Etiket: sdg

  • ‘IŞİD’e karşı mücadele yürüten Kürtlerdi; ‘cihadistlerle işbirliği yapıyorsunuz’ demek haksızlık olur!’-VİDEO

    ‘IŞİD’e karşı mücadele yürüten Kürtlerdi; ‘cihadistlerle işbirliği yapıyorsunuz’ demek haksızlık olur!’-VİDEO

    PİRHA – HDK Eş Sözcüsü Ali Kenanoğlu, HTŞ ile SDG arasında yapılan anlaşmayı yorumladı. Kenanoğlu, “SDG teslim oldu, kaybetti” değerlendirmesinin yanlış olduğunu vurgulayarak “IŞİD’e karşı mücadele yürüten Kürtlerdi; ‘cihadistlerle işbirliği yapıyorsunuz’ demek haksızlık olur! Yapılması gereken şudur: savaşı durdurmak, barış ortamını sağlamak, insanların ölmesini engellemek, ama bunun karşısında da Suriye’de demokratik mücadeleyi büyütmek. İşte burada SDG, Kürtler, Aleviler, Hristiyanlar, seküler Sünniler birlikte hareket etme koşulunu oluşturması gerekiyor” dedi.

    Kuzey ve Doğu Suriye özerk yönetiminin savunması için 2011 yılından günümüze dek en az 22 bin kişi yaşamını yitirdi, 30 binden fazla kişi de yaralandı. Uzun yıllar süren çatışmalar ardından Rojava bölgesi adeta kuşatılarak teslimiyet dayatıldı. Dünya genelinde Rojava’ya destek eylemleri akabinde Suriye Demokratik Güçleri (SDG) ile HTŞ arasında 30 Ocak anlaşması imzalandı.

    Geçici Şam Hükümeti’ne bağlı bir heyet, 2 Şubat’ta ilk kez Hesekê’ye giderek yerel yöneticilerle bir araya geldi.

    SDG ile Geçici Şam Hükümeti arasında imzalanan mutabakat metni Alevi toplumu nezdinde nasıl okundu, Halkların Demokratik Kongresi (HDK) Eş Sözcüsü Ali Kenanoğlu ile konuştuk.

    “BİZ BURADAN AHKAM KESEMEYİZ”

    Ali Kenanoğlu, değerlendirmesine “Suriye halklarının geleceğini, Suriye halklarının kendisi belirlemeli” sözleriyle başladı. Suriye’nin demokratik bir zeminde, özgürlükçü bir anayasayla yönetilmesi gerektiğini belirten Kenanoğlu, “Suriye’de İsrail’in çıkarlarının önceliğe alınan bir dizayn politikası söz konusu” dedi.

    Bütün uluslararası güçlerin, HTŞ’nin Suriye’yi yönetmesinden yana olduğunu söyleyen Ali Kenanoğlu, gelinen süreci şu cümlelerle değerlendirdi:

    “HTŞ’nin, İsrail’e yönelik en ufak bir sözü yok. Zaten Suriye’nin bütün altyapısını, silah depolarını, askeri tesisleri bombaladı. Diğer taraftan Golan tepelerini de aldı. Çünkü HTŞ de bir mutabakatla oraya geldi. Aslında emperyalistler, Ortadoğu’da demokratik bir yönetim sisteminin oluşmasını istemiyor. Yani kendilerinin piyonu olabilecek bir yönetim anlayışı istiyorlar. Bunu da kabul ettiği için HTŞ’yi getirip oraya oturttular.

    Bir diğer tarafta da Dürziler var ve haklı bir çıkış yapıyorlar. Bu yönetim anlayışına teslim olmayacaklarını ifade ederek kendi özerkliklerini talep ediyorlar. Bu doğru bir taleptir. Diğer taraf taraftan Alevilere yönelik katliamlar sürüyor. Aleviler daha yeni Şeyh Gazal önderliğinde toparlanıp özerklik istemeye başladılar. Zaten diğer taraftan da Kürtlerin bulunduğu bölgelerde bir özerk yönetim vardı.

    Fakat şunu gördük; Alevilerin katledilmesine karşı Aleviler ve kimi demokrat, yurtsever yapılar dışında bir ses yok. Tam tersine, batılı güçler, katliamı inkar eder pozisyondalar. Suriye’de SDG hakimiyetinin ortadan kaldırılması konusunda bir mutabakata varılmış durumda ve bu mutabakatın baş aktörü de Türkiye.

    Şimdi insanlar şunu diyebiliyor; ‘Bu anlaşma çerçevesinde SDG teslim oldu, kaybetti’.

    Savaşanlar ne diyor biz ona bakarız. Oturduğumuz yerden, konforlu alanlarımızdan orayla ilgili bir yorum yapma hadsizliğini etmeyiz. Çünkü savaşan, eziyeti çeken, çocuğu ölenler onlar. Dolayısıyla bu anlaşmanın doğru olup olmadığını onlar söyleyecekler. Biz buradan ahkam kesemeyiz.”

    PROTESTOLARLA TOPYEKÜN İMHANIN ÖNÜNE GEÇİLDİ!

    Ali Kenanoğlu, SDG’nin, karşısında birçok uluslararası gücün durduğunu vurgulayarak “Sahanın bir gerçekliği var” diye de ekledi. Kenanoğlu, HTŞ başta olmak üzere Türkiye’nin de SDG ile anlaşma niyetlerinin olmadığını anlatarak şunları söyledi:

    “Türkiye gibi bir ülke, sınıra yığınak yapıp açık bir şekilde ‘HTŞ zorda kalırsa biz müdahaleye hazırız’ diyor. Diğer taraftan Amerika, İsrail de böyle istiyor. ‘Bütün dünyaya SDG kafa tutsun!’ bu apaçık bir katliamdır. Türkiye ve HTŞ’nin niyeti çok belliydi. Topyekün bir imhadan yanaydılar. Türkiye kamuoyunun da beklentisi bu yöndeydi. Şimdi bu koşullarda süreci tersine çeviren, masada SDG’nin elini güçlendiren hem uluslararası hem de Ortadoğu coğrafyasındaki protestolar oldu. Türkiye’de, Avrupa’da, Amerika’da yapılan gösteriler, Kürt halkının ayağa kalkışı ve farklı coğrafyalarda yaşayan Kürtlerin ortak hareket etme duygusu, bu süreçte hem batılı güçlerin gündemine bu konuyu soktu hem de bu masanın oluşmasında ciddi bir rol oldu.”

    “İSTİYORLARDI Kİ SDG SAVAŞSIN, YOK OLACAKSA DA OLSUN”

    “Aleviler olarak bu meseleden ders çıkartmamız gerekiyor” diyen Ali Kenanoğlu, Rojava yönetimine dönük eleştirilere de değindi. ‘SDG, HTŞ ile anlaştı’ yargılamasına karşılık Kenanoğlu şu cevabı verdi:

    “Yani ne yapacaktı SDG? Türkiye’yi, Amerika’yı, İsrail’i ve bütün batılı güçleri karşısına alıp savaşacak mıydı? ‘Teslim oldular’ kavramını kullanmak kolay. Ki bunu söyleyen insanları gördüm; kimi şahsiyetler bunu yapıyor ve istiyorlardı ki SDG savaşsın, yok olacaksa da olsun!

    Bir taraftan da bu süreçte ‘Aleviler, Kürtler’ karşılaştırması çok yapılıyor. İşte ‘Kürtler zor duruma düştü, Aleviler niye yardım etmedi?’ deniliyor. Bu haksızca bir eleştiri. Aleviler ne yapacak? Aynı şekilde, Aleviler katledildiğinde ‘SDG niye izliyor?’ eleştirileri oldu. Bu da haksız bir eleştiri. Çünkü Alevi bölgesi ile SDG’nin kontrol ettiği bölge arasında Türkiye’nin kontrol ettiği güçler var.

    Aleviler olarak da şunu ifade etmemiz gerekiyor; SDG-HTŞ antlaşması, HTŞ’yi aklayan, paklayan bir yerden anlaşma değil. HTŞ’yi demokratik Suriye’ye zorlayan bir anlaşma. Suriye’de demokratik bir yapıya dönüşecek muhalefetin oluşmasıyla birlikte HTŞ diye bir yapının Suriye’de olmayacağını düşünüyorum. Dürzilerin, Alevilerin, Kürtlerin, seküler Sünni Arapların istemediği bir yerde Colani ancak İsrail’in ve Amerika’nın desteğiyle orada oturabilir. Bu da öyle çok uzun vadeli sürmez.”

    “ALEVİ KATLİAMLARINA TEPKİ CEMEVLERİNDE YAPILDI!”

    Ali Kenanoğlu, süreçle birlikte ortaya konulan toplumsal direnişin önemine de dikkat çekti. Alevi katliamları için de benzer kitlesel eylemlerin yapılması gerektiğini vurgulayan Kenanoğlu “Ancak bunun öncüsü, Alevi kurumları olmalı” diye ekledi:

    “Bugünlerde ‘Kürtlere yönelim olunca, bütün şehirler ayağa kalktı ama yıllardır Aleviler katlediliyor, kimse bu şekilde sokağa çıkmadı’ yorumları yapılıyor. Pardon da yani Aleviler sokağa çıktı mı? Bu işe öncelik vermesi gereken Aleviler değil miydi? Basın açıklamalarının hepsine katılmış birisiyim ancak Alevi katliamı ile ilgili bir yürüyüş hiç olmadı! Ama bu eleştiri yapanların hiçbirinin orada olmadığını gördük. Her davanın, mücadelenin bir sahibi vardır. Alevi katliamları söz konusuysa bu işin sahibi Alevilerdir. Diğer güçler yardımcı, destek olan güçlerdir.

    Kaldı ki Alevi katliamlarına karşı mecliste en çok konuşma yapan DEM Parti’dir. Biz de HDK olarak birçok yerde dayanışma eylemlerinde bulunduk. Alevi kurumlarını hiçbir zaman yalnız bırakmadık. Fakat şöyle bir şey var; Alevi kurumları, katliamlara yönelik protesto gösterisini cemevinin bahçesinde yapıyor! Olmaz. Kürtler ne yaptı? Kadıköy’de, Aksaray’da; yani kentin meydanlarında yaptı bunu. İşte Suruç’ta sınırda yaptı bunu. İşte Hatay’da sınırda yaptı bunu. Şimdi dolayısıyla sen bunu çıkıp sadece evinin içinde yaparsan evinin içindekiler duyar sadece.

    ‘Alevi kurumları, Alevi katliamlarına yönelik ses çıkartmadı’ demiyorum ama ses çıkartma yöntemlerini oturup Kürtlerin yapmış olduğu eylemlerle kıyaslayıp ders çıkartması gerekiyor. Bugün HTŞ’ye karşı SDG birtakım kazanımlar elde etmişse bu protestoların sonucudur. Kimsenin tutup da DEM Parti’ye ‘Alevilere sahip çıkmadınız’ diyemez, o haksızlığı yapamazlar.”

    “IŞİD’E KARŞI BUGÜNE KADAR MÜCADELE YÜRÜTEN KÜRTLERDİ!”

    “HTŞ ile masaya oturdunuz” sözleri üzerinden SDG’ye yöneltilen eleştirilerin “duygusal bir bakış açısı” olduğunu söyleyen Kenanoğlu, süreç içerisinde yaşanan kimi kritik durumlara da işaret etti:

    “Rojava’ya karşı gelenlerin içerisinde kimi Aleviler de vardı. Örneğin, bilinen bir Alevi kadın sanatçı, HTŞ lehinde açıklamalar yaptı! Kimi Alevi internet siteleri, SDG karşısındakileri destekleyen yayınlar yaptı. Hatta Alevi katliamlarına karşı HTŞ’nin açıklamalarını yayınlayan haberler yaptılar. Bu gerçekliğimizi görelim. Ben de arzu ederim ki HTŞ’nin varlığına orada son verecek geniş bir koalisyon oluşturulsun ve ortadan kaldırılsın. Ama gerçek böyle değil. Hayat, duygusallıkla yürümüyor. Tüm bunların karşısında yapılması gereken şudur: savaşı durdurmak, barış ortamını sağlamak, insanların ölmesini engellemek, ama bunun karşısında da Suriye’de demokratik mücadeleyi büyütmek. İşte burada SDG, Kürtler, Aleviler, Hristiyanlar, seküler Sünniler birlikte hareket etme koşulunu oluşturması gerekiyor. Bizler de Türkiye’de AKP yönetiminin devrilmesini istiyoruz. Ne yapalım şimdi? Silahlanıp AKP’ ile savaşalım mı? Hayır, bunu söylemiyoruz. Ne diyoruz? Türkiye’deki bütün demokrasi güçleri yan yana gelsin ve demokratik yol ve yöntemlerle demokrasiyi güçlendirelim. Memnun olmadığımız bir yönetimi devirmenin yolu silahlı mücadele değildir. Gelinen noktada artık silahlı mücadele yürüten örgütlerin dahi bu işin silahla sonuç alınamayacağını düşündüğü bir yerde bu gerçekliği görmemiz gerekiyor.

    Orada cihadist güçlerle, IŞİD artıklarıyla bugüne kadar silahlı mücadele yürüten Kürtlerdir. Bu gerçekliği görelim. Bunun karşısında SDG’ye, Kürt halkına ‘Siz cihadistlerle işbirliği yapıyorsunuz’ demek haksızlık olur.”

    “KÜRTLER, BEDEL ÖDEYEREK BU HAKKI ELDE ETTİ”

    Ali Kenanoğlu, Suriye’nin demokratikleşmesi için bundan sonra yapılması gerekenleri de sıraladı. Kürtlerle birlikte diğer muhalif toplumların, demokratik bir anayasanın oluşturulması için mücadele yürütmesi gerektiğini altını çizen Kenanoğlu, sözlerini şu cümlelerle sonlandırdı:

    “Bugüne kadar kimlikleri bile olmayan bir halk, bugün birtakım haklara sahip oldu. İşte vali atıyor, kendi güvenliğini oluşturuyor, ana dilinde eğitim hakkı tartışılıyor. Kabul edelim ki 15 sene önce Kürtlerin kimliği dahi yoktu! Oradan buraya gelmiş bir halk. Bedel ödemeden Ortadoğu coğrafyasında sana yukarıdan kimse bir şey vermiyor. Kürtler, bedel ödeyerek bu hakkı elde ettiler. Bunun geliştirilmesi için de başta Aleviler olmak üzere diğer toplumsal kesimlerle birlikte hareket etmek ve birbirlerine güç vermek durumundadırlar. Suriye’de demokratik bir anayasanın oluşturulması sağlamalıdır. Bu da HTŞ ve Colani’yle olabilecek bir şey değildir. Suriye’de demokratik bir anayasa ve halkların oyuyla seçilmiş bir hükümet olmadan da ‘Şam hükümeti ya da Şam Devlet Başkanı Colani’ demem.”

    Eren GÜVEN/İSTANBUL

  • DEM Parti: Rojava’nın iradesi bizim için esastır!

    DEM Parti: Rojava’nın iradesi bizim için esastır!

    PİRHA- DEM Parti Eş Genel Başkanları Tülay Hatimoğulları ve Tuncer Bakırhan, Şam ile SDG arasındaki anlaşmayı ‘memnuniyet verici’ bularak, “Rojava’nın iradesi bizim için esastır. Bize düşen, aldıkları kararları desteklemektir” dedi.

    Suriye Demokratik Güçleri (SDG), bugün resmi bir açıklama yayımlayarak Şam yönetimi ile kapsamlı bir ateşkes ve entegrasyon anlaşmasına varıldığını duyurdu. Yazılı bir açıklama yapan DEM Parti EŞ Genel Başkanları Tülay Hatimoğulları ve Tuncer Bakırhan, anlaşmayı desteklediklerini ifade etti.

    Açıklamada şunlar ifade edildi:

    “Suriye’de Şam Yönetimi ve SDG arasında bir anlaşma sağlanmasını memnuniyet verici bulduğumuzu özellikle belirtiyoruz. Anlaşmanın sağlanması için çaba gösteren ülkelere, kurumlara, şahsiyetlere, halklara teşekkür ediyoruz. İlk günden itibaren tüm dünyada duyarlılık gösteren, sokaklara çıkan insanların direnişini selamlıyoruz.

    Bu sürecin başarıya ulaşması için DEM Parti olarak kararlı dayanışmamızı sürdüreceğimizi ifade ediyoruz.

    Rojava’nın iradesi bizim için esastır. Bize düşen, aldıkları kararları desteklemektir. Onların müzakere eğilimini ve masadaki duruşlarını kutluyoruz. Sorunların müzakere ve diyalogla çözüleceğini hep vurguladık, bugün de aynı yerde duruyoruz.”

    (HABER MERKEZİ)

  • Suriye Hükümeti ile SDG arasında kapsamlı anlaşma sağlandı!

    Suriye Hükümeti ile SDG arasında kapsamlı anlaşma sağlandı!

    PİRHA- Suriye Demokratik Güçleri (SDG), bugün resmi bir açıklama yayımlayarak Şam yönetimi ile kapsamlı bir ateşkes ve entegrasyon anlaşmasına varıldığını duyurdu. SDG Eşbaşkanı İlham Ahmed, taraflar arasında sağlanan mutabakatın sadece çatışmaları durdurmayı değil, aynı zamanda askeri ve idari yapıları kademeli olarak Suriye devlet yapısı içine entegre etmeyi hedeflediğini ifade etti. 

    SDG’nin resmî metninde, “Suriye hükümeti ile Demokratik Suriye Güçleri arasında kapsamlı bir ateşkes sağlandı” denildi. Açıklamada, anlaşmanın aşağıdaki unsurları içerdiği belirtildi:

    • Mevcut askeri güçlerin temas noktalarından çekilmesi,

    • Suriye İçişleri Bakanlığı’na bağlı güvenlik güçlerinin Haseke ve Qamışlo şehir merkezlerine konuşlanması,

    • SDG ve hükümet güvenlik birimlerinin entegrasyon sürecinin başlaması,

    • SDG bünyesinden üç tugayı kapsayan yeni bir askeri tümen oluşturulması,

    • Kobani’de faaliyet gösteren güçlerin Halep vilayetine bağlı bir tümen içinde yer alacak şekilde yapılandırılması.

    Ayrıca SDG açıklamasında, özerk yönetim kurumlarının devlet kurumlarına dahil edilmesi ve iş gücünün korunması ile birlikte Kürt halkının medeni ve eğitim haklarının güvence altına alınması gibi siyasi boyutlara da yer verildi.

    Bu açıklamanın ardından dünya basını süreci şöyle yorumladı,

    Reuters, Suriye hükümeti ile SDG arasında varılan anlaşmayı “geniş kapsamlı ateşkes ve kademeli entegrasyon planı” olarak duyurdu. Anlaşmanın, kuzeyde yıllarca süren gerilimi azaltma ve taraflar arasında yeni bir siyasi sürecin başlangıcını temsil ettiği vurgulandı. Reuters’a göre hükümet güçlerinin SDG kontrolündeki milletvekili merkezi kentlere girerek güvenlik altyapısını yeniden düzenlemesi planlanıyor.

    AP News,  anlaşmanın “ateşkesin istikrarını sağlamayı ve entegrasyon adımlarını somutlaştırmayı” amaçladığını yazdı. AP’ye göre, yerel kurumların devlet yapısına entegrasyonu ve yerinden edilenlerin geri dönüşünün güvence altına alınması bu mutabakatın merkezi unsurları arasında yer alıyor.

    The National ise anlaşmanın askeri ve idari bütünleşmeyi hedeflediğini bildirirken, üç SDG tugayından oluşacak yeni askeri tümenin ve Kobani gücüne bağlı ek tugayın kuruluşunun taraflar arasında uzlaşıldığını aktardı.

    Dünya medyasında bu mutabakatın, Suriye’de uzun süren çatışma ve diplomasi çıkmazı sonrası büyük bir adım olarak değerlendirildiği görülüyor. Uluslararası basın, uzlaşı metnini “çatışmaları yatıştırmaya ve barışı sağlamlaştırmaya dönük önemli bir diplomatik ilerleme” olarak nitelendiriyor.

    NE ANLAMA GELİYOR?

    Bu mutabakat, Suriye ordusunun Ocak ayı boyunca kuzey ve doğusunda önemli ilerleme kaydetmesinin ardından geldi. Suriye hükümeti güçlerinin stratejik noktalarda denetimi artırması ve SDG’nin kontrol alanının daralması, tarafları yeni bir uzlaşı arayışına itti. Daha önce 24 Ocak’ta geçici ateşkes süresi 15 gün uzatılmış, ancak son anda yeniden müzakere ihtiyacı doğmuştu; bu uzlaşma bugün varılan kapsamlı anlaşmanın temel koşulunu oluşturdu.

    Uzlaşma, Suriye’nin kuzeydoğusundaki siyasi ve güvenlik mimarisini yeniden şekillendirme potansiyeli taşıyor. Taraflar arasındaki güvenlik ve idari entegrasyon, barış ve istikrarın tesis edilmesi için diplomasi alanında uzun süredir beklenen bir kırılma olarak görülüyor. Uluslararası kamuoyu bu gelişmeyi, Suriye’nin parçalanmış yapısını birleştirmeye dönük önemli bir adım olarak değerlendiriyor.

    HABER MERKEZİ

  • Kuzey Doğu Suriye’de bir taraftan çatışma, diğer tarafta diplomasi sürüyor!

    Kuzey Doğu Suriye’de bir taraftan çatışma, diğer tarafta diplomasi sürüyor!

    PİRHA-HTŞ’ye bağlı grupların Kuzey ve Doğu Suriye’ye dönük saldırıları ateşkese rağmen sürüyor. Türkiye, Federal Kürdistan Bölgesi ve Avrupa’da onbinlerce yurttaş sokağa çıkarak, saldırıları protesto etti.

    Son gelen bilgilere göre SDG, binlerce DAİŞ’linin bulunduğu Rakka’daki Eqtan Cezaevi’nden çekildiğini duyurdu. Ayrıca HTŞ’ye bağlı grupların, Kobani’nin kuzeydoğu kırsalındaki Kork köyünden olan 5 kişilik Kürt bir aileyi Rakka kentinden çıkmaya çalıştıkları sırada katlettiği bildirildi.

    DİPLOMATİK GİRİŞİMLER SÜRÜYOR!

    Bölgede ateşkese rağmen çatışmalar sürerken, diplomatik görüşmeler de devam ediyor. Dün (22 Ocak) Suriye Demokratik Güçleri (QSD) Genel Komutanı Mazlûm Ebdî ile Kuzey ve Doğu Suriye Dış İişkiler Dairesi Eşbaşkanı Îlham Ehmed, Hewlêr’de Federe Kürdistan Bölgesi Başkanı Neçirvan Barzani ve ABD Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack ile Suriye’deki gelişmelere dair bir görüşme gerçekleştirdiklerini duyurdu. Ebdî, yine dün akşam saatlerinde Fransa Cumhurbaşkanı Macron’dan bir telefon aldıklarını söyledi.

    Suriye Demokratik Güçleri (QSD) Genel Komutanı Mazlum Ebdî, Franca Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ile telefonla görüştüğünü duyurdu. Ebdî, “Kendisi, Suriye’de ateşkesin sağlanması ve diyalog ile müzakere yoluna geri dönülmesi için çalışan tarafların ve bizim yaptığımız çabalara desteğini ifade etti. Amaç, tüm bölgenin genel çıkarlarına hizmet eden kalıcı bir çözüme ulaşmaktır. Görüşmede ayrıca, biz ve Suriye hükümeti arasında daha önce varılan anlaşmaların yakın zamanda uygulanması ve çeşitli grupların haklarının korunması gerekliliği konularına da değinildi” diye konuştu.

    Ebdî, Federe Kürdistan Bölgesi’nde de ABD Büyükelçisi ve Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack ve ABD Merkez Komutanlığı Komutanı Amiral Brad Cooper ile de görüşme gerçekleştirdiklerini belirtti. Ebdî, görüşmeye dair, “Irak Kürdistan Bölgesi’nde ABD Büyükelçisi Tom Barrack ve ABD Merkez Komutanlığı Komutanı Amiral Brad Cooper ile yapıcı ve verimli bir görüşme gerçekleştirdik. Amerika Birleşik Devletleri’nin desteği ve ABD Başkanı Trump’ın ateşkes sürecine yönelik politikası, Büyükelçi Barak’ın bizimle Suriye hükümeti arasında diyaloğa ve müzakerelere geri dönme çabalarına ek olarak, bizim için ciddi, önemli ve memnuniyet vericidir. Mevcut ateşkesi sürdürmek ve gerçek bir entegrasyon sağlamak için tüm imkanlarımızı kullanarak ve ciddiyetle çalışacağız” ifadelerini kullandı.

    DÜNYAYA YANSIMASI!

    Avrupa’nın birçok kentinde HTŞ-DAİŞ’in Kuzey ve Doğu Suriye’ye dönük saldırıları protesto edilmeye devam ediyor. Avrupa’Nın bir çok merkezinde sokağa çıkan onbinler, saldırıları kınayarak, uluslararası güçlerin tutumunu protesto etti.

    BM Güvenlik Konseyi Rojava’ya dönük saldırılar gündemiyle toplandı. BM Ortadoğu, Asya ve Pasifik’ten Sorumlu Genel Sekreter Yardımcısı Mohamed Khaled Khlari Hesekê ve Kobanê’de endişe verici bir insani kriz yaşandığını belirtti.

    ABD’nin eski Suriye Özel Temsilcisi Brett McGurk, Rojava’ya yönelik saldırılara ilişkin sanal medya hesabından açıklama yaptı. Kuzey ve Doğu Suriye’deki durumun son derece endişe verici olduğunu belirten McGurk, “Ateşkesin sürdürülmesi şart. Herhangi bir güvenlik açığı, özellikle IŞİD’in gözaltı merkezlerinde, uluslararası sonuçlar doğurma riski taşıyor. Irak ve Suriye genelindeki Kürtler sadık ortaklardır ve öyle muamele görmelidirler. Onlar sayesinde dünya çok daha güvenli” ifadelerini kullandı.

    İsrail’in Almanya Büyükelçisi Ron Prosor, “Suriye’nin Kürt bölgelerinden bize ulaşan görüntüler insanın kanını donduruyor. Avrupa’dan gelen sessizlik ise kulakları sağır ediyor” dedi.

    (HABER MERKEZİ)

  • Musa Özuğurlu: SDG’nin kaybı Aleviler için yeni katliamların önünü açar- VİDEO

    Musa Özuğurlu: SDG’nin kaybı Aleviler için yeni katliamların önünü açar- VİDEO

    PİRHA- Gazeteci Musa Özuğurlu, SDG’nin olası bir yenilgisinin, başta Aleviler olmak üzere laik ve çok kimlikli kesimler açısından ağır sonuçlar doğuracağını vurgulayarak, “SDG’nin kaybı, Alevileri tamamen yalnız bırakacak ve Suriye’de yeni katliamların önünün açıldığı bir sürece girilecek” dedi.

    Suriye’de Esad sonrası şekillenen yeni güç dengelerini PİRHA’ya değerlendiren gazeteci Musa Özuğurlu, HTŞ’nin iktidara gelmesiyle birlikte ülkede çok kimlikli ve laik kesimlerin ağır bir kuşatma altına alındığını söyledi.

    SDG’nin hedef alınmasının yalnızca Kürtler açısından değil, Aleviler ve Dürziler açısından da hayati sonuçlar doğuracağını vurgulayan Özuğurlu, SDG’nin olası bir yenilgisinin Alevileri tamamen savunmasız bırakacağını belirterek, bunun Suriye’de yeni katliamların önünü açacak bir sürecin başlangıcı olacağına dikkat çekti.

    “ALEVİLERE DÖNÜK SİSTEMATİK BİR İNTİKAM SÜRECİ BAŞLATILDI”

    Gazeteci Musa Özuğurlu, Beşar Esad’ın devrilmesinin ardından Suriye’de uluslararası güçlerin tercih ettiği aktörün Ahmet El Şara olduğunu belirterek, bunun ülke açısından yeni bir felaket sürecini başlattığını söyledi. HTŞ’nin ideolojik kökeninin El Nusra’ya dayandığını hatırlatan Özuğurlu, bu yapının tekfirci bir anlayışla hareket ettiğini vurguladı ve bu anlayışın yalnızca Alevileri değil, kendisi gibi düşünmeyen tüm kesimleri hedef aldığını ifade etti.

    Esad’ın devrilmesinin ardından Alevilerin silahlarını teslim ederek yeni yönetime koşullu bir kabulleniş gösterdiğini hatırlatan Özuğurlu, buna rağmen Alevilere yönelik sistematik bir intikam sürecinin başlatıldığını kaydetti. Lazkiye, Tartus, Ceble, Banyas ve Hama kırsalında yaşananlara dikkat çeken Özuğurlu, “Bir yıldır Alevi bölgelerinde katliamlar yaşanıyor. İnsanlar infaz ediliyor, kadınlar kaçırılıyor, köleleştiriliyor. Alevi memurlar işlerinden ediliyor, emekliler maaşlarını alamıyor, evler ve mülkler zorla gasp ediliyor. Bugün Aleviler tamamen örgütsüz ve silahsız durumda, adeta çırılçıplak bekliyorlar” dedi.

    “SDG’NİN KAYBI ALEVİLER İÇİN MUTLAK YALNIZLIKTIR”

    Kürtlerin Suriye’de elde ettiği kazanımların hedef alındığını vurgulayan Musa Özuğurlu, Ankara ve Şam arasında SDG’ye karşı zımni bir ortaklık oluştuğunu söyledi. Bu sürecin uluslararası güçlerin pozisyon değişikliğiyle hız kazandığını belirterek, “ABD, Fransa ve İngiltere gibi aktörlerin daha önce Esad karşıtlığı üzerinden farklı kesimlerle ittifak kurmuştu. Bugün gelinen noktada Batı açısından yeni müttefik HTŞ oldu. İsrail de bölgesel dizayn çerçevesinde bu yönetimle uyumlu hareket ediyor. Bu tablo, HTŞ dışındaki tüm kesimler için felaket anlamına geliyor” diye konuştu.

    Özuğurlu, SDG’nin Ortadoğu’daki en güçlü laik ve demokratik dinamiklerden biri olduğunu vurgulayarak, bu yapının tasfiye edilmesinin zincirleme sonuçlar doğuracağını söyledi. SDG’nin varlığının Aleviler açısından yalnızca askeri değil, moral ve siyasal bir denge yarattığını belirten Özuğurlu, şu değerlendirmede bulundu:

    “Ortadoğu’ya baktığımızda laik dinamikler açısından en önemli güçlerden biri SDG’ydi; bu aynı zamanda Kürt toplumu demekti. Aleviler ve Dürziler de benzer şekilde laik yaşam tarzlarıyla bu hattın parçasıydı. Bu kesimlerin ortak özelliği, HTŞ’nin ideolojisi ve yaşam tarzıyla uyuşmamalarıydı.

    Burada aydınlık ile karanlığın mücadelesinden söz ediyoruz ve bu mücadelede laik kesimlerin en güçlü, en örgütlü ve uluslararası alanda kabul gören yapısı SDG’ydi. SDG’nin yok edilmesi, Ortadoğu’da laiklik, demokrasi ve toplumsal çeşitlilik adına çok önemli bir kalenin kaybedilmesi anlamına gelir. Böyle bir durumda HTŞ’nin Alevilere daha güçlü biçimde yönelmesi kaçınılmaz olacak. Çünkü bugüne kadar HTŞ’yi sınırlayan en önemli dinamiklerden biri SDG ve Rojava’nın varlığıydı. Bu nedenle Alevilere yüzde yüz yüklenemiyorlardı; buna rağmen çok ağır katliamlar yaşandı.
    Eğer SDG son direnişinde başarılı olamazsa, bu yalnızca Suriye için değil; Türkiye için, Kürtler için ve Aleviler için de çok büyük bir kayıp olacak. Aleviler açısından SDG, mücadele eden bir örnekti. Kendilerine yönelik katliamlar karşısında en azından örgütlenme, ses çıkarma ve direnme fikrini canlı tutuyordu. SDG’nin aleyhine sonuçlanacak bir tablo, Alevileri tamamen yalnız bırakacak. Aleviler bugün hiçbir şekilde örgütlü değil, silahları yok ve kendilerine yönelik saldırılara karşı koyabilecek durumda değiller. Aleviler, Kürtler, Dürziler açısından bakıldığında, Suriye’de yeni katliamların önünün açıldığı bir sürece girileceğini söyleyebiliriz.”

    Özuğurlu, benzer bir tehditin Dürziler için de geçerli olduğunu belirterek, HTŞ’nin nihai hedefinin kendisine biat etmeyen tüm toplumsal kesimler olduğunu ifade etti.

    TÜRKİYE İÇİN DE CİDDİ BİR TEHLİKE

    Yaşananların Türkiye açısından da ciddi sonuçlar doğuracağının altını çizen Özuğurlu, SDG’nin yenilgisini “zafer” olarak gören anlayışların büyük bir yanılgı içinde olduğunu vurgulayarak, “Bu durum tarihsel olarak aydınlık ile karanlığın mücadelesi bağlamında değerlendirildiğinde, Türkiye açısından da son derece olumsuz bir tablo. SDG’nin yok edilmesini bir zafer olarak görenler var ancak bu gerçek bir zafer değil. Çünkü sınırlarımızda HTŞ’nin tekfirci anlayışının kök salması anlamına geliyor ve bunun Türkiye’ye sirayet etmemesi mümkün değil. Son dönemde yaşanan olaylar ve operasyonlar bunun işaretlerini veriyor. Laik dinamiklerin her yenilgisi, bu yapıların daha da güçlenmesine yol açmakta ve Türkiye açısından riski büyütmektedir” sözlerini kullandı.

    Fatoş SARIKAYA/ MERSİN

  • Suriye Demokratik Güçleri’nden HTŞ ile yapılan ateşkese dair açıklama!

    Suriye Demokratik Güçleri’nden HTŞ ile yapılan ateşkese dair açıklama!

    PİRHA – Suriye Demokratik Güçleri (QSD) Genel Komutanlığı, HTŞ ile ateşkes anlaşması yapıldığını açıkladı.

    Suriye Demokratik Güçleri (QSD) Genel Komutanlığı, HTŞ ile ateşkes anlaşmasına dair açıklama yayımladı.

    QSD tarafından yapılan açıklamada, gerginliği düşürmek adına Şam yönetimiyle sağlanan uzlaşıya uyulacağı vurgulandı.

    QSD Genel Komutanlığı tarafından yapılan açıklamada şu ifadelere yer verildi:

    “Şam hükümeti ile üzerinde anlaşılan ateşkes kararına güçlerimizin tam bağlılığını ilan ediyoruz. Güçlerimize yönelik herhangi bir saldırı gerçekleşmediği sürece, tarafımızdan hiçbir askeri eylemin başlatılmayacağını teyit ediyoruz.

    Siyasi yollara, müzakereci çözümlere ve diyaloğa açık olduğumuzu; istikrarı hizmet etmek adına 18 Ocak anlaşmasının uygulanması noktasında ileriye dönük adımlar atmaya hazır olduğumuzu vurguluyoruz.”

    (HABER MERKEZİ)

  • Kuzey ve Doğu Suriye’ye yönelik saldırılar sürüyor, halk “seferberlik” halinde!

    Kuzey ve Doğu Suriye’ye yönelik saldırılar sürüyor, halk “seferberlik” halinde!

    PİRHA- HTŞ’nin Kuzey ve Doğu Suriye’ye yönelik saldırıları sürerken, SDG saldırılara karşılık veriyor. Uluslararası güçler çatışmaları seyrederken, Özerk Yönetim’in “seferberlik” çağrısına Federal Kürdistan Bölgesi’nden destek geldi. Türkiye’de Kürt halkı bir çok yerde sokağa çıkarak, SDG’ye destek verdiklerini açıkladı. 

    HTŞ’nin DAİŞ’le birlikte Kuzey ve Doğu Suriye’ye yönelik başlattığı saldırı sürüyor. Saldırılara karşılık veren Suriye Demokratik Güçler (SDG) güçleri saldırıları geri püskürtürken, şiddetli çatışmalar devam ediyor.

    SADDAM HÜSEYİN’İN RUHU DEVREDE!

    Suriye Vakıflar Bakanlığı, SDG’ye yönelik askeri harekatı “Fetih” olarak nitelendiren bir genelge yayımladı. Irak’ta Saddam Hüseyin yönetimi döneminde Kürtlere yönelik katliamları çağrıştıran “Enfal” suresinden ayetle başlayan genelgede, camilerde “zafer ve fetih” kutlamaları yapılması istendi.

    SDG Basın Sözcüsü Ferhad Şami, HTŞ yanlısı medyanın yaydığı “Hasekê’ye 500 metre kaldık” haberlerini yalanlayarak, Şam güçlerinin şehre en az 40 kilometre mesafede olduğunu belirtti.  SDG Genel Komutanı Mazlum Ebdî’nin Şam ziyaretine dair de konuşan Şami, görüşmenin başarısızlıkla sonuçlandığını doğruladı. Şami, “Genel Komutanımız Mazlum Ebdî, Suriye’nin birliği ve barışçıl çözüm için Şam’a gitti ancak Şam yönetimi diyalog yerine ‘teslimiyet’ dayattığını ifade etti.

    Haseke ve Kobani çevresindeki saldırıların püskürtüldüğünü ifade eden Şami, “Hükümet grupları şehre beş farklı koldan (El-Hol, Şeddadi, Irak sınırı/Daşişa, Abyat ve Til Temir) saldırmayı planlıyor. Ancak Tel Temir halen kontrolümüzdedir. Haseke içindeki uyuyan hücrelerin Neşva ve Guveyran’daki hareketliliğini kontrol altına aldık” dedi. Suriye Arap Ordusu ve HTŞ destekli grupların Kobanê’ye yöneldiğini belirten Şami, “Güneydeki Serrin ve doğudaki Çelebi hattında yoğun saldırılar var. Kobanê yolu kesilmiş durumda ve şehir fiilen kuşatma altında. Ancak savaşçılarımızın direnişiyle tüm saldırılar boşa çıkarıldı. Türkiye’ye ait keşif uçakları saldırganlara destek veriyor” bilgilerini paylaştı.

    Kuzey ve Doğu Suriye Özerk Yönetimi’nin genel seferberlik çağrısından sonra birçok merkezde halk sokaklara döküldü. Federe Kürdistan Bölgesi’nin birçok alanlara çıkan halk SDG’nin direnişine ve seferberlik çağrılarına destek verdi. Türkiye’de Kürt halkı bir çok yerde sokağa çıkarak, SDG’ye destek verdiklerini açıkladı.

    ULUSLARARASI GÜÇLER MÜDAHİL OLMUYOR!

    Suriye Geçiş Hükümeti Cumhurbaşkanı Ahmed El Şara ile ABD Başkanı Donald Trump görüştü. Şara ve Trump arasında gerçekleşen telefon görüşmesinde Suriye’deki gelişmeler ele alındı.

    Kuzey ve Doğu Suriye’de devam eden saldırılara ilişkin açıklama yapan Avrupa Komisyonu Başkan Yardımcısı Kaja Kallas, “Tüm askeri faaliyetler derhal durdurulmalı” dedi.

    Kaja Kallas, açıklamasında şu ifadelere yer verdi:

    “Tüm askeri faaliyetler derhal durdurulmalı, gerilimi azaltmaya yönelik taahhütlere tam olarak uyulmalı ve siviller korunmalıdır. AB’nin hedefi, Suriye’de gerçek anlamda kapsayıcı bir siyasi geçiş sürecidir. Bunun gerçekleşmesi için, askeri, güvenlik ve sivil kurumların birleşik devlet yapılarına entegrasyonu ve siyasi ve yerel katılımı hayati önem taşımaktadır. Kürt haklarının tam olarak korunması çok önemlidir. Suriye’nin Küresel Koalisyon çerçevesinde terörle mücadeleye yönelik yenilenen taahhüdü, IŞİD’in yeniden ortaya çıkmasına karşı koymak için önemlidir.”

    ABD Senatörü Lindsey Graham, DAİŞ’lilerin  cezaevlerinden kaçmaları durumunda kıyamet kopacağı uyarısında bulunarak, ABD’ye “Hapishaneleri savun” çağrısı yaptı.

    Dünya basını da saldırıları, HTŞ’nin binlerce DAİŞ’linin tutulduğu Şadadê Cezaevi’ndeki tutukluları serbest bırakmasını gündemine alarak, durumu “tehlikeli” olarak nitelendirdi.

    (HABER MERKEZİ)

     

  • Kemal Çiçek: Suriye’de yaşanan katliamların sebebi uluslararası güçlerin çıkarları!-VİDEO

    Kemal Çiçek: Suriye’de yaşanan katliamların sebebi uluslararası güçlerin çıkarları!-VİDEO

    PİRHA- Bu coğrafyada herkes her şeyin sahibi olabilir ama Kürtler ne Irak’ta ne Suriye’de ne İran’da ne de Türkiye’de hiçbir şeyin sahibi olamazlar yaklaşımın hâkim olduğunu belirten Konyaaltı Alevi Bektaşi Kültürü Cemevi Derneği Şube Sekreteri Kemal Çiçek, “Bir taraftan İmralı üzerinden barış görüşmeleri yapılırken diğer taraftan Suriye’de Kürtlere yönelik saldırılar yapılıyorsa bunun barışla ilgili yapılan tüm çalışmaları boşa çıkarma hamlelerinden başka bir şey değildir” dedi.

    Suriye Geçici Hükümeti’ne bağlı paramiliter grupların Halep kentindeki Kürt ve Süryani mahallelerine dönük saldırılarında yüzlerce yurttaş katledildi. Ailelerinden koparılıp gözaltına alınan yüzlerce gençten ise haber alınamıyor.

    Kürtlere yönelik saldırılarıyla ilgili olarak Konyaaltı Alevi Bektaşi Kültürü Cemevi Derneği Şube Sekreteri Kemal Çiçek, PİRHA’ya açıklamada bulundu

    “SURİYE’DE YAŞANAN TÜM  KATLİAMLARIN SEBEBİ ULUSLARARASI GÜÇLERİN ÇIKARLARI”

    Suriye’deki tüm yaşananların önceden hazırlanmış uluslararası bir plan dolduğunu belirten Çiçek, “Bugünkü cihatçı olan örgütün başı olan kişi Şam’da iktidara oturtuldu. Suriye’de yaşanan diğer haklar açısından zaten iyimser bir durum yoktu, olamazdı da. Çünkü bunların yaptığı katliamlar, soykırımlar, mala mülke çökmeler, bunlar hep zaten yaşanıyordu ama bu yaşanan süreçte de devam edeceğin işaretleri de vardı. Özellikle, Dürzülerin, Kürtlerin ya da Alevilerin büyük bir beklentileri yoktu” şeklinde ifade etti.

    “ALEVİLER VE DÜRZİLER KÜRTLER GİBİ ÖRGÜTLÜ OLMADIKLARI İÇİN SOYKIRIMA UĞRUYORLAR”

    Alevilerin kendi bölgelerinde örgütlü olmadıklarını vurgulayan Çiçek, “Aleviler örgütlü olmadığı için sahil bölgesi Lazkiye, Tartus, Hama bölgesinde geçen yıl bir soykırıma uğradılar. Çünkü rejim değiştikten sonra elinde kendilerini koruyabilecek ne bir silah nede bir malzeme vardı olanları da teslim ettiler. Ona rağmen bu katliamdan kurtulamadılar ve on binlerce insanı soykırımdan geçirdiler. Hala da o soykırım devam ediyor” diyerek yaşanacak katliamlara dikkat çekti.

    Kemal Çiçek, gelinen süreçte yaşanan baskıya ve katliamlara dayanamayan Alevilerin sokağa çıkma cesareti gösterdiklerinin altını çizerek, Suriye’de yaşayan Aleviler açısından bu karşı çıkışın önemli olduğunu söyledi.

    “ULUSLARARSI GÜÇLER KÜRTLERİN STATÜ SAHİBİ OLMASINI İSTEMİYORLAR”

    Halep’te yaşanan saldırılara dikkat çeken Çiçek, bu saldırıların Türkiye’de yayın yapan medya tarafından ele alınış biçimini değerlendirdi.

    Türkiye’de medyaya bakıldığın da sözde muhalif medya diye bilinen Halk ve Sözcü TV’nin de ana akım medya ile aynı haberleri yapmakta olduğunu özellikler vurgulayan Çiçek, Kürtlere karşı birlik olumuş ve aynı cephede görev yaptıklarını belirtti.

    Bu coğrafyada herkes her şeyin sahibi olabilir ama “Kürtler ne Irak’ta, ne Türkiye’de, ne Suriye’de, ne de İran’da hiçbir şeyin sahibi olamazlar” yaklaşımın hâkim olduğunun altını çizen Çiçek, “Tüm çalışmalar bunun üzerine. Şimdi bir taraftan İmralı üzerinden barış görüşmeleri yapılıyor. Sonuçta baktığımızda barışla ilgili yapılan tüm bu çalışmaların bence geçersiz oldu” dedi.

    Yapılması gerekenin Suriye’de Kürtlerin, Alevilerin, Dürzilerin, laik ve liberal Arapların birlikte hareket ederek aslında Şam üzerinde ve uluslararası düzeyde bir baskı oluşturması gerektiğine işaret eden Çiçek, “Bu yapılırsa bugün bu saldırılar son bulabilir. İşte tam saldırıların yapıldığı dönemde Avrupa Birliği’nde heyetin Şam’ı ziyaret ettiği çok açık net görüyor ki burada hangi anlaşmalar yapıldı. Hangi tavizler koparıldı?” diye sordu.

    “KAZANAN İSRAİL OLDU”

    Bu toplantılarda ne yaşandığının çok bilinmediğini belirten Konyaaltı Alevi Bektaşi Kültürü Cemevi Derneği Şube Sekreteri Kemal Çiçek, konuşmasının devamında şunları belirtti:

    “Görünen o ki bir şeylerin karşılığında Halep operasyonuna müsaade edildiği ve aynı zamanda işte Suriye ile İsrail arasında bazı anlaşmaların yapıldığıdır. Kamuoyuna yansıdı bunlar. Aslında Suriye’nin denetimi bugün İsrail’in denetiminde olacağı çok açık ve net olarak görülüyor.

    Askeri anlamda neyin yapılacağı, tarımda, ekonomide hangi kararları vereceğini İsrail’in belirleyeceği çok açık gözükmektedir. Türkiye yıllardır İsrail düşmanlığı üzerinden Suriye’de ciddi anlamda selefi örgütleri destekledi, büyüttü. Sonuçta kazanan bence İsrail oldu. İsrail bir fiil savaşın içine girmeden tüm kazanımları elde etti. Bize ise ülkemize gelen göçmenlerin ekonomik yükü kaldı.”

    Cebrail ARSLAN/ANTALYA

     

  • Ali Kenanoğlu, Aleviler için 2025 yılının en önemli gelişmelerini özetledi!-VİDEO

    Ali Kenanoğlu, Aleviler için 2025 yılının en önemli gelişmelerini özetledi!-VİDEO

    PİRHA – HDK Eş Sözcüsü Ali Kenanoğlu, Alevilerin penceresinden 2025 yılındaki gelişmeleri değerlendirdi. Barış sürecine dair Alevi kurumlarının eksik kaldığını söyleyen Kenanoğlu, “Kurumlar, sürecin doğru evrilmesi konusunda toplumu bilgilendirme toplantılarına öncülük edebilirlerdi” dedi. Kenanoğlu, 2025 yılının en önemli gelişmesinin ise Alevi Temsilciler Meclisi kurma kararı olduğunu belirtti.

    2025 yılı, önceki yıllar gibi hukukun çokça tartışıldığı, adalet talebinin sık sık dillendirildiği bir yıl oldu. Kayyumlar, yolsuzluklar, işçi ve kadın cinayetlerinin yanı sıra kimlikler üzerindeki baskı ve asimilasyon politikaları da yine çokça gündem olan başlıklar arasında yer aldı. Bu tablo içinde Alevi toplumu nezdinde yaşanan gelişmeleri Alevi Bektaşi Federasyonu Kurucusu ve HDK Eş Sözcüsü Ali Kenanoğlu PİRHA’ya değerlendirdi.

    Kenanoğlu, değerlendirmesine Cumhuriyet tarihi boyunca Alevilere yönelik devlet yaklaşımına değinerek başladı.

    “CUMHURİYET’İN İKİNCİ YÜZYILININ EN ÖNEMLİ HAMLESİ”

    AKP iktidarıyla birlikte Alevilere yönelik çeşitli adımlar atıldığını belirten Ali Kenanoğlu, “Netice itibariyle Alevilik görünen bir yerde ve bir Alevi gerçekliği var” vurgusunu yaptı. Aleviliğin 2025 yılında hükümet ve devlet gündeminde olduğunu söyleyen Kenanoğlu, şu değerlendirmeyi yaptı:

    “Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı 2023’te kuruldu. Bununla birlikte devletin bir Alevilik gündemi de oluştu. Bu tamamladığımız yılda ise atılan ilk hamlelerden kamuoyunun tepkileri toplandı. Cemevi Başkanlığı kuruldu ve bir takım işler yapıyor. Bu işler karşısında Alevi örgütleri, topluma ne söylüyor; hükümet, bunun tespitini yaptı esasında. Aslında cumhuriyetin ikinci yüzyılının en önemli hamlesi bana göre bu oldu. Çünkü devletin ilk yüzyılında inançsal toplulukları bir çatı altında toplamak adına Diyanet İşleri Başkanlığı kuruldu ama Aleviler hep bu başkanlığın dışında kaldılar. İlk zamanlarda Alevi temsilcileri, Diyanet İşleri Başkanlığı’nda temsil edilmek istemesine rağmen kabul edilmedi!

    Aleviler zaten Müslümanlığı bilmeyen, dağlarda yaşadığı için hani Kürt’e ‘kart kurt’ demiş ya, ‘Aleviler dağlarda kaldığı için Müslümanlıkla ilişki kuramamış. Bunlara Müslümanlığı öğretirsek bu sorun çözülür’ gözüyle bakılmış. Şimdi bu Cemevi Başkanlığı, Alevi örgütlerinin mücadelesi ve Aleviliğin artık yok sayılamaz bir noktaya evrilmesiyle birlikte Cumhuriyetin 2. yüzyılında artık ‘Aleviler de kontrol altına alınmalı’ düşüncesiyle oluşturulmuş bir yapıdır. Yani bu, tesadüfen bir parti politikası falan değil. Bu bir devlet politikasıdır. Diyanet İşleri Başkanlığı hangi sebeplerle kurulmuşsa Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı da aynı sebeplerle kurulmuştur. O anlamıyla bu dönem de o itirazları toparladılar.”

    “REDDETTİĞİMİZ BİR KURUMLA İRTİBAT KURULMAMALI”

    Kenanoğlu, 2025 yılı boyunca Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’na yönelik itirazların arttığını ve bu itirazların iktidar nezdinde rahatsızlık yarattığını ifade etti. Hükümetin bu kurumu Kültür Bakanlığı’ndan alarak Cumhurbaşkanlığı’na bağlama ihtimaline de dikkat çekti.

    Ali Kenanoğlu, şöyle devam etti:

    “Böylelikle bu girişimi destekleyen ama bu hususlardan kaynaklı itirazları da ortadan kaldırmış olacaklar. Bu gelişme, iktidar açısından önemli bir hamle! 2025’te bu işin mutfağını oluşturdular. Diğer taraftan Alevi toplumunun temsiliyetini sağlayan federasyon ve Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu, bir bütün olarak Cemevi Başkanlığı’na yönelik itirazlarını her platformda sürdürdüler.

    Alevi dünyasının içerisinde olmaya devam eden birisi olarak, hükümet kanadından çeşitli insanlarla görüştüğümüzde, Alevi toplumunun itirazından rahatsız oldukları izlenimine vardım. Alevi örgütlü yapısının Cemevi Başkanlığına itirazından dolayı rahatsızlar ve bir türlü meşru bir noktaya oturtamıyorlar. Her ne kadar millet, boya-badanasını, masa-sandalyesini aldırsa da ‘Sonuçta vergi veriyorum. Bana sandalye lazım ve alıyorum’ diyerek meseleye buradan bakıyor. ‘O sandalyeyi almış olmam, başkanlığı onaylamış olmam anlamına gelmiyor’ diyorlar. Biz tabii bunu da doğru bulmuyoruz. Reddettiğimiz bir kurumla hiçbir şekilde irtibatın sağlanmaması gerektiğini savunuyoruz. Çünkü bunlar, iki sandalye gönderdikleri yere tabelasını astırıyor. Alevi toplumu içerisinde kendilerini meşru gösterme dertleri var. Yapmış oldukları toplantılarda ‘Biz, size şunları  şunları vereceğiz ama siz de bu kuruma sahip çıkın’ diye telkin ediyorlar.”

    CEMEVLERİ İNANÇ DEĞİL GÜVENLİK KONSEPTİYLE ELE ALINIYOR”

    Alevi örgütlerinin yürüttüğü mücadelenin belirli bir etki yarattığını ifade eden Kenanoğlu, devletin Alevilere yaklaşımında esaslı bir değişiklik olmadığını vurguladı.

    “Cemevi Başkanına bir kere mecliste rastladığımda hemen ‘Ya biz hizmet kurumuyuz, yardım etmek istiyoruz’ demişti. Yani kendisinin muhatap alınmamasını, meşru bir Alevi yapılanması olarak görülmemesinin rahatsızlığını anında hissettirdi. Bu durum Alevi kurumlarının başarısıdır. Tabii bu süreçte devletin, Alevilere bakış açısında bir değişiklik yok. Ama değişen şeyler oldu. Önce Alevilik yok sayılıyordu. Şimdi ise ‘Alevilik vardır ama İslam’ın içindedir, farklı bir ekoldür. Dolayısıyla bunları Müslümanlık dairesi içerisinde bir yere oturtmak lazım’ deniliyor. Şimdi ise en büyük sıkıntı cemevleri ile ilgili. Çünkü İslam’ın, cami dışında bir ibadethanesi olmayacağını söylüyorlar… Devlet, bunu en başta güvenlik politikaları nedeniyle kabul etmiyor.”

    BARIŞ SÜRECİ VE ALEVİ KURUMLARININ SORUMLULUĞU

    Kenanoğlu, 2025 yılı değerlendirmesinde Suriye’de devam eden Alevilere yönelik saldırılara da özel bir parantez açtı.

    “Alevi toplumunun, Ortadoğu coğrafyasında dağınık, paramparça olma lüksü yok… Biz Alevilerin belki de en büyük zaafı bu. Devlete güvenmek!”

    Barış ve Demokratik Toplum Süreci’nin 2025’in en önemli başlıklarından biri olduğunu söyleyen Kenanoğlu, Alevi kurumlarının bu süreçte daha etkin rol alması gerektiğini ifade etti:

    “Eksiklik şuradaydı… Alevi kurumları, bu sürecin doğru evrilmesi konusunda işte bu bilgilendirme toplantılarına kendileri öncülük edebilirlerdi.”

    Kenanoğlu, Alevi kurumlarının 2025’te attığı en önemli adımın Alevi Temsilciler Meclisi kurulması yönünde alınan karar olduğunu vurgulayarak sözlerini şöyle tamamladı:

    “Bu bence 2025’in Alevi kurumlarının yapmış olduğu en önemli işti… Alevi Temsilciler Meclisinin bütün bu sorunları çözebilecek yapıyı oluşturması lazım.”

    Eren GÜVEN/İSTANBUL

  • Mazlum Abdi ile Colani imzaları attı: Şam ile SDG arasında anlaşma sağlandı

    Mazlum Abdi ile Colani imzaları attı: Şam ile SDG arasında anlaşma sağlandı

    PİRHA-SDG Genel Komutanı Mazlum Abdi ile HTŞ lideri Ebu Muhammed Colani arasında anlaşma sağlandı. 8 maddelik anlaşma metninde Kürtlerin anayasal haklarının tanınması, tüm askeri kurumların, havaalanlarının ve petrol sahalarının devlet yönetimine entegrasyonu gibi vurgular yer alıyor.

    Suriye Demokratik Güçleri (SDG) Genel Komutanı Mazlum Abdi ile Suriye geçici hükümetinin cumhurbaşkanı Heyet Tahrir Şam (HTŞ) lideri Ebu Muhammed Colani (Ahmed Şara) arasında anlaşma sağlandı.

    Suriye Cumhurbaşkanlığı’ndan konuyla ilgili yapılan açıklamada, “SDG’nin Suriye Arap Cumhuriyeti kurumlarına entegrasyonunu öngören, Suriye topraklarının birliğini vurgulayan ve bölünmeyi reddeden bir anlaşma imzalandı” dendi.

    Şam yönetimi ve SDG arasındaki anlaşmanın detayları şöyle:

    1. Tüm Suriyelilerin, dini veya etnik kökenlerine bakılmaksızın, liyakat temelinde temsil edilme ve siyasi katılım haklarını güvence altına almak.

    2. Kürt topluluğunu, Suriye’nin ayrılmaz bir parçası olarak tanımak ve anayasal haklarını garanti altına almak.

    3. Tüm Suriye topraklarında ateşkes sağlanması.

    4. Suriye’nin kuzeydoğusundaki tüm sivil ve askeri kurumların, sınır kapıları, havaalanları, petrol ve gaz sahaları da dahil olmak üzere, devlet yönetimine entegrasyonu.

    5. Tüm yerinden edilmiş Suriyelilerin, devlet koruması altında kendi memleketlerine geri dönmelerinin sağlanması.

    6. Suriye’nin, Esad’ın yanlıları ve güvenlik ile birliğine yönelik tüm tehditlere karşı mücadeleye destek verilmesi.

    7. Bölünme çağrılarını, nefret söylemlerini ve anlaşmazlık çıkarma girişimlerini reddetmek.

    8. Anlaşmanın uygulanması için komiteler, yıl sonuna kadar çalışarak anlaşmayı hayata geçirecek.

    (HABER MERKEZİ)

  • McGurk: Bağdadi’nin öldürüldüğü köy Türkiye’nin koruması altındaydı

    McGurk: Bağdadi’nin öldürüldüğü köy Türkiye’nin koruması altındaydı

    ABD’nin eski IŞİD’le Mücadele Özel Temsilcisi McGurk, Washington Post’ta yayımlanan yazısında Bağdadi’nin Türkiye’nin kontrolü altında olan bir bölgede bulunmasına dikkat çekti.

    ABD, cumartesi gecesi Türkiye’ye beş kilometre mesafede bulunan bir köye düzenlediği operasyonda IŞİD lideri Bağdadi’yi ve beraberindeki IŞİD’lileri öldürdüğünü açıkladı. Bağdadi’nin ayrıca İdlib’de bulunduğu ve ailesini çıkardığı, Türkiye sınırına kaçışı sırasında da öldürüldüğü ifade edildi. İdlib’in Türkiye’nin kontrolü altında olması da bazı soru işaretlerini de beraberinde getirdi.

    ABD’nin eski IŞİD’le Mücadele Özel Temsilcisi McGurk, Washington Post’ta yayımlanan yazısında Bağdadi’nin Türkiye’nin kontrolü altında olan bir bölgede bulunmasına dikkat çekti.

    McGurk, Türkiye’nin cevaplaması gereken sorular olduğunu söyleyerek Bağdadi’nin Doğu Suriye ya da Irak’ta değil de Türkiye’nin askeri üs olarak kullandığı bir köyde neden saklandığını sordu.

    McGurk’un yazısından satırbaşları şöyle:

    “Bağdadi kolaylıkla yerine yenisi konulabilecek bir lider değil. Bağdadi, bir Müslüman halifesi olarak benzersiz dini sicil ortaya koydu ve kendini halife ilan etmesi ile binlerce yabancı savaşçının Suriye’ye akmasını ve harekete geçmesini sağladı. Halefi Irak ve Suriye’de İslam Devleti’ni canlı tutacak – IŞİD’in bu topraklarda 10 bin kadar savaşçısı bulunmaktadır – fakat IŞİD, beş yıllık sürekli baskıdan sonra zayıflayan ve topraklarını tutamayan bir örgüt haline gelmiştir.

    Bu dönem elde edilen başarıyı sağlamlaştırmak ve Bağdadi bileşenlerinden ne gibi hazine değerinde istihbarat sağlandığını belirleyip ona göre hareket etmek için harika bir zaman olabilirdi.

    Türkiye’nin de yapması gereken açıklamalar var. Bağdadi, her zaman bulunduğu bölgelerden olan Doğru Suriye ya da Batı Irak’ta bulunmadı, bunun yerine kuzeydoğu Suriye’de Türkiye sınırına 5 km mesafede bulunan İdlib bölgesinde bulundu, ki bu bölge 2018’in başından beri bir düzine Türk askeri üssü ile Türkiye tarafından korunmaktadır. Bu hesaba göre ABD bir NATO üyesi ve müttefiki olan ve bölgede hazır bulunan Türkiye’ye rağmen, operasyonu bölgeye yüzlerce kilometre uzaktan başlattı.

    İdlib son yıllarda dünyanın en büyük terörist cenneti haline geldi. 40 bin yabancı savaşçının büyük çoğunluğu Suriye iç savaşı sırasında Suriye’nin Kuzeybatısına Türkiye’den geçerek girdi. Şu anda İdlib’in kontrolü büyük ölçüde El Kaide’nin resmi iştiraki tarafından sağlanıyor ki burada da Türkiye destekli muhalif gruplarla simbiyotik ilişkilere sahip. Artık bölgenin en çok aranan teröristinin geniş ailesiyle birlikte kamp kurmasına yetecek kadar misafirperver olduğunu biliyoruz.

    Bu bilgi ABD ulusal güvenliği için büyük tehdit olmaya devam ediyor. Bizim bu bölgede istihbarat almamız Türkiye’ye değil, bölgede edindiğimiz başka müttefiklere, özellikle de Kürt liderliğindeki Suriye Demokratik Güçleri’ne (SDG) bağlı.

    Birleşik Devletler, İslam Devleti halifeliğini yenmek için piyade olarak Araplar, Kürtler ve Hıristiyanlar da dahil olmak üzere 60.000 savaşçıdan oluşan bir güç olan SDG’nin geliştirilmesine yardımcı oldu çünkü hiçbir alternatif mevcut değildi. ABD Türkiye ile de IŞİD’e karşı bir güç oluşturmayı denedi, fakat her iki taraf da Türkiye’nin desteklediği güçlerin çok ekstremist olması nedeniyle ortaklaşmayı doğru bulmadı.

    Bağdadi’nin karanlık bir tünelin sonunda gerçekleşen ölümü, IŞİD’in küresel markasına ilgiyi biraz azaltabilir. ABD bu başarısını, dünya genelinde diğer devletlerle birlikte çalışarak bu ülkelerdeki uyuyan hücrelere baskın düzenleyerek perçinleyebilir. Bununla birlikte, Suriye’de İslam Devleti’nin geleceğini çizdiği yerlerde, bu başarıyı pekiştirmek artık daha zor. ABD kuvvetleri nüfuslu bölgeleri çoktan terk etti ve SDG, yalnızca bir ay önce ABD’nin yerel destek, erişim ve istihbarattan faydalandığı şehirlerde yeni ortağı olarak Rusya’ya yönelmek zorunda kaldı.”

  • Suriye devlet medyası: Suriye ordusu Menbic’e girdi

    Suriye devlet medyası: Suriye ordusu Menbic’e girdi

    Suriye devlet televizyonu İhbariye, ‘Suriye ordusu birlikleri, Halep bölgesinin Menbiç’e girdi’ bilgisini geçti. Suriye resmi ajansı SANA ise ‘Suriye ordusu birlikleri Menbiç’e girdi’ dedi.

    Suriye Demokratik Güçleri (SDG) ile Suriye yönetiminin anlaşmasının ardından dün akşam saatlerinde Suriye’nin kuzeyine asker kaydıran Suriye ordusu, Tabka, Tel Tamer ve Ayn İsa’ya asker konuşlandırmıştı.

    Suriye ordu geçlerinin SDG’nin daha önceleri yerel kent konseyine devrettiğini duyurduğu Fırat Nehri’nin batısındaki Menbiç’e girdiği bildiriliyor.

    Suriye yönetimine yakınlığı ile bilinen El Mayadin televizyonu, Suriyeli askerlerin Halep’in 85 kilometre kuzeydoğusunda yer alan Menbic kentine girdiğini duyurdu.

    Habere göre Kürt güçleri (SDG) bölgeye gelen hükümet güçlerinin giriş kontrol noktalarından girişine izin verdi.

    Suriye devlet televizyonu İhbariye de “Suriye ordusu birlikleri, Halep bölgesinin Menbiç şehrine girdi” bilgisini geçti. Suriye devlet ajansı SANA ise, “Suriye ordusu birlikleri Menbiç’e girdi.” dedi.

    Bu arada Türkiye’nin de Özgür Suriye Ordusu (Ya da yeni adıyla ‘Suriye Milli Ordusu) ile birlikte Menbiç kırsalında operasyon başlattığı iddia ediliyor.

     

  • SDG açıkladı: IŞİD Suriye’de bitirildi

    SDG açıkladı: IŞİD Suriye’de bitirildi

    Suriye Demokratik Güçleri (SDG) IŞİD’in Suriye’deki son sığınağı olan Baxoz köyünün IŞİD’den tamamen temizlendiğini duyurdu. SDG Genel Komutanlığı, “Büyük zaferimiz bütün insanlığa kutlu olsun ” dedi.

    Baxoz’da sıkışan IŞİD’e karşı Cizre Fırtınası Hamlesi olarak başlatılan operasyon, 18 Eylül 2018’de, IŞİD’in son işgal alanlarına yönelmişti.

    SDG, teslim olan IŞİD üyeleri ve aileleri ile Baxoz’da alıkonulan sivillerin tahliyesinin ardından 1 Mart 2019’da, IŞİD’in Kuzey ve Doğu Suriye’deki son alanlarına karşı son operasyonu başlatmıştı.

    SDG’nin IŞİD’in Kuzey ve Doğu Suriye’deki işgalinin bittiğini ilan etmesinin ardından, Demokratik Halk Hareketi (TEV-DEM) Koordinasyonu’ndan yazılı açıklama geldi. Açıklamada, “Yıllardır başta Suriye ve Irak halkları olmak üzere Ortadoğu ve dünya halklarının başına bela edilen insanlık düşmanı DAİŞ en güçlü olduğu Suriye’de Kürt, Arap, Süryani, Ermeni, Türkmen, Çeçen halkları tarafından yenilgiye uğratılmıştır. DAİŞ’i yenilgiye uğratmada belirleyici rol oynayan şehitlerimizi saygı ve minnetle anıyor, gazilerimize bundan sonraki mücadelelerinde başarılar diliyoruz” ifadelerine yer verildi.

    DAİŞ’e karşı kazanılan bu büyük zaferin, tüm halkların eseri olduğu belirtilerek, “DAİŞ’i esas olarak yenilgiye uğratan demokratik toplumcu ideoloji, bölge halkları ve dünya halklarının dayanışması ve bunun yarattığı moral değerler olmuştur” denildi.

     

  • SDG: IŞİD’in son kalıntılarını yok etmek için operasyon başlatıyoruz

    SDG: IŞİD’in son kalıntılarını yok etmek için operasyon başlatıyoruz

    PİRHA – Suriye Demokratik Güçleri (SDG) IŞİD’in tümüyle yok edilmesi için bugün operasyon yapacağını duyurdu. Hazırlıkların tamamlandığını açıklayan SDG yetkilisi “Bu akşam operasyon başlayacak ve amaç IŞİD’in son kalıntılarını da yok etmek” dedi.”

    SDG, IŞİD’in Suriye’deki faaliyetlerine son vermek amacıyla bugün operasyon yapacağını duyurdu. Reuters’a konuşan bir SDG yetkilisi “Bu akşam operasyon başlayacak ve amaç IŞİD’in son kalıntılarını da yok etmek” dedi.

    Operasyonu ‘son savaş’ olarak niteleyen SDG’nin medya sorumlusu Mustafa Bali, operasyon için son haftalarda 20 bin kişinin Irak sınırındaki köylerden tahliye edildiğini söyledi.

    ABD Başkanı Donald Trump geçen hafta yaptığı açıklamada, IŞİD’in son kalıntılarının önümüzdeki günlerde yok edileceğini belirtmişti. ABD askerlerini Suriye’den çekme kararı alan Trump, bundan sonra IŞİD’le mücadelenin müttefikleri tarafından sürdürüleceğini söyledi.

    IŞİD son olarak Fırat’ın batısında, Suriye hükümeti ile SDG’nin hakim olduğu alana yakın bir bölgede varlık gösteriyordu.  (HABER MERKEZİ)