PİRHA – 1035. Hafta eyleminde, gözaltında kaybedilen Kürt siyasetçiler Serdar Tanış ve Ebubekir Deniz’in akıbetini soran Cumartesi Anneleri, adli ve siyasi makamları göreve çağırarak AİHM kararının yerine getirilmesini istedi.
Gözaltında kaybedilen yakınlarının akıbetini sormak ve faillerin yargılanması talebiyle başlattıkları ve Türkiye’nin en uzun soluklu eylemi olan Cumartesi Anneleri’nin mücadelesi, 1035. haftada devam etti.
1035. Hafta eyleminde, gözaltında kaybedilen Kürt siyasetçiler Serdar Tanış ve Ebubekir Deniz için adalet istendi.
1035. Hafta buluşmasının basın açıklamasını, Cumartesi İnsanlarından Sebla Arcan okudu.
“BASKILAR DAHA DA ARTTI”
Sebla Arcan, demokratik siyasette ısrar ettikleri için gözaltında kaybedilen Kürt siyasetçiler Serdar Tanış ve Ebubekir Deniz için adalet istediklerini belirterek şunlara yer verdi:
“25 yaşındaki Serdar Tanış ve arkadaşları, 2000 yılında Silopi’de HADEP ilçe teşkilatı açmak üzere çalışmalara başladılar. Çalışma yürütenler, “Benim bulunduğum bölgede HADEP açılamaz, buna asla izin vermem” diyen Şırnak İl Jandarma Alay Komutanı General Levent Ersöz ve Silopi İlçe Jandarma Karakol Komutanı Yüzbaşı Süleyman Can’ın ağır tehdit ve baskısısyla karşılaştılar.Tüm baskılara rağmen, 3 Ocak 2001 tarihinde HADEP ilçe teşkilatı açıldı ve Serdar Tanış, İlçe Başkanı oldu. Ancak baskılar daha da arttı.
“ONLARDAN BİR DAHA HABER ALINAMADI”
25 Ocak 2001 tarihinde, Silopi Jandarma Komutanlığı’ndan Serdar Tanış’ı telefonla arayarak komutanlığa gelmesi istendi. Serdar Tanış, ilçe yöneticisi Ebubekir Deniz ile birlikte Silopi Jandarma Komutanlığı’na gitti ve bir daha onlardan haber alınamadı. Silopi Jandarma Komutanlığı, beş gün boyunca Tanış ve Deniz’i görmediklerini açıkladı. Kamuoyu baskısının artması üzerine Şırnak Valisi Hüseyin Başkaya, onların 25 Ocak’ta Silopi Jandarma Komutanlığı’na geldiklerini, ancak yarım saat kaldıktan sonra ayrıldıklarını belirtti.
“DOSYA TAKİPSİZLİK KARARI İLE KAPATILDI”
Baba Şuayip Tanış ise kamuoyuna yaptığı açıklamada: Oğlum, ilçe teşkilatını açmaya çalışırken Levent Ersöz bizi sürekli tehdit etti. Beni, Şırnak İl Jandarma Komutanlığı’na götürdüler. Levent Ersöz, ‘Oğlun bu işten vazgeçsin, yoksa sizin için iyi olmaz’ dedi. Oğlum parti çalışmaları için Diyarbakır’a gittiğinde, Levent Ersöz beni telefonla arayarak, ‘Oğlun Serdar, Şırnak topraklarına ayak basarsa yaşatmam’ dedi. Oğlum Diyarbakır’dan geldiğinde, Silopi İlçe Jandarma Karakolu’na çağrıldı. Gitti, bir daha da dönmedi” dedi. İnsan hakları örgütleri, aydınlar ve BM Yargısız ve Keyfi İnfazlar Komisyonu, Tanış ve Deniz’in akıbetinin araştırılması için devreye girdi, ancak tüm girişimler sonuçsuz kaldı. Dosya, etkin bir soruşturma yürütülmeden 2015 yılında takipsizlik kararı ile kapatıldı.
“TÜRKİYE, AİHM KARARINI UYGULAMADI”
Takipsizlik kararına yapılan itiraz ise Cizre Sulh Ceza Mahkemesi tarafından reddedildi. Bunun üzerine aileler, 17 Ağustos 2015 tarihinde Anayasa Mahkemesi’ne başvurdu. AYM, 18 Temmuz 2019 tarihinde, suçun devamlılık arz eden özgün niteliği nedeniyle zamanaşımına uğramayacağını dikkate almaksızın başvuruyu süre aşımı gerekçesiyle reddetti. Oysa, 2005 yılında AİHM, “Yerel mahkemeler tarafından ayrıntılı bir adli inceleme veya bağımsız bir soruşturma gerçekleştirilmemiş olmasını üzüntü ile karşılıyoruz” diyerek Tanış ve Deniz’in kaybolmasından devletin sorumlu olduğu sonucuna varmış ve Türkiye’yi oybirliği ile mahkûm etmişti. (Başvuru No. 65899/01) Ancak Türkiye, AİHM kararını tam olarak uygulamadı ve sadece tazminat ödemekle yetindi. Yaşam hakkı ve adil yargılanma hakkı ihlalleri ile ilgili yükümlülüğünü yerine getirmedi.
“AİHM KARARINI YERİNE GETİRİN”
1035.haftamızda adli ve siyasi makamları göreve çağırıyoruz: AİHM kararını yerine getirin. Tanış ve Deniz dosyasında kayıplarımızın akıbetini açığa çıkaracak ve suçun fail ve sorumlularını cezalandıracak etkinlikte bir yargılama faaliyeti yürütün. Kaç yıl geçerse geçsin Serdar Tanış ve Ebubekir Deniz için, tüm kayıplarımız için adalet istemekten, devletin evrensel hukuk normları içinde hareket etmek zorunda olduğunu hatırlatmaktan vazgeçmeyeceğiz.”
PİRHA-Cumartesi Anneleri’nin 1021. Hafta eyleminde 29 yıl önce gözaltında kaybedilen Fehmi Tosun için adalet istendi. Açıklamada, “Zamanaşımının arkasına saklanmayın, Fehmi Tosun’un akıbetiyle ilgili etkin bir soruşturma ve kovuşturma yapma yükümlülüğünüzü yerine getirin” denildi.
Gözaltında kaybedilen yakınlarının akıbetini sormak ve faillerin yargılanması talebiyle başlattıkları ve Türkiye’nin en uzun soluklu eylemi olan Cumartesi Anneleri’nin mücadelesi, 1021. haftada devam etti.
Galatasaray Meydanı’nda yapılan basın açıklamasında, 29 yıl önce gözaltında kaybedilen Fehmi Tosun için adalet istendi.
1021. hafta buluşmasının basın açıklamasını, Cumartesi İnsanlarından Sebla Arcan okudu.
“FEHMİ TOSUN ZORLA ARACA BİNDİRİLEREK GÖTÜRÜLDÜ”
Sebla Arcan, 1021. haftada, inkar ve cezasızlık politikalarına karşı üç kuşaktır hakikat ve adalet mücadelesi yürüten Tosun Ailesi’ne eşlik ettiklerini belirterek açıklamanın devamında şunlara yer verdi:
“35 yaşındaki 5 çocuk babası Fehmi Tosun, Lice’nin Licok köyünde yaşıyordu. Köylerinde yaşama olanakları yok edilen Tosun Ailesi İstanbul’a göç etmek zorunda kaldı. Fehmi Tosun, 19 Ekim 1995 sabahı yakın arkadaşı Hüseyin Aydemir ile birlikte Avcılar’daki evinde kahvaltı etti. Kahvaltı sonrası, iki arkadaş birlikte evden ayrıldı ve bir daha geri dönemedi. Fehmi Tosun, aynı günün akşamında, silahlı, telsizli, sivil giysili üç kişi tarafından 34 UD 597 plakalı beyaz Renault marka bir araçla evinin önüne getirildi. Bu kişilerle birlikte evin bahçesine doğru ilerlerken, kendisini gören eşi ve çocuklarına “Beni öldürecekler!” diye bağırdı. Onlar yanına koşunca Fehmi Tosun zorla araca bindirilerek götürüldü.
“GÖZALTINA ALINDIĞI İNKÂR EDİLDİ”
Hanım Tosun, hemen Avcılar Karakolu’na giderek eşinin kaçırıldığını bildirdi. Eşini kaçıran aracın plakasını verdi ve duruma müdahale edilmesini istedi. Ancak, polisler, plakayı kontrol ettikten ve bazı telefon görüşmeleri yaptıktan sonra “Bizim yapacağımız bir şey yok” diyerek olaya müdahale etmediler. Hanım Tosun ve İnsan Hakları Derneği, tüm yasal yollara başvurarak, olayı hükümetin ilgili birimlerine ve kamuoyunun gündemine taşıdı. Ancak, Fehmi Tosun’un gözaltına alındığı inkar edildi ve kendisinden bir daha haber alınamadı.
“AİLE, AYM’DEN DE SONUÇ ALAMADI”
İç hukuk yollarından sonuç alamayan aile, AİHM’e başvurdu. 2003 yılında sonuçlanan davada, hükümet AİHM’e verdiği savunmada “Hükümetimiz, Fehmi Tosun’un kaybolması olayının meydana gelmesinden dolayı üzgündür. Bir kimsenin kaybolması olayı hakkındaki soruşturmanın eksik yapılmasının, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 2. maddesinin ihlalini oluşturduğu kabul edilmektedir dedi. AİHM’de Fehmi Tosun’un yaşam hakkı ihlali ile ilgili devletin sorumluluğunu kabul eden AKP iktidarı Fehmi Tosun dosyasında etkin bir soruşturma yapılmasını sağlama yükümlülüğünü yerine getirmedi. Zamanaşımı gerekçesiyle takipsizlik kararı verilen dosya kapatıldı. Takipsizlik kararlarına yapılan itirazlar reddedildi. İdari ve yargısal yollarının tamamını tüketen aile, Anayasa Mahkemesine yaptığı bireysel başvurudan da sonuç alamadı.
“ZAMANAŞIMININ ARKASINA SAKLANMAYIN”
Fehmi Tosun’un gözaltında kaybedilişinin 29.yılında, adli ve siyasi makamlara sesleniyoruz: Zamanaşımının arkasına saklanmayın, Fehmi Tosun’un akıbetiyle ilgili etkin bir soruşturma ve kovuşturma yapma yükümlülüğünüzü yerine getirin. Kaç yıl geçerse geçsin; Fehmi Tosun için, tüm kayıplarımız için, adalet istemekten, devletin evrensel hukuk normları içinde hareket etmek zorunda olduğunu hatırlatmaktan vazgeçmeyeceğiz.”
“MÜCADELEMİZİ SÜRDÜRECEĞİZ”
Tosun ailesinin avukatı ve İHD Eş Genel Başkanı Eren Keskin açıklama sonrası şunları söyledi:
“Gözaltında kaybetme sistematik olarak işleniyor. Fehmi tosun dosyası bir çok dosyadan farklı. Fehmi tosun beni öldüreckler deyip delil bıraktı ve plaka vardı. Kızı Besna tanıktı mahkeme bunu kabul etmedi. Sadece kaçıranlar değil savcılar hakimlerde suçlu. Uluslararası hukuku eleştirmek gerekiyor AİHM sağcı aimadan çok etkilendi. Bu politikaya karşı mücadelemizi sürdüreceğiz.”
“CEZASIZLIK ALGISINI BÖYLE Mİ YIKACAĞIZ?”
Besna Tosun, dönemin Başbakanı Tansu Çiller’e seslenerek “Hesap sormak için buradayız. 29 yıl önce anneler için oturup oturup giderler demişti biz buradayız senin katil olduğunu söylemekten vazgeçmeyeceğiz” dedi. Tosun, Recep Tayyip Erdoğan’a da seslenerek “Sayın Cumhurbaşkanı cezasızlık algını yıkmalıyız dedi jitem dosyasında beraat kararı onaylandı. Cezasızlık algısı böyle mi yıkacağız? Toplumun güvenlik ve adalet algısını yıkmak boynumuzun borcu dedi evet boynunuzun borcu. Katiller yargılanmadıysa toplum sustuğu içindir. Hepimiz üzerimize düşeni yapmalıyız. Annelere karşı hepimizin borcu var. Bunlar insanlığa karşı işlenen suçlar. İnsanlığa karşı işlenen suçun tanığıyım dinlenmedim bile. 6 yıldır diyalog kurmaya çalışıyoruz, cezalık algısını böyle mi yıkacağız?” diye konuştu.
1021. Hafta buluşması Galatasaray Meydanı’na karanfillerin bırakılmasıyla son buldu.
PİRHA- Cumartesi Anneleri’nin eyleminde gözaltına alınan 46 kişi hakkında açılan davanın 3. duruşması bugün görülüyor. Duruşma öncesi Cumartesi Anneleri/İnsanları adliye önünde basın açıklaması yaptı. Maside Ocak’ın okuduğu açıklamada, “Kayıplarımızı aramaktan ve Galatasaray Meydanı’ndan asla vazgeçmeyeceğiz” denildi.
Cumartesi Anneleri’nin/İnsanlarının 700. hafta eyleminde gözaltına alınan 46 kişi hakkında açılan davanın 3. duruşması Çağlayan’da bulunan İstanbul Adliyesinde görülüyor.
İstanbul 21. Asliye Ceza Mahkemesi’nde görülen duruşma öncesi Cumartesi Anneleri, adliye önünde basın açıklaması yaptı.
“Bu davada yargılanan bizim hakikat ve adalet arayışımız” pankartının açıldığı açıklamaya, Cumartesi Anneleri, HDP Milletvekilleri Hüda Kaya, Musa Piroğlu, TİP İstanbul Milletvekili Erkan Baş, Emek Partisi Genel Başkanı Ercüment Akdeniz, HDP İstanbul İl Eş Başkanı Elif Bulut, demokratik kitle örgütleri, çok sayıda baro temsilcisi, siyasi parti temsilcisi, insan hakları savunucusu katıldı.
ARCAN: BU DAVA TÜM TOPLUMUN BARIŞÇIL TOPLANMA ÖZGÜRLÜĞÜNE SALDIRIDIR
Adliye önünde bir açıklama yapan İnsan Hakları Derneği (İHD) Gözaltına Kayıplara Karşı Komisyon Üyesi Sebla Arcan, “Bu dava Cumartesi anneleri üzerinden bütün topluma hak arama cesaretini kırma üzerinden şekillenmiş bir davadır. Bu dava yalnız bize değil, bütün toplumun ifade özgürlüğüne, barışçıl toplanma özgürlüğüne saldırı olarak değerlendirilmelidir” dedi.
EFE: BU DAVANIN DÜŞMESİNİ İSTİYORUZ
Türkiye İnsan Hakları Vakfı’ndan Ümit Efe de, “Burada Cumartesi İnsanları ve Anneleri’ne yapılan taciz uygulamalarına karşı çıkmak için buradayız. Cumartesi Anneleri’ne yapılan bu saldırı hak ve özgürlüklere, yönelik saldırıdır. Biz hak savunucularına, kayıp yakınlarına, Cumartesi Anneleri’ne yapılan saldırıyı kınıyoruz ve bu davanın düşmesini istiyoruz. Susturulmak istenen hak ve özgürlük mücadelesinin kendisidir” ifadelerini kullandı.
Basın açıklamasını ise Cumartesi Anneleri’nden Maside Ocak okudu. “Adalet bizim için haysiyet ve insanlık meselesidir, susmayacağız” Ocak, şunları kaydetti:
“Bugün burada, üzerinde “Adalet” yazan bu binada bir yargılama yapılacak. Kim yargılanacak peki? Gözaltında kaybetmeyi bir devlet politikası haline getiren; siyasetçi, kamu görevlisi kılığına girmiş “insanlığa karşı suç” failleri mi nihayet yargılanmaya başlandı? Hayır. Gözden düşmüş devlet bağlantılı suç örgütü liderinin çektiği videolarla, sosyal medya paylaşımlarıyla aylardır pek çok suç failini ifşa etmesinin ardından, bu failler mi yargılanmaya başlandı? Hayır değil. Televizyon ekranlarına çıkıp yaptığı işkenceleri savunan; onlarca, yüzlerce gözaltında kaybetmede, yargısız infazda bir şekilde parmağı bulunan kontrgerilla şefleri mi yargılanacak bugün burada? Elbette hayır. TBMM İnsan Hakları Komisyonu’nun Cemil Kırbayır’ı gözaltında kaybettikleri için tek tek isimlerini sayarak suç duyurusunda bulunduğu işkenceciler mi yargılanacak? Hayır onlar da değil.
AİHM’de oy birliği ile mahkumiyet kararı verilen kayıp dosyalarının failleri mi yargılanacak? Hayır onlar hiç değil. Cumartesi Anneleri’nin 699 hafta boyunca sürdürdükleri barışçıl toplanmalarını şiddet yoluyla dağıtanlar, anayasal haklarını kullanan insanlara işkence edenler, kentin bir meydanını halka kapatanlar mı yargılanacak? Hayır, hayır onlar da değil.”
“Peki kim yargılanıyor bugün?” diye soran Maside Ocak, “Bugün, bir dava da yüz dava da açsanız, ‘biz kendi davamızdan dönmeyeceğiz’ diyen kayıp yakınları ve hak savunucuları yargılanıyor. Bugün biz yargılanıyoruz. Biz, gözaltında kaybedilen sevdiklerimizi aramaktan vazgeçmeyen aileler yargılanıyoruz. Bize yaşatılan zulme, adaletsizliğe itiraz eden destekçilerimiz yargılanıyor. Neden biz yargılanıyoruz? Hak ve özgürlükleri askıya alınmış milyonlarca insan bizim gibi hakları için mücadele etmesin diye. Mahkum edildikleri adaletsizliğe, hukuksuzluğa isyan etmesinler, bunu göze alamasınlar diye biz yargılanıyoruz” ifadelerini kullandı.
Maside Ocak, kayıplarını aramaktan ve Galatasaray Meydanı’ndan asla vazgeçmeyeceklerini kaydetti.
PİRHA-Cumartesi Anneleri’nin 700. hafta buluşmasına yönelik polis müdahalesinin ardından 46 kişi hakkında açılan davanın üçüncü duruşması yarın (24 Kasım) görülecek. Celse öncesi konuşan İHD Gözaltında Kayıplara Karşı Komisyon Üyesi Sebla Arcan, “Bu dava hukuka, anayasaya, Türkiye’nin taraf olduğu uluslararası sözleşmelere meydan okumaktır. Eğer bir toplumda barışçıl gösteri hakkı yoksa demokrasi de yoktur. Dolayısıyla hem barışçıl gösteri hakkımıza hem de demokrasiye sahip çıkmaya devam edeceğiz” dedi.
Cumartesi Anneleri/İnsanları’nın 700’üncü hafta buluşmasına yönelik polis müdahalesinin ardından aralarında kayıp yakınlarının da olduğu 46 kişi hakkında “Kanuna aykırı toplantı ve yürüyüşlere silahsız katılarak ihtara rağmen kendiliğinden dağılmama” suçlamasıyla, Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanunu’na muhalefet iddiasıyla açılan davanın 3. duruşması 24 Kasım Çarşamba günü görülecek. İstanbul 21. Asliye Ceza Mahkemesi’ndeki duruşma saat 10.30’da başlayacak.
“KAYIPLAR BULUNSUN, FAİLLER YARGILANSIN”
İnsan Hakları Derneği (İHD) İstanbul Şubesi Gözaltında Kayıplara Karşı Komisyon Üyesi Sebla Arcan, duruşma öncesi PİRHA‘ya açıklamalarda bulundu. 700. hafta oturumuna yönelik polis müdahalesini hatırlatan Arcan, “Bilindiği gibi Cumartesi Anneleri 699 hafta Galatasaray Meydanı’nda “Kayıplar bulunsun. Failler yargılansın” diyerek barışçıl toplantı haklarını kullanmışlardı. Fakat bu hakları 700. haftada birden bire ağırı bir polis saldırısına uğrayarak müdahale edildi. Bu hakkın kullanımı aslında hem anayasanın hem de uluslararası hukukun güvencesindedir. Fakat devleti yöneten iktidar bu oturmaları 700. haftada hiçbir haklı neden yokken birden bire yasaklı statüsüne soktu. O tarihten beri Cumartesi Anneleri Galatasaray Meydanı’na gidemiyor” dedi.
“BU DAVA, HUKUKA MEYDAN OKUMAKTIR”
Arcan, Galatasaray Meydan’ının yalnız Cumartesi Anneleri’ne değil, toplumun tamamına kapatıldığını vurguladı. 46 kişiye açılan davaya değinen Arcan, şunları söyledi:
“Bu dava nedeniyle 3 yıla kadar hapis cezası isteniyor. Aslında bu dava hukuka, anayasaya, Türkiye’nin taraf olduğu uluslararası sözleşmelere meydan okumaktır. Uluslararası insan hakları örgütleri, mahkemeye sundukları görüşlerinde, bu durumu Cumartesi Anneleri’ni görüşleri nedeniyle susturmak, cesaretlerinin kırılması veya cezalandırılmak amacıyla olduğunu söylüyor. Yine mahkemeye birçok saygın kişi ve kurumların hukuki görüşlerini de sunduk. Bu görüşlerde de bu yargılamanın hukuki olarak temelsiz olduğu bir kez daha teyit edildi. Aslında hukuki bir yargılama ile değil siyasi bir yargılama ile karşı karşıyayız.
“BARIŞÇIL GÖSTERİ HAKKI YOKSA DEMOKRASİ DE YOKTUR”
Cumartesi Anneleri üzerinden bütün toplum kesimlerine bir gözdağı verilmeye çalışılıyor. “İktidarın politikalarına itiraz etmeyin; başınıza gelecek her şeyi kabullenin” demek istiyor devleti yönetenler. Ama biz söyledik ve söylemeye devam edeceğiz. Eğer bir toplumda barışçıl gösteri hakkı yoksa demokrasi de yoktur. Dolayısıyla hem barışçıl gösteri hakkımıza hem de demokrasiye sahip çıkmaya devam edeceğiz.”
NE OLMUŞTU?
27 Mayıs 1995’ten bu yana her cumartesi günü Galatasaray Meydanı’nda oturma eylemi ve basın açıklaması düzenleyerek gözaltında kaybedilen yakınlarının akıbetinin açıklanması ve faillerinin yargılanması talebiyle bir araya gelen Cumartesi Anneleri/İnsanları’nın 700. Hafta buluşmasına polis müdahale etti.
25 Ağustos 2018’deki 700’üncü buluşma, Beyoğlu Kaymakamlığı tarafından yasaklanmıştı. Polisin biber gazıyla müdahale ettiği eylemde çok sayıda kayıp yakını gözaltına alındı. İçişleri Bakanı Süleyman Soylu polis müdahalesiyle ilgili, “İzin vermedik çünkü artık bu istismarın ve kandırmacanın son bulmasını istedik. Anneliğin terör örgütünce istismar edilmesine, teröre kılıf yapılmasına göz mü yumsaydık” dedi.
İçişleri Bakanlığı kararıyla Galatasaray Meydanı’nda bir araya gelmeleri engellenen Cumartesi Anneleri/İnsanları’na yönelik olarak “Kanuna aykırı toplantı ve yürüyüşlere silahsız katılarak ihtara rağmen kendiliğinden dağılmama” suçlamasıyla, Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanunu’na muhalefet suçundan İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından iddianame düzenlendi ve İstanbul 21. Asliye Ceza Mahkemesi’nde haklarında aynı suçtan yargılanmak üzere dava açıldı.
PİRHA- Cumartesi Anneleri, 763. hafta buluşmasında 27 Ekim 1991’da İstanbul’da gözaltına alınan ve bir daha kendisinden haber alınamayan Hüseyin Toraman’ın akıbetini sordu.
HABERİN VİDEOSU
Kayıpların akıbetini sormak ve faillerin yargılanması talebiyle sürdürdükleri eylemlerinin 763’üncü haftasında Galatasaray Meydanı’nda buluşmak isteyen Cumartesi Anneleri, bir kez daha polis tarafından engellendi. Cumartesi Anneleri, İnsan Hakları Derneği (İHD) İstanbul Şubesi’nin bulunduğu sokakta eylemlerini gerçekleştirdi. Cumartesi Anneleri, üzerinde kayıpların fotoğraflarının olduğu tişörtler giyerek, gözaltında kaybedilenlerin fotoğraflarıyla karanfiller taşıdı.
Yoğun polis ablukası altında gerçekleşen buluşmada, gözaltında kaybedilen Hüseyin Toraman’ın akıbeti soruldu.
Bu haftaki eyleme HDP 26. dönem Milletvekili Ferhat Encü ve Uluslararası Af Örgütü Genel Sekreteri Kumi Naidoo da destek verdi.
Basın metnini İHD’den Sebla Arcan okudu. Devletin varlığını ve meşruiyetini hukuk ve adaletten aldığını vurgulayan Arcan, hukuk ve adaletin, uygar ve barışçı bir toplumsal varoluşun temeli olduğunun altını çizdi.
Arcan sözlerini şöyle sürdürdü:
“Hukukun üstün olmadığı, devletin adil olmadığı ülkelerde hak ve özgürlükler askıya alınmış demektir. Hukuk devleti, insan haklarına dayalı değerler sisteminin bütünüyse Türkiye’de hukuk yok; devlet hukukun dışında konumlanıyor. Yargı sisteminin görevi, devlet karşısında, siyasal iktidar karşısında yurttaşın hak ve özgürlüklerini korumaksa, Türkiye’de yargı yok.”
“HAKKIMIZ OLANI TALEP ETMEKTEN VAZGEÇMEYECEĞİZ”
Tanıklara rağmen, AİHM’in mahkûmiyet kararlarına rağmen, kamu görevlilerinin açıklamalarına rağmen, bizzat faillerin itiraflarına rağmen, TBMM raporlarına rağmen hukukun işletilmediğini ve adalet taleplerinin karşılanmadığını söyleyen Arcan, 64 haftadır da uluslararası hukukun ve Anayasa’nın güvencesi altına alınan düşünce, ifade ve barışçıl toplanma özgürlüklerinin keyfi bir şekilde engellendiğini söyleyen Arcan şunları söyledi:
“Talebimiz açık ve net: Güvenlik güçleri tarafından gözaltına alındıktan sonra varlığı inkâr edilen sevdiklerimize ne olduğunu öğrenmek istiyoruz. Gözaltında kaybetme suçundaki cezasızlığın son bulmasını, adaletin sağlanmasını istiyoruz. Bir daha hiç kimsenin kaybedilmeyeceği bir hukuk devleti istiyoruz. Bunları söylediğimiz için suçlanıyoruz, şiddete uğruyoruz, gözaltına alınıyoruz. Biz gerçeği, yalnızca gerçeği söylüyoruz. Yurttaş olarak hakkımız olanı talep ediyoruz. Onurlu yurttaşlar olarak gerçeği söylemekten, hakkımız olanı talep etmekten vazgeçmeyeceğiz.”
“NİCE SOFRALAR EKMEKSİZ KALDI SENDEN SONRA”
Basın açıklamasının ardından Hüseyin Toraman’ın ablası Sakine Toraman’ın mektubu okundu. Mektubu, gözaltında kaybedilen Fehmi Tosun’un kızı Besna Tosun okudu.
“Canım kardeşim, Hüseyin’im,
Veda etmeden, helallik almadan gidişler, gönüllerde dönüşsüz olmuyor. Kaç yıldır adını koyamadığımız bir zamanda bekler dururuz seni. O pazar sabahı kurulan, ekmeğini getiremediğin kahvaltı sofrası hala yerde. 27 yıldır seni bekliyor.
Bir bilsen daha nice sofralar ekmeksiz kaldı senden sonra. Berkin Elvan’ın annesi beklemez mi getirilemeyen ekmeği. Cizre’de elinde ekmeğiyle vurulan 70’lik Mehmet Dede’nin sofrası hala ekmeksiz değil midir?
Hüseyin’im, biliyor musun, İstanbul sokakları ilk sende tanıdı gündüz gözüyle insan kaçırmayı. İnanamadık, nereden bilecektik senden sonra daha yüzlerce canın aynı akıbeti paylaşacağını.
Dünyamız karardı, bilirsin ne çok severdi annem seni. Yüzüne bakmaya bile kıyamazdı. Seni bulmak için her şeyi öylece bıraktı. Çalmadığı kapı kalmadı.
Hâkimi, savcısı, polisi, amiri, bakanı, cumhurbaşkanı bir olup sustular. İşte böylece yarı can kaldı annem.
Sürgünde doğup sürgünde ölen babamı iki yıl önce, senin kaçırıldığın gün toprağa verdik. Ben mi, ben yıllarca sana ağlamadım. Ağlarsam eğer, işte o zaman gerçekten ölürsün sandım. En çok canımı yakan, bu olaylardan senin hiç haberin olmadı.
Sonra ne mi oldu?
Hüseyin’im, memleketin dört bir yanında kaybedilen canların sayısı bini buldu. Evlatsız bırakılan anne babalar, anne babasız bırakılan evlatlar. Sonra buluşup bir araya geldik. Birlikte sizleri, kaybedilen canlarımızı aramaya başladık. Galatasaray’ı siz kayıplarımızla kavuşma mekânımız eyledik. Acılarımızı dillendirdiğimiz, sorumlulardan hesap sorduğumuz yer oldu Galatasaray.
Canım kardeşim, çeyrek asrı aştı adalet arama mücadelemiz. Zaman aşımı deyip dosyaları birer birer kapatmaya çalışıyorlar. Ama onlar bilmiyorlar, anaların acısı, acımız zaman aşımına uğramıyor. Kuşaktan kuşağa aktararak, seni, sizleri aramaktan vazgeçmeyeceğiz!
Şimdi 64 haftadır Galatasaraylı hukuksuzca yasakladılar bize. Baskılarla, saldırılarla bizi korkutup yıldıracaklarını sandılar.
Hüseyin’ini kaybeden annemi ne korkutabilir ki! Evladı elinden alınmış bir annenin kaybedecek neyi olabilir ki! Kardeşim, Galatasaray sana kavuştuğumuz yerdir! Acılarımızı dillendirip paylaştığımız, kayıplarımızı toplumsal hafızada yaşatmak için buluştuğumuz mekânımızdır.
Baskılar bizi yıldırmayacak! Kayıplarımızla buluşma mekânımız Galatasaray’dan vazgeçmeyeceğiz.
Hüseyin’im, sen insanların barış içinde, insanca yaşayacağı bir dünya için mücadele ettin.
Sen bizim gururumuzsun!
Adalet yerini bulana kadar mücadelemiz devam edecek!
Seni aramaktan asla vazgeçmeyeceğiz!
Seni çok seven ablan
Sakine Toraman”
“ZORLA KAYBETME DÜNYADAKİ EN MENFUR SUÇLARDAN BİRİDİR”
Okunan mektubun ardından Uluslararası Af Örgütü Genel Sekreteri Kumi Naidoo konuşma yaptı. Naidoo, Cumartesi Anneleri’nin on yıllardır sürdürmüş oldukları mücadelenin, insan haklarına saygı gösterilen bir dünya için verilen tüm mücadelelere ilham verdiğini söyledi ve şu sözleri kaydetti:
“Sizin herkesten daha iyi bildiğiniz gibi, zorla kaybetme dünyadaki en menfur suçlardan biridir. Bu suçun mağdurları alınıp götürülmekle kalmıyor, devlet yetkilileri tarafından varlıkları inkâr ediliyor, hayatları en sert şekilde yarıda kesiliyor. Zorla kaybedilenlerin yakınları babalarının, kız kardeşlerinin, oğullarının ve kızlarının akıbetini bilmedikleri, yas tutacak bir mezara bile sahip olamadıkları ve sorumlulardan hesap sorulduğuna ve adaletin yerini bulduğuna tanıklık edemedikleri bir kabusla yaşamaya mahkum ediliyor. Geride kalanlar için bu hayat boyu süren bir ceza demektir.
“ULUSLARARASI AF ÖRGÜTÜ YANINIZDADIR”
Hakikat ve adalet talebiyle her hafta gerçekleştirilen buluşmalarla sürdürdüğünüz cesur, onurlu ve barışçıl mücadele belli ki yetkilileri tedirgin etti. Yoksa Ağustos 2018’de 700. kez toplanmanızı engellemek için tazyikli su, biber gazı ve plastik mermileriyle polisi çağırmalarının bundan başka ne sebebi olabilir?
Sizi susturma girişimlerinde başarılı olamadıklarını gördüğüm için mutluyum. O günkü polis şiddetini gösteren görüntüler dünyanın dört bir yanında izlendi. O görüntüler, sizin mücadele ettiğiniz devlet şiddetinin sembolüdür. Güçlerinin değil, zayıflıklarının sembolüdür.
Bugüne kadar süregelen ve sizi 1990’ların ortalarından beri her Cumartesi bir araya gelerek Galatasaray Meydanı’nda gerçekleştirdiğiniz buluşmayı yapmaktan alıkoyan bu hukuksuz yasak yalnızca onların zayıflığını artırıyor. Şunu ifade etmeliyim ki Uluslararası Af Örgütü yanınızdadır ve zorla kaybedilen kadınlar ve erkekler adına sesinizi yükseltmek üzere Galatasaray Meydanı’na dönebildiğiniz güne kadar daima sizinle olacaktır. Adalet yerini bulana kadar daima sizinleyiz.”
Uluslararası Af Örgütü Genel Sekreteri Kumi Naidoo’nun konuşmasının ardından eylem sona erdi.
NE OLMUŞTU?
24 yaşındaki Hüseyin Toraman Gebze’de yaşıyordu. 1 Mayıs için bildiri hazırlama suçlamasıyla hakkında arama kararı vardı. Bu nedenle İstanbul’a taşındı. 27 Ekim 1991 sabahı İstanbul/ Kocamustafapaşa’daki evinin önünde silahlı, telsizli, sivil giyimli kendilerini polis olarak tanıtan kişiler tarafından 34 ATZ 56 plakalı Beyaz Toros’a zorla bindirilerek kaçırıldı. Kaçırılma semt karakoluna çok yakın bir yerde ve mahalle sakinlerinin gözü önünde gerçekleşti. Olaya tanık olanlar polisi arayıp, bir kişinin silahla kaçırıldığı haberini verdi. Bunun üzerine Çınar Polis Karakolu’ndan bir polis ekibi olay yerine geldi. Görgü tanıklarından bilgi alan polisler bir dükkâmn telefonundan görüşmeler yaptıktan sonra olaya müdahale etmeden ayrıldı. Baba Ali Rıza Toraman Çınar Karakolu’na giderek neden müdahale etmediklerini sordu. Karakol amiri Hüseyin’in kaçırılmadığını, siyasi polisler tarafından gözaltına alındığını bu nedenle müdahale edemediklerini söyledi. Baba Toraman karakol amirinin bu beyanını gizlice kaydetti, ses kaydını savcılığa ve dönemin İçişleri Bakanı İsmet Sezgin’e verdi. İstanbul Emniyet Müdürü Mehmet Ağar’la görüşen aileye Ağar: “Oğlunuz emniyettedir, merak etmeyin, evinize gidin” dedi. Oğlunun bulunması için dönemin Başbakan’ı Süleyman Demirel’le görüşen Hatice Toraman’a Demirel: “Oğlun cebimde mi ki çıkarıp vereyim” dedi.Ailenin tüm ilgili kurum ve kişilere yaptığı başvurular sonuçsuz kaldı. Hüseyin Toraman’ın gözaltına alındığı inkar edildi. Açılan soruşturmalar bugüne kadar bir sonuca ulaşmadı. Tam 28 yıldır Hüseyin’in bilinen failleri korundu. Gözaltında kaybedilen bedeni ailesinden gizlendi.
PİRHA- Cumartesi Anneleri eyleminin 753’üncü haftasında 30 Ağustos Dünya Kayıplar Günü dolayısıyla Türkiye’nin BM Herkesin Zorla Kaybetmeden Korunmasına Karşı Uluslararası Sözleşme’sini imzalaması istendi.
Basın açıklamasını İHD Gözaltılara Karşı Komisyon üyesi Sebla Arcan okudu. Birleşmiş Milletler’in (BM) 2011 yılında 30 Ağustos’u Dünya Kayıplar Günü ilan ettiğini hatırlayan Arcan, “Türkiye’yi yurttaşlarını zorla kaybettiği için özür dilemeye, kaybetme suçundaki cezasızlık zırhını sonlandırmaya ve BM Herkesin Zorla Kaybetmeden Korunmasına Karşı Uluslararası Sözleşme’yi imzalamaya çağırıyoruz” dedi.
Arcan, Dünya Kayıplar Günü vesilesiyle “6 aydır akıbetleri hakkında yetkililerce hiçbir açıklama yapılmayan Mustafa Yılmaz ve Gökhan Türkmen nerede?” diye sordu. Arcan, Türkiye’nin Kayıplar Sözleşmesi’ni imzalamama nedenlerini şöyle açıkladı:
“Türkiye sözleşmeyi imzalamıyor; çünkü sözleşme devlete gözaltında kaybetmeyi suç olarak düzenleme, yargılama ve cezalandırma yükümlülüğü getiriyor. Kayıp yakınlarının ‘gerçeği bilme hakkını’ kabul eden sözleşme, devlete bu hakkın sağlanması yükümlülüğü getiriyor. Sözleşme kayıp kişilerin naaşının bulunduğu yerin tespit edilmesini, naaşa saygı gösterilmesini ve naaşın ailesine iade edilmesini bir yükümlülük olarak düzenliyor. Sözleşme özetle devlete hakikati açığa çıkarma, kaybedilenlerin kalıntılarını ailelerine teslim etme ve adaleti sağlama yükümlülüğü getiriyor.
Oysa Türkiye’nin kayıplar politikası; hakikati inkar etmek, kaybedilenlerin akıbetini gizlemek, kaybetme suçunun faillerini cezasızlıkla korumak ve kaybedilenlerin ailelerini adaletsizlikle baş başa bırakmak üzerinden şekilleniyor. Bugüne kadar iktidarlar değişse de gözaltında kaybetmelerde ki devletin sorumluluğunu inkar eden, kaybedenleri koruyarak bu suçu besleyen resmi politikalar hiç değişmiyor.”
Sebla Arcan, devletin devletin gözaltına kaybetme suçundaki rolünü tamamen kabul ederek yükümlülüklerini yerine getirinceye kadar mücadele edeceklerini kaydetti.
Gözaltında kaybedilen Cemil Kırbayır’ın ağabeyi Mikail Kırbayır da 30 Ağustos Dünya Kayıplar Günü’ne vurgu yaparak “biz niye buradayız devletin güvenlik güçleri burada olduğu için burada değiliz. Biz devletin güvenlik güçleri tarafından evinden alınıp sorgulama esnasında yaşamlarına son verilen yakınlarımızın akıbetini sormak için buradayız. Siz onların akıbetini oldubittiye getirmek, bizim nefesimizi kesmek için buradasınız. Bu söylemlerimizin neresinde suç ve sizi inciten bir taraf vardı. Soruyorum size sizin herhangi bir yakınınızı alıp götürüp yaşamına son verdikten sonra saklasam dünyayı benim başıma yıkmaz mıydınız? Ama biz hala hukukun üstünlüğüne inanıyoruz. BM’nin gözaltında kayıplarla ilgili sözleşmesini devlet imzalamadı. Kayıplarımızı verin bizi de bu iki duvar arasına sıkıştırmaktan zevk almayın. Ben sizin gözlerinize direk bakıyorum siz de benim yüzüme bakın” diye konuştu.
VERİLEN SÖZLER VE KAYIPLAR NEREDE?
HDP Kocaeli Milletvekili Ömer Faruk Gergerlioğlu ise Cumartesi Anneleri’nin 1995’ten beri mücadele ettiğine değinerek, “Kimse bu hesabı veremiyor. Devlet bu hesabı veremiyor. Ancak bizim eylemlerimizi engelliyor. 1995’ten beri hesap veremeyenler bizi İHD’nin önüne sıkıştırmaya çalışıyor. Ama iyi ki İHD ve insan hakları kavramı var. Herkesin bir gün insan haklarına ihtiyacı olabilir. İnsan hakları kavramının kutsallığını bilin. Gündeme getirdiği hususları önemseyin. 1995’ten beri burada bu insanlar. Buradayken hayatını kaybeden annelerimiz, babalarımız, kardeşlerimiz oldu. Devletin ona söz verdiği ‘oğlunu bulacağız’ dediği Berfo Ana öte dünyaya gözleri açık gitti. Devlet Berfo ananın evladını bulacağız sözü vermişti. Sözü veren de şu an Cumhurbaşkanı. Nerede verilen sözler ve kayıplar” dedi.
“AİHM VE BM’YE CEVAP VEREMEYEN BİR ADALET BAKANLIĞI VAR”
6 ay önce kaçırılan kişiler hakkında hiçbir bilgi verilmediğini belirten Gergerlioğlu, kaçırılan yetkililerin kaçırılan kişilerle ilgili tek bir araştırma ve açıklama bile yapmadığını kaydederek şunları söyledi:
“Edirne’den Ankara’ya bir kaçırma arabası gidiyor ve tek bir mobese kamerası incelenmiyor. Edirne’den Ankara’ya kadar binlerce mobese kamerası var ama Salim Zeybek hakkında 6 aydır tek bir açıklama yapılmadı. Uluslararası mekanizmalara başvurdular AİHM ve BM acil koduyla Türkiye’den cevap istedi. Mart ayından beri Adalet Bakanlığı tek bir cevap veremedi. Mart ayından beri AİHM ve BM’ye cevap veremeyen bir Adalet Bakanlığı var. En son Eylül ayına kadar süre istediler. Yine bir cevap veremediler.”
6 AYLIK DEVLET SUSKUNLUĞUNDAN SONRA 12 GÜNLÜK TİYATRO
6 ay önce kaçırılan kişilerle ilgili mecliste basın toplantısı yapmalarının ardından bir anda 4 kişinin Ankara Emniyetinde ortaya çıkmasına işaret eden Gergerlioğlu, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Avukatlarının ifadeye girmesini istedik avukatlar kapının önünde 24 saat bekledi ama avukat kabul edilmedi. Güya 6 aydır kayıp olan insanlar avukat istemiyorlardı nedense. Bu kişilerin ifadesinde hangi avukatlar vardı? Bu avukatlar güya gözaltındakilerin özel tuttuğu avukatlarmış. İşin ilginç tarafı gözaltındakiler tuttukları avukatların ismini bilmiyorlar. 6 aylık trajediden devlet suskunluğundan sonra 12 günlük gözaltında da tiyatro izledik ve bu kişiler tutuklandı. Yakınları bu kişilerin neden tutuklandığını bilmiyor. Avukatları tek bir açıklama yapmadı. Düşünsenize eşinizin neden tutuklandığı konusunda size tek bir bilgi verilmiyor. Kaçırılan 6 kişinin ismi bir dosyada geçiyor ve Şubat ayında bu 6 kişi art arda kaçırıldı. 6 aydır bu insanlar neredeydi? Bu soruyu tekrar İçişleri Bakanlığının yetkililerine soruyoruz. Ankara’da kaçırıldığı iddia edilen Yasin Ugan ve Özgür Kaya nerede?”
“GERÇEK APAÇIK ORTADA”
İçişleri bakan yardımcısı Muhterem İnce’nin kaçırılan kişiler hakkında ‘biz bilmiyoruz onlar hakkında arama kaydı var’ dediğini ifade eden Gergerlioğlu, kaçırılan iki kişinin mahallesine ve evine kadar giderek mahalle sakinleriyle konuştuğunu belirtti. Çamlık Mahallesi sakinlerinin kafasına çuval geçirerek arabaya atma olayından sonra Yasin Ugan ve Özgür Kaya’nın yok olduğunu söylediklerini ifade eden Gergerlioğlu, “Çamlık Mahallesi sakinlerinin içişleri bakan yardımcısı Muhterem İnce’yi nasıl yalanladığını dinleyin. 2 aydır tek bir cevap yok. Gerçek apaçık ortada. İçişleri bakan yardımcısı doğruyu söylemiyor” dedi.
“KAÇIRILAN 4 KİŞİ NEDEN 6 AYI ANLATMIYOR”
6 kişiden 4 kişinin tutuklandığı gün Ankara’da Yusuf Bilge Tunç isimli KHK’li bir eski kamu görevlisinin kaçırıldığını belirten Gergerlioğlu, şunları kaydetti:
“Eşi savcılığa gitti ilgilenmediler. 20 gün sonra dosyaya savcı atandı. Avukat savcıya gidip ‘gereken araştırmayı yapın’ dediğinde savcı ‘ben buna takipsizlik veririm yapacak bir şey yok’ dedi. Kaçırıldığı arabayı Ankara Gimat’ta buldum ve o araçta polisin hiçbir araştırma yapmadığını tespit ettim. Savcılık doğru düzgün inceleme yapmıyor, devlet görevini yapmıyor, aileler sağda solda kamera görüntüsü arıyor. Kaçırılanlar nerede? Tutuklanan 4 kişi 6 ayı neden anlatmıyor? Belli ki 6 ay boyunca gün ışığı görmemiş ciltleri bembeyaz olmuş bu kişiler diyorlar ki ‘uluslararası başvuruları çekin başımıza iş açılmasın’. Ne oluyor Türkiye’de bunun hesabını verin. Çok önemli iddialar var hiçbir devlet yetkilisi çıkıp hiçbir açıklama yapmayacak mı? 1990’lardan beri bu insanlar yakınlarını arıyorlar. Çok ağır bir hesap soruyorlar. Bu hesabın üstü örtülemez. Hakka, hukuka, adalete uymayanlar bir gün bu yaptıklarının hesabını en ağır şekilde verir.”
PİRHA-Polis ablukası altında adalet arayışlarına devam eden Cumartesi Anneleri, 27 yıl önce gözaltında kaybedilen Mehmet Ertak için adalet istedi.
Haberin Videosu
Cumartesi Anneleri eylemlerine 751’inci haftada da devam etti. Bu hafta da İnsan Hakları Derneği (İHD)İstanbul Şubesi önünde toplanan kayıp yakınları polis ablukası altında Mehmet Ertak’ın akıbetini sordu.
Bu haftaki eyleme Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) İstanbul Milletvekili Sezgin Tanrıkulu ile Halkların Demokratik Partisi (HDP) Milletvekilleri Hüda Kaya ve Musa Piroğlu katıldı. Eylemde kayıpların fotoğrafları ve kırmızı karanfiller taşındı.
Basın metnini okuyan İHD Gözaltında Kayıplar Komisyonu Üyesi Sebla Arcan, demokratik bir Türkiye’ye ihtiyaç olduğunu belirterek ve Türkiye’de hukukun üstünlüğünün, kuvvetler ayrılığı ilkesi ve hakikatin olmadığına dikkat çekti.
TÜM BAŞVURULAR SONUÇSUZ KALDI
Arcan, 27 yıl önce gözaltında kaybedilen Mehmet Ertak dosyasıyla ilgili şu bilgileri paylaştı:
“Şırnak’a bağlı Rezuk Mezrasında yaşayan 32 yaşındaki 4 çocuk babası Mehmet Ertak, bölgedeki bir kömür ocağında işçi olarak çalışıyordu. Kardeşi dağa gittiği için tüm aile yoğun baskı ve tehdit altındaydı. Mehmet Ertak daha önce 2 kez gözaltına alınarak ağır işkence gördü. 20 Ağustos 1992 tarihinde aynı yerde çalıştıkları 3 akrabası ile birlikte işten eve dönmek üzere yola çıktı. Bindikleri araç kontrol noktasında resmi giyimli polislerce durduruldu. Kimlik kontrolü sonrasında Mehmet Ertak gözaltına alınarak Şırnak Emniyet Müdürlüğü’ne götürüldü. 3 kişi Mehmet Ertak’ı gözaltına alındığına, 6 kişi de gözaltında işkencede gördüğüne tanıklık etti. Baba İsmail Ertak savcılığa başvurdu, tanıklar gördüklerini savcıya anlattı. Olay soru önergeleriyle Meclis’e taşındı. Ancak, ailenin yaptığı tüm başvurular sonuçsuz kaldı. Mehmet Ertak’ın gözaltına alındığı inkar edildi.”
AİHM TÜRKİYE’Yİ MAHKUM ETTİ
“Şırnak Emniyet Müdürlüğü emrinde olarak çalışan JİTEM personeli Murat İpek, 1997 yılında yaptığı itiraflarında; ‘Mehmet Ertak’ı Şırnak Emniyet Müdürü Necati Altuntaş ve Terörle Mücadele Şubesi Müdürü Mehmet Kaplan’ın emriyle öldürüp gömdük’ dedi. Yaptıkları tüm infazların dönemin OHAL Valisi Ünal Erkan’ın bilgisi dahilinde gerçekleştiğini söyledi.”
TAHİR ELÇİ DOSYAYI AİHM’YE TAŞIMIŞTI
İç hukukta kapatılan dosyanın AİHM’ye taşınmasını engellemek için ailenin avukatı Tahir Elçi’nin gözaltına alındığını kaydeden Arcan, “Tehditlere rağmen dava AİHM’ye taşındı. AİHM ‘Ulusal düzeyde gerçekleştirilen soruşturma bağımsız yürütülmemiş, etraflı bir soruşturma yapılmamış ve başvurucunun müdahil olmasına izin verilmemiştir’ tespitinde bulundu. Türkiye’yi yaşam hakkını ihmalde oy birliğiyle mahkum etti.” dedi.
Arcan, cezasızlık ve inkar politikası son bulana kadar Mehmet Ertak’ı arama mücadelesinden vazgeçmeyeceklerini kaydetti.
“UMUT ASLA BİTMEZ”
Söz alan Mehmet Ertak’ın oğlu Servet Ertak, babasının 27 yıl önce gözaltına kaybedildiğini belirterek şunları söyledi:
“Kilometrelerce ötede adaleti aradık. Ne yazık ki adalet çok uzak şu an. Bundan 6 yıl önce Galatasaray Meydanı’na büyük umutlarla gelmiştim. Ama umut asla bitmez. Gerçeği ne kadar karanlığa, daracık sokaklara gömmek isterseniz gerçek ve adalet asla yitirilmeyecek ve ulaşacağız biz. Bizden sonra gelenler bu mücadeleyi devam ettirecekler.”
“KARDA, KIŞTA, YAĞMURDA HEP KAYIPLARIMIZI ARADIK”
CHP İstanbul Milletvekili Sezgin Tanrıkulu, polislerin sağanak yağıştan kaçtıklarına dikkat çekerek, “Karda kışta, yağmurda hep burada durduk ve kayıplarımızı aradık. Sizler de bu tarihi anlara tanıklık ediyorsunuz” dedi.
Mehmet Ertak dosyasını Tahir Elçi’nin takip ettiğini hatırlatan Tanrıkulu sözlerini şöyle sürdürdü:
“Tahir Elçi AİHM’e başvuru yapmıştı Mehmet Ertak dosyası için. Mehmet Ertak’ın gözaltına alındığına dair tutanağı bürosunun demir kapı boşluğuna saklamıştı. Tahir Elçi, gözaltına alındı. Tahir Elçi, AİHM’de Mehmet Ertak ile ilgili tanıklık yapan kişiye soruyor ‘bu belge sana mı ait?’ diye. Adam ‘Hayır, olamaz. Bu belge nereden çıktı biz bunu saklamıştık’ diyor.”
“BİZ BURADA DURMAYA DEVAM EDECEĞİZ, SİZ KENARA ÇEKİLECEKSİNİZ”
Mehmet Ertak’ı ve avukatı Tahir Elçi’yi bu yağmurun altında bir kez daha andıklarını söyleyen Tanrıkulu, polislere şöyle seslendi: “Biz bu yağmurda, karda, kışta durmaya devam edeceğiz. Ama siz kenara çekileceksiniz. Bu da size kapak olsun.”
PİRHA- Cumartesi Anneleri eyleminin 747’nci haftasında 27 yıl önce bugün gözaltına alınarak kaybedilen Hasan Gülünay’ın akıbeti soruldu. Suruç’ta yaşamını kaybedenler de unutulmadı.
Galatasaray Meydanı’ndaki eylem yasakları nedeniyle Çukurluçeşme Sokak’taki İnsan Hakları Derneği (İHD) İstanbul Şubesi önünde bir araya gelen kayıp yakınları, ellerinde karanfiller ve kaybedilen yakınlarının fotoğraflarını taşıdı.
Polis ablukası altında düzenlenen eyleme kayıp yakınları, CHP İstanbul Milletvekili Sezgin Tanrıkulu, Ali Şeker, CHP İstanbul İl Başkanı Canan Kaftancıoğlu ve çok sayıda yurttaş destek verdi.
Bu hafta, 27 yıl önce bugün gözaltına alınarak kaybedilen Hasan Gülünay’ın akıbeti soruldu.
Basın açıklamasını İHD Gözaltında Kayıplar Komisyonu Üyesi Sebla Arcan okudu. 09 Temmuz 2018’de resmen başlayan yeni rejimin ilk uygulamalarından birinin, güvenlik güçleri tarafından kaybedilen sevdiklerini arayan kayıp yakınlarını Galatasaray’dan koparmak olduğunu söyleyen Arcan şöyle konuştu:
“48 haftadır düşünce ve kanaatlerimizi toplu olarak Galatasaray’dan açıklama ve yayına hakkımız, bu hakkımızı resmi makamların müdahalesi olmaksızın kullanma serbestliğimiz ihlal ediliyor. İçişleri Bakanlığı bu engellemenin gerekçesini dünyaya evrensel değerlerle izah edebilecek durumda değil. Bakanlık hukuki dayanaklara sahip olmayan yasaklama kararını, uluslararası kamuoyuna ve TBMM İnsan Hakları Komisyonu’na inandırıcılıktan uzak, olasılıklara dayanan, kurmaca gerekçelerle açıklıyor. Bakanlık kendisini gülünç duruma düşürerek, yaşlılıktan yürüyemez hale gelmiş annelerimizin, Galatasaray’da terörist faaliyetlerde yer alma olasılığından bahsediyor. Kısacası İçişleri Bakanlığı; Cumartesi Anneleri’ne karşı ‘kurguya dayalı olasılık’ diye özel bir suç icat etmiş ve Galatasaray’ı bize yasaklamış.”
“KİM SUSARSA SUSSUN BİZ SUSMAYACAĞIZ”
Devleti yönetenlerin kayıp yakınlarının en meşru, en insani, en hukuki talebini şiddetle bastırarak topluma gözdağı vermek istediğini ve ‘sus, eleştirme, biat et’ dediğini belirten Arcan, “İfade özgürlüğü ve iktidarın politikalarını eleştirme özgürlüğü demokratik sistemlerin vazgeçilmez ilkeleridir. Kim susarsa sussun, biz susmayacağız. Hakikat, hukuk ve adalet talebimizde ısrar edeceğiz. İktidarın resmi yalanlarına karşı hakikati, cezasızlık politikalarına karşı adaleti savunmayı sürdüreceğiz” diye konuştu.
27 yıl önce, 20 Temmuz 1992’de gözaltına alınarak kaybedilen Hasan Gülünay’ın kaybedilme hikayesini ve ailesinin yürüttüğü hukuk mücadelesini Arcan şu sözlerle aktardı:
“1992 yılının Mayıs ayında Artvin İl Jandarma Alay Komutanlığı’nda işkence ile öldürülen Ali Ekber Atmaca’nın üzerinden, İstanbul’da aynı mahallede yaşadığı Haşan Gülünay’ın kimliği çıktı. Bu nedenle 32 yaşındaki 4 çocuk babası Haşan Gülünay, polis kayıtlarına geçti. Eşine bir süredir polis tarafından takip edildiğini söyleyen Haşan Gülünay, 20 Temmuz 1992 günü Tarabya’daki evinden işyerine gitmek üzere çıktı ve bir daha geri dönemedi.”
Başvurdukları savcılık ve İstanbul Emniyeti aileye; Hasan’ın gözaltında olmadığını, arandığını söyledi. Ancak aile memleketlileri olan üst düzey bir emniyet yetkilisinden; “Hasan Gülünay sağ, içeride. İşkence yaraları iyileştikten sonra gözaltına alındığını açıklayacaklar.” bilgisini aldı ve bu bilgiyi kamuoyuna duyurdu. Hasan’la aynı tarihlerde İstanbul Emniyeti Terörle Mücadele Şube Müdürlüğü’nde sorguda olan bir tanık, yüzünü görmediği bir kişinin işkencede “Ben Hasan Gülünay beni gözaltında kaybetmeye çalışıyorlar!” diye bağırdığını açıkladı.
Aylarca kampanyalar yürüten, tüm resmi mercilere başvuran, İçişleri Bakanı ile görüşen ve konuyu TBMM’ye taşıyan aile bir sonuç alamadı. İstanbul Cumhuriyet Savcılığı olayla ilgili delilleri toplamadan, tanıkları dinlemeden ve etkili bir soruşturma yürütmeden 20 yıllık zaman aşımı süresinin dolduğu gerekçesiyle, 31 Ekim 2012 tarihinde kovuşturmaya yer olmadığı kararı verdi. Karara yapılan itiraz reddedildi. Dosya 08 Nisan 2013 tarihinde Anayasa Mahkemesi’ne taşındı.
“İNSAN HAKKI İHLALİ ZAMAN AŞIMINA TABİ DEĞİLDİR”
“Anayasa Mahkemesi 21 Nisan 2016 tarihinde “yaşam hakkı kapsamında etkili soruşturma yürütme yükümlülüğünün ihlal edildiğine” hükmetti. Ancak ihlalin sonuçlarının ortadan kaldırılması için dosyanın yeniden soruşturma yapılmak üzere ilgili Cumhuriyet Savcılığına gönderilmesine zaman aşımı nedeniyle yer olmadığına karar verdi. Oysa devam eden bir insan hakkı ihlali niteliğindeki gözaltında kaybetme suçu zaman aşımına tabi değildir.
Kaybedilenin akıbeti ve yeri açıklığa kavuşturulmadığı sürece soruşturma ve kovuşturma yükümlülüğü devam eder. Hasan Gülünay dosyasının zaman aşımı gerekçe gösterilerek kapatılması uluslararası teamül hukukuna aykırıdır.
Hasan Gülünay dosyasındaki 27 yıldır devam eden inkar ve cezasızlık son buluncaya kadar hakikat ve adalet mücadelemizden vazgeçmeyeceğiz! Kayıplarımızdan ve kayıplarımızla buluşma mekanımız olan Galatasaray’dan vazgeçmeyeceğiz!”
“27 YILDIR BİTMEYEN ACI”
Arcan’ın ardından Hasan Gülenay’ın kızı Deniz Gülenay’ın mektubunu insan hakları savunucusu Ümit Efe okudu. Gülünay, mektupta şöyle seslendi:
“Gözaltında kaybedilişinin 27.yılında babam yoldaşım Haşan Gültlnay’ın anısı önünde saygı ile eğiliyor mücadelesini sahipleniyorum ve selamlıyorum. 27 yıldır bitmeyen acı, dinmeyen öfke, vazgeçmediğimiz arayışımız ve hiç bitmeyen adalet mücadelemiz. Ve 27 yıldır gelmeyen babam. Mücadele ile geçen 27 yıl. Ne çok acı yaşatılıyor bu ülke insanlarına. Seni tanımlarken özlemle birlikte acı da duyuyor insan. Ülkenin her karış toprağına acı bırakan kan emiciler seninle birlikte milyonlarca kefensiz devrimcinin alımı taşıyor. 27 yıl sonra yine biz ve acılarımıza ortak olan anneler, babalar, eşler ve çocuklar bir aradayız. Hepimiz bir eksiğiz ama bir o kadarda tamamız.
“SAĞ ALDINIZ SAĞ İSTİYORUZ”
“Acılarımızdan, öfkelerimizden birer köprü oluşturduk seni ve tüm kayıplarımızı ararken. Galatasaray’da bir araya ilk geldiğimizde “sağ aldınız sağ istiyoruz” sloganı ile mücadeleye başlamıştık. Bize sağ vermeyeceklerini biliyorduk çünkü kayıplarımız devletin karanlık elleri tarafından planlı bir şekilde yok edilmişlerdi. Seni kaybetmenin acısı, senin yokluğunu hissettiğim hiç bir dakikası saniyesi kelimelere dökülmez. 27 yılda hangi cümleyi kursam eksik, yarım kimsesiz kalacak. Hangi kelime sana olan özlemimi, seni benden koparan devlete olan öfkemi anlatır bilmiyorum.
Senin varlığın dün gibi halen benimle hayat buluyor. Devlet kayıplarımızın hesabmı vermezken kayıplarımızı arama mekanımız olan Galatasaray Meydanı’m bize kapatırken bu mücadelede bir kez daha kaybetmiştir. O meydanı kapatan zihniyet bizi engelleyemedi ama kendi yenilgilerini kabul ettiler.”
“GERÇEKLERLE YÜZLEŞECEKLER”
“Kayıplarımızın akıbetini açıklamayanlar meydanı yasaklayarak gerçeklerin üzerini kapatacağını zannetmesinler. Kayıplarımızın resmine her sarıldığımızda her hesap sorduğumuzda tekrar tekrar gerçekler ile yüzleşecekler. Esasta korktukları sîzlersiniz. Sizin fikirleriniz bizim kararlılığımız ile buluşunca hangi dağ olsa yıkılmaya mahkûmdur. Bin yıl da geçse sîzleri aramaktan, adalet mücadelemizden vazgeçmeyeceğiz. Adalet mücadelemizden vazgeçmediğimiz her saniye senin ve tüm kayıplarımızın sesini soluğunu taşıyacağız meydanlara, sokaklara.”
Gülünay’ın mektubu sonrası gözaltında kaybedilen oğlu Murat Yıldız’ın doğum günü olduğunu hatırlattı ve oğluna yazdığı şiiri okudu.
Cumartesi Anneleri bugün 745’inci hafta eylemlerini gerçekleştirdi. 700’üncü haftadan beri Galatasaray Meydanı’na çıkmalarına izin verilmeyen kayıp yakınları bu haftaki eylemlerini de İnsan Hakları Derneği (İHD) İstanbul Şubesi’nin bulunduğu Beyoğlu Çukurlu Çeşme Sokak’ta gerçekleştirdi. Polis ablukası altında gerçekleşen eyleme CHP İstanbul Milletvekili Sezgin Tanrıkulu, HDP İstanbul Milletvekili Ali Kenanoğlu destek verdi.
Eylemde kayıpların fotoğraflarının yanı sıra kırmızı karanfiller taşındı.
“GİZLİ GÖZALTI İŞKENCENİN YATAĞIDIR”
Eylemde basın metnini İHD İstanbul Şube üyesi Sebla Arcan okudu. “Gizli gözaltı, gözaltında kaybetmenin ve işkencenin yatağıdır. Asla kabul edilemez. Zorla kaçırma ve kaçırılan kişinin akıbetini gizleme gözaltında kaybetmenin ilk adımıdır. Asla kabul edilemez. Bu iddialar karşısında susmak, hukukun gereğini yapmamak suçtur” dedi.
15 Temmuz ile alakalı olarak 7-21 Şubat 2019 tarihleri arasında kaçırılan Gökhan Türkmen, Yasin Ugan, Özgür Kaya, Erkan Irmak, Mustafa Yılmaz ve Salim Zeybek’ten ailelerinin tüm çabalarına rağmen haber alınamadığını kaydeden Arcan, “Bu kişiler, aynı tip transporter araçlarla ve tanık beyanlarına göre kendilerini kamu görevlisi olarak tanıtan kişiler tarafından zorla kaçırılmışlardır” diye aktardı.
YETKİLİLERE ETKİN SORUŞTURMA YÜRÜTÜLMESİ ÇAĞRISI
Gökhan Türkmen, Yasin Ugan, Özgür Kaya, Erkan Irmak, Mustafa Yılmaz ve Salim Zeybek’in ailelerinin tüm mercilere başvurmalarına rağmen hiçbir bilgiye ulaşamadıklarını belirten Arcan, şunları söyledi:
“Adalet Bakanı Gül’e; Şubat ayından bu yana nerede oldukları bilinmeyen Gökhan Türkmen, Yasin Ugan, Özgür Kaya, Erkan Irmak, Mustafa Yılmaz ve Salim Zeybek’in kaçırılma vakalarının etkin bir biçimde ve maddi gerçeği açığa çıkartacak şekilde soruşturulmasını sağlama çağrısında bulunuyoruz.
Cumhurbaşkanı Erdoğan’a; Söz konusu kaçırılma vakaları hakkında, acil ve etkin soruşturma yürütülerek, kayıp kişilerin nerede bulunduğunun tespit edilmesini ve eğer bu kişiler kayıt dışı gözaltında tutuluyorlarsa, ailelerinin bilgilendirilmelerini ve derhal adli makamların karşısına çıkarılmalarını sağlama çağrısında bulunuyoruz.”
“BİZİ BİZDEN GÖTÜRDÜLER”
Kayıp yakınları tek tek söz aldı.
İlk söz alan Özgür Kaya’nın kayınvalidesi Nigar Kaya şunları söyledi: “Tanıdığım insanlardan en iyisi. Bu yaşananları hiç hak etmediğini düşünüyorum. Torunlarımın yanındayım, ‘Anneanne babamız artık gelsin, bu hafta gelsin, bu yaz gelsin’ diyorlar. Özgür Kaya’yı götürdüler ama bizi de bizden götürdüler, yani yaşamıyoruz.”
“19 ŞUBAT’TAN BU YANA EVİMİZE GÜNEŞ DOĞMUYOR”
Mustafa Yılmaz’ın annesi, “19 Şubat’tan bu yana evimize güneş doğmuyor, devamlı ağlıyoruz, gülemiyoruz. Çok değerliydi. 2 yaşında çocuğuna, gencecik eşine kıyamıyorum, onları gördüğüm zaman ciğerlerim parçalanıyor” dedi.
“KENDİLERİNİ POLİS OLARAK TANITAN İNSANLAR EŞİMİ NEREYE GÖTÜRDÜ?”
Yasin Ugan’ın eşi Selda Ugan, “Gecemiz gündüzümüz birbirine karıştı. Küçük çocuğum anlamıyor ama büyük çocuklarım babaların akıbetini öğrenmek istiyorlar. Her telefon çalışında, her kapı çalışında başıma üşüşüyorlar. Çocuklarıma hiç bir cevap veremiyorum. Gözaltı gibi başlayan bir işlem için devlet yetkililerinden yardım istiyorum. Kendilerini polis olarak tanıtan bu insanlar eşimi nereye götürdü bilmek istiyorum. Son zamanlarda da işkence iddialarını ve işkence haberlerini okuduğumda her gözümü kapattığımda eşimle ilgili kötü şeyler geliyor aklıma. Eşlerimiz ortaya çıkarılsın” diye konuştu.
“BABAMIZ ANKARA’DA İŞKENCE Mİ GÖRÜYOR?”
16 Şubat gecesi eşinin evden ayrıldığını ve bir daha haber alamadığını söyleyen Erkan Irmak’ın eşi Nilüfer Irmak ise şunları söyledi: “140 gün oldu, 3 oğlum var. Babamıza en çok ihtiyacımız olduğu zamanda babamız yanımızda değil. Çocuklar artık psikolojik olarak yıkılmış durumda, büyük oldukları için her türlü bilgiye sahipler. İşkence haberlerini ayrıntılı okumuşlar, ‘Babamızda Ankara’da işkence mi görüyor?’ diye soruyorlar. Artık ne cevap vereceğimi bilemiyorum. Ne olur artık ortaya çıkarılsınlar. Suçluysa kanun önüne suçsuzsa bu kaybeden kişiler gerekli cezayı alsınlar. Bize bir cevap verilsin, belirsizlik çok zor. Empati kursunlar, eşimi kaybettiğimden beri camdayım. Arkadan gelen iki kişi sürekli gözümün önüne geliyor, geceleri uyuyamıyorum, artık haber bekliyoruz özellikle yetkililerden.”
“DÜNYADA CEHENNEMİ YAŞIYORUZ”
Özgür Kaya’nın eşi Selda Kaya, eşinin 13 Şubat’tan Ankara’daki kaçırıldığını söyleyerek,”144 gündür eşimden haber alamıyorum. Bulunması için herhangi bir adım attıramıyorum. Başvurmadığım hiçbir yer kalmadı 144 gündür hayatımız durmuş durumda. Çocuklarım da ben de ailem de dünyada cehennemi yaşıyoruz. Hukuk devleti ise burası suçluysa yargılansın suçsuzsa da bize bunları yaşatanlar yargılansın.”
“2 YAŞINDAKİ KIZIM GÖZYAŞLARIMI SİLİYOR”
Mustafa Yılmaz’ın eşi Sümeyye Yılmaz, eşinin 13 Şubat’ta evlerinin önünden siyah bir transportıra bindirilerek kaçırıldığını belirterek “Kendi imkanlarımla dedektiflik yaptım, MOBESE kayıtları buldum emniyet hiçbir şey yapmadı. Benim endişem daha da artıyor. Hiç kimsenin ama kimsenin bize bunları yaşatmaya hakkı yok. 2 yaşında kızım var, babasını arıyor. Ben ağlayınca ‘babadan dolayı ağlıyorsun’ diyor gözyaşımı siliyor. 2 yaşındaki çocuktan olgunluk bekliyorum. Hiçbir aileye bunlar yaşatılmamalı” dedi.
“BU ELİ DEVLETİMDEN BEKLERDİM AMA BANA BU ELİ İHD UZATTI”
Salim Zeybek’in eşi Fatma Betül Zeybek, 21 Şubat 2019’da eşinin kendini sivil polis olarak tanıtan kişilerce alındığı söyledi. Zeybek’in elini gözaltında kaybedilen Hayrettin Eren’in kız kardeşi İkbal Eren tuttu. Zeybek, “Ben bu eli devletimden de beklerdim. Ama bu eli bana İnsan Hakları Derneği uzattı. Çocuklarımız kaybolunca aman yavrum önce ‘polis amcana git’ deriz. Yani çocuklarımın ve benim güvenim sarsıldı. Bana polisim diyen insanlara nasıl güveneceğim. ‘Anne sen her gün ağlıyorsun niye ağlıyorsun? Babam emniyette polislere güvenemeyecek miyiz?’ diyorlar cevap veremiyorum. Tüm resmi adımları attık, delillerle konuştuk. Ondan sonra sosyal medyada duyurduk, yanlış adım atmayalım diye ama devletine bu kadar hukuka bağlı kalmaya çalışan insanlara bu yapılanlar yanlış. Eşimi tanırım hiçbir zaman adaletten ayrılmayan bir insan, hiçbiri bunları hak etmedi. Yüreğimiz her zaman kayıp aileleriyle. ‘Anlatmak için yaşamak lazım’ derler kimse yaşamasın. Anlatmak çok zor düşman bile yaşamasın gereğinin yapılmasını istiyorum” dedi.
“BU VAKALAR 2016 YILININ BAŞINDAN BERİ DEVAM EDİYOR”
Arkasından CHP İstanbul Milletvekili Sezgin Tanrıkulu söz aldı. Cumartesi Anneleri’nin mücadelesine 25 yıldan fazla olduğunu hatırlatan Tanrıkulu, Galatasaray Meydanı’nın yasaklanmasına değinerek “Şimdi o yasaklamayla bugün dinlediğimiz kayıp yakınlarıyla o meydanın arasında bir bağ kurmak gerekiyor. Hırsız evin içindeyse kilit işe yaramaz. Bunu Şemdinli vakasından sonra komisyona dönemin istihbarat başkanı söylemişti. Kimin emriyle Galatasaray Meydanı kayıp annelerine 25 yıl sonra yasaklandıysa kayıpların failleri de odur. Şubat ayında gerçekleşen vakalar yeni değil. 2016 yılının başından itibaren bu vakalar devam ediyor” dedi.
“BEYAZ TOROSLAR GELENEĞİ SİYAH TRAMSPORTERLAR ELİYLE DEVAM EDİYOR”
Son olarak durumu raporlaştıran HDP Kocaeli Milletvekili Ömer Faruk Gergerlioğlu’un gönderdiği mektup okundu. Gergerlioğlu’nun mektubunda “BM zorla kaçırmalar komitesi ve AİHM’in konu hakkındaki sorularına cevap veremeyen bir Adalet Bakanlığı var karşımızda. Cevap veremiyorlar, çünkü savcılar takipsizlik vermiş ve araştırma yapmak isteyen kamu kurumu yok. Bu skandallar bize hep aynı şeyi düşündürüyor. Türkiye’de beyaz Toroslar geleneği siyah Transporterlar eliyle devam ettiriliyor. TBMM’de konuyu 5 aydır her türlü yolla dile getirmiş bir milletvekili olarak tek bir cevap alamadım. TBMM insan haklarını inceleme komisyonu başkanlığı tüm baskılarımıza rağmen konuyu araştırmak istemiyor. O halde bize ‘adres ve fail hiç değişmedi’ demek düşüyor. Cumartesi Annelerimizi ve 6 eşi selamlıyorum, bir gün hep birlikte bu en büyük insan hakkı ihlalini hep birlikte bitireceğiz” ifadeleri yer aldı.
PİRHA-Cumartesi Anneleri, eylemlerinin 742’nci haftasında gözaltında kaybedilen ve daha sonra cenazesi bulunan Abdulkadir Çelikbilek’in faillerini sorarak, “Uzun yıllardır sürüncemede bırakılan dava bu suç ikliminin bütün aktörlerini kapsayarak, evrensel hukuka uygun bir biçimde sonuçlandırılmalı ve adalet sağlanmalıdır” dedi.
Kayıplarının akıbetini sormak ve faillerin yargılanması talebiyle sürdürdükleri eylemlerinin 742’nci haftasında İnsan Hakları Derneği (İHD) İstanbul Şubesi önünde bir araya geldi. 43 haftadır polis ablukası altında gerçekleşen eylemin bu haftasında Halkların Demokratik Partisi (HDP) Milletvekili Oya Ersoy, Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Milletvekili Kani Beko ve çok sayıda yurttaş destek verdi. Aileler, üzerinde kayıpların fotoğraflarının olduğu tişörtler giyerek, kayıpların fotoğrafları ve kırmızı karanfil taşıdı.
Bu haftaki eylemde, 14 Aralık 1994’te Diyarbakır’da gözaltına alınan ve 21 Aralık 1994’te işkence edilmiş cenazesi bulunan Abdulkadir Çelikbilek’in failleri soruldu, adalet beklentisi yinelendi.
“AİLENİN BAŞVURULARI SONUÇSUZ KALDI”
Haftanın basın metnini İHD İstanbul Şubesi Gözaltında Kayıplara Karşı Komisyon Üyesi Sebla Arcan okudu. Abdulkadir Çelikbilek için adaletin sağlanmasını isteyen Arcan, “14 Aralık 1994 tarihinde Diyarbakır şehir merkezinde bulunan Esnaflar Kahvehanesine gitti. On dakika kadar sonra içinde dört sivil görevlinin bulunduğu beyaz bir Toros araba kahvehanenin önünde durdu. Araçtan inen silahlı iki kişi kahvehaneye girdi. Abdulkadir kahvehaneden ayrılınca onlar da çıktı ve kısa bir süre takip ettikten sonra Abdulkadir’i zorla Beyaz Toros’a bindirdiler. Olaya tanık olan kişiler durumu Çelikbilek ailesine bildirdi. Ailenin yaptığı başvurular sonuçsuz kaldı; Çelikbilek’in gözaltına alındığı inkar edildi” dedi.
“İÇ HUKUKTAN SONUÇ ALINAMADI”
21 Aralık 1994 tarihinde Çelikbilek’in ağır işkence görmüş bedeni Diyarbakır’da Mardinkapı Mezarlığı’nın dışında bir çöp yığını içinde elleri arkadan bağlı halde bulunduğuna belirten Arcan, sözlerini şöyle sürdürdü:
“JİTEM mensubu Abdulkadir Aygan olayın nasıl gerçekleştiğini detaylarıyla anlattı. Savcılık iddianamesinde de yer alan beyanında Aygan, ‘Abdulkadir Çelikbilek’i kaçakçılık yapıyor ve örgüte finans sağlıyor suçlamasıyla Diyarbakır postanesi civarında Toros arabaya bindirdik. Olayda ben, Kemal Emlük, uzman çavuş Abdulkadir Uğur, uzman çavuş Uğur Yüksel vardı. JİTEM’e götürdük. Buradaki sorgusunda üzerinden hiç para çıkmadı, yoksul bir adamdı, bizde de şüphe olmuştu; ama bir defa almıştık. JİTEM alınca sağ bırakmaz. Şehmuz kod adlı uzman çavuş Uğur Yüksel onu boğarak öldürdü. Beyaz Station arabanın arka kısmına Çelikbilek’in cesedi atıldı. JİTEM tim komutanı Tunay Yanardağ da oradaydı. Ardından ceset Mardinkapı’daki Mezarlığın duvarının yanına atıldı.’ dedi. Çelikbilek’in nasıl ve kimler tarafından gözaltına alındığı, işkenceyle sorgulanıp gözaltında katledildiği, suça iştirak eden JİTEM mensubu tarafından açıklanmasına rağmen bugüne kadar iç hukuktan bir sonuç alınamadı.”
“ETKİLİ BİR SORUŞTURMA YÜRÜTÜLMEDİ”
Davanın AİHM’e taşındığını dile getiren Arcan, şunları belirtti: “AİHM’e taşınan davada mahkeme, hükümetin Abdulkadir Çelikbilek’in ölümüne ilişkin açıklamada bulunmadığını, polisler hakkında gerekli soruşturmaların yürütülmediğini ve dosyadaki bilgilerin AİHM’den gizlendiğini kaydetti. 31 Mayıs 2005 tarihinde AİHM; hükümetin, Abdulkadir Çelikbilek’in gözaltında ölümünden sorumlu olduğu ve yetkili makamların etkili bir soruşturma yürütmediği sonucuna vararak Türkiye’yi mahkum etti.”
Abdulkadir Çelikbilek’in Ankara 6. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen Musa Anter ve JİTEM Ana Davası’nın 13 maktulünden biri olduğunu kaydeden Arcan, “Uzun yıllardır sürüncemede bırakılan dava bu suç ikliminin bütün aktörlerini kapsayarak evrensel hukuka uygun bir biçimde sonuçlandırılmalı ve adalet sağlanmalıdır.” diye konuştu.
“ALANIMIZDAN VAZGEÇMİYORUZ”
Açıklamanın ardından 23 Şubat 1995’te gözaltında kaybedilen Murat Yıldız’ın annesi Hanife Yıldız söz aldı. 43 haftadır eylemlerinin engellendiğini hatırlatan Yıldız, Valiye seslenerek “Yasağı buradan kaldırın. Bizi polisle karşı karşıya getirmeyin” dedi. Yıldız, “Daha önce acımı derinleştirerek bana ‘şov yapıyorlar’ diyen polis tren faciasında da aynı şeyi söyledi. Onları insanlığa çağırıyoruz” diye belirtti.
PİRHA- 24 yıl önce kaybedilen Murat Yıldız’ın annesi Hanife Yıldız, “Aslında kendi yaptığım yanlışın öfkesinde ve isyanındayım. İnsanlığını kaybedenler, ben isyan edince ‘şov yapma’ diyor. Ağlasam ‘duygu sömürüsü yapma’ diyor.” dedi.
27 haftadır Galatasaray Meydanı’na çıkmalarına izin verilmeyen Cumartesi Anneleri bu hafta da İnsan Hakları Derneği İstanbul Şubesi’nin bulunduğu Beyoğlu Çukurlu Çeşme Sokak’ta buluştu. 726’ıncı eylemlerini polis ablukası altında gerçekleştiren kayıp yakınları bu hafta 23 Şubat 1995 tarihinde gözaltında kaybedilen Murat Yıldız’ın akıbetini sordu. Eyleme HDP milletvekilleri Hüda Kaya ve Zeynel Özen ile CHP milletvekili Sezgin Tanrıkulu katıldı. Eylemde 6 yıl önce hayatını kaybeden Berfo Ana da anıldı.
Hanife Yıldız avukatı ve yeğeniyle birlikte basit bir suçlamayla aranan tek çocuğu olan 1975 doğumlu Murat Yıldız’ı, İzmir Bornova Özkanlar Asayiş Şubesi’nde Komiser Ramazan Kaya ile polis memuru Tahir Şerbetçi’ye teslim etti. Hanife Yıldız, o günden sonra oğlundan bir daha haber alınamadı.
Hanife Yıldız tüm yasal yolları kullandı, her yerde oğlunu aradı ancak bugüne kadar devlet Murat Yıldız’ın akıbetini gizledi, onu kaybedenler cezasızlık zırhıyla korundu.
İHD avukatı Gülseren Yoleri, 2015 yılında Gebze Cumhuriyet Başsavcılığı’na başvurarak Murat Yıldız için yeniden soruşturma açılmasını talep edince Murat Yıldız dosyasının Gebze Adliyesi’nde kaybolduğunu öğrendi. Dosyaya 6 Temmuz 2018 tarihinde takipsizlik kararı verildi.
“MÜCADELEMİZDEN VAZGEÇMEYECEĞİZ”
Basın metnini okuyan Sebla Arcan, gözaltında kaybetmenin suç olduğunu hatırlatarak 726 haftadır devlet şiddetine ve bu şiddetin cezasız bırakılmasına karşı taleplerini dillendirdiklerini belirtti. Galatasaray Meydanı’na çıkmalarının yasaklanmasına tepki gösteren Arcan, haklı mücadelelerinden vazgeçmeyeceklerini dile getirdi.
Murat Yıldız’ın avukatı Gülseren Yoleri, 2015 yılında dosyanın ne aşamada olduğunu öğrenmek için savcılığa yaptığı başvuruda dosyanın mahkeme kayıtlarında da kaybedilmeye çalışıldığını kaydetti. Murat Yıldız dosyasının ‘İntihar etti’ denilerek kapatıldığını hatırlatan Yoleri, “Tüm sonuçlarıyla ortadan kaldırılan komik bir ceza verildiğini gördük” dedi. Murat Yıldız dosyasının imha edilen dosyalar listesinde yer adlığını belirten Yoleri, dosyada etkin bir soruşturma yürütülmediğini ve 6 Temmuz 2018 tarihinde takipsizlik kararı verildiğini ifade etti. Yoleri, Anayasa Mahkemesi’ndeki başvurularına verilecek kararı beklediklerini ve AİHM’e başvuracaklarını ekledi.
“ANNELİK HAKKIM ELİMDEN ALINDI”
Murat Yıldız’ın annesi Hanife Yıldız “Bir halkın basını var bir de polisin basını var. En çok onlar bizi dinlesinler. Demek ki ben o zaman çok adalete güvenmişim. 4 ay bir ceza alacak oradan da çıkıp askere gidecek. Ben bu ülkeye asker yetiştirdim. Oğlumun yaşam hakkı elinden alındı, benim annelik hakkım elimden alındı” dedi.
“24 YILDIR CENAZELERİMİZ BEKLİYOR”
Tüm kayıpları anan Hanife Yıldız, Galatasaray’dan seslerini duyuramadıklarını belirterek şöyle konuştu: “Biz sesimizi her yere duyurduk. Bir cenaze bir hafta bekletilir en fazla. Ama biz 24 yıldır cenazelerimizi toprağa veremedik. Kayıp ailelerinin evlerinde yas bitmedi. Bugün sabaha kadar uyumadım. Aslında kendi yaptığım yanlışın öfkesinde ve isyanındayım. Ben isyan edince ‘şov yapma’ diyor insanlığını kaybedenler. Ağlasam ‘duygu sömürüsü yapma’ diyorlar.”
“ADALETİN KIRINTISI DEĞİL TOZU BİLE YOK”
İzmir Bornova Asayiş Şubesi’nde komiser olan Ramazan Kaya’nın kendisini odasına çağırarak oğlu Murat Yıldız’ın eline silah aldığını devletin elinin kolunun uzun olduğunu, isterse arayıp bulabileceğini ancak kendisi teslim olursa suçunun hafifleyeceğini söylediğini belirten Hanife Yıldız “Devletin uzun kolu diyelim ki oğlum denize atladı bir hafta da olsa bir ay da olsa arayıp bulsaydı. Ben bugün oğlumun mezarı başında olurdum. Tek dayanağım, tek umudum oğlum için adalet arıyorum. Ne yazık ki adaletin artık kırıntısı değil tozu bile yok.” diye konuştu.
Hanife Yıldız’ın bugün için yazdığı şiiri Maside Ocak okudu.
Oğul, yanam da yanam da hangi bir derdime yanayım
Seni ben kimlere ferdim de kimlerden alayım oğul
Ben seni 24 yıldır bu zalimlerden alamadım
Sen gel, gel de al beni de oğul
Seninle koyun koyuna yatayım
Oğul, can oğul senin bir mezarın da yok ki
Ben seninle nasıl buluşayım
…..
CUMHURBAŞKANI’NA SESLENDİ: KARDEŞİM NEREDE?
Arkasından konuşan Mikail Kırbayır’ın kardeşi Fatma Kırbayır, annesi Berfo Kırbayır’ın ölüm yıl dönümü olduğunu hatırlatarak Cumhurbaşkanına şöyle seslendi: “Ne zamana kadar başkan oldun, cumhurbaşkanı oldun bizi buraya sıkıştırdın, kardeşimi öldürdün, nasıl bir devletsin? Anamı toprağa verirken söz verdin. Cumhurbaşkanı neredesin? ‘Haklının yanındayım’ diyordun işte ben haklıyım. Benim kardeşim nerededir? Buralarda bağırdığım için bana diyorlar ki ‘ölseydin bunları görmeseydin. Seni de içeri alalım, seni de öldürelim.’ Buradan emir verenlere sesleniyorum; insanların haline bak, para veriyorsunuz karşımıza dikiyorsunuz… Cumhurbaşkanı ne zamana kadar bekleyeceğiz?”
PİRHA – 700. haftadan bu yana eylemlerine izin verilmeyen Cumartesi Anneleri’ne polis, 706. haftada da müdahale etti. Her hafta yaşanan engellemelere ve polis ablukasına tepki gösteren HDP Milletvekili Saruhan Oluç, “Yıllardır bu mücadeleyi sürdürüyorlar. Çünkü bu kararlıkları da bir inattan öte vicdandan kaynaklanıyor. Yaptıkları iş tamamen vicdanidir, tamamen ahlakidir bu nedenle kararlı bir şekilde bu mücadeleyi sürdürüyorlar polis baskısına rağmen. Önümüzdeki hafta da sürdürecekler” dedi.
HDP Milletvekili Saruhan Oluç ve İHD Gözaltında Kayıplar Komisyonu Üyesi Sebla Arcan 700. haftadan bu yana eylemlerine izin verilmeyen, her hafta yoğun bir polis ablukası ve engeli altında basın açıklaması yapan Cumartesi Anneleri’ne ilişkin Pir Haber Ajansına konuştu.
Her hafta çok zor koşullar altında Cumartesi Anneleri’nin basın açıklaması yaptığını dile getiren Oluç, “706. hafta da çok ağır bir polis ablukası vardı. Sokakta durmamıza bile izin vermemeye çalışıyorlardı ama buna rağmen basın açıklaması yapıldı” dedi.
“DEMOKRASİ MÜCADELESİ HEPİMİZİN MÜCADELESİDİR”
“Elbette ki bu koşullarda sürdürmek zor ama Cumartesi insanları ve Anneleri çok kararlıdır. Yıllardır bu mücadeleyi sürdürüyorlar. Çünkü bu kararlıkları da bir inattan öte vicdandan kaynaklanıyor. Yaptıkları iş tamamen vicdanidir, tamamen ahlakidir. Bu nedenle kararlı bir şekilde bu mücadeleyi sürdürüyorlar tüm polis baskısına rağmen” diyen Oluç, şöyle devam etti:
“Biz de hem CHP’li hem HDP’li vekiller olarak destek ve dayanışmamızı sürdüreceğiz. Cumartesi Anneleri açıklamalarını daha rahat, daha özgür koşullarda yapabilmeleri için biz de elimizde geleni yapıyoruz bundan sonra da yapacağız. Bu aynı zamanda bizlerin de mücadelesidir. Çünkü Türkiye’de demokrasi, hukuk, insan hakları mücadelesi hepimizin mücadelesidir. Ve çok zor koşullarda kararlı bir şekilde sürüyor bugün. Önümüzdeki haftalarda da bu mücadeleyi Cumartesi Anneleri ve insanları sürdürecektir. Bizler de onlarla dayanışma içinde olacağız, birlikte olacağız ve yan yana olacağız.”
“MECLİSE TALEPLERİMİZİ İLETTİK”
700. haftadan bu yana eylemlerine izin verilmeyen, her hafta yoğun bir polis ablukası ve engeli altında basın açıklaması yapan Cumartesi Anneleri’nin durumunu meclise taşıdıklarını belirten Gözaltında Kayıplar Komisyon Üyesi Sebla Arcan ise, “Biz kayıp aileleri ile birlikte Ankara’ya meclise gittik. HDP ile CHP’nin grup toplantılarına katıldık. Hem HDP hem CHP hem de Saadet Partisi’nin genel başkanları ile görüşmeler yaptık. Bu görüşmeler esnasında kendilerine yanımızda götürdüğümüz dosyaları verdik ve taleplerimizi aktardık. Cumartesi Anneleri kimdir, talepleri nelerdir, konusunda konuştuk” diye konuştu.
HDP, CHP ve Saadet Partisi tarafından mecliste çok iyi karşılandıklarını dile getiren Arcan, “Bizi nasıl destekleyeceklerini sorduk onlara ve taleplerimizi ilettik. Taleplerimizin çok büyük bir kısmına olumlu cevap aldık. Hem HDP hem CHP milletvekilleri açısından her hafta Galatasaray Meydanı’na gelmek üzere görevlendirme yapacaklarını söylediler ve meclisteki diyaloglarımız açısından bize aracılık edecekler” şeklinde konuştu.
PİRHA- Cumartesi Anneleri eylemlerinin 704’üncü haftasında yapılan polis saldırısına tepki gösterdi. Galatasaray Meydanı’ndan vazgeçmeyecekleri mesajını yineleyerek, “Tekrar canımızı mı almak istiyorlar? Tarih bizi direncimizle yazacak” dedi.
Kayıpların faillerinin bulunması ve sorumlulardan hesap sorulması için 704’üncü kez Galatasaray Lisesi önünde toplanmak için İnsan Hakları Derneği (İHD) İstanbul Şubesi’nde bir araya gelen Cumartesi Anneleri, karşılaştıkları polis saldırısı ve engelinin ardından basın toplantısı düzenledi. İHD İstanbul Şubesi’nde yapılan toplantıya Cumartesi Anneleri’nden Maside Ocak, İlkbal Eren, Hanife Yıldız, Hanım Tosun, Besna Tosun, Sebla Arcan ve İHD İstanbul Şubesi Başkanı Gülseren Yoleri katıldı.
Toplantıda polisin kalkanlı ve coplu saldırısı sırasında bazı insan hakları savunucusunun da yaralandığı bilgisi paylaşıldı.
“HAKİKATİN PEŞİNDE OLMAYA DEVAM EDECEĞİZ”
İlk olarak konuşan Cumartesi Anneleri’nden Sebla Arcan, kaymakamlığın yasak kararının uluslararası sözleşmelere aykırı olduğunu belirtti. OHAL’in kalkmasına rağmen İHD’lilere OHAL’in de ötesinde bir baskı yapıldığını söyleyen Sebla, “Aramızda yaralı arkadaşlarımız var. Bize çok sert müdahale yapıldı” ifadesini kullandı. Cumartesi Anneleri’nin TBMM’deki görüşmesini hatırlatan Sebla, “Bize bu baskıların nedenini açıklamak zorundalar. Bundan birkaç yıl önce anneleri TBMM’de seslendirenler bugün ne oldu da bu baskı aşamasına geçtiler. Biz Galatasaray Lisesi’nden vazgeçmeyeceğiz. Hakikatin peşinde olacağız” dedi.
YOLERİ: DEVLET AÇIKLAMA YAPMAK ZORUNDA
Daha sonra söz alan İHD İstanbul Şube Başkanı Gülseren Yoleri, devletin bu suçu aydınlatması gerektiğini kaydederek, “Devlet annelere çocuklarına ne olduğunu anlatmak zorunda. Bunu devlet yapmak zorunda. Devletin adaleti sağlaması gerek. Kendisi tarafından işlenmiş suçları aydınlatması gerek. Bugüne kadar bizim talebimiz bu oldu. Devlet bunu gerçekleştirmedi. Biz bu kayıplar açıklanana kadar, failler cezalandırılana kadar bu mücadele devam edecek. İnsan hakları savunucuları olarak biz bu mücadelenin parçasıyız. Bu talepler kabul edilene kadar mücadeleye devam edeceğiz” şeklinde konuştu.
HANIM TOSUN: GALATASARAY’DAN ASLA VAZGEÇMEYECEĞİZ
Ardından söz alan Hanım Tosun şunları söyledi: “Biz bugün iki anne karar verdik. Oraya gitmek istedik. Yanımızda milletvekilleri Serpil Kemalbay ve Sezgin Tanrıkulu vardı. Biz çiçek bırakmak istedik. ‘Eyleme kapalı’ dediler. Orada direndik ve karanfil atmak istedik. Bize izin verilmedi. Vekiller Vali ve Kaymakamlığa ulaşmak istedi ancak kimse telefona çıkmadı. Biz geçerken karanfillerimizi bariyerlerin ötesine attık. Hemen karanfillerimizi aldılar. Maalesef biz oradan gelirken sokağın başında öyle kötü bir manzara ile karşılaştık. Kapıdaki herkesi İHD’ye sokmaya çalışıyorlar. Bu analara İHD kapısı önünde işkence yaptılar. Bu analardan neden korkuyorlar. Biz bu devletten kayıplarımızı istiyoruz. Onlar bizden ne istiyor? Tekrar canımızı mı almak istiyorlar? Biz yetkililere siz neredesiniz neden bunu bize yaşatıyorsunuz diye soruyoruz. Galatasaray’dan asla ve asla vazgeçmeyeceğiz.”
HANİFE YILDIZ: 23 YILDIR VERİLECEK CEVAPLARI YOK
Daha sonra Hanife Yıldız konuştu. “Biz sadece karanfilleri bırakıp İHD’ye gelecektik” diyen Hanife, “Siz bu yasağı kime koyuyorsunuz. Ben evladımı verdiğim gibi bana verirler ya da bu alanı açarlar. ‘Siz de bizi anlayın’ diyorlar. Bizi anlayın siz. Ben çocuğumu size verdim onu aramakta benim hakkım. Onun hakkını aramak da benim hakkım. Bu iktidar ‘Biz mazlumun yanındayız’ diyor. Biz sessizce eylem yapıyorduk. Bizden ne istiyorlar. ‘Sadece size değil herkese kapalı’ diyorlar. Biz 23 yıldır buradayız. Bize verilecek cevapları yok. Biz orada çocuklarımızı büyüttük, orada aramızda toprağa verdiklerimiz oldu, orada askere gidenlerimiz oldu, orada cezaevlerine konulan gençlerimiz oldu. O alanı bize açana kadar oradan vazgeçmeyeceğiz” dedi.
İKBAL EREN: MÜCADELEDEN VAZGEÇMEYECEĞİZ
İlkbal Eren ise, şu şekilde konuştu: “Bize izin verilmedi. Zor koşullar altında basın açıklamamızı okuduk. Aramızda arkadaşlarımız yaralandı. Besna Tosun ‘bana babamı verin’ diyor. Bu ses kulaklarımızdan gitmedi. Besna ‘Kayıplarımızın akıbetini soruyoruz. Biz okul etkinliği yapmıyoruz orada’ dedi. Biz her hafta kayıplarımızı andığımızda mezar yeri ziyaret etmiş gibi oluyoruz. Her koşul altında yapmamız gerekeni her hafta yapacağız. En son kaybımız bulunana kadar mücadeleden vazgeçmeyeceğiz.”
Daha sonra söz alan Ali Ocak ise, “Devlet saldırma ve susturma politikası yürütüyor. Biz ısrarla inatla bu vahşi politikalar karşısında dik durmaya çalışıyoruz. 23 yıldır sürdürdüğümüz mücadelemizi sürdüreceğiz. Bu kirli politikaların merkezinde oturanlar da bunu böyle bilsin” diye konuştu.
“TARİH BİZİ DİRENCİMİZLE YAZACAK”
Son olarak konuşan Besna Tosun ise, dünyanın en barışçıl eylemlerinden birini gerçekleştirdiklerini söyledi. Besna, “Devlet barışçıl eylemimizi savaş alanına çeviriyor. 12 yaşında ben o meydandaydım. Annemi saçından sürüklediler. Bugün de beni saçımdan sürüklediler. Bütün olanları dünya görüyor. İHD önünde hepimiz işkenceye uğradık. Bugün arkadaşımız darp edildi. Geçen sefer kalp krizi geçirmişti. Bugün bütün bedeninde morluklar var. Bunun da hesabını soracağız. Bizi bu derneğe sokmak istiyorlar. Biz Galatasaray Meydanı’ndan vazgeçmeyeceğiz. Bu mücadele bizim direncimizi yazacak, onların annelere uğradığı şiddet utancını yazacak. Tarih bizi direncimizle yazacak” dedi.
Öte yandan Hanım Tosun ve Hanife Yıldız’ın attığı çiçeklerin de polisler tarafından Galatasaray Meydanı’ndan hızlıca alındığı öğrenildi. (HABER MERKEZİ)
PİRHA-666. haftada Galatasaray Meydanı’nda bir araya gelen Cumartesi Anneleri, yeni yılda da mücadelelerine devam edeceklerini yinelediler.
Haberin Videosu
Cumartesi Anneleri eylemi 666. haftasında da Galatasaray Meydanı’nda devam etti. “Failler belli kayıplar nerede?” pankartının açıldığı eylemde kayıpların fotoğrafları ve kırmızı karanfiller taşındı. 18 Eylül 1980’de gözaltında alındıktan sonra kendisinden bir daha haber alınamayan Hüseyin Morsümbül’ün annesi Fatma Morsümbül’ü ölümünün birinci yılında anan Cumartesi Anneleri, “Annelerimizin hukuk ve adalet mücadelesini yaşatacağız” dedi.
“2018’DE AYNI KARARLILIKLA DEVAM EDECEĞİZ”
İlk olarak konuşan Hasan Ocak’ın ağabeyi Hüseyin Ocak, adalete ulaşamadan bir yılı daha bitirdiklerini belirterek 22 yıldır kayıpların dosyalarının tozlu raflarda bekletilerek unutturulmaya çalışıldığını kaydetti. Devletin işlediği suçlarla yüzleşmemesinin genel geçer bir şey olduğunu ifade eden Hüseyin Ocak, 2018’de de aynı kararlılıkla mücadeleyi sürdüreceklerini vurguladı.
“CEZASIZLIK POLİTİKASI DEVAM EDİYOR”
Ardından söz alan CHP Hatay Hilmi Yarayıcı, saldırı politikalarına her geçen gün artıran iktidarın samimi olmadığını belirterek cezasızlık politikasının hala devam ettiğini kaydetti. İktidarın tüm katliamların faili meçhul kalmasını, ‘Çocuklar ölmesin, anneler ağlamasın’ diyen öğretmenlere, açlık grevinde olan eğitimciler Nuriye Gülmen ve Semih Özakça’ya destek verilmesini istemediğini vurgulayan Yarayıcı, ayrıca iktidarın yapılan yolsuzlukların ve buna bulaşan bakanlardan hesap sorulmamasına, çıkarılan KHK’lerle yüz binlerce akademisyenin ihraç edilmesine göz yumulmasını istediğini belirterek gerçek bir demokratik Türkiye için yeni yılda da mücadelelerini sürdüreceklerine işaret etti.
“İŞKENCE SADECE FİZİK OLARAK YAPILMAZ”
Yarayıcı’nın arkasından söz alan Murt Yıldız’ın annesi Hanife Yıldız, “Biz bayramı bayram gibi yaşamıyoruz ki yeni yılı da yeni yıl gibi yaşayalım. Zaten onların da yaşatmamaya niyetleri var” şeklinde ifade etti. Buradan dışarıya gidenlere iktidarın ‘Ülkemizde idam yok, işkence yok. Verin onları yargılayalım’ söylemlerine dikkat çeken Hanife Yıldız, işkencenin sadece fiziki olarak yapılmadığını; eş, kardeş ve evlat acısıyla 22 yılı bitireceklerini söyledi.
“HANGİ TERÖR DEVLETİ YAPTI?”
Yıllardır kendilerine destek veren vicdanlı insanların sürekli baskıyla sindirilmeye çalışıldığına da değinen Hanife Yıldız, mücadelelerinde 22 yılı doldurmaları nedeniyle kaleme aldığı bir yazıyı okudu:
“Dile kolay dostlar 22 yılın sonuna geldik. Kayıplarımızın akıbeti açıklanmadı, sorumlular yargılanmadı. İşte bu kış da yine burada kaldık. Davamız gelecek bahara kaldı, ona da kim öle kim kala. Hükümet buradan haykırıyor ‘İsrail bir terör devletidir’ diyor. Filistinli çocuğu dünyaya gösteriyor. Hiç dönüp de kendilerine bakmıyorlar. Taybet Ana vurulmuş sokak ortasında öylece yatıyor. 12 yaşındaki Uğur Kaymaz 13 kurşunla vurulmuş. Berkin Elvan gaz fişeğiyle vuruldu. Dilek Doğan polis kurşunuyla evinde vuruldu. Ben de buradan hükümete soruyorum ‘bunların hepsini hangi terör devleti yaptı?’…”
“2018 DEMOKRATİK HUKUK DEVLETİNİN BAŞLANGICI OLSUN”
İnsan Hakları Derneği İstanbul Şubesi Gözaltında Kayıplara Karşı Komisyon adına açıklamayı cumartesi insanlarından Sebla Arcan okudu.
Her yerde yeni yıl telaşı sürerken, Galatasaray’da 666’ncı buluşmalarını gerçekleştirdiklerini söyleyen Arcan, “Yeni yılda herkes düşlerinin gerçek olmasını diler. Biz de yeni yılda kayıplarımıza ulaşmamızı ve kaybedenlerden hesap sormamızı mümkün kılacak demokratik bir Türkiye diliyoruz. 2018, demokratik hukuk devletine giden yolun başlangıcı olsun” dedi.
“666 HAFTADIR YÜKSELEN ADALET VE BARIŞ TALEBİ KARŞILIK BULMADI”
2017 yılının ağır insan hakları ihlalleri, travmalar, hukuksuzluklar ve adaletsizliklerle geçtiğine dikkat çeken Arcan, şöyle konuştu:
“OHAL rejimi, meclisi ve tüm demokratik mekanizmaları devre dışı bıraktı. Darbe ve terörle mücadele adı altında Anayasal güvenceye bağlanmış tüm hak ve özgürlükler hukuken korumasız bırakıldı. Yargı; demokrasi ve hukuk için güvence olma niteliğini kaybetti. Anayasa’nın amir hükümlerine ve hukuk devleti ilkelerine aykırı bir biçimde, önce kamu görevlilerine ardından da sivillere ‘hukuki ve cezai sorumsuzluk’ getiren düzenlemelerle, cezasızlık Türkiye’de resmileşti. Keyfilikle, cezasızlıkla adaletin ve barışın zemini yok edildi. İktidarın hukuksuzluğuna boyun eğmeyen herkes düşmanlaştırıldı. Artık Türkiye’de insanlar, vatandaşlığın getirdiği hukuksal ve siyasal statülerini, temel haklarını kaybetmiş durumdalar. Bu nedenle bizim 666 haftadır Galatasaray’da yükselttiğimiz hakikat, adalet ve barış talebimiz devleti yönetenler nezdinde karşılık bulmadı.”
GALATASARAY’DAN HUKUK DEVLETİ TALEBİ
Arcan, 666 haftadır kayıplarının akıbeti için sürdürdükleri adalet talebinin hiçbir şekilde karşılık bulmadığını ancak Arjantin’deki Plaza de Mayo Annelerinin mücadelelerinin ise sonuç vermeye devam etti.
Arcan sözlerini şöyle sürdürdü:
“Geçmişte aynı acıları yaşadığımız Arjantin’de insanları katledenlerin gözaltında kaybedenlerin yargılanmaları 2017 yılında da devam etti. Yıl içinde çok sayıda rütbeli subay ömür boyu hapis cezası aldı. Türkiye’de ise devletin gücü ve desteği ile cinayet işleyenler, insanları gözaltında kaybedenler cezasızlık zırhıyla korunmaya devam etti. Bin bir emekle takip ettiğimiz içlerinde AİHM mahkumiyeti de olan gözaltında kayıp dosyaları hakkında iç hukukta takipsizlik kararları verilmeye devam etti. Kısacası; 2017 yılında da kayıplarımız için inkar devam etti. Hukuk ve adalet işletilmedi. Biz biliyoruz ki; temel hak ve özgürlükler ancak hukuk devletinin geçerli olduğu koşullarda güvence altındadır. Bu nedenle 666 haftadır Galatasaray’dan hukuk devleti talep ediyoruz.”
BİR MUM DA SEN YAK EYLEMİ
Arcan, “Türkiye karanlık bir dönemden geçiyor ama umutsuzluğa yer yok ; biz insan olmakta ısrar ettiğimiz sürece umut hep var olacak” ifadelerini kullandı.
Öte yandan Cumartesi Annelerinin adalet taleplerinin 666. haftasında akşam yine Galatasaray Meydanı’nda saat: 19.00’da Bandista müzik grubu ile mum yakıp ‘Benim Annem Cumartesi’ diyecekler. (HABER MERKEZİ)