Etiket: sefer selvi

  • Dersim Gazetesi’nin 77. Sayısı ‘Endî Beso Bay Başkan’ manşetiyle çıktı

    Dersim Gazetesi’nin 77. Sayısı ‘Endî Beso Bay Başkan’ manşetiyle çıktı

    PİRHA – Dersim Gazetesi’nin Mayıs/Haziran 77. Sayısı “Endî Beso Bay Başkan” manşetiyle çıktı. Birinci sayfasında Sefer Selvi’nin “Yeni dönemde daha çok özgürlük, daha çok demokrasi” karikatürüne yer ver Dersim gazetesi’nde “Basın yayın, Abdülhamid devrini arar oldu Bay Başkan!” ifadelerine de yer verildi. 

    Dersim Gazetesi’nin Mayıs/Haziran 77. Sayısı “Endî Beso Bay Başkan” manşetiyle çıktı. Birinci sayfasında Sefer Selvi’nin Erdoğan’ın miting meydanlarındaki vaatlerine atıfta bulunularak “Yeni dönemde daha çok özgürlük, daha çok demokrasi” karikatürüne yer veren Dersim Gazetesi “Yeter Artık Bay Başkan” anlamına gelen Kirmanckî “Endî Beso Bay Başkan” denildi.

    “NİSA SURESİ ADALETLE HÜKMETMENİZİ EMREDER”

    Dersim Gazetesi’nin baş sayfasında yer alan yazının tamamı şöyle:

    “Şiir okuyup cezaevine girdiğiniz günden bu güne hayatınızda çok şey değişti. Müslüman demokrat olarak devir aldığınız iktidar koltuğuna, otoriter bir başkan olarak oturmaya başladınız. Nisâ suresi ‘insanlara hükmettiğiniz zaman, adaletle hükmetmenizi emreder.’ Dindar bir Müslüman olarak lütfen bu sureyi hatırlayınız.

    Zaman durağan değildir Bay Başkan, insanlar değişir elbet. Ama ahlak, adalet ve toplumsal ilkeler, zamanla sınandıkları için çoğunlukla statiktir, pek değişmezler. Ahlak ve adaleti sağlayan değerler bütünü, toplumlar ve devletler tarafından ortak kabul görürler.

    İnsanlık tarihinin en kıymetli coğrafyasında yaşadığımızı, bu toprakların bin bir çiçekli halklar bahçesi olduğunu elbette biliyorsunuz. Ama OHAL kararnameleriyle yönetildiğimizden beri, farklı kültür ve inançlara karşı anti demokratik uygulamalar başladı.

    “BASIN YAYIN ABDÜLHAMİD DÖNEMİNİ ARAR OLDU”

    Basın yayın organları iktidarınız hegemonyası altında tarafgir bir yayın faaliyeti sürdürüyor. Farklı ses ve fikirlere karşı tahammülsüzlük baş gösterdi. Basın yayın, Abdülhamid devrini arar oldu Bay Başkan!

    Büyük umutlar vaat ederek iktidara geldiniz. Sizden önceki iktidarların despot olduğunu söyleyip, insanları mağdur olduğunuza ikna edip, iktidar koltuğuna oturdunuz. Kürtler, Romanlar, Aleviler gibi halklara ve topluluklara dair sorunları “biz çözeriz” deyip, çözmeden ortada bıraktınız.

    “ÜLKE YAŞANMAZ HALE GELDİ BAY BAŞKAN”

    Türkiye ekonomik ve siyasal çalkantılarla yaşanmaz hale geldi Bay Başkan!

    İşçilere, emekçilere batı standartlarında bir yaşam vaat ettiniz. Ama ne yüzümüzü döneceğimiz batı ne de yüzümüzü döneceğimiz bir doğu kaldı. İktidara geldiğinizde komşularla sıfır problem anlayışınızdan eser kalmadı maalesef.

    Kürtlerin hak ve adalet taleplerini çözmek için ‘çözüm süreçleri’ başlattınız ama barış için oturduğunuz masadan kalkarak yeni bir şiddet ortamına geri döndünüz.

    “DERSİM’E SEFER OLUR, ZAFER OLMAZ BAY BAŞKAN”

    Türkiye Cumhuriyeti sınırları içinde olan kentler uçaklarımız tarafından bombalandı.
    Taybet İnan örneğinde olduğu gibi sivil insanların cesetleri günlerce sokaklarda kaldı.
    Diyarbakır’ın Sur ilçesi başta olmak üzere, bölgede yüzbinlerce insan yerlerinden göçertildi.
    Dersim’e sayısız askeri harekat yapan komutanlardan biri “Dersim’e sefer olur, zafer olmaz’’ demişti Bay Başkan!
    Kürtlerin hak ve adalet arayışlarına şiddetle karşılık vermek meselenin kendisini ortadan kaldırmıyor maalesef.

    “EFRİN’DE OLUŞAN ORTAK YAŞAM ALANLARI YOK EDİLDİ”

    Dünyaya demokratik bir yaşam önermesi sunan Rojava Kürtlerine savaş açıldı. İnsanların barış içinde ortak yaşam alanları oluşturduğu, ortak yönettiği Efrin’e el konuldu, yüzbinlerce Efrin Kürdü çöllere düştü, evsiz, yurtsuz kaldı.

    Şu günlerde, haber ajanslarına Efrin’in demografik yapısını değiştirmek için Kürtlerin evlerine çetelerin yerleştirildiği haberleri düşüyor.

    “YUVASI YIKILANIN YUVASINA KONMAK VİCDAN MIDIR BAY BAŞKAN?”

    Geçtiğimiz yüz yılda bu topraklarda kırıma uğrayan Ermenilerin evlerine, barklarına el konulmuştu. Bu vahşetin hüznünü hala hep birlikte yaşamıyor muyuz?
    Yuvası yıkılanın yuvasına konmak vicdan mıdır Bay başkan?!

    “TÜRKİYE YARI AÇIK CEZAEVİNE DÖNMÜŞ BAY BAŞKAN”

    Türkiye yarı açık bir cezaevine dönmüş ve size muhalefet eden binlerce insan hapishanelere konulmuş durumda. Bu insanların büyük bir kısmı eğitimli, kültürel ve sosyal seviyeleri Türkiye’ye gelecek perspektifi sunacak donanımdadır. Akademisyenler, bilim insanları, gazeteciler ve yazarlar dahil büyük bir sosyal katman dört duvar arasındadır. İktidarınızın oklarından kurtulabilen binlerce insan dünyanın dört bir yanına göçmek zorunda kaldı.

    “CEMEVİ’NE CÜMBÜŞ EVİ DEDİNİZ BAY BAŞKAN”

    İktidara geldiğiniz ilk yıllarda Alevi milletvekilleri eliyle Alevi kurultayları toplayıp “Cemevlerini inanç kurumu olarak tanıyacağız” dediniz ama sonra ‘’Cemevi’ne  cümbüş evi’’ dediniz.

    16 yıldır yönettiğiniz bu ülkede, insanların çoğu mutsuz ve gelecek kaygısı taşıyorlar. Hiç birimiz kendimizi güvende hissetmiyoruz. Toplumun tüm sinir uçlarıyla oynandı, toplum gergin. Kaygılıyız Bay Başkan! Sizi de kaygılı görüyoruz. Gergin bir yay hepimizi vurabilir.
    Gelin tez elden barışı ve demokrasiyi tesis edelim. Barıştan ve barışmaktan korkmayalım Bay Başkan!

    “ARTIK YETER/ENDİ BESO”

    Artık Yeter / Endi Beso!

    “Beraber yürüdük biz bu yollarda” dediğiniz dava arkadaşlarınızı yollarda bıraktınız Endi Beso!

    “Kadın-erkek eşit değildir” diyerek kadınların metalaştırılmasını ve kadın kırımını kabul etmiyoruz Endi Beso!

    Üniversitelerin bölünüp parçalanmasını, bilim yuvalarının ‘kindar ve dindar’ nesillere dönüştürülmesini istemiyoruz Endi Beso!

    Doğamızın, barajlarla ve HES’lerle talan edilmesini ve yerleşim yerlerimizin güvenlik gerekçesiyle yasak bölge statüsüne çevrilmesini istemiyoruz Endi Beso!

    Savaş çığırtkanlığı yapıp, kendi çocuklarınızı çürük raporları ile korumaya alırken, yoksul halkın çocuklarının ölüme gönderilmesini kabul etmiyoruz Endi Beso!

    Yaşadığımız şu zulumat günlerinin size de bize de faydası yoktur; gelin vaz geçin bu uygulamalardan. Toplumun dayanacak gücü kalmadı; Artık Yeter/Endi Beso!”


    Dersim Gazetesi’nin Mayıs/Haziran sayısında yer alan yazarlar ve konu başlıkları ise şöyle:

    Gülsüm Kav “Seçim Sadece Erkeklerin İşi Değil”

    Ferhat Tunç “Zor Ama İmkansız Değil Başaracağız Hep Birlikte’’

    Kemal Bülbül “Aşk Olsun Sana Pirim, Aşk Olsun Sana Dersim’’

    Yusuf Gürsucu “Tüm Orman ve Su Varlığı Sermayeye Teslim Ediliyor’’

    Şükran Lilek Yılmaz “Ben Bir Alzhiemer Hastasıyım’’

    Daimi Doğan “Qiymetinûnê Xo, Tenekedarû Medê Bidê Sarrafû’’

    Hüseyin Ayrılmaz “Bir Kentin Işıkları O Kenti Aydınlatmaya Yetmez’’

    Can Kasapoğlu “Seçim Savaşı Başladı’’

    Hıdır Işık “Edebiyatta Trajedi ve Toplumsalcılık’’

    Nesimi Aday “Dünya Kan Akan Munzur’un Sesini Duymadı’’

    Hüseyin Ozan “Tenga Kirmancu Hona Nê Qedîya’’

    Esra Çiftçi “Dostlar Şehit, Biz Gazi’’

    Rojda Yeşilgöz “23 Yıldır Kendi Dilimle Ağlıyorum’’

    Ergin Doğru “Baskın Seçim Anlayışına Demokratik Bir Bilinçle Karşı Çıkmak’’

    Türkan Güneri “Ayşe Şawaî’nin ‘Şîr û Kef’ Albümü çıktı’’

     

    Ayrıca Sanatçı Ali Baran ile Mîre Kevokan Üstüne bir söyleşi ve 1937 yılında yapılan Tunceli ‘TENKİL’ Harekâtına Dair Bakanlar Kurulu Kararı Belgeleri yer almaktadır. (HABER MERKEZİ)

  • Karikatürist Sefer Selvi: Vicdanım, bilmelisin ve çizmelisin diyor-VİDEO

    Karikatürist Sefer Selvi: Vicdanım, bilmelisin ve çizmelisin diyor-VİDEO

    PİRHA- Karikatürist Sefer Selvi, “Gündem artık öyle bir hal aldı ki komediyi tamamen bıraktım. Çünkü kendimi sorumlu ve vicdanen rahatsız hissediyorum. Hiçbir zaman kendimizi özgür hissetmiyoruz. Ama çizmek zorundayım. Habere çizgiyle isyan etme, tepki gösterme şansım var” diyor.

    Haberin Videosu

    15 yıldan bu yana Evrensel gazetesinde haftanın 5 günü karikatür çizen Sefer Selvi, muhalif mizahın en önemli isimlerinden…Kendine özgü mizah anlayışıyla günlük siyasal gelişmelerin yanı sıra iş cinayetlerinden kadına yönelik şiddete, işkenceden emekçi direnişlerine kadar yaşamın her alanına çizgileriyle müdahil olan Sefer Selvi, genellikle kaçınılmaz bir memleket gerçeği olarak iç karartıcı konuları ele almasına karşın yine de insanı gülümsetebiliyor… Bir haberci gözlemciliğiyle yakaladığı keskin ve sert çelişkilerden umut çıkarabilmesi belki de onun mizahının en özgün yanı… Aynı zamanda haftalık Leman dergisinde de çizmeyi sürdüren Selvi ile karikatür, mizah, hayat ve memleket meseleleri üzerine konuştuk…

    Söyleşinin ardından son dönemleri anlatan bir de karikatür çizdi bizler için.

    Öncelikle sizi tanıyabilir miyiz? Karikatüre ne zaman ve nasıl başladınız?

    Karikatüre aslında çocukluğumda, daha okula gitmeden başladım. 5 yaşında resimler çiziyordum. Ciddi anlamda karikatür çizmeye ise ortaokul yıllarında başladım. Bir arkadaş ‘Gırgır’ dergisi okuyordu bana ‘senin çizimin iyi sen neden çizmiyorsun’ dedi. Çiziyordum ama usta çizerleri gördükçe cesaret edip kendi çizdiklerimi gönderemiyordum. Ortaokulu bitirdikten sonra liseye gidemediğim için bir yılım boş geçti. O yıllarda karikatürle daha ciddi uğraşmaya başladım. İlk karikatürüm ‘Gırgır’ dergisinin “Çiçeği Burnunda” sayfasında çıkmıştı.

    Karikatürist olmaya nasıl karar verdiniz?

    Aslından Sivas ve Maraş olayları yaşandığında çocuktum ve gazetelerde o dehşet fotoğrafları görüyordum. Gazeteci olup bu gibi olayların haberlerini yapmalıyım diye düşündüm. Sonra çizerek bunu yapabileceğimi düşündüm. Gazeteci olamadım ama çizmeye başladım. Yıllar geçtikçe hayat insanı yaşadığı olaylarla birlikte politikleştiriyor. Çevreme baktığımda Cumartesi Anneleri’ni görüyordum. Ben animasyon filan yapıyordum ancak o dönemlerde insanlar kaçırılıp gözaltında kaybediliyordu. Çizgi film politik bir şey değil. Bir senaryo geliyor. 50-100 kişi o konuyu paylaşıp çiziyorsun. Senin isteğin dışında yapılan şeyler olduğu için iş olarak görüyorsun. Bu nedenle animasyon işini bıraktım. Daha sonra Leman’a geldim.

    Komik olayları mı yoksa insanları düşündüren olayları mı çizmeyi tercih ediyorsunuz? Ya da çizerken bir mecburiyet hissediyor musunuz?

    Aslında ben ikisini de yapabiliyorum. İkisini birden yapmak zordur. Politik mizah özgüven gerektirir. Ben zaten ‘Gırgır’da’ hem politik karikatürler hem de gündemi takip ederek komik espriler çiziyordum. Hatta komik hikayeler de çiziyordum. Çünkü çizgi roman da seviyorum ben. Ama gündem artık öyle bir hal aldı ki komediyi tamamen bıraktım.

    Bu dönemde komedi çizdiğinizde kendinizi kötü hissediyor musunuz? Çünkü toplumsal bir karşılığı var karikatürlerin.

    Komik karikatür artık çizmiyorum. İkisini karşı karşıya koyduğumda ben politik karikatür çizmeyi tercih ediyorum bu dönemde. Çünkü kendimi sorumlu ve vicdanen rahatsız hissediyorum. Bir şeyler yapmak istiyorsun.

    Bir insan karikatürle kendini nasıl daha iyi hissedebilir bu yaşananlara karşı?

    Ben çizdiklerimi yorumlayarak ifade ediyorum. Aslında anlatılanın öyle olmadığını bunun bir de farklı yüzünün olduğunu ifade etme imkanım oluyor. O habere çizgiyle isyan etme, tepki gösterme şansım var.

    Karikatür dergilerine olan ilgi nasıl?

    Maalesef dergilere olan ilgi baskı ile birlikte azalıyor. Ayrıca karikatürlerin sosyal medyadaki paylaşımlarının çoğalması da ilgiyi azaltıyor. Güçlükle ayakta duruyorlar diye biliyoruz.

    “İKTİDARIN BASKISIYLA MİZAH SUÇMUŞ GİBİ ALGILANIYOR”

    Tek neden teknoloji miydi, başka bir nedeni var mı?

    Tabii ki iktidarın baskısının da önemli olduğunu düşünüyorum. Çünkü mizah bir suç unsuru gibi dava konusu oluyor ve iş bazen hapis cezasına kadar gidiyor. İnsanlar bir süre sonra mizahı suçmuş gibi algılamaya başlıyorlar.

    Günceli nasıl takip ediyorsunuz?

    Önceden 8-10 gazete alıp oradan takip ediyordum. Ancak artık interneti tercih ediyorum. Çünkü sürekli gündem değişiyor. Ve bir gazeteci gibi gündemi takip etmek zorundayım. Hem olayların komik yanını hem de çelişkilerini yakalayarak çiziyorum. Zaman zaman çizdiklerimin eleştirildiği de oluyor.

    Evet onlardan biri de Danıştay Başkanı’nın yargıya ilişkin açıklamasını konu alan ‘hamile themis’ karikatürüydü. Kadınların yoğun tepkisine neden olmuştu. Bu eleştirileri nasıl değerlendiriyorsunuz?

    Maalesef haklı bulmuyorum tepki gösterenleri. Bence provokasyona geldiler. Oradaki bir sembol. Asıl anlatılmak istenen başka bir şey. Karikatürde mizahta birtakım sembolleri kullanabilirsin. Orada sembol bir kuş olabilirdi, at olabilirdi ve başka bir şey çizebilirdim. Yargının bağımsız olmayışı hepimizi ilgilendiren bir şey. Yargı, iktidarın güdümündeyse kadınların hakları, işçilerin hakları, gazetecilerin ve halkların hakları da korunmaz. Hamile kadın çizmek niye sorun olsun ki? Benim annem de hamile kaldı ve ben de hamilelik sonucu doğan biriyim. Mizahtan uzak insanlar yanlış yorumlayıp tepki gösteriyorlar. Karikatürün dilini bilmiyorlar. Bu bir dildir aslında. Yoksa orada kadınları aşağılamak için yapılmış bir şey değil. Zaten her karikatür kahkahalar ile gülmek için değildir. İnsanların yakılmasını, Soma’da iş cinayetinde ölen 301 madenciyi çizdik. Biz bunları insanlar gülsün diye çizmiyoruz. Yaşanan dramı ve ülkenin geldiği durumu çizdik orada.

    Tüm bunlara rağmen özür dileyen bir açıklama da yaptınız…

    Özür diledim ama haklı olduğumu da belirttim orada. Ben hiçbir kadını kırmam. Hayatımda kadınlar önemli bir yer tutuyor. 13 yaşındaki kızımın, annemin ve ablalarımın bende ayrı bir yeri vardır. Bu nedenle bir kadını aşağılayacak hiçbir şey yapmam ve çizmem. Yıllarca kadın hakları mücadelesi vermiş bir insanım. Tüm bunlara rağmen böyle bir şeye maruz kalmak üzdü beni açıkçası.

    İktidarı eleştirdiğiniz karikatürlerden dolayı açılan davalarınız da var…

    Bana en son, Başbakan Binali Yıldırım’ın oğlunun Malta adasında vergi kaçırmak için para yatırdığını anlatan karikatürüm yüzünden dava açıldı. Sonra Binali Yıldırım çıkıp ‘benim oğlumun devlet daireleri ile işi olmaz’ diye bir açıklama yaptı. Buna yönelik bir karikatür çizdiğim için dava açıldı. Bir de muhtarlara yönelik yaptığım bir karikatüre yönelik soruşturma açıldı. Çok soruşturma açılıyor ama sonuçta bu bir karikatür. Savcı açıp bakıyor hakaret yok, sadece eleştiri var hatta bazen karikatürlerime gülen savcılar oluyor.

    Son dönemlerde çizdiğiniz karikatürlerde barış vurgusu var. Barış sözcüğünü konuşmak  bile suç sayılırken siz bu gibi konuları çizerken kendinizi özgür hissediyor musunuz?

    Hiçbir zaman kendimizi özgür hissetmiyoruz. Ama çizmek zorundayım. Özellikle de bu dönemde çizmeliyim. Sen karikatürcü isen özgürlükler kısıtlandığı zaman bunlara tepki olarak yazmak ve çizmek zorundasın.

    Bu son dönemlerde de sosyal medya paylaşımları gerekçe gösterilerek TTB, HDP ve HDK üyeleri dahil yüzlerce insan gözaltına alındı. Bunu nasıl değerlendiriyorsunuz?

    Sadece Suriye’ye değil, aynı zamanda Türkiye’ye de bir operasyon başlattılar. Çok mantıksız ve akıl alacak gibi değil. Hayatlarını insanları yaşatmaya adamış olan doktorların ‘savaş değil, barış istiyoruz’ demesi kadar doğal bir şey olabilir mi? Bu savaş kimi vuracak? Tabii ki savaşı çıkaranları vurmayacak. Savaşların en büyük mağdurları kadınlar ve çocuklardır. Savaş çıkmadan önce bizler, gazeteciler, yazarlar ve çizerler eleştirilerimizi yaptık. Niye yapıyoruz bu eleştirileri? Biliyoruz bu savaş yüzünden çocuklar, bebekler ölecek, evler yıkılacak, aileler yok olacak ve pek çok dram ortaya çıkacak.

    “12 EYLÜL’DE BİLE KARİKATÜRCÜLER BU KADAR BASKI HİSSETMEMİŞTİ”

    Özgürlüklerin bu kadar kısıtlandığı ve barış sözcüğünün suç sayıldığı böyle bir dönem oldu mu daha önce?

    12 Eylül’ün ilk dönemlerinde bile karikatürcünün üstünde bu kadar baskı yoktu. Karikatürcüler hiçbir zaman bugünkü kadar baskı hissetmemiştir. Birçok karikatürcü bugün işini bırakmak zorunda kaldı.

    Bu son dönemlerde iktidara yönelik çizdiğiniz karikatürlerde ‘şunu çizeyim bunu çizmeyeyim’ diye kendinizi durdurduğunuz oldu mu?

    Evet oluyor. Onların adil olmadığını söylerken kendin adil ve dürüst olmak zorundasın. Çizdiğim karikatürlerde zeka pırıltısı olsun istiyorum. Yani ‘adam tam can alıcı noktayı bulmuş’ desinler istiyorum. Yoksa hakaret içeren şeyler çizmiyorum. Bu gibi şeylere dikkat ederek çiziyorum.

    Aslında karikatürün alanı çok geniştir özgür ülkelerde. Karikatürde biraz hakarete de kaçabilirsin. Bu hükümet dini duyguları kullanarak karikatürü başka yerlere çekip provokasyona dönüştürebiliyor. Fransa’da kaç karikatürcü katledildi. Bu karikatürleri çizen var, karikatürden sorumlu olan var, sorumlu olmayan var. Sen bir şey çizersin sana kızarlar ama sonuçta çalıştığın ortamda sorumlu olmayanlar da saldırıya maruz kalabilir bu yüzden. Bunları da düşünmek zorundasın. Sırf kendi sorumluluğun değil. Ailene sorumluluğun var, çocuğuna sorumluluğun var. Çünkü karşındaki insan seninle aynı potansiyelde insanlar değil. Düşünce özgürlüğü olarak baksa o da düşünce ile sana tepkisini gösterir. Ben saçmalıyorsam saçmaladığımı yüzüme vurursun. Ama onu yapamadıkları için şiddete başvuruyorlar.

    Sanatçıların sizce toplumsal olaylara bakışı nasıl olmalı. Ve toplumsal olaylar karşısında onlara ne gibi görevler düşüyor?

    Vicdanın sesini dinleyip sorumluluğunu yerine getireceksin. Vicdan sahibiysen bazı şeyleri göze alacak ve eleştiriden kaçmayacaksın.

    Alevilerin uğradığı hak gasplarına yönelik çizimleriniz oluyor mu?

    Güncel karikatür ve mizah yapmak için gündemde olan şeyleri çizmek zorundasın. Alevilere yönelik baskılar gündeme geldiğinde onları da çiziyoruz. İster istemez gündemi çizmek zorundasın.

    Sizce Türkiye’de Alevilerin sorunları nedir?

    İnsan hakları aynı zamanda Alevi haklarıdır. Bu ülkede yaşanan adaletsizlik ve yargı bağımsızlığının olmayışı Alevi sorunudur. İnsanların sömürülüşü Alevilerin de sorunudur. İş kazaları, gazetecilerin hapse atılması, haber özgürlüğün kısıtlanması hepsi Alevilerin de sorunudur. Tüm bu sorunlar çözüme kavuştuğunda o zaman Aleviler için de sorun kalmaz ve özgürce inançlarının gereğini yaşarlar…

    Siz de bir Alevi aileden geliyorsunuz. Etkisi var mı karikatürist olmanızda?

    Alevi oluşum belki de benim karikatürist olmama sebep olmuştur. Çünkü muhalif yanı var. Genelde yoksul ailelerin, Kürt ya da Alevi ailelerinin çocukları oluyor. Çünkü bir ezilmişlik var. Karikatürle iktidar ve güce iğne batırıp tepkilerini kalem ile göstermiş oluyorlar.

    Nasıl bir ortamda, neler çizmek isterdiniz?

    Keşke özgür bir ortamda olsaydık. İnsan ilişkilerini çizseydik. Sürekli olarak işçi ölümlerini, iş kazalarını, katliamları çizmek bizde travma yaratmış durumda. Çok daha özgür bir ülkede yaşasaydık aşk, sevgi, çiçek, böcek ve hayvanları çizerdik. Onlardan da mizah çıkar. Her şeyin mizahı vardır. İş yerinde iş arkadaşınızla olan ilişkilerinize yönelik çok güzel mizah çıkar mesela. Onları çizer, mutlu olurduk…

    Sevim KAHRAMAN/İsmet SEFER

    İSTANBUL