Etiket: sebahat tuncel

  • Sebahat Tuncel: Özgür yaşamı direnerek ve örgütlenerek kuracağız- VİDEO

    Sebahat Tuncel: Özgür yaşamı direnerek ve örgütlenerek kuracağız- VİDEO

    PİRHA- Özgür Kadın Hareketi (TJA) aktivisti Sebahat Tuncel, Zîlan Kadın Festivali’nde yaptığı konuşmada, barış ve demokratik toplum sürecinin örgütlü mücadeleyle inşa edileceğini belirtti. Hüseyni direniş geleneğine vurgu yapan Tuncel, kadınları ve gençleri özgür yaşamı birlikte kurmaya ve mücadeleyi büyütmeye çağırdı.

    Londra’da düzenlenen 21. Zîlan Kadın Festivali, “Dem Dema Jinan e” şiarıyla yüzlerce kişinin katılımıyla gerçekleştirildi.

    Zîlan Kadın Festivali’nde konuşan Özgür Kadın Hareketi (TJA) aktivisti Sebahat Tuncel, Kürt halkının ve kadınların tarih boyunca ağır bedeller ödeyerek mücadele ettiğini belirterek, festivallerin yalnızca kültürel etkinlikler değil, geleceğin birlikte tartışıldığı ve örgütlendiği buluşmalar olması gerektiğini söyledi.

    “BARIŞ VE DEMOKRATİK TOPLUM YENİ BİR YAŞAM ÇAĞRISIDIR”

    Barış ve demokratik toplum çağrısının yalnızca silahların bırakılmasına ilişkin olmadığını belirten Tuncel, bunun demokratik siyaset temelinde yeni bir toplumsal yaşamın kurulmasını hedeflediğini söyledi.

    Kapitalizme karşı demokratik sosyalist bir yaşamın örgütlenmesi gerektiğini ifade eden Tuncel, “Asıl mesele yeni bir hayata var mıyız, yok muyuz sorusudur. Özgürlüğümüzü demokratik siyasetle ve örgütlenerek kazanacağız” diye konuştu.

    “HÜSEYNİ DİRENİŞ BUGÜN DE YOLUMUZU AYDINLATIYOR”

    Konuşmasında Kerbela direnişine de değinen Tuncel, özgürlük mücadelesinin tarihsel direniş geleneğinden beslendiğini söyledi.

    “Hüseyni direniş olmasaydı, Zeynep o direnişi toplumlara taşımasaydı bugün bu gelenek yaşayamazdı” diyen Tuncel, “Biz de ancak direnerek, örgütlenerek ve mücadele ederek hayatı kazanabiliriz. Alevisi, Sünnisi, Êzidîsi, Hristiyanı, kadını, erkeği ve genciyle herkes kendi özgür yaşamını birlikte kurmalıdır. Başkalarının bize dayattığı yaşam hiçbir zaman bizim yaşamımız olmadı” ifadelerini kullandı.

    “KADINLAR VE GENÇLER GELECEĞİ ÖRGÜTLÜ MÜCADELEYLE KAZANACAK”

    Kadın cinayetleri, şiddet, uyuşturucu, mafya ve çeteleşmenin özellikle kadınları ve gençleri hedef aldığını söyleyen Tuncel, buna karşı tek çözümün örgütlü mücadele olduğunu vurguladı.

    Kadın özgürlüğünün erkek egemen sisteme karşı mücadeleyle mümkün olacağını belirten Tuncel, gençlerin de kapitalist sistemin yarattığı yozlaşmadan ancak örgütlenerek kurtulabileceğini ifade etti.

    Konuşmasını, “Her şeyin güzel olması için mücadele edenler var. Ama güzel bir geleceği kurmak için hepimizin yan yana durması ve mücadeleyi büyütmesi gerekiyor” sözleriyle tamamladı.

    Festivalde Genç Kürt Kadın Folklor Grubu’nun davul-zurna eşliğinde sergilediği govend gösterisi büyük beğeni topladı. Jiyan Kadın Meclisi bünyesindeki Kadın Erbane Grubu Kürtçe ezgiler seslendirirken, sanatçı Olcay Bayır da Kürtçe ve Türkçe eserlerden oluşan repertuvarıyla sahne aldı.

    Festival, Lale Koçgün ile Kewê’nin konserleri eşliğinde çekilen halaylarla sona erdi.

    Elif TABAK/İNGİLTERE

  • Sebahat Tuncel serbest bırakıldı

    Sebahat Tuncel serbest bırakıldı

    PİRHA- İstanbul’da Abdullah Öcalan’ın yaş günü dolayısıyla düzenlenen pikniğe müdahale eden polis Sebahat Tuncel’in de aralarında olduğu 4 kişiyi gözaltına aldı.Sebahat Tuncel’in ifadesinin alınmadan hastaneden serbest bırakıldığı öğrenildi.

    Demokratik Kurumlar Platformu, Abdullah Öcalan’ın 77’nci yaş günü dolayısıyla İstanbul’un Küçükçekmece ilçesindeki Kanarya sahilinde piknik düzenledi.

    Sabahın erken saatlerinde çok sayıda kadın, çocuk ve genç piknik için sahile geldi.

    Kısa süre sonra gruba müdahale eden polis ile kitle arasında arbede yaşandı; müdahale sırasında darp edilenler oldu.

    Özgür Kadın Hareketi aktivisti Sebahat Tuncel’in de aralarında olduğu 4 kişi gözaltına alındı.Muayene için Küçükçekmece’de bulunan Kanuni Sultan Süleyman Eğitim ve Araştırma Hastanesi’ne götürülen Sebahat Tuncel’in ifadesinin alınmadan hastaneden serbest bırakıldığı öğrenildi. Gözaltına alınan diğer 3 kişinin ifadelerinin alınması bekleniyor.

    HABER MERKEZİ

     

     

  • 4 Nisan pikniğine polis müdahalesi: Sebahat Tuncel gözaltına alındı

    4 Nisan pikniğine polis müdahalesi: Sebahat Tuncel gözaltına alındı

    PİRHA- İstanbul’da Abdullah Öcalan’ın yaş günü dolayısıyla düzenlenen pikniğe müdahale eden polis Sebahat Tuncel’in de aralarında olduğu 4 kişiyi gözaltına aldı.

    Demokratik Kurumlar Platformu, Abdullah Öcalan’ın 77’nci yaş günü dolayısıyla İstanbul’un Küçükçekmece ilçesindeki Kanarya sahilinde piknik düzenledi.

    Sabahın erken saatlerinde çok sayıda kadın, çocuk ve genç piknik için sahile geldi.

    MA’nın haberine göre; kısa süre sonra gruba müdahale eden polis ile kitle arasında arbede yaşandı; müdahale sırasında darp edilenler oldu.

    Özgür Kadın Hareketi aktivisti Sebahat Tuncel’in de aralarında olduğu 4 kişi gözaltına alındı. Kitlenin tepkisi sonrası polis alandan çekilirken, etkinlik kaldığı yerden devam etti.

    HABER MERKEZİ

  • Tuncel: Kadınlar olarak barışı ve özgürlüğü bekleyen değil, mücadele ederek inşa eden olmalıyız!-VİDEO

    Tuncel: Kadınlar olarak barışı ve özgürlüğü bekleyen değil, mücadele ederek inşa eden olmalıyız!-VİDEO

    PİRHA- Siyasetçi Sebahat Tuncel, 8 Mart yaklaşırken savaş ve çatışmanın devam ediyor olması kadınlar açısından barış siyasetinin ne kadar önemli ve kıymetli olduğunu bir kez daha gösterdiğinin altını çizerek, “Barışı ve özgürlüğü bekleyen değil, mücadele ederek inşa eden bir noktada kendimizi konumlandırıyoruz. O açıdan yan yana durmak önemli ama sadece dayanışma değil, birlikte mücadele etmek ve geleceğimizi örgütlemek daha da önemli” dedi.

     

    Siyasetçi Sebahat Tuncel, Barış ve Demokratik Toplum Süreci’nin geldiği aşama, ABD ve İsrail’in İran’a dönük saldırıları ve 8 Mart Dünya Kadınlar Günü’ne dair sorularımızı yanıtladı.

    “ORTADOĞU İÇİN EN İYİ ÇÖZÜM PROJESİ”

    PİRHA: 27 Şubat’ta Abdullah Öcalan’ın yaptığı açıklama mevcut bölgesel kriz ortamında nasıl okunmalı? Bu çağrının Türkiye ve Ortadoğu siyaseti açısından somut karşılığı olabilir mi?

    Sebahat Tuncel: 27 Şubat çağrısının yıldönümünde Sayın Öcalan’ın bir açıklaması daha oldu. Bence önemli ve anlamlıydı. Yani hem Kürt sorununun tarihselliği, ciddiyeti ve ortaya çıkarttığı sonuçları hem bölgesel kriz ve sorunları da iyi değerlendirerek bir barış stratejisi geliştirmenin önemini ifade etmişti. Aslında biz bugün bunu daha net görüyoruz. Özellikle İran saldırısıyla birlikte.

    Sayın Öcalan’ın çözüm önerisi Demokratik Cumhuriyet perspektifi, esasda aslında bütün Ortadoğu için krizleri çözecek bir seçenek. Orta Doğu’daki bütün halklar aslında çok farklı kimliklerden ve çok farklı kültürlerden oluşuyor. Dolayısıyla bu kültür, inanç ve kimlikleri hak ve özgürlüklerini güvence altına alacak, demokratik bir ortam sağlayacak, demokratik müzakere diye tanımlamıştı. Müzakere demokrasinin bir parçası olarak hem halkların kendi içerisinde aynı zamanda devletle de müzakere yapabilecek bir zemin.

    Bu barış projesi bütün halklar için çok önemli. Aslında bütün Ortadoğu’nun barış projesi, güvenlik projesi ve özgürlük projesi olarak tanımlamak yanlış olmayacaktır. Sayın Öcalan’ın projesi Türkiye için de, Rojava için de, Suriye için de, İran için de, Irak içinde geçerli.

    Bu sadece Ortadoğu halkları için değil, bütün dünyada benzer sorunlar yaşayan, çatışma yaşayan bütün ülkelerde çözüm projesi olarak ele alınabilir. Belki deneyimler, kültürel dokular farklı olabilir. Ama Ortadoğu için en iyi çözüm projesi.

    “İRAN SALDIRISINDAN BÜTÜN DÜNYA ETKİLENECEK”

    -İran’daki son askeri gerilim ve bölgesel çatışma riski bağlamında sizce Ortadoğu’da yeni bir savaş dalgası mı şekilleniyor? Bu süreç Kürt halkını ve bölge halklarını nasıl etkiler?

    Sebahat Tuncel: Tabii aslında bu 3. paylaşım savaşını da Körfez Savaşı’na kadar götürebiliriz. Her defasında Arap Baharı ile birlikte yeni bir aşamaya geldi. İsrail-Filistin Savaşı’yla başka bir boyuta taşınmıştı. Şimdi İran’la birlikte daha bölgesel bütün Ortadoğu’ya yayılan bir savaş dalgasına dönüştü. Tabii ki bütün Ortadoğu halklarını etkileyecek, hatta bütün dünyayı etkileyecek. Ekonomik ve siyasi krizi, dünyayı bir krize sokacak o açıdan bu bir problem.

    Tabii bu kriz ve kaos süreçleri bazen farklı imkanlar ortaya çıkarır. Kürt halkı İran’da çok yoğun uzun bir süredir demokrasi, barış ve özgürlük istiyor. Kendileri de açıklama yaptı. Ne İran rejiminden yana ne emperyalist müdahaleden yana olmadıklarını ilan ettiler. Ama Kürt halkının oradaki bütün halkların özgürlüğüne esas alan bir demokratik sistemi inşa etmek açısından kendilerini konumlandırmaları önemli. O açıdan savaş ve çatışma son bulduğunda, demokratik bir İran’ın şekillenişinde Kürtlerin bence çok belirleyici ve önemli bir rolü olacaktır.

    “KADINLAR OLARAK DERHAL VE HEMEN BARIŞ İSTİYORUZ”

    -8 Mart Dünya Kadınlar Günü yaklaşırken, İran’daki kadın direnişi ile Türkiye ve Kürt kadın mücadelesi arasında nasıl bir tarihsel ve politik bağ görüyorsunuz?

    Sebahat Tuncel: Aslında 8 Mart’a yaklaşırken savaş ve çatışmanın devam ediyor olması kadınlar açısından barış siyasetinin ne kadar önemli ve kıymetli olduğunu bir kez daha gösteriyor. Savaş ölüm demek, zulüm demek, işkence demek, taciz tecavüz demek, zorunlu göç demek, yoksulluk demek.

    Savaş kadınların hayatını çok daha derinleştiriyor. O yüzden kadınlar olarak derhal ve hemen barış istiyoruz. Yani zamana yaymadan barış talebi gelişmesi önemli. İran bağlamında düşünürsek zaten İran’da çok uzun süredir kadınlar özgürlük talep ediyor. Mahsa Amini’in katledilişinden bugüne Jin Jiyan Azadi felsefesi aslında bütün dünyaya yayıldı.

    Bu felsefe kadınların özgürlüğü, eşitliği kadar toplumun da eşitlik, özgürlükle bir arada yaşamasını ifade ediyor. Umarım savaş bir an önce son bulur ve biz demokratik, ekolojik, kadın özgürlükçü bir yaşamı hep birlikte inşa edebiliriz

    “DAYANIŞMA DEĞİL BİRLİKTE MÜCADELE, GELECEĞİ BİRLİKTE KURMA”

    -Hem bölgesel savaş riski hem de içerisinde artan baskı politikaları düşünüldüğünde demokrasi güçlerine ve kadın hareketine bugün nasıl bir sorumluluk düşüyor? Önümüzdeki döneme dair de nasıl bir mücadele hattı öngörüyorsunuz?

    Yalnız bu önemli bir konu. Sonuçta saldırı herkese. Kadın hareketine, sosyalistlere, işçi sınıfına, emekçilere, yoksulluklara, dolayısıyla erkek egemen kapitalist sistemin saldırılarına bir de kapitalizmin çıkarlarının ortaya çıkarttığı savaş gerçekliği olduğunda çok daha derinleşen bir süreç yaşanıyor.

    O açıdan herkesin aslında demokrasi, eşitlik, özgürlük için yan yana durması, mücadeleyi büyütmesi gerekir. Ben aslında çok uzun süredir şunu söylüyorum; dayanışma değil birlikte mücadele, geleceği birlikte kurma. Sonuçta bu erkek egemen kapitalist sistem hepimizi etkiliyor. Savaşlar hepimizi etkiliyor. Sadece Kürtleri etkilemiyor. Yani Kürtlerin özgürlük mücadelesi aynı zamanda Türkiye halklarının, Arap halklarının, Fars halklarının da özgür geleceğini etkiliyor.

    O açıdan yan yana durmak önemli ama dayanışma değil, birlikte mücadele etmek, birlikte geleceğimizi örgütlemek daha da önemli. Hele hele bu kaos ve kriz ortamında geleceğin nasıl şekilleneceğini belirleyecek olan da siyasi öncülüktür. Yani sosyalistlerin, solun halklara karşı böyle bir sorumluluğu var. Bu bir zorunluluk da aynı zamanda bir tercih değil.

    Gerçekten savaş politikalarına karşı erkek  egemenliğine  karşı, patriyarkaya karşı, demokrasi ve özgürlük isteyenlerin halklara sunacak bir seçeneğin olması lazım. Bu bir zorunluluk.

    En azından biz Kürt siyasi hareketi, özgür kadın hareketi olarak bu sorumluluğu üstleniyoruz ve barışın ve özgürlüğün gelişimi konusunda kendimiz mücadelenin bir parçası olarak bekleyen değil, mücadele ederek özgürlüğü getiren, mücadele ederek barışı inşa eden bir noktada kendimizi konumlandırıyoruz.

    Cebrail ARSLAN/ANTALYA

  • Sebahat Tuncel, Antalya’da Alevilerle bir araya geldi!-VİDEO

    Sebahat Tuncel, Antalya’da Alevilerle bir araya geldi!-VİDEO

    PİRHA- Siyasetçi Sebahat Tuncel, DEM Parti Antlaya İl Örgütü yöneticileriyle birlikte Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı (HBVAKV) Antalya Şubesi/Konuksever Cemevi’ni ziyaret etti. Ziyarette Barış Süreci ve Alevilerin sorunları konuşuldu.

    Kadınların yoğunlukta olduğu buluşmada, İran’a yönelik saldırı ve Barış ve Demokratik Toplum Süreci’nde gelinen aşama konuşuldu.

    Sebahat Tuncer yaptığı konuşmada, “Kendimize güveniyoruz, mücadele ediyoruz ve tüm yaşananlarda rağmen ayaktayız. Ülkede yaşananlara bakıldığında mevcut tablo kötü. Ama bu zamanda önemli olan Hüseyin’in yürüyüş dediğimiz yürüyüşü gerçekleştirebilmek, ya da Pir Sultan’ın yaptığı öncülüğü yapabilmektir” dedi.

    Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı Antalya Şube Başkanı Nurettin Erdoğan ise okullarda verilen eğitime değinerek, “Bunun içinde bizler tekçi, asimilasyoncu oluşuma karşı birlik ve beraberlik içinde bir mücadele ortaya koymamız gerekiyor” diye konuştu.

    PİRHA/ANTALYA

     

  • 12 Eylül Darbesi, 45. yılında İstanbul’da protesto edildi: Kararan vicdanlar aydınlansın!-VİDEO

    12 Eylül Darbesi, 45. yılında İstanbul’da protesto edildi: Kararan vicdanlar aydınlansın!-VİDEO

    PİRHA- Çok sayıda demokratik kitle örgütü, 12 Eylül Askeri Darbesi’nin yıldönümü sebebiyle Taksim’de basın açıklaması yaptı. Okunan metinde “Darbecilerle hesaplaşmayı beceremeyen bir toplum, darbe üstüne darbe yemeye mahkumdur! Türkiye toplumu yıllar ve yıllardır kararan vicdanıyla yüzleşsin, kararan vicdanlar aydınlansın istiyoruz!” denildi.

    Genelkurmay Başkanı Kenan Evren ve kuvvet komutanları tarafından 12 Eylül 1980’de Türkiye tarihinin en kanlı askeri darbesi yapıldı. Darbe sonucu, 650 bin kişi gözaltına alındı ve 1 milyon 683 bin kişi, komünist, Alevi, Kürt, dinci, şeriatçı denilerek fişlendi. 517 kişiye idam cezası verilirken, 171 kişinin de işkenceden öldüğü belgelendi.

    Etkisi uzun yıllar süren askeri darbe, 45. yılında da protesto edildi. Taksim’de bir araya gelen yurttaşlar, “12 Eylül Darbesiyle Hesaplaşıyoruz! Darbecilerle Toplumsal Suç Ortaklığını Reddediyoruz” yazılı pankart açtı. Eylemde ilk olarak 45 yıl önce yaşamını yitiren devrimciler için saygı duruşunda bulunuldu.

    “Faşizme karşı omuz omuza”, “Kurtuluş yok tek başına ya hep beraber ya hiçbirimiz” sloganları atılırken, kurumlar adına ortak basın metnini Nimet Tanrıkulu okudu.

    TÜM ISRARA RAĞMEN DARBECİLER YARGILANMADI!

    12 Eylül Darbe rejiminin sürdüğünü ifade eden Tanrıkulu, “Somut yaşayarak tanık olduğumuz gibi tekçi, baskıcı, darbeci özüyle iç içe katlanarak sürüyor. 25 yıl önce 12 Eylül 2000’li yılın başında 12 Eylül darbecilerinin yargılanması kampanyası için yola çıkarken, 12 Eylül darbe döneminin askeri mahkemelerinin mahkûmiyet kararlarının gayri meşru olduğu, bunun içindir ki tüm sonuçlarıyla beraber iptal edilmesi talebimizin gereği yerine getirilmedi, gayri meşru mahkeme kararlarına tüm ısrarlarımıza karşın, hala dokunulmadı” diye belirtti.

    “DÜNYANIN EN KÖKLÜ TOTALİTER REJİMİ”

    Nimet Tanrıkulu, 12 Eylül darbesiyle birlikte totaliter bir rejim yaratıldığını söyleyerek metnin devamında şunları söyledi:

    “12 Eylül 1980 darbesi, toplumu ve devleti yukarıdan aşağıya doğru anti-demokratik, totaliter bir anlayışla yeniden düzenledi. Bu düzenlemeyi siyasal ve askeri zor kullanarak gerçekleştirdi. Darbe öncesinin halkta yurttaşlık ve hukuk bilincinin geliştiği nispi demokratik süreç tasfiye edildi. Yerine kayıtsız şartsız itaat eden, demokratik değerleri tüketen bir toplum biçimi ikame edildi.

    12 Eylül darbecileri ‘anarşi ve terör’ hadiselerine karşı darbe yaptıklarını ilan ettiler. Kötücül sonuçları günümüze kadar gelen dünyanın en kalıcı ve en köklü totaliter rejimlerinden birini inşa ettikleri gibi darbe yıllarında vahşi bir devlet terörü uygulayan da yine 12 Eylülcüler oldu. Bugünden geriye doğru bakıldığında, 12 Eylül darbeciliğinin kendi içinde son derece tutarlı olduğu ortaya çıkıyor. Neden mi? Özgürlük ve demokrasi düşüncesine karşı kapılar sonuna kadar kapatıldı. Emsal olsun, AB üyelik sürecinde Türkiye yıllardır ülke hayatından darbe anayasasını, yasaları ve anti- demokratik uygulamaları kendi meşrebince temizlemeye çalışıyordu. Ancak AB aday üyeliği için peş  peşe düzenlemeler yapılırken, her defasında da 12 Eylül anayasasında yer alan başka bir hüküm yeni bir engel olarak ortaya çıkıyordu.  Bütün bunlar 12 Eylül darbe rejiminin reforme edilemez olduğunu, külliyen tasfiye edilmesi gerektiğini gösteriyordu. Ancak reforme edilemediği gibi tasfiyesi de ciddi olarak denenemeyince, darbe kanunları ve kurumlar, düşünce ve davranış kalıplarıyla toplumda içselleşti.

    “PENTAGON PATENTLİ BİR SOĞUK SAVAŞ ÜRÜNÜ”

    12 Eylülcü faşist cuntacıların güçlü bir ‘Ulusal Güvenlik Devleti’ kurma stratejik hedefi de vardı. 12 Eylülcülerin temel stratejik amacı demokratik bir şal altında darbe rejimini kurumsallaştırmaktı. Başka bir ifadeyle güçlü bir ‘Ulusal Güvenlik Devleti’ inşa etmekti. Bunu yaptılar. ‘Ulusal Güvenlik Devleti’ aynı ismi taşıyan doktrin çerçevesinde, Pentagon patentli bir soğuk savaş ürünü bir devlet anlayışı idi. Bu anlayışın bir sonucu olarak, 12 Eylülcüler, demokrasi ve özgürlük fikirlerinin geliştiği 1970’li yıllar ve sonlarına doğru mücadele içinde boy veren, Türkiye solu, Kürt halkının yurtsever devrimci kesimleri ve bizim kuşak olmak üzere, toplumu siyaseten itiraz eden, düşünen devrimci halk kesimlerini ‘İç düşman’ kabul ettiler.

    Darbecilere göre, boyun eğmeyi reddeden, resmi ideolojiyi benimsemeyen, verilmek istenen tek boyutlu kimliği kabul etmeyen, kendi toplumsal ve kültürel kimliklerini savunan farklı kesimlerle ‘barış içinde birlikte yaşama’ mümkün değildi. Bu tür görüşlerin yaygınlaşmasını engellemek için her türlü yasağı uyguladılar ve bu düşünceleri savunanları cezalandırdılar.

    Ez Cümle…  Darbecilerle hesaplaşmayı beceremeyen bir toplum, darbe üstüne darbe yemeye mahkumdur! Türkiye toplumu yıllar ve yıllardır kararan vicdanıyla yüzleşsin, kararan vicdanlar aydınlansın istiyoruz! Darbecilerle toplumsal suç ortaklığını reddedelim! Kahrolsun Faşizm!  Kahrolsun Emperyalizm!”

    “DEVLET DEDİĞİNİZ CİDDİYET İSTER”

    Siyasetçi Sebahat Tuncel de eyleme katılanlar arasındaydı. Tuncel, yaptığı konuşmada, darbe zihniyetiyle yüzleşilmediği için benzer uygulamaların sürdüğünü ifade etti. Kadınların, darbe zihniyetinden en çok etkilenenler kesim olduğunu söyleyen Sebahat Tuncel, şu konuşmayı yaptı:

    “12 Eylül faşist darbesiyle yüzleşme olmadığı için mevcut iktidar tarafından da 12 Eylül uygulamaları devam ettiriliyor. Örneğin kayyum uygulaması darbe uygulamasıdır. Kayyum, şimdi genelleşmiş, bütün Kürdistan’da ve Türkiye’de genel bir rejim haline gelmiştir. Bu aslında darbenin siyaseten devam ettiği anlamına gelir. Türkiye’de milyonlarca insan sorgudan, kovuşturmadan geçiriliyor. Yani Türkiye’deki tüm yurttaşlar neredeyse devlet denetimi altında, baskı altında, yargı araçsallaştırılarak baskı altına alınmış durumda. Dolayısıyla aslında biz darbeyle yüzleşmediğimiz için, darbe zihniyeti farklı uygulamalarla devam ediyor. Biz ‘bir daha asla’ demek için bir an önce devletin bu gerçeklikle yüzleşmesi gerekir. Hele hele önümüzde yeni bir tartışma süreci varken, Kürt sorununu, barışı tartışma yaptığımız bir dönemde buna ihtiyaç var.

    Darbeyi kabul etmiyoruz. Devlet dediğiniz ciddiyet ister. Eğer bunu kabul etmiyorsanız bununla gerçek anlamda yüzleşeceksiniz. Darbeci zihniyetle yüzleşmek, Türkiye’nin aydınlık geleceği için, halkların kardeşliği, barış için, sınıf mücadelesinin geleceği açısından ve kadın özgürlüğü açısından önemli bir süreç. Bu darbeci zihniyete artık dur diyoruz. DEM Parti’ye yönelik operasyonları arkadaşlar biliyor. CHP’ye yönelik yürütülen siyasi operasyonlar ya da HDK’ye yönelik operasyonlar devam ediyor. Bütün bunlar darbe zihniyetinden bağımsız ele alınamaz. Eğer yüzleşecekseniz bunları da yani tüm sonuçlarıyla 45 yıldır ortaya çıkan uygulamaların hepsini ortadan kaldırmaya ihtiyaç var.”

    Açıklamada imzası bulunan kurumlar şöyle:

    78’liler Hareketi, İHD, DEM PARTİ, DBP, DK- DER, DGD Platformu, EHP, EMEP HDK, Karşı Sanat Çalışmaları, KOMÜN, SMF, SODAP SOL DEP, SYKP, TÖP, UİD-DER, Yeşil Sol Parti

    PİRHA/İSTANBUL

  • Tuncel: ‘Demokratik Toplum Çağrısı’ aynı zamanda Alevilere yönelik bir çağrı-VİDEO

    Tuncel: ‘Demokratik Toplum Çağrısı’ aynı zamanda Alevilere yönelik bir çağrı-VİDEO

    PİRHA – Siyasetçi Sebahat Tuncel, İmralı görüşmeleriyle birlikte AKP-MHP Hükümetinin yaklaşımlarını yorumladı. Tuncel, “Henüz ortada bir süreç yok ama olmasını istiyoruz” diyerek iktidarın sorumluluk alması gerektiğini vurguladı. Tuncel, Demokratik Toplum Çağrısı’nın aynı zamanda “Alevilere yönelik bir çağrı” olduğunu da söyledi.

    PKK Lideri Abdullah Öcalan’ın 27 Şubat’taki ‘Barış ve Demokratik Toplum Çağrısı’nın ardından gözler, AKP-MHP hükümetinden gelecek adımın ne olacağına çevrilmiş durumda.

    Kürt siyasal hareketi, ‘Barış ve Demokratik Toplum Buluşmaları’ adı altında Abdullah Öcalan’dan gelen çağrının içeriğini halkla tartışırken, diğer yandan da sürecin olgunlaşması adına temaslarını sürdürüyor.

    Diğer yandan MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli tarafından gündeme getirilen ‘Umut Hakkı’ konusunda da hukukçuların girişimleri devam ediyor. Aralarında baroların da bulunduğu 46 sivil toplum örgütü, ‘Umut Hakkı’na ilişkin yasal düzenleme yapılması için hukuki girişimde bulundu.

    İmralı’dan gelen “Asrın Çağrısı”na karşılık PKK yönetiminden de “Ateşkes” kararı geldi. Ancak Türkiye’nin, Federe Kürdistan Bölgesi’ne yönelik saldırıları, toplum nezdinde süreci daha da tartışılır hale getirdi. Yapılan açıklamalara göre; İmralı’dan gelen çağrı ardından Türkiye, Federe Kürdistan Bölgesi’ne yönelik yüzlerce kez silahlı saldırıda bulundu.

    27 Şubat çağrısında her ne kadar “demokratikleşme” vurgusu yapılsa da Türkiye o günden bugüne daha çok gözaltı ve tutuklama operasyonlarıyla anılır oldu

    “DEVLETİN, GÜVEN VERMEDİĞİ BİR DURUM YAŞIYORUZ”

    “Süreç, ne derece çözümden yana?” sorusunun yanıtını Özgür Kadın Hareketi aktivisti Sebahat Tuncel ile konuştuk. Kürt sorununun çözümü adına iktidarın tavrını yorumlayan Tuncel, ilk olarak Abdullah Öcalan’ın yoğun bir çaba sarf ettiği vurgusunu yaptı. Tuncel, 27 Şubat’ta okunan metinde, Kürt halkının dil, kimlik, kültür haklarının tanınması ve siyaset yapma hakkının güvence altına alınması açısından verilen bir mücadele olduğunu belirterek şu değerlendirmeyi yaptı:

    “Yani Sayın Öcalan’ın ifadesi ile sorunu savaş ve çatışma zemininden hukuki ve siyasi zemine çekme konusunda bir çaba, emek var. Şimdi bu konuda devletin aslında topluma güven vermediği bir durum yaşıyoruz. Toplumda da ‘bu devlete güven olur mu?’ soruları bize de çok fazla geliyor. Bu da anlaşılır bir durum. 1990’lı yıllardan bugüne hep bir şekilde tek taraflı süreç yürütülmüş. Tek taraflı ateşkesler olmuş ve devlet her defasında daha kapsamlı operasyonlarla, saldırılarla sürece cevap vermiş. O açıdan bir güvensizlik hali var ama işte Ortadoğu’da yaşanan gelişmeler, Türkiye’nin içerisine girdiği siyasi, ekonomik kriz ve dünyadaki değişim süreci, bir şekilde Türkiye’yi de adım atmaya zorluyor. O açıdan bu sürecin, biraz zorunluluğun getirdiği süreç olması itibari ile de başarıya ulaşma ihtimali yüksek diye düşünüyorum. Bu süreç şöyle bir şey değil; işte örneğin Kürt sorununun siyasi zemine çekilmesi, bütün sorunların hukuki zemine çekilip tamamının çözüldüğü anlamında değil, mücadele zemini açısından önemli. Yani silahlı mücadeleden demokratik siyasi mücadeleye geçme ve devletin buna olanak sağlama konusundaki bir yaklaşım. Buradaki en temel şey 27 Şubat çağrısında da Kürt halk önderi sayın Abdullah Öcalan’ın metninde de yer alan ‘bütün inançların, kimliklerin ve kültürlerin tanınması’ demek. Aslında Türkiye’de 1924 Anayasası ile güvenceye alınmış Kürt inkarından vazgeçilmezi demek. Bu gerçekten bir paradigma değişikliği. Yani eğer devlet bu paradigmayı değiştirirse bu Kürtler, Aleviler, kadınlar açısından çok önemli bir gelişme.”

    “İLK ADIM, DEMOKRATİK SİYASETİN ÖNÜNÜ AÇMAK!”

    Siyasetçi Sebahat Tuncel, “Sürecin bütün boyutlarını bilmiyoruz” vurgusunu da yaptı. Devletin, demokratik siyaset alanının açılması konusunda adım atması gerektiğini belirten Tuncel, şunları söyledi:

    “Ama şunu biliyoruz; sayın Öcalan’ın çağrısına PKK olumlu cevap verdi ama bunun koşullarının yaratılması gerektiğini ifade etti. Şimdi devletin üzerine düşen sorumluluk PKK’nin feshi ya da demokratik siyaset alanının açılması konusunda gerekli koşulları sağlamaktır. Barış ve Demokratik Toplum Çağrısı’nın ‘Barış’ bölümü devletle alakalıdır. Devlet, hem Kürt sorununu demokratik zemine taşımak, demokratikleşme önündeki engelleri kaldırmak; işte terörle mücadele kanunu yeniden, daha doğrusu kaldırmak, yeniden düzenlemek değil, terörle mücadele kanunu çok geniş yorumlanıyor ve tüm muhalifler, bu kanun kapsamında gözaltına alınıp tutuklanıyor. Bu kabul edilebilir bir durum değil. Siyaset yapma hakkı, düşünceye ifade özgürlüğü, inanç özgürlüğü, kadın erkek eşitliği ve benzeri birçok konuda gerekli koşulların, yani yasal düzenlemeleri yapılması gerekiyor. Ama ilk adım, demokratik siyasetin önünü açmaktır. Şu an cezaevinde on binlerce siyasi tutsak var; onların özgürlüğe kavuşması sağlanmalıdır. Hala gözaltı ve tutuklamalar var. CHP’ye yönelik operasyonlar devam ediyor. İşte bunlar aslında sürecin de başarıya ulaşmasını engelleyen, güvensizliği derinleştiren konular oluyor. Bunları gidermek tabii ki de devletin zorunluluğundadır.”

    “BÖYLE BİR ORTAMDA BARIŞ KONUŞULABİLİR Mİ?”

    Mevcut koşullarda barış yapmanın “zor bir iş” olduğunu söyleyen Sebahat Tuncel, konuşmasını şu cümlelerle sürdürdü:

    “İnkar, imha ve asimilasyon politikasının değişmesi, eşit yurttaşlık temelinde bir arada yaşama konusundaki irade… Bizler yıllardır bunların mücadelesini veriyoruz. Bu sürecin kolay olmadığını biliyoruz. Devlet içerisinde de belki bazı odaklar, bu sürece karşıdır. Yani sonuç itibariyle olması gereken şey devletin işte diyelim ki ateşkes sürecinde olumlu karşılık vermesi ve sürecin sağlıklı ilerlemesi konusunda koşulların yaratılması. Bu, devletin sorumluluğunda olan bir şey. Bizim, yani siyasetçilerin sorumluluğunda olan şey, bunlar var diye barış meselesini konuşmamak değil, aksine konuşmak, olması gerekeni ifade etmek ve bunu toplumsal bir talebe getirmektir. Bence zaten Türkiye’de problem burada. İşte ‘Böyle bir ortam var, böyle barış konuşulabilir mi?’

    Peki ne zaman konuşacağız? Savaşın, çatışmanın olduğu, özgürlüklerimizin elimizden alındığı zamanda özgürlüğü konuşuruz. Adaletsizliğin olduğu yerde adaleti konuşuruz. Barış yoksa barışı konuşuruz, olduğu ortamlarda zaten bunları konuşmaya gerek yok. Bu, aslında konuşmamanın bir yöntemine dönüşüyor ne yazık ki. Türkiye’de özellikle sosyal demokrat partiler ile CHP tabanı açısından söylüyorum, niyetleri bu olmayabilir, söylemde sürece destek vereceklerini, parlamenter zeminde çözülmesi gerektiğini ifade ediyorlar. Özgür Özel, bunu söylüyor, bu çok kıymetli ve ben çok önemli görüyorum ama pratiğe gelindiğinde ‘Bu mümkün mü? AKP ile anlaşıyorlar. Bu devlete güven olur mu?’ tartışmalarıyla süreci tartışmayı bile sorun gören bir yaklaşım var. Bence bu, çözümsüzlük siyasetinin bir dili. Yani eski sürecin bir dili. Yeni dönemin dili bu olamaz.

    “HENÜZ ORTADA BİR SÜREÇ YOK AMA OLMASINI İSTİYORUZ”

    Zaten bu sorunlar olmasaydı bizler de bunları konuşmazdık. Kürt halkı özgür olsaydı bizler ‘Kürt halkının özgürlük sorunu var’ diye konuşur muyduk? Kadınlar eşit ve özgür olsaydı ‘özgürlük sorunu var’ diye konuşur muyuz? Siyaset dediğimiz şey budur, konuşmalıyız. Dolayısıyla siyasetçilerin yapması gereken konuşmak, çözmek, tartışmaktır. Evet operasyonlara karşı da savaş politikalarına, gözaltı ve tutuklamalara karşı da tavır göstermek, demokrasinin ne olması gerektiğini ifade etmek siyasetin işidir. Yoksa siyasetçi neden var ki? Aksine devletin savaş politikalarını geriletmek, bu politikanın çıkar bir yol olmadığını, Türkiye’yi siyasi, ekonomik krizin eşiğine getirdiğini söylemeden nasıl bir süreç olacağız? O açıdan önce bir sürece evrilmesini konuşacağız. Çünkü henüz ortada bir süreç yok ama bu sürecin olmasını istiyoruz. Demokratik cumhuriyet olmasını istiyoruz. Kürt halkının, Alevilerin, kadınların özgür olmasını istiyoruz ve bunu konuşmaya devam edeceğiz.”

    ‘UMUT HAKKI’ KONUSUNDA TARAFLARIN YAKLAŞIMI!

    Sebahat Tuncel ‘Umut hakkı’ konusunda da görüş belirtti. Sivil toplum örgütlerinin bu yönlü girişimlerinin önemli olduğunu söyleyen Tuncel, şunları söyledi:

    “Bu önemli bir konu. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin de Türkiye hakkında verdiği 4 tane karar var. Sayın Öcalan hakkında ise uyulması gereken iki karar bulunuyor ama ben bundan bağımsız bu hak yoksa bile devletin, Kürt sorununu çözümü konusunda adım atacaksa eğer Sayın Öcalan’ın özgürlüğünün sağlanması gerekir. Bu, umut hakkıyla sınırlandırılamaz. Türkiye gerçekten Kürt sorununun çözümü konusunda Sayın Öcalan ile bir diyalog yürütüyorsa o zaman sorunun çözümü konusunda Sayın Öcalan’ın özgürlük koşullarının sağlanması önemli. Umut hakkı bunun için yasal zemin de sunuyor. Bu açıdan pozitif bir yerden bakmak mümkün. Bu durum sadece sayın Öcalan ile ilgili değil, bütün Türkiye’deki mahpusları ilgilendiren bir durum.

    Sayın Öcalan’ın durumu bence daha da özgün. Barışa cesaret eden, Türkiye’nin demokratikleşmesi konusunda çaba harcayan birisi. Dolayısıyla tarafların eşit koşullara sahip olması gerek. O açıdan Sayın Öcalan’ın özgürlük koşulları barış sürecinin başarıya ulaşması açısından; sonuçta Kürt tarafının temsilidir, o nedenle koşulların eşit olması gerekir. Baroların, ÖHD’nin bu konudaki çalışmalarını önemli ve anlamlı görüyorum. Umarım önümüzdeki parlamenter süreçte yasal düzenleme yapılır.”

    “ALEVİLER AÇISINDAN ÖNEMLİ BİR FIRSAT”

    Sebahat Tuncel, ‘Demokratik Toplum Çağrısı’nın aynı zamanda Alevilere yönelik bir çağrı olduğunu da belirtti. Alevi toplumunun da süreci sahiplenmesi gerektiğini söyleyen Tuncel, şöyle devam etti:

    “Ortadoğu’da yaşanan gelişmeler Alevilerin çok daha hassas ve duyarlı olduğu bir süreci beraberinde getiriyor. Önümüzdeki gün Dersim Tertelesi’nin yıldönümü. Katliamlardan geçirilmiş bir Alevi gerçekliğiyle de karşı karşıyayız. Alevi toplumu bu ülkede sevgili Hrant Dink’in söylemi ile ‘güvercin tedirginliğinde’ yaşıyor. Dolayısıyla olası bir sürecin doğal olarak onların hayatlarına nasıl yansıyacağı önemli bir konu. Aleviler inançsal ve kültürel olarak demokrasiye daha yatkın bir halk. Demokratik ve özgürlükçü bir yaşam, Aleviler açısından önemli. Dolayısıyla bu Demokratik Toplum Çağrısı, Aleviler açısından da önemli bir fırsat. Hem Alevilerin kendi İnanç kimliği etrafında örgütlenmesi hem barışın toplumsallaşması hem de demokratik bir cumhuriyetin gelişmesi konusunda önemli. Kürt sorununun çözümü sadece Kürtler açısından değil, Türkiye açısından da değil, aslında bütün Ortadoğu’nun geleceğini etkileyecek 4 parça Kürdistan diye ifade edilen, aslında 4 ülke sınırları içerisinde yaşayan Kürtlerin ve birlikte yaşadıkları halkların geleceğini etkileyecek bir süreçten bahsediyoruz. Bizim tabanımızın CHP ile de yakın olma durumu var. Yani ortak tabana yönelik politika üretiyoruz, bu açıdan söylüyorum. Dolayısıyla CHP politikalarından etkilenme durumu yüksek. Oranın, negatif üslupla tartışması ya da süreci gündeme almaması hali Alevi toplumunu etkiliyor. Bence Alevi toplumunun kendi geleceği açısından barışı gündemine alması ve demokratik bir toplum konusunda daha aktif rol alması gerekiyor. Sonuçta gerçekten Aleviler açısından önümüzdeki süreç öyle kolay olmayacağa benziyor. Yani hem inancı özgürce yaşamak, kendi kültürünü yaşatmak meselesi önemli. O açıdan Demokratik Toplum Çağrısı aynı zamanda Alevilere yönelik bir çağrı. Alevilerin, sadece gündeme alma açısından değil, demokratik toplumu inşa konusunda bir mücadele içerisinde olmasının önemli olduğunu düşünüyorum.”

    Eren GÜVEN/İSTANBUL

  • ‘Suriye’deki Alevi katliamı son bulmalı, uluslararası güçler etkin müdahale etmeli’-VİDEO

    ‘Suriye’deki Alevi katliamı son bulmalı, uluslararası güçler etkin müdahale etmeli’-VİDEO

    PİRHA- Suriye’nin kıyı kentlerinde Alevilere dönük katliamın son bulması için çağrıda bulunan DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, “Türkiye başta olmak üzere HTŞ ile görüşme sağlayan bütün devletlerin , herkesin etkin bir biçimde müdahale etmeliler” derken, siyasetçi Sebahat Tuncel ise, “Gerçekten çok korkunç görüntüler yansıyor. Bu ne insan hakları nede vicdan açısından kabul edilebilir bir durum değildir. Bu konuda dünya halklarının buna güçlü ses çıkarması gerekiyor” diye konuştu.

    Suriye’nin kuzeybatısında bulunan Lazkiye, Dera, Humus ve Tartus’ta Alevilerin hedef alındığı saldırıların son iki günde tırmanışa geçti. Çoğunluğu sivil olmak üzere 300’den fazla kişinin hayatını kaybettiği ve yüzlercesinin de HTŞ tarafından bilinmeyen merkezlerde alıkonulduğu belirtiliyor.

    İstanbul Kadıköy’de 8 Mart Kadın Platformu’nun öncülüğünde gerçekleştirilen ‘Büyük Kadın Buluşması’nda konuşan DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, siyasetçi Sebahat Tuncel ve HDK Eş Sözcüsü Meral Danış Beştaş, Türkiye’den Ortadoğu’ya ve Avrupa’ya alana çıkan kadınların soykırımların son bulması ve halkların barış içerisinde yaşayabilmesi için mücadele ettiklerini ifade ettiler.

    HATİMOĞULLARI: YAŞAM HAKKIMIZI İSTİYORUZ

    8 Mart’ta tüm alanlarda kadınların ‘yaşam hakkımızı istiyoruz’ mesajı verdiğini söyleyen DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, “8 Mart kadınlar için önemli bir direniş alanı. 8 Mart’ta alandan verdiğimiz mesaj yaşam hakkımızı istiyoruz. Her gün kadın cinayetlerine kurban edilmek istemiyoruz. Katledilen kadınların failleri olan erkeklerin cezasızlık ile karşılaştığını görebiliyoruz. Yargının erkek akılla verdiği kararlarla katliamlara teşvik ediliyor. Bunu kabul etmiyoruz. Çok acil bir biçimde İstanbul Sözleşmesi’ne dönmemiz gerekiyor. 6284 sayılı kanunun kaldırılmasını kabul etmiyoruz. Tam tersi bu yasanın daha etkili bir biçimde uygulanmasını gerektiğini söylüyoruz” dedi.

    “SURİYE’DEKİ ALEVİ KATLİAMI SON BULMALI”

    Hatimoğulları, Suriye’de Alevilere yönelik katliamın sol bulmasına yönelik uluslararası güçlere etkin müdahale çağrısı yaparak, “Türkiye ve Suriye’de devam eden çatışmaların, şiddetin bir an önce son bulması istiyoruz. Bu anlamda Sayın Öcalan’ın yaptığı ‘Barış ve Demokratik Toplum’ çağrısı çok önemli bir yerde duruyor. Bu çağrının Ortadoğu, Türkiye ve Avrupa’daki 8 Mart alanlarında da sahiplenildiğini görüyoruz. Lazkiye ve çevresinde Arap Aleviler canice katledildi. 250 kişinin üzerinden insanın katledildiği belirtiliyor. HTŞ yönetimi ve ortaklar kendi dışında  herkesi kafir görerek bu katliamı gerçekleştiriyorlar. Bu katliamı şiddetle kınıyoruz, asla kabul etmiyoruz. Suriye’de devam eden Alevi soykırımı bir an önce son bulmalıdır. Biz kadınlar 8 Mart alanlarından Alevi yurttaşlarla bir kez daha dayanışma içerisinde olduğumuzu belirtiyoruz. Türkiye başta olmak üzere HTŞ ile görüşme sağlayan bütün devletlerin herkesin etkin bir biçimde müdahale etmeliler. Tarihin bu kara sayfalarına yazılan bu dramı kabul etmiyoruz” diye konuştu.

    TUNCEL: KADINLAR BARIŞIN İNŞASI İÇİN AKTİF ÇALIŞIYOR

    Siyasetçi Sebahat Tuncel ise, Alevilere yönelik katliama dair toplumsal dinamiklerin ses çıkarması gerektiğini belirterek, “Dünyanın her yerinde kadınlar 8 Mart’ı alanlarda kutluyor, ama kutlayamayanlar da var. Suriye’de yaşanan savaş ve çatışma nedeniyle Suriye’deki Aleviler 8 Mart’ı kutlayamıyor. Gerçekten çok korkunç görüntüler yansıyor. Bu ne insan hakları nede vicdan açısından kabul edilebilir bir durum değildir. Bu konuda dünya halklarının buna güçlü ses çıkarması gerekiyor. Ortadoğu halklarının demokratik barışçıl bir süreç içerisinde yaşaması için herkese rol düşüyor. Bu insanlığa karşı işlenen suçlara dur demek gerekiyor. Bu saldırı Alevilerin bütününedir. Bir yanda kadınlar Ortadoğu halkalarının barış içerisinde yaşaması için mücadele ediyor. 27 Şubat’taki çağrı sadece Kürt-Türk barışı açısından değil Araplar ve Aleviler açısından da önemli. Biz kadınlar bu sorumluluğu üstlendik ve barışın inşası için aktif çalışacağız” ifadelerini kullandı.

    BEŞTAŞ:KADINLAR YASAĞI TANIMADILAR, TAKSİM’İ DOLDURACAKLAR

    Taksim’de düzenlenen feminist gece yürüyüşünün yasaklanmasına eleştiren Halkların Demokratik Kongresi Eş Sözcüsü Meral Danış Beştaş da, “Bugün büyük bir coşkuyla ve özgürlük tutkusuyla kutlanıyor. Aslında alanlardan görüleceği gibi barış talebinin ne kadar güçlü olduğunu alanlardan görmek mümkün. Bizim özgürlük tutkumuzu hiçbir güç bastıramaz. Türkiye’de kadınlara yönelik bir kırımın acımasızca devam ettiğini biliyoruz. Kadın bütün farklılıkların eridiği bir kimliktir. Kadın olmak en öncelikli kimliğimiz. Taksim’in kadınlara kapatılması kabul edilemez. Kadınların sesinden, soluğundan taleplerinden büyük bir korku var. Yasakçı zihniyet ile demokrasi ve barış bir arada olamaz. Kadınlar bu yasakları tanımadılar ve on binler o alanı dolduracak” şeklinde konuştu.

    PİRHA/İSTANBUL

  • DEM Parti Mersin’de Kadın Şöleni düzenledi: Barışı kadınlarla inşa edeceğiz-VİDEO

    DEM Parti Mersin’de Kadın Şöleni düzenledi: Barışı kadınlarla inşa edeceğiz-VİDEO

    PİRHA- DEM Parti’nin 8 Mart Kadın Şöleninde konuşan Sebahat Tuncel, “Kürt sorununun demokratik siyaset alanında çözülmesi konusunda sorumluluk üstlenmesi gerekir. Bunun bir ayağı devlet, bir ayağı halk, bir ayağı kadınlardır” dedi.

    8 Mart Dünya Kadınlar Günü etkinlikleri kapsamında Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Mersin Kadın Meclisi ve Tevgera Jinên Azad (TJA- Özgür Kadın Hareketi) Akdeniz ilçesinde kadın şöleni gerçekleştirdi.

    Şölen alanına Türkçe ve Kürtçe “Kadın kırımına isyan ediyor. Özgürlüğe yürüyoruz” pankartı asıldı. Miting alanına ulusal kıyafetleri ile gelen kadınlar seslendirilen şarkılar eşliğinde halay çekerken, sık sık “Jin jiyan azadi” sloganları attı.

    TUTUKLU EŞ BAŞKAN NURİYE ARSLAN’IN 8 MART MESAJI OKUNDU

    Şölende ilk olarak konuşan DEM Parti Mersin İl Eş Başkanı Bedriye Kuş, kadınların 8 Mart’ını kutladıktan sonra yerine kayyım atanan ve tutuklanan Akdeniz Belediyesi Eş Başkanı Nuriye Aslan‘ın kadınlara gönderdi 8 Mart mesajını okudu. Nuriye Aslan’ın mesajı şöyle:

    “Son dönemde barışın ve demokratik çözümün yeniden tartışıldığı bir süreçten geçiyoruz. Ancak barışı konuşmanın en büyük şartı, halkın iradesine saygı duymak, hukuksuz tutuklamalara ve kayyum rejimine son vermektir. Çünkü barış, ancak adaletin, eşitliğin ve özgürlüğün olduğu yerde yeşerebilir. Ve biliyoruz ki, kadınlar bu sürecin en güçlü öncüleridir. Hayatın her alanında kadının özgürleşmesi ve eşit eş yaşam sağlanmadan ortaya koyulan demokratik toplum paradigmasının başarıya ulaşması mümkün değildir. Cinsiyet eşitliği temelinde bir demokrasi ve halk iradesi, bu paradigmanın en temel dayanaklarıdır. Ancak bugün, yerel yönetimlerde halkın seçtiği temsilciler yerine kayyumlar atanmakta, pek çok kişi fikirleri ve mücadelesi nedeniyle cezaevlerinde tutulmaktadır. Bugün halk iradesi ile seçilen belediye eş başkanları tutuklanırken, gerekçe olarak eş başkanlık uygulaması soruşturma dosyalarında suç dayanakları olarak öne sürülmektedir.

    Gerçek barış; baskıların sona erdiği, halk iradesine saygı duyulan, hukukun üstünlüğüne ve cinsiyet eşitliğine dayanan bir dünyada mümkündür. Ve biliyoruz ki, kadınlar bu sürecin en güçlü taşıyıcılarıdır. Bu yüzden, cezaevlerinde de dışarıda da mücadele eden tüm kadınları selamlıyorum. Eşit, özgür ve demokratik bir geleceği birlikte inşa edeceğimize olan inancımla, tüm emekçi kadınların 8 Mart Dünya Kadınlar Günü’nü kutluyorum.”

    ‘HER GÜN KADINLAR KATLEDİLİYOR’

    Ardından konuşan DEM Parti Mersin Milletvekili Perihan Koca, kadınların her gün erkek şiddeti ve cinayetlerle burun buruna yaşadığını belirtti. 2024’te 394 kadının erkekler tarafından katledildiğini hatırlatan Koca, “ Her gün onlarca kadın kardeşimizin ölümü şüpheli bir şekilde kadın cinayetleri rekorları olarak yazılıyor. Ancak kadın cinayetlerine karşı kadınlar ve hakları için mücadeleyi sokaklarda, meydanlarda büyütmeye ve yeni bir yaşamı müjdelemeye devam ediyorlar” dedi.

    PKK Lideri Abdullah Öcalan’ın çağrısına da değinen Perihan Koca, “İmralı’da Kürt Halk Önderi Sayın Öcalan’ın çağrısıyla Kürt halkı bu memlekete bir kez daha barış elini uzatmıştır. O barış elini bu topraklarda, bu memlekette en önde, en büyük sorumlulukla, işte beyaz tülbentli, barış annelerimiz öncülüğünde biz kadınlar yeşerteceğiz. Kadınların hakları için mücadele edeceğiz. Ve ama bir yandan savaşın en büyük mağduru olan kadınlar olarak barışı biz inşa edeceğiz” sözlerini kullandı.

    SEBAHAT TUNCEL: BİZ KADINLAR KÖLE DEĞİLİZ

    Şölende son olarak konuşan siyasetçi Sebahat Tuncel konuştu. Tuncel, kadınların ülkenin dört bir yanında kendilerine dayatılan şiddete, sömürüye karşı direndiklerini vurguladı. “Biz kadınlar köle değiliz. Biz kadınlar nesne değiliz” diyen Tuncel, şunları söyledi:

    “Bizim bedenimiz, emeğimiz alınıp satılamaz. Biz kadınlar özgür bireyleriz. Beş bin yıldır erkek egemen sistem bize köleliği dayatıyor. Zulmü dayatıyor. Sessizliği dayatıyor. Bize tek vaat ettiği şey nedir? Erkeğin kölesi olmak, devletin kölesi olmak. İşte biz bunu kabul etmiyoruz. Reddediyoruz. Buna karşı özgürlük mücadelesi veriyoruz.  İlk eşitsizlik kadın ve erkek arasındaki eşitsizlikle başlamıştır. İlk emek sömürüsü kadının emeği sömürülmüştür. İlk kadının bedeni sömürülmüştür. İlk eşitsizliğin yaşadığı yerde adaletsizliğin, hiyerarşinin, tahakkümün, şiddetin zorun olduğu yer orasıdır. Bu şiddet politikasını, eşitsizlik politikasını gidermek kadın özgürlük mücadelesi yürüyenlerin en temel görevidir.”

    “BARIŞ İÇİN HERKES SORUMLULUK ALMALI”

    Sebahat Tuncel de Öcalan’ın çağrısına değinerek, “Bu önemli ve tarihi bir çağrıdır. Gerçekten Kürt sorununun savaş ve çatışma zemininden çıkması isteniyorsa yapılması gereken şey bunun olanaklarını yaratmasıdır. Yani Sayın Öcalan’ın özgür çalışır koşullarının yaratılması lazım. Özgürlük koşullarının yaratılması lazım. Biz Kürtler yıllardır barış olsun diye mücadele ediyoruz, direniyoruz. Bunun da bedelini ödüyoruz. Barış olsun dediğimiz için zindanlara atıldık. Şimdi çıktık yine barış olsun diyoruz. Cezaevine girmeden kayyum atıyorlardı. Çıktık, hala kayyum atıyorlar. Bunun değişmesi lazım. Bunun değişmesi için de Kürt sorununun demokratik siyaset alanında çözülmesi konusunda sorumluluk üstlenmesi gerekir. Bunun bir ayağı devlet, bir ayağı halk, bir ayağı kadınlar” diye kaydetti.

    Suriye’de Alevilerin katledildiğine de dikkat çeken Tuncel, ortak mücadelenin gerekliliğine vurgu yaptı. Tuncel son olarak şunları söyledi:

    “Yeni bir süreç başlıyor. İşimiz çok, zamanımız yok. O açıdan herkesin üzerine düşen sorumluluğu yerine getirmesi lazım. En nihayetinde her savaşın bir barışı vardır. Barışı güçlüler yapar. Ve barışın inşa edilmesi için hepimize görev düşüyor. Gerçekten barış istiyorsak hepimiz elimizi taşın altına koyacağız ve barış inşa edeceğiz.”

    Sebahat Tuncel’in konuşması ardından şölen, sanatçı Nuray Balık’ın seslendirdiği şarkılardan sonra sona erdi.

    PİRHA/ MERSİN

  • İstanbul’da ‘2. Emekçi Kadın Kurultayı’ düzenlendi-VİDEO

    İstanbul’da ‘2. Emekçi Kadın Kurultayı’ düzenlendi-VİDEO

    PİRHA-İstanbul’da kadınlar tarafından düzenlenen ‘2. Emekçi Kadınlar Kurultayı’ gerçekleştirildi. 4 oturumda gerçekleşen kurultayda kadın, çocuk, emek, örgütlenme ve Türkiye’deki şiddetin farklı boyutlarda nasıl işlendiği hakkında konuşmalar yapıldı.

    Emekçi Kadınlar (EKA) tarafından 15-16 Şubat arasında düzenlenen ‘2. Emekçi Kadınlar Kurultayı’ 1’inci gününde biraraya gelindi. Çok sayıda kadının katıldığı Şişli Tiyatrosu’nda Tevgera Jinen Azad Aktivisti (TJA) Sebahat Tuncel, Av. Eren Keskin, Dünya Kadın Konferansı (WWC) Ortadoğu Koordinatörü Songül Yücel dışında alanında uzman kadınlar konuşma yaptı.

    1’inci oturumda ‘Kadın Emeği’ üzerine ‘Kriz ve Kadın Emeği’, ‘İşçi Kadının Sorunları ve Mücadelesi’, ‘İşçi Kadının Örgütlenme Sorunları ve Deneyimleri’ hakkında konuşuldu. 2’nci oturumda ise ‘Genç Kadın’ konulu başlığı altında ‘Eğitim Politikaları ve Çalınan Yaşamlarımız’, ‘MESEM ve Genç Kadın İşçiler’ konusu ele alandı. 3’üncü oturumda da ‘Şiddet’ sorunu üzerinde ‘Devlet Şiddeti’, ‘Ulusal Baskı ve Şiddet’ ve ‘Sava, Faşizm ve Şiddet’ meseleleri üzerine konuşma yapıldı.

    “TÜRKİYE’DE EĞİTİM SİSTEMİ KAPİTALİZMİN, GERİCİ İDEOLOJİLERİN KALESİ HALİNE GELMİŞ”

    Kadınların eğitim sıralarından, kampüslere ve sokaklara taştığını ifade eden Devrimci Öğrenci Birliği Özge TOPCİ ‘Eğitim Politikaları ve Çalınan Yaşamlarımız’ hakkında söz aldı. Topci, okullardaki eğitim sisteminin çürüdüğüne dikkat çekerek şunları söyledi:

    “Nasıl ki yaşamdan uzaklaştırılmak istenip bir var olma mücadelesi veriyorsak. Eğitimde de kadınlar olarak gerici ağlara takılmama ve eğitimden soyutlanmama mücadelesi veriyoruz. Öyle ki bu mücadele sıralardan kampüsleri aşıp sokaklara taşmış durumda. Kadınların eğitim mücadelesini aktarmaya sıralardan başlamak isterim. Türkiye’de eğitim sistemi kapitalizmin ve gerici ideolojilerin kalesi haline gelmiş, burjuvazi ve onun ideolojik aygıtları tarafından genç nesilleri haliyle genç kadınları bir şekillendirme paniğine düşürmüş durumdadır. Bu bağlamda liselerdeki eğitim sistemi sadece bir bilgi aktarma alanı olmaktan çıkmış olup, ideolojik bir savaş alanı haline de gelmiştir. Uygulanan eğitim politikalarıyla okullar sürekli gelişen bir eğitim yuvası halinden çıkmış olup eğitim sistemindeki çürümeye bir ışık tutmuştur.

    “KADINLARIN YÜZDE 65’İ HAYATININ BİR DÖNEMİNDE FİZİKSEL ŞİDDETE UĞRUYOR”

    Emekçi Kadınlar adına konuşma yapan Delal Erol, şiddetin Çok Yönlü Yansımaları konusunu hakkında bilgi verdi. Kadına yönelik şiddet kaynağını temel toplumsal ilişkiler içerisinde kadına verilen konumdan alındığını belirten Erol, “Sadece Türkiye’deki kadın üzerine yapılan araştırmalar gösteriyor ki kadınların yüzde 65’i hayatının bir döneminde fiziksel şiddete uğruyor.  Yüzde 55’i psikolojik şiddet gibi devasa oranlarda ekonomik ve cinsel şiddet verileri devam ediyor. Kadına yönelik şiddet kaynağını temel toplumsal ilişkiler içerisinde kadına verilen konumdan alıyor. Erkeklere verilen güç öfke boşaltmak, kadınları kontrol etmek veya cezalandırmak hakkını kendinde görmek gibi düşünce kalıpları, kadına olan şiddeti normalleştiren, artıran etmenler arasında. Toplumsal ilişkiler içerisinde incelenmesi gereken bir sorunlu ve kaynağını erkek egemen zihniyeti sisteminden alan bir sistem sorunudur” diye konuştu.

    “OKUL TÜRLERİ SERMAYENİN İHTİYACI DOĞRULTUSUNDA ÇEŞİTLENDİRİLİYOR”

    Türkiye’deki okul türlerinin sermayenin ihtiyacına göre çeşitlendirildiğine değinen Eğitim Emekçisi Feray Aytekin Aydoğan, “Mesleki eğitimi ve mesleki okullardan bahsederken şuradan başlamak gerekiyor. Dünyada da Türkiye’de de mesleki okullarının ve mesleki eğitimin çıkış süreci sınıfsaldır. Eşit bir eğitim olmasını okul türleri ayrışması olmasını ret der ve çocukların orta eğitimde ilgi ve yetenekleri doğrultusunda, yönlendirilmesini, desteklenmesi ancak meslek tercihlerinin yüksek öğretim sürecinde olması gerektiği, çocukların akademik gelişme hem de psikolojik gelişmesi açısından ancak yükseköğretim yaşında bir meslek tercihinde bulunabileceği bilimsel bir gerçeklik olarak savunulur. Ancak okul türleri sermayenin ihtiyacı doğrultusunda çeşitlendirilmiştir. Türkiye’de liselerdeki okul türlerinin oluşması aynı hikayeye dayanıyor. Sermaye erken yaşta ucuz iş gücüne ihtiyaç duyuyor. Türkiye’deki mesleki okullarının eğitim hikayesi böyle başlıyor” ifadesinde bulundu.

    “KÜRT SORUNU ŞİDDETTEN ÇIKIP MÜZAKERE İLE ÇÖZÜLMELİ”

    Kürtlerin savaş ve şiddet ortamından çıkıp barış ve müzakere için mücadele ettiğine, bunu yaparken terörist ilan edildiğini dile getiren Sebahat Tuncel ise şöyle konuştu:

    “Bir kimliğin, bir inancın yok sayılması en büyük şiddettir. Kürt meselesi olunca sağcısı da solcusu da orta yolcusu da aynı yerde birleşiyor. En son İmamoğlu bile Kürt kökenli demişti. Mahkemede belirtmiştim; biz cumhurbaşkanı olabiliriz, başbakan olabiliriz, memur olabiliriz; sadece Kürt olamıyoruz. Ne zamanki Kürt olduk o zaman bunlar terörist oldu deniliyor. Kürtlüğün varlığını kabul etmek demek Kürtleri en temel insani hakkı olan haklarının iadesi anlamına gelir. 1924 Anayasası’nda bu yana Kürtlerin yok sayılması ve Kürtlere karşı inkar ve asimilasyon dediğimiz bir politikanın devreye koyulmasıdır. Kürtlerin paradigması demokratik, ekolojik, kadın özgürlükçü bir yaşam kurmak istiyor. Kürt sorunu bir savaş ve şiddet zemininden çıkarılıp diyalog ve müzakereyle çözülmesini istiyor. Yıllardır Kürt hareketi, Abdullah Öcalan, Kürt gençleri ve kadınları bunun mücadelesini sürdürüyor.

    “KİMSENİN HİZMETÇİSİ DEĞİLİZ DİYEN KADINLAR DA BU ÜLKEDE”

    Dünya Kadın Konferansı (WWC) Ortadoğu Koordinatörü Songül Yücel, ‘Savaş, Faşizm ve Şiddet’ hakkında konuştu. Devletlerin, dinlerin bin yıllardır kadınları itaat ettirmeye, hizmet ettirmeye yönelik politikalar geliştirdiğine değinen Yücel, yaptığı konuşmada şu açıklamayı yaptı:

    “Her gün yeniliyoruz ama o yenilgilerden öğrenip mücadeleye devam ediyoruz. Hala da yazamaz, okuyamaz, resim yapamaz, felsefeden anlamaz, aşık olamaz denildi bizim için. Bütün sınıflar, bütün dinler kutsal aileleri de dahil bütün baskıcı devletler bin yıllardır birbirinden öykünerek, birbirinden sık dokuyarak kendilerine itaat etmek, hizmet etmek ve susmasını istediler. En çok da susmamızı istediler. Bizler susmuyoruz, korkmuyoruz, bunun sloganlığını yapıyoruz, eylemlerini yapıyoruz. Kimsenin hizmetçisi değiliz diyen kadınlar da bu ülkede; harekete geçtiler, sokağa çıktılar ve isyan ettiler. Kimileri tarihini yazmadılar kimileri de eksik yazdı. Kadın özgürlükçü mücadelesinin bir parçası olmuş bu uğurda ölümsüzleşmiş tüm kadınları saygıyla anıyor ve bugünün özgürlükçü mücadelesinin bir parçası olan bütün kadınlara hoş geldin diyorum.”

    PİRHA/İSTANBUL

  • “Barış için 1 milyon imza” kampanyası kapsamında kadınlar bir araya geldi-VİDEO

    “Barış için 1 milyon imza” kampanyası kapsamında kadınlar bir araya geldi-VİDEO

    PİRHA-HDK Kadın Meclisi “Barış için 1 milyon imza” kampanyası kapsamında kadın buluşması gerçekleştirdi. Özgür bir yaşam için kadınlar olarak mücadele edeceklerini vurgulayan HDK Eş Sözcüsü Meral Danış Beştaş, barışın, kadın katliamlarının sona ermesi, kadın düşmanı politikaların terk edilmesi olduğunu ve kadınların barış için iradelerini ortaya koymaktan geri durmayacaklarının altını çizdi. DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları ise, “Dünyada her kesimin üzerine düşen görev ve sorumluluğun ne kadar büyük olduğunu buradan bakarak bilince çıkarmak ve ona göre adımlar atmaya ihtiyacımız var” diye konuştu.

    Halkların Demokratik Kongresi (HDK) Kadın Meclisi, HDK’nin barışın toplumsallaşması amacıyla başlattığı “Barış için 1 milyon imza” kampanyası kapsamında kadınlar bileşenleriyle bir araya geldi.  Kadın Meclisi, Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları’nın katılımıyla, Beyoğlu’nda bulunan HDK Genel Merkezi’nde bir araya geldi.

    “DÜNYANIN GİDİŞATINI BARIŞ ÜZERİNDEN ŞEKİLLENDİREBİLİRİZ”

    Özgür bir yaşam için kadınlar olarak mücadele edeceklerini vurgulayan HDK Eş Sözcüsü Meral Danış Beştaş, “Barış, kadın özgürlükçü bir toplumdur. Barış, kadın katliamlarının sona ermesi, kadın düşmanı politikaların terk edilmesidir. Kadınlar barışı yalnızca istemekle kalmadılar, kalmayacaklar. Kadınlar adil, özgür ve çoğulcu bir toplumun inşası için mücadele eden en kıymetli öznelerdir. Kadınlar Türkiye’de barış için iradelerini ortaya koymaktan geri durmayacaklar. Kadın olmak bu ülkede başlı başına mücadele sebebiyken; bir de mülteci kadın olmak, işçi kadın olmak, Kürt kadın olmak, sosyalist bir kadın olmak, barış annesi olmak, hapishanede bir kadın olmak yani özcesi muhalif bir kadın olmak bizleri acı ve mücadele içinde pişirdi. Barış ve uzlaşma süreçlerine kadınların anlamlı katılımını teşvik etme ve toplumsal cinsiyet perspektifini müzakerelere dahil etme çabalarının çok şeyi değiştireceği şüphesizdir. Bizler yeni bir hikaye yazabilir ve dünyanın gidişatını barış üzerinden şekillendirebiliriz” dedi.

    “BARIŞ, KADINLARIN ELLERİNDE GELECEKTİR”

    Bütün dünyanın bir savaş eşiğinde olduğunu belirten DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, “Bu coğrafyada ve dünyada barışa her zamankinden daha çok ihtiyaç olan bir dönemden geçiyoruz. Barış biz kadınların elleriyle gelecektir. Hakiki tarihsel bir yüzleşme sağlayabilenler barışabilir. Biz kadınlar barışa olan inancımızla gerçeklerle yüzleşmek, barışı bu coğrafyada tesis etmek için elimizden gelen her türlü çabayı ve çalışmayı sürdüreceğiz. Bu anlamıyla HDK’nin başlattığı imza kampanyası çok önemli ve değerlidir. Buradan bütün Türkiyeli kadınlara seslenmek istiyorum; sevgili kadınlar demokratik bir ülkede yaşayabilmek için, kanın akmasını engellemek için, barışa huzura ve adalete kapıların açılması için lütfen hiç üşenmeyin ve barış için sizler de bir imza atın” diye konuştu.

    “MÜCADELE DE ORTAKLAŞMAK ÇOK ÖNEMLİ”

    “Çok uzun süredir baskı politikalarının Türkiye’de işçilerin ve emekçilerin hayatını çok derinden etkilediğini belirten Emek Partisi’nden Hazal İlik ise, “Bütün bu politikalar Kürt halkının üzerindeki baskılara karşı çıkmak, savaşa karşı çıkmak halkların hayatlarından çaldıkları yaşamlarına karşı çıkmaktır. Türkiye’de bütçenin yarısı savaşa ayrılıyor. Savaş politikaları en çok kadınların yaşamlarından çalıyor. Baskıya, sömürüye karşı hep birlikte çıkmak ve mücadelenin bir parçası olmak, birleşik bir mücadele de ortaklaşmak bu yüzden çok önemli. Biz de burada Emek Partisi olarak bu mücadelenin sözünü veriyoruz” dedi.

    “SAVAŞIN KARŞISINDA, BARIŞIN YANINDAYIZ”

    Barış için bir arada olduklarını söyleyen Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu Genel Sekreteri Fidan Ataselim, “Savaş ortamları en çok kadınları, çocukları LGBT’lileri etkiliyor. Tüm dünya halklarının eşit ve özgür bir şekilde yaşaması için barışın şart olduğunu söylemek istiyoruz. Hala halkın seçmiş olduğu belediye başkanları görevden alınıyor ve hala kayyım atanıyor. Bütün coğrafyalarda olduğu gibi bu gün daha çok ölüyorsak daha çok sömürülüyorsak bundan dolayı barış şart. Kadınlar olarak, hepimizin hayatını etkiliyor. Savaşın karşısında barışın yanındayız. Eşit yurttaşlık ve tam kardeşlik için birlikte güçlü bir mücadelede etmek için buradayız. Buradan da imza atarak bu mücadeleye ortak oluyoruz” diye ifade etti.

    “KADINLAR OLARAK BARIŞI GELİŞTİRECEK GÜCÜMÜZ VAR”

    Türkiye’nin iki basın emekçisini katlettiğini söyleyerek sözlerine başlayan siyasetçi Sebahat Tuncel ise şunları dile getirdi:

    “Onların cenazesi bile verilmedi ailelere. Bugün hala gözaltında tutulan özgür basın emekçileri var. Bu saldırılara karşı ses çıkarttıkları için bugün basın emekçileri gözaltında ve tutuklanarak cezaevine gönderiyorlar. Tişrîn Barajı’na karşı saldırılar devam ediyor. Oradaki halklar canlı kalkan oldular. İnsanlar direniyor. Buna karşı da direniyorlar. Bizler bu yaşam hakkına karşı yapılan saldırıları kabul edemeyiz. Böylesi bir durumda bir barıştan bahsedemeyiz. Türkiye halklarının barışa ihtiyacı var. Barışı toplumsallaştırmak bizim açımızdan da bir fırsat. Kadınlar olarak ta savaşı durduracak ve barışı geliştirecek gücümüz var.”

    “ONURLU BARIŞIN OLMASI İÇİN MÜCADELE EDECEĞİZ”

    Kürt halkının kolektif haklarının tanınması sadece yapılacak mücadele ile mümkün olabileceğini ifade eden Sosyalist Kadın Meclisleri (SKM) Sözcüsü Tanya Kara da, “AKP-MHP iktidarının saldırılarıyla karşı karşıyayız. Bizi seçeneksiz bırakmaya çalışıyorlar ama biz bunu biliyoruz başka bir çare var. Saldırılar karşısında mücadelemiz ve direnişimiz var. Biz kadınlar olarak adil onurlu bir mücadelenin öncüleri olarak onurlu bir barışın olması için mücadele edeceğiz” dedi.

    Buluşma atılan imzaların ardından son buldu.

    PİRHA/İSTANBUL

  • Dersim’de yüzlerce kadın irade gaspına karşı yürüdü: Boyun eğmeyeceğiz-VİDEO

    Dersim’de yüzlerce kadın irade gaspına karşı yürüdü: Boyun eğmeyeceğiz-VİDEO

    PİRHA-Dersim’de irade gaspına karşı yürüyen kadınlar, eşit, özgür ve demokratik yaşamı kadınların inşa edeceğini belirterek, “Direnenler kazanacak” dedi.

    Dersim Kadın Platformu, irade gaspına karşı “Kentimiz, kimliğimiz, irademiz bizimdir. Kayyımlar mücadelemizle gidecek” şiarıyla Sanat Sokağı’ndan Seyit Rıza Meydanı’na yürüyüş gerçekleştirdi. “Jin, jiyan, azadî”, “Her tişt ji bo azadî” ve “Gülistan Doku nerede?” dövizlerinin taşındığı yürüyüşte sık sık “Jin, jiyan, azadî”,  “Korkmuyoruz, itaat etmiyoruz”, “Kayyım defol, belediyeler bizimdir” ve “Birsen başkan onurumuzdur” sloganları atıldı.

    Yürüyüşe, Demokratik Bölgeler Partisi (DBP) Eş Genel Başkanı Çiğdem Kılıçgün Uçar, DEM Parti Grup Başkanvekili Gülistan Kılıç Koçyiğit, DEM Parti Dersim Milletvekili Ayten Kordu, EMEP Antep Milletvekili Sevda Karaca, TJA aktivisti Sebahat Tuncel, DAD Eş Genel Başkanı Kadriye Doğan, KESK Genel Sekreteri Sevgi Yılmaz, DEM Parti Muş Milletvekili Sümeyye Boz, Van Büyükşehir Belediye Eş Başkanı Neslihan Şedal katıldı.

    “38 ZİHNİYETİ İLE KAYYIM ZİHNİYETİ AYNI”

    Kadınlar ilk olarak bariyerlerle etrafı kapatılan belediye binası önünde durdu ve açıklama yaptı. Burada konuşan DEM Parti Grup Başkanvekili Gülistan Kılıç Koçyiğit, “Halkın iradesini kırarak, gasp ederek, abad olmaya çalışıyorlar. Tarihten bugüne Dersim halkı çok Muaviye, Yezid, Firavun’lar gördü. Dersim halkı Hüseynî duruşu sergiledi, kimliğini, özünü savundu. Bunun bedelini ise en ağır şekilde ödedi. Dersim, 38’de 70 bin kefensizini toprağa verdi. Bu ülkenin muktedirleri zulümden geri atmak istemiyorlar. 38’i yapan zihniyet ile Kürdistan’ın dört bir yanına kayyım atayan zihniyet aynıdır. Kürdü, Alevi’yi, kadını yok sayan gerçek anlamda düşman hukukunu işleten bir iktidar ile karşı karşıyayız. Bizde bu iktidara karşı hiçbir zaman geri adım atmadık. Beton bariyerlerle kapatmış kayyım efendi, neden? Çünkü biliyor meşru değil, halk istemiyor, hırsızdır. Dersim halkının rızası yoktur. Meşru olmayan, halkın iradesini gasp edenler ancak beton bariyerlerin arkasında oturabilirler. Bu ülkede bizler var oldukça demokrasi isteyenler, Kürt halkı, kadınlar, ezilenler var oldukça AKP’nin bu zulmü önüne en büyük seti biz koyacağız. Bu dağlar, Munzur kutsallarımızdır. Bu coğrafyanın her yanında, her ağacının altında insanlarımızın kemikleri var. Dersimli olan herkes bu Yezid anlayışa karşı tutumunu, ortaya koyacaktır” diye konuştu.

    Açıklamanın ardından kadınlar, Seyit Rıza Meydanı’na doğru yürüdü.

    “SİYASİ İRADEMİZ GASP EDİLDİ”

    Siyasi iradelerinin iktidar tarafından gasp edildiğini belirten Sebahat Tuncel, “AKP iktidarı, 2016’dan beri yeni bir uygulama getirdi. Kayyım uygulamasıyla halkın iradesini gasp ediyorlar. Kadınlar ise buna itiraz ediyor. Halk iradesinin gaspı en büyük insanlık suçudur. Bu sadece Dersim’in, Kürtlerin, Mardin’in meselesi değil. Seçtiğimiz belediyelerimize sahip çıkacağız. Dersim acı ve direnişin tarihidir. Zulmün ve zulme karşı çıkışın tarihidir. Dersim Alevilerin, Kürtlerin, sosyalistlerin kentidir. Kadınlar olarak artık yeter, diyoruz. Ne siyasi ne fiziki ne de ekonomik şiddete boyun eğmeyeceğiz. Eşit, özgür ve demokratik yaşamı hep birlikte kuracağız” diye belirtti.

    “HER GÜN DİRENİYORUZ”

    Kayyıma karşı direndiklerini belirten EMEP Antep Milletvekilli Sevda Karaca, “Yaşamlarımız için her gün direniyoruz. Bu ülkede bir gelecek olsun diye her gün direniyoruz. AKP iktidarının kayyım şiddetine karşı direniyoruz. Dersim kadınları kayyımın ne demek olduğunu iyi biliyor. Kadın yaşam özgürlük hayatımızın hakikatidir” dedi.

    “DİRENMEYE DEVAM EDECEĞİZ”

    KESK Genel Sekreteri Sevgi Yılmaz, ise şunları söyledi:

    “Bugün İsrail’e karşı Filistin’de direnen kız kardeşlerimiz gibi Dersim’de kayyıma karşı kız kardeşlerimizin direnişini yükselteceğiz. Gülistan Doku nerede? Narin Güran’ı kim öldürdü? Hala bunun açıklanmadığı bir ülkedeyiz. Direnmeye devam edeceğiz.”

    “BİZ KAZANACAĞIZ”

    Dersim hakikatinin karanlığa karşı galip geleceğini vurgulayan DAD Eş Genel Başkanı Kadriye Doğan, konuşmasının devamında şunları dile getirdi:

    “Dersim’e yenileceksiniz. Ayıptır, günahtır, zulümdür, bir daha yaptınız o ayıbı zulmü. Diz çöktürebildiniz mi? Çöktüremediniz bir daha da çöktüremezsiniz. O duvarlarınızın arkasına gömüleceksiniz. Kadınlar 21’inci yüzyılda son sözünü söyleyecek, biz kazanacağız. Direnenler kazanacak.”

    PİRHA/DERSİM

  • Tuncel’den Dersim Belediyesi’ne ziyaret; ‘Kürtlere karşı özel bir hukuk uygulanıyor’-VİDEO

    Tuncel’den Dersim Belediyesi’ne ziyaret; ‘Kürtlere karşı özel bir hukuk uygulanıyor’-VİDEO

    PİRHA-TJA aktivisti Sebahat Tuncel, Dersim Belediye Eş Başkanı Cevdet Konak’a 6 yıl 3 ay hapis cezası verilmesinin ardından Dersim Belediyesi’ne dayanışma ziyaretinde bulundu. Tuncel, “İktidar, yargıyı İstiklal Mahkemelerinden bu yana Ağır Ceza Mahkemeleri de dahil olmak üzere Kürtleri ve muhalifleri dizayn etme aracı olarak kullanıyor” dedi.

    20 Kasım 2024 tarihinde Dersim Belediye Eş Başkanı Cevdet Konak’a ve Ovacık Belediye Başkanı Mustafa Sarıgül’e “örgüt üyeliği ” iddiasıyla yargılandığı davada 6 yıl 3 ay hapis cezası verildi. Verilen cezalara tepki gösterilerek 3 gündür Dersim’de protestolar sürüyor.

    Tevgera Jinen Azad (TJA), aktivisti Sebahat Tuncel, Dersim Belediye Eş Başkanı Cevdet Konak’a 6 yıl 3 ay hapis cezası verilmesinin ardından Dersim Belediyesi’ne dayanışma ziyaretinde bulundu. Sebahat Tuncel’i Dersim Belediyesi önünde Dersim Belediye Eş Başkanları Cevdet Konak ile Birsen Orhan, DEM Parti Dersim Milletvekili Ayten Kordu, ESP Eş Genel Başkanı Murat Çepni ve Dersim’deki siyasi parti ile demokratik kitle örgütlerinin temsilcileri karşıladı.

    “KÜRTLER FİİLEN VATANDAŞLIKTAN ÇIKARTILMIŞ GÖRÜNÜYOR”

    Hem dayanışma hem de Türkiye’de Kürtlere karşı yargı eliyle sistematik olarak uygulanan baskı politikasına karşı durmak için Dersim’de olduğunu belirten Sebahat Tuncel, “Aynı zamanda Dersim ve Kürdistan halkına dayatılan sömürge hukukuna karşı itiraz etmek için buradayız” dedi.

    Tuncel, şöyle devam etti:

    “Bir halk, belediye başkanı, milletvekili seçiyor ama zaman geçtikten sonra seçilen kişiler hakkında davalar açılıp cezalar veriliyor. Kayyım rejimine dayanak olarak sunulan davalara baktığımızda arkadaşlarımız sadece siyaset yaptıkları için yargılanıyor. İktidar, yargıyı İstiklal Mahkemelerinden bu yana Ağır Ceza Mahkemeleri de dahil olmak üzere Kürtleri ve muhalifleri dizayn etme aracı olarak kullanıyor. Cevdet Konak’a verilen ceza da bu çerçeveden değerlendirilmesi gerekiyor. AKP iktidarı, 2015 yılından beri aynı siyaseti uyguluyor. Bugün buraya gelmemizdeki temel amaç artık buna ‘edi bese’ demek. Siyaseti nasıl yapacağız? Muhalefet konuşamaz, onlar konuşunca hak, anayasal hak, Kürtler konuşunca suç. Onlar siyaset yapınca siyasi partiler kanununa göre hak, ama biz konuşunca “Terörle mücadele” kanunları ile karşımıza çıkıyor. Onlara hak olan bizlere, neden Kürtlere hak değil?  Burada mesele Kürtlerin vatandaşlıktan çıkarılması, vatandaş gibi görülmemesidir. Kürtler fiilen vatandaşlıktan çıkartılmış görünüyor. AKP-MHP konuşunca hak, Kürtler konuşunca ceza. Bunun anlamı Kürtlere karşı özel bir hukuk uygulanıyor.”

    PİRHA/DERSİM

  • Süleymaniye’de katledilen Akademisyen-Gazeteci Nagihan Akarsel İstanbul’da anılacak

    Süleymaniye’de katledilen Akademisyen-Gazeteci Nagihan Akarsel İstanbul’da anılacak

    PİRHA – Süleymaniye’de katledilen akademisyen ve gazeteci Nagihan Akarsel’i anmak amacıyla “Kül kokusu” kitabı için 4 Ekim’de imza günü etkinliği yapılacak.

    Güney Kürdistan Bölgesi’nin Süleymaniye kentinde 4 Ekim 2022 tarihinde katledilen Jineoloji Araştırma Merkezi üyesi akademisyen ve gazeteci Nagihan Akarsel için İstanbul’da imza günü etkinliği yapılacak.

    Jineoloji Atölyesi, Mezopotamya Kadın Gazeteciler Derneği (MKG), Özgür Kadın Hareketi (TJA) ve Kadın Kültür Sanat Edebiyat Derneği’nin öncülüğünde organize edilen etkinlikte, Akarsel’in “Kül Kokusu” kitabı siyasetçi Sebahat Tuncel tarafından okuyucular için imzalanacak.

    Etkinlik, Akarsel’in katledildiği tarih olan 4 Ekim’de Beyoğlu ilçesinde bulunan Mezopotamya Kültür Merkezi’nde (MKM) saat 19.00’da yapılacak.

    PİRHA/İSTANBUL

     

  • Sebahat Tuncel ve Ayten Kordu’dan, DAD İzmir Şubesi’ne ziyaret-VİDEO

    Sebahat Tuncel ve Ayten Kordu’dan, DAD İzmir Şubesi’ne ziyaret-VİDEO

    PİRHA- Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) İzmir Şubesi’ni ziyaret eden Siyasetçi Sebahat Tuncel, Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı eliyle Alevilerin sisteme entegre edilmeye çalışıldığını kaydederek, “Devlet bunu sistem içileştirerek Alevilerin devrimci potansiyelini, demokratik yönünü bir şekilde törpülüyor. Alevilerin son süreçte devletin yürüttüğü politikalara karşı özel bir siyaset yürütmeye ihtiyaç var, demokratik bir sistemi örmek açısından Alevi kurumlarına önemli görevler düşüyor” dedi.

    2 gündür İzmir’de temaslarını sürdüren Siyasetçi Sebahat Tuncel ve DEM Parti Dersim Milletvekili Ayten Kordu, Çiğli ilçesinde bulunan Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) İzmir Şubesi’ne ziyaret gerçekleştirdi.

    Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) İzmir İl Örgütü ve TJA temsilcilerinin de katıldığı ziyarette Sebahat Tuncel ve Ayten Kordu’yu DAD Genel Sekreteri Asil Benler, DAD Genel Merkez Basın Sekreteri Hüseyin Ozan ve İzmir Şubesi yöneticileri karşıladı.

    HACIBEKTAŞ’TAKİ ALTERNATİF PROGRAMA ELEŞTİRİ

    Ziyarette konuşan DEM Parti Dersim Milletvekili Ayten Kordu, Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nın Hacı Bektaş Veli Dergahı’nda düzenlediği alternatif etkinliği eleştirdi. Kordu, “Uzun zamandır bir asimilasyon politikası ile karşı karşıyayız. Daha dün Hacı Bektaş Veli Dergahı işgal edilmek istendi. Alevi kurumlarının yıllardır sürdürdüğü anma etkinliklerine alternatif bir program koymak istediler. Devlet kendi Alevisini yaratma politikasını devam ettiriyor. Bütün Alevi canların bir araya geldiği cemevleri, dernekler bizim için çok değerli yerler. Toplumsal örgütlülüğü geliştirme, o damarı ayakta tutma açısından buralar çok önemli yerler” diye konuştu.

    “ALEVİLERİN DEMOKRATİK YÖNÜ TÖRPÜLENEREK, SİSTEM İÇİLEŞTİRİLMEK İSTENİYOR”

    Siyasetçi Sebahat Tuncel ise Son dönemde geliştirilen asimilasyon politikaları ile Alevilerin sistem içileştirilerek demokratik yönünün törpülenmek istendiğini söyledi. Tuncel, Alevilerin bu politikalara karşı özel bir siyaset yürütmesine ihtiyacı olduğunu ifade ederek, “Alevilerin son süreçte devletin yürüttüğü politikalara karşı özel bir siyaset yürütmeye ihtiyaç var. Cezaevinde de bu süreci takip ediyordum. ÇEDES projesi, Alevilerin cumhurbaşkanı kararnamesi ile kurulan Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı eliyle sisteme entegre edilmeye çalışılması özel bir proje. Bunlar Alevilere yönelik asimilasyonun bir parçası. Birlikte ve ortak mücadele etmek çok daha kıymetli. İnancı da esas alan demokratik bir sistemi örmek açısından Alevi kurumlarına önemli görevler düşüyor. Devlet bunu sistem içileştirirek Alevilerin devrimci potansiyelini, demokratik yönünü bir şekilde törpülüyor. Alevilere yönelik bu özel politikaları toplumuza anlatmalıyız” dedi.

    Karşılıklı sohbetin ardından ziyaret son buldu.

    PİRHA/İZMİR

  • Tuncel, Elbistan’da konuştu: Depremde yaşananlar örgütlü bir toplumun önemini gösterdi -VİDEO

    Tuncel, Elbistan’da konuştu: Depremde yaşananlar örgütlü bir toplumun önemini gösterdi -VİDEO

    PİRHA-Demokratik Bölgeler Partisi’nin Elbistan’da gerçekleştirdiği dayanışma etkinliğinde konuşan siyasetçi Sebahat Tuncel, Elbistan topraklarının tarihsel önemine değinerek, “Elbistan hem acının hem de direnişin topraklarıdır” dedi. DBP Eş Genel Başkanı Uçar ise Maraş halkının kimliğine sahip çıkması sebebiyle bedeller ödemek zorunda bırakıldığını ifade etti. 

    Demokratik Bölgeler Partisi (DBP), Eş Genel Başkanı Çiğdem Kılıçgün Uçar ve siyasetçi Sebahat Tuncel’in katılımıyla Elbistan’da dayanışma buluşması gerçekleştirildi. İlçe merkezinde bir düğün salonunda gerçekleştirilen etkinliğe, Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Elbistan, Maraş, Malatya, Mersin ve Adana İl ve İlçe Örgütleri, Tevgera Jinen Azad aktivistleri ve ilçede bulunan çok sayıda yurttaş katıldı. Etkinlikte, “Özgürlük için örgütleniyoruz” pankartı asıldı.

    Bir dakikalık saygı duruşunun ardından başlayan etkinlik konuşmalar ile devam etti.

    Bir konuşma yapan siyasetçi Sebahat Tuncel, iktidarın son süreçteki siyasetini ve Kürtlere dönük saldırılarını değerlendirdi. Tuncel, “Kürtler açısından cezaevleri sanki zorunlu uğrak yeri. Çünkü bu ülkede Kürt halkı kendi dilini, dinini özgürce yaşamak istediği ve kendi geleceğini kendi belirlemek istediği için kriminalize ediliyor terörist ilan ediliyor. Bize diyorlar ki, ‘Siz bu ülkede yaşayabilirsiniz evet sorun yok. Bu ülkede her şey olabilirsiniz ama Kürt olamazsınız diyorlar. Biz doğduğumuzdan öleceğimiz güne kadar kendi öz kimliğimizle yaşayacağız. Biz Kürt’üz, Kürdistanlıyız ve var olmaya devam edeceğiz” diye konuştu.

    TUNCEL: KÜRDÜM ALEVİYİM!

    Kürtlerin taleplerinin olağanüstü talepler olmadığını belirten Tuncel, bunları talep eden Kürtlerin terörist ilan edildiğini söyledi. “Her halkın hakları varsa Kürt halkının da hakları vardır” diyen Tuncel şunları söyledi:

    “Herkes kendi kimliği ile siyaset yapabiliyorsa Kürtler de kendi kimliğiyle örgütlenmeli siyaset yapabilmeli. Bunları talep ettiği için Kürtler bedel ödemek zorunda bırakılmamalı. Biz bunun için mücadele ediyoruz. Yüzyıldır benim kimliğimi yok sayıyor. Sadece etnik kimliğimi de değil inancımı da yok sayıyor. Ben Kürdüm ve Aleviyim. Biz aynı zamanda varlık mücadelesi veriyoruz. Bu bir varlık meselesidir. Onur meselesidir. İnsanlık onurunu asla yere düşürmedik düşürmeyeceğiz de. Bu sebeple zindanlarda direnen arkadaşlarımıza buradan selam gönderiyoruz.”

    “ÖRGÜTLÜ TOPLUM EN GÜÇLÜ TOPLUMDUR”

    6 Şubat depremlerini hatırlatan Tuncel, deprem sürecinin hala atlatılmamış olduğunu belirtti. Depremin yarattığı sorunların merkezi hükümet tarafından çözülmediğini ifade eden Tuncel, “Biz deprem sürecinde cezaevindeydik. Bu süreç merkezi hükümetin yönetmeme krizini bizlere gösterdi. Biz bu süreci birlikte dayanışma ile atlatabiliriz. Başkasına ihtiyaç duymadan yaralarımızı birbirimizle sarabilmeliyiz. Bu aynı zamanda bizim komünal yaşamımızın da bir gereğidir. Bizler demokratik, kadın özgürlükçü bir yaşam istiyoruz. Ama bakın kapitalist modernite bizi bireyciliğe alıştırıyor. Depremde yaşananlar yerel demokrasinin ve örgütlü bir toplumun önemini gösterdi. Örgütlü toplum en güçlü toplumdur. Örgütlü toplumu kimse yenemez!” diye konuştu.

    “BU TOPRAKLAR HEM ACININ HEM DİRENİŞİN TOPRAKLARI”

    Tuncel, şöyle devam etti:

    “Bu topraklar hem acının hem de direnişin toprakları. Burada oturup bedel ödemeyen yoktur. Ama burada bir direngen damar söz konusu. Bu direngen damar bizi kurtaracaktır. Hayat kısa yapacak çok şeyimiz var. Bakın bize ne dayatıyorlar, savaşı. Savaş politikaları bu ülkenin ekonomisini yerle bir etti. Irkçılığı derinleştirdi. Kürdistan o kadar zengin bir coğrafya ki… Ama biz bu zenginliklerden faydalanamıyoruz. Bütün zenginlikleri çalınıyor bu sömürge hukukudur. Biz bunu söylediğimizde de terörist oluyoruz. Ancak cesaret korkudan daima daha etkilidir. Yeter ki adım atalım. Bunu hep birlikte yapacağız bir kurtarıcı yok.”

    UÇAR: “KATLİAM HALA DEVAM EDİYOR”

    DBP Eş Genel Başkanı Çiğdem Kılıçgün Uçar ise Maraş’ın kimliği ve diliyle ön plana çıkan bir kent olduğunu vurguladı. Maraş halkının kimliğine sahip çıkması sebebiyle bedeller ödemek zorunda bırakıldığını ifade eden Uçar, “Maraş kendi kimliğine sahip çıkan binlerce evlat yetiştirdi. Kimisi aramızda değil. Onların inancı ve anıları önünde saygıyla eğiliyorum. Maraş Katliamı Türkiye’nin bugününe gelirken bir yol başlangıcıydı. Maraş, Madımak katliamlarını gerçekleştiren zihniyet bugün bu ülkeyi yönetiyor. 12 Eylül dönemine giderken ya da ülkede olağanüstü bir durum yaşanacaksa ilk gözden çıkarılacak kesimler Alevilerdir, Kürtlerdir. Bunu her birimiz iyi biliyoruz. Maraş’ta yaşanan katliam bugün hala milliyetçilik, ırkçılık, asimilasyon olarak devam ediyor” sözlerini kullandı.

    İktidarın politikaları sebebiyle pek çok kimliğin saldırıya maruz kaldığını vurgulayan Uçar, “Tablonun bir bütünü bizi umutsuzluğa sürüklememeli, tam tersine bize ne yapmamız gerektiğine dair adım attırmalı. Ki zaten bizim partimiz bunun öncüsü. Demokratik siyaset ile bizler 2015 seçimlerinde bizler herkesin kendi kimliği ve inancıyla siyaset yapabileceği bir dönem yaşadık. Bu suç iktidarının tek başına iktidar olmasına izin vermeyecek bir başarı elde ettik. O süreçten sonra yaşadığımız savaş politikası, tecridin kendisi iktidarın cevabı oldu” diye konuştu.

    “BURADA OLMAYA DEVAM EDECEĞİZ”

    Halkların kayyım politikalarına yerel seçimlerde mesaj verdiğine işaret eden Uçar, iktidarın hala Kürtlere karşı bir ittifak kurmaya çalıştığını belirtti. Özellikle Kürtlere dönük özel savaş politikalarının uygulamaya konulduğunu ifade eden Uçar, şunları ifade etti:

    “İktidar Kürdistan kentlerini yeniden inşa etmeye çalışıyor. Kürt aydınlarını, kadınlarını gazetecilerini, siyasetçilerini sokak ortasında katleden Hizbullah güçleriyle ittifak kurdu. İçişleri Bakanı da dedi ki, ‘Hür Dava Partisi’yle yaptığımız ittifaka itirazlar var ama hedefimizi siz 10 yıl sonra göreceksiniz’ dedi. Biz halkımızın Hüdapar’ın geçmişiyle ilgili olan hafızasına çok iyi güveniyoruz. Bugün Amed sokaklarında Batman’da neyi inşa etmeye çalıştıklarını çok iyi biliyoruz ama buna geçit vermeyeceğiz. Ama AKP bilsin ki Kürtler dışında insanlık dışı eylemleri yapmaktan geri durmayan bir örgüte muhtaç oldu. Ne kadar engellerseniz engelleyin Kürt’üz-Aleviyiz örgütleniyoruz, mücadeledeyiz, buradayız. Burada olmaya devam edeceğiz. Vazgeçmedik geçmeyeceğiz.”

    PİRHA/MARAŞ

     

     

  • Munzur Festivali’nde kadınlar eşitlik ve özgürlük için yürüdü- VİDEO

    Munzur Festivali’nde kadınlar eşitlik ve özgürlük için yürüdü- VİDEO

    PİRHA- Dersim Kadın Platformu, 22’nci Munzur Kültür ve Doğa Festivali kapsamında yürüyüş düzenledi. Yapılan yürüyüşte kadınlar özgür ve eşit bir yaşam taleplerini haykırdı. Yapılan etkinlikte Barış Anneleri, Cumartesi Anneleri ve Gülistan Doku’nun annesi Bedriye Doku’nun mesajı okundu.

    “Doğamızın ve irademizin gaspına izin vermeyeceğiz” şiarıyla düzenlenen 22’nci Munzur Kültür ve Doğa Festivali’nin 3’üncü gününde kadın etkinliği düzenlendi. Dersim Kadın Platformu’nun düzenlediği etkinliğe Kürt siyasetçi Sebahat Tuncel, Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Dersim Milletvekili Ayten Kordu, DEM Parti Muş Milletvekili Sümeyya Boz, Dersim Belediye Eşbaşkanı Birsen Orhan, siyasi partiler, sivil toplum örgütü temsilcileri ve çok sayıda kadın katıldı.
    Seyit Rıza Meydanında bir araya gelen kadınlar Cumartesi Anneleri’nin, Barış Anneleri’nin, Gülistan Doku’nun annesi Bedriye Doku’nun, Emine Şenyaşar’ın adalet talepleri, hasta tutsak kadınlar için balon uçurdu.

    Ardından “Kadınların isyanı dünyayı sarsacak”, “Gülistan Doku nerede?” ve “Bir kişi daha eksilmeyeceğiz” dövizleriyle yürüyüş yapan kadınlar sık sık “Jin, jiyan,azadi”, “Yaşasın kadın dayanışması”, “Susmuyoruz, korkmuyoruz, itaat etmiyoruz” sloganları attı.

    Büyük bir coşkuyla Sanat Sokağı’na varan kadınlar, burada şarkılar söyleyip halay çektiler. Sonrasında Cumartesi Anneleri, Barış Anneleri ve Gülistan Doku’nun annesi Bedriye Doku’nun kadın etkinliğine gönderdiği mesajlar okundu.

    “KAYIPLARIMIZI VE BARIŞI İSTİYORUZ”

    Cumartesi Anneleri’nin mesajında “Doğamızın, irademizin, hak ve özgürlüklerimizin gaspına izin vermeyeceğiz. Türkiye’nin değişik yerlerinde güvenlik güçleri tarafından gözaltına alındıktan sonra varlığı inkar edilen ve kendilerinden bir daha haber alınamayan insanların aileleri ve insan hakları savunucularıyız. Gözaltında kaybettirilen yakınlarımızın bulunması ve onların faillerinin yargılanması için adalet mücadelesi yürütüyoruz. Devlet şiddeti bir araç olarak kullandığı için bu arayışımızda baskıyla karşı karşıya kalıyoruz. Ama asla pes etmeden, mücadelemizi sürdürmeye devam ediyoruz. 1009 haftadır haykırıyoruz, kayıplarımızı da istiyoruz, barışı da; kayıplarımızı da istiyoruz, hakikati de” denildi.

    “BARIŞ TALEBİMİZE KULAK VERİLSİN”

    Cumartesi Anneleri’nin ardından Barış Anneleri’nin mesajı okundu. Savaşların son bulması ve barış taleplerinin yer aldığı mesajda şu ifadelere yer verildi:

    “Biz barış annelerinin Türkiye’de ve Kürdistan’da gezmediği dağ, taş, yol kalmamıştır. Barış istemediğimiz bir yer kalmadı. Ankara’dan İstanbul’a, İstanbul’dan Erbil’e. Bir ananın dünyadaki en değerli varlığı evladından başka bir şey değildir. Savaşın kaybedenleri analardır. Biz anaların gözyaşı akmasın diye dili, dini, ırkı ne olursa olsun bize yapılmış biliriz. O yüzden savaşa karşıyız, tepkiliyiz. Savaş ağır bir travmadır.  Eğer bir anne evladının parçalanmış bedenini toprağa veriyorsa ve hala barış istiyorsa, devlet yetkilileri, hükümetler kendilerinden utanmalıdır. Lakin kimseye sesimiz duyulmuyor ve bizi görmezden geliyorlar. Bizim kültürümüzde kavga da anneler baş örgülerini yere attı mı, orada barış olur. Biz Ankara’da Adalet Bakanlığı’nda, Meclis’te tülbentlerimizi barış için yere attık ama sesimizi, talebimizi duymazdan geldiler. Her ne olursa olsun biz var oldukça barışı haykıracağız, savunacağız. Son nefesimize kadar barışta, kardeşlikte, eşitlikte ısrar edeceğiz. Barış Anneleri olarak Dersim halkını, dağını, taşını, suyunu saygıyla selamlıyoruz.”

    “GÜLİSTAN DOKU NEREDE DEMEKTEN VAZGEÇMEYECEĞİZ”

    Gülistan Doku’nun annesi Bedriye Doku, gönderdiği mesajda 4 buçuk yıldır kızından haber alamadığına dikkat çekerek . Her geçen gün gücümü kaybediyorum. Kızımdan sonra çoğu yaşamsal fonksiyonlarımı kaybettim. Zeynel Abarakov denilen katili yargılayıp, sorgulasaydınız bugün hala ‘Kızım acaba nerede?’ sorusunu sormayacaktım. Ben ölmeden önce kızıma ne olduğunu bilmek istiyorum ve ilk defa bu kadar ölümden korkuyorum. Ben kızıma ne olduğunu bilmeden, bize bu karanlığı yaşatanlar adalet önünde hesap vermeden gözümü yummak istemiyorum. Vicdanınız Gülistan’ın bu şekilde yitip gitmesine, katillerin tatilde olmasına razı mı savcı bey? Dönemin valisi Tuncel Sonel bize, ‘Kızınız intihar etti’ değip, o katili arka kapıdan Rusya’ya gönderdi, neden? Kızımız bizi aradı, bana hediye ayakkabı almıştı. 2 gün sonra eve gelecekti. Kızımın aldığı ayakkabı tam 4 yıldır köşede bekliyor. Kızım nerede? Sorusunun cevabı o katilde. Savcılar da herkes de biliyor, 5 yaşındaki bir çocukta. Katil Abarakov elbet bir gün adaletin önüne gelecek ve o güne kadar biz ‘Gülistan Doku nerede?’ demekten vazgeçmeyeceğiz.”

    Mesajların ardından kadın hasta tutsakların isimleri okundu. Sonrasında kadın müzisyenlerin dinletisinin ardından program sona erdi.

    PİRHA/ DERSİM

  • “Eşit, özgür ve yerel demokrasilerin güçleneceği bir yapı inşa ediyoruz”

    “Eşit, özgür ve yerel demokrasilerin güçleneceği bir yapı inşa ediyoruz”

    PİRHA- Van’da yapılan kadın çalıştayında konuşan Van Büyükşehir Belediyesi Eşbaşkanı Neslihan Şedal, “Rejimin eril, sömürgeci, ayrımcı politikalarına karşı eşitlik ve özgürlük bayrağının yükseleceği, merkezileşmeye karşı yerel demokrasilerin güçleneceği bir yapı inşa ediyoruz ” dedi. 

    Van Büyükşehir Belediyesi tarafından 2025-2029 Kadın Stratejik Planlama Çalıştayı düzenlendi. Kentte bir otelde düzenlenen çalıştaya Kürt siyasetçi Sebahat Tuncel, DEM Parti Muş Milletvekili Sümeyye Boz, Büyükşehir Belediye Eşbaşkanı Neslihan Şedal, Büyükşehir Kadın Politikalar Başkanı Refike Sönmez konuşmacı olarak katılırken, DEM Parti’nin 14 kadın belediye eşbaşkanı, Demokratik Bölgeler Partisi (DBP), Özgürlük için Hukukçular Derneği (ÖHD), Tevgera Jinên Azad (TJA), DEM Parti Kadın Meclisi üyeleri, Barış Anneleri Meclisi üyeleri, STAR Kadın Derneği’nin yanı sıra çok sayıda sivil toplum örgütünün kadın temsilcisi ve üyeleri katıldı.

    “KADINLAR KENDİ GELECEKLERİNİ KURACAK”

    Jinnews’te yer alan habere göre; çalıştayın açılış konuşmasını yapan Van Büyükşehir Belediyesi Eşbaşkanı Neslihan Şedal, çalıştayın kadınların kendi geleceklerini kendi elleriyle örmesi gerektiğini bir kez daha ortaya koyduğunu ifade etti. Bir kentin, ülkenin veya dünyanın geleceği planlanırken, bunun kadın olmadan olamayacağını defalarca ispatlamış bir gelenekten geldiklerini söyleyen Şedal, “Bu nedenle bir söz kurulurken, bir karar verilirken, bir planlama yapılırken, en iyi ve güçlü sözü bizler söyleyeceğiz. Bunun için tam bir kararlılık içerisindeyiz. Nitekim yerel yönetimlerde ve diğer tüm kurumsal yapılarda var olan eşbaşkanlık sistemi bunun ispatı niteliğindedir. Bunun için çokça bedel ödedik. Ama azim ve kararlılığımızdan zerre bir şey kaybetmedik. Belki de bizleri bu kadar dirayetli ve ayakta tutan gerçeklik bu kararlılıktır” dedi.

     “YEREL YÖNETİMLER KADINLA BAŞLAR”

    Van zaferi ve 14’te 14 yapmanın kendilerine büyük bir sorumluluk yüklediğini ifade eden Şedal, şöyle devam etti:

    “Kentlerimizi kayyımların tahribatından kurtarmak için yola çıktık ve tüm çabamız daha yaşanılır kentler oluşturmaktır. Rejimin eril, sömürgeci, ayrımcı politikalarına karşı eşitlik ve özgürlük bayrağının yükseleceği, merkezileşmeye karşı yerel demokrasilerin güçleneceği bir yapı inşa ediyoruz. Yerel demokrasi kadın ile başlar. Kadın özgürlükçü belediyeciliği amasız fakatsız devam ettireceğimizi ısrarla vurguladık. Bizim yönetimimizde özgür ve eşit bir yaşam için kadınlar özgün ve özerk olarak örgütlenir. Eşbaşkanlık ve eşit temsiliyet bunun vücut bulmuş halidir. Bizler kentlerimizi ayrımcılıktan, eşitsizlikten ve cinsiyetçilikten arındırdığımız müddetçe başarılı bir yerel yönetimden bahsedebiliriz. Erkek şiddetine karşı her alanda etkili mücadele yürütebilirsek anlamlı bir iş yaptığımızdan söz edebiliriz. Kadınların toplumsal, ekonomik ve kültürel gelişimini destekleyecek projeleri hayata geçirdiğimiz oranda gerçek manada varlığımızdan bahsedebiliriz. Şiddetsiz bir yaşamın olanaklarını kadınlarla birlikte inşa edeceğiz.”

    “EŞİTLİKÇİ BÜTÇE MODELLERİ YARATMALIYIZ”

    Halkın tercih ve ihtiyaçlarını esas alan demokratik, katılımcı, ekolojik, kadın özgürlükçü bir kent planlamasının mümkün olduğunu ifade eden Şedal, engelsiz kent, enerjisini üreten kent, kadın kenti, sakin kent, ekolojik kent gibi pilot belediyecilik uygulamalarını hayata geçirmeleri gerektiğini söyledi. Neslihan Şedal konuşmasını, “Siyasal alanda olduğu gibi iktisadi alanda da demokratikleşme ve yerelleşmeyi büyütmemiz gerekiyor. ‘Bütçe haktır ve halkındır’ ilkesi etrafında; katılımcı, toplumsal cinsiyete duyarlı ve ekolojik bütçe modelleri yaratmamız gerekiyor. Güçlü yerel demokrasi için toplumcu ekonomiyi esas almalıyız. Tüm belediyelerimizde engellilere, yaşı ilerlemiş bireylere, çocuklara, kadınlara, yoksullara, mültecilere ve diğer dezavantajlı bırakılan gruplara öncelik vermeliyiz. Bunları başarmak elbette ki kolay olmayacaktır. Ancak azim ve kararlılığımız bu zorlukların da üstesinden gelecektir. Nasıl ki bu büyük bir özveri ve çabayla kentlerimizi kayyım belasından kurtardıysak ve 14’te 14 yaparak bir ilke imza attıysak, bu hizmetlerin pratikleşmesini de sağlayabiliriz” diyerek bitirdi.

    “KADINLARIN SÖZ KURMASINI ÖNEMSİYORUZ”

    Ardından konuşan DEM Parti İl Eşbaşkanı Gülşen Kurt, “31 Mart seçimlerinde önemli bir başarı elde ettik. Bizler başarının ardından demokratik, ekolojik kadın eşitlikçi paradigma ile çalışmalarımızı sürdürüyoruz. Bugün burada bulunan tüm kadınların stratejik planda yer alması söz kurması bizler için çok önemli. Burada 5 yıllık çalışma planına dair kadınların söz kurmaları ve fikirlerini paylaşmaları bizler için çok önemlidir” ifadelerini kullandı.

    Konuşmaların ardından belediyenin kadın çalışmalarına dair sinevizyon gösterimi yapıldı.

  • Tuncel: Kayyım eş başkanlık sistemine saldırıdır, mücadele etmeliyiz -VİDEO

    Tuncel: Kayyım eş başkanlık sistemine saldırıdır, mücadele etmeliyiz -VİDEO

    PİRHA- Mersin’deki kadın buluşmasında konuşan siyasetçi Sebahat Tuncel, kayyım uygulamasının bir rejim haline geldiğine ve en başta da kadınların hayatını etkilediğine vurgu yaptı. Tuncel, “Kayyım, kadın özgürlükçü çizgimize, eş başkanlık sistemine karşı yapılmış bir saldırıdır. Kadınlar olarak bu saldırıya karşı mücadele yolları örmek zorundayız” dedi.

    Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Kadın Meclisi’nin Mersin’de düzenlediği kadın buluşması etkinliğine siyasetçi Sebahat Tuncel katıldı. Etkinlikten önce Barış Anneleri ve parti temsilcileri Tuncel’i kentin girişinde çiçeklerle karşıladı. Buluşmanın yapıldığı parti binası önünde ise çok sayıda kadın, Tuncel’i “Jin, jiyan, azadi” sloganları ile karşıladı.

    Kadın buluşmasına DEM Parti Mersin Milletvekili Perihan Koca, parti ve kadın kurumları temsilcileri ile çok sayıda kadın katıldı. Buluşmada kayyım politikaları, kadınların güncel sorunları ve saldırılara karşı mücadele pratikleri konuşuldu.

    “KAYYIMA KARŞI BÜYÜK BİR DİRENİŞ VAR”

    Kadın buluşmasında ilk olarak söz alan Milletvekili Perihan Koca, 1 aydan fazladır irade gaspına karşı mücadele yürütüldüğüne işaret ederek, “3 Haziran’dan beri irademizi gasp ettirmeyeceğiz belediyeler bizimdir diyerek sokaklardayız. Mücadeleyi büyüterek, sokaklarda halkın iradesine, irademize sahip çıkıyoruz. Van’daki yürüyüş Barış Annelerimizin, yoldaşlarımızın, halkımızın büyük bir azmi ile yapılıyor. 3. Dalga kayyım gaspına ülkenin dört bir yanında büyük bir direniş gerçekleşiyor” diye konuştu.

    “KAYYIM REJİMİ, EN ÇOK KADINLARI ETKİLİYOR”

    Perihan Koca’nın ardından konuşan Sebahat Tuncel, kayyım politikalarının kadınların hayatına etkilerini anlattı. Kayyım atanmasının ilk gerekçesinin eş başkanlık sistemi olduğuna dikkat çeken Tuncel, “Eş başkanlık; eril siyasetin ortadan kaldırılması, yaşamın kadın erkek eşitliği bağlamında yeniden ele alınması, karar ve uygulama mekanizmalarında kadınların yer alması, yaşamın her alanında kadınların var olması ve eşit temsil demektir. Bu nedenledir ki ilk saldırı eş başkanlık sistemine yapıldı” dedi.

    “EŞ BAŞKANLIK SİSTEMİNE SAHİP ÇIKMALIYIZ”

    Tuncel, eş başkanlığın kadınlar açısından büyük bir kazanım olduğunu belirterek, en az 6284 sayılı yasanın önemli görülüp sahip çıkılması kadar eş başkanlığa da sahip çıkılması ve saldırılara cevap verilmesi gerektiğinin altını çizdi.

    “Eş başkanlık sadece Kürt kadınlarının kazanımı değil” diyen Tuncel, eş başkanlık sisteminin yerellerde uygulanmasının neden önemli olduğuna dair şunları söyledi:

    “Eş başkanlığı neden merkezde uyguluyoruz sorun olmuyor da yerel yönetimlerde uygulayınca sorun oluyor? Çünkü hizmeti de buna göre yapmak demektir. Kentlerde yaşayan herkesin belediyeden belediyelerden eşit düzeyde hizmet alması demektir. Bu kentleri yeniden kadınların da yaşayabileceği nefes alabileceği alanlar haline getirmek amacı taşıyor eş başkanlık. Kayyım rejimi bütün kadınların bu kazanımlarını elinden alıyor. Kayyım ilk geldiğinde bizim 43 kadın kurumumuz kapatıldı, sadece kadın kurumu da kapatılmadı bu kurumların hepsine erkekler atandı, kurumlar amaçları dışında kullanıldı.”

    Kayyımın kadın özgürlükçü çizgiye karşı yapılmış ideolojik bir saldırı olduğunu söyleyen Tuncel, bu saldırılara karşı kadınlara mücadele çağrısı yaptı.

    PİRHA/ MERSİN

  • Tuncel, Mersin’de irade nöbetinde: Kayyım rejimine karşı direneceğiz- VİDEO

    Tuncel, Mersin’de irade nöbetinde: Kayyım rejimine karşı direneceğiz- VİDEO

    PİRHA- Akdeniz Belediyesi önünde irade gaspına dair sürdürülen nöbette konuşan Kürt siyasetçi Sebahat Tuncel, “Kayyım uygulaması bir kayyım rejimine dönüşmüş durumda. Ancak  buna karşı direneceğiz, mücadele edeceğiz. Faşizmi gerileteceğiz. Halklarımıza barışı armağan edeceğiz. Başka yolu da yok” dedi.

    Akdeniz Belediyesi önünde Hakkari’deki irade gaspına dair sürdürülen nöbete Kürt siyasetçi Sebahat Tuncel’in yanı sıra Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Mersin Milletvekili Ali Bozan, Akdeniz Belediyesi Eş Başkanları Nuriye Aslan ve Hoşyar Sarıyıldız ile kentteki emek ve demokrasi güçleri katılım sağladı.

    “Kayyum halkın iradesine gasptır. Demokrasiye vurulmuş darbedir” pankartının açıldığı eylemde, “Bijî berxwedana Colemêrge” ve “Direne direne kazanacağız” sloganları atıldı.

    “İRADEYE SAHİP ÇIKMAK HEPİMİZİN SORUMLULUĞU”

    Nöbette söz alan Kürt siyasetçi Sebahat Tuncel, dünyanın hiçbir yerinde ‘iradeye saygı’ eylemlerinin yapılmadığına dikkat çekti.

    Halkın iradesine saygının bir görev olduğunu belirten Tuncel, “Bir yerde bir halk iradesini tecelli etmişse, sandıkta bir irade çıkmışsa bu iradeyi herkesin saygı göstermesi gerekir ama ne yazık ki bu ülkede bir kısım için iradeye saygı varken; herkes bu iktidar, ülkeyi yönetenler, iradeye saygılı olmayı gerektiğini söylerken; başka bir yerde işte söz konusu Kürtler olduğunda bu iradeyi çok net olarak gasp edebilmektedir. Bu ülkede adaletin sağlanması, demokrasinin sağlanması, insan haklarının güvenceye alınması, yaşam hakkının güvenceye alınması, ekolojik bir yaşam hepimizin sorumluluğunda” diye konuştu.

    “KAYYIM REJİMİ OLUŞTU”

    Kayyım uygulamasının bir “kayyım rejimine” dönüştüğünü ifade eden Tuncel, konuşmasını şöyle sürdürdü:

    “Buna karşı herkesin ses çıkarması gerekir. Dediğim gibi bu sadece Kürtlerin meselesi değil tam da Batı’nın Türkiye’nin meselesidir. İşte biz Mersin’deyiz. Mersin dediğim gibi çok farklı halklar yaşıyor. Bir arada yaşayacağız. Kardeşlik köprüsünü burada kurmak gerekir. Buradan itiraz etmek gerekir? Buradan itiraz ederek geleceği birlikte kuracağız. Sevgili arkadaşlar. Umutsuzluğa kapılmaya gerek yok. Moralsizliğe kapılmaya gerek yok. Evet zorluklarımız var, sorunlarımız var, irademiz gasp ediliyor, ekonomik olarak sorunlar yaşıyoruz, sürekli bir baskı politikası altındayız. Ama başka bir şey daha var. Evet korku cumhuriyeti yaratmaya çalışıyorlar. Ama bir de insan iradesi var. Önemli bir şey, cesaret var. Korku kadar cesarette bulaşıcıdır. Ve biz buradaki cesur insanlar olarak yaşamı yeniden kurabiliriz. Yeter ki isteyelim. Yeter ki güzel bir yaşamı birlikte kuralım. Kurmak isteyelim. Yani istemek tabii ki yetmiyor. İstemek tek başına yeterli bir şey değil. Hep birlikte yaşamı nasıl kurabilirizi düşünmek gerekiyor.”

    Tuncel, son olarak cezaevindeki mahpusların selamlarını kitleye iletti.

    PİRHA/ MERSİN