu Üyesi Zakir Uğur Aşık,” İlkokul birinci sınıftaydım, o zamanlar cemevi yoktu, cemler evlerde yapılıyordu. Biz küçükken büyüklerimiz, öğrenip alışalım diye bizi hep cemlere götürürlerdi, biz cemlerde büyüdük” diye belirtti.

    “ARİF SAĞ TEŞVİK ETTİ, 24 YAŞIMDA İLK MAŞIMLA SAZ ALDIM”

    Bağlama öğrenmeyi çok istediğini ancak yoksulluktan dolayı saz alamadığını aktaran Uğur Aşık, “24 yaşına kadar çok saz istedim ama bir türlü nasip olmadı. Bir saz alamadık. Eskiden kurs da yok saz da yok, yokluk vardı. İmkanlar çok kısıtlıydı. Bağlama ile tanışmam şöyle oldu. Bir benzinlikte çalışırken benzinliğin lokantasına Arif Sağ gelmiş. Arif hocam hoş geldin dedim o da çok sağ ol dedi. Buyur Eren dedi ve bana bir kahve ısmarladı. ‘Sen saz çalıyor musun?’ diye sordu. Ben de ‘yok çalmıyorum’ dedim. ‘Niye çalmıyorsun, sevmiyor musun, hevesin yok mu?’ dedi. Şimdiye kadar hiç imkânımız olmadı, okul iş güç vardı dedim. Seviyorsan saz yap çal’ dedi, öğren dedi. Sağ olsun bana çok güzel bir nasihat verdi, teşvik etti. Arif hoca gittikten sonra ‘hakikaten ben niye çalışıyorum’ dedim kendi kendime. Sevdiğim bir şey, şimdiye kadar da erteledim. Onun teşvikiyle ilk maaşımla saz aldım, bağlama kursuna katıldım” dedi.

    Çalıştığı işyerinin saz çalmaya çok müsait olduğunu aktaran Uğur Aşık, “Benzin istasyonunda market görevlisiyim. Sabah 09.00’da işe geliyorum, ertesi gün sabah 09.00’da işten çıkıyorum. 24 saatlik bir iş. Gece 12.00’den sonra uyumamam lazım. Burada da gece 12’den sabah 9.00’a kadar bağlama çalmaya başlıyorum. Bir yılda kendimi geliştirdim. 1 yıl sonra bağlama çalmayı öğrendiğim yerde, yetenekli olduğum için iş teklifi aldım. Müzik mağazasında 5 yıl çalıştım. Şimdi kendi iş yerimi açtım. Kendim bağlama satıyorum, ayrıca saz kursu veriyorum. 24 yaşından sonra hem mesleğim oldu, hem de cemevinde zakirlik yapıyorum.

    “GENÇLER CEMEVİNE GELMİYOR”

    Ancak gençler cemevlerine gelmiyor, ben 41 yaşındayım ve şu an cemevinde en genç kişiyim. Gençlerimiz katılmıyor. Tabii ki haklı sebepler de var, haksız sebepler de var. Gençlerle konuştuğun zaman ‘biz internet çağındayız’ diyorlar. İnstagram’dan, Twitter’dan (X) ve Facebook’tan bahsediyorlar” diye belirtti.

    “ÇİFÇİ OLDUĞUMUZ İÇİN YAZIN DEĞİL, KIŞ AYLARINDA CEM YAPIYORUZ”

    Eskiden cemlerin saat 05.00’lere kadar sürdüğünü aktaran Uğur Aşık, “Burada yaz aylarında cem olmaz, çünkü herkes tarım ve hayvancılıkla uğraşıyor. Ama kış ayında her cumartesi günü cem erkanı yapıyoruz” dedi.

    Sazı eline aldığında bütün duygularının telli kuran (saz) sayesinde cümlelere döküldüğünü belirten Aşık, “Telli kuran gerçekten de bizim yol göstericimiz, ışığımız. Ben bu sazı elime aldığım zaman içimden geçen bütün duyguları ifade edebiliyorum. Kızdıysam kızdığımı, sevdiysem sevdiğimi de bağlamayla çok güzel ifade edebiliyorum” ifadelerini kullandı.

    “CEMLERDE DEYİŞ VE NEFESLERİ SÖYLERKEN BAMBAŞKA BİR DUYGU YAŞIYORUM”

    Cemlerde deyişleri ve nefesleri söylerken bambaşka bir duyguya büründüğünü vurgulayan Uğur Aşık, şöyle devam etti:

    “İki derviş semaha çıktığında oradaki duygu bambaşka, kırklar semahı çaldığımızda bütün canlar döner. Oradaki duygu çok başka, aşure mateminde mersiye okuduğumda daha bir başka. Herkese tavsiyemiz çocuklarını göndersinler bağlama ile tanıştırsınlar. Bağlama gerçekten bizim özümüz, kültürümüz, bizim bugünlere gelmemizi sağlamış, ışık tutmuş önemli bir değer.”

    Çünür Cemevi açıldığında öğrencilere ücretsiz bağlama kursu düzenlediklerini söyleyen Uğur Aşık, “İlk kursu açtığımızda 30 öğrenci geldi. Çok zorladık. 30 kişiyle sazı akort etmek, 30 kişiye bir şey anlatmak zordu. 2 grup olarak yaptık. Bir öğleden önce, bir öğleden sonra. O zaman hem gençler hevesliydi hem de bugünkü pahalılık yoktu” dedi.

    “ISPARTA’DA ALEVİ BEKTAŞİ CEMEVİ BAŞKANLIĞI’NA KUŞKU İLE YAKLAŞILIYOR”

    Son dönemlerde Alevi dünyasının en çok tartıştığı konuların başında gelen Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı ile ilgili cemlerde sohbetler ettiklerini de aktaran Zakir Uğur Aşık, “Şu söyleniyor: Ben vergimi ödüyorum neden karşılığını almıyorum. Alevi toplumu olarak niye biz bunun karşılığını almıyoruz? En önemli problem bu. Isparta’da Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’na kuşku ile yaklaşılıyor. Samimi mi yoksa bizi baskılamak için kurulmuş bir kurum mu? Onu da kimse bilmiyor, şu anda iki görüş var” diye belirtti.

    ALEVİ BEKTAŞ CEMEVİNİN VERDİĞİ YARDIMLARI ALIRIM DİYEN DA VAR, KARŞI ÇIKAN DA VAR”

    Uğur Aşık, Alevi Bektaşi ve Cemevi Başkanlığı ile ilgili şunları dile getirdi:

    “Ben verilen yardımı alırım diyen ve buna karşı hayır devlet bizi kendine göre yönlendirmek istiyor, diyen iki görüş var. Toplum olarak bir an önce bunu çözmemiz lazım. Bu birleşmeyle, konuşmayla, uzlaşıyla çözülecek bir konu. Burada uygulanmak istenen proje belli. Alevi Bektaşileri istedikleri gibi yönlendirmek istiyorlar. Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nın Alevilere dönük uygulamalarına karşı uyanık olunması gerekiyor. Dedeler ve zakirler oturup konuşarak bir karar alması gerekiyor ama bir sürü ocak, dede ve zakir olduğu için bu iş kolay olmuyor. Ancak herkes doğru temelde aydınlatılarak, doğru bilgilendirilerek bu yapılabilir. Hepimiz bu Yolun yolcusuyuz. Birlik olmamız gerekir. Gerçekten çok önemli bir konu, çünkü yol ayrımındayız. Zaten istedikleri ikilik çıkarmak. O yüzden Hacı Bektaş Veli’nin ve ulu ozanlarımızın izinden giderek, onların fikirlerinin etrafında birleşerek birlik ve beraberlik içinde yürümemiz gerekiyor.”

    Cebrail ARSLAN/ISPARTA

     

  • 30 yıldır bağlama yapıyor: El değmeyen bağlama gerçek duyguyu veremez- VİDEO

    30 yıldır bağlama yapıyor: El değmeyen bağlama gerçek duyguyu veremez- VİDEO

    PİRHA- Kazım Danyeli, 30 yıldır el emeğiyle bağlama üretimi yapıyor. Büyük bir tutkuyla ağacı tınıya dönüştüren Danyeli, “Fabrikasyon ürünler kaliteyi düşürdüğü gibi, el değmeyen bağlama gerçek duyguyu da veremez” dedi.

    Teknolojinin gelişmesi ve fabrikasyon üretimin yaygınlaşması sebebiyle bazı meslekler yok olmaya yüz tutuyor. İnce bir işçilik gerektiren bağlama yapımı da fabrikasyon ürünlere karşı ayakta durmaya çalışıyor.

    Seri üretime karşı el emeği ürünlerin değerini, yaptığı bağlamalarla ortaya koyan Kazım Danyeli, 30 yıldır bu işi yapıyor.

    MECBURİYETTEN TUTKUYA…

    Bağlama yapımına iş bulamadığı için başladığını belirten Kazım Danyeli, daha sonraları bu işin kendisi için bir tutku haline geldiğini dile getirdi.

    İşin mutfağında olmanın güzelliğinden bahseden Danyeli, “İlk başlarda geçimimi sağlamak için yapmış olsam da zaman içerisinde benim için bir tutku haline geldi. Bağlamayı bitirip tele vurduğum zaman o mutluluğu tekrar tekrar yaşamak istedim. Bağlama bittikten sonra müşterinin memnuniyeti benim için en büyük mutluluk” diye konuştu.

    “BAĞLAMAYA RUH KATAN İNSAN ELİNİN DEĞMESİDİR”

    Fabrikasyon ürünlerin yaptığı işi etkilediğini ifade eden Danyeli, “Fabrikasyon üretimi bu işi yapanları olumsuz etkilese de direniyoruz. Bağlamaya ruh katan ve ona hayat veren insan elinin değmesi, el emeğinin bir ürünü olmasıdır” dedi.

    Danyeli, yaptığı işte en unutulmaz anısının ne olduğu sorusuna ise şöyle yanıt verdi:

    “Erdal Erzincan’dan ders alan bir müşterim için ardıç ağacından bir saz yapmıştım. Erdal Erzincan’ın bağlamayı çok beğendiğini söylemişti. Öyle bir ustanın yaptığım bağlamayı beğenmesi çok mutluluk vericiydi.”

    “YEREL YÖNETİMLER BU KÜLTÜRÜ AYAKTA TUTMALI”

    Maliyetin fazla olması ve fabrikasyon üretim başta olmak üzere birçok sebepten dolayı mesleklerinin ölmeye yüz tuttuğunu vurgulayan Danyeli, “Bu meslek kültürümüzü yansıtıyor bu nedenle varlığını sürdürmesi gerekiyor. Alevi dernekleri bu konuda daha tutarlı ve destekleyici. Ancak özellikle belediyelerin bizi her anlamda desteklemesi ve bu mesleği yaşatmaya katkıda bulunmalarını istiyorum” diyerek yerel yönetimlere çağrıda bulundu.

    Fatoş SARIKAYA- Diren KESER/ MERSİN

  • Zakir Süleyman Demir: Saza ve Yol’a olan aşkım kanseri yenmeme neden oldu- VİDEO

    Zakir Süleyman Demir: Saza ve Yol’a olan aşkım kanseri yenmeme neden oldu- VİDEO

    PİRHA- Zakir, Yol yürütücüsü Süleyman Demir, sazın Alevi inancının yaşatılmasında en önemli etkenlerden biri olduğunu belirterek, “Saz sadece para karşılığı satılan bir enstrüman değil. Bağlamaya, Alevi inancının kültürel yanıyla bakılıp üretilmesi ve sahip çıkılması gerekiyor” dedi. Demir, saza olan tutkusu nedeniyle hastalıklarını yendiğini de vurguladı.

    43 yıldır Antalya’da yaşayan ve Muratpaşa ilçesinde bulunan Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı (HBVAKV) Konuksever Cemevi’nde saz atölyesi açan Yol Yürütücüsü Süleyman Demir, küçük yaşta başlayan saza olan tutkusunu PİRHA’ya anlattı.

    “SAZA OLAN AŞKIM ÇOCUK YAŞLARDA BAŞLADI”

    1980’li yıllarda Çorum’un Alaca ilçesine bağlı Karkın köyünde girdiği cemlerin saza olan ilgisine en büyük katkıyı sağladığını söyleyen Demir, “Saza olan merakımda köyümüzde yapılan cemlerin etkisi var. Orada yapılan cemlere katıldığımda saza olan hevesim, Alevilik yoluna olan aşkım ve merakım çocuk yaşta köyde başladı. Babam aynı dönemde Âşık Veysel gibi çiçek hastalığından gözlerini kaybetmişti. Babam o dönemlerde kemanı çalıp âşıklık yapar, köylerde yapılan cemlerde de zakirlik yaparmış. Babamı gördüm ama âşıklık yaptığını göremedim. Bizde de bu âşıklık çocukluktan vardı” dedi.

    ANTALYA’YA GÖÇ 

    Demir, 13 yaşına kadar köyde kaldığını ve o dönem hep bir sazı olmasını istediğini, ancak yokluktan dolayı sazı olmadığını aktararak, “Daha sonra 1980’lerde Antalya’ya geldik. Antalya’da geldiğimizde saza olan hevesim daha da artmıştı. Antalya’da çalışma hayatına başladık. Bu süreç içerisinde benim Yol arkadaşım İlyas Şimşek (Antalya Divriği Deneği Başkanı) canımız var. Onunla birlikte çalışırken, o da bağlama çalıyordu. Derneklerimizde semah grubunda semah dönüyorduk. Semah dönmek için geldiğimiz derneğimizde saz aldıktan sonra sazımızı öğrendik. Semahlarda saz çalarak çocukluk hayalim gerçekleşti” diye konuştu.

    “SAZI ÖĞRENDİKTEN SONRA ZAKİR, DAHA SONRADA YOL YÜRÜTÜCÜSÜ OLDUM”

    Semah grubuna saz çalarken zakir olmaya da karar verdiğini belirten Demir, “Kurumlarımızda yapılan cemlerde 12 hizmetlere başladık. Dönem içerisinde zakirlik işleri de tamamlandı, daha sonra bana Hacı Bektaş Veli Dergâhı’ndan babalık görevi verilerek bugün cemlerimize hem zakirlik hem babalık Yol hizmetçisi olarak görev yapıyorum” diye belirtti.

    Demir, “Cemevine bir saz atölyesi açmak hep kafamda olan bir projeydi” diyerek, “Cemlerimizi yaptık, zakirlik yapıp sazımızı çalıp, deyişlerimizi nefeslerimizi söyledik, semahlarımızı döndük. Emekli olduktan sonra korona döneminde ağır kalp rahatsızlığı geçirdim. O yüzden ağır iş yapma durumu olmayınca zaten saz yapma, (bağlama) hevesim de vardı” ifadelerini kullandı.

    Saz yapmanın Alevilik yolunda, Yol’a ikrar verip Yol’a giren kişinin insani kamilliğe doğru gidişine benzediğine dair yorum yapan Demir, “Sazın içine girdiğinde Aşık Veysel’in “Bahçede bir tut iken bilmezdim sazı” dediği gibi sazı işleyerek, temizliğini yaparak, sapını, kapağını, telini takarak, onu parlatıp bir ses vererek bir odundan bir ses almak ölüye can verme manasında adeta benim için bir terapi oldu” şeklinde konuştu.

    “SAZA VE YOL’A OLAN AŞKIM KANSERİ YENMEME NEDEN OLDU”

    Kalp rahatsızlığından önce kolon kanserine de yakalandığını ve hastalığı Alevi Yol’una olan aşkı sayesinde yendiğini söyleyen, Demir, şunları kaydetti:

    “Bir kolon kanseri geçirdim. Bu Yol’un aşkı sayesinde hastalığı yendim. Korona döneminde de kalp rahatsızlığı geçirdim. Kalp hastalığından dolayı kafayı dağıtmak istiyordum. Bağlama beni hem ayakta, hem de hayatta tuttu. Hevesimi de almış oldum.”

    Cemevi içerisinde kendisine bir oda tahsis edilerek bağlama atölyesi aşmasına destek oldukları için vakıf başkanı ve yöneticilerine teşekkürlerini de ileten Süleyman Demir, “Çok güzel bir çalışma. Burada içerisinde atölyemizi kurduk. Nida Müzik’in sahibi Mahir canımızla birlikte,” ayrıca yanında da eğitim alarak onun desteğiyle de bu hizmeti yürütmeye devam ediyorum. Tek amacım da burada bunun taşıyıcısı olmak” dedi.

    “CEMEVİNDE SAZ ATÖLYESİ AÇMAMIZ ÇOK GÜZEL TEPKİLERE NEDEN OLDU”

    Atölyeye gelen ve istekli olan gençlere semahları, 12 hizmet görevlerini, bağlama çalmayı ve yapılışını öğreterek bir taşıyıcı olarak bu hizmeti yapmak için bu işe başladıklarının altını çizen Demir, “Saz atölyesinin, paradan ziyade Alevi inancına ve kültürüne ve kendi canlarımıza hizmet olsun diye cemevi içerisinde olsun istedim” şeklinde ifade etti.

    Saz atölyesini cemevinde açtıktan sonra saz kursuna veya kırk yemeklere gelen insanlardan çok güzel tepkiler aldıklarını ifade eden Demir, şöyle devam etti:

    “Canlarımız cemevi içerisindeki atölyeyi görünce çok hoşlarına gidiyor. Cemevi içerisinde saz kursunun, saz atölyesinin ne kadar değerli ve kıymetli olduğunu söylüyorlar. Canlar saz tamirlerinin burada olduğunu görünce daha hoşlarına gidiyor. 8-9 yaşındaki çocuklar, belli bir yaş üzeri 40-50 yaşlarında saz kursuna gelen canlar, sazın nasıl yapıldığını oturup izlemek istediklerini belirtiyorlar. Çok da yerinde oldu. Bu işin taşıyıcısı olursak ne mutlu bize.”

    Atölyede yaptıkları sazları yurt içine ve yurt dışına gönderdiklerini de belirten Demir, talebe ve her ses tonuna göre üretmiş olduğumuz sazımızın arkasındayız. İnstagram’da canlar sazevi sayfamız üzerinden sipariş verebilirler. Gerek yurt içi gerekse de yurt dışından sipariş verilen bağlamaları yapıp kılıflarına koyup sandık içerisinde gönderiyoruz” diye konuştu.

    Cebrail ARSLAN/ANTALYA

  • Saz ustası Mahir Uygur: Usta ve çırak bulma konusunda sıkıntılıyız-VİDEO

    Saz ustası Mahir Uygur: Usta ve çırak bulma konusunda sıkıntılıyız-VİDEO

    PİRHA – Antalya’da 27 yıldır saz ustalığı yapan Mahir Uygur, saz yapımı, ustalığı konusunda deneyimlerini anlattı. Uygur, mesleğin en sıkıntılı yanının usta ve çırak bulma olduğunu söyleyerek, saz ustası ve çırak bulma konusunda interaktif kanalların önemine dikkat çekti. Uygur, işi öğrenmek için birçok ustadan faydalanmak gerektiğinin altını çizdi. 

    Sivas Yıldızeli’nde Pir Sultan Abdal Ocağı’na bağlı, dede soyundan gelen saz ustası Mahir Uygur, ailesinde hemen herkesin saz çaldığını belirterek, saz yapımı hakkında bilgiler verdi. Uygur, saz yapımı hakkında bilgilenmek isteyenlere de önerilerde bulundu.

    “AİLE OLARAK HEPİMİZ SAZ ÇALIYORDUK”

    1996 yılından bu yana Antalya’da yaşadığını ve bağlama yapımı işi ile uğraştığını söyleyen Uygur, “Bizim bulunduğumuz çevrede hemen herkes bağlama çalar zaten. Aile olarak hepimiz saz çalıyorduk” dedi.

    Sonrasında sazın nasıl yapıldığını merak ettiklerini dile getiren Uygur, saz yapımı işine başlama hikayesini şöyle anlattı:

    “Bu işi yapan Ankara’daki, İstanbul’daki, Sivas’taki ustaların yanında bulundum ama 1 yılı 2 yılı geçen sürelerde herhangi bir ustayla çalışmadım. Daha çok Oto Didak (özeğitimcilik) diye kendini geliştirme metoduyla bu işi ilerletmeye başladık. Tabii öğrendikçe gelişti daha sonra bu işi bu çıtaya getirdik. İnternet üzerinden interaktif kanallar üzerinden, oradaki ustaların bilgilerinden faydalanabilirsiniz, evinizde küçük küçük başlayabilirsiniz. Bu işlere eğiliminiz varsa, o yolda ilerleme kaydedeceğinize eminim. Benim gelişimim de o şekilde oldu ve bu yolla tanıştığım birçok da usta var.”

    Çırak metodu ile bağlama ustası yetiştirmenin zor olacağını söyleyen Uygur, “Çoğu usta artık bundan mustarip. Bu meslek de el işi sanat ve zanaat karışımı bir meslek olduğu için hem çırak bulmakta hem usta bulmakta zorlanılıyor. Gençlerimiz bu işe çok eğimli değiller, çırak bulmak konusunda sıkıntılıyız. Mesleğin en sıkıntılı yanlarından biri de bu” dedi.

    “İŞİ ÖĞRENMEK İSTİYORSANIZ, BİRÇOK USTADAN YARARLANMAK GEREKİYOR”

    Saz yapımında herhangi bir ustayı örnek almadığını dile getiren Uygur, gelişmek için birçok ustadan faydalanmak gerektiğinin de altını çizerek saz yapımında gelişmek isteyenlere şu tavsiyelerde bulundu:

    “Herhangi bir ustayı örnek aldığımı söyleyemem. Bu işi geliştirmek istiyorsanız zaten bütün ustalardan bir şey öğrenmeniz gerekiyor. 40 tane ustadan 40 tane şeyi öğrenip de kendi potanızda erittiğiniz zaman kendi modelinizi, kendi yapım tekniğinizi bulabiliyorsunuz. Tabii bu konuyu irdeleyip teknik olarak da gelişmiş olmanız lazım. Ustanın yaptığını yapmak ustanın yaptığını kopyalamak gibi oluyor. Bu da çok sağlıklı bir metot değil bence. Kendini geliştirme anlamında da sağlıklı bir metot değil. Kendinizi geliştirmek istiyorsanız farklı farklı ustayı bulun çünkü her ustanın değişik çalışma metodu, çalışma stili vardır.”

    “YENİ BAŞLAYANLAR MARANGOZ ATÖLYELERİNDE ÇALIŞABİLİRLER”

    Saz yapımına yeni başlayıp kendilerini geliştirmek isteyenlerin marangoz ağaç işlerinde, marangoz atölyelerinde çalışabileceklerini söyleyen Mahir Uygur, marangoz atölyelerinde çalışmanın ağaç hakkında fikir sahibi olmayı sağlayacağını dile getirdi.

    Kendilerinden bir önceki jenerasyonun çoğunun marangoz olduğunu söyleyen Uygur, “Biz ise artık enstrüman yapımı ile devam ediyoruz” dedi.

    Uygur, saz yapımı işini bilimsel olarak geliştirmek isteyenlere de şunları söyledi:

    “Muhakkak sanayiyi ve endüstriyi takip etmeleri gerekiyor. Çünkü çok değişik makinalar el aletleri artık icat ediliyor. Muhakkak müzik okumayı bilmeleri gerekiyor. Yani yazılım müziği nota nazariyat dediğimiz şeyi muhakkak okumayı bilmeleri gerekiyor. Biraz da matematiksel zekayla çalışmaları lazım. Çünkü enstrümanlar bizden önceki jenerasyondaki gibi baştan sağma, ölçüsüz yapılmıyor. Her şeyi bir simetriye, bir ölçüye oturtma yönünde ilerliyoruz.”

    “İNTERNET ÜZERİNDEN ÜRÜNLERİ PAZARLIYORUM”

    Mahir Uygur, yapmış olduğu bağlamaların pazarlama konusunda sıkıntı yarattığını söyleyerek, “Şehir merkezinde olmak size daha ekonomik bir sirkülasyon sağlayabilir ama ben genelde internet üzerinden ürünlerimi pazarlıyorum” dedi.

    “SAZ YAPIMINDA YÖRESEL AĞAÇLARI KULLANIYORUZ”

    Saz yapımında genelde yöresel ağaçları kullandıklarını söyleyen Uygur, şunları dile getirdi:

    “Akça ağaç ve Maun ağacı genelde kullandığımız ağaçlar. Tabii yöresel ağaçları kullanmaya çalışıyoruz. Çünkü tedariki daha kolay. Onun dışında ithal ağaçlar var. Maun gibi, Plasenk gibi, Avraloz gibi ithal olduğu için fiyatlar da biraz yüksek ama bulduğumuz bu işe müsait dayanıklı ve ses yalıtımı açısından müsait ağaçların hemen hemen hepsini kullanıyoruz. Kapak kısmında da yine bu coğrafyaya ait Ladin, Köknar gibi kapakları kullanıyoruz. Ama genelde kullandığımız ağaçlar bu coğrafyanın ağaçları. Anadolu topraklarının ağaçları.”

    Cebrail ARSLAN/ANTALYA

     

     

  • Aşık Mahzuni Şerif’in aramızdan ayrılışının 21. yılı

    Aşık Mahzuni Şerif’in aramızdan ayrılışının 21. yılı

    PİRHA- Pir Sultanlar gibi darağacını göğüsleme direncinde olan, Hakk’ın davasını güden ve sınıfsız bir okulun kurulmasını isteyen, Aşık Mahzuni Şerif, 21 yıl önce bugün sokaklarda, caddelerde, evlerde, işyerlerinde, radyolarda, fabrikalarda, tarlalarda, köylerde, şehirlerde, konser alanlarında yükselen eserler bırakarak, Hakk’a yürüdü.

    “Tevellüdüm merak ise miladî otuz dokuz
    Kasımın on yedisinde Zeynel babadan geldim.
    Döndü anaya rahmolmuş, ehlibeyt meftunuyuz
    Ben faninin acısına, seyrü sefadan geldim” diyen Aşık Mahzuni Şerif, 21 yıl önce bugün Almanya’nın Köln kentinde aramızdan ayrıldı. Bedeni her ne kadar aramızda olmasa da, 62 yıllık yaşamında, bugünlerde daha fazla dillerde dolaşan Yetim sırtından doyan doyana/Gönül bu oyuna nasıl dayana?/ Yiğit muhtaç olmuş kuru soğana/ Bilmem söylesem mi, söylemesem mi?” gibi geçmişten günümüze taşınan bir çok unutulmaz eser bıraktı.

    Maraş’ın Afşin ilçesinin Berçenek köyünde dünyaya gelen Aşık Mahzuni Şerif, bağlamaya amcası Aşık Fezai (Behlül Baba) sayesinde merak saldı. Okul hayatına kendi köyünde başlayan Mahsuni Şerif, Astsubay Okulunu bitirdikten sonra, hayatını müziğe adadı.

    Mahzuni Şerif Ankara’da, Fikret Otyam, Feyzullah Çınar, Nesimi Çimen, Aşık Daimi, Kul Ahmet gibi ozanla bir araya gelmeye başladıktan sonra ülke genelinde ve dünyada tanınmaya başlandı ve 1989-1991 yılları arasında Halk Ozanları Federasyonu tarafından dünyanın en büyük 3 ozanı arasında gösterildi.

    “YEDİ SÜLALEM KIZILBAŞ’TIR”

    Seslendirdiği eserlerinden dolayı birçok soruşturma açılan Mahzuni Şerif kısa aralıklarla birkaç kez de hapsedildi.

    68’in devrimci önderlerinden Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan’ın idam edildiği dönemde başbakan olan ve balyoz lakabıyla anılan “Gerekirse demokrasilerin üstüne şal örtmeli” sözü nedeniyle de Aziz Nesin tarafından kendisine Şalcı Nihat denen, Nihat Erim için yazıldığı iddia edilen “Erim erim eriyesin” türküsünü plağa okuması yüzünden hapse konuldu.

    Evli, sekiz çocuk, dört torun sahibi olan Mahzuni Şerif konser için bulunduğu Fransa’dan akraba ziyareti için gittiği Almanya’nın Köln kentinde 17 Mayıs 2002 tarihinde Hakk’a yürüdü ve vasiyeti üzerine Nevşehir’in Hacı Bektaş ilçesinde toprağa sırlandı.

    Vefat ettiğinde, 2001 yılında, “Elhamdülillah Kızılbaş’ım ve laikim. Ben değil, yedi sülalem Kızılbaş’tır. Bir suç varsa o da dedemdedir” dediği için, DGM tarafından aleyhinde açılan dava henüz sonuçlanmamıştı.

    “BEN AĞUÇEN OCAĞI’NDAN BİR ALEVİYİM”

    Mahzuni Şerif’in “Ben Alevi olamam ki olsam da bilemem ki” sözlerinden kaynaklı tartışmalara şu sözlerle karşılık verir:

    “Çok iyi bir Alevi olmama rağmen hayatımda hiç Alevicilik yapmadım. İnsanı insandan üstün görmek gibi bir yanlışa düşmedim. Uzun senelerdir Türkiye’de benim Sünni’den dönme bir insan olduğum hakkında çok yaygaralar koptu. Bu kesin olarak yanlıştır. Ama benim Elbistan-Hasanköy’de kalan akrabalarım Hatay’da, Nurhak’ta, Sivas ve Malatya’ya yerleşip kalmış olan akrabalarımın çoğu asimile edilerek Alevilikten Sünniliğe döndürülmüştür. Bu doğru. Hatta Hasanköy’de kalan babamın öz amca çocukları aşırı sağcı ve Turancı geleneklere bağlı birer Sünni olarak hayata devam etmektedir. Şurası muhakkak ki insan insandır. Ama ben Ağuçen Ocağı’ndan bir Aleviyim.”

    Aşık Mahzuni’nin Berçenek köyünde ithafen yazdığı ‘Oy Bizim Eller’ ve ‘Acı Doktor’ bestelerinin yanı sıra; Dom Dom Kurşunu, Yedin Beni, Yuh Yuh, Mevlam Gül Diyerek, Merdo, Dostum Dostum, Han Sarhoş Hancı Sarhoş, Çeşmi Siyahım, Yalan Dünya, Ağlasam mı?, Katil Amerika, Bu Mezarda Bir Garip Var gibi dilden dile yayılmaya devam eserlerinin yer aldığı 453 plağı, 58 kasedi ve yayımlanmış 8 kitabı bulunuyor. Ayrıca TRT tarafından hakkında çekilmiş 2 belgeseli olan Aşık Mahzuni’nin türküleri “Mahsuni’ye saygı” albümünde dahil pek çok sanatçı tarafından seslendirilmiştir.

    (HABER MERKEZİ)

  • Saz ustası Bayram Çelik: Saz bizim kültürümüz, sahip çıkmamız lazım-VİDEO

    Saz ustası Bayram Çelik: Saz bizim kültürümüz, sahip çıkmamız lazım-VİDEO

    PİRHA-Saz ustası Bayram Çelik, sazın Alevi inancında önemli bir yeri olduğunu belirterek, sazın sadece para karşılığı değil, kültürel yanıyla bakılıp üretilmesi gerektiğini ifade etti.

    59 yıldır Antalya’nın Muratpaşa ilçesinde saz yapan Bayram Çelik, küçük yaşta saza olan tutkusunu, hobi olarak başlayan saz yapma merakından saz ustası olmasına yolculuğunu PİRHA‘ya anlattı.

    1956 yılında Muğla’nın Fethiye ilçesine bağlı Doğanlar köyünden Antalya’ya geldiğini aktaran Çelik, “30 yıl TEDAŞ’ta çalıştım. Bu sanata çocukken başladım. Köylü çocuğuyuz annemiz lastikli don yapardı, don giyerdik. Donun lastiğinin içindeki lastik tellerini çıkarır bir tahtaya gerer onu çalardım. O zamanlar 3-4 yaşındaydım ve bu merak esas oradan geliyor” dedi.

    Saz yapımına 1963 yılında başladığını söyleyen Çelik, “Bugüne geldik ve hala devam ediyoruz. Usta çırak ilişkim vardır ustamı çok seyrettim ama çıraklık hiç yapmadım. Ailede saz çalan yok. Yalnız babam çok güzel kaval çalardı. Çoban düdüğü çalardı. Biraz da babamın kaval çalmasının benim saz çalmamda etkisi oldu. Saza evimde hobi olarak başladım bunun ekonomik yönünü düşünmedim. Sazı yaptım astım, bir gün bir baktım ki 30 tane saz olmuş. Zamanla arkadaşlarım almaya başladı ve böyle devam etti” diye konuştu.

    “SAZI SAZ GİBİ YAPMAK LAZIM”

    Eski ustalar ile şimdiki ustalar arasında çok büyük fark olduğunu ve eski ustaların ağacın dilini bildiğinin altını çizen Çelik, “Benim ustam dışarıdaki yaş dikili dut ağacından nasıl ses çıkacağını bilir. Şimdiki usta ne olursa olsun yapıyor. Ben iki nesil arasında yetiştim. Bunları gördüğüm için söylüyorum; işin ticareti ön planda. Ekonomi başta gelir ama yalnız bu kültüre ben bundan fazla kazanırım demek olmaz. Sazı saz gibi yapmak lazım bizim kültürümüz olan bu sanatı çok iyi yapmak lazım” şeklinde konuştu.

    “KÜLTÜRÜMÜZE SAHİP ÇIKALIM”

    Saza olan ilginin fazla olduğunu belirten Çelik, “Benim sazım satılsın veya saz yapıyorum diye değil, bu kültür bizim kültürümüz, bu Anadolu’da yaşayan sevdiğimiz bir telli sazdır bunun önemi çoktur. Bunda duygu, ağıt, uzun hava, yas, oyun havası hepsi içindedir. Saz kültürünün yeni yetişen bir nesile çok faydası vardır. Derslerinde, eğitiminde kültürünün, beynin gelişmesinde çok büyük etkisi vardır” ifadelerine yer verdi.

    Saz yapanların daha dikkatli hareket etmesi gerektiğini dile getiren Çelik, “Bu kültür bizim kültürümüz bu kültüre düzgün sahip çıkılması çok önemli. Buna gönül verenleri de tebrik ederim, sazı yapan ustalara da arkadaşlara da başarılar dilerim” dedi.

    Cebrail ARSLAN/ANTALYA

  • Adıyaman’da Pir Hüseyin Büyükşahin’in yüz yıllık sazı enkazdan çıkarıldı-VİDEO

    Adıyaman’da Pir Hüseyin Büyükşahin’in yüz yıllık sazı enkazdan çıkarıldı-VİDEO

    PİRHA-Üryan Hızır Ocağı pirlerinden Hüseyin Büyükşahin’in yüz yıllık sazını bulunduğu enkazdan çıkaran halk müziği sanatçısı Muharrem Temiz, yıkılan evin önünde deyişler söyledi. 

    Merkez üssü Maraş olan depremlerin etkilediği kentlerden biri de Adıyaman. Deprem sonrası şehrin Çelikhan ilçesine bağlı Recep Köyü‘nde en az 35 kişinin Hakk’a yürüdüğü ifade edildi.

    Halk müziği sanatçısı Muharrem Temiz, Hacıbektaş Belediyesi Başkanı Arif Yoldaş Altıok, Alevi Dernekleri Federasyonu (ADFE) Genel Başkanı Celal Fırat, Alevi Kültür Dernekleri (AKD) Sultangazi Pir Sultan Abdal Cemevi Başkanı Zeynal Odabaş ile Üryan Hızır Ocağı mensubu ve Can TV Yayın Kurulu Üyesi Veli Büyükşahin, Recep Köyü’nü ziyaret ettiler.

    YÜZYILLIK SAZ ENKAZ ALTINDAN ÇIKARILDI

    Ziyaret sırasında Üryan Hızır Ocağı pirlerinden Hüseyin Büyükşahin‘in (Kêk Hüseyin) yüzyıllık sazı da göçük altından çıkarıldı. Sanatçı Muharrem Temiz enkaz altından çıkardığı tarihi saz ile göçüğün önünde deyiş söyledi.

    Saza ilişkin bilgiler veren Veli Büyükşahin, “Bu saz ile çok cemler, muhabbetler yapılmış. Şu an Yusuf dedenin oğlu Hasan Basri onun deyişlerini çalıyor. Burası emanet almış sazı. Yol, erkânlarını bununla sürdürmeye devam ediyorlar” ifadelerini kullandı.

    PİRHA/ADIYAMAN

  • Kopuz çalıp deyişler söylüyor: Köylerde yürütülen cemlerden çok etkilendim-VİDEO

    Kopuz çalıp deyişler söylüyor: Köylerde yürütülen cemlerden çok etkilendim-VİDEO

    PİRHA- Tasavvuf, Alevilik, Bektaşilik, halk kültürü, ozanlık geleneği üzerine yazılar kaleme alan ve “Anadolu Tasavvufu” kitabının yazarı Akın Gülyurt, aynı zamanda öğretmenlik yapıyor ve amatör olarak kopuz çalıp deyişler söylüyor. Gülyurt, “Köylerde yürütülen geleneksel cem ortamından çok etkilendim. Zaten yolun temeli de cem olmak, vahdet neşesi içerisinde olmak yani cem olduğumuz canlarla, dostlarla o muhabbeti yaşayabilmek” diye konuştu.

     

    Akın Gülyurt, kopuz çalıp, deyişler söylüyor. Alevilik, deyişler ve kopuz ile olan ilgisini PİRHA‘ya anlatan Gülyurt, “Köylerde yürütülen geleneksel cem ortamından çok etkilendim. Zaten yolun temeli de cem olmak, vahdet neşesi içerisinde olmak yani cem olduğumuz canlarla, dostlarla o muhabbeti yaşayabilmek” dedi.

    “ANADOLU BİLGELİĞİNİ ANLAYIP, ANLATABİLMEYİ HEDEFLİYORUM”

    Gülyurt, Alevilik ile olan yakınlaşmasını şöyle anlattı:

    “Anadolu bilgeliğinin, Anadolu erenlerinin kelamını hem anlayabilmeyi hem de anlatabilmeyi naçizane hedefliyorum. Aslında böyle bir misyonu kendime yüklememiştim. Daha çok kendi hâlimde çalıp söyler, gezer dolaşır, okur yazardım. Fakat Alevilik ve Bektaşilikle birlikte daha kadim olan Melamilik, Kalenderilik veya Sünni ekolün içerisinde de sayabileceğimiz Bayramilik gibi farklı tasavvufi akımların bugün yaşadığımız İslam çizgisinden çok farklı akımlar olduğunu fark ettim deyişlerden, menakıpnamelerden, velayetnamelerden.

    Bu İslam algısının, yani şeriat temelli olmaktan ziyade şeriat ötesi diyebileceğimiz veya bâtıni diyebileceğimiz, fıkhi bir sisteme değil, daha çok muhabbete, sevgiye, varlığın birliğine, vahdete dayalı bir itikat olduğunu hissettim, gözlemledim, yaşadım ve bunu derli toplu bir şekilde aktarmayı kendime adeta haddimi de aşarak ödev belirledim. Daha önce bahsettiğim yazılı kaynaklardan ya da deyişlerden tanımaya çalıştığım o manevi iklimi cemlere katıldığımda yakinen hissetme imkanına ulaştım.”

    “GELENEKSEL CEM ORTAMINDAN ÇOK ETKİLENDİM

    Geleneksel cem ortamından çok etkilendiğini söyleyen Gülyurt, “Kurumsal cemevleri var ama bir tarafta da evde yapılan o geleneksel cem ortamından özellikle daha çok etkilendim. Yüzyıllara belki binyıllara dayanan bir itikadın son somut nişaneleri diyebileceğimiz bir ortam cem meydanı. O yüzden çok kıymetli. Zaten yolun temeli de cem olmak, vahdet neşesi içerisinde olmak yani cem olduğumuz canlarla, dostlarla o muhabbeti yaşayabilmek” ifadelerini kullandı.

    “CEM OLABİLMEYİ SAĞLAYANLARA NE MUTLU”

    Sünni bir ailenin mensubu olan Gülyurt, geleneksel köy cemlerine ilişkin şunları söyledi:

     

    “‘Cemi’ ya da ‘cemevi’ dediğimizde etimolojik olarak da aynı kökenden geliyor ya da İslam’ın ilk yıllarına gittiğimizde aslında Hz. Peygamber’in sağlamış olduğu mescit ortamı bugünkü camilerden ziyade cemevine daha yakın bir atmosfer. Orada yine sohbet, muhabbet, müşküllerin çözülmesi, toplumsal meselelerin görüşülmesi, insanların eğitilmesi gibi durumlar söz konusu. Ama maalesef bugüne gelindiğinde camiler kurumsallaşmış ve sadece ritüeli yerine getirip sonra dışarı hayata devam etmek gibi bir durumla karşı karşıyayız. Özellikle geleneksel, kurumsallaşmanın henüz ulaşmadığı geleneksel köy cemlerinde İslam’ın ilk dönemlerindeki mescit ortamına yakın bir atmosferi görüyoruz. Tabii diğer kültürler ve geleneklerle de Alevilik beslenerek ortaya çıktığı için İslam’ın ilk yıllarında olmayan ama diğer geleneklerin etkisi ile Aleviliğin içerisinde var olan bir takım farklı ritüeller, telli Kuran dediğimiz saz, semah gibi unsurlar da bu inancın içerisine girmiş.

    Elbette bütün cemevlerinde de belki bahsettiğimiz bu ortam sağlanmış değildir. Sadece ritüeli gerçekleştirip dışarıya çıkıp normal hayatın akışına devam etme durumu olan cemevi de cami de vardır. Mesele burada gerçekten kelimenin tam anlamıyla “cem olabilmek, hasbihal edebilmek” onu sağlayanlara ne mutlu. İster Sünni olsun ister Alevi olsun isterse dünyanın öbür ucunda herhangi bir kabileye mensup olsun kâinata vahdet nazarıyla bakıp her yerde Hak Teala’nın tecellisini görüp yaşadıktan sonra insan elbette cem olacak, elbette karşısındaki canda, dostta Hakk’ın nurunu görecek.”

    “FARKLILIK HER ZAMAN ZENGİNLİKTİR”

    Akın Gülyurt, Alevilere yönelik yüzyıllardır süren ayrımcılığa dair ise, “Bunlar bana çok yapay ayrımlar gibi geliyor. Tabii ki böyle ayrımlar hâlâ var ve toplumun birçok kesimine nüfuz etmiş durumda. Ama meselenin aslına baktığımızda çok yapay ayrımlardır. Çünkü zaten Alevilik yetmiş iki millete bir nazarla bakma üzerine kurulu bir itikat. Sünnilik: Kuran’ı Kerim’de “Ne tarafa dönerseniz Allah’ın yüzü oradadır” denilir. Ya da “Biz sizleri tanışıp kaynaşasanız diye farklı kabileler kavimler olarak yarattık” denilir. Dolayısıyla farklılık her zaman zenginliktir. Kesretten vahdet doğar. Bizim de yüzyıllardır bu topraklarda bir arada yaşayan, komşuluk eden, akrabalık ilişkileri kuran toplumlar olarak aslında bu ayrımlardan sıyrılıp her iki geleneğin -aslında her iki geleneğin özü aynı noktadan geliyor, o noktanın- işaret ettiği gibi birliği, muhabbeti, dostluğu, sağlamak gerektiğini düşünüyorum. Etiketleme, kimlikler üzerinden ayrıştırma her dönemde olduğu gibi geçmişte de yapılmış, şimdi de devam ediyor. Keşke olmasa ama bahsettiğimiz bu bilinç durumuna toplum ulaşamadığı sürece var olmaya maalesef devam edecek” diye konuştu.

    Cebrail ARSLAN/ANTALYA

     

     

  • Zakir Kader Bahadır: Bu yolu en temiz duygularımla ifade etmek istiyorum-VİDEO

    Zakir Kader Bahadır: Bu yolu en temiz duygularımla ifade etmek istiyorum-VİDEO

    PİRHA-Annesinin bağlamasını 15 yıldır çalan Öğretmen Kader Bahadır, bağlama ve cemevleri ile olan ilişkisini PİRHA’ya anlattı. Bağlama çalmaya ailesinin vesilesiyle 11 yaşında başladığını belirten Bahadır, “Saz çalarken yaşadığım duyguyu tarif edemem. Tabi ki ben sadece okyanusta birkaç damlayım. Yaşayabildiğim en güzel duygu. Bu yolu en temiz duygularımla ifade etmek istiyorum” dedi. 

    Matematik öğretmeni Kader Bahadır, 11 yaşındayken annesinden aldığı bağlamayı 15 yıldır yanından ayırmıyor. 1996 yılında Eskişehir’de doğan Bahadır, bağlama ile olan ilişkisini PİRHA‘ya anlattı.

    “ANNEMİN BAĞLAMASINI ÇALMAYA DEVAM EDİYORUM”

    Kendisini “Aslen babam Ardahanlı; annem ise Erzincanlı. Bilecik’in Bozüyük ilçesinde büyüdüm. Lise eğitimimi orada tamamladım. Daha sonra üniversiteyi Antalya’da okudum” şeklinde anlatan Bahadır, bağlama çalmaya 11 yaşında başladığını söyledi. Bahadır, “Bağlamaya başlamama vesile olan tabii ki ailem. Ailede annem çalıyordu. Hatta bu saz da annemin. Annemin yanında 1-2 defa kursa gidip geldim. Daha sonra hocalarım baktılar ki ben de de bir yetenek var. Onların yönlendirmesiyle saza başladım. Yalnız kendimi yeterli bulmuyordum. Çünkü yeteri kadar vakit ayırıp egzersiz yapmadım. Ama hocalarımın sayesinde 11 yaşımdan beri çalıp söylüyorum” ifadelerini kullandı.

    “BAĞLAMA ÇALARKEN YAŞADIĞIM DUYGUYU TARİF EDEMEM”

    Bahadır, bağlama çalarken hissettiklerini ise şöyle aktardı:

    “Duygusal insanlarız. Müzik yaptığımız, saz çaldığımız zaman o duyguyu hissetmemiz gerekiyor. Tabi bu her zaman olmuyor. Çünkü aklımda “Doğru çalıyor muyum? Doğru yapıyor muyum?” gibi düşünceler oluyor. Bazen öyle bir duygu geliyor ki, türkünün sözleri arasında adeta boğuluyorum. Çünkü hissederek söylemek için gerçekten zaman ve yaşanmışlık kat etmen gerekiyormuş. Geçen zaman içerisinde bunu anladım. Çünkü o türküler boş yazılmamış. İnsanlar gerçekten hissederek, yaşayarak yazmış.
    Anladım ki deyiş ve türküleri söylerken böyle alelade seslendirmem bir anlam ifade etmiyormuş. Büyüdükçe ve yaşadıkça insanları gördükçe ve tanıdıkça fark ettim. Şimdi ise daha temiz bir duyguyla ve hisle ifade edebiliyorum. Saz çalarken yaşadığım duyguyu tarif edemem, betimleyemem fakat söylerken belki hissettirebilirim.”

    “CEMEVLERİNE DAHA ÇOK SANATSAL ANLAMDA GİTTİM”

    Cemevi ile olan ilişkisine dair de konuşan Bahadır, cemevlerine daha çok sanatsal anlamda gittiğini belirtti. Bahadır şöyle konuştu:

    “Çok küçükken Bozüyük’teki evimizde bir cem toplantısı yapmıştık. Onun dışında böyle bir deneyimim olmadı. Cemevlerine gittim ama cemevine gidişim daha çok sanatsal anlamda, inançsal anlamda değildi. Çok küçükken bir aile ortamında otururken, ‘zakirlik’ terimi geçti. Anneme “Kızını isterseniz yetiştirelim” dediler. Annemin tepkisini hiç unutmuyorum: “Daha çok küçük” demişti.

    Sonra ben çok küçükken biraz araştırdım. Nefsimi önce köreltmeliydim. Benim için o zaman gerçekten çok büyük bir yük gibi gelmişti. Tabii ki büyüdüm daha bilinçli olmaya çalışıyor olmakla birlikte çocuklukta olan hayalimi belki yeniden canlandırabilir, yeniden bu yola girebilirim. Çünkü merakım var ve öğrenmek ve bu yolu en temiz duygularımla ifade etmek istiyorum.”

    “OKYANUSTA BİRKAÇ DAMLAYIM”

    Bahadır, örnek aldığı sanatçılar olduğunu ifade ederek, “İlk hayranlık duyduğum sanatçı Aysun Gültekin. Daha sonraları ise deyişler üzerinde çalıp söylerken Arif Sağ ve Erdal Erzincan gibi hocalarımızın yolundan gitmeye çalıştım. Tabi ki ben sadece okyanusta birkaç damlayım. İstediğim düzeyde olmasa da yapmaya çalışıyorum. Yaşayabildiğim en güzel duygu. Benim yaşam tarzım adeta bir kolum, bir organım gibi. Çok küçüklüğümden beri var olan bir şey bağlama ve müzik. Çok iyi olmadığımı düşünsem de hiç olmadık bir ortamda aklımdan bir sürü türkü geçiyor. Bu engelleyemediğim bir alışkanlığım. Bu artık benim duygusal bir bağım olmuş” dedi.

    “BAĞLAMAYI BIRAKMASINLAR”

    Bağlama çalmaya yeni başlamak isteyen gençlere de bir çağrı yapan Bahadır, “Günümüzde türkünün bu kadar kaybolmaya yüz tuttuğu bir dönemde eğer saz çalıyor ya da çalmaya meyilleri varsa bırakmamaları için ellerinden geleni yapmalarını öneriyorum” diye belirtti.

    “ANNEM İLE BABAMIN GÖZLERİNDEKİ GURURU GÖRÜYORUM”

    Kader Bahadır, 11 yaşından beri annesinin bağlamasını çaldığını belirtirken, sözlerini şöyle sürdürdü:

    “İnsanlara “Annemin sazı” dediğim zaman bana büyük bir gururla bakıyorlar. Çok hoşlarına gidiyor. Ayrıca annemle babamın gözlerinde de o gururu görüyorum. Bu benim en büyük tesellim. Çok küçükken yaşadığım bir anımı anlatabilirim. İlk sahneye çıktığımda o zaman Bozüyük’te yaşıyorduk ve ben bir ortaokul öğrencisiydim. O zaman Bozüyük’te bütün il ve orta dereceli ortaokulların hepsinde her yıl yapılan kermes düzenlenmişti. Bu kermeste bütün öğrenciler yeteneklerini sergiliyorlardı.

    Sevgili müzik öğretmenim Nurcan hocam beni 1 ay boyunca hazırlamıştı. Yalnız olarak ilk sahne deneyimimdi. Normalde çocukluğumdan beri korolardaydım. O zaman titreyerek sahneye çıkmıştım. O zaman sahneye çıkmadan önce babama ‘Görebileceğim yerde ol. Seni göreyim, öyle çalayım” dedim. Sonra sahneye çıktım. Gerçekten heyecandan çok titriyordum. Hala heyecanlı bir insanım yaşadığım o an benim için çok güzel bir deneyimdi. İlerleyen yıllarda çok güzel bir şeye şahit oldum. Ortaokulda sahnede beni sunan bir kişi vardı. Dedi ki ‘Bakın bu kız büyüyecek. Çok güzel bir sesi olacak ve yıllar sonra ben yine onu burada seslendireceğim, sizlere sunacağım.’ Üzerinden yıllar geçti. Lise son sınıftada yine aynı fuarda sahneye çıktım ve gerçekten de o öğretmen beni sundu. Çok güzel bir andı benim için. Bu şu anlama geliyor: Aradan yıllar geçti. Ben büyüdüm, fikirlerim değişti ama ben bu yola sahip çıktım, çıkmaya da devam ediyorum.”

    Cebrail ARSLAN/ANTALYA

  • Neşet Ertaş’ın tek kişilik konser verdiği 49 yıllık bağlama ustası-VİDEO

    Neşet Ertaş’ın tek kişilik konser verdiği 49 yıllık bağlama ustası-VİDEO

    PİRHA- Tahtacı Alevi Mustafa Bilgin, marangozluk ile başladığı sanat aşkını ilerleyen zamanlarda tanıştığı ustası ile daha da ileriye taşıyıp, tanınmış ozanlara saz yapmaya başlamış. Bağlama imalatında 49 yılı geride bırakan Bilgin, hastalığından kaynaklı atölyesini evine taşıyarak tamirat işlerine devam etmiş. Neşet Ertaş’tan Özay Gönlüm gibi önemli ozanlara saz üreten Bilgin, o günlerdeki anılarının kendisi için halen büyük bir onur olduğunu dile getiriyor. 

    Bağlama ustası Mustafa Bilgin 49 yıl boyunca kendi emeği ile enstrüman üretiyor. Birçok tanınan ozana da bağlama üreten Bilgin, tanıştığı bu ozanların kendisinde değerli anılar bıraktığını söylüyor. Bilgin, hemen hemen her saz ustası gibi usta-çırak ilişkisi olmadan bugünlere dek zanaatını getirebilmiş.

    23 yıl boyunca ayrıca kendi atölyesini işleten Bilgin, rahatsızlığı sonucu geçirdiği ameliyat sonrası atölyesini kapatarak Tahtacı Alevilerin yoğun olarak yaşadığı Uzundere Mahallesi’ndeki (eskiden köymüş) evine bitişik küçük bir atölye kurmuş ve kendisini küçük tamirat işlerine vermiş.

    Kendi deyimi ile ‘Akmasa da damlıyor’ dediği küçük atölyesinde yaşama tutunmanın bir bağını bularak, bağlama uğraşını sürdürmüş.

    “TAHTACILARIN EL İŞÇİLİĞİ GELİŞKİNDİ”

    Ailesinin Tahtacı Alevi olduğunu belirten Bilgin, özellikle babasının kerestecilik işinde ustalığının çok ünlü olduğunu söylüyor. Bağlama üretimine 18 yaşında başlamış Mustafa Bilgin. 1 aylık uğraşından sonra ilk yaprak sazını üretmiş.

    Bilgin, “1954’te Manisa Turgutlu’da doğdum. Tahtacı Alevilerdenim. Bulunduğumuz yerde yörükler çoktu. Ortaokulu geçince İzmir’e taşındık. 16 yaşına Mithatpaşa Erkek Sanat Enstitüsü’nde okudum. Marangozluk işi yaptım. Yine bir iş ararken saz kursuna müracaat ettim. Uzundere köyünde oturan Ali Tutkaç usta ile bu işe başladım. Tahtacıların el işçiliği gelişkindir. Babamın mesleği kerestecilikti” diyerek bu sanata nasıl başladığını aktardı.

    “NEŞET ERTAŞ USTA TEK KİŞİLİK KONSERLE BENİ ONURE ETTİ”

    23 sene boyunca İzmir Basmane’de bağlama atölyesini işlettiğini belirten Bilgin, ünlü ozan Neşet Ertaş’a bağlama üretmiş. Neşet Ertaş ile tanışmasını anlattığı anısındaki heyecanını ilk günkü gibi koruyan Bilgin, o süreci şöyle anlattı:

    “23 sene dükkan çalıştırdım. Bir çok sanatçı ile tanıştım. Özay Gönlüm ile Kemeraltı’nda denk geldim. Bağdat Saz Evi’nde çalışmaya başladıktan sonra Neşet Ertaş usta ile tanıştım. 1976 yılında Neşet Ertaş’ın sazı gelmişti. Benim tamir etmemi istediler. Ben tamir ettiğim için Neşet Ertaş Usta gelinceye kadar dükkanda bekledim. Akşam 10.30’ gibi geldi. Sazını gösterdim, çaldı. Teşekkür etti. Bir istediğim olup olmadığını sordu. Bende ona, ‘Bana bir türkü okuyup çalacaksın. Bende Neşet Usta bana tek kişilik konser verdi diyeceğim’ dedim. Eşine yazmış olduğu, ‘Kaşların Kara Kara Amanın Leyla’ türküsünü çalarak beni çok onure etti.”

    “EVİMDEKİ ATÖLYEDE KÜÇÜK TAMİRAT İŞLERİ YAPIYORUM”

    Bağlama sanatında 49 yılının geçtiğini kaydeden Bilgin, rahatsızlığı nedeniyle geçirdiği ameliyat sonrası atölyesini kapatmış. Tahtacı Alevilerin yoğun olarak yaşadığı Uzundere Mahallesi’ndeki evine bitişik küçük bir atölye kuran Bilgin kendisini küçük tamirat işlerine verdiğini ifade ederek, “Bu meslekte toplamda 49 yılım geçti. Öğrendiklerimi ilk 1 ay içerisinde pratiğe geçirerek ilk yaprak teknemi yaptım. Son zamanlarda makineler ile oyma tekneler yapıyorum. Ama keser ile yapılan teknenin sesini vermiyor. 6 yıl önce bypass ameliyatı oldum ve bırakmak zorunda kaldım. 23 sene çalıştırdığım dükkanımdan geriye kalan ürünleri evimdeki küçük bir atölyeye koydum. Ara sıra ufak tamirat işleri yapıyorum” diyor.

    Mustafa Bilgin, kendince yaşama tutunmanın çaresi olarak kurduğu küçük atölyesinde tamirat işlerini de bekliyor.

    İletişim:0537 349 06 94

    Ersin ÖZGÜL/İZMİR

     

  • Polis, sazı silah sanıp 2 çocuğu öldürmüştü; 11. duruşma bugün

    Polis, sazı silah sanıp 2 çocuğu öldürmüştü; 11. duruşma bugün

    PİRHA- İstanbul’da Gazi Mahallesi Kent Ormanında polisin dur ihtarına uymadıkları gerekçesi araçları taranarak öldürülen Oğuzhan Erkul ve Barış Kerem’in bugün Çağlayan Adliyesi’nde 11’inci duruşması görülecek. 

    Yaşları 15 ile 18 arasındaki 5 arkadaş, 14 Nisan 2017’de doğum günü kutlayıp bağlama çalmak için  Gazi Kent Ormanına gitmişti. Park çıkışında polisin dur ihtarına uymadıkları gerekçesiyle araçları taranmıştı. 23’ü araca isabet eden toplam 35 kovan bulunan olay yerinde Barış ve Oğuzhan hayatını kaybederken 2 kişi ise yaralanmıştı.

    Barış Kerem ve Oğuzhan Erkul’un ölümünden sorumlu Erkan Ekmekci, Kenan Akıl, Zafer Sağlam ve Davut Bakır hakkında “bilinçli taksirle birden fazla kişinin ölümüne ve yaralanmasına sebebiyet vermek” suçlamasıyla açılan davanın 11. duruşması bugün (5 Şubat) Çağlayan’da İstanbul 1. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülecek.

    Davanın ilk duruşmasında sanık polis Erkan Ekmekci, sağ ön koltukta oturan kişinin bacaklarının arasında uzun namlulu bir silah gördüğünü, bu silahın av tüfeğininkine benzer siyah bir kılıf içerisinde olduğunu söyledi. Ekmekci, silahı gördükten sonra bağırarak diğer polisleri uyarmıştı. Uzun namlulu silah sanılan cismin, araçtaki çocuklardan biri olan 17 yaşındaki Birkan Yüksel’in sazı olduğu ortaya çıkmıştı.

    18 Aralık 2020 tarihli duruşmada, taraflara esas hakkındaki mütalaaya karşı beyanda bulunmak üzere ek süre verilmesine karar verilmişti.

    (HABER MERKEZİ)

  • 10 yaşından beri tembur yapıyor; ‘Dede Sazı bağlamanın atasıdır’-VİDEO

    10 yaşından beri tembur yapıyor; ‘Dede Sazı bağlamanın atasıdır’-VİDEO

    PİRHA –  Fransa’nın Nanates şehrinde doğup büyüyen Derman Kutlu’nun, 10 yaşında bağlamaya merakı başlamış. Yapımı neredeyse unutulmaya yüz tutmuş tembur yapan Kutlu, “Çalışmamda en çok, eski sazların gelenek yapımına özeniyorum. Tını, ses, form, estetiği, doğal ürünler  ve mümkün oldukça eskisi gibi yerli ağaçlarla çalışmayı tercih ediyorum” diyor. 

    Yüzyıllar öncesine dayanan Dede Sazı’nın yapımı günümüzde neredeyse yok olmayla yüz yüze geldi. Ancak günümüzde çok az insan Dede Sazı- Tembur’un yapımını yapıyor. Bağlama çıktıktan sonra artık fazla kimse icraatını yapmıyor. Ancak yeni nesilin eski Dede Sazı- Tembur’a olan merakı bizi daha çok mutlu ediyor. Yaptığımız araştırmada Türkiye’de birkaç kişi tarafından yapıldığı ve Avrupa’da ise Fransa’nın Nanates şehrinde Derman Kutlu tarafında bir yıl önce yapımına başlandı.

    Genç ustanın Dede Sazı’na olan asıl merakı, hiç görmediği büyük dedesinin çaldığı Balta Sazı’nda ilham alarak Balta Sazı’nın araştırmasına başlamış ve açtığı küçük atölyesinde bir yıl önce tembur yapımına başladı. Bir hobby olarak başladı ama bugünkü çalışmasını daha profesyonel olarak icra ediyor. Hedefi kaybolmaya yüz tutmuş bir çalgıyı tekrar gündeme getirmek ve sanatçılara “Tembur” yapmak.

    “TEMBÜR’ÜN İCRAACISIYIM”

    Genç ustayı Nantes şehrinde kendi imkanlarıyla var ettiği küçük atölyesinde ziyaret ettik. Kaybolmaya yüz tutan temburu yapan genç usta Derman Kutlu, “Yapım ile uğraşmadan önce icracısıyım”diyor. Kutlu, “Uzun zamandır eski temburların tınısına ulaşmaktır amacım, kaybolan değerli bir geleneği yeniden gündeme getirmek. Çalışmamda en çok eski sazların gelenek yapımına özeniyorum. Tını, ses, form, estetiği, doğal ürünler ve mümkün oldukça eskisi gibi yerli ağaçlarla çalışmayı tercih ediyorum” dedi.

    “DEDE SAZI BAĞLAMANIN ATASIDIR”

    Genç usta Derman Kutlu, tembur ile bağlama arasındaki özeliklerini şöyle ifade ediyor:

    “Çok farklı enstrümanlar, form, ölçü, ahşap seçimi, tını, yapım ve çalış tarzı gibi farklılıklar görmekteyiz, temburun tınısında aranan bir özellik ‘Arı vızıltısı’dır . Dede Sazı bağlamanın atası olarak ifade edebiliriz. Yalnız bağlama 20’ci yüzyılda yapılmaya başlayan modern bir enstrümandır ve daha çok standartlaşma yolunu arayan bir sazdır. Dede Sazı ise başka bir özelliği ve zenginlik olduğunu düşündüğüm aynı zamanda standart olmayan geleneksel bir enstrümandır” diyor.

    “SAZLARIN GELENEK YAPIMINA ÖZENİYORUM”

    Çalışmamda en çok, eski sazların gelenek yapımına özeniyorum, tını, ses, form, estetiği, doğal ürünler  ve mümkün oldukça eskisi gibi yerli ağaçlarla çalışmayı tercih ediyorum.

    Eskiden anadolunun belli yörelerinde görünen bu saz, günümüzde teknolojinin ilerlemesiyle, internet ve sosyal medyayla uluslararasında bir yer almaya başladı. Bu gelişmelerle, eski ses kayıt ve kaynak kişilerin tınılarındaki ve sözlerindeki derinliklerinin tanınma olanağının artması, bu sazların tınılarının daha doğal olmasının anlaşılması, bir çok nedenlerdir.

    Bağlama ailesi içerisinde yer alan tembur 2 tel ile 5 telli olarak değişiyor.

    Balta Sazı ya da Dede Sazı, ruzba, bağlama ailesi içinde yer alan bir çalgı türü. Teknesi alt kısmında sivrilerek bir balta ağzını andırdığı için ve karın ile bacak arasına daha rahat yer aldığındandır. Bağlama boyunda ve 12 perdelidir. Sadece tampere sesleri verir ve Sibemol2 gibi (Sİ- Nota) halk müziğinde kullanılan perdeler bulunmaz.

    “TEMBUR, HİTİT DÖNEMİNE AİT BİR ÇALGI”

    İran, Orta Asya, Afganistan, Türkiye’de kullanılan bu çalgı birbirine benzer farklı isimlerden oluşuyor. Alevi toplumunda Dede Sazı veya tembur olarak adlandırılan bu çalgı İran genelinde oynanıyor. Ancak Kürdistan bölgesinde Kermananshah Lorestan ve Hawraman bölgesinde yüzyıllardır var. Tarihçesine baktığımızda tembur ve benzeri çalgıların Anadolu’da bulunan en eski çalgıdır. Milattan önce 1680 -1375 Eski Hitit dönemine aittir. Kabartma taş levhalar üzerinde bu tip çalgılara rastlanmıştır. Frigler, Lidyalılar, Urartular tarafında kullanıldığı bilinmektedir.”

    DERMAN KUTLU KİMDİR?

    1989 yılında Fransa Nantes şehrinde doğdu. Aslen Maraş’ın Afşin ilçesinin Ağcaşar köyündendir. Aileden gelen bu gelenek üzerine kendisinin de 10 yaşından beri saza büyük merakı vardı. Merakı üzerine yaptığı araştırmasıyla Dede Sazı- Tembur yapımına başladı.

    Özcan BOZOĞLU/ STUTTGART

  • DAD İzmir Şubesi’nde bağlama kursu başlıyor; gençlere çağrı – VİDEO

    DAD İzmir Şubesi’nde bağlama kursu başlıyor; gençlere çağrı – VİDEO

    PİRHA- Demokratik Alevi Derneği İzmir Şubesi Eş Başkanı Nebahat Çelik, Alevi inancına, kimliğine ve kültürüne yönelik asimilasyon politikalarının arttığına dikkat çekerek, 11 Temmuz Cumartesi günü dernek binasında bağlama kursu açılacağını söyledi. Çelik, gençlere kursa katılmaları için çağrı yaptı.

    Demokratik Alevi Derneği İzmir Şubesi Eş Başkanı Nebahat Çelik, Alevi inancına yönelik asimilasyon politikalarına ve 11 Temmuz Cumartesi günü derneklerinde açılacak bağlama kursuna ilişkin PİRHA’ya açıklamalarda bulundu.

    Alevilik üzerinde büyük bir asimilasyon olduğunu belirten Çelik, “Gerek devlet tarafından gerek kendi içimizden bir asimilasyon politikası var” dedi.

    DAD’ın bu asimilasyon politikalarının engellenmesi ve kendi inancının özününü yaşatması için kurulduğunu kaydeden Çelik, “Şu an baktığımızda Alevi inancını söylemde yaşıyoruz pratiğe dökemiyoruz. O sebeple DAD sadece söylemde değil pratiğe de geçirmek için ortaya çıktı. Bu söylemi pratiğe geçirmemiz lazım aksi taktirde biz ritüelden ibaret kalırız” diye konuştu.

    Alevi kurumlarının Alevi inancının sadece ritüellerini gerine getirdiğini kaydeden Çelik, “Sadece ritüeller yerine getirildiğinde Aleviliğin yaşandığı düşünülüyor ama öyle değil” dedi. Çelik, bu asimilasyon politikalarına karşı bağlama ve dil kursları verileceğini söyledi.

    “ALEVİ İBADETİ BİR KALIBA SIĞDIRILIYOR”

    Köylerde yaşanılan Alevi inancına dikkat çeken Çelik, şehirlere göç ile birlikte ibadetin bir kalıba sığdırılmaya çalışıldığının altını çizdi.

    Çelik, “Herkes ibadeti bir şekilde yapıyor. Bir kalıba sığdı. Ama Alevilik bir kalıp değildir, Alevilik geniş bir kültürdür. Bunun önüne geçmek gerekiyor” dedi.

    ‘Yol bir, sürek bin bir’ tabirini hatırlatan Nebahat Çelik, bütün süreklerin kendi ibadetini ve ritüelini yaşaması gerektiğini söyledi.

    Bu kapsamda 11 Temmuz Cumartesi günü Demokratik Alevi Derneği İzmir Şubesi’nde bağlama kursu verileceğini duyuran Nebahat Çelik, bu çalışmanın gençlerden gelen talep doğrultusunda ortaya çıktığını söyledi.

    Sazın Alevilikte önemli bir yeri olduğunu söyleyen Çelik, gençlerin bunu çok önemsediğini belirterek, talepler doğrultusunda bağlama kursu vereceklerini kaydetti.

    BAĞLAMA KURSU 11 TEMMUZ CUMARTESİ GÜNÜ BAŞLIYOR

    Önümüzdeki süreçlerde dil kursu açmayı düşündüklerini belirten Çelik, “Çünkü kendi dilimizi de unutmuşuz. Dilimiz çok önemli. Kendi dilimizi rahat konuşamıyoruz ya da yazılanı okuyamıyoruz. Bu konuda çok asimile olmuşuz” dedi.

    Bu tür etkinliklerin önemli olduğunu söyleyen Çelik, özellikle gençlerin katılması için çağrı yaptı.

    PİRHA/İZMİR

     

  • Ustası olmayan bağlama imalatçısı-VİDEO

    Ustası olmayan bağlama imalatçısı-VİDEO

    PİRHA – Aslan Gültekin, satın almak istediği bağlamaya parası yetmeyince kendi sazını yapmaya koyuldu. Üstelik kimseden bir eğitim de almadan… Bağlama imalatında 25 yılını geride bırakan Gültekin, ayrıca atölyesini sokak hayvanlarına da açarak bir tür barınma hizmeti de veriyor.

    Haberin videosu

    Bağlama imalatçısı Aslan Gültekin, tam 25 yıldır matematik ve fizik bilgisiyle enstrüman üretiyor. Fakat Aslan Gültekin, her saz ustası gibi usta-çırak ilişkisi olmadan bugünlere dek zanaatını getirebilmiş.

    Ankara’nın Mamak ilçesinde bir atölyede üretim yapan Gültekin, sadece gelen sipariş üzerine bağlama yapıyor. Tek başına çalıştığını söyleyen Gültekin’in mesleğe başlama durumu ise bir hayli farklı olmuş.

    USTA ÇIRAK İLİŞKİSİ OLMADAN BAĞLAMA ÜRETTİ

    Gültekin’in öğrencilik yıllarında satın almak istediği bir bağlamaya parası yetmeyince hayatında da yeni bir yol açılmış. İşte o hikayenin perde arkası şöyle:

    “Ege Üniversitesi matematik bölümünü maddi imkansızlıklardan dolayı ikinci sınıfta bıraktım. Yıllarca yaptığım müzisyenliği de bıraktıktan sonra bağlama imalatına başladım. Ustam yoktur. Bende de böyle garip bir durum söz konusu.

    Çok yakın bir arkadaşıma bir bağlama yaptırmak istemiştim. İstediği rakam normal bağlama ücretlerinin daha üzerindeydi. Bu durum üzerine ‘kendi bağlamamı kendim yapacağım’ dedim. Kararımdan ötürü bana güldüler. Bu meslekte 25 yılımı doldurdum. Bağlamalarımla isim yapmış bir pozisyona geldim. Yaptığım ilk bağlama da halen duruyor. Çalmıyorum ama hatıra olarak saklıyorum.”

    “İŞİME BİLİMİ DE DAHİL ETTİM”

    Bağlama yapımının bir tür ‘denge kuralı’ olduğunu söyleyen Gültekin, “Matematik ve fizik bilgim olduğu için bağlama yapımını biraz daha hızlı kavradım. İşime elbette ki bilimi de katmaktayım. Bağlamadaki fizik dengesini eğer yakalayamazsanız ortaya çıkan enstrüman sıkıntılı olur. Ama dengeli bir bağlamada hiçbir tını sorunu olmaz. Bu nedenle iyi bir bağlama konusunda kendime güveniyorum.” ifadelerini kullandı.

    Bağlama imalatının zorluklarına da değinen Gültekin “Yaptığımız işin asıl zor tarafı sap ve kapak dengesidir. Eğer kapağı düzgün takamaz ve sap tesviyesini de iyi yapamazsan çıkan bağlama da sıkıntı olur. Bu işin bir sevimli bir de pis olan tarafı söz konusu. Pislik tarafı dediğimiz; polyester işleme… Sonuçta kanserojen içerikli bir madde ile çalışma yapmaktayız” dedi.

    “İKTİDAR, ZANAATÇİLERİ KÖSTEKLEDİ”

    Bağlama edinip müzikle uğraşmanın günümüz koşullarında artık lüks görüldüğünü anlatan Aslan Gültekin, tüm zanaatkarların ekonomik bunalım yaşadıklarını da söyledi. Gültekin’in aktarımları şöyle:

    “Bağlamaya halen ilgi var ama insanların şu an için saz alacak bir parası yok. Ortalama bir bağlama 1500-2000 lira. İnsanlar öncelikle eğlenceye para harcamayı tercih ediyor. Demek ki kültürlerini geride bırakma düşüncesindeler! Esnaf için şu anda ayakta durmak gerçekten çok zor. Normalde yaptığım bağlamaların 2500 TL’nin altında olmaması gerekiyor. Çünkü zor bir zanaat bu. Günümüzde zanaatçıları yeterince desteklenmiyor. İktidar, ‘Zanaatçıları destekleyeceğim.’ dedi ama aksine köstekledi. Bizim için şu anda en önemli olan konu; esnaf sicil affı. Bütün esnaflar şu anda borçlu. Vergi borcunun yanı sıra Bağkur ve SSK borçları da mevcut.

    Önceden birçok bağlama eğitimi veren kurslar mevcuttu. Onların silinmesi ile bağlama satışları da durdu. Günümüzde öğrenci bağlaması diye bir şeyden de bahsediyorlar ama öyle bir bağlama yok. Öğrencilerin elindeki bağlama ne kadar düzgün olursa daha çabuk ve hevesle öğrenir. Bağlama çalmak isteyip maddiyat konusunda zayıf olan kişilere destek de oluyorum. Öğrenmek isteyen kişiye çaba göstermesini sağlıyorum. Yeter ki bağlamayı ellerine alsınlar, kültürümüz ilerlesin.”

    HEM VETERİNER HEM ZANAATKAR

    Gültekin, aynı zamanda atölyesini sokak hayvanlarına da açarak kedi ve köpeklerin barınma ihtiyacını karşılıyor. Hasta hayvanları tedavi ettiğini de söyleyen Gültekin’in aktarımları şöyle:

    “Hayvanları seviyorum. Örneğin dükkanımdaki kedilerden birisi arabanın kaputuna girmişti. Ölmek üzereyken kurtardım. Şarap ismini verdiğim bir köpek de sahibi tarafından terk edilmek üzereyken aldım. Bir diğer yavru köpek de kanlı ishal hastalığına yakalanmıştı. 20 gündür bakıyorum. Gün boyunca birlikte ve mutluyuz.”

    Eren GÜVEN – Cebrail ARSLAN / ANKARA

  • O bir saz ustası: Önemli olan sazıma iyi bakmaları-VİDEO

    O bir saz ustası: Önemli olan sazıma iyi bakmaları-VİDEO

    PİRHA- Saz yapmaya 11 yıl önce çıraklıkla başlamış Erkan Akdemir. Hayatında saz ve müzik büyük önem taşıyor. Akdemir, her insanın kendini bulması için mutlaka bir enstrüman çalması gerektiğini söylüyor.

    Haberin videosu

    Teknolojinin gelişmesiyle birlikte eskiden el emeğinin yoğun olduğu birçok meslek de tarihe karıştı. Makineler çağı başladı. Eskiden bin bir emekle yapılan bağlamalar şimdi makinelerle bir günde yapılabiliyor. Bu da saz ustalarına olan gereksinimi azaltıyor. 30 yaşında saz ustası Erkan Akdemir de kendisini bu meslekteki son nesil olarak görüyor.

    ÇIRAKLIKTAN USTALIĞA

    Saz yapmaya 11 yıl önce çıraklıkla başlamış Akdemir. Daha sonra ağabeyiyle birlikte kendi atölyesini açmış. İstanbul’un Bağcılar semtinde Ergül Akdemir Müzik Merkezi ismiyle açtıkları yerde saz yapımından öğretimine ve satışına kadar birçok aşamasını gerçekleştiriyorlar. Daha çok yapım aşamasıyla ilgilenen Erkan Akdemir, bağlamanın yanında gitar da yapıyor. Ancak bağlamanın kendisi için özel bir anlamı olduğunu belirten Akdemir, “Tabi içimizde yatan bağlama çünkü ben çocukluğumdan beri bağlamanın içindeyim, bağlamayla büyüdüm” diyor.

    “MEYVE VEREN AĞAÇTAN SAZ OLMAZ”

    Her ağaçtan saz yapılamayacağını, özellikle meyve veren ağaçtan saz yapılamayacağını söyleyen Akdemir, saz yapımında en iyi ağaçların ardıç ve maun olduğunu ancak bu ağaçları Türkiye’de çok bulamadıkları için mecburen dut ağacı kullandıklarını ifade ediyor.

    SAZ YAPMAK SANILDIĞI KADAR KOLAY DEĞİL

    Sazın yapımının sanılandan daha zor bir iş olduğunu ve uzun zaman aldığını belirten Akdemir, birçok işlemden geçen sazın kuruma süresinin uzun olduğunu ve ayda sadece 10-15 saz yapabildiğini ekliyor. Akdemir, kapak, tekne ve sap olmak üzere üç bölümden oluşan sazın bu bölümlerini birleştirdikten sonra cilalama aşamasına geçildiğini daha sonra parlatarak perdelerinin ayarlanması ve tellerinin takılması gibi aşamalardan geçildiğini de aktarıyor.

    “BENİM İÇİN ÖNEMLİ OLAN SAZIMA İYİ BAKMALARI”

    Emek vererek yaptığı sazın satışından bir gelir elde etmekten çok sazı alan kişilerin sazına iyi bakıp bakmadığının kendisi için önemli olduğunu vurgulayan Akdemir, eskiden saz ustalarının ağaç kütüğünü oyarak bir sazı bir yılda bitirdiğini fakat şimdilerde makinelerle kısa sürede yapıldığını ve bu nedenle saza olan rağbetin azaldığını üzülerek söylüyor.

    “KENDİMİ SON NESİL OLARAK GÖRÜYORUM”

    Artık eskisi gibi çırakların yetişmediğine, herkesin masa başı işlere kaydığına dikkat çeken Akdemir, “Ben son nesil olarak görüyorum kendimi. Saz yapımcılarına bakarken çoğu yaş almış kişiler genç kuşak olarak sadece ben varım” diyor.

    Akdemir, saz yapımını öğrenmek isteyen herkese kapısının açık olduğunu ve kendi sazını, gitarını yapmak isteyenlerin de atölyesini kullanabileceğini dile getiriyor.

    İsmet SEFER/Suay ABAK
    İSTANBUL