Etiket: sedat peker

  • HKP’den, Sedat Peker’in iddialarıyla ilgili 7 isim hakkında suç duyurusu-VİDEO

    HKP’den, Sedat Peker’in iddialarıyla ilgili 7 isim hakkında suç duyurusu-VİDEO

    PİRHA- Halkın Kurtuluş Partisi (HKP), organize suç örgütü üyesi Sedat Peker’in AKP’li Burhan Kuzu hakkında gündeme oturan iddialarıyla ilgili 7 isim hakkında suç duyurusunda bulundu. 

    Organize suç örgütü üyesi Sedat Peker, geçtiğimiz günlerde Twitter hesabından yaptığı paylaşımlarında, hayatını kaybeden eski AKP Milletvekili Prof. Dr. Burhan Kuzu ile AKP’nin Beşiktaş Kadın Kolları’nın eski Başkan Yardımcısı Aliye Uzun’un bağlantısından bahsetti. Peker, Aliye Uzun’un Kuzu’yu, İranlı uyuşturucu baronu Naci Şerifi Zindaşti ile aynı masaya oturttuğunu anlattı. Kuzu’nun eski danışmanı Sinan Çiftçi de konuyla ilgili, “Burhan Kuzu, ciddi paralara iş takibi yapardı. En çok Berat Albayrak’ı kullanırdı. Fuat Oktay, Mustafa Şentop’a da çok iş çözdürdü” dedi. Peker’in bu iddiaları üzerine Halkın Kurtuluş Partisi (HKP) avukatları bir kez daha harekete geçti.

    7 İSME SUÇ DUYURUSU

    HKP avukatları, Cumhurbaşkanı Yardımcısı Fuat Oktay, TBMM Başkanı Mustafa Şentop, İçişleri Bakanı Süleyman Soylu, Hazine ve Maliye Eski Bakanı Berat Albayrak, Ticaret Eski Bakanı Bülent Tüfenkçi, İstanbul Eski Sulh Ceza Hâkimi Cevdet Özcan ve Eski AKP Beşiktaş Kadın Kolları Yöneticisi Aliye Uzun hakkında suç duyurusunda bulundu.

    “NÜFUZ TİCARETİ, RÜŞVET” SUÇLAMASI”

    HKP avukatları kişilerin, “Nüfuz Ticareti”, “Adil Yargılanmayı Etkilemeye Teşebbüs”, “Suç İşlemek Amacıyla Örgüt Kurma”, “Rüşvet”, “Uyuşturucu veya Uyarıcı Madde Kullanılmasını Kolaylaştırma”, “İhaleye Fesat Karıştırma”, “Kamu Görevlisinin Suçu Bildirmemesi” suçlarını işlediklerini iddia ederek Ankara Cumhuriyet Başsavcılığına suç duyurusunda bulundu.

    “SAVCILIK TARAFINDAN ETKİN SORUŞTURMA YÜRÜTÜLMELİDİR”

    HKP avukatı Tacettin Çolak tarafından Başsavcılığa verilen suç duyurusu dilekçesinde, “Burhan Kuzu’nun en yakınında bulunan kişinin konuşmaları ile Sedat Peker’in ifşaları birbiriyle örtüşmektedir. Sinan Çifçi’nin görgüye ve bilgiye dayalı anlatımlarından ortaya çıkan sonuç şudur ki; Burhan Kuzu şüphelilerden de yardım alarak yargı, bürokrasi, bakanlıklar gibi yerlerde bütün kirli işlerini kotarmıştır. Tabi bunun karşılığında da yüklü miktarlarda rüşvet almıştır. Bu rüşvetin sadece Kuzu’da kalmadığı da açıktır. Dolayısıyla şüphelilerin tüm bu suçlardaki sorumluluklarının ortaya çıkartılması bakımından Savcılık tarafından etkin bir soruşturma yürütülmelidir” ifadelerine yer verildi.

    Dilekçenin devamında, “Evet, bütün suçların merkezinde Burhan Kuzu var. Ama o, (şüpheli de olsa) ani ölümüyle bu suçlardan azade olmuştur. Fakat halen devletin önemli koltuklarını işgal etmekte olan şüphelilerin işledikleri suçlar yanlarına kâr kalmamalıdır. Yargıya güvenin yerlerde sürüklendiği günümüzde toplumun gündemini yeniden işgal eden suçlar nedeniyle yürütülecek kapsamlı bir soruşturma ve sonuçta açılacak kamu davası ile bir nebze olsun yargıya itibar kazandırılacağı çok açıktır” denildi.

    “PEKER, TÜRKİYE’YE GETİRİLSİN”

    Çolak, dilekçede CMK 160’ncı maddesinde yer alan Cumhuriyet Savcısı’nın görevini hatırlattı. Çolak, dilekçede savcılık tarafından derhal soruşturmanın başlatılmasını, Sedat Peker’in yakalanarak Türkiye’ye getirilmesi ve ifadesinin alınmasını, Burhan Kuzu’nun eski Danışmanı Sinan Çiftçi’nin de tanık sıfatıyla bilgisine başvurulmasını talep etti.

    Çolak, dilekçede yer alan şüpheliler hakkında soruşturma yürütülerek kamu davası açılmasını istedi.

    “BURHAN KUZU BİR SUÇ MAKİNASIYDI”

    Suç duyurusuna ilişkin HKP Genel Sekreter Yardımcısı Av. Tacettin Çolak şu açıklamayı yaptı:

    “AKP’giller’in Burhan hocası bir suç makinasıydı biz bunu biliyorduk. Bunun böyle olduğu öldükten sonraki ortaya çıkan ifşalarla bir kez daha kanıtlandı. Bizzat bu suç ilişkilerinin içinde yer alan Sedat Peker’in geçtiğimiz günlerde yayınladığı elli tane tweettle ve yine yanında danışman olarak yer verdiği Sinan Çiftçi’nin ifşalarıyla birlikte devletin en tepesindeki koltukları işgal eden kişilerle bu organize işleri kotardığı da ortaya çıktı.

    Yani Cumhurbaşkanı Yardımcısından, İçişleri Bakanından, Ticaret Bakanına, Maliye Bakanına varıncaya kadar bütün bu karanlık işleri çevirdiği ispatlı, şahitli ortaya çıktı. Devletin yargı mekanizmasında hâkimleri de 3,5 milyon dolar gibi büyük paralarla satın alarak olmazı olduranlar cinayetten, uyuşturucu kaçakçılığından, FETÖ üyeliğinden tutuklanan kişileri gece yarısı serbest bıraktıranlar memleketin hukuk sistemini tamamen yok etmiş durumdadırlar. Dolayısıyla AKP’giller için bürokrasinin, kamu güvenliğinin, sınır güvenliğinin de hiçbir anlamının olmadığı bir kez daha kanıtlanmıştır. Bu uygulamalar aynı zamanda çıkar amaçlı suç örgütü olduklarını da kanıtlamaktadır bu kişilerin ve AKP’gillerin.

    İşte biz bu nedenle Halkın Kurtuluş Partisi olarak bugün bir suç duyurusunda daha bulunduk.

    “CUMHURİYET SAVCILARI ÖLÜ NUMARASI YAPMAKTALAR

    Nüfuz ticareti yapmaktan, adil yargılanmayı etkilemeye teşebbüsten, aslında burada kanun teşebbüsten bahsediyor ama bu olayda görüldüğü gibi teşebbüs falan hikâyedir. Yargı tamamen etki altına alınmıştır, adalet mekanizması ayaklar altında sürünmektedir. Yine ihaleye fesat karıştırma, kamu görevlisinin suçunu bildirmemesi ve uyuşturucu, uyarıcı madde kullanma suçlarıyla suç işlemek amacıyla örgüt kurma suçlarından Ankara Cumhuriyet Başsavcılığına suç duyurusunda bulunulmuştur. Bunlar bütünlüklü olarak örgütlü bir suçtur. Cumhuriyet savcıları bu konuda aslında kendiliğinden harekete geçmeleri gerekirken, bugüne kadarki her olayda olduğu gibi burada da Cumhuriyet savcıları ölü numarası yapmaktalar. Halkın Kurtuluş Partisi tüm kanunsuzlukların peşinde olmaya devam edecektir. Bu süreçte suç işleyen savcıların da peşinde olmaya devam edecektir.”

    PİRHA/ANKARA

     

     

  • ‘100 binin üzerinde kayıp silahla bir darbe mi yoksa iç savaş mı planlıyorsunuz?’

    ‘100 binin üzerinde kayıp silahla bir darbe mi yoksa iç savaş mı planlıyorsunuz?’

    PİRHA-Milletvekili Ali Kenanoğlu, Türk Silahlı Kuvvetleri’ne ait kayıp olduğu iddia edilen silahlara ilişkin konuşarak, iktidara “Bir darbe mi yoksa iç savaş mı planlıyorsunuz?” diye sordu. 

    Halkların Demokratik Partisi (HDP) İstanbul Milletvekili Ali Kenanoğlu, Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) Genel Kurulu’nda 15 Temmuz Darbe Girişimi sırasında kaybolduğu iddia edilen silahlara ilişkin verilen araştırma önergesi üzerine konuştu.

    HDP tarafından TBMM Başkanlığı’na sunulan araştırma önergesinin gerekçesini açıklamak üzere söz alan Kenanoğlu, 14 Mart 2018 tarihindeki mermi ve mühimmat bulundurma hakkını artıran genelgeyi de hatırlatarak gerekli soruşturma süreçlerinin yürütülmemesi açısından iktidara, “Bir darbe mi yoksa iç savaş mı planlıyorsunuz?” diyerek seslendi.

    “100 BİNİN ÜZERİNDE UZUN NAMLULU SİLAHTAN BAHSEDİYORUZ”

    Milletvekili Ali Kenanoğlu, Meclis Genel Kurulu’nda şunları söyledi:

    “Kayıp silah ne demek? Herhâlde konuyu bilmeyen bir vatandaş izlese, mühimmat aracı yolda giderken birkaç silah düşürmüş, bunlar da kaybolmuş filan zanneder. Oysa konu bu değil. Konu: Bizzat yetkililer tarafından dağıtılan silahlar. İlk kez Ankara’da işlenen bir cinayette ortaya çıkıyor. 15 Temmuz darbe girişiminden on beş gün sonra Mustafa Maraş isimli bir kişi MP5’le birini öldürüyor, 1 kişiyi de yaralıyor ve sanık Mustafa Maraş bu silahın, MP5 silahın kendisine 15 Temmuz 2016’da yani darbe girişiminde Ankara Emniyet Müdürlüğü tarafından verildiğini söylüyor, oradan aldığını söylüyor. Bu, mahkeme tutanaklarına giriyor. Konu kamuoyuna yansıyor ve Ankara Valiliği açıklama yapıyor, ‘Evet, biz o gün halka uzun namlulu silahlar dağıttık.’ diyor, resmî açıklama yapıyor. 15 Temmuz davası görülürken bilirkişi 3 tane G3, 8 tane Kalaşnikof’un kaybedildiğine yönelik bir tespitte bulunuyor. Fakat İçişleri Bakanlığının açıklamaları, resmî raporları ve internet sitelerine baktığınız zaman, durum, öyle, 3 tane, 5 taneyle ilgili değil; 2014 yılındaki rakam 14.682 silahın kaybolduğu, 2016’da darbe girişiminden sonra ise kayıp silah rakamı 107.628 olarak açıklanıyor. Yani 100 binin üzerinde uzun namlulu silahtan bahsediyoruz.

    Şimdi, bu konuda 200 bine yakın rakam olduğunu iddia edenler de var ancak resmî rakam, bu, 107 bin rakamı. Şimdi, bu, son olarak sosyal medyada bir tartışma konusu oldu. Malum çete lideri ya da mensubu ‘15 Temmuz’un hemen akabinde, ülke genelinde demokrasi nöbetleri tutulurken, ağustosun ilk haftasında Esenyurt Cumhuriyet Meydanı’nın arkasında arabaya koyulan bir kasa Kalaşnikov marka uzun namlulu silahın İstanbul Balat’a gittiğini ve orada Ak Parti İstanbul Gençlik Kolları Başkanı olan Taha Ayhan’ın yardımcısı olan Osman Tomakin’e teslim edildiği, silahların Balat’ta Demir Kilise olarak bilinen Sveti Stefan Kilisesi hizasındaki boş bir ara sokakta başka bir arabaya yüklendiğini’ iddia ediyor.

    Şimdi, bu olaylarda ismi geçen Ahmet Onay, olayı doğruluyor yani ‘Evet, oraya gittik’ diyor ‘Bir nakil oldu ama silah mıydı ben bilmiyorum’ diyor. O kadar da diyecek tabii yani onlar silahtı demeyecek. Diğer taraftan da bir anda 14 Mart 2018’de bir genelge yayınlanıyor ve mermi, mühimmat miktarı artırılıyor. Yani sizin ruhsatlı silahınız var, ruhsatlı tabancanız var, yılda 200 mermi alma hakkınız var, bu bir anda bine çıkartılıyor. Neredeyse her taraf bir cephaneliğe dönüşüyor.

    Şimdi, yetkililer ne diyor bu konuda? Soru önergeleri verilmiş, İçişleri Bakanı önce diyor ki: ‘Ya, bu mümkün değil’ diyor. ‘Böyle şey olur mu falan’ diyor. Yani kendi internet sitesine bakmıyor herhâlde. Daha sonra verilen soru önergelerine cevap verdiğinde de bunu doğruluyor ve ‘Kayıp Eşya Ve Belge Projesi’ne işlendiğini ve arandığını’ söylüyorlar. Kime verildiğini biliyorsunuz, kimlerin dağıttığını biliyorsunuz e ama nerede arıyorsunuz yani? ‘Aranıyormuş, Kayıp Eşya Ve Belge Projesi çerçevesinde aranıyor.’ Tabii, bu kayıp silah konusu yeni gündemin konusu değil yani bu yılların konusu değil. 90’lı yıllarda Mehmet Ağar bu konuda yargılanıyor. Ankara’da faili meçhuller davasında yargılanıyor, kendisine soruluyor, deniliyor ki: ‘Bu kayıp silahlar nerede, nedir bu durum?’ Diyor ki: ‘Ben depo sorumlusu değilim, bilemem.’ diyor.

    Şimdi, silahların nereye dağıtıldığını, kimin dağıttığını biliyorsunuz. İsim isim biliniyor, nerelere dağıtıldığı da biliniyor ancak siz hâlâ silahları arıyorsunuz, henüz bulamadınız!

    Yani ne yapmaya çalışıyorsunuz, yani bir darbe mi planlıyorsunuz, iç savaş mı planlıyorsunuz? Çünkü hani, iç savaş lafını bilerek söylüyorum, 100 bin silahla öyle çatışma filan olmaz, savaş olur ya. Bildiğiniz savaş çıkar yani ve savaş yapılır yani. 100 bin silah ve onların mühimmatları bütün bunlar nerede, kimde ve neden araştırılmıyor?
    Devleti organize suç örgütlerinden ayıran şey hukuktur. Yani bir devlet hukuka bağlı ise ancak ona devlet diyebiliriz. Eğer hukuku yok sayıyorsa, bu tür durumlarda meselelerin araştırılmasını, yargılanmasını yerine getirmiyorsa artık bu devlet, bu iktidar hukukun dışındadır ve ne buna ‘devlet’ denir, ne de bu iktidara ‘iktidar’ denir. Ancak bu, mafyacılıktır, mafya yöntemidir.

    Bütün bunların ortaya çıkarılması için bu araştırma önergesinin kabul edilmesi gerekir ki işte o zaman samimiyetinizi ve hakikaten hukuka bağlı olup olmadığınızı da bir şekilde görmüş olalım. O anlamıyla araştırma önergesini desteklemenizi talep ediyoruz.”

    PİRHA/ANKARA

  • Sedat Peker’den Soylu ile ilgili önemli iddialar

    Sedat Peker’den Soylu ile ilgili önemli iddialar

    Organize suç örgütü üyesi Sedat Peker, 15 Temmuz gecesi sonrasında devlet envanterine kayıtlı olmayan silahların İçişleri Bakanı Soylu tarafından el altından dağıtıldığını iddia etti.

    Twitter hesabından yeni paylaşımlar yapan Organize suç örgütü üyesi Sedat Peker, 15 Temmuz gecesi sonrasında devlet envanterine kayıtlı olmayan silahların dağıtıldığını iddia etti.

    Peker, İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’ya hitaben, “15 Temmuz’da kahramanlık rolleri oynarken TRT binası baskınına gittiğinde hepsinin elinde kalaşnikof marka silahlar olan birçok sivil şahıs vardı. Bu silahlar da devlet envanterine kayıtlı değil. Biraz önce anlattığım, dağılımı senin tarafından koordine edilen hiçbir silah da devlet envanterine kayıtlı değil” ifadelerini kullandı.

    “BİR KASA KALAŞNİKOF SİLAH TESLİM EDİLDİ”

    Peker, 15 Temmuz darbe girişiminin ardından demokrasi nöbetlerinin tutulduğu Ağustos ayında AKP İstanbul Gençlik Kolları Başkan Yardımcısı Osman Tomakin’e bir kasa kalaşnikof silahların teslim edildiğini, silahları getiren araçta Esenyurt AKP Gençlik kolları Başkanı Abdülsebur Soğanlı ve İçişleri Bakanlığı personeli Ahmet Onay’ın olduğunu öne sürdü.

    “EL ALTINDAN DAĞITTIRDIĞIN SİLAHLAR”

    Peker devamla, “Süslü Süleyman, Fetöcüler bu ülkenin en büyük düşmanı. Fakat senin de onlardan aşağıya kalır bir yanın yok. İnsanların milli ve dini duygularını tahrik edip iç savaş çıkarma amacının en büyük parçası, 15 Temmuz sonrasında da el altından birçok yapıya dağıttırdığın bu silahlardır” dedi.

    Peker’in paylaşımları şöyle:

    “Kıymetli dostlarım, seri tweetler halinde Esenyurt belediyesiyle ilgili iki ayrı paylaşım yaptım. Buradaki amacım Esenyurt belediyesinin bizim Süslü Süleyman’ın ve onu gelecekte cumhurbaşkanı yapma düşüncesinde olan güç odaklarının bu ülkeyi merkez üs olarak kullandıklarını anlatabilmek içindi. Önemli olduğuna inandığım bir iki tane daha yolsuzluk konusuna değinip dünkü paylaşımda belirttiğim ciddi konulara geçeceğiz ( Süleyman geliyor gelmekte olan).

    *Esenyurt’ta Bahaş Holding diye bir firma var. Esenyurt belediyesi ile anlaşıp Esenyurta 40 milyon TL değerinde hastane yaptılar. Karşılığında ise bugünkü piyasa değeri 1 milyar TL olan devasa boyutlardaki Sembol Residence’ların yapıldığı arsayı hibe olarak aldılar.

    *Yani kıymetli kardeşlerim, bizlerin en az 500 milyon TL’lik değerini çaldılar (daha fazla ama ben masraflarını çok yüksek tuttum). Bu Bahaş holding, amblemi şaha kalkmış at olan diğer Özyurtlar Holding’le beraber Meydan Ardıçlı projesini de beraber yaptılar. Bu da binin çok üzerinde daireden oluşan devasa bir proje.

    *Sizin de tahmin edeceğiniz üzere imar oyunları ile sizlerin milyarlarca TL hakkınızı çaldılar. Süslü Sülüman ve onu cumhurbaşkanı yapmak isteyen klik, yeni kurulan bu ilçeyi finans sağlama yeri olarak kullanırken biraz sonra anlatacağım karanlık işlerini de buradan koordine ettiler. Bahaş Holding yüklenici firma olarak paşa karadenizi görevlendirmiş olsa da tüm büyük projelerin sahipleri Bahaş Holding ve de iki ayrı Özyurtlar İnşaat grubudur.

    *Süslü Süleymanın ekibinden olan eski belediye başkanı Ali Murat Alatepe, Beni bütün Türkiye tanır namuslu olduğumu bilir diyerek tweet paylaştığında ne acıdır ki sadece 4 kişi retweet yapıp sekiz kişi beğeniyor. Vatandaşımız da onların kim olduğunu çok iyi biliyor.

    *Halkın çoğunluğunu oluşturan mağdur vatandaşlarımız, asgari ücret acaba 3.500 TL olur mu diye beklerken bu harami yapısı yeni kurulan bu ilçeden milyarlarca doları ceplerine koyuyorlar. Kullandığı don parasını bile partisine ödettirecek kadar cimri olan Süleyman’ın bir önceki oturduğu ev Ardıçlı villalarındaydı. Yani Özyurtların villalarıydı (yani Süslü Sülünün gizli kasası olan firma).Süslü Sülü şu anda ise Kuzu gruba ait Spradon villalarında oturuyor. O projede normal villaların fiyatı 7 ya da 8 milyon TL.

    *Kuzu grubu hatırlarsınız, daha önceki paylaşımlarımda Sadık Soylu üzerinden Süslü Sülüman’ın gizli kasası olduğunu anlatmıştım.

    *Kıymetli dostlarım, ülkemiz tehlike altında olduğunda milli mücadele verebilmek için sivil halkı örgütlemek gerektiğinde, halka silah dağıtarak sivil direniş oluşturma görevi Özel Harp Dairesi’ne aittir (daha önceki adı Seferberlik Tetkik Kuruludur). Öncelikle bu tip yapıların var olması gerektiğine inanan, Teşkilat-ı Mahsusa ruhunu savunan bir kişiyim. Şu ana kadar anlattıklarımın içinde en önemli bölüme geldik.

    *15 Temmuz’un hemen akabinde ülke genelinde demokrasi nöbetleri tutulurken Ağustosun ilk haftasında Ekrem Gökçeker’den alınan, Özyurtların bünyesinde olan Renault beyaz Fluence marka arabayla, Esenyurt Cumhuriyet Meydanı’nın arkasında karanlık bir sokakta (DAP hotelin arka tarafında) arabaya koyulan bir kasa kalaşnikof silah İstanbul Balat’a gitti.

    *AK Parti İstanbul Gençlik Kolları Başkanı olan Taha Ayhan’ın yardımcısı olan Osman Tomakin’e teslim edildi (Osman Tomakin siyah Passat araçla silahları teslim almaya geldi).

    *Bu araç AK Parti Gençlik Kolları İl Başkanı’na tahsisli bir araçtı, herhangi bir polis uygulamasına girmesin diye. Osman Tomakin şu anda Ak Parti İstanbul gençlik kolları başkanıdır. Silahların olduğu kasa Esenyurt’tan gece 23:30 gibi yola çıktı.

    *Silahları getiren araçta Esenyurt Ak Parti Gençlik kolları Başkanı Abdülsebur Soğanlı ve de 15 Temmuz gazisi İçişleri Bakanlığı personeli Ahmet Onay vardı.Bu kişiye Gazi olması dolayısıyla ben araba alıp hediye etmiştim.Kendisi sayın Cumhurbaşkanımızın da sevdiği bir isimdir.

    *Silahlar Balat’ta Demir Kilise olarak bilinen Sveti Stefan Kilisesi’nin hizasındaki boş bir ara sokakta, gece 01:00 civarında siyah Passat’a yüklendi. O zamanki gençlik kolları başkanı Taha Ayhan şuanda İslam işbirliği teşkilatları gençlik kolları başkanlığını yapmaktadır.

    *Süslü Süleyman, bu giden silahlar özel harp envanterine kayıtlı değiller.Devletin herhangi resmi bir birimine de kayıtlı değiller.Sen o tarihlerde Sosyal Çalışma ve Güvenlik Bakanlığındaydın.

    *15 Temmuz’da kahramanlık rolleri oynarken TRT binası baskınına gittiğinde hepsinin elinde kalaşnikof marka silahlar olan birçok sivil şahıs vardı. Bu silahlar da devlet envanterine kayıtlı değil. Biraz önce anlattığım, dağılımı senin tarafından koordine edilen hiçbir silah da devlet envanterine kayıtlı değil.

    *Senin cumhurbaşkanı olmanı planlayan arkandaki şaibeli organizasyonla 15 Temmuz sonrasında da bu silahları dağıtmaya neden devam ettiniz? Öyle ya, bu silahları gerektiğinde dağıtma görevi Özel Harp Dairesi’ne ait.

    *Sana bir fırsat veriyorum, benim yalan söylediğimi kanıtlarsan bugüne kadar anlattığım her şeyin boşa çıkmasını kabul ediyorum. İsimlerini verdiğim bu kişilerin HTS kayıtlarını ve o güne ait mobese kayıtlarını kamuoyuna açıklayın.

    *Size söz veriyorum, eğer doğru çıkmazsa bugüne kadar yaptığım tüm iddialarımın hepsinden de vazgeçeceğim.(daha önceki iddialarımın doğruluğu delillerle ispat edildiği halde). Ahmet Onay sen şerefli bir adamsın, bildiğin doğruları çık anlat. Süslü Süleyman, Fetöcüler bu ülkenin en büyük düşmanı. Fakat senin de onlardan aşağıya kalır bir yanın yok. İnsanların milli ve dini duygularını tahrik edip iç savaş çıkarma amacının en büyük parçası, 15 Temmuz sonrasında da el altından birçok yapıya dağıttırdığın bu silahlardır.”

    (HABER MERKEZİ)

  • Ahmet Şık: Hakikat yalanlardan ve tehditlerden çok daha güçlüdür

    Ahmet Şık: Hakikat yalanlardan ve tehditlerden çok daha güçlüdür

    PİRHA- TİP Milletvekili Ahmet Şık, Devlet Bahçeli tarafından tehdit edilip hakkında iki ayrı soruşturma başlatılması ardından “Hakikat yalanlardan ve tehditlerden çok daha güçlüdür” başlıklı bir açıklama yayınladı.

    MHP lideri Devlet Bahçeli’nin “TC devleti katil olsaydı bugün bulunduğun yer TBMM değil mezarlık olurdu” sözleriyle tehdit edip hedef gösterdiği ve katıldığı canlı yayınlarda yaptığı konuşmalar nedeniyle Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından hakkında iki ayrı soruşturma başlatılan Türkiye İşçi Partisi (TİP) İstanbul Milletvekili Ahmet Şık, sosyal medya hesabından açıklama yaptı.

    “Hakikat yalanlardan ve tehditlerden çok daha güçlüdür” başlıklı açıklamasında Şık, “Kimin TBMM’ye kimin mezarlıklara kimin ise demir parmaklıklar ardına layık olduğuna karar veren aklın kendine hak gördüğü yargıçlık makamı, katil dediğim karanlık yapının ta kendisidir. Ve hakikat, her kim olursa olsun karşısında duranlardan, kutsallıkla örtmeye çalıştıkları yalanlarından ve tehditlerinden çok daha güçlüdür” dedi.

    “HAKİKAT YALANLARDAN VE TEHDİTLERDEN ÇOK DAHA GÜÇLÜDÜR”

    Milletvekili Ahmet Şık’ın açıklamasının tamamı şöyle:

    “Bir konuşmamda dile getirdiğim hakikatler nedeniyle yıllardır uygulanan bilindik bir senaryo yeniden sahnelenmeye başladı.

    Tıpkı maaşlarını ödeyenler gibi şeref ve haysiyetten yoksun trol çetelerinin emirle başlattığı linç kampanyası, talimatın sahipleri tarafından büyütüldü.

    İktidarın tetikçisi olmuş yargı devreye sokuldu.

    Cinayetlerden bombalı katliamlara, kara para aklayıcılarının dahi tehdit edilmesinden koca bir ülkenin uyuşturucu trafiğinin merkezi haline getirilmesine dek son birkaç haftada ortalığa saçılan pisliklere ve bu kire bulaşmışlara gözlerini yuman, kulaklarını tıkayan savcılardan aksi beklenemezdi.

    Ancak herkes bilsin ki haysiyet yoksunu troller ve onların ipini tutanların organizasyonuyla hareket eden bir yargının tasarrufuna pabuç bırakacak biri değilim.

    Milliyetçilik sömürüsünde bayrağı kimseye kaptırmayan ama devleti yağmalayıp ülkeyi talan eden AKP’ye suç ortaklığı yapan bir partinin genel başkanı Meclis’te değil de mezarlıkta olmam için talimat verdi. Sesleri, yüzleri, dilleri, tehditleri ve 6-7 Eylül pogromundan Maraş’a, Çorum’dan Bahçelievler’e kadar uzanan katliamlarıyla çok tanıdıklar. Sözleriyle, geçmişi kanlı devletin AKP ile birlikte fikren sahibi, cinayetlerin de tetikçilerinden olduğunu ortaya koyan bu kişiye söyleyecek fazla bir şey yok.

    Türkiye Cumhuriyeti gerçekten hukukun egemen olduğu bir devlet olsaydı hapiste, demokrasinin egemen olduğu bir Cumhuriyet olsaydı siyasi nekahet döneminde olacağını söyleyip geçelim. Kendisi hakkında yaptığım suç duyurusunun da başıma gelebileceklerin azmettiricisinin kim olduğunun kayıt altına alınması için olduğunun altını da çizmiş olayım.

    Hakaret ve küfürlerle ailemi de katarak nasıl öldürüleceğimizi tarif eden troller ve onların vücut bulmuş hali olan siyasetçilerin tümü, ‘devlet aklı’ denilen zihniyetin şiddeti ve cinayetleri meşru bulduğunun da net bir kanıtıdır.

    Koca bir ülkeyi yağmalayıp talan etmeye devam edebilmek için bu linçi organize edenler ve aynı çetenin parçası olanlara ve ne acıdır ki trol linçiyle hizalananlara tespitimin neden bir hakikate işaret ettiğini belli ki anımsatmak gerekiyor. Bu kısacık anımsatma sözü, fikri, ifadeyi ölümle tehdit edenlerin kaybettiklerimizle olan ilişkisinin anlaşılmasına da faydası olacak. Ve hakikat, her kim olursa olsun karşısında duranlardan, kutsallıkla örtmeye çalıştıkları yalanlarından ve tehditlerinden çok daha güçlüdür.

    Mezarından bile barış sesi yükselen Musa Anter’i, görevlendirdiği itirafçılarla birlikte JİTEM denilen devletin karanlık çetesinin katlettiğini Başbakanlık Teftiş Kurulu Başkanlığının raporu yazmadı mı?

    Metin Göktepe Türkiye Cumhuriyeti’nin üniformasını giyen polislerce, Engin Çeber aynı devletin üniformasını taşıyan gardiyanlarca linç edilerek öldürülmedi mi?

    İstanbul’da ya da Diyarbakır hapishanelerinde dört duvar arasındaki mahkumları kurşunlayarak, kimyasal silah kullanıp yakarak ve sopalarla linç ederek öldürenler hangi devletin görevlileriydi?

    Hrant Dink’in MİT, asker, polis ve bürokrasinin ortak mutabakatıyla bir tetikçiye öldürtüldüğünün kanıtı yargılananlar değil mi? Peki ya kanları Dört Ayaklı Minare’de asılı kalan Tahir Elçi’nin katlini failsiz bırakanlar?

    Yıllardır sevdiklerinin bir mezara sahip olması için mücadele eden Cumartesi Annelerinin evlatlarının işkencede katledildiği gözaltı merkezlerinin kapısında hangi devletin adı yazıyor?

    Cansız bedeni hâlâ katledildiği sokakta yatan Ali İsmail Korkmaz’ı sivil faşistlerle birlikte linç eden polisler, annesi miting meydanlarında yuhalatılan Berkin Elvan’ı öldürenler bu devletin görevlileri değil mi?

    Kemal Kurkut’un yarı çıplak bedenine sırtından giren kurşunları sıkanlar, Uğur Kurt’u Cemevi’nin bahçesinde vuranlar, Dilek Doğan’ı evinin içinde katledenlerin maaşını ve avukat parasını ödemekle kalmayıp bir de cezasızlıkla ödüllendiren bu devletin kendisi değil mi?

    Kutlu Adalı’yı faillerinin hem meçhul hem de meşhur olduğu bir suikastla aramızdan alanlarla, Uğur Mumcu’yu bombayla parçalayanların devlet katında hâlâ makbul sayıldığını, geçmişte birlikte iş tuttukları ama şimdi “Mafya lideri” dedikleri birinin itiraflarında bir kez daha duymadık mı?

    Gözaltına alındıktan sonra Servet Turgut’u işkence ederek öldüren, Osman Şiban’ı ağır yaralayan askerler de “Evet yaptık ama onlar milislerdi” diye suçu itiraf eden içişleri bakanı da bu ülkenin, kutsallaştırıp her türlü suçtan azade tutulmaya çalışılan bu devletin görevlisi değil mi?

    Roboski’de savaş uçaklarıyla paramparça edilerek öldürülen sivillerin katledilmesinden sorumlu olanlar yargıdan kaçıran devletin kendisi değil mi?

    Listeyi uzatmak, çok uzatmak mümkün. Öyle bıktırıcı bir sabıka listesi çıkar ki ortaya, herkes hukukla kendini var etmesi bir zorunluluk olan devletin, hukukla bağı kalmadığında terörist dediklerinden bir farkı olmadığı gerçeğiyle bir kez daha yüzleşmek zorunda kalırsınız. Bugün hayatta olanların, yani henüz kendisine bir mezarlık biçilmemiş olanların, adları anılan ve anılmayan kayıplarımızla terbiye edilmek istendiği, ölümle tehdit edilip sindirilmeye susturulmaya çalışıldığını da görebilirsiniz.

    İşte devlet aklı dediğimiz tam da bu değil midir?

    Bana yöneltilen tehditler maalesef sözlerimin teyididir. Kimin TBMM’ye kimin mezarlıklara kimin ise demir parmaklıklar ardına layık olduğuna karar veren aklın kendine hak gördüğü yargıçlık makamı, katil dediğim karanlık yapının ta kendisidir.

    Ve kendisinden olmayana mezarlık ya da demir parmaklık istikameti veren bu devlet aklının yeri tarihin çöplüğüdür. Onun yerine kendinden olmayanı yok etmeyi değil onunla birlikte yaşamayı önceleyen aklı kurmak için köhnemiş ne varsa, evet yıkılmalıdır. Cinayet emri veren, katilini işkencecisini koruyan değil, işlenen suçların hesabını soran bir devlet için daha eşit, özgür düşüncenin yeşerdiği bir hayat için bu kısır döngü son bulmalıdır.

    Talep ettiği temel hak ve özgürlükleri sadece sosyal medyaya hapsedip o yankı odasının büyüsüne kapılanların trol linçinden etkilenmemesi mümkün değildi. Öyle de oldu. Dolayısıyla kendisini bu faşist rejimin muhalifi diye tanımlayan ancak iktidara siyasal karakteristiğini verenin mevcut devlet paradigması olduğunu kabullenemeyip hakikatle yüzleşmekten kaçınanlara da birkaç sözüm olacak.

    Faşist rejimin sahipliğini mevcut emanetçilerden ibaret sayanlar, devlete değil hükümete katil demem gerektiğini, sorumlunun mevcut iktidar olduğunu söylüyorlar. Bu memlekette, güya birbirine taban tabana zıt pozisyonlar almış olan iktidar ve muhalefetin tabanı arasındaki “kutsallık geçişkenliği” ezici çoğunluğun demokrasi derdinin olmadığının da kanıtı adeta. Öyle ki yıkılması gerekenin mevcut devlet düzeninden önce devletin kitleler nezdindeki büyüsü olduğunu da gösterdi. Devletin geçmişten bugüne uzanan davranış kalıplarını ve hukuksuzluklarını meşrulaştıran o büyüyü yok etmek zaten halihazırdaki devlet düzeninin de ortadan kalkması anlamına geliyor.

    Yukarıda kısa bir örnek liste olarak sıraladığım kanlı tarihçe katillerin ve suçlarının sadece mevcut iktidarla sınırlı olmadığını anlatıyor. Ki çok daha gerilere kadar gitmek de mümkün. Siyaset-Mafya-Bürokrasi üçgeninde yer alan kirli ilişkiler ağıyla devletin on yıllardır mafyayla iş tutması, kamu ihaleleri bahşetmesi, kirli işlerini gördürmekle kalmayıp bir de ortaya dökülen suçları için cezasızlık zırhı bahşetmesi sadece bugünün tartışması mıdır?

    Bu kirin adına “Mafya devleti” deyince hoşuna gidenlerin, o kirin içinde kanlı katliamlar ve cinayetler olduğu gerçeği karşısında takındığı “hassasiyetle” ilgili kendisine sorması gerekenler var. Ne bu tuhaf “hassasiyetle” ne de devletin kanlı ve kirli geçmişiyle yüzleşmek bizi küçültür. Aksine gelecek kuşaklara adil, özgür, eşit ve onurlu bir yaşamın kapısını açar. Zira hukukla hesaplaşılmış bir yüzleşmeyle sağlanan adalet ve insan onuru, arkasına sığınılan kutsallardan çok daha değerli. Özlemini duyduğunuz demokrasi eğer evrensel normlara sahip değilse ve hukukun üstünlüğünü egemen kılmayı amaçlamıyorsa AKP ve ortaklarının gitmesiyle gelecek olanın da mevcut düzenin sahiplerinin el değiştirmesinden ibaret kalacağının altını çizmek gerek.

    Söylediklerimin ifade ediş biçiminin yanlışlığına işaret edenler ya da zamanlamayı kötü bulanlar da oldu. Yıkılması istenenin yerine hukuk ve demokrasi normlarının egemen kılındığı yurttaş odaklı bir düzenin inşa edilmesini talep eden sözlerimi dinlemedikleri, duymadıkları ve duymak istemedikleri için de bağlamından koparılmış sözlerin şehvetine kapılıp linçe ortak oldular. Devleti kutsal görmekle kalmayıp siyasal iktidar ile o erk sahiplerine şekil veren devletin iç içeliğini bile isteye gözden kaçıran bir “eleştirel” tutumdu bu. Bir organize suç örgütü liderinin ifşalarında da ortaya çıkan devletin cinayetler işlediği gerçeğini görmezden gelen bu eleştiri sahiplerine göre Saray Rejiminin yağma ve talan düzenini tartışanlar için sözlerim “iktidarın gündem değiştirmesini” sağlamıştı.

    Her türlü hukuksuzluktan yağma ve talana, kamu ihalelerinin bir avuç yandaş sermaye grubuna peşkeş çekilmesinden kendi bakanlığını dolandıran bakanların yolsuzluklarına kadar her şeyin gözümüzün önünde gerçekleştiği yıllara yayılan bir dönemde ne çok olay için kullanıldı bu sözcükler. “Gündem değiştiriyorlar” argümanı hayli eski, yıpranmış ve gerçeği anlatmıyor. Başıma gelen son linçin muhalifleri de peşine takması da gösterdi ki sosyal medyanın kontrolü de troller eliyle iktidara ait. Haliyle bu iktidarın gündem değiştirme derdi yok. Sosyal medyadan ölçüm yaparak tek gündemin kendi gerçeği ya da konuştuğu olduğuna inanan siyaset erbabı ve toplum, iktidarın da kendi kendisine yerinden olacağına inanmış durumda. Tüm bu yanılsamanın özeti risk almadan muhalifçilik oynayanların ağır bir konforuna düşkünlük eğilimini anlatıyor.

    Peker’in ifşaları savcılık, kitlesel parlamenter muhalefet ve yaygın medya nezdinde bir tartışmanın odağında bile değil. Defne isminin, bir gün önce anlatılan Kutlu Adalı’nın öldürülmesinden bile daha çok tartışıldığı bir alanda ifşaları karşı koyamadığı bir şehvetle dinleyenlerin biriken öfkesini sosyal medyadan taşırıp sokağa dökmek gibi bir niyet ve arzusu yokken değiştirilmeye ihtiyaç duyulan bir gündem yok iktidar açısından.

    Bu ifşaların iktidar bileşenleri içinde bir huzursuzluk kaynağı olduğu ne kadar gerçekse huzursuzluğun sadece kire bulaşmış olanların teşhir olacağı korkusundan öteye gitmediği de o kadar gerçek. Ancak iki büyük denetleme mekanizması olan yargı ve medyanın iktidar kontrolünde olduğu ve iktidar denen mafya yapılanmasında herkesin suça bulaştığı hesaba katılırsa kimsenin kimseyi satamayacak pozisyonda olduğu gerçeği de tüm çıplaklığıyla karşımızda duruyor.

    Ortaya çıkan tabloda iktidarda kaygı yaratan ve dile getirilmeyen tek endişe, korku ile birlikte büyüyen öfkenin sokağa taşması. O yüzden mevzunun bir yankı odasından ibaret olan sosyal medyada sıkıştığı alanın dışına çıkmasını istemiyorlar. Çıkana da had bildirmeye çalışan tehditler savuruyorlar.

    Siyasi parti kılığına giren bir çete çok zaman önce memleketin havasına, suyuna, toprağına, çocuklarımızın yarınına çöktü. Yurttaş değil de tebaa muamelesi yapılanlar elindeki bu devletin temiz olduğuna inanıyor mu gerçekten? Kirli, yozlaşmış bir başka rejimi sonlandırarak kurulan ve temiz olduğu sanılan devletin yerinde olduğunu, yıkılmadığını düşünenlere gördüğünün geçmişin bir illüzyonundan ibaret olduğunu söylemek de borcumuz.

    Rejimin tepeden tırnağa değiştirilip Parlamentosu dahil tüm kurumlarının tamamen işlevsiz hale getirildiğini herkes söylemiyor mu?

    Yargı sistemi adaleti yutan birer kara deliğe dönüşen adliye binalarında vesayet altında tutulmuyor mu?

    Bir diğer, sivil denetim organı olan medya bir mafya rejiminin halkla ilişkiler ajansına dönüşmedi mi?

    “İnsanı yaşat ki devlet yaşasın” diyenlerin berbat yönetim anlayışıyla bir salgın hastalığın pençesinde ölüme terk edilmedik mi?

    O kutsal sayılan devletin herhangi bir ülke nezdinde itibarı, parasının değeri kaldı mı?

    Ormanlardan arazilerine, derelerinden limanlara, fabrikalardan kurumlara kadar devlete, kamuya, halka yani size ait olan ne varsa özelleştirme adı altında ilgilisi ve karar vericisine komisyonunu ödeyenlere peşkeş çekilmedi mi?

    Bu talanın vergileri tüm yurttaşların kamburu haline getirilmedi mi?

    Fırsat eşitsizliğinin yanı sıra bir de içi boşalmış bir eğitim sistemiyle diplomalı cahiller olarak mezun edilen gençler devlet malını peşkeş çekilenlere sömürülecek iş gücü haline getirilirken kendi çocukları, akrabaları ve yandaşları el üstünde tutulup lüks ve şatafata boğulmadı mı?

    Hem yanıtı kendi içinde barındıran bu sorular da hem de kavgasını verirken söylediğim her söz demokrasi mücadelesinin özüne dair bir çağrıyı barındırıyor. Ve bu mücadele parlamentoya da bizleri hapsetmek istedikleri sosyal medyaya da sığmaz. Sokaklar, meydanlar, parklar, yurttaşların bir araya geldikleri, taleplerini ve itirazlarını dile getirdikleri tüm alanlar, tıpkı seçim sandıkları gibi, demokrasi mücadelesinin olmazsa olmazlarıdır. Bugün üzerimize düşen, bu deli gömleğini giymeyi ve bizi sıkıştırmak istedikleri umutsuzluğu reddetmek; sokakları, kent meydanlarını eşit, adil, laik ve gerçekten demokratik bir Türkiye mücadelesiyle doldurmaktır.

    Ve endişeniz olmasın. Devletin, iktidarın ve bu yapıyla ilişkili her türlü güç odaklarının kirini teşhir etmek, ülkeyi toplumu bu pisliklerden arındırmaya çalıştığımız demokrasi ve hukuk mücadelesi zaten yıllardır tek gündemimiz.

    Devletin karanlıkları örten, hak arayanları ezen bir kalkana dönüşmediği içinde umutlarımız olan bir gelecek için konuşuyorum, çabalıyorum ve var olmaya devam ediyorum. Gücün istismarına, yaşamların sömürüsüne değil herkesin kendini ifade edebildiği bir gelecekte yurttaşların hayallerine aracılık eden bir devlet tasavvurunda buluşmak üzere…”

    (HABER MERKEZİ)

  • 10 Ekim Gar Katliamı avukatları: 9 Haziran’da adaletin takipçisi olmaya çağırıyoruz!

    10 Ekim Gar Katliamı avukatları: 9 Haziran’da adaletin takipçisi olmaya çağırıyoruz!

    PİRHA-10 Ekim Ankara Katliamı Davası Avukat Komisyonu, 9 Haziran’da görülecek davaya ilişkin katılım çağrısı yaparak, “2015’te yaşanan katliamların gerçek sorumlularının bir an önce ortaya çıkarılarak yargılanmasını sağlamak için herkesi, 10 Ekim Ankara Katliamı davasında bizlerle birlikte adaletin takipçisi olmaya çağırıyoruz” denildi.

    10 Ekim Ankara Katliamı Davası Avukat Komisyonu, 9 Haziran’da görülecek duruşmaya ilişkin yazılı açıklama yaptı. Avukat komisyonu, Ankara Gar Katliamının mafya, siyaset, bürokrasi ve medya arasındaki kirli ilişkilerden bağımsız olmadığı vurgusu yaparak, Ankara 4’üncü Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülecek duruşmaya katılım çağrısı yaptı.

    Suç örgütü elebaşı Sedat Peker’in iddialarına 10 Ekim Ankara Katliamı Dava sürecinde aşina olunduğu belirten açıklamada, “5 yıldır katliamın gerçek sorumlularının şu anda yargılanan İŞİD’lilerden ibaret olmadığını, katliamların gerçekleşmesinde kamu görevlilerinin ve siyasetçilerin de parmağı olduğunu, kendi siyasal çıkarları için katliamlara göz yumduklarını ve katliam faillerini koruyup kolladıklarını söylüyoruz. Nitekim davadaki 200’ü aşkın klasörden oluşan belgeler ve kanıtlar, hem 10 Ekim Ankara katliamının hem de o dönem yaşanan bütün katliamların göz göre göre geldiğini, engellenmediğini ve hatta bunlara yol verildiğini göstermektedir” ifadeleri yer aldı.

    “ADALETİN TAKİPÇİSİ OLMAYA ÇAĞIRIYORUZ”

    Açıklamada ayrıca toplumsal bir hesaplaşma gerektiği vurgusu yapılarak şu ifadelere yer verildi:

    “Bu hesaplaşma yapılmadığı sürece, bu kirli ilişkiler ağının birer parçası olan isimler, bir yandan kendi çıkarları için uyuşturucudan petrol ticaretine, silah ve insan kaçakçılığından katliamlara kadar her türlü organize suçu işlemeye devam ederken öte yandan da saygın işadamı ya da milletvekili, muteber gazeteci ya da emniyet görevlisi kılığında aramızda dolaşmaya ve bütün ülkeyi bir suç bataklığına dönüştürmeye devam edeceklerdir. İşte bu yüzden yeni katliamlara seyirci olmamak ve 2015’te yaşanan katliamların gerçek sorumlularının bir an önce ortaya çıkarılarak yargılanmasını sağlamak için 9 Haziran saat 10.00’da herkesi Ankara 4’üncü Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülecek olan duruşmaya katılmaya, 10 Ekim Ankara Katliamı davasında bizlerle birlikte adaletin takipçisi olmaya çağırıyoruz.”

    PİRHA/ANKARA

  • Pir Kılavuz’dan uyarı: Alevilere karşı bir hazımsızlık var, dikkatli olmalıyız-VİDEO

    Pir Kılavuz’dan uyarı: Alevilere karşı bir hazımsızlık var, dikkatli olmalıyız-VİDEO

    PİRHA-Alevi Bektaşi federasyonu (ABF) İnanç Kurulu ve Mersin Cemevi Başkanı Pir Hasan Kılavuz, organize suç örgütü başı Sedat Peker’in “Derin Mehmet’in adamlarının planları bir cemevine saldırıdır” iddiasına ilişkin konuştu. Kılavuz, bu topraklardaki Alevi katliamlarının karanlık güçler tarafından yapıldığına işaret ederek, “Alevilere karşı bir hazımsızlık vardır” dedi.

    Organize suç örgütü başı Sedat Peker sosyal medya hesabı üzerinden yaptığı bir paylaşımla, “Derin Mehmet’in adamları tarafından geçmişte Gaziosmanpaşa’daki kahve saldırısından çok daha büyük bir eylem yapılıp, ülkede kaos çıkarma istediklerini, bir cemevine saldırı planladıklarını iddia etmişti.

    Alevi Bektaşi federasyonu (ABF) İnanç Kurulu ve Mersin Cemevi Başkanı Pir Hasan Kılavuz, Sedat Peker’in bu iddiasına dair değerlendirmelerde bulundu.

    Kılavuz, Peker’in karanlık güçlerin içinden biri olduğunu ve Türkiye’de devrimcilere, demokratlara, aydınlara, ilericilere, kurumlara, kuruluşlara hep karanlık güçler tarafından saldırılar yapıldığını belirterek, “Bunlar su üzerine çıkmadan yer altında, el altında örgütlenerek, teşkilatlanarak, bilinmeyen belli güçlerden de güç alarak saldırılarını gerçekleştiriyorlar ve bunlar hep karanlıkta kalır, faili meçhul olur, bulunmaz, tespit edilmez. Bulunması ve tespit edilmesi için uğraşanlar susturulur, uzaklaştırılır. Sedat Peker’in söylediği ve anlattığı böyle bir şeydir” dedi.

    “DİKKATLİ OLMALIYIZ”

    Bu topraklardaki Alevi katliamlarına bakıldığı zaman hepsinin karanlık güçler tarafından yapıldığına işaret eden Kılavuz, “1950’den bugüne kadar yapılan bütün katliamların hepsi karanlık güçler tarafından yapılmıştır. Sivas, Çorum, Maraş, Gazi olayları karanlık güçler tarafından tertip edilmiş ve yapılmıştır. Sedat Peker de o karanlık güçler içerisinde belli mevkilere gelmiş, belli kurumlar tarafından beslenmiş, oralara gelmiştir. Bugün o kurumlarla, kuruluşlarla, karanlık güçlerle ters düşmüş ve bunları itiraf ediyor. Bunun yabana atılır tarafı yok. Dikkat etmek lazım” diye konuştu.

    “ALEVİLERE KARŞI BİR HAZIMSIZ VAR”

    Mersin Cemevine yönelik 2017 yılında saldırı planlarının deşifre olduğunu hatırlatan Kılavuz, şunları ifade etti:

    “Daima belli kurumlar, kuruluşlar hedef gösteriliyor. Alevi camiasını sindirmek, kavga ortamını kızıştırmak, huzuru bozmak ve toplumu birbirine düşürmek amacıyla Alevi camiasında katliamlar düzenliyorlar. Çünkü bunun tespitleri, örnekleri var. Çorum olayları işte böyle başladı. Evvela saldırılar başladı, belli yerlerde katliamlar yapıldı.

    Alevilere karşı bir hazımsızlık vardır, bu da bir gerçektir. Yani devlet Alevilerin yanlı ve taraflı olduğunu biliyor. Aleviler neden yanlı ve taraflıdır. Çünkü Aleviler demokrasiden yana, insan haklarından yana, mazlumdan yana olan bir halktır. Eğer bir yerde bir sömürü varsa, baskı varsa, zulüm varsa Aleviler daima o baskı, zulüm ve sömürüye uğrayanların safında yer almıştır. İnanç ve ibadetteki pirlerimizin, ulularımızın beyanları da hep bu doğrultudadır. Onun için bunu kabullenmeyen, çekemeyenlerin böyle birtakım tedbirleri olur. Bundan dolayı tedbirli ve dikkatli olmanın faydaları olacağına inanıyorum.”

    “ALEVİLERİ SİNDİRME POLİTİKASI UYGULANIYOR”

    Ziyaretgahların yaz döneminde dolup taştığının altını çizen Kılavuz, “İşte bu tedirginlikleri yaratarak o tür yerlere gitmeyi engellemek de isteniyor. Eylem alanlarında, gittiğimiz etkinliklerde zaman zaman görüyoruz. Örneğin Maraş etkinlikleri yapıldığı zaman görüyoruz. Yıllardır, binlerce insanın gelmesi gereken o kabristanlarda, mezarlarda mumların yakılması gerekirken, bizler kuru temsilciler düzeyinde 50-100 kişi gidebiliyoruz. İşte bu bir sindirme politikasıdır. Bu politikaları körükleyenler var. Bunlara karşı birlik içinde olmalıyız” diyerek sözlerini tamamladı.

    Diren KESER/MERSİN

     

  • Karadeniz Alevi Bektaşi Federasyonu Başkanı, 10 maddelik taleplerini açıkladı

    Karadeniz Alevi Bektaşi Federasyonu Başkanı, 10 maddelik taleplerini açıkladı

    PİRHA- Karadeniz Alevi Bektaşi Federasyonu (KAD-FED) Başkanı Muharrem Erken, organize suç örgütü başı Sedat Peker’in, cemevlerine dönük saldırı iddiasına ilişkin yazılı bir açıklama yaparak tepki gösterdi. Erkan, katliamların sorumlularının yargı önüne çıkartılmasını isteyerek, 10 maddelik taleplerini sıraladı. 

    • Tüm faili meçhuller, kayıplar araştırılıp gün ışığına çıkartılarak suçluların yargılanmasını;

    Organize suç örgütü başı Sedat Peker’in, Mehmet Ağar’ı kastederek, “Mehmet’in adamlarının planları bir cemevine saldırıdır” iddiasının ardından, Alevilerin tapkileri ve açıklamalar sürüyor.

    Karadeniz Alevi Bektaşi Federasyonu (KAD-FED) Başkanı Muharrem Erkan, organize suç örgütü başı Sedat Peker’in  iddialarına ilişkin yazılı bir açıklama yaptı.

    Açıklamada, “Bugün Maraş, Çorum, Gazi, Ümraniye, Sivas ve birçok olayın gerçek sorumluları yargının önüne çıkartılamadı. Susurluk’ta tüm insanların gözlerinin önüne saçılan “devlet-mafya-polis“ işbirliği ortaya çıkmış, bu olayın yeterli araştırması yapılarak gün ışığına çıkartılamamıştır” hatırlatılması yapıldı.

    “MARAŞ, GAZİ VE SİVAS GİBİ BİRÇOK OLAYIN GERÇEK SORUMLULARI YARGI ÖNÜNE ÇIKARTILMADI”     

    Karadeniz Alevi Bektaşi Federasyonu’nun açıklaması şu şekilde:

    Sedat Peker, Mehmet Ağar’ı kastederek, “Mehmet ve adamlarının planları bir cemevine saldırıdır“ şeklindeki iddiası, bizlerdeki, geçmiş yıllarda yapılan faali meçhul ne kadar olay varsa hükümet yetkililerin bilgisi dâhilinde geliştiği kanısını yükseltmektedir.

    Demokratik ülkelerde vatandaşın, yurttaşın, mal, can güvenliğinden devlet erkinin güç mekanizmasını yönlendiren hükümetin sorumluluğu altındadır. Suç örgütü lideri, geçmiş yıllarda yapılan katliam, saldırı, vatandaşın malına el koyma, gibi suç işlemleri, bu suç örgütleri tarafından, hükümetin önemli makam, mevkiinde bulunan kişilerin bilgisi, isteği, arzusu, yönlendirmesiyle yapıldığı iddiasında bulunulmaktadır.

    Bugün Maraş, Çorum, Gazi, Ümraniye, Sivas ve birçok olayın gerçek sorumluları yargının önüne çıkartılamadı. Susurluk’ta tüm insanların gözlerinin önüne saçılan “devlet-mafya-polis“ iş birlikteliği ortaya çıkmış, bu olayın yeterli araştırması yapılarak gün ışığına çıkartılamamıştır. Galatasaray Lisesi’nin önünde yıllardır her cumartesi günleri gözyaşlarını yüreklerine akıtan anaların sessiz çığlıkları duyulmuyor, görülmüyor. Seçim arifelerinde sözde dinlenilen, analara, “Katiller bulunacak, çocuklarınızı bulacağız, getireceğiz” sözleri havada kalmıştır. Bugün bu anaların demokratik hakları olan gösteri hakları, orantısız saldırılara maruz kalmaktadır.

    “DEVLETİN HER TÜRLÜ TERÖRÜN KARŞISINDA YER ALMASI GEREKMEKTEDİR”

    Hukuk devletlerinde bağımsız yargının, cumhuriyet savcıları bu gibi iddiaların araştırılması, soruşturulması yönünde adımlar atar. Cumhurun (halkın) haklarının savunucusudur. Mal, can güvenlikleri yasalarla güvence altındadır. Devletin her türlü terörün karşısında yer alması gerekmektedir. Ülkemizde bunun böyle olmadığını yaşayarak, gözlemlemekteyiz.

    Anayasamızın 2. maddesi, “Türkiye cumhuriyeti, demokratik, laik, sosyal hukuk devletidir” demektedir. Yürütme erkini elinde bulunduran hükümetler anayasamızın bu maddelerinin uygulanmasını sağlaması gerekmektedir. Şayet yürütme erkini elinde bulunduran hükümetler anayasanın maddelerine aykırı hal, hareket, davranış, uygulamalarda bulunduğunda anayasa mahkemesi müdahil olur.

    Gel gör ki yeterli müdahale yapılmamaktadır. Ülkemiz laik ülke değildir. Laik ülkede zorunlu din dersi, devlet bünyesinde Diyanet kurumu, devlet erkini elinde bulunduran yürütme görevini yerine getiren kişilerin kendi inançsal yapısını topluma dayatamaz, devlet imkân olanaklarını kullanamaz, inançsal şovlar yapamaz. Ama ülkemiz de yapılmaya devam edilmektedir.

    “YAŞAMAK TEK VE HÜR VE BİR ORMAN GİBİ KARDEŞCESİNE, ŞİARI YAŞAM FELSEFEMİZDİR”

    Karadeniz Alevi Bektaşi Federasyonu konuya ilişkin taleplerini şöyle sıraladı:

    • Tüm faili meçhuller, kayıplar araştırılıp gün ışığına çıkartılarak suçluların yargılanmasını;
    •  Meclis araştırmalarının yapılmasını, yürütmedeki görevi kötüye kullananların yargı önünde gerekli hesabı vermesini,
    •  Kuvvetler ayrılığının demokratik yönetim biçimlerindeki önemi bilinmektedir. Yasama, yargı, yürütme, basın, demokratik kitle örgütlerinin özerk olması, siyasal yapıların üzerinde bulunması acilen sağlanmasını,
    •  Bilimsel, özerk üniversiteler ve eğitim kurumları oluşturulmasını,
    • Diyanet kurumunun dağıtılmasını, cemevleri yasal statüye kavuşturulmasını,
    • Maraş, Çorum, Gazi, Ümraniye katliamı davası yeniden açılıp gerçek sorumlular hesap vermelidir.  28 yıldır Sivas ( madımak)  davası bir türlü sonuçlandırılamadı, gerçek sorumlular bir türlü yargılanmadı, acilen gerekli adımların atılarak, gerçek suçluların yargılanmasını,
    • Alevilerin inançsal yapısının temel taşlarını oluşturan dergâhlar Hünkâr Hacı Bektaş Veli Vakfı’na teslim edilmesini,
    • Laik devletlerde “zorunlu din dersi“ olmaz, acilen tüm eğitim kurumlarında zorunlu din derslerine son verilmesini,
    • Demokratik ülkelerde örgütlü gücün önemi bilinmektedir. Her türlü örgütlenme hakkının önündeki engellerin kaldırılmasını,
    • “Eşit yurttaşlık hakkı” talep hakkımızın uygulanmasını, acilen talep etmekteyiz.

    Bu ülke hepimizin, hep beraber dostça kardeşçe bir arada yaşamak arzumuzdur. Nazım üstadın dediği gibi  “Yaşamak bir ağaç gibi tek ve hür ve bir orman gibi kardeşçesine” şiarı yaşam felsefemizdir.

    PİRHA HABER MERKEZİ

  • AABK Genel Sekreteri Kılıçkaya: Saldırılar, toplumların dayanışması ve mücadele birliğiyle engellenir

    AABK Genel Sekreteri Kılıçkaya: Saldırılar, toplumların dayanışması ve mücadele birliğiyle engellenir

    PİRHA-Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu Genel Sekreteri Erdal Kılıçkaya, organize suç örgütü başı Sedat Peker’in, kaos çıkarılmak için cemevine dönük bir saldırı planının yapıldığına ilişkin iddiasına tepki göstererek, “Ülkenin Cumhurbaşkanı “Daha neler olacak neler” diyerek hazırlanan komplonun haberini veriyor” dedi. 

    Organize suç örgütü başı Sedat Peker geçen günlerde sosyal medya hesabı üzerinden yaptığı bir paylaşımla “Derin Mehmet’in adamları tarafından geçmişte Gaziosmanpaşa’daki kahve saldırısından çok daha büyük bir eylem yapılıp, ülkede kaos çıkarma planlarını boşa çıkarabilmek içindir. Planları bir cemevine saldırıdır” iddiasında bulundu.

    Açıklamanın ardından tepkiler sürerken, bir açıklama da Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu (AABK) Genel Sekreteri Erdal Kılıçkaya’dan geldi.

    “NEDEN ALEVİLER KONUSUNDA ‘PUSUYA YATMIŞ AVCI’ GİBİ DAVRANILIYOR”

    Açıklamada, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin Cumhurbaşkanından, bakanlarından, “Kaygılanmayın, sizin için buradayız, birlikteyiz” mesajı vermemelerini eleştiren Kılıçkaya, “Böyle bir açıklamanın halkta, Alevi yurttaşlarda güven duygusu yaratacağı kesinken, niçin özellikle Aleviler konusunda “pusuya yatmış avcı” gibi davranılıyor? Böyle yaparak geçmişte yaşanan o karanlık ve utanç dolu vakalara yenileri mi eklenmek isteniyor? Yoksa yaratılan bu korku iklimi, sadece Saray’a değil, bu kirli düzenin devamına da mı yarıyor?” diye sordu.

    “ALEVİLER ÜZERİNDEKİ BASKIYI ARTTIRARAK, ALEVİ TOPLUMUNUN DEPREYONA GİRMESİ İSTENİYOR”

    Kılıçkaya,  “İç ve dış siyasette, ekonomide, sağlık politikalarında köşeye sıkışan iktidarın, tıpkı Haziran 2015’teki seçim yenilgisinden sonra olduğu gibi, ülkeyi krize sürükleyip provokasyonlarla gücünü korumaya çalışacağı tezi sıkça dile getiriliyor. Ülke ağır bir toplumsal bunalıma doğru sürükleniyor” ifadelerine yer vererek şunları söyledi:

    “Bu bunalım ikliminin bedeli Alevilere ödetilmek isteniyor. Biliyoruz ki, yoksullaşmanın ve eşitsizliklerin baskıcı politikalar olmadan yönetilmesi mümkün değil. Ülkede gittikçe derinleşen yoksulluğun ve buna eşlik ederek artan eşitsizliğin doğuracağı bireysel ve toplumsal tepkileri, Alevilere yönelik bir katliamla örtbas etme fikri bile bir insanlık suçudur.

    Bu düşünceden yola çıkarak Aleviler üzerinde oluşturulmak istenen baskı ile, “Canımız istediğinde, çıkarlarımız doğrultusunda, size saldırır ve hatta katledebiliriz” deniyor. Aleviler üzerindeki baskıyı, korkuyu arttırarak, Alevi toplumunun depresyona girmesi isteniyor.”

    “ALEVİ NEFRETİ HEP KÖRÜKLENDİ”

    Bugüne kadar ülkede toplumsal olarak koşullandırılmış ilişkilerde Alevi nefretinin hep körüklendiğinin altını çizen Kılıçkaya, “Öyle bir boyut aldı ki, Madımak’ın önünde “Yak ulan yak. Cehennem ateşi” diyerek katliam karşısında sevinç çığlığı atan, insanların diri diri yakılmasını isteyen bir cinnet hali yaratıldı. Bu kin ve nefret, her dönem değişmeyen şeylerin ağırlığı olarak, Alevilerin tepesinde hazır kıta bekletildi” dedi.

    Kılıçkaya, “Toplumsal bir çöküntünün yaşandığı günümüz Türkiye’sinde, güvensizliğin ve huzursuzluğun her şeye hâkim olduğunu belirterek, Bu karmaşık durum karşısında saldırganlıkların artacağı kesinken, ilk katli vacip topluluğun Alevilerin olduğu gerçeği hiç değişmedi. Bir Cuma namazı çıkışı, Alevilerin yoğun yaşadığı mahallerden birisine veya bir cemevine, ya da bir Alevi önde gelenine saldırma planı hiç kimseyi rahatsız etmedi” ifadelerini kullandı.

    “KATLİAMIN HEDEF KİTLESİ HEP ALEVİLER”

    Kılıçkaya, açıklamasında şu ifadelere yer verdi:

    “Aslında “Alevinin katli vaciptir” diye saldıranın, şu veya bu nedenden dolayı toplumdan sürekli dışlanmış olanın da mağdur olduğunu, kendi acı gerçekliğiyle ilişkilerinin koptuğunu görürüz. Bütün bu suçlular, kendi mağdur olma durumlarından ve zayıflıklarından ancak başkalarına acı çektirerek kurtulmaya çalıştıklarını göremezler. Katliamın hedef kitlesinin hep Aleviler olduğunu, bu ülkenin aydını, solcusu hiç göremez.

    Tabi bizler, Türkiye’de Alevilere dönük provokatif girişimler ve tasfiye operasyonlarının ilk olmadığını, Koçgiri’den başlayan ve Dersim’le, Sivas’la, Maraş’la, Çorum’la devam eden ve son aşamada da devletin, metropollerdeki Alevileri sindirmek, toplu yaşam alanlarını yok etmek, asimile etmek, inançlarını geriletmek yönünde adımlar attığını, tarihsel olarak da biliyoruz.

    Şimdiye kadar Alevi toplumu sürekli katliamlarla hemhal olmuş bir toplum. Bu güne kadarki katliamların hiçbirinin faili bulunamadı. Doğrusunu söylemek gerekirse bulunmasını da beklemiyorduk. Devletten o zaman beklemediğimiz şeyi şimdi de beklemiyoruz ve ummuyoruz.”

    “ALEVİLERİN ÖRGÜTLÜLÜĞÜNÜ SAĞLAMI GEREKİYOR”

    Kılıçkaya, Alevi toplumunun acilen kendi öz savunmasını, örgütlülüğünü sağlaması gerektiğini vurgulayarak, “Tüm Alevilerin, Alevi kurumlarının yan yana gelerek, demokrasi güçleriyle beraber bütün kirliliklere karşı ortak bir tutum alması gerekiyor. Peker söylediği için değil, genel olarak bu konularda temkinli ve uyanık olmakta, Alevilerle kaderi ortak yazılmış olan bütün toplumlar, bir dayanışma ve mücadele arkadaşlığı içerisinde olmaya devam etmelidir. Zaten bu tarz şeyler Sedat Peker gibilerin ifşaatlarıyla engellenmez, tam tersi toplumların dayanışması, mücadele birliği ve birikimleriyle engellenir” diye belirtti.

    (HABER MERKEZİ)

  • HDP heyetinden Alevi Dernekleri Federasyonu’na ziyaret-VİDEO

    HDP heyetinden Alevi Dernekleri Federasyonu’na ziyaret-VİDEO

    PİRHA- Organize suç örgütü başı Sedat Peker’in, kaos çıkarılmak için cemevine dönük bir saldırı planının yapıldığına ilişkin iddiasının ardından, Halkların Demokratik Partisi (HDP) milletvekilleri Musa Piroğlu, Ali Kenanoğlu, Parti Meclisi üyeleri ve il örgütünden oluşan bir heyet, İstanbul’un Küçükçekmece ilçesinde bulunan Alevi Dernekleri Federasyonu Genel Merkezi’ne destek ziyaretinde bulundu.

    Organize suç örgütü başı Sedat Peker geçen günlerde sosyal medya hesabı üzerinden yaptığı bir paylaşımla “Derin Mehmet’in adamları tarafından geçmişte Gaziosmanpaşa’daki kahve saldırısından çok daha büyük bir eylem yapılıp, ülkede kaos çıkarma planlarını boşa çıkarabilmek içindir. Planları bir cemevine saldırıdır” iddiasında bulundu.

    Bu açıklamalardan sonra HDP milletvekilleri Musa Piroğlu, Ali Kenanoğlu, Parti Meclisi üyeleri ve il örgütünden oluşan bir heyet İstanbul’un Küçükçekmece ilçesinde bulunan Alevi Dernekleri Federasyonu Genel Merkezi’ne destek ziyaretinde bulundu.

    “BU DURUMA HALKIN TEPKİSİZ KALMAMASI GEREKİR”

    HDP heyetini karşılayan Alevi Dernekleri Federasyonu Genel Başkanı Celal Fırat, “Bu coğrafyada yaşayan bütün halkların “zulme dur” demesi gerektiğini ifade etti.

     Fırat, şunları kaydetti:

    “Hep beraber gelenek, göreneklerimizi yaşıyoruz. Bu ülkede ezilmiş halkları hedefe almak ne demektir? AKP mağduriyet üzerine iktidar oldu ama şu an halkları mağdur edecek duruma geldi. Birilerinin buna dur demesi lazım. Buna dur diyecek olan da halktır. Bu duruma halkın tepkisiz kalmaması gerekir. Bu mantığın ve zihniyetin bir an önce temizlenmesi lazım. Bunu da hep beraber başaracağız.”

    “İKTİDAR, KÜRT VE ALEVİLERE DÖNÜK DÜŞMANCA SİYASET YÜRÜTÜYOR”

    Ziyarette konuşan HDP Milletvekili Musa Piroğlu ise Alevilere yönelik katliamlara imza atan ekibin içerisinde yer alan bir mafya liderinin bu denli açıklamalar yapmasının ciddi sonuçlar doğuracağının altını çizerek, iktidarın ayakta kalabilmek için Kürt ve Alevilere dönük düşmanca siyaset yürüttüğünü söyledi.

    Tarihin Kürt ve Alevilere dönük katliamlarla dolu olduğunu belirten Piroğlu, “Düşmanlık siyasetinin ülkeye getirdiği tek şey; çürümüş bir mafya düzeni ve baskı rejimidir. Tarihleri katliamlarla yoğrulmuş halkların bugün benzer tehditler karşısında bir arada durması ve bu tehditleri ortadan kaldırması için birlikte yürümesinden başka şansları yoktur” dedi.

    PİRHA/İSTANBUL

  • Türkdoğan: Devlet her türlü tedbiri almak zorunda, Aleviler de kendini korumalı-VİDEO

    Türkdoğan: Devlet her türlü tedbiri almak zorunda, Aleviler de kendini korumalı-VİDEO

    PİRHA-İHD Genel Başkanı Öztürk Türkdoğan, organize suç örgütü başı Sedat Peker’in, cemevlerine dönük saldırı iddiasına ilişkin “Alevilere yönelik provokatif saldırılar olabilir. Alevi toplumu, böylesi zamanlarda provokasyonlara gelmemeli” dedi. Türkdoğan, “Özellikle devlet yetkilileri, konuşulanları seyretmemeli. Her türlü önlemi almak zorundasınız. Alevi toplumu kendini koruyacak tedbirleri almalıdır” uyarısında bulundu. 

    Organize suç örgütü başı Sedat Peker’in, Mehmet ağar’ı kastederek, “Mehmet ve adamamlarının planları bir cemevine saldırıdır” iddiasının ardından bir açıklama da İnsan Hakları Derneği (İHD) Eş Genel Başkanı Öztürk Türkdoğan’dan geldi. PİRHA’ya konuşan Türkdoğan, “Alevilere yönelik provokatif saldırılar olabilir” diyerek toplumun provokasyonlardan uzak kalması gerektiğini vurguladı.

    “ALEVİLERİN SİNDİRİLMEK İSTEDİĞİ GÜNLERİ GEÇMİŞTE ÇOK YAŞADIK”

    Öztürk Türkdoğan, Sedat Peker’in iddialarını ciddiye aldıklarını belirterek “Çünkü içerden bir kişinin ifşaatları ile karşı karşıyız” yorumunu yaptı. Türkdoğan, Alevi sorunun çözülmesi gereken en temel konulardan biri olduğuna işaret ederek şu aktarımda bulundu:

    “Türkiye’de çok temel problemler var. Nasıl ki Kürt sorunu çözülememiş ise Alevilerin çok uzun zamandan beri dile getirdiği eşit yurttaşlık hakkı, talepleri de karşılık bulmamıştır. Türkiye’deki Diyanet İşleri Başkanlığı aslında bir nevi resmi Sünni Müslümanlığının devletleşmiş halidir. Bunun dışındaki inançları dışlayan, kabul etmeyen bir sistem var. Lozan anlaşmasıyla tanımlanmış, Müslüman olmayan çeşitli dini grupların; Hıristiyanlar gibi çeşitli hakları sınırlı olarak güvence altında olsa da ama nüfusun önemli bir kısmını oluşturan Alevilerin inançlarıyla ilgili dini, ahlaki veya inançsal değerleriyle ilgili herhangi bir resmi tanımı yok.

    Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin kararları ile birlikte Yargıtay’ın yeni aldığı bazı kararlar var. Ama hala cemevlerinin ibadethane statüsü kabul edilmemiştir. Hala zorunlu din dersi uygulamasına devam edilmektedir.

    “POLİTİKACILARIN DİNİ KULLANMASI ALEVİLERİ KORUMASIZ HALE GETİRİYOR”

    Türkiye’nin tarihinde Dersim’deki Soykırımı başta olmak üzere Alevilere dönük çok sayıda katliam var. 78 Maraş Katliamı, hafızalarımızdan hiç silinmeyen 2 Temmuz Sivas Madımak Katliamı, 90’lı yıllarda Gazi Mahallesi Katliamı… Tabi hep Alevi katliamlarından sonra yaşanan siyasi tartışmalara baktığımızda toplumun kutuplaştırıldığı ve özellikle Sünni-Müslüman dini değer anlayışı üzerinden bu kutuplaştırmanın sürdürüldüğü, Alevi toplumu üzerinde ise baskı politikasının sürdürüldüğü ve onların sindirilmek istediği günleri geçmişte çok yaşadık. Her tartışmada maalesef karşımıza bu çıkıyor. Özellikle çeşitli dini değerleri siyasetin malzemesi haline getiren politikacılar, bunu çok sık kullanıyor. Bu da aslında Alevileri korumasız bırakan bir durum.

    “PEKER’İN İDDİASINA ŞAŞIRMADIK”

    Peker bir iddiada bulundu ve şaşırmadık. Çünkü bu noktada çok sık Alevilere dönük provokatif saldırılar gerçekleşti. Yakın zamana kadar bazı yerleşim yerlerinde Alevilerin evlerinin üzerine çarpı işareti konulması, Alevilere ait değerlere hakaretler gibi özünde nefrete dayalı ayrımcılığı barındıran uygulamalar hep oldu. Burada tabii ki toplumun dikkati dağıtılmak isteniyor. Devlet içindeki çete yapılarının tartışılması yerine bu tarz toplumu birbirine düşürecek provokatif eylemlerle hem toplumun bir kesimi baskı altına alınmak isteniyor hem de tartışmalar başka boyutlara, yani Alevi-Sünni sorunu varmış gibi bir noktaya götürülmek isteniyor.”

    “ALEVİ TOPLUMU KENDİNİ KORUYACAK TEDBİRLERİ ALMALIDIR”

    İHD Eş Genel Başkanı Öztürk Türkdoğan, Alevilerin eşit yurttaşlık hakkı taleplerini hatırlatarak “Bu iktidar, defalarca söz vermesine, AİHM büyük dairesinin kararlarına rağmen bunları yerine getirmedi. Hakikate susamışlık var” diyerek toplumun adalet ısrarını sürdürmesi gerektiğini vurguladı.

    Öztürk Türkdoğan, provokatif söylemlere karşı uyarıda bulunarak sözlerini şu cümlelerle sürdürdü:

    “Tam da böylesi dönemlerde örgütlü bir şekilde bireysel insiyatifleri olarak değil, ama daha dikkatli olacak şekilde provokasyonlara gelmeyecek şekilde hakkımızı aramamız gerektiğini düşünüyorum. İktidarın özellikle yeni açtırdığı camilerde cuma günü duyduğumuz o hutbeler, vaazlar, dini söylemler ki orada çok sık nefret söylemi kullanılıyor. Bu tarz söylemlerle aslında kendi tabanlarını konsolide etmek istiyorlar. Buna karşı da elbette ki Alevilere yönelik provokatif saldırılar olabilir. Tam da böylesi zamanlarda Alevi toplumunun elbette ki bu provokasyonlara gelmemesi ama aynı zamanda bu tarz gericiliğin karşısına çıkmanın yolu da daha güçlü örgütlenme gerçekleştirmek, hem toplumsal hem de siyasi muhalefet içerisinde Alevilerin haklarının savunulması noktasında bir pratik sergilemek gerekiyor. İnsan hakları savunucuları olarak bizler bu konuda yıllardır mücadelenin içerisindeyiz. Her zaman Alevilerin eşit yurttaşlık hakkı taleplerinin gerçekleşmesi noktasında birlikteyiz. Adalet arama, hakikat noktasında çalışmaları birlikte elbette ki yürütebiliriz.”

    İktidara da seslenen İHD Eş Genel Başkanı Öztürk Türkdoğan, “Özellikle devlet yetkilileri, konuşulanları seyretmemeli. Her türlü önlemi almak zorundasınız. Birileri siyasi olarak zora girmiş olabilir. Kendi tabanını konsolide etmek için Alevilere yapılacak saldırı üzerinden tekrar dinci bir söylem geliştirmek isteyebilir. Buna karşı hem devlet yetkilileri tedbir alacak hem de Alevi toplumu kendini koruyacak tedbirleri almalıdır.”

    Eren GÜVEN-Cebrail ARSLAN/ANKARA

  • Fırat: Sizin art niyetli vicdanınız bir tek Alevi vatandaşını katletmeye yetmeyecektir

    Fırat: Sizin art niyetli vicdanınız bir tek Alevi vatandaşını katletmeye yetmeyecektir

    PİRHA- Organize suç örgütü başı Sedat Peker’in cemevilerine saldırı planı yapılacağı mesajına yönelik Alevi Dernekleri Federasyonu ve Garip Dede Cemevi Başkanı Celal Fırat, çok sert tepki gösterdi.  Fırat, “Alevilerin kanlarını dökerek veya Alevileri tehdit ederek durdurmayı ve bu iğrenç düşünce üzerinde ülkeyi kaosa sürüklemeyi planlamak şerefsizliktir” dedi. 

    Organize suç örgütü başı Sedat Peker sosyal medya hesabı üzerinden yaptığı bir paylaşımla Alevilik konusuna neden değindiğine açıklık getirerek, “Derin Mehmet’in adamları tarafından geçmişte Gaziosmanpaşa’daki kahve saldırısından çok daha büyük bir eylem yapılıp, ülkede kaos çıkarma planlarını boşa çıkarabilmek içindir. Planları bir cemevine saldırıdır” iddiasında bulundu.

    Alevi Dernekleri Federasyonu ve Garip Dede Cemevi Başkanı Celal Fırat, Peker’in bu iddiasına yönelik değerlendirmelerde bulundu.

    “ALEVİLERİN DEVLETLE OLAN İLİŞKİSİ SADECE KATLİAM TARİHLERİYLE BELLEKTEDİR”

    Değerlendirmelerinde, baskı ve zulme karşı duran Alevi toplumunun tarih boyunca gerici-faşist ideolojinin ve onların mafya artıklarının hedefinde olduğunun altını çizen Fırat, “Alevilerin katledilmesi, asimilasyonla yok edilmesi gereken, bir düşman olarak gören devletin kendisidir. Her dönem devlete bağlı bir suç örgütü vardır ve yaşanmış toplumsal olayların, etnik ve inançsal katliamların paraleli, devletin içinde ki mafya ya da organize suç örgütleridir. Geçmişe dönüp baktığımızda Alevilerin devletle olan ilişkisi sadece katliam tarihleriyle bellektedir” dedi.

    “TÜM ALEVİ KATLİAMLARININ ÇAĞRISI AYNIDIR”

    Fırat, “Kerbela , Dersim, Maraş, Çorum, Sivas, Gazi ve Gezi katliamlarının nedeni; Alevilerin insani duruşlarıyla, yoluyla ve inançsal ilkeleriyle yaratılan toplumsal zulme karşı çıkmasıdır” vurgusu yaparak, “Bu Hüseyni duruş, o günden bugüne yayılmacı fetihçi, faşist ve gerici zihniyetini ve onun efendilerini ve hatta devlet makamlarını, mafya usulüyle yönetenleri rahatsız etmiştir ve edecektir” ifadelerini kullandı.

    Tüm Alevi katliamlarının çağrısının aynı olduğunu söyleyen Fırat, Alevi katliamlarının çağrılarını şöyle sıraladı:

    • Hepsinde dini savaş çağrısı vardır. Sünni halk, Alevi halka düşman edilmiştir.
    • Bütün Alevi katliamları devlet tarafından doğrudan ya da dolaylı desteği ile organize edilmiş ve desteklenmiştir.
    • Tüm katliamların ekonomik boyutu vardır. Katledilen Alevilerin malları ve toprakları pay edilmiştir. Aleviler, demografik göçe zorlanmışlardır.
    • Tüm katliamların üzerini önce devlet örtmüştür ve katledilenlerin Alevi olmasına rağmen mağdur olan hep devlet olmuştur. Böylece toplumsal belleği temizleyen devlet her dönem yeni bir Alevi katliamı yapmıştır.

    “ALEVİLER AÇISINDAN DEVLETİN DERİN TARİHSEL HAFIZASINDA DEĞİŞİM YOK”

    Aleviler açısından devletin derin tarihsel hafızasında herhangi bir değişme olmadığını ifade eden Fırat, şunları kaydetti:

    “Ciddi bir tehdit haline gelen organize suç örgütleri, yine hükümeti ve dolayısıyla devleti ele geçirmiş görünüyor. Burada farklı olan durum ise devletin artık mafya devleti olduğu gerçekliğidir. Çünkü karşılıklı tehditler ve konuşmalar, sorunun ulusal güvenlik sorununu da aştığını, devletin her biriminin eroin ,silah ve her türlü kaçak suç/ticaretin suç ortaklığına girdiğini işaret ediyor.”

    “ALEVİLERİN KANLARINI DÖKEREK ÜLKEYİ KAOSA SÜRÜKLEMEYİ PLANLAMAK ŞEREFSİZLİKTİR”

    “Bu haliyle; Alevilerin tehdit edilmesi ve katliamlara fırsat verilmesi, toplumsal olayların nabzını Alevilerin kanlarını dökerek veya Alevileri tehdit ederek durdurmayı ve bu iğrenç düşünce üzerinde ülkeyi kaosa sürüklemeyi planlamak şerefsizliktir” diye belirten Fırat, şöyle devam etti:

    “Siyasi ömürlerini mafyaya hizmet etmekle geçiren devlet adamlarına uyarımız; Sizler çıkarlarınız için makamlarınızı suç örgütlerine teslim etmiş olabilirsiniz ancak sizin art niyetli vicdanınız ve yüreğiniz bir tek Alevi vatandaşını katletmeye, tehdit etmeye yetmeyecektir.

    Alevilerin örgütlülüğü sizin kötülüklere bulaşmış derin hafızanızı parçalayacaktır. Meşru-müdafaa kanalları başta olmak üzere, tüm aydın, ilerici ,adaletle yürüyen, doğru ittifak anlayışı ile birlikte hareket ederek bu güzel vatanı kardeşçe ama farklı yaşanır kılacaktır.”

    (HABER MERKEZİ)

  • CHP’den bu kez ‘Mafyadan aylık 10 bin dolar alan siyasetçi kim?’ pankartı

    CHP’den bu kez ‘Mafyadan aylık 10 bin dolar alan siyasetçi kim?’ pankartı

    PİRHA- CHP, İl Başkanlığı ve 39 ilçe başkanlığı binasına, ‘Mafyadan aylık 10 bin dolar alan siyasetçi kim?’ pankartı astı.


    Cumhuriyet Halk Partisi (CHP), il binalarından toplatılan ve mahkemelere taşınan “128 milyar dolar nerede?” pankartının ardından, Süleyman Soylu’nun, Sedat Peker’in bir siyasetçiye ayda 10 bin dolar maaş ödediği iddiasını pankarta taşıdı.

    CHP İstanbul İl Başkanlığı ve 39 ilçe başkanlığı binasına ‘Mafyadan aylık 10 bin dolar alan siyasetçi kim?’ ifadelerinin yer aldığı pankartlar asıldı.

    Binaya asılan pankartın fotoğrafını sosyal medya hesabından paylaşan CHP İstanbul İl Başkanı Canan Kaftancıoğlu, “Sahi, mafyadan aylık 10 bin dolar alan siyasetçi kim? İstanbul’da il başkanlığımız ve 39 ilçe başkanlığımızdan soruyoruz” dedi.

    (HABER MERKEZİ) 

     

  • DAD yöneticileri: Bir Alevinin burnu kanadığında sorumlusu ve suçlusu devlettir-VİDEO

    DAD yöneticileri: Bir Alevinin burnu kanadığında sorumlusu ve suçlusu devlettir-VİDEO

    PİRHA-Demokratik Alevi Dernekleri Yöneticileri Hüseyin Ozan ve Mustafa Karabudak, mafya mensubu Sedat Peker’in, cemevlerine saldırı planlandığını itiraf etmesini yorumladılar. Ozan ve Karabudak, “Ülke tarihinde ne zaman bir kaosa ihtiyaç duyuluyorsa Aleviler hedef alınan kesimlerin başında gelmektedir” dedi.

    Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) MYK üyesi Hüseyin Ozan ve Ankara Şube Başkanı Mustafa Karabudak, organize suç örgütü mensubu Sedat Peker’in cemevlerine yönelik saldırı uyarısını yorumladı.

    “HALKIMIZ ÇOK DİKKATLİ OLMALIDIR”

    Demokratik Alevi Dernekleri MYK üyesi Hüseyin Ozan, “Derin güçler” ile iktidar arasında yoğun bir çatışmanın hakim olduğunu ifade ederek “kirli işler itiraf edilmiştir” dedi.

    Hüseyin Ozan, “Ülke tarihinde ne zaman bir kaosa ihtiyaç duyulup, askeri darbe yapılacaksa mutlaka Aleviler hedef alınan toplumsal kesimlerin başında gelmektedir” diyerek şunları söyledi:

    “Bilindiği üzere ülke tarihinde karanlık birçok olay var. Özellikle Alevilerin, devrimcilerin, demokratların, Kürt halkının hedef alındığı nice karanlık olay vardır. İktidar blokları arasında meydana gelen bu çatışma nedeniyle içeriden birinin; Sedat Peker’in dilinden birçok şey ifade edilmiştir. Birçok kirli, karanlık ilişki açığa çıkarılmıştır, ifşa edilmiştir.

    Ülkede ciddi bir gerilim var. Zira silah kaçakçılığı, Suriye savaşında işlenen suçlar, faili meçhuller; bunlar içerden biri tarafından dillendirilmiştir. Bu hesaplaşma ciddi bir gerilime yol açmıştır. Bu gerilim derinleşerek sürmekte ve daha da derinleşeceği anlaşılıyor. Bu bağlamda Sedat Peker, Alevilere yönelik bir takım şeyler ifade etmiştir. Alevlerin hedef alınabileceğinden bahsetmiştir. Biz buna yabancı değiliz.

    Bu manada halkımız çok dikkatli olmalıdır. Kurum temsilcilerimiz, kanaat önderlerimiz, cemevlerimiz, bazı toplu yaşam alanlarımız hedef alınabilir. Zira ellerinde sayısız katil vardır. Suriye savaşı nedeniyle bu bölgede oluşmuş nice katil vardır. Sayısız insanlık suçu işlemiş kişiliklerdir. Bunlar merhametsiz ve zalim kişiliklerdir. Bunun ötesinde geçmişten beri bu ülkede derin yapılar, çeteler, katiller her zaman vardır. Bunlar Maraş, Çorum, Malatya, Gazi gibi katliamlara imza atmışlardır.

    Ülkede bir kriz yaratılmak isteniyorsa veya kirli bir işin üstü öğretilmek isteniyorsa mutlaka Alevileri hedef almışlardır. Halkımız dikkatli olsun. Provokasyona gelmesin gerektiğinde kendisini de müdafaa etmeye her zaman için hazır olsun. Bu bir haktır, bu tür yönelimlerin boşa çıkartılması için bir olmak, duyarlı olmak şarttır. Bu saldırı iddiasını çok ciddiye alalım, dikkatli olalım.”

    “BİR ALEVİNİN BURNU KANADIĞINDA SUÇLUSU DEVLETTİR”

    Demokratik Alevi Dernekleri Ankara Şube Eş Başkanı Mustafa Karabudak da Sedat Peker’in saldırı ve katliam iddiasına ilişkin “Bunlar zaten bilindik şeyler. Devlet, Koçgiri’de ve Dersim’de Kürt Alevilere tankıyla, topuyla, uçağıyla, ordusuyla saldırmıştı” dedi.

    Karabudak, kimi Alevi katliamlarında ise sivil güçlerin kullanıldığını belirterek şu aktarımda bulundu:

    “Bugün bunların bir daha yaşanmaması için devletin kendi katliamları ile yüzleşmesi gerekir. Maraş’ta, Çorum’da, Sivas’ta, özellikle Madımak’ta, Gazi’de, Ümraniye’de yapılan katliamların hepsi devlet eliyle yapılmış katliamlardır. Devlet yeri geldiğinde ‘yaprak kımıldasa haberimiz olur’ diye övünürken, halkın güvenliğinin en üst düzeyde olduğunu söylerken diğer taraftan Sivas gibi bir yerde 6 bine yakın askerin, polisin, sivil teşkilatın olduğu bir yerde 8 saat boyunca otelin içerisinde insanların yakılması anlaşılır bir şey değildir. Bu, devletin resmen ‘ben sizi, şehrin göbeğinde yakarım’ demektir.

    Devlet bir taraftan Alevileri yanında tutmaya, cemevlerini gezerek kendi yanına çekmeye çalışıp asimile etmeye çalışırken diğer taraftan da sıkıştıkça dönem dönem Alevileri katletmektedir.

    Biz Aleviler olarak bu ülkenin yurttaşlarıyız. Biz çalışmalarımıza devam edeceğiz, hiçbir şekilde bu korkunun ya da sindirme politikalarını kabul etmiyoruz. Biz anmalarımızı çalışmalarımızı yapacağız, cemevlerimiz açık olacak.

    Devlet de yurttaşlarını korumak ve kollamak zorundadır. Bundan sonra bir Alevinin burnu kanadığında sorumlusu ve suçlusu devlettir.”

    Cebrail ARSLAN/PİRHA

  • HBVAKV ve AKD Genel Başkanları: Cumhuriyet Başsavcılarını bir an önce göreve çağırıyoruz

    HBVAKV ve AKD Genel Başkanları: Cumhuriyet Başsavcılarını bir an önce göreve çağırıyoruz

    PİRHA-Organize suç örgütü başı Sedat Peker’in cemevilerine saldırı planı yapılacağı mesajına dair konuşan HBVAKV Genel Başkanı Ercan Geçmez, “İktidar bu sözleri kim söylüyorsa ciddi bir şekilde araştırıp sorumluları cezalandırmak zorundadır” dedi. AKD Genel Başkanı İsmet Kurt da, “Şu ana kadar cemevlerine saldırı konusunda bize ulaşan bir şey yok ama o şahsın kullandığı ifadeler için savcılıkların harekete geçmesi lazım. Cumhuriyet Başsavcılarını bir an önce göreve çağırıyoruz” dedi.

    Organize suç örgütü başı Sedat Peker sosyal medya hesabı üzerinden yaptığı bir paylaşımla Alevilik konusuna neden değindiğine açıklık getirerek, “Derin Mehmet’in adamları tarafından geçmişte Gaziosmanpaşa’daki kahve saldırısından çok daha büyük bir eylem yapılıp, ülkede kaos çıkarma planlarını boşa çıkarabilmek içindir. Planları bir cemevine saldırıdır” iddiasında bulundu.

    Alevi örgütlerinden Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı (HBVAKV) Genel Başkanı Ercan Geçmez ve Alevi Kültür Dernekleri (AKD) Genel Başkanı İsmet Kurt Peker’in bu iddiasını PİRHA’ya değerlendirdi.

    “KARANLIK ELLER KAOSTAN FAYDALANARAK KENDİLERİNİ VAR ETMEYE ÇALIŞIYORLAR”

    Bu yeni bir şey değil bu katiller birbirlerini aklamaya çalıştıklarını belirten HBVAKV Genel Başkanı Ercan Geçmez, “Birbirlerini suçlayarak kendilerince taraf tutmaya çalışıyorlar. Tabi ki bu iddia önemli bir iddia ama Alevi dünyası ve diğer dünyada biliyor ki bugün Türkiye kamuoyu vicdan sahibi insanların hepsi Tansu Çiller yargılansın, Mehmet Ağar yargılansın, bakanlar yargılansın her katliamdan sonra yargılansın dedik ama hiç kimse yargılanmadı. Ankara Gar katliamı, Sivas Katliamı, Çorum Katliamı, Suruç Katliamı devletin kendi içinde ki karanlık elleri temizlemediği sürece bu karanlık eller kaostan faydalanarak kendilerini var etmeye çalışıyorlar.”

    “YETKİLİKER IŞİDİN SALDIRILARI OLACAĞI SEBEBİYLE BİZİ ZİYARET EDİYORLARDI”

    Bundan birkaç ay önce devletin yetkilileri IŞİD’in saldırıları olacağı sebebiyle bizi ziyaret ediyorlardı diyen Geçmez, “Cemevlerinin krokileri üzerlerinde çıktı gibi şeyler söylüyorlardı. Ama son birkaç aydır kimse gelip gitmedi. Türkiye’de işler kötü gidince ya bir Alevi ya bir Kürt toplumsal bir katliam gerçekleştirilerek iktidarlarını sürdürüyorlar. İktidar bu sözleri kim söylüyorsa ciddi bir şekilde araştırıp sorumluları cezalandırmak zorundadır. Bunu yapabilmesi için de katliamın sorumlularını yargılayabilme cesareti göstermesi lazım ama bir yüzleşme olmadığı için de sıkıntı büyük. Türkiye’nin her tarafında insanlar tedirgin bir şekilde yaşıyor, bir hukuk devletinde bir içişleri bakanının düştüğü konuma bakın bir mafya lideri olduğunu iddia eden bir kişi Türkiye’nin bütün siyasi iradesine el koymuş, Türkiye’nin ne kadar hukuktan uzaklaştığını, ne kadar meşru olmayan işlere bulaştığının bir göstergesidir o yüzden biran önce hukukun ve toplumsal şeffaflığın sağlanması gerekiyor” diye konuştu.

    “ARTIK SÖYLENENLERİN BİR AN EVVEL YARGIYA İNTİKAL ETMESİ LAZIM”

    AKD Genel Başkanı İsmet Kurt ise şunları söyledi:

    “Cumhuriyet Başsavcılığı’nın ve adaletin biran önce bunları araştırması lazım, bunun muhataplarının dinlenmesi lazım artık söylenenlerin biran evvel yargıya intikal etmesi lazım. Daha öncede belirli aralıklarla IŞID’in saldırısıyla da hedef alınmıştı ama bunun biran önce açığa çıkması lazım. Şu ana kadar cemevlerine saldırı konusunda bize ulaşan bir şey yok ama o şahsın kullandığı ifadeler için savcılıkların harekete geçmesi lazım. Cumhuriyet Başsavcılarını biran önce göreve çağırıyoruz” dedi.

    (HABER MERKEZİ)

  • HDP Milletvekilleri: Provokasyonlara karşı Alevi toplumu örgütlülüğünü yükseltmeli

    HDP Milletvekilleri: Provokasyonlara karşı Alevi toplumu örgütlülüğünü yükseltmeli

    PİRHA- HDP Milletvekilleri Gülistan Kılıç Koçyiğit, Mahmut Toğrul ve Rıdvan Turan, organize suç örgütü başı Sedat Peker’in cemevilerine saldırı planı yapılacağı mesajına dair PİRHA’ya yaptıkları değerlendirmede, Alevilerin örgütlülüğünü yükseltme çağrısında bulundu.

    Organize suç örgütü başı Sedat Peker sosyal medya hesabı üzerinden yaptığı bir paylaşımla Alevilik konusuna neden değindiğine açıklık getirerek, “Derin Mehmet’in adamları tarafından geçmişte Gaziosmanpaşa’daki kahve saldırısından çok daha büyük bir eylem yapılıp, ülkede kaos çıkarma planlarını boşa çıkarabilmek içindir. Planları bir cemevine saldırıdır” iddiasında bulundu.

    Halkların Demokratik Partisi (HDP) Milletvekilleri Gülistan Kılıç Koçyiğit, Mahmut Toğrul ve Rıdvan Turan, Peker’in bu iddiasını PİRHA’ya değerlendirdi.

    “DEVLET, ALEVİLERİ SİNDİRMEK İÇİN ADIMLAR ATTI, ATIYOR”

    HDP Muş Milletvekili Gülistan Kılıç Koçyiğit, Türkiye’de Alevilere dönük provokatif girişimler ve tasfiye operasyonlarının ilk olmadığını belirterek, “Koçgiri’den başlayan ve Dersim’le, Sivas’la, Maraş’la, Çorum’la devam eden ve son aşamada da devletin, metropollerdeki Alevileri sindirmek, toplu yaşam alanlarını yok etmek, asimile etmek, inançlarını geriletmek yönünde adımlar attı, atıyor” dedi.

    “ALEVİ TOPLUMU ÖRGÜTLÜLÜĞÜNÜ SAĞLAMASI GEREKİYOR”

    Gazi Katliamı üzerine yapılan araştırmalara, ortaya konulan birçok veriye bakıldığında devletin de işin içinde olduğu, karanlık ve kirli bir organizasyonun eliyle yapıldığı çok açık ve net olduğunu vurgulayan Kılıç Koçyiğit, “Yakın gelecek açısından bakıldığında AKP’nin kendisini kurtaracağı hiçbir şey olmadığını görüyoruz. AKP kendini kurtarmak için bir takım işlere girişebilir ya da devletin derin odakları denilen ama bugün artık derinliği kalmayan ve tamamen gün yüzüne çıkmış odakları bütün bu kaosu ve aleyhlerine işleyen süreci yeniden lehlerine çevirmek için bu tarz şeyler yapabilirler” diye konuştu.

    “Alevi toplumunun kendi öz savunmasını yani örgütlülüğünü sağlaması gerekiyor” diyen Kılıç Koçyiğit, tüm Alevilerin, Alevi kurumlarının yan yana gelerek, demokrasi güçleriyle beraber bütün kirliliklere karşı ortak bir tutum alması gerektiğinin altını çizdi.

    HERKES BU KONUDA TEDBİRLİ OLMALI”

    HDP Antep Milletvekili Mahmut Toğrul da, geçmişten günümüze iktidarların toplumsal karışıklığa ihtiyaç duyduklarında ya Kürtlerle ya da Alevilerle ilgili bir provokasyon oluşturduğunu vurgulayarak, şunları ifade etti:

    “Peker’in söylediği yeni bir durum değil. Hükümet veya derin devlet sıkıştığında bu iki hassas noktayı sürekli kullanarak toplumu germek ve kendi üzerlerindeki baskıyı farklı yöne kaydırmak için bu yolu kullanıyor. Biz bu noktada ilgilileri dikkatli olmaya çağırmak zorundayız. Herkes bu konuda tedbirli olmalı. Hükümet şu anda kendi üzerindeki bu baskının yönünü değiştirmek, farklı provokasyonlara başvurma potansiyeline sahiptir. Bunu tarihsel olarak da biliyoruz. Türkiye toplumu, Aleviler bu noktada hassastırlar. Gelişecek olan bu provokasyonlar boşa çıkarılacaktır. Artık bu örgütlülüğe ulaşıldığını düşünüyorum.”

    “ZALİMKEN MUAVİYE OLANLAR ESKİ ZALİMLİKLERİNİ SÜRDÜREMEDİKLERİNDE ALİ’YE SARILIRLAR”

    HDP Mersin Milletvekili Rıdvan Turan ise, “Devlet içerisinde çelişkiler ayyuka varınca bunlar bir bir dökülüyor ve daha da dökülecek çok şey var” diyerek, şunları dile getirdi:

    “Ne yazık ki bizim memlekette zalim iken Muaviye olanlar mazlumluk noktasına ulaştıklarında ya da eski zalimliklerini sürdüremediklerinde Ali’ye sarılırlar. Ne yazık ki böyle bir durum söz konusu. Şimdiye kadar Alevi toplumu sürekli katliamlarla hemhal olmuş bir toplum. Gazi bunun son örneklerinden bir tanesiydi. Ama Gazi’ye varana kadar, özellikle 80 öncesinde çok sayıda Alevi katliamı oldu ve bunlar derin devletin kendi iç mekanizmalarında planlanan kontrgerilla eylemleriydi. Bunların hiçbirinin faili bulunamadı. Doğrusunu söylemek gerekirse bulunmasını da beklemiyorduk. Devletten o zaman beklemediğimiz şeyi şimdi de beklemiyoruz ve ummuyoruz.

    “ALEVİ HALKININ KENDİ ÖZ GÜCÜNE, DİRENİŞ POTANSİYELİNE GÜVENİYORUZ”

    Biz Alevi halkımızın kendi öz gücüne, direniş potansiyeline güveniyoruz. Bunları yapabilirler. Peker söylediği için değil, genel olarak bu konularda temkinli ve uyanık olmakta, Alevilerle kaderi ortak yazılmış olan bütün toplumlar, kökler başta olmak üzere hepsiyle bir dayanışma ve mücadele arkadaşlığı içerisinde olmaya devam etmeliyiz. Zaten bu tarz şeyler Sedat Peker gibilerin ifşaatlarıyla engellenmez, tam tersi toplumların dayanışması, mücadele birliği ve birikimleriyle engellenir. Şimdiye kadar engellediğimiz gibi bundan sonra da böyle yapmalıyız.”

    PİRHA HABER MERKEZİ

     

  • Milletvekili Özen: Alevilere yönelik bir saldırı olursa sorumlusu iktidardır!-VİDEO

    Milletvekili Özen: Alevilere yönelik bir saldırı olursa sorumlusu iktidardır!-VİDEO

    PİRHA-HDP İstanbul Milletvekili Zeynel Özen suç örgütü başı Sedat Peker’in “cemevlerine saldırı planları yapılıyor” şeklindeki sözlerine ilişkin Meclis Genel Kurulu’nda söz alarak konuştu. Özen, “Bu senaryoları daha önce Maraş’ta Sivas’ta ve Çorum’da da gördük. Bu nedenle böylesi bir iddia kesinlikle ciddiye alınmalıdır. Alevilere yönelik bir saldırı olursa sorumlusu iktidardır, devlettir” dedi. 

    Halkların Demokratik Partisi (HDP) İstanbul Milletvekili Zeynel Özen suç örgütü başı Sedat Peker’in ‘Aleviler üzerinden kaos yaratılmak isteniyor. Mehmet’in adamları cemevlerine saldırı planlanıyor’ mesajının ardından Meclis Genel Kurulunda söz alarak konuya ilişkin açıklamalarda bulundu. Özen, Sedat Peker’in bahsettiği katliamların arkasında yer alan tüm yetkililerin ödüllendirilerek milletvekili veya bakan yapıldığını ifade etti.

    “KATLİAMLARIN ARKASINDA YER ALAN YETKİLİLER ÖDÜLLENDİRİLDİ”

    Peker’in ‘cemevlerine yönelik saldırı olacak’ açıklamasını hatırlatan Özen şunları aktardı:

    “Suç Örgütü Lideri Sedat Peker, Mehmet Ağar ve devlette yuvalanan adamlarını işaret ederek, geçmişte 22 canın katledildiği ‘Gazi Katliamını’ hatırlatarak devletin derin bağlantıları aracılığıyla Alevilere yönelik bir cemevine saldırı olacağını söyledi. Bu katliamın perde arkasındaki tüm yetkililer milletvekili ve bakan yapılarak ödüllendirildi.

    “ALEVİLER DEVLETİN KİRLİ İŞLERİNİN HESAPLAŞMASINA KURBAN EDİLEMEZ”

    Bu senaryoları daha önce Maraş’ta Sivas’ta ve Çorum’da da gördük. Tüm delillere ve tanıklıklara rağmen Alevi katliamlarının asıl failleri her daim saklandı, korundu ve ödüllendirildiler. Bu nedenle böylesi bir iddia kesinlikle ciddiye alınmalıdır. Türkiye artık bunlarla yüzleşmelidir.

    Aleviler devletin kirli işlerinin hesaplaşmasına kurban edilemez. Burada çok açık ve net söylüyorum; Herhangi bir cemevimize veya Alevilere yönelik bir saldırı olursa, bunun sorumlusu devlet ve iktidardır!”

    PİRHA/ ANKARA

  • Sancar: Kirli ağların ve ilişkilerin temeli Kürt sorunundaki çözümsüzlüktür-VİDEO

    Sancar: Kirli ağların ve ilişkilerin temeli Kürt sorunundaki çözümsüzlüktür-VİDEO

    PİRHA- HDP Eş Genel Başkanı Mithat Sancar, İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun faili meçhullerin ve işkencenin olmadığına dair açıklamalarına “faili meçhul değil. Failler apaçık belli” diyerek cevap verdi. Sancar, Sedat Peker’in itiraf ve ifşalarına ilişkin de “Esas olarak bu kirli ağların ve ilişkilerin temeli Kürt sorunundaki çözümsüzlük, inkar, imha politikalarıdır” dedi.

    Halkların Demokratik Partisi (HDP) Eş Genel Başkanı Mithat Sancar, partisinin grup toplantısında devlet bağlantılı suç örgütü yöneticisi Sedat Peker’in devlet-mafya-siyaset-medya ilişkilerine dair ifşaları ve buna karşı yapılan açıklamalara değindi.

    İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun işkence ve faili meçhul cinayetlerin olmadığına dair açıklamalarına karşın Van’da helikopterden atılan Osman Şiban ve yaşamını yitiren Servet Turgut’u örnek gösteren Sancar, “Doğrusu şu; kendi dönemindeki cinayetler faili meçhul değil. Failler apaçık belli. Hak örgütlerinin raporlarına bakarsanız, işkencenin nasıl rutin ve polisiye bir işlem olduğunu görürsünüz” dedi.

    Sancar, Şemdinli’de bombalanan Umut Kitabevi’ni hatırlatarak “Bu iktidar döneminde 2005’te ‘iyi çocuklar’ tarafından bombalanmıştı Umut Kitapevi. Failler ve sorumlular nerede, yargı süreci adım adım beraate gidiyor” diye konuştu.

    “KAÇAKÇILIK MI ARIYORSUNUZ, VENEZÜELA’YA, KOLOMBİYA’YA BAKIN”

    “Biz halkın demokratik örgütleri olarak bu mücadelede bir milim şaşmayacağız yolumuzdan. Adalet için özgürlük için haklar için barış için bu mücadeleyi halkımızla iç içe sürdüreceğiz. HDP bunun için vardır. Onuru, hayatı, özgürlüğü ve barışı savunmak ve bütün bunların hayata geçtiği bir düzen kurmak için vardır” diyen Sancar, şunları kaydetti:

    “Şemdinli’de ve Hakkari’nin diğer bölgelerinde sivilleri hedef alan saldırılar sonrası yapılan resmi açıklamalara bakın. Roboski’de 34 insanımızı katlettiler. 33 kurşunun hikayesi de aynıdır. Buradaki politika ne? Halkı yoksul ve aç bırakmak, iktidara bağımlı hale getirmek, açlıkla terbiye etmek ve onursuz bir yaşama mahkum etmek. Bunu başaramayacaklarını her fırsatta söyleyeceğiz. Kaçakçılık mı arıyorsunuz, uyuşturucu ticareti mi arıyorsunuz. Silah ticareti, petrol ticareti mi arıyorsunuz? O zaman Kürt halkının ekmek kavgası için geçim derdi için getirdiği basit eşyalara bakmayın. Nereye bakın? Venezüela’ya, Kolombiya’ya bakın, Suriye’ye gönderdiğiniz tırlara bakın, tırlarınıza uçak filolarınıza bakın. Susurluk Meclis Araştırma Komisyonu’nun kendisi yüzlerce belge ve bilgi ile dolu. Binlerce belge, tanıklık, ifşaa, itiraf var ortada. Çeteler, mafyalar uyuşturucu kaçakçılığı, iktidarın bilgisi, kontrol ve dahli olmadan işleyemez. Peki nedir bunların kaynağı? Neden buna ihtiyaç duyuyorlar?”

     “HUKUK YOK EDİLİYOR, KİRLİ İŞLER YARATILIYOR. OLAN HALKA OLUYOR”

    “Esas olarak bu kirli ağların ve ilişkilerin temeli Kürt sorunundaki çözümsüzlük, inkar, imha politikalarıdır” değerlendirmesinde bulunan Sancar, “Bu politikalarla Kürt sorununa yaklaşan iktidarlar bu politikaları finanse etmek için bütçenin açık ya da örtülü kaynakları ile yetinemiyorlar. Yetinemiyorlar, başka kaynaklara ihtiyaç duyuyorlar. Hukuk dışına çıktıklarında devletin nizami gereçlerle bunları yapamıyorlar, gerektiğinde bunların sorumluluğundan kaçmak için çeteleri, mafyayı, paramiliter güçleri devreye sokuyorlar. İşte Kürt sorununda çözümsüzlük, imha, inkar böyle çürütüyor bütün ülkeyi. Hukuk yok ediliyor, kirli işler yaratılıyor. Olan halka oluyor” ifadelerine yer verdi.

    “TEŞHİSTE ANLAŞMAZSAK ÇÖZÜMÜ BULAMAYIZ”

    Sancar, “Teşhiste anlaşmazsak çözümü bulamayız” diyerek sözlerini şöyle sürdürdü:

    “Önce bilelim ki sorunun kaynağı Kürt meselesi, savaş politikaları, inkar ve imha zihniyetidir. Çözüm de bellidir. Çözüm en başta Kürt sorununda demokratik siyaset yoluyla barışa giden yolu açmaktır. Çözümün yolu demokratik siyasettedir. Çare demokrasi ve barıştır.  İşte burada anlaştığımızda ahtapotun diğer kolları daha etkisiz hale getiririz. Mutlaka bunu başarırız.

    “MÜCADELEMİZ SONUCUNDA YARGILANACAKLAR, HESAP VERECEKLER” 

    Hamaset, vatan, millet politikası ve kirli savaş yöntemleri ile bundan kaçabileceklerini sananların yanıldığını vurgulayan Sancar, “Şimdi artık karşılarında çok güçlü bir şekilde yoluna devam eden HDP onun arkasında kararlılıkla yürüyen Kürt halkı, kadınlar, gençler var. Halkların birlikteliği bu düzeni durduracaktır. Ben onların yerinde olsam biraz daha akıllı davranıp susardım. Onların yerinde olsam her açıklamaları aleyhlerine bir delil. Mutlaka yargılanacaklar. Bizim mücadelemiz sonucunda yargılanacaklar, hesap verecekler” ifadelerini kullandı.

    Sancar, son olarak erken seçim çağrısında bulunarak, “Çözüm demokratik Cumhuriyet, çözüm Kürt sorununda barış ve demokratik çözümdür” diye sözlerini tamamladı.

    PİRHA/ANKARA

     

     

  • FEDA ve PSAKD Başkanları: Provokasyonlara karşı birlik olmalıyız-VİDEO

    FEDA ve PSAKD Başkanları: Provokasyonlara karşı birlik olmalıyız-VİDEO

    PİRHA-Organize suç örgütü başı Sedat Peker’in cemevilerine saldırı planı yapılacağı mesajına dair konuşan FEDA Eş Genel Başkanı Demir Çelik, “Bitmemiş, tamamlanmamış görev nezdinde her zaman kurbanlık koyun durumuna düşürdükleri biz Aleviler bu sürece dur demek zorundayız” dedi. PSAKD Genel Başkanı Gani Kaplan, “Cemevlerine yönelik bir saldırının olacağı ifade ediliyor ama ben bunun gerçekleşeceğini sanmıyorum” diye konuştu. 

    Organize suç örgütü başı Sedat Peker sosyal medya hesabı üzerinden yaptığı bir paylaşımla Alevilik konusuna neden değindiğine açıklık getirerek, “Derin Mehmet’in adamları tarafından geçmişte Gaziosmanpaşa’daki kahve saldırısından çok daha büyük bir eylem yapılıp, ülkede kaos çıkarma planlarını boşa çıkarabilmek içindir. Planları bir cemevine saldırıdır” iddiasında bulundu.

    Demokratik Alevi Federasyonu (FEDA) Eş Genel Başkanı Demir Çelik ve Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Genel Başkanı Gani Kaplan, Peker’in bu iddiasını PİRHA’ya değerlendirdi.

    “ALEVİLER İFADESİZLEŞTİRİP TESLİM ALINMAK İSTENİYOR”

    FEDA Eş Genel Başkanı Demir Çelik, son dönemlerde Sedat Peker’in Alevilere dönük amacını aşan bir takım açıklamalarda bulunduğunu belirterek, “Ulus-devletin inkârcı katliamcı zihniyetin yüzyıl boyunca onlarca kez Alevileri katliama, soykırıma tabii tutuyor olması zihniyet sahipleri tarafından bitmemiş görev olarak addedilmektedir” dedi.

    Çelik, hem Alevileri ortadan kaldırmak adına inkarcı, katliamcı zihniyetlerin gereğince katliam ve soykırım yapma amacı hem de bir kısım stratejilerini ulaşabilmek adına Alevileri katlederek kaos yaratmak, yarattıkları kaos üzerinden toplumu Türkiye’yi yönetmek bu yönden de Alevileri ifadesizleştirip teslim almak istediklerine dikkat çekti.

    “ALEVİLER BU SÜRECE DUR DEMEK ZORUNDA”

    Çelik, sözlerini şöyle sürdürdü:

    “Bitmemiş tamamlamamış görev nezdinde her zaman kurbanlık koyun durumuna düşürdükleri biz Aleviler bu sürece dur demek zorundayız. Artık yeter Edi Bese demek zorundayız. Dilimize, kimliğimize, düşüncemize, süreğimize, farklılıklarımıza bakmaksızın katliamın kader olmadığı noktasında birlikte olmak zorundayız. Can cana, el ele, cemal cemale, omuz omuza birlikte bu faşizan zihniyetin karşısında durmak hak adalet arayışımız mücadelesinde Alevilere yakışan mazlumun yanında olma görevinin gereğini yerine getirmek zorundayız. Bu vesileyle zalimlerden beklemek zalimlerin insafına sığınmak değil, mazlum ve mağdurların, demokratik mücadelesinde omuz omuza mücadeleye herkesi çağırıyorum, birlikte aydınlık yarınlara yürüyelim diyorum.”

    KAPLAN: CEMEVLERİNE BİR SALDIRI OLACAĞINA DAİR BİR HABER GELMEDİ

    PSAKD Genel Başkanı Gani Kaplan ise Aleviler olarak, sivil toplum örgütleri veya muhalif kanat olarak devlet ile çetenin iç içe girdiğini bildiklerini ve zaman zaman dile getirdiklerini ama bir karşılık bulmadığını ifade etti.

    Kaplan, sözlerine şöyle sürdürdü:

    “Sedat Peker son açıklamasında cemevleri ile ilgili eski İçişleri Bakanı Mehmet Ağar’ın da içinde olduğu cemevlerine yönelik bir saldırının olacağını, provokasyon yapılacağına yönelik bir açıklaması oldu. Bir ülkede bir provokasyon yapılacaksa önce ibadethaneler hedef alınır. Sivas ve Maraş katliamlarının çıkma nedeni provokasyonlardır. ‘camiye bomba attılar, Camiye saldırdılar’ savını öne çıkararak katliamları gerçekleştirdiler. Cemevlerine yönelik bir saldırının olacağı ifade ediliyor ama ben bunun gerçekleşeceğini sanmıyorum. Sadece gündemi değiştirmek için bir hamle olduğunu düşünüyorum. Bize cemevlerine bir saldırı olacağına dair bir haber gelmedi, bilgilendirme de yapılmadı. Genel merkezimize gelmediği gibi şubelerimizdeki cemevlerimize de gelmedi.”

    PİRHA HABER MERKEZİ

     

     

  • Mat: Alevi katliamlarının arkasında devletin olduğunu yıllardır söylüyoruz

    Mat: Alevi katliamlarının arkasında devletin olduğunu yıllardır söylüyoruz

    PİRHA-AABF Genel Başkanı Hüseyin Mat suç örgütü lideri Sedat Peker’in Aleviler üzerinden kaos yaratılmaya çalışıldığı yönündeki sözlerine ilişkin yaptığı açıklamada; “Dersim başta olmak üzere, Alevilere yönelik yapılan katliamların arkasında derin devletin olduğunu yıllardır söylüyoruz, yazıyoruz. Katliamların şeffaf ve objektif bir kurum tarafından kamuoyuna açık bir şekilde soruşturulması kaçınılmazdır” dedi.

    Almanya Alevi Birlikleri Federasyonunun (AABF) Genel Başkanı ve Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu Eşit Başkanı Hüseyin Mat suç örgütü lideri Sedat Peker’in ‘Aleviler üzerinden kaos yaratılmak isteniyor. Cemevlerine saldırı planlanıyor’ açıklamasının ardından sosyal medya hesapları üzerinden konuya ilişkin değerlendirmelerde bulunarak Peker’in anlattıklarını yeni öğrenmediklerini ve devlet, siyaset, mafya ilişkilerinin her zaman var olduğunu ifade etti.

    “BİRLİKTE YILLARDIR KANLI VE KİRLİ BİR TARİH YAZDILAR”

    Sedat Peker’in yaptığı açıklamaların yaşanan çıkar çatışmalarından kaynaklı olduğunu vurgulayan Mat şunları aktardı:

    “Dersim başta olmak üzere, Alevilere yönelik yapılan katliamların arkasında derin devletin olduğunu yıllardır söylüyoruz, yazıyoruz. Maraş, Çorum, Sivas ve Gazi Katliamlarının tetikçileri kendi çıkarlarına hizmet ettiler. Milyar dolarları yönetiyorlar. Kullandıkları suç aletleri ise hep devlet, bayrak, vatan, millet, ezan… Bunlarla yıllardır kanlı ve kirli bir tarih yazdılar. On binlerce mazlumun kanı ellerine bulaştı.”

    “HEPİNİZ SUÇLUSUNUZ VE HESAP VERECEKSİNİZ”

    Devletin siyaset kurumuyla, güvenlik güçleriyle ve istihbarat teşkilatıyla bir bütün olarak suçlu olduğunu ifade eden Mat şunları dile getirdi:

    “Devlet, derin devletin yaptığı tüm katliamların hesabını vermelidir. Katliamların şeffaf ve objektif bir kurum tarafından kamuoyuna açık bir şekilde soruşturulması kaçınılmazdır. İnsanlık suçlarında zaman aşımı olmaz. Hele bir devletin yaptığı katliam asla zaman aşımına uğramaz. Devlet, derin devlet, mafya, çete… Hepiniz suçlusunuz ve hesap vereceksiniz.”

    (HABER MERKEZİ)

  • Sedat Peker’den yeni iddia: Planları bir cemevine saldırıdır

    Sedat Peker’den yeni iddia: Planları bir cemevine saldırıdır

    PİRHA- Organize suç örgütü başı Sedat Peker, Twitter’dan yaptığı paylaşımda Alevilik konusuna neden değindiğine  açıklık getirerek, “Derin Mehmet’in adamlarının planları bir cemevine saldırıdır” iddiasında bulundu. 

    Organize suç örgütü kurmak gerekçesiyle aranan ve yurt dışında bulunan Sedat Peker, bugün akşam saatlerinde sosyal medya hesabı Twitter’dan yaptığı paylaşımda yeni bir iddiada bulundu.

    “PLANLARI BİR CEMEVİNE SALDIRI”

    Sedat Peker paylaşımında Alevilik konusuna neden sıklıkla değindiğine ilişkin Mehmet Ağar’ı işaret ederek şu iddiada bulundu:  

    “Devamlı Alevilik konusuna değinmemin sebebi derin mehmetin adamları tarafından geçmişte Gaziosmanpaşa’daki kahve saldırısından çok daha büyük bir eylem yapılıp, ülkede kaos çıkarma planlarını boşa çıkarabilmek içindir. Planları bir cemevine saldırıdır.”

    PİRHA/ İSTANBUL