Etiket: şecere

  • ‘Nakibüleşraf rolü üstlenip secere dağıtmaya yeltenecekler!’

    ‘Nakibüleşraf rolü üstlenip secere dağıtmaya yeltenecekler!’

    PİRHA- Alevi-Bektaşi Cemevi Başkanlığı projesinin ocak sistemi başta olmak olmak üzere, Alevi örgüt ve kurumsallaşmalarını boşa çıkarmayı hedeflediğini söyleyen DAD Genel Merkez Yöneticisi Asil Benler, “Mevcut ‘dedeleri’ maaşa bağlama, yeni ‘dedeler’ eğitme ve kontrol altına alınmak istenen cemevlerine gönderme gibi birçok plan devrede. Nakibüleşraf rolü üstlenip secere dağıtmaya başlamaları dahi gündeme gelebilir. Çünkü yakında ‘dede’ tayin etmeye yeltenilecek” dedi.

    Türkiye’de Alevi inancının hala devlet tarafından tanınmadığı bir süreç yaşanıyor. Alevi toplumunun, zorunlu din dersinin kaldırılması, cemevine ibadethane statüsü verilmesi, eşit yurttaşlığı içeren yeni bir anayasanın yapılması, Alevilere karşı işlenen nefret suçlarının açığa çıkarılması ve nefret suçlarının önüne geçilmesi için hukuki tedbirlerin alınması, Alevilere karşı yapılmış kıyım, katliam ve asimilasyon uygulamalarıyla yüzleşilmesi, gerek kamu kaynaklarının ve gerekse kamu kadrolarının liyakat, adalet ve eşitlik ilkelerine göre dağılımının sağlanması gibi temel talepleri var. Ancak bu talepler hükümet tarafından yerine getirilmiyor, mahkeme kararları tanınmıyor.

    Neredeyse tüm Alevi örgütleri, “Alevi Diyaneti” olarak adlandırılan Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’na büyük tepki gösterdi.

    İki yıldır yüzlerce cemevini dolaşarak liste tutan, Aleviliği bir inanç olarak görmeyen ve kültürel bir öğeye indirgeyen AKP hükümeti, şimdi ise bir ekip oluşturup Alevi köylerini, cemevlerini ve dernekleri dolaşarak maaşlı dedeler, elemanlar arıyor.

    Devletin bu girişimini değerlendiren Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) Genel Merkez Yöneticisi Asil Benler; Cemevlerinden tutalım, ‘dedelere’ kadar Alevilik adına var olan her şeyi kurulan başkanlığa bağlamak ve buradan doğacak tek merkez eli ile Aleviliği denetime almak isteniyor, vurgusunu yaptı.

    Benler, Alevileri sisteme entegre etme, hak arayışlarından mahrum bırakma ve oraya yönelmesinin önüne geçme adına gerek Diyanet eksenli merkezi hükümetler, gerekse de yerel iktidarlar/cemevi- kurum başkanlarının cemevlerinin politikasını belirleyen hale geldiği gerçekliğine bir kez daha işaret ederek bunun ciddi tahakküm ve bağımlılık ilişkileri geliştirdiğini ifade etti.

    “ALEVİLİK BİR BÜTÜNEN RIZA TOPLUMSALLIĞI FORMÜLASYONUDUR”

    PİRHA: Bugüne kadar Alevilerin ibadethanesi olan cemevlerini tanımayan, kamusal haklardan faydalanmasının önüne geçen AKP İktidarı/devlet tarafından kurulan Alevi-Bektaşi Cemevi Başkanlığı’nın, Alevi köylerini ve cemevlerine ‘ihtiyaç ziyaretleri’ neyi amaçlıyor?

    ASİL BENLER: Sorunu öncelikle tarihsel ve toplumsal yanlarıyla tartışmak gerektiğine inanıyorum. Rêya Heq/Hak Yol Alevi inancı nasıl bir inançtır? Tarihsel süreç içerisinde hangi ihtiyaçlar temelinde ve hangi esaslar üzerinde şekillenmiştir? Ve ayrıca tüm bu düşünsel şekillenme dahilinde nasıl bir toplum tasavvuruna gidilmiştir? Bunlar önemli sorular olmakta.

    Rêya Heq Alevi inancı doğal toplumdan süzülüp gelen tarihsel toplum akışının; Aryenik kültürel hatla birlikte eşgüdümlü olarak, dönemlerin mitolojik, dinsel, inançsal, ilmi ve felsefi düşünce formlarıyla sürekli kendisini yenileyip idealize edişinin oluşturduğu önemli bir sürek ve sentezdir. Merkezi devletçi uygarlığın tarihten bu yana geliştirdiği tüm egemenlik dayatmalarına karşı, gerek felsefi ve kültürel açıdan gerekse de fiziki olarak varlığını savunmuş ve “gelin canlar bir olalım” çağrısını daima diri tutarak direniş esaslı bir ‘kurtuluş teolojisi’ olarak dile gelmiştir.

    Bu tarihsel arka plan ve devamında Alevilik üzerine yaptığımız okumalar bizlere şunu göstermektedir; Alevilik, anacıl toplumsal değerleri bağrında taşıyan, ocak sistemi ve tarım-köy toplumsallığı etrafında süre gelen komünalitesiyle varlığını devletleşmeye ihtiyaç duymadan sürekli ve özerk kılan, Hakk anlayışıyla her türden zalimliğe, yolsuzluğa karşı direniş refleksiyle cevap veren ve sonuç olarak tümden bir ifade ile dile getirecek olursak bir bütünen rıza toplumsallığı formülasyonudur.

    “ÖZGÜRLÜKÇÜ, DEMOKRATİK DEĞERLERLE İNŞA EDİLMİŞ OLAN TOPLUMSALLIK DAĞITILMAK İSTENİYOR”

    Bu konumlanış elbette ki devletçi uygarlık güçlerinin fiziki, ideolojik ve kültürel saldırılarını tarihten bu yana her daim beraberinde getirmiştir. Alevilerin güncelde dahi karşılaştığı her zorba hükümdarı, toplumsal hafızasını canlandırarak Nehak diye tanımlaması veya Muaviye ile eşdeğer görmesi tüm bu tarihsel gerçeklikten kaynaklıdır.

    Güncelde de bu saldırıların sistematik bir biçimde devam ettiğini görmekteyiz. Aleviliğin tüm bu tarihsel arka planını ve hakikat felsefesini ters yüz etmeye, günün sonunda ise taşıdığı özgürlükçü, demokratik değerlerle inşa edilmiş olan inanç toplumsallığını tümden dağıtarak, İktidar İslam’ı içerisinde eritmeye ve bitirmeye çalışıyorlar. Bakanlık bünyesinde yürürlüğe konulan politikaları buralardan başlayarak okumakta fayda var.

    “TEK MERKEZ ELİ İLE ALEVİLİĞİ DENETİM ALTINA ALMAK İSTİYORLAR”

    PİRHA- Günceldeki durumu biraz açar mısınız? Bu proje nihai olarak neyi hedefliyor? 

    ASİL BENLER: Cemevlerinden tutalım, ‘dedelere’ kadar Alevilik adına var olan her şeyi kurulan başkanlığa bağlamak ve buradan doğacak tek merkez eli ile Aleviliği denetime almak istiyorlar. Bu müdahaleyi kabul etmemek gerek. Kabul edildiği oranda, zaten olabildiğince aşınmış olan toplumsal-inançsal bağlardan geriye hiçbir şey kalmayacaktır. ‘Alevisiz Alevilik’ tabiri bu açıdan önemli. Kaçınılmaz sonuç o olacak.

    Çünkü biz bu iktidarın 21 yıllık döneminde Alevilere nasıl yaklaştığını gayet iyi deneyimledik. Alevi açılımlarından bugüne kadar gelen uzun bir süreç var. Hepsinde asıl dert Aleviliğe kendi durdukları iktidar İslam’ı yörüngesiyle tarif oluşturmak ve bu tariflere göre bir ‘Alevilik’ yaratmaktı. Yakın bir örnek olarak cemevine yapılan “ziyaret” gösterilebilir. Orada Alevi sembol ve değerlerine dahi tahammül edilmedi, yerleri değiştirildi ve kendilerine göre dizayn ettirdiler cemevini.

    NAKİBÜLEŞRAF ROLÜ VE SECERELER 

    Yalnız şu an ki Alevi-Bektaşi Cemevi Başkanlığı projesinin daha özgün yanları da var. Başta Ocak sistemi olmak üzere, Alevi örgüt ve kurumsallaşmalarını da boşa çıkarmayı hedeflemekte. Mevcut “dedeleri” maaşa bağlama, yeni “dedeler” eğitme ve tamamen kontrol altına alınmak istenen cemevlerine gönderme gibi birçok plan devrede. Nakibüleşraf rolü üstlenip secere dağıtmaya başlamaları dahi gündeme gelebilir. Alevi kamuoyu haklı olarak ‘kayyum’ benzetmesi yaptı. Nakibüleşraf benzetmesi de yerinde bir benzetme olur. Çünkü yakında “dede” tayin etmeye yeltenilecek.

    ALAADDİN KEYKUBAT HATIRLATMASI

    Bu konu da Selçuklu hükümdarı Alaaddin Keykubat dönemi de benzerlikler içermekte. Şuan da gün yüzüne çıkan birçok secere de onun imzası ve “tasdiği” söz konusu. Fakat  öte yandan Alevi mitolojisi ve hafızası bu dönemi Ocak kurucusu olan şahsiyetlerin, erenlerin aynı hükümdar tarafından fırınlara atıldığını, fakat yanmayarak bıyıkları buz tutmuş halde dışarı çıktıklarını dile getirerek işler. (Örneğin Axuçan, Kureyş) Burada mitsel ifade ile dile gelen bir mücadele ve direniş söz konusu. Bu tarihsel anekdot güncel meselenin amaçları ve bizlerin tutumunun ne olması gerektiğine dair önemli veriler sunmaktadır.

    Bütün bunların toplamı olarak, iktidarın geçmişin ideolojik tortularından da ilham aldığını ve inkar tarifleri üzerinden hareketle Aleviliği şekillendirilmeye ve denetime almaya çalıştığını net bir şekilde söyleyebiliriz.

    Bu politikalara karşı başta ocakzadeler olmak üzere tüm toplumumuz karşı çıkmalı, maaş ve maddiyat temelli geliştirilmek istenen bu asimilasyon projesine tenezzül etmeyerek, tutum almalıdır.

    ALEVİLİK VE DEVLET DIŞI TOPLUM GERÇEKLİĞİ

    PİRHA- Sizce Alevilik dıştan bir müdahaleye açık bir inanç mı? Yapılan müdahaleler nerden güç alıyor?

    ASİL BENLER: Tüm Alevi kamuoyu hemen hemen otuz yıldır ‘Devletin Alevisi Olmayacağız’ sloganını alanlarda dile getirmektedir. İlk soruda özet olarak açıklamaya çalıştığımız vurgulardan yola çıkacak olursak, bu sloganın Aleviliğe uygun bir şiar içerdiğini belirtebiliriz. Çünkü Alevilik, A devlet B devlet fark etmeksizin devlet dışı bir toplumsal gerçekliğe tekabül ediyor. Bahsettiğimiz Ocak sistemi dahilinde ki komünalite ile kendine has ahlaki ve politik örgüleri var. Cem, civat, dar-didar ve dört kapı kırk makam bunlardan bazıları. Dolayısıyla olası bir dış müdahale tüm bu değerleri al aşağı eder.

    Fakat Alevi kurumlarında özellikle ikircikli bir durum olduğunu tekrar tekrar dile getirmemek elde değil. Daha önce gerçekleştirdiğimiz bir sohbette ‘yerel diyanet’ vurgusu yapmıştık. Belediyelerin cemevleri üzerinden Aleviler ile kurduğu tahakküm ilişkilerine ve bu durumun siyasi ve inançsal açıdan fetva verebilecek düzeye çıkarıldığına dair bir vurguydu kısaca.

    “DEVLETİN ALEVİSİ OLMAYACAĞIZ” SLOGANI

    Bu ikircikli durum göz önüne alındığında, “Devletin Alevisi olmayacağız’ sloganının kimi çevrelerce aslında Aleviliğin devlet dışı toplum olma özelliği esas alınarak değil, devleti kimin yönettiğine dair bir slogan haline dönüştürüldüğü gerçeği açığa çıkmakta. Yani ‘benim savunduğum parti iktidarda ise sorun yok, yok eğer değilse filanca partinin yönettiği devletin Alevisi olmayız’ gibi bir muamma. Tabi ki bu durumun, İktidar İslam’ı ve Kemalist, laik, milliyetçilik arasında sıkışıp kalma gibi ideolojik bir arka planı da var.

    “OCAKLARIN YERİNİ CEMEVLERİ, PİR ve ANALARIN YERİNİ BAŞKANLAR ALDI”

    Bir diğer içsel soruna da değinmek gerekiyor kanımca. Tarım-köy toplumsallığı içerisinde doğal bir inanç olarak yaşanan Alevilik, kentleşme gerçekliği ile yüz yüze gelince süreç içerisinde içsel bir sınıflaşmayla karşı karşıya kaldı. Cemevlerinin kurgulanışını kentleşmeyle birlikte makul ve mütevazi bir yere koyabilecek olsak da, zamanla birileri tarafından Aleviliğin tam merkezine, yani ocakların yerine oturtuldu. Toplumsal yarılmayla birlikte açığa çıkan sınıflaşma, kendiyle beraber bürokratik başkanlar sınıfını da getirdi. Bu gidişata göre ocakların yerine cemevleri, Pir ve Anaların yerine ise başkanlar, bürokrasi ve onlara bağlı olan “dedeler” geçirildi peyder pey.

    “OCAKLARIN ORTADAN KALKMASI ALEVİLİĞİ SALDIRILARA KARŞI SAVUNMASIZ BIRAKIYOR”

    Ocaklar ilim irfan üreten, edep erkan öğreten mekanlardır. Binlerce yıl bu misyonu üstlenmiş ve hem Yol itikadini korumuş hem de pir-talip ilişkilerinin devamlılığını sağlamışlardır. Adeta Alevi hakikat bilgisini, yaşamla kurduğu güçlü bağlarla birlikte rafine ederek üreten, devamında ise toplumsal ikrarı sağlayıp, koruyan bir kurumsallaşmadan bahsediyoruz. Şimdi bu kadar hayati bir kurumun ortadan kalkması doğal olarak Aleviliği içten ve dıştan gelen saldırılara karşı savunmasız bırakacaktır.

    Bu durumun açığa çıkmasında özellikle 37-38 Dersim Tertele sürecini önemle ele almak gerekir. O süreçte büyük ve trajik bir katliam yaşandığı gibi, aynı zamanda toplumsallığı bir arada tutan ocak sistemine de müdahale edildi. Hem de çok stratejik bir hedef olarak.

    YEREL DİYANET BELEDİYELER VE TAHAKKÜM İLİŞKİLERİ

    PİRHA- ‘Yerel Diyanet’ olarak tanımladığımız belediyelerin Aleviler ile ibadethaneleri üzerinden kurduğu ilişkilenme yöntemi hakkında başka neler söylenilebilir?

    ASİL BENLER: Alevilik için bu kadar stratejik bir konumda olan ocaklara yapılan müdahaleler sonucunda açığa çıkan boşluk cemevleriyle doldurulmak istendi.

    Özellikle belediyelerle imtiyaz ilişkilerine giren söz konusu başkanlar sınıfı, kendi anlayışlarına göre “dede” seçer oldu. Bu seçilmiş “dedeler”, Alevi hakikatindense, ‘Yerel Diyanet’ haline gelmiş olan belediyelerin ve onlarla uyumu asla elden bırakmayan kurum başkanlarının kulaklarına hoş gelen kelamlar yaymaya başladı. Sonuç olarak ise başta cemler olmak üzere her şey, ‘Hak için değil, seyir ve gösteri için olmaya başladı.’

    “GELEN ELEŞTİLER’BURASI SİYASET YERİ DEĞİL’ DENİLEREK KESİLMEK İSTENDİ

    Gelen eleştirilerin önü her daim “burası cemevi, siyaset yeri değildir” denilerek kesilmek istendi. Israr edenler çeşitli teşhir yöntemleriyle aforoz edildi. Adeta cemevleri üzerinde tekelleşme durumu oluştu. Çoğu kez cemevleri genel kurul seçimlerinde çıkan kavgalar bu işin önemli göstergelerinden. Çünkü yutkunarak söylüyorum, cemevleri belediyelere işçi aldırma kurumu veya ihale ve rant merkezi haline indirgendi adeta.

    Şimdi açığa çıkan somut durum, aslında içsel olarak da Aleviliğin müdahaleye açık hale getirildiğini gösteriyor. Bugün iktidarın Aleviliğe müdahalesini eleştirir ve kabul etmezken, aynayı kendi yüzümüze tutarak “Ali’nin gözümüze görünüp, görünmediğine de” bakmamız gerektiği çok açık.

    “BİR SÜRÜ ENKAZ VAR VE İSMİ SADECE CEM VAKFI DEĞİL!”

    PİRHA: Kentlere göçün bu aşamada önemli bir yeri olduğunu mu söylüyorsunuz?

    ASİL BENLER: Kentleşme olgusu ve Alevilik başlığını yeterince derinlikli tartıştığımızı düşünmüyorum. Tartışmayınca da bir takım pozitivist yıkıcı anlayışlar, modernist kof ilerlemeci belirlemeler ve başka din ve inançlara özenmeler gibi birçok faktör derin tahribatlar açığa çıkardı ne yazık ki.

    Tüm bunların panzehiri, Aleviliğin dayandığı tarihsel değerleri esas alarak demokratik reformları gerçekleştirmekti. Fakat bahsettiğimiz modernist akıl ‘güncelleme’ koydu bu sürecin ismini. Menzilleri de daima Batı oldu. Ve sonuç ortada.

    Ocak sisteminin önemsiz görülüp misyon olarak yerine cemevlerinin geçirilmesi, toplumumuzda ki sınıflaşma olgusu ve söz konusu hakim hale gelen sınıfın çeşitli küçük-büyük iktidar çevreleriyle kurduğu minnet ve menfaat ilişkileri, toplumsal değerlerimizi, belki ağır olacak ama pazarlama konusu yaptı çoğu zaman. İyi niyetli insanları tenzih ediyorum elbette, ama ne yazık ki durumun vahametini konuşmamız gerekiyor açık yüreklilikle. Artık Cem vakfını herkes ezberledi, neye nasıl hizmet ettiği ortada. Gerçekliğini anlatmaya devam edelim, fakat onu örtü olarak kullanmayalım artık, o örtü kalksın. Altında bir sürü enkaz var ve ismi sadece Cem Vakfı değil.

    “BİZ NEREDEYİZ, ATEŞTE SEMAHA DURANLAR NEREDE?”

    Tüm bunları söylerken somut ve güncel bir örnek vermek isterim. Onlarca cemevi ve kurum, Alevi Bektaşi Cemevi Başkanlığının kuruluş görüşmelerinde birçok noktada maddiyat temelli taleplerde bulundular. Çatılarının akmasını, boyalarının dökülmesini ve mevki-makam taleplerini dile getirdiler. Bunu AKP yetkilileri de itiraf etti, kendi gözlemlerimizde var. Tam da Madımak Katliamı davasında zaman aşımı durumu açığa çıkmışken, iki durumu yan yana getirelim ve düşünelim. Biz neredeyiz, ‘Ateşde semaha duranlar’ nerede?

    “BURADA İKTİDAR, AYRICALIK VE İMTİYAZ YOKTUR”

    PİRHA: Bahsettiğiniz tüm bu iç ve dış müdahalelere dair çözüm öneriniz var mıdır?

    ASİL BENLER: Öncelikle çözümü can ve talip olma bilinciyle bir araya gelip, Cem toplumsallığı içiresinde bütünlüklü olarak tartışmamız ve bulmamız gerekiyor. Bu hepimizin kaçınılmaz görevi. Fakat birkaç hususu katkı amaçlı olarak buradan belirtebiliriz elbette.

    Öncelikle Pir’in de Yola talip olduğunu vurgulayıp, sorgulama ve yaptırım hakkını açık ve net ortaya koyarak, bu hakkı talip olan halka veren bir inancımız var. Peygamber ve ümmet liderini statüleriyle meclisine almayıp, onu hiyerarşik tüm konumlarından arındırıp ancak Can olarak meclise kabul eden bir inanca sahip olduğumuzu yine hatırlamakta fayda var.

    Tüm bu gerçeklikler Aleviliğin iktidara dair yorumunu anlamak için önemli veriler sunmakta. “El Ele, El Hakka” tabiri ve Çark-ı pervaz yorumu tüm kozmosu, özelinde ise mikro kozmosu, yani “kainatın aynası” olan insanı, bir döngüsel zaman hareketliliği içerisinde kavramımızı sağlar. Burada iktidar yoktur, ayrıcalık ve imtiyaz yoktur. Cümle varlık Hakkın suretlerindendir ve hareket içerisinde, semah halindedir. Özellikle beşeri boyut da sadece insan-ı kamil mertebesi vardır, oda hiyerarşik bir yükselme değil hakikat ilmi deryasına erişmenin ifadesidir. Hakikat nefsten azadedir, bir nevi “sıfıra yükseltmektir.” “Ölmeden ölmek” deyimi ile de ifade edilebilir.

    ALEVİLİK VE ALEVİLER ARASINDAKİ UÇURUM

    Şimdi böylesi bir inanca sahip olduğumuzu anımsarsak şu tahlil somut bir şekilde önümüze çıkıyor; öncelikle Alevi olduğunu söyleyen bizlerle, Alevilik arasında derin bir uçurum var. Buna yolumuz ikrarsızlaşma der. İkrardan düşmüşüz, düştüğümüz yerde Aleviliğin kırıntılarını arıyoruz. Hem de bulamayacağımızı bildiğimiz halde. İlk önce ikrara yükselmemiz gerek. Öncelikle bu durumu aşmanın yol ve yöntemlerini aramalıyız.

    ÜÇLÜ İKTİDAR YAPISI: GENEL, YEREL VE İÇSEL İKTİDARLAR

    Sorunuzla bağlantılı olarak üçlü iktidar yapısından bahsettik. Bu üçlü iktidar, yani birinci olarak devlet aygıtının zor ve ideolojik araçlarıyla donanmış olan AKP hükümetinin dayattığı genel iktidar. İkincil olarak genellikle CHP’li belediyelerde ifadesini bulan ve cemevleriyle kurduğu ilişkilerde tahakküm ve bağlılık oluşturan yerel iktidar. Üçüncül olarak ise, daha çok cemevi ve kurum başkanlarında ve bunlara bağlı olarak kimi “dedelerde” gözlemlenen içsel iktidar. Tüm bu bilgi-iktidar yapılanmalarına karşı Alevi felsefesinden aldığımız feyzle, demokratik siyasetin yöntem ve araçlarını kullanarak mücadele etme zorunluluğu önümüzde duruyor. Kaybedilen değerin, kaybedildiği yerde bulunma gerçeğini göz önünde bulundurunca da Ocak Sistemi örgütlenmesini tekrar inşaa etme göreviyle karşı karşıya olduğumuzu dile getirmek isterim.

    “SONLANACAK TEK ŞEY ALEVİLİK OLUR, YÜZLEŞMEMİZ GEREKİYOR”

    Bu olmaz ise genel, yerel ve içsel olarak tanımladığımız her üç iktidar kliği kendi “dedesini” yaratmaya ve kendi cemevini açmaya devam eder. Bu çok ucu açık bir süreç. Böylesi bir durumda bunun sonu yoktur. Sonlanacak olan tek şey burada Alevilik olur.

    Doğal olarak da günün sonunda devlet aygıtıyla bütünleşmiş olan genel iktidar, daha sistematik ve daha koordine olmuş haliyle kurduğu başkanlık bünyesinde tüm üçlü iktidarın oluşturduğu dağınık ve parçalı denetimi tek elde toplar ve tüm itirazlarımıza rağmen ‘atı alan Üsküdarı geçer’. Acı ama gerçek, bununla yüzleşmemiz gerekiyor.

    Ersin ÖZGÜL/İZMİR

    İLGİLİ HABERLER:
    1-‘İnce bir Sünnilik yaparak Alevileri asimile etmek amaçlanıyor’- VİDEO

    2-‘Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı, toplumumuza ‘Alevisiz Aleviliği’ vaat etmektedir’
    3-‘AKP üzerimizde at oynatıyor; bizi yok etmeye çalışan zihniyetle beraber olmayın’-VİDEO
    4-‘Maddi teklifleri reddettik; biz Alevi köyleriyle iletişim sağlamalıyız’-VİDEO
    5-‘AKP, Cemevi Başkanlığı’yla sinsice bir çalışma yapıyor, Alevileri avlamaya çalışıyor’-VİDEO
    6-‘Cemevi Başkanlığı’nda görev kabul edenler inancına ihanet içindedir’-VİDEO
    7-Baba Demir: Alevi kurumları birlikte hareket etmeli-VİDEO
    8-Pir Mustafa Mısır: Ulularımız hiç biat etmedi, lokmanın peşine düşmedi!
    9-‘AKP hükümetinin dedelere maaş projesi soykırım politikasıdır’-VİDEO
    10-‘Maaşı kabul etmiyoruz; nefsine yenik düşen olursa düşkündür’-VİDEO
    11-‘Devletten maaş aldığın zaman amir-memur ilişkisine dönüşür, maaş reddedilmeli’
    12- ‘Cemevi Başkanlığı bir tuzaktır; maaşı kabul edenler onurlu değildir’-VİDEO

    13- ‘Cemevlerini Diyanet bünyesine katmak ve içten fethetmek çabasındalar’-VİDEO
    14-‘Alevi Pirleri ve Bektaşi Babaları sadece talipleriyle yol alır’-VİDEO
    15-Çiçek: Dedelere, zakirlere maaşı devlet verirse ne inanç ne de yol kalır-VİDEO
    16-‘Maaş bağlamanın altında yatan Alevi inancını yok etmektir’- VİDEO
    17-‘Pirlerimiz yollarına sahip çıksınlar, kendilerini maaşa bağlamasınlar’-VİDEO
    18-‘Gülsev Kaya: Biz ulufeyle, parayla, maaşla tarif edilecek bir geçmişe sahip değiliz’ – VİDEO
    19-‘Büyükşahin: Alevileri kendi kirli işlerine ortak etmek istiyorlar ‘– VİDEO
    20-‘Karaoğullarından: Maaşı kabul eden ‘Hınzır Paşa’lara geçit vermeyeceğiz’- VİDEO
    21-Güleç: Hedefleri Alevi kurumsallaşmasının ulaşamadığı yerleri ele geçirmek – VİDEO
    22-‘Alevilerin bu kötü gidişata bir an önce dur demesi lazım’
    23-Sazcı: Dedelere maaş, makbul ve makul bir Alevilik yaratma girişimidir-VİDEO
    24-‘Dedelere maaş teklif edilmesi Aleviler üzerinde dayatmayı yaratır’- VİDEO
    25-‘Cemevi Başkanlığı’nın asimilasyonunu anlatmak için cemevlerine, köylere ulaşmalıyız’- VİDEO

     

  • ‘Diyanet’in Dersim’e gidişi Rêya Heq inancının son kalesini düşürmeyi amaçlıyor’

    ‘Diyanet’in Dersim’e gidişi Rêya Heq inancının son kalesini düşürmeyi amaçlıyor’

    PİRHA-Diyanet İşleri Başkanı’nın Dersim ziyaretini ve Dersim’de yapılmak istenen asimilasyonu anlatan bir yazı kaleme alan Demokratik Alevi Derneği (DAD) Adana Şubesi Eş Başkanı Zeynel Kete, devletin yeni bir yapılanmaya giderek Aleviliği devlete bağlamak ve devşirme bir Alevilik yaratmak istediğinin altını çizdi. 

    Demokratik Alevi Derneği (DAD) Adana Şubesi Eş Başkanı Zeynel Kete, Diyanet İşleri Başkanı Ali Erbaş’ın Dersim ziyaretini ve Dersim üzerinden Alevi inancına yapılmak istenen asimilasyonu anlatan bir yazı kaleme aldı. Kete, Dersim üzerinden Alevi yolunun tüm süreklerinin asimile edilip devlete bağlı devşirme bir Alevilik yaratılmak istendiğine vurgu yaptı.

    Demokratik Alevi Derneği (DAD) Adana Şubesi Eş Başkanı Zeynel Kete’nin yazısının tamamı şöyle:

    “DERSİM DÜŞERSE TÜM SÜREKLER DÜŞER”

    Dersim, Reya Heq itikatının ve Xızır’ın mihenk taşının da son kalesi ve Rıza şehrinin de son umut kapısıdır. Bu diğer Hak Yol süreklerini küçümsediğimiz anlamına gelmiyor. Tam tersi bu kale düşerse tüm süreklerin düşmesi ve yoldan, ikrardan kopuşu anlamına gelmektedir. Bunun için de Dersim coğrafyasıyla, jiyar ve diyarlarıyla, Xızır aklıyla direnişçi Hak Yol Kızılbaş Alevilerin önemli merkezlerinden biridir. Kadimliğiyle böyle yaşamıyla, ırmaklarıyla, dağlarıyla, surlarıyla, direngenliğiyle yola serdarlığıyla bu hakikatın özü böyle şekillenmiştir. Bu mana ile yola çıktığımızda; Diyanet’in neden Kadim Dersim’i seçtiğini daha iyi anlamakta yarar vardır. Bu geliş öyle yabana atılacak, basite alınacak bir konu değildir. Birçok Alevi süreklerin buna karşı tam seslerini yükseltmemeleri ayrı bir konudur. Bu konuda özünü dara çekmeye çağırma hakkımız olduğuna inanıyoruz. Bizden önceleri olan pirlerimiz, mürşitlerimiz, ru spilerimiz, por sipîlerimiz, ocakzadelerimiz, yol talipleri bu diyar ve jiyarlarına ikrar vererek hak yoluna kemalete sahip çıktılar. Biz Alevi toplumu olarak bu tarihe borçluyuz. Bugün bu yol ve itiqat devam ediyorsa geçmişin ikrarına olan bağlılığımızdandır.

    AMAÇ ALEVİLİĞİ DEVLETE BAĞLAMAK

    Rêya heq Alevi süreklerine karşı ciddi bir kafa karışıklığı ve zemin kayması yaşatılıyor. Bu kafa karışıklığının asıl manası ise geçmişten kopuşla alakalıdır. Bugün dünle, dün bugünle yaşatılıyor. Bizler bugünle dünün toplamı olarak varlığımızı, kimliğimizi, inancımızı ve yolumuzu sürdürüyoruz. Bundan dolayı yaşayan her insan canlı tarihtir. Bugünün aklının sahipleri ise Baha Sait çizgisi farklı araçlar ve yöntemlerle kimlik erozyonu yaratmakla güncelleştirip dayatılmaktadır. Bu aklın ürünü olarak Diyanet; Alevi inancını dinselleştirirek, ‘İslam Aleviliği’ adı altında devlete bağlamayı amaçlamaktadır. Eskiden ‘din dışıdır, kafirdir, mülhittir’ denilerek katlimize ferman çıkarılırken, günümüzde ise ‘dinselleşeceksin, Türk İslam inancının alt kültür paydasında olacaksın’ denilmektedir. Aslında Dersim’e ve Dersim şahsında Reya Heqi-Hak Yol Aleviliğine dayatılan ‘dinselleşeceksin, Türklüğü, tekçiliği, inkarcılığı’ kabul ettirme baskısı yumuşatılmış haliyle dayatılmak isteniyor.

    “AYAK DAHİ ATMAMALI”

    Bir kez Diyanet’in o coğrafyaya değil gitmesi ayak dahi atmaması gerekir. Dayatılan Baha Sait çizgisinin arka planında ‘Baha Sait zihniyetinin güncel manadaki karşılığını Sünni selefi’ olarak da okumak mümkündür. Dini en fazla istismar edenlerin başında AKP’nin devletleşen aklı, onun kurmayları gelmektedir. Bu istismarlığı yaparak, Alevilere karşı milliyetçiliği, Sünniliği, inkarcılığı, asimilasyonu dayatıp, yaratılan tekçi faşizan yönelimler perdelenmek istenmektedir. Diyanet’in Dersim’e gitmesi, Sarı Saltuk Çalıştayı’nın yapılmasını da bu politikanın bir tezahürü olarak düşünmek gerekiyor.

    KÖKE VE HAFIZAYA SALDIRI 

    Dersim bu inancın son halkasıdır. Binlerce yıldır, devlete bulaşmadan, ocak örgütlemesi ile ‘el ele el Hakka’ diyerek, demokratik özerk yaşamıştır. Dersim’in inancı etnik kimliğinden ayrı değildir. 1938 yılına kadar Dersim’deki inancın dili kendi anadili idi. Dersim hem etnik köken olarak hem de inanç bakımından cumhuriyetin ‘çağdaş, uygarlıkçı!’ ulus-devlet anlayışına uymuyordu. Cumhuriyet modernitesi din ile sürekli pragmatik bir ilişki içinde oldu. Din ile kara sevdalı bir ilişkisi vardı. Bu ilişki tarzı farklı yöntemlerle devam ediyor. Senaryo aynı senaryo sadece dönemsel aktörler, araçlar değişime uğruyor, yönetmen aynı yönetmendir. Araçlar değişmiş olsa da, yönetmen aynıdır. Sadece senaryonun maskesi farklı biçimler alarak, farklı araçlarla devam ettiriliyor. Bunun için de ‘Ne Türk ulus devleti Dersim’den vazgeçiyor ne de Dersim Reaya Heqi Alevileri kendi inancından, kimliğinden, varlığından, Xızır aklı ve hakikatinden vazgeçecekler. Bu kavga tarihseldir. Dersim günümüzde ciddi düzeyde hırpalanmış, zayıflamış, dağılmış olmakla birlikte kadimsel köksel hafızası canlıdır. Bu hafızadan ne vazgeçilir ne de unutulur. Asıl saldırı bu köke ve hafızaya dönüktür. Köklerinden özünden koparmaktır.

    TÜRK İSLAM ALEVİ PROJESİ HAYATA GEÇİRİLMEK İSTENİYOR

    Diyanet İşleri Başkanlığı Alevilerin rızasını almayan, rızasız lokma yiyen bir kurumdur. Nursuzdur, arsızdır, yüzü karadır. Ulus devlet anlayışının inancını temsil ediyor. Tekçi zihniyetin dışında kalan tüm ötekilere karşı, ideolojik bir hat oluşturmaktadır. Devletin en büyük ideolojik aygıtlarından biridir. Ayet ve hadisleri birer kurşun şeklinde ötekilere atmaktadır. Emevi İslam anlayışının, karşıt İslam anlayışının üretilmesinde en büyük görevi görmektedir. Yöresel özellikler, farklı inançlar, mezhepler, tarikatlar, klanlar, aşiretler, iktidara bulaşmamış ahlaki politik topluluklar devletin benimsemediği varlıklardır. Diyanet de ulus devlet anlayışının emrindedir. Bu kurumun temsil ettiği din anlayışı iktidarın ve devletin dinidir. Hakikatin, adaletin, mazlumun, dini ve inancı değildir. Olduğunu da düşünmek saf dillilik olacaktır. Farklılıkları yok sayan, inançları görmezlikten gelen, aşağılayan, nefret dilini her gün canlı tutan bir Diyanet’in, ‘Dersim’e tabiki imam projesi’ ile gelmekten başka bir hesabı olabilir mi? Zaten düşkün ve müşkülleri de olunca, doğallığında, ‘Dersim’e pir değil, imam’ gelmelidir. Bu yolun ‘cehennem taşlarını’ örenler de önlerinde biata dizilerek buyur etmişlerdir. Biat edenler bundan sonra ‘Bugün bize pir geldi’ beyitini ‘bugün bize imam geldi’ şeklinde söylerler herhalde. Osmanlıyla başlayıp devam eden bu ‘Türk İslam sentezi projesi’ Cumhuriyetle devam eden, ‘İttihat Terakkici’, zihniyetin bir devamı olarak sürdürülen, Sünni Emevi dinci, milliyetçi, ırkçı, iktidar temsilcileriyle devam edecektir. Bu kez de, ‘Türk İslam Alevi’ aklı ve projesi, Dersim’den hayata geçirmek istenmektedir.

    Yeni kurulan Cumhuriyet modernitesi, Osmanlı devleti ile katı bir kopuş yaşamamıştır. Osmanlı’daki kutsal kimi imgeler yeni cumhuriyette farklı isimlerle modernize edilmiştir. ‘Sultan’ imgesinin yerini ‘ulus-devlet’, padişah yerine ‘tek adam’, şeyhülislam yerine ‘Diyanet İşleri Başkanlığı’ almıştır. Yeni ulus devlet arzuladığı desteği bulmak için din ile sürekli pragmatik bir ilişki içinde olmuştur. 3 Mart 1924’te hilafet kaldırılmış, üzerinden yirmi dört saat geçmeden, 4 Mart 1924’te Diyanet İşleri Başkanlığı kurulur.

    İYİ ALEVİLER VE KÖTÜ ALEVİLER

    Diyanet İşleri Başkanlığı’nın Dersim’de Tunceli cemevini ziyaret ederken ‘Peygamberimiz bir, kitabımız bir, devletimiz bir, Allahımız bir’ demesi sıradan bir söylem değildir. Bu söylemle Rêya Heq Alevi kültürünü bir ‘alt kültür’, bir folklorik öge olarak kabul ederek teolojik anlamda söz sahibi olmasını engellemek istemektedir. Dernek yöneticileriyle yaptıkları konuşmada dernek başkanının ‘Marjinal’ gruplardan bahsetmesi kendince Alevileri ‘iyi Aleviler ve kötü Aleviler’ diye ayırarak Sıffin Savaşında olduğu gibi hakem görevi görmesi son derece benzerdir!.

    YA İMAM YA DA KUR’ANLI, ABDESTLİ İMAM-DEDE

    Aslında Rêya Heq-Hak Yol Alevilerinin, ‘Peygamberi olmayan, kitabı olmayan, Kur’anı olmayan, devleti tanımayan, dinsiz, inançsız’ bir varlık olduğunu söyleyerek, inkarcılığı ve kültürel soykırımı daha farklı metot ve yöntemlerle devam ettirmeye çalışıldığını ortaya koyuyor. Bunun için de ‘dinden, Kur’andan koptukları için, yeniden ‘ıslah etmek’ için de ‘devletin imamı ya da cemevinin, Kur’anlı dede imamı’ olmaları şarttır demektedir. Aslında Alevilere de kabul ettikleri tuzakta buradan gelmektedir. ‘Ya imam ya da Kur’anlı, abdestli, dede-imam’ tercihine zorlamaktadır. Ya da Alevilerin bu talebi sürekli gündemde tutmalarını sağlamaktır. Aslında oynanan oyun ve tuzaklardan birisi de budur. Sürekli Alevileri ‘dede, imam, Kur’an’ tuzağına çekmek üst aklın bir oyunudur. Hak yol Aleviliği karşıtların üzerinde ortaya çıkmış bir inanç değildir. Kadimden bu yana ortaya çıkan tüm ahlaki ve politik inanç ve dinlere saygı temelinde yaklaşmış, hiçbir dayatmayı da kabul etmemiştir. Birçok inancı etkilemiş ve etkilenmiştir. Rêya Heqi-Hak yol Aleviliği eşitlikçi, paylaşımcı, insanı hak bilen bir yaşam felsefesine ve inancına sahiptir. Tarihsel ve toplumsal değerlerin yaşam bulmasında da ciddi manada da demokratik uygarlığın inşasında öncülük yapmış bir tarihsel hafızada rol oynamış kadim bir inançtır. Diyanetin Dersim’e gelişinin zihniyetin ideolojik arka planı ise bu beş bin yıllık sınıflı ve devletçi uygarlık ile demokratik komünal, toplumcu, özerk, devlet dışı hak yol arasındaki zihniyetin çatışmanın farklı araçlarla sürdürülmesidir. Sorun rıza toplumundan yana olanlar ile ondan cüda olanların mücadelesidir.

    “KARŞIT ALEVİLİK ÖĞRETİLİYOR”

    Bu zihniyetin, resmi devlet politikasının bilinç altında ise Rêya Heq Alevilerin kendilerine ait bir ‘teolojisinin olmadığı, kendine has ritüelleri, kutsal mekanlarının bir anlam ifade etmediği, dolayısıyla İslamiyet’in bir alt kültürü sadece folklorik bir öge olduğunu ima etmeye çalışmıştır.’ Yani Rêya Heq Alevi inancını kabul etmiyoruz, ama ‘bizim denetimimizde bizim kavramlarla buluşacak, çerçevesini bizim belirleyeceğimiz bir Aleviliğe evet’ diyoruz. Ahlaki ve politik yönü yok edilmiş, direnişçi Alevi kültürü yok edilmiş bir Alevilik. Bu anlayış ile ‘minaresiz cami’ haline getirilmiş ‘cemevlerinde Türk İslam Aleviliği veya Alevi İslam öğretisi’, karşıt Alevilik öğretilmektedir. Diyanet İşleri Başkanlığı Cumhuriyetin kuruluşundan bugüne kadar Emevi İslam anlayışını savunan, İslam’ın demokratik değerlerini tarumar eden, milyonlarca farklı inanç mensubunun rızasını almayan bir kurumdur.

    “CEMEVİ BAŞKANI YOLUMUZU NURSUZA DÜŞÜRDÜ”

    Tunceli Cemevi yetkilileri o ziyarette bulunan ocak mensupları pirlerinden, taliplerinden, orada yaşayan ikrarlı canlardan, edep erkan ile yol süren yol evlatlarından, ocaklardan rızalık almadan görüşmeler yapmıştır, iş tutmuştur. Cemevi başkanı yolumuzu nursuza düşürmüştür. Yol ulularımız, ‘yolumuzu pirsize, nursuza, arsıza, hırsıza uğratma’ diye Hak meydanında Hak kelamını dile getirmişlerdir. Rızamızı almayan bir kurumda, kurumun aklı ile yaşayan imamdan medet ummak Xızırı, Şêr î Yezdan’ı bilmemektir, taliplerin lokmasına hürmet etmemektir. Aleviler kimden medet diler! Medet ya Xızır ya şer î Yezdan’ derler, ya Heq derler. Emevi İslam anlayışından, nahaktan ilahiyat okumuş talipsiz pirlerden, devletin imamından, onların öğreteceği Kuran’dan medet ummak Ocaktan, talipten vazgeçmektir. Unutulmamalıdır ki, Sıffin Savaşında ‘şer î Yezdan mızrak uçlarına takılmış Kur’an sayfaları için’ onlar kağıt parçalarıdır, Kur’an-ı Natık benim’ demiştir.

    “DERSİM’DEKİ KIZILBAŞLIK KÜRT’LÜKLE ÖZDEŞTİR”

    Bu anlayışın temsilcilerinin neden Dersim’e gittiklerini, neden Dersim’de bu kadar ısrarcı olmalarının bir hesabı vardır. Devlet hesapsız-kitapsız adım atmaz demişler. Bir hesabı var, iki ‘evdeki hesap ne kadar uyar çarşıya’ onu da görüp yaşayacağız. Akabinde kamuoyunda takip ettiğimiz kadarıyla da Sarı Saltık ile ilgili bir çalıştay düzenledi. Bu çalıştayda Sarı Saltık kızıl elmacı bir akılla anlatıldı. Neden Sarı Saltık, başka bir ocak değil. Dersim’deki Kızılbaşlık veya Rêya Heq Alevi inancı Kürtlükle özdeştir. Dersim raporlarında bu nettir. Bütün ocakların tarihsel arka planı bilinir. Etnik olarak bir Rêya Heq Alevi ocağı üzerinde Orta Asya ve Balkan tezi oluşturulamazdı. Bilinçli bir seçimdir. Orta Asya veya Balkan menşeli bir Türk İslam Aleviliği inşa çalışması vardır. Şüphesiz ki Sarı Saltık ocağında kemaletli, edep erkan bilen, yola bağlı canlar vardır. Yüzyıllardır aynı coğrafyada yaşıyorlar. Diğer ocak mensupları ile musahip olmuşlardır. Yola ikrar vermiş Sarı Saltık evlatları ile el ele vererek bu akıl boşa çıkarılmalıdır.

    DEVŞİRME ALEVİLİK

    Sarı Saltık hakikati üzerinden, ‘Dersim’e yeniden devşirme bir Aleviliği nasıl yaratırız?’ Hesabı vardır. Hem kimliğinden hem de inancından ciddi devşirme yöntemiyle, ‘nasıl ki Hacı Bektaş Veli üzerinde Yeniçeri ocağını’ kurmak istedilerse aynısını Dersimden Sarı Saltuk üzerinden, Devşirme ocaklarla ‘başarabilir miyim’ diyerek, böylesi bir çalıştay çalışmasını yapmıştır. ‘Ya tutarsa’ hesabı uzun bir çalışmanın ürünüdür. Başta Tunceli Üniversitesi bu çalışmanın hem düşünsel hem zihinsel hem de politik mimarıdır. Bir çok akademisyen, yazar, aydın, bilim insanı, dede bu iş için hem ekonomik hem de manevi düzeyde destek vermiş ve bizzat bu işin devşirmeciliğine soyunmuşlardır.

    “EN KUTSAL ŞECERE TALİPLİKTİR”

    Özellikle dikkatten kaçmayan, çalıştaya katılanların metrelerce uzunluktaki şecere göstermeleri boşuna değildir. Son dönemlerde Alevi coğrafyasında, özellikle Rêya Heq Alevi coğrafyasında şecereler görünür olmaya başladı. Şecereler üzerinde bir inanç tarihsel köklerinden, toprağından, aidiyetinden, dilinden uzaklaştırılmaya çalışılıyor. Zamanında devlet erkanı tarafından verilen şecerelerle Horasan ve Orta Asya üzerinden bir Türklük yaratılmaya çalışılıyordu. Hiçbir talip pirinden şecere sormamıştır. Şecerelerden hareketle Alevilik yapmak, inancımızı tekçi zihniyete bağlamaktır, tarihi çarpıtmaktır. Oysaki Xızır inancımızda en kutsal şecere talipliktir. Yol pir ve taliplikle var olmuştur. Bunun dışındaki bir girişim, müdahale saptırmaktan başka bir şey değildir. Buna yeltenenler varsa da müşküldürler.

    “DEVLET YENİ BİR YAPILANMAYA GİDİYOR”

    Ayrıca, Alevi hakikati biatçı, kulluğu esas alan; Hacı Bektaş Veli kemaletinden uzak, nahak anlayışa yakın olan Balım Sultan tarzına kurban edilmek istenmektedir. Aslında devlet yeni bir yapılanmaya gidiyor. Tıpkı Osmanlı’nın devletleşme dönemindeki gibi. Muhalif, rıza toplumu özelliklerini taşıyan bütün inançları, hakikatinden uzaklaştırarak kendi bekası için özgürlükçü bir Alevi anlayışı devamlı nahak için sorun olmuştur. Bunun yerine Balım Sultan Bektaşiliği üzerinden Hacıbektaş’ın yol evlatları, inancı, özgürlük arayışı torpillenerek devlet kontrolüne alınmaya çalışılıyor. Böylelikle ahlaki politik özünden uzaklaştırılıyor aynı zamanda Türkleştirilmeye çalışılıyor. Balım Sultan Bektaşiliği üzerinde Türk İslam Aleviliği, Türk İslam Bektaşiliği inşa edilme çalışmaları vardır. Ahmedi Yesevi ismi, aklı karşılık bulamayınca, Sarı Saltuk üzerinden bir inşa çalışması vardır. Her ocaktan insanlar devşirilerek devşirme ordusu oluşturulup, yol evlatlarının birbirine kırdırılma çalışması yeni bir yöntemle devam ediliyor. Eskiden, Türk’ü Kürde, Kürt’ü Aleviye kırdırma politikası ile yapardı. Şimdi de ocağı ocakzadeliğe, Aleviyi Aleviye kırdırtma kurnazlığı ve politikasını devreye koyma hesapları yapılmaktadır. Bir hatırlatmada bulunmakta fayda vardır. Sarı Saltuk yol taliplerine ‘Sarı Saltuk evlatları bilmezler mi, Sarı Saltuk Ocağı pirlerinden Seyit Seyfi başı ezilerek öldürülmüştür’. Şimdi de gelip Sarı Saltuk adına, şecereler dizmektedirler. ‘Ayıptır günahtır, zulümdür’ tek kelimeyle.

    ALEVİ İNANCI ÇARMIHA GERİLMİŞ DURUMDA

    Devletçi nahak anlayış fiziki soykırımla bir toplumu yok edemeyince onun devamı niteliğinde olan kültürel soykırımla yok etmeye çalışıyor. Gelinen aşamada Rêya Heq Alevi inancı sosyal, siyasal, ekonomik, kültürel kısacası bir bütün olarak çarmıha gerilmiş durumdadır. Biliyoruz ki Hacı Bektaş, Baba İlyas, Baba İshak Ebu’l Vefa’ Kürdî’ nın halifeleridir. Hacı Bektaş Veli, Baba İshak isyanına katılmış, kardeşi orada şehit olmuş, takibata uğramış ve saklanmak zorunda kalınca Dersim’e gelmiştir. Daha sonraları 2. Beyazıt döneminde Balım Sultan tarafından Ocak Osmanlı’nın hizmetine sunulmuştur. Biatçı kişiler dergahın başına atanarak dergah ele geçirilmiş, devlet bekası için paralı asker haline getirilmiştir. O günden bugüne ocak mensupları tarafından özgürlükçü hattı savunanlar devamlı olmuştur. Ayrıca bu politikalar erkek egemen aklın politikalarıdır. Bu tip etkinliklere her nedense ocakları temsilen bıyıklı, kravatlı, Alevilik temsil ediliyor. Mürşidi Kamilullah olan kadın bu çalışmalarda kolay kolay yer almaz. Xızır ve Ana kadın aklından uzaklaştırılmak istenen bir hatla karşı karşıyayız. Aleviliğin o doğal otantik orijinal ana kadın kadimliğinin özünü erk ve devlet zihniyetli hale getirilmek istendiği de çok açıktır. İslam devletin dini haline getirilmiş, günümüzde de devletin Aleviliği yaratılmak isteniyor. Aleviliğin devletçi zihniyetten uzak yaşaması, devlete sürekli mesafeli durması, hep kendi özgün varlığı ile inancını yaşaması, devleti her zaman kaygılandırdığı için de devlet Aleviliği potansiyel tehlike olarak görmüştür. Yapılan Sarı Saltuk çalıştayının asıl amacı da bu potansiyel tehlike olarak gördüğünü hem içeriden oto asimilasyon, dışarıdan da Balım Sultan, Baba Sait, Ahmet Yesevi gibi devşirme isimlerle, Şia ve Sünni çizgi ile deforme edilerek, devletçi, Türkçü, dinselleştirilmiş bir Alevilik yaratılmaktadır. Alevilik içimizdeki yol düşkünleri vasıtasıyla Balım Sultan Bektaşiliğine kurban edilmek isteniyor.

    “REYA HEQ ALEVİLERİ HAKİKATÇİ HATTIN İZİNDEDİRLER”

    Hakikatin deryasında doğru okumayı bilmek bilgelik ve ermişlik işidir, kemalet gerektirir. Ne deryayı damlaya, ne de damlayı deryaya kurban etmeyecek kadar bilge bir akla ve vicdana sahiptir yol inancı. Baba Tahir-i Üryan’ın dediği gibi ‘Deryayı bardağa sığdıramazsınız.’ Bu ermişlikten kopmanın sonuçları olmalı ki Alevilerin yaşadığı kafa karışıklığı bunun bir sonucudur. ‘Kurdun kuzu postunda görünmesi’ bu hakikati yalın bir şekilde de dile getirmektedir. Bugün tam da başta Reya Heq-Hak yol Aleviliğine ve genel tüm Alevi süreklerine yapılmak istenen budur. Yani ‘kuzu postunda kurdu’ görmekle görmemek arasındaki farkı görebilmektir. ‘Ben yakın gölden korkarım, uzak derya bana neyler’ sözü tarihsel yaşanmışlıkların özetidir. Yol normu Xızır cevheri ve aklıyla kendi yolunu her zaman bulup, yeni bir yol açmasını bilmiş bir inançtır. Biz buna Xızır aklı ve hikmetin gayreti diyoruz. Aleviler bu gayreti gösterip, kendi hakikatçi önderlerinin göstermiş olduğu yolun izinde varlıklarını sürdürmeye devam edeceklerdir. Reya Heq Alevileri bu hakikatçi hattın izindedirler.  (HABER MERKEZİ)