Etiket: şehir hastaneleri

  • 13 şehir hastanesi için bütçeden 40 milyar TL’ye yakın para ödenmiş

    13 şehir hastanesi için bütçeden 40 milyar TL’ye yakın para ödenmiş

    CHP Ankara Milletvekili Murat Emir, 13 şehir hastanesi için son beş yılda kamunun kasasından 40 milyar TL’ye yakın para ödendiğini açıkladı. Oysa AKP’li Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın, “Cebimizden beş kuruş çıkmayacak” demişti.

     CHP Ankara Milletvekili Murat Emir, İktidarın “Sağlıkta çağ atladık” söylemine örnek gösterdiği şehir hastaneleri için bütçeden yapılan ödemeyi açıkladı.

    BirGün’den Mustafa Bildircin’in haberine göre, Emir, AKP’li Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın, “Cebimizden beş kuruş çıkmayacak” dediği 13 şehir hastanesi için devletin toplam 39 milyar 396 milyon TL ödediğini belgeledi.

    CHP’li Emir’in Cumhurbaşkanlığı 2023 Yılı Yatırım Programı’nda yer alan veriler üzerinden yaptığı çalışmaya göre, 13 şehir hastanesinin 2017 ila 2023 arasındaki kullanım bedeli, toplam 67 milyar 682 milyon 964 bin TL’ye ulaştı. 2017 yılı ile 2022 yılının sonuna kadar olan dönemde ise hastanelerin kullanım bedeli olarak şirketlere tam 39 milyar 936 milyon 964 bin TL ödeme yapıldı.

    BAKANLIK BÜTÇELERİNDEN BİLE FAZLA

    Dışişleri Bakanlığı, Kültür ve Turizm Bakanlığı, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı, Çevre ve İklim Değişikliği Bakanlığı ile Ticaret Bakanlığı’na 2022 yılında ayrılan bütçe toplamının 33,2 milyar TL olduğunu belirten Murat Emir, “İşletmeci firmalara altı yılda ödenen para, birçok bakanlığın bütçesinden bile fazla” dedi.

    CHP’li vekil Murat Emir, “Türkiye’ye sağlıkta çağ atlattığını iddia eden iktidar, anlaşılan o ki müteahhitlere çağ atlatıyor. Daha önce, kaynak yetersizliği nedeniyle tamamlanamayan devlet hastanelerini gündeme getirmiştik. O tablo bir yanda, şehir hastanelerini yöneten şirketlere ödenen paralar bir yanda… AKP’nin, ‘Otel konforunda’ diyerek adeta pazarladığı şehir hastaneleri, bütçede delik açmaya devam ediyor” ifadelerini kullandı.

    (HABER MERKEZİ)

  • TTB: Sağlık Bakanlığı 2023 Yılı Bütçe Teklifi sağlığa zararlıdır!

    TTB: Sağlık Bakanlığı 2023 Yılı Bütçe Teklifi sağlığa zararlıdır!

    PİRHA – Türk Tabipleri Birliği, Sağlık Bakanlığı için sunulan bütçe teklifini değerlendirerek, “Sağlık Bakanlığı’nın 2023 yılı bütçe teklifinde yer alan hedeflerin neredeyse hiçbiri kabul edilemez” dedi.

    Türk Tabipleri Birliği (TTB), Sağlık Bakanlığı 2023 Yılı Bütçe Teklifi üzerine değerlendirmesini kamuoyu ile paylaştı.

    TTB Genel Merkezinde yapılan basın açıklamasında ilk konuşan isim Merkez Konseyi II. Başkanı Dr. Ali İhsan Ökten oldu. Ökten, yapılan açıklamada Dr. Şebnem Korur Fincancı’nın olması gerektiği vurgusunu yaparak Sağlık Bakanlığı bütçesinin azaltıldığını, tedavi edici hizmetlere %70 pay ayrılırken koruyucu sağlık hizmetleri payının %30 ile sınırlı tutulduğunu söyledi.

    Ökten ayrıca, “Toplum sağlığını koruyacak bir sisteme ihtiyacımız var. Aksi halde aylar sonraya verilen randevu, ameliyat tarihi gibi sorunlar katlanarak sürecektir” dedi. Ali İhsan Ökten son olarak 13 şehir hastanesine %23 pay ayrılmasına tepki göstererek, bu sayının ilerleyen yıllarda 31’e yükselmesi halinde sağlık bütçesinin çok daha dengesiz hale geleceğini, diğer kamu hastanelerinde nasıl hizmet verileceğinin belirsizleşeceğini ifade etti.

    “BÜTÇE KANUNU BASINA-HALKA KAPALI OLARAK GÖRÜŞÜLMEYE BAŞLANDI”

    TTB Merkez Konseyi Üyesi Dr. Adalet Çıbık tarafından okunan açıklamada “Sağlık Bakanlığı 2023 Yılı Bütçe Teklifi Sağlığa Zararlıdır; Toplum Sağlığı Düşünülerek Yeniden Yapılandırılmalıdır!” denilerek şu ifadelere yer verildi:

    “Türkiye’de genel bütçe, AKP’nin hükümet olmasıyla birlikte, bir yandan ‘sosyal devlet’ hedefi daha da zayıflarken; diğer yandan şirketleri, sermaye sahiplerini vergi vermekten neredeyse azade eden uygulamalarla toplumsal eşitsizlikleri daha da artıran bir içerik kazandı. Bu tablo, elbette yeni değil. Ancak, AKP’nin 20 yıllık iktidarıyla geldiğimiz Kasım 2022 itibarıyla bütçe, yoksulu daha yoksul ve aç, zengini çok daha zengin yapan ekonomik ve sosyal politikaların hayata geçirilmesinin aracı yapıldı.

    Öyle ki kurumlar vergisi adıyla şirketlerden, sermaye sahiplerinden alınan vergi 1999 yılında yüzde 46 iken aşama aşama azaltılıp, 2022 yılında yüzde 22’ye düşürüldü. Bu uygulamayla şirketler ve sermaye sahipleri tarafından ödenmesi gereken vergi oranı yüzde 52 azaltılmış oldu. Başka bir ifadeyle, şirketler ve sermaye sahipleri oran olarak bu yıl, 23 yıl önce ödemeleri gereken verginin yarısından daha azını ödemeleri gerekiyor. Buna karşın, örneğin, Sağlık Bakanlığı, Milli Eğitim Bakanlığı, Kültür Bakanlığı bütçeleri, topluma sunmakla yükümlü oldukları hizmeti asgari ücretli ailelere bile para almadan sunabilecekleri düzeye çıkartılmadı. Toplumun devlet tarafından sunulmakta olan sağlık hizmetlerine, eğitim-öğretime, tiyatroya vb. ulaşabilmesi ve yararlanabilmesi için cebinden önemli miktarlarda harcama yapması gerekiyor.

    Bilindiği gibi, Haziran 2018 genel seçimleri sonrasında uygulamaya giren Partili Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi ile birlikte, bütçeyi Cumhurbaşkanlığı hazırlıyor ve cumhurbaşkanı tarafından bir yasa teklifi olarak TBMM Başkanlığı’na iletiliyor. “2023 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Teklifi” de 17 Ekim 2022 tarihinde TBMM Başkanlığı’na sunuldu ve Plan ve Bütçe Komisyonu’nda, maalesef basına-halka kapalı olarak görüşülmeye başlandı.

    Toplam bütçe teklifi bir önceki yılın teklifine göre yüzde 150,3 artırılarak, 4 trilyon 469 milyar 570 milyon 19 bin TL gider ve 4 trilyon 248 milyar 666 milyon 270 bin TL gelir olarak sunuldu. Cumhurbaşkanlığı tarafından hazırlanan beşinci bütçe olmasına karşın, denk bütçe yapılamamış, daha teklif halindeyken gelirde yaklaşık yüzde 5’lik bir eksiklik yaratılmıştır. Bunun parasal karşılığı 220 milyar 903 milyon 749 bin TL’dir. Öyle ki Milli Savunma, Adalet, Dışişleri bakanlıkları başta olmak üzere birçok bakanlığın bütçesinden çok daha fazladır.

    Cumhurbaşkanlığı, 2023 yılı bütçe gelirlerinin yüzde 86,5’inin vergi gelirlerinden sağlanmasını teklif etmektedir. Yanı sıra, vergi gelirlerinin de yalnızca yüzde 17,4’ünün kurumlar vergisi üzerinden toplanması hedeflenmiştir. Hedeflenen vergi gelirinin büyük bölümünün yine çalışanların maaş ve ücretlerinden, küçük esnafın ve köylünün kazancından kesilecek-alınacak vergilerle ve KDV, ÖTV gibi dolaylı vergiler üzerinden sağlanması hedeflenmektedir.

    Bu teklifin hayata geçirilmesi daha önceki yıllarda olduğu gibi eşitsizlikleri ve yoksulluğu artıracaktır. Adil değildir. Hakkaniyetsizdir. Yalnızca bu nedenle dahi kabul edilebilir değildir. Bütçe gelirleri öncelikle kârdan, ranttan, faizden alınacak vergilerle sağlanmalıdır. Gıda, ilaç, kitap, su, elektrik, doğalgaz, sağlık, eğitim başta olmak üzere, mal ve hizmet alımlarında KDV, ÖTV vb. dolaylı vergiler kaldırılmalıdır. Çok kazanandan çok, az kazanandan az vergi alınacak adil bir bütçe teklifi hazırlanmalıdır.

    “BÜTÇE TEKLİFİNDE YER ALAN HEDEFLERİN NEREDEYSE HİÇBİRİ KABUL EDİLEMEZ”

    Yaşanmakta olan sorunların yarattığı gereksinimler, bütçe teklifini hazırlayanlar tarafından görülmemiş olacak ki genel bütçe içinde Sağlık Bakanlığı bütçesinin payı, 2022 yılı için yüzde 6,63 iken 2023 yılı için yüzde 6,56 olarak belirlenmiş. Bırakalım artırılmasını, maalesef payı azaltılmış. Bu yetmezmiş gibi bakanlığın azalan payının yanı sıra, bakanlığın bütçesi içinde ‘koruyucu sağlık programının’ payı da bir önceki yıla göre azaltılmaktan kurtulamamış; yüzde 33,4’den yüzde 28,7’ye indirilmesi teklif ediliyor. Yetmiyor. Bakanlık bütçesindeki payı 2022 yılında yüzde 64,2 olan ve 2023 yılında yüzde 69,6 olması teklif edilen ‘tedavi edici sağlık programının’ başında da büyük bir kara delik var: Şehir hastaneleri! Sağlık Bakanlığı 2023 Yılı Bütçe Teklifi; ‘tedavi edici sağlık programı’ için ayrılan bütçenin yüzde 22,9’unun şehir hastanelerinin patronlarına kira bedeli ve hizmet alım bedeli olarak ödenmesini içeriyor.

    Bunların yanı sıra, bilindiği gibi Türkiye’de emek gücünü satarak yaşamak zorunda olanların tümü gibi hekimler ve sağlık emekçileri de AKP hükümetleri döneminde daha da yoksullaşmış ve geçinemez hale gelmiştir. Bütçe teklifinde hekimlerin maaş ve emekli aylığına etki edecek 7200 ek göstergenin uygulanması ve özel hizmet tazminat oranlarının yükseltilmesiyle maaşlarda en az yüzde 200 oranında artış yapmaya olanak verecek düzenlemeler 2023 yılı bütçe teklifinde yer almalıdır. Hiçbir hekimin, sağlık emekçisinin aylık gelirinde performans ücretinin payı yüzde 10’u-15’i geçmemeli, gelirlerinin hemen tümünün emekliliğe de yansıtıldığı düzenlemeler hayata geçirilmelidir.

    Sağlık Bakanlığı 2023 yılı bütçe teklifinde yer alan hedeflerin neredeyse hiçbiri kabul edilemez. Sağlık Bakanı, 24 Kasım 2022 tarihinde TBMM Plan ve Bütçe Komisyonu’nda yapacağı; Sağlık Bakanlığı 2023 Yılı Bütçe Teklifi konuşmasından önce gerekli düzenlemeleri yapmalıdır. Bakanlığın bütçesinde yapılacak düzenlemeler; halkın sağlığının korunması ve geliştirilmesi önceliğiyle toplumun sağlık sorunlarının en kısa sürede ve kamusal olarak çözülmesi, hekimlerin ve sağlık emekçilerinin çalışma koşullarının ve özlük haklarının insan yaşamına yakışır, günümüzün koşullarına uygun hale getirilmesi ve şiddetin önlenmesi öncelikli hedefleriyle gerçekleştirilmelidir.”

    PİRHA/ANKARA

  • 2018’de 1,3 milyar olan kullanım bedeli 2022 yılında 14,1 milyara çıktı!

    2018’de 1,3 milyar olan kullanım bedeli 2022 yılında 14,1 milyara çıktı!

    PİRHA- AKP iktidarının hayata geçirdiği Şehir Hastaneleri projesi, devlet kaynaklarını eritmeye devam ediyor. Sağlık meslek örgütleri, konuya ilişkin yaptığı açıklamada “Halkın sağlık hakkının bütüncül görülmediği ve sağlık hizmetlerinin merkezine inşaat ve rant projelerinin alındığı tüm çıplaklığı ile ortaya çıkmıştır” dedi.

     

    Ankara Tabip Odası, Ankara Dişhekimleri Odası, Devrimci Sağlık İşçileri Sendikası, Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçileri Sendikası Ankara Şubesi, “Şehir Hastanelerinin Finansal Sürdürülebilirliği ve Bütçede Yarattığı Kaos” başlıklı ortak basın açıklaması yaptı.

    Şehir Hastanelerinin rant merkezli çalıştığına vurgu yapan sağlık meslek örgütleri, AKP iktidarıyla birlikte birinci basamak sağlık hizmetlerinin sekteye uğradığı, sağlık ocaklarının ise işlevsiz hale getirildiğine vurgu yapıldı.

    Yazılı yapılan açıklamada “Sıra eğitim ve araştırma hastanelerine gelmiştir” denilerek şu ifadelere yer verildi:

    “Özellikle büyük şehirlerde bulunan eğitim ve araştırma hastaneleri; siyasi iradenin direk ve bilinçli müdahaleleri ile birlikte niteliksiz ve işlevsiz hale getirilmiş ve bu durum şehir hastanelerinin açılabilmesi için bir gerekçe olarak ortaya konulmuştur. Böylece siyasi iktidar tarafından halkın sağlık hakkının bütüncül görülmediği ve sağlık hizmetlerinin merkezine inşaat ve rant projelerinin alındığı tüm çıplaklığı ile ortaya çıkmıştır.

    Halkımız bir yanıyla her geçen gün sağlıklı konut, sağlıklı beslenme, temiz su ve çevre gibi sağlığın belirleyicisi en temel insan haklarından uzaklaşırken, bir yandan da tedavi hizmetlerini merkeze alan anlayışla gerçek anlamda sağlık hizmeti alamamaktadır. Bu durumu Ankara sağlık emek ve meslek örgütleri olarak Sağlığa Yatırım Programı çerçevesinde bir kez daha açıklamak istiyoruz.

    Cumhurbaşkanlığının ‘2022 Yılı Yatırım Programı’ 14.01.2022 tarihinde yayınlandı ve program bir kez daha şehir hastaneleri projelerinin finansal sürdürülebilirliğinin olmadığını, her geçen yıl kamu bütçesinde daha büyük bir kara deliğe dönüştüğünü göstermiştir.

    * Şehir Hastanelerine 2021 yılı sonuna kadar son beş yılda 21 milyar TL’lik ödeme yapılmıştır.

    * 2018’de 1,3 milyar olan kullanım bedeli 2021’de 10 milyara çıkmış, 2022 için ise 14,1 milyar kaynak ayrılmıştır.

    * 2019 ile 2022 arasında kullanım bedeli 3,8 kat artmıştır.

    * Önümüzdeki üç yılda geriye dönük beş yıllık kullanım bedelinin 2 katı üstünde artışla 47,3 milyar ödeme gerçekleşecektir.

    * Bu hastanelerin yirmi beş yıllığına kiralandığı düşünüldüğünde sadece kullanım bedeli olarak sekiz yıl için bütçeden çıkan tutar 68,3 milyar olacaktır.”

    ŞEHİR HASTANELERİNİN BÜTÇE YÜKÜ %39 ARTACAK!

    Sağlık meslek örgütleri, planlamaya dahil edilen yeni şehir hastanelerinin “kaos” yaratacağına vurgu yaparak şu bilgileri paylaştı:

    “Sağlık Bakanı tarafından 2022 bütçe görüşmelerinde 5 yeni şehir hastanesi açılacağı ifade edilmiştir. (Kocaeli ŞH, Kütahya ŞH, Ankara Etlik ŞH, Gaziantep ŞH, İzmir Bayraklı ŞH)

    * Açılacak 5 yeni şehir hastanesinin, ŞH’nin bütçede yarattığı yükü %39 arttıracağını öngörmekteyiz,

    * Yeni açılacak ŞH ile, ŞH’nin Sağlık Bakanlığı bütçesindeki yükü %19’dan %26’ya çıkacağını ifade edebiliriz,

    Artan enflasyon ve döviz kuru, şehir hastane batağını büyütüyor; Şehir Hastaneleri ÜFE, TÜFE oranları ve döviz kurundan etkilenmektedir, bu nedenle yıllar içinde şehir hastaneleri harcamaları katlanarak artmaktadır.

    * 2021 yılı TÜFE, ÜFE ve döviz kurundaki artış nedeniyle 13 şehir hastanesine 2021 – 2022 yılında ödenen kullanım bedeli artışı %41’dir.

    Sağlık Bakanının 2022 bütçe sunumunda 9 şehir hastanesinin kamu kaynakları ile yapılacağı ifade edilirken, Cumhurbaşkanlığının 2022 yayınlarına göre 11 şehir hastanesi kamu kaynakları ile yapılmaktadır.

    * Örneğin kamu kaynakları ile yapılan 800 yataklı Rize Şehir Hastanesi’nin 250.000 metrekare ile yatırım tutarı 1,4 milyar iken, 400 yataklı Zonguldak Devlet Hastanesi’nin 51.758 metrekare ile yatırım bedeli 273 milyondur.

    * Kamu kaynakları ile yapılan 11 şehir hastanesinin (Antalya ŞH, Aydın ŞH, Denizli ŞH, Diyarbakır ŞH, Ordu ŞH, Rize ŞH, Sakarya ŞH, Samsun ŞH, İstanbul Sancaktepe ŞH, Trabzon ŞH, Şanlıurfa ŞH) toplam yatırım tutarı 22,8 milyardır.”

    PİRHA/ANKARA

  • Asistan hekimler 32 saatlik kesintisiz mesai yapmakta!

    Asistan hekimler 32 saatlik kesintisiz mesai yapmakta!

    PİRHA-Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçileri Sendikası Ankara Şubesi, Asistan Hekim Rumeysa Berin Şen’in vefatına ilişkin açıklama yaparak “Asistan hekimler ucuz insan gücü değildir. Asistan hekimler nitelikli eğitim hakkına sahiptir” denildi.

    Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçileri Sendikası Ankara Şubesi, uzun mesai saati sonucu yaşamını yitiren Asistan Hekim Rumeysa Berin Şen’in yaşamını yitirmesine ilişkin açıklama yaptı. Yazılı yapılan açıklamada “Asistan hekimler tükenmekte” denilerek Türkiye genelindeki yataklı tedavi kurumlarında 130 bine yakın hekimin görev yapmakta olduğuna vurgu yapıldı. Söz konusu hekimlerin  %26’sının asistan hekimlerden oluştuğunu aktaran SES Ankara Şubesi, hasta yoğunluğundan kaynaklı asistan hekimlerin iş yükünün her geçen gün arttığını vurguladı.

    360 SAATE VARAN MESAİ UYGULAMASI!

    Yapılan açıklamada, “sağlık emekçileri ağır iş yükü altında tükenme noktasına gelmiştir” denilerek şu ifadeler kullanıldı:

    “Ülkemizde eğitim ve araştırma hastaneleri ve üniversite hastanelerinde gerek poliklinik hizmetleri gerekse yataklı servis hizmetleri yoğunluklu olarak asistan hekimler tarafından yürütülmektedir.

    Asistan hekimlerin çalışma şartlarına ilişkin sorunları pandemi ile birlikte katlanarak artmıştır. Bu süreç hem ruhsal hem de bedensel olarak yıpranan asistan hekimleri, başta tükenmişlik olmak üzere ciddi sorunlar ile karşı karşıya bırakmıştır.

    Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçileri Sendikası Ankara Şubesi olarak ilimizde görev yapan 6.750’e yakın asistan hekimin iş yükünü ortaya koymak için ilimizde bulunan bir hastane ve örneklem servisler üzerinde yaptığımız çalışma, asistan hekimlerin iş yükünü bir kez daha ortaya koymuştur;

    SES Ankara Şube olarak yaptığımız çalışmada tespitlerimiz;

    * İlimizde asistan hekimler 32 saatlik kesintisiz mesailer yapmaktadır,

    * Asistan hekimler ucuz iş gücü olarak görülmektedir,

    * Özellikli birimlerde dahi iş riskine rağmen asistan hekimler yeteri kadar dinlenememektedir,

    * Ayın 4 gününü evinde geçiren ve dinlenme zamanı yakalayabilen, bu zaman diliminde sosyal ihtiyaçlarını karşılayabilen asistan hekimler kendilerini şanslı saymaktadır.

    * Asistan hekimlerin mali hakları zamanında ödenmemektedir,

    * Örneklem olarak alınan hastanede 1.850-1.900 aralığında asistan hekim tarafından yapılması gereken toplam mesai saati 1.150-1.200 aralığında asistan hekim tarafından yapılmaktadır,

    * Devlet memuru aylık 21 aktif çalışma günü üzerinden 168 saat mesai yaparken, asistan hekim aylık 45 aktif çalışma gününe denk gelen 360 saate varan mesai gerçekleştirmektedir,

    *Birinci klinikte yapılan çalışmada; birimde 27 asistan hekimin tamamlayacağı toplam mesai saati 13 asistan hekim tarafından tamamlanmaktadır. İdare istihdam edeceği 14 hekime ödemesi gereken 109 bin TL yerine bu iş 13 asistana fazladan nöbet tutturarak yaptırmakta ve karşılığında 42 bin TL ödemektedir,

    *İkinci klinikte yapılan çalışmada, birimde 37 asistan hekimin tamamlayacağı toplam mesai saati 20 asistan hekim tarafından tamamlanmaktadır. İdare istihdam edeceği 17 hekime ödemesi gereken 137 bin TL yerine bu işi 20 asistana fazladan nöbet tutturarak yaptırmakta ve 64 bin TL ödemektedir,

    *Özellikli birimde yapılan çalışmada, 83 asistan hekimin tamamlayacağı toplam mesai saati 58 asistan hekim tarafından tamamlanmaktadır. İdare istihdam edeceği bu 25 hekime ödemesi gereken 203 bin TL yerine bu iş 58 asistana fazladan nöbet tutturarak yaptırılmakta ve 154 bin TL ödemektedir,

    *Örneklem olarak alınan hastanede asistan hekim saatlik normal mesai ücreti 47-50 tl aralığında iken normal serviste 130 saatin üzerindeki nöbet ücreti ödenmemesi nedeniyle fazla nöbetin saatlik ücreti 16-18 TL aralığına denk gelmektedir,

    *Asistan hekimlerin yoğun iş yükü ve dinlenme haklarının yok sayılmasına rağmen toplam gelirlerinin %30’na denk gelen nöbet ücretleri hastanelerin ekonomik sıkıntıları var denilerek 1,5 ay gecikmeli ödenmektedir,

    *İlimizdeki şehir hastanesi ise asistan hekimlerin çalışma şartları anlamında daha fazla sorunların görüldüğü merkez haline gelmiştir. Şehir hastaneleri, ilimizdeki toplam asistan hekimlerin %22’sinin çalışma alanıdır.

    Pandemiyle mücadelede ve daha sonrası nitelikli bir sağlık hizmeti için asistan hekimlerin sorunları giderilmeli ve talepleri bir an önce karşılanmalıdır. Asistan hekimler ucuz insan gücü değildir. Asistan hekimler nitelikli eğitim hakkına sahiptir.”

    PİRHA/ANKARA

  • ‘Şehir Hastanelerine değil emekçiye bütçe ayırın’-VİDEO

    ‘Şehir Hastanelerine değil emekçiye bütçe ayırın’-VİDEO

    PİRHA- Ankara Tabip Odası (ATO) ve sağlık ve sosyal hizmet meslek örgütleri sağlıkta dönüşüm programları ile artan iş yüklerine rağmen gelirlerinin sürekli azalıyor olmasına tepki gösterdi. Açıklamada, “Sağlık kurumları dediğiniz yerler dört duvar, sağlık hizmetleri ise biz sağlık emekçilerinin emeğidir. Şehir hastaneleri olmadan sağlık hizmeti sunabilirsiniz ancak sağlık emeği olmadan şehir hastanelerinizin bir önemi olmayacaktır” denildi. 

    ‘Sağlık ve sosyal hizmet emekçileri olarak ‘Sağlıkta Dönüşüm Programları’ ile artan iş yükümüze rağmen gelirimiz sürekli erimiştir’ diyen Ankara Tabip Odası (ATO), Ankara Diş hekimleri Odası, Devrimci Sağlık İşçileri Sendikası, Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçileri Sendikası (SES) Ankara Şubesi, Tüm Radyoloji Teknisyenleri ve Teknikerleri Derneği yaptıkları ortak basın açıklamasıyla Sağlık Bakanlığı’na tepkilerini dile getirdiler.

    ATO’ da yapılan açıklamayı sağlık emekçileri adına ATO Yönetim Kurulu üyesi Dr. Ayşe Uğurlu okudu.

    “İKTİDAR MÜTEAHİTLERİ KORUYUP KOLLAMAKTADIR”

    Uğurlu verdikleri emeklerin karşılığını alamadıklarını belirterek; “SDP dönemi artan iş yükümüz pandemi dönemi daha da artmış, tüm sorunlara rağmen emeğimizin karşılığında taleplerimiz karşılanmamıştır. Sağlık emekçisini enflasyon altında zam oranlarına mahkum eden iktidar müdahale edilmiş TÜİK TÜFE oranları ile reel ücretlerimizde kayıp yaşatırken, şehir hastanesi müteahhitlerine bütçeyi seferber etmiştir. Sağlık emekçilerine reel TÜFE’yi çok gören iktidar; Şehir hastanesi kira ve hizmet bedeli ödemelerinde ‘TÜFE’, ‘ÜFE’ , ‘Döviz Kuru’, ‘Asgari Ücret Artış Oranı’, ‘Beş Yılda Bir Piyasa Testi’ artış oranlarını kullanarak şehir hastaneleri müteahhitlerini koruyup kollamaktadır.

    Sağlık emekçileri TÜİK TÜFE rakamları ile birlikte 14,6 oranında zam oranı almış olup, şehir hastaneleri TÜFE, ÜFE arasındaki %10’nun üzerinde fark ile %25,5 zam oranından faydalanmıştır. Yine Şehir Hastaneleri yapımında kullanılan yabancı kaynaklar nedeniyle kira bedelinde ek olarak döviz kuru artışından faydalanmıştır.  Bazı hizmet ödemelerinde ise asgari ücrete yapılan %21,6 zamdan yararlandırılmıştır” diye konuştu.

    “ŞEHİR HASTANELERİNE AYRICALIK TANINIYOR”

    İktidarın Şehir Hastanelerini yapan müteahhitleri koruduğunu ve maddi kayba uğramamaları için desteklediğini söyleyen Uğurlu sözlerine şu şekilde devam etti:

    “Şehir hastanelerine geniş çerçevede zam tercihi ile ödeme yaparak müteahhitlerin gelir kaybını engellemeyi öngören iktidar piyasadaki hizmetin üretim maliyetini de koruma altına almış ve beş yılda bir “Piyasa- Pazar Testi” ile müteahhitlerini korumaktadır. Şehir hastaneleri tanınan bu ayrıcalıkla, sağlık bütçesini hortumlamakta ve şehir hastaneleri ödemeleri Sağlık Bakanlığı bütçesinde ana harcama kalemi haline gelmesine neden olmaktadır.

    Tüm bu ayrım ve bütçenin seferber edilmesi ile şehir hastaneleri müteahhitlerine 2020 yılında 8.739 milyonluk kira ve hizmet bedeli ödenmiş, 2021 bütçesinde ise şehir hastanelerine 16.391 milyon lira bütçe ayrılmıştır. Sağlık Bakanlığı bünyesindeki 722 binden fazla sağlık emekçisine ise 2020 yılında bütçesinde 24.278 milyon lira ayrılırken 2021 yılında 30.725 milyon lira ödeme ayrılmıştır. Sağlık Bakanlığı bütçesinde 2020-2021 dönemi personel harcamalarında %27’lik artış gerçekleşirken şehir hastaneleri ödemelerinde %88 artış gerçekleşecektir. Sağlık Bakanlığı 722 binden fazla sağlık emekçisine ayırdığı bütçenin % 54’nü, 13 şehir hastanesi müteahhitine ayırmıştır.”

    “SAĞLIK EMEKÇİLERİ YOKSULLUK SINIRININ ALTINDA YAŞIYOR”

    Sağlık emekçilerinin haklarını alamadığını ve her geçen gün gelir kaybına uğradığını vurgulayan Uğurlu şunları dile getirdi:

    “2021-2020 dönemi memur maaş düzeyi; TİS ve müdahale edilmiş TÜİK TÜFE artış oranları ile reel olarak azalmıştır. ENAGrup TÜFE, ÜFE, Asgari Ücret Artış Oranları, Döviz Kuru Artışı, Gram Altın Artış Oranı gibi tüm göstergeler yaklaşık memur maaş artış oranının iki katı ve üstü gerçekleşmiştir. Sağlık emekçileri yanlış politikalar nedeniyle çalışırken hakkını alamadığı gibi emekliliği sonrası da daha ciddi gelir kaybı ile yoksulluk sınırının altındaki ücretle yaşamaya mahkum edilmektedir. Bugün iktidar yıllardır seçim döneminde verdiği 3600 ek göstergeyi pandemi döneminde dahi uygulamaya koyamamıştır. 3600 ek gösterge ile lisans mezunu hemşire/ebe/sağlık memuru gibi sağlık lisansiyerlerine aktif çalışmada maaşında 99, emekli maaşında yapacağı 869 tl’lik artış çok görülmüştür. Yine 7.200 ek gösterge ile hekimlerin aktif çalışmada maaşlarında 596 tl, emekli maaşlarında yapacağı 1.152 tl’lik artış çok görülmüştür.

    Şehir hastaneleri müteahhitlerine 25 yıllığına tüm kaynakları seferber eden hükümet hemşire/ebe/sağlık memuru gibi sağlık lisansiyerlerine emekli maaşlarına yönelik 869 tl’lik, hekimlerin ise 1.152 tl’lik ek göstergeler ile zam talebini geri çevirmektedir. Yoksulluk sınırının 9.395 tl olduğu 2021 ilk altı ayı için hemşire/ebe/sağlık memuru gibi sağlık lisansiyerlerine 3.960 tl emekli maaşı almakta pratisyen hekim ise 6.986 tl emekli maaşı almaktadır.”

    “SAĞLIK EMEKÇİLERİNİN HAKLARI GASP EDİLİYOR”

    Sağlık emekçilerinin uğradığı hak gasplarına da değinen Uğurlu; “Hiçbir iktidar döneminde sağlık emeği bu düzeyde meta haline getirilmemiş sömürülmemiştir. Bu sömürü özelinde son 20 yıldır performansa göre ödeme yöntemi yönetim aracı olarak kullanılmıştır. Öyle ki sağlık emekçileri performansa göre ödeme ile reel ücretlerinde yaşanan düşüş şehir hastanelerinde iş barışının bozulmasına ve sağlık hizmet sunumunda aksaklıklara neden olmuştur. Performansa göre ödeme ile üretim bandına sürülen ve seri üretim seferberliği içinde gelirlerinde yaşanacak düşmeler nedeniyle sağlık emekçileri izinlerini dahi kullanamamıştır. Bugün pandemi döneminde bütçe baskısıyla sağlık emekçilerinin tamamı ek ödemeden faydalanamadığı gibi ek ödeme alabilen pek çok sağlık emekçisi de tavandan ek ödeme kapsamına alınmamıştır. Bakanlık izin yasaklarını kaldırsa dahi tavandan ek ödemenin çalıştığı gün sayısı ile birlikte değerlendirilmiş olmasından dolayı zaten ekonomik sıkıntı yaşayan sağlık emekçileri izinlerinden feragat etmek zorunda kalmıştır. Bu nedenle sağlık emekçilerinin dinlenme hakkı gasp edilmiştir” şeklinde konuştu.

    “SAĞLIK EMEKÇİLERİ OLMAZSA HASTANELERİN BİR ÖNEMİ OLMAZ”

    Sağlık emekçilerine gereken önemin verilmesini istediklerini ifade eden Uğurlu son olarak şunları aktardı:

    “Pandemi dönemi, üniversiteler sağlık hizmeti veriyor olarak görülmezken, diğer alanlarda çalışan sağlık emekçilerinin %80’nine yakını covid dışı alanda çalışıyor olarak değerlendirilmiştir. Çalışanların %80’nini covid dışı alanda gören iktidar,  covid dışı alanda gördüğü sağlık emekçilerinden uzman hekime maaşının %62’sini, hemşire/ebe/sağlık memuru gibi unvanlara maaşının %8’i kadar ödemeyi mükafat olarak sunmuştur.

    Bir kez daha ifade ediyoruz sağlık kurumları dediğiniz yerler dört duvar, sağlık hizmetleri ise biz sağlık emekçilerinin emeğidir. Şehir hastaneleri olmadan sağlık hizmeti sunabilirsiniz ancak sağlık emeği olmadan şehir hastanelerinizin bir önemi olmayacaktır.”

    PİRHA/ANKARA

     

  • TTB’den uyarı: Şehir hastaneleri toplum sağlığı için uygun değil-VİDEO

    TTB’den uyarı: Şehir hastaneleri toplum sağlığı için uygun değil-VİDEO

    PİRHA-TTB “Pandemide Şehir Hastaneleri” başlıklı anket sonuçlarını paylaştı. Yapılan açıklamada, şehir hastanelerinin pandemide “mükemmeliyet merkezleri” olarak değerlendirilmesinin mümkün olmadığı ifade edildi. Uzmanlar ayrıca şehir hastanelerinin toplum sağlığı için uygun projeler olmadığına da dikkat çekti.

    Türkiye’de kamu özel işbirliği ile yapılan şehir hastanelerine yönelik tartışmalar sürüyor.

    İktidar, salgınla mücadele konusunda şehir hastaneleri için “mükemmeliyet merkezleri” dese de uzmanlar tam aksi yönde görüş beyan etti.

    Türk Tabipleri Birliği (TTB) “Pandemide Şehir Hastaneleri” başlıklı anket sonuçlarını paylaştı. Türk Tabipleri Birliği Merkez Konseyi Şehir Hastaneleri İzleme Grubu adına 2. Başkan Doç. Dr. İhsan Ökten, 13 şehir hastanesinde anket yaptıklarını, çalışmalara 230 kişinin katıldığını söyledi.

    ÇALIŞAN SAĞLIĞI VE GÜVENLİĞİ 

    Doç. Dr. İhsan Ökten, anketler doğrultusunda sağlık çalışanlarının %76,3’ünün, çalıştıkları hastanede COVID-19 nedeniyle yaşamını yitiren en az bir sağlık çalışanı olduğunu aktardıklarını söyledi.

    SAĞLIK ÇALIŞANLARI TÜKENMİŞLİK SENDROMU YAŞIYOR! 

    Doç. Dr. İhsan Ökten, ankete katılanların %69,4’ü pandemide ekip çalışmasını güçleştiren işleyiş sorunu olduğunu ifade ettiklerini belirtti. Asıl çarpıcı olan hususun ise çalışanların “tükenmişlik sendromu” yaşadıkları konusu olduğuna işaret eden Ökten. “Sağlık çalışanlarının  %96,3’ü tükenmişlik sendromu yaşamakta” dedi.

    Ankette ayrıca pandemi başladıktan sonra çalışan sağlığı ve güvenliğine ilişkin sorunlar nedeniyle işten ayrılmayı veya emekli olmayı düşünenlerin oranının ise %44,3 olduğu belirtildi.

    Anket doğrultusunda sağlık çalışanlarının %43,8’inin şehir hastanelerinin mekânsal büyüklüğünün pandemi sırasında sağlık hizmetlerinin sunumunu olumsuz etkilediğini belirtirken, %37,9’u ise “olumlu etkiledi” yönünde cevap verdi.

    Doç. Dr. İhsan Ökten ise şehir hastanelerinin büyük yapılmasının bilimsel olmadığına vurgu yaparak “Artık dünyada bu kadar büyük hastaneler yapılmamaktadır. En fazla 600-800 yataklı hastaneler uygun bulunmaktadır. Şehir hastanelerinin bu mekânsal büyüklüğü pandemide de sağlık hizmetleri sunumunu iktidarın söyleminin tersine olumsuz etkilemiştir” dedi.

    ŞEHİR HASTANESİNDE HASTA GÜVENLİĞİ NE DURUMDA?

    Ankette, şehir hastanelerinin kapalı alanlarının fazlalığı da şikayet edilen bir diğer konu oldu. Hastanelerdeki kapalı alanların fazlalığı ve bölümlerin birbirinden uzak olması “Hem çalışanlar açısından hem de hastalar açısından birçok sorun ve riski de beraberinde getirmektedir” denildi.

    TTB anketinde ayrıca hastanelerin büyük, hasta ve refakatçı sayısının fazla olması sebebiyle salgının bulaş riskini arttığına dikkat çekildi.

    “ŞEHİR HASTANELERİ İHTİYACA YANIT VEREMEDİ”

    Doç. Dr. İhsan Ökten, “Hastaların bu hastanelere ulaşmaları büyük oranda toplu taşıma araçları ile olmaktadır” diyerek şunları söyledi:

    “Toplu taşıma araçlarında pandemi koşullarına uymadıkları ve hastanelere gidenler arasında enfekte olanların var olması veya testi pozitif çıkıp evde tedavi olacakların yine toplu taşıma araçlarını kullanmaları enfeksiyon riskini arttırmıştır. Bu soruda hastanelerin şehir dışında olması, çok büyük olmasının getirdiği hasta yükü ve bu hasta ve refakatçılarının büyük oranda toplu taşıma araçlarını kullanarak aynı ortamda kalabalık olarak bulunmaları %82 gibi yüksek oranda enfeksiyon riskini arttırmıştır.

    Bu anket sonuçlarına göre şehir hastanelerinin pandemide mükemmeliyet merkezleri olarak değerlendirilmesi mümkün değildir. Özellikle Kasım-Aralık 2020 ve Mart-Nisan 2021 aylarındaki pandeminin pik yaptığı dönemlerde şehir hastaneleri ihtiyaca yanıt vermemiştir. Bu nedenle şehir hastanelerinin açıldığı şehirlerde kapatılan hastaneler açılmalıdır. Bu dönemlerde sağlık sisteminin çöküş noktasına gelmesi ancak sağlık çalışanlarının 24 saat özveriyle ve canla başla çalışmaları ile salgındaki felaket tablosunun daha da büyümesi önlenmiştir. Bu sonuçlar bir kez daha göstermektedir ki şehir hastaneleri toplum sağlığı için uygun projeler değildir. Devletin en güvenilir kurumu olan Sayıştay’ın 2019 ve 2020 yıllarındaki raporlarında bu durum çok açıklıkla belirtilmiştir. Bu projeden en kısa zamanda vazgeçilmesi hem sağlık sistemini hem de geleceği ipotek altına alan ülke ekonomimiz için çok daha faydalı olacaktır.”

    PİRHA/ANKARA

  • HAP: Hastaneler kapanmasaydı hastalar evlerinde ölmeyecekti-VİDEO

    HAP: Hastaneler kapanmasaydı hastalar evlerinde ölmeyecekti-VİDEO

    PİRHA-Hastanemi Açın Platformu (HAP), kapatılan Yüksek İhtisas Hastanesi önünde basın açıklaması yaparak “Kapatılan hastaneler boş yatarken kiralık tesislere kiralar ödendi, sağlık hizmetlerinden koparılan hastaneler için 2019 yılında 1 milyon 613 bin 186 TL tutarında elektrik faturası ödendi. Olmaz, kabul etmiyoruz” dedi.

    Hastanemi Açın Platformu, Ankara’da bir kez daha sokağa çıkarak “Hastanelerimizi açmak için neyi bekliyorsunuz?” diye sordu.

    Meslek örgütlerinin çağrısı ile kapatılan Yüksek İhtisas Hastanesi önünde yapılmak istenen basın açıklaması yine polis engeline takıldı. Bazı kurum ve parti yöneticilerinin hastane önüne gitmesine izin verilmedi.

    Hastanemi Açın Platformu adına basın açıklamasını Beyazıt İlhan okudu. İlhan, yıkılan Eskişehir Devlet Hastanesi’ni gündeme getirerek, “Şehrin merkezinde, yurttaşların kolayca ulaşıp her türlü sağlık hizmetini alabildiği 995 yataklı köklü bir hastanemizi önce kapattılar sonra salgın hastalık döneminde yıktılar” dedi.

    “HASTANELER KAPANMASAYDI HASTALAR EVLERİNDE ÖLMEYECEKTİ”

    Beyazıt İlhan, ülke genelinde otuza yakın hastanenin şehir hastaneleri gerekçe gösterilerek kapatıldığını belirterek şunları söyledi:

    “Hastane malzemeleri heder edildi, binalar çürümeye terk edildi. Sayıştay raporuna göre bu hastaneler boş yatarken kiralık tesislere kiralar ödendi, sağlık hizmetlerinden koparılan hastaneler için 2019 yılında 1 milyon 613 bin 186 TL tutarında elektrik faturası ödendi.
    Olmaz, kabul etmiyoruz. Ankaralılar kapanmaması için mücadele ettikleri hastanelerini yeniden sağlık hizmetlerine kazandırmak için mücadele ediyorlar.

    Bir yılda 4.692.978 muayene yapılan, 574.006 acil hasta karşılayan, 70.892 ameliyat yapmış, 357 yoğun bakam yatağı, 2590 servis yatak kapasiteli hastaneler şu salgın döneminde amacına uygun kullanılamıyor. Numune Hastanesi’nin ve Dışkapı Çocuk Hastanesi’nin birer bölümleri Covid-19 hastaları için kullanılıyor, diğerleri tümden boş yatıyor, çürüyor.

    Bu hastanelerimiz kapatılmasaydı; Hastalar Covid-19 nedeniyle evlerinde yatış sırası beklerken ölmeyecekti. Hastalar acil servislerde saatlerce yatış sırası beklemeyecekti. Ameliyat ve yoğun bakım gibi hizmetlere ulaşım hakkı bu düzeyde gasp edilmeyecekti. Şehir Merkezinde temiz hastane statüsünde hastanelerimiz olacaktı ve hastalar tedavilerini ötelemeyeceklerdi. Kanser hastalarının tedavileri daha ulaşılabilir olacaktı. Pandemi sürecinde sağlık hizmetlerinde kaos durumu yaşanmayacaktı. Sağlık alanında ek yatak ve yoğun bakım üniteleri açmak için kamu kaynakları boşa harcanmayacaktı. Sağlık emekçileri sözde akıllı binalar olan şehir hastanelerinde soluksuz bırakılmayacaktı.”

    “GELİN BU İNADINIZDAN VAZGEÇİN”

    Beyazıt İlhan, salgının etkisini sürdürdüğüne vurgu yaparak “Yurttaşlarımız hem Covid-19 için hem Covid-19 dışı hastalıkları için yatacak, ameliyat olacak devlet hastanesi bulamazken bu hastanelerimiz neden boş yatıyor?” diye sordu. İlhan ayrıca “Ankaralılar olarak bir kez daha sesleniyoruz, gelin bu inadınızdan vazgeçin, sağlığımıza daha fazla zarar vermeyin, kapattığınız hastanelerimizi açın” ifadelerini kullandı.

    “BU SAÇMA, ANLAMSIZ UYGULAMALARDAN VAZGEÇİN”

    Basın açıklamasına destek veren CHP Ankara Milletvekili Murat Emir ise “Bu hastaneler neden kapatıldı? Bu hastaneler başarısız hastaneler miydi? Diye sorarak şunları dile getirdi:

    “Kapatılan bu hastaneler Türkiye’nin yüz akı hastaneleriydi. En az 80 yıldır halka nitelikli sağlık hizmeti veriyordu. Peki neden kapatıldılar? Çünkü şehir hastanesine hasta gerekiyordu. Şehir hastanesindeki ranta hasta bulmak lazımdı. Bunun için kapattılar.
    Sağlık Bakanlığına soruyorum; Tuzluçayır’da, Altındağ’da kalp krizi geçirenler nereye gidecekler? 30 kilometre ötedeki Bilkent Şehir Hastanesi’ne gidecekler. Arada ölmezlerse tabi. Saray rejimini bir an evvel bu saçma, anlamsız uygulamalardan vazgeçmeye davet ediyoruz.”

    “HASTANELERİN ÇÜRÜMEYE TERK EDİLMESİ KABUL EDİLEMEZ”

    Aynı zamanda hekim olan HDP Iğdır Milletvekili Habip Eksik de eyleme destek veren bir diğer isimdi. Polislerin, yasak kararını eleştiren Habip Eksik şunları söyledi:

    “Bakın, Halkların Demokratik Partisi Ankara İl örgütünün iki yöneticisi şu an araçta rehin tutuluyor. En doğal haklarından, anayasal haklarından mahrum bırakılıyorlar. Bu hastaneler açık olursa eğer sadece CHP ve HDP’liler hizmet almayacak. Türkiye’nin bütün insanları hizmet alacak.

    Bu hastanelerin kapatılması tamamen akıl dışı olaydır. Hastane kapatmak sağlıkla hiçbir şekilde alakası olmayan durumdur. Tamamiyle rant kapısına dönüştürdükleri şehir hastanelerinin hasta garantisini sağlamak için Türkiye’nin en kıymetli hastaneleri anlamsız bir şekilde kapatıldı. Derhal bu yanlış uygulamadan vazgeçilmelidir. Hastanelerin bu şekilde kapatılması çürümeye terk edilmesi kabul edilemez.”

    PİRHA/ANKARA

  • TTB: Şehir hastaneleriyle ilgili tespitlerimizi Sayıştay raporu da onayladı

    TTB: Şehir hastaneleriyle ilgili tespitlerimizi Sayıştay raporu da onayladı

    TTB, şehir hastanelerindeki yetersiz ön hazırlık, usulsüzlük ve mevzuata uygun olmama gibi birçok tespitlerinin Sayıştay’ın “2020 Sağlık Bakanlığı Denetim Raporu” ile onaylandığını belirtti. 
    Türk Tabipleri Birliği (TTB) Merkez Konseyi, Sayıştay’ın “2020 Sağlık Bakanlığı Denetim Raporu”nu değerlendirmek üzere online platformda basın toplantısı düzenledi. Toplantıya, TTB Merkez Konseyi Başkanı Şebnem Korur Fincancı, TTB 2. Başkanı Ali İhsan Ökten, TTB Genel Sekreteri Vedat Bulut ve TTB hukukçularından Avukat Özgür Erbaş katıldı.
    Toplantıda konuşan Şebnem Korur Fincancı, şehir hastanelerinin faaliyete geçmesiyle birlikte ortaya çıkan sorunları TTB olarak öncesinden dile getirdiklerini belirterek, yeniden gündeme gelme nedeninin ise Sayıştay’ın yaptığı tespitler olduğunu ifade etti.
    Sayıştay’ın tespitlerinin önemli olduğunu söyleyen Fincancı, “Salgınla mücadele konusunda hakikatin dile getirilmemesi noktasında ulusal çıkar halk sağlığı olduğunu söyledik. Halk sağlığının korunması salgın ile birlikte ne kadar önemli olduğu bir kez daha ortaya çıktı. Şehir hastaneleri ile birlikte kamu zarara uğratılmış ve halk sağlığı göz önünde bulundurulmamış, bu çalışmadan kaynaklı Sayıştay’a teşekkür ediyoruz. Umarım birlikte sağlık ortamını halk sağlığından yana çevirip daha nitelikli ve ulaşılabilir bir sağlık sistemine dönüştüreceğiz” dedi.
    “SAYIŞTAY, TTB’NİN TESPİTLERİNİ ONAYLADI”
    Daha sonra konuşan TTB 2’nci Başkanı Ali İhsan Ökten, “Pandemide rakamlar ile oynama gerçeği şehir hastanelerinde de devam ediyor” diye belirtti.  TTB Şehir Hastaneleri İzlem Kurulu’nun hazırladığı değerlendirmenin sunumunu yapan Ökten, yaptıkları tespitleri ve önerileri şu şekilde sıraladı:
    “* Şehir hastanelerindeki yetersiz ön hazırlık, usulsüzlük, mevzuata uygun olmama hali, kira ödemelerindeki hatalı muhasebeleştirilme ve kira ödemelerinin mevzuata uygun kaydedilmeme, sözleşmelere uymama gibi birçok tespiti yıllardır TTB’nin haklılığını, devletin bir başka kurumu onaylamıştır.
    * Şehir hastaneleri şirket hastaneleri konumundan Sağlık Bakanlığı’na devredilerek kamuya mal edilmelidir.
    * Ön fizibilite raporlarını hazırlayanlar dâhil olmak üzere oluşan kamu zararının tahsili için idari ve adli soruşturma başlatılmalıdır.
    * Sağlık Bakanlığı denetimi ihale etmekten vazgeçmeli ve şehir hastanelerinin kayıt sistemi kamu eliyle yürütmelidir.
    * Şirketlerin hata puanları belirlenerek kamuoyu ile paylaşılmalı ve yaptırım uygulanmalıdır.
    * Eksik imalata ve inşaata rağmen şirketler hakkında işlem yapmayanlar hakkında adli ve idari soruşturma başlatılmalıdır.
    * Kira ve hizmet ödemelerindeki usulsüzlükleri nedeniyle kamu zararına neden olanlardan bu zarar doğrudan tahsil edilmelidir.
    * Şirketlere kamu kaynaklarının peşkeş çekilmesine yol açan şehir hastanelerinin sözleşmeleri tazminatsız feshedilerek kamunun zarar etmesinin önüne geçilmelidir.
    * TTB önceki yıllarda dolduğu gibi Sayıştay’ın bu raporları doğrultusunda ihmali ve suistimali bulunduğu tespit edilen ilgililer hakkında yargılama yapılması ve oluşan ‘kamu zararının tespiti’ için gerekli yasal girişimlerde bulunacaktır.”
    Şehir hastanelerinin sözleşmelerinin feshedilmesi ile ilgili bilgi veren TTB hukukçularından Avukat Özgür Erbaş ise, “Hastaneleri yapan şirketler siyasi risk sigortası yapıyor. Sözleşmelerin tazminatsız olarak feshedilmesine ilişkin mevzuat açık bu yapılabilir” dedi.
    (HABER MERKEZİ)
  • ‘Şehir hastaneleri, Sağlık Bakanlığı’na devredilmelidir’ – VİDEO

    ‘Şehir hastaneleri, Sağlık Bakanlığı’na devredilmelidir’ – VİDEO

    PİRHA – TTB, SES ve ATO, şehir hastanelerine ilişkin basın açıklaması yaptı. Açıklamada, “Şehir hastaneleri kamu adını kullanarak küresel sermayeye yeni ve büyük bir kaynak aktarmanın aracıdır. Kamuoyu sağlık alanında yeni bir özelleştirme ile karşı karşıyadır” denildi.

    Şehir Hastaneleri konusu ile ilgili Türk Tabipler Birliği, Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçiler Sendikası ve Ankara Tabip Odası (ATO) basın toplantısı gerçekleştirdi.

    ATO’da yapılan açıklamayı Ankara Tabip Odası Şube Başkanı Dr. Vedat Bulut okudu.

    Bulut yaptığı açıklamada, “Türkiye’de ‘Şehir Hastanesi’ adıyla topluma sunulan, kamu-özel ortaklığının yap-kirala-devret modeliyle yaptırılan ve işletilen hastaneler sorun yumağıdır. Her ne kadar bu hastaneler kamu hastanelerinin kavuşacağı yeni ve modern binalar olarak tanıtılsa da bu yöntemle yapılan ve işletilen hastanelerin kamu ile ilgisinin olmadığı açıktır. Şehir hastaneleri kamu adını kullanarak küresel sermayeye yeni ve büyük bir kaynak aktarmanın aracıdır. Kamuoyu sağlık alanında yeni bir özelleştirme ile karşı karşıyadır” dedi.

    “MALİYET ÖNGÖRÜSÜ GERÇEKÇİ DEĞİLDİR”

    Bulut, sözlerini şöyle sürdürdü:

    “Şehir hastaneleri ile ilgili en başta gelen sorun, hastane binalarının ve donanımının kamuya çok yüksek maliyetidir. Şehir hastaneleri için yapılan ihalelerde Sağlık Bakanlığı tarafından belirlenen sabit yatırım tutarı ile yıllık kira bedelleri incelendiğinde, çok yüksek tutarların ödendiği/ödeneceği anlaşılmaktadır.

    2020 Yılı Yatırım Programı’nda 10 adet şehir hastanesi için sadece bina kirası olarak ayrılan tutar 31 Milyar 45 Milyon 282 Bin 679 TL olarak gösterilmiştir. Bugüne kadar 20 şehir hastanesi sözleşmesi imzalanmıştır. Ancak başta Sağlık Bakanlığı olmak üzere konunun ilgilisi diğer bakanlıkların da kamuyu aydınlatmaktan kaçınmaları nedeniyle şehir hastanelerinin toplam sözleşme bedelleri, sözleşmelerin güncellenmesiyle oluşan ek maliyetler, yapılmış ve yapılması planlanan ödemelere dair açık ve net bir bilgiye bugüne kadar ulaşılamamıştır. Öte yandan Sağlık Bakanı 2020 yılı yatırım programında yer alan 10 şehir hastanesinin daha önce bütçe görüşmelerinde belirttiği gibi klasik ihale yöntemi ile yapılıp yapılmayacağını açık bir şekilde ifade etmeli.

    Şehir hastaneleri için Sağlık Bakanlığı tarafından bugüne kadar 2017 yılında 3 ayda 124.721.247 TL kira, 185.609.969 TL hizmet bedeli, toplam 310.331.216 TL; 2018 yılında 1.152.652.117 TL kira, 1.047.948.486 TL hizmet bedeli toplam 2.200.600.603 TL; 2019 yılında 2.755.865.554 TL, 2.332.180.599 TL hizmet bedeli toplam 5.088. 046.153 TL ödeme yapılmıştır. İki yıl üç aylık kira ve hizmet bedeli ödemesi toplamı 7 Milyar 598 Milyon 977 Bin 974 TL’dir. 2020 yılının ilk iki ayının mali tabloları henüz açıklanmamıştır. Ancak yapılan ödemelerin hastanelerin sayısı ile artacağı gerçeği karşısında Yatırım programında yer alan maliyet öngörüsünün gerçekçi olmadığı görülmektedir.

    “ŞEHİR HASTANELERİ SAĞLIK BAKANLIĞI’NA DEVREDİLMELİDİR”

     Türkiye’de Şehir Hastaneleri için öngörülen temel sorun alanları başta finansman yöntemi olmak üzere, yer seçimi, kent merkezlerindeki hastanelerin kapatılmasıyla birlikte yurttaşların söz konusu hastanelere ulaşım ve erişim sorunları, taşınacak kamu hastanelerinin boşaltacağı yerleşkelerin durumu ve taşınacak kamu hastanelerindeki hem sağlık hem de destek hizmetlerinin sunulması ile ilgili imtiyazlar ve sağlık çalışanlarının istihdam ve özlük hakları sorunları olarak sıralanabilir.

    Şehir hastanelerinin hizmet sunmaya başlamasıyla birlikte gerek bu hastanelerde görev yapan hekimler ve sağlık çalışanları, gerekse de hasta ve hasta yakınları tarafından birçok yakınma dile getirilmektedir. Bu yakınmalar arasında şehir hastanelerinin şehrin dışında yapılmış olması nedeniyle hem hastalar/hasta yakınları hem de hekimler ve sağlık çalışanları açısından ulaşım sorunlarına yol açması, şehir hastanelerinin tasarımının yataklı tedavi hizmetleri sürecine uygun olmaması, teknik alt yapının yetersiz ve kalitesiz oluşu, yönetimde iki başlılık yüzünden sorunların çözülmek yerine sürüncemede kalması, hastane binasının anormal büyüklüğü ve bölümler arasındaki mesafelerin uzaklığı nedeniyle sağlık hizmetinin bütünselliğinin ortadan kalkması ve buna bağlı olarak hasta bakımının aksaması, eğitimsiz ve yetersiz sayıda personel sayılabilir.

    Türk Tabipleri Birliği olarak, şehir hastanelerinde görev yapan meslektaşlarımızdan alınan bilgiler ve bildirilen yakınmalar doğrultusunda sağlık çalışanlarının karşılaştıkları sorunları Sağlık Bakanlığı ile paylaşarak hem hasta güvenliği hem de sağlık çalışanlarının sağlığı ve güvenliği ile ilgili konularda önlem alınması beklentimizi pek çok kez dile getirmiş olmamıza karşın; Bakanlıktan bugüne kadar herhangi bir yanıt alınamamıştır.”

    “ŞEHİR HASTANELERİ, İHTİYACI KARŞILAYACAK BİR MODEL DEĞİLDİR”

    Şehir hastanelerinin Sağlık Bakanlığı’na devredilmesi çağrısı yapan Bulut, konuşmasını şöyle sürdürdü:

    “Şehir hastanelerinde gerek üyelerimizin gerekse de bir bütün olarak sağlık çalışanlarının karşılaştıkları sorunlar hem hasta güvenliğini hem de çalışan sağlığı ve güvenliğini tehdit eder niteliktedir. Şehir hastanelerinde çalışan hekimler ve sağlık çalışanları mutsuzdur.

    Türk Tabipleri Birliği’nin uğraşları ve verdiği mücadele sonucunda hükümetin kamu-özel ortaklığı yönteminden vazgeçmiş olması yeterli değildir.

    Şehir hastaneleri modeli hangi ihale modeliyle yapılırsa yapılsın çağdaş, bilimsel, halkın ihtiyacını karşılayacak bir hastane modeli değildir.

    Sağlık Bakanlığının bütçesini rehin alan, akılcı ve bilimsel olmayan bu ağır yükten ivedi olarak kurtulmak için şehir hastaneleri hemen Sağlık Bakanlığı’na devredilmeli ve yeni hastaneler Türk Tabipleri Birliği ve hekimlerin taleplerini içeren bir program dahilinde gerçekleştirilmelidir.”

    PİRHA/ANKARA

     

     

  • Elazığ’da 1 liraya hazırlanan kemoterapi ilacı Adana’da 355,99 liradan satılıyor

    Elazığ’da 1 liraya hazırlanan kemoterapi ilacı Adana’da 355,99 liradan satılıyor

    PİRHA – Adana Milletvekili Kemal Peköz, Adana Şehir Hastanesi’nin açılmasının üzerinden 2 sene geçmesine rağmen hastanede yaşanan sorunları gündeme taşıdı. Peköz, Sağlık Bakanı Fahrettin Koca’nın yanıtlaması talebiyle “Elâzığ Şehir Hastanesinde 1 liraya hazırlanan kemoterapi ilacı Adana Şehir Hastanesinde 355,99 liraya hazırlanmıştır? İlaç hazırlanması ile ilgili bu fiyat farkının sebebi nedir?” diye sordu.

    Eksikleriyle gündemden hiç düşmeyen ‘şehir hastaneleri’ ile ilgili bir skandal daha ortaya çıktı. HDP Milletvekili Kemal Peköz, 18 Eylül 2017 tarihinde açılan Adana Şehir Hastanesi’ndeki sorunlara dikkat çekerek Elazığ Şehir Hastanesinde 1 liraya hazırlanan kemoterapi ilacının Adana Şehir Hastanesinde 355,99 liraya satıldığını duyurdu.

    Peköz, sorunlarla ilgili, Sağlık Bakanı Fahrettin Koca tarafından cevaplanması istemiyle önergesi kaleme alarak şu soruları yöneltti:

    *Sayıştay Sağlık Bakanlığı 2018 yılı Denetim Raporunda yer alan bilgilere göre Elâzığ Şehir Hastanesi’nde 1 liraya hazırlanan kemoterapi ilacı Mersin Şehir Hastanesinde 176, Isparta’da 90, Eskişehir’de 37 ve Adana Şehir Hastanesinde 355,99 liraya hazırlanmıştır? İlaç hazırlanması ile ilgili bu fiyat farkının sebebi nedir? Bu konu ile ilgili bir soruşturma başlatılmış mıdır?

    *Adana Şehir Hastanesi’nde hekim ve hemşire başına düşen hasta sayısı ve hastalara ayrılan muayene süresi ne kadardır?

    *Adana Şehir Hastanesinde hangi bölümlerde, kaç adet hekim/uzman hekim ve hekim dışı personel eksiği vardır? Bu eksiklikleri tamamlamak için ne gibi çalışmalar yapılmaktadır?

    *Adana Şehir Hastanesine gelen hastaların başka hastanelere sevk edilmesinin yasak olduğu iddiası doğru mudur?

    *Adana Şehir Hastanesinde hastalara tomografi ve MR çekimleri için çok ileri tarihlere randevu verildiği iddiası doğru mudur? Doğruysa sebebi nedir ve bu aksaklıkların çözümü için ne yapılmaktadır?

    Basında Adana Şehir Hastanesinde öğle vakti yapılan bir sıra gecesi eğlencesi yer almıştır. Bu konu ile ilgili soruşturma sonuçlanmış mıdır?

    Adana Şehir Hastanesi’ne açılan 0-6 yaş kreşinin ücreti neye göre belirlenmiştir? Sağlık emekçileri ücretin yüksek olması sebebiyle çocuklarını bu kreşe gönderememektedir. Kreş ücretleri ile ilgili bir indirim uygulanacak mıdır?

    *Adana Şehir Hastanesinin açılması ile birlikte ilde bulunan diğer hastanelerin yatak kapasiteleri düşürülmüştür. Bu durumda şehrin taleplerine yeterli cevap veremeyen kamu hastanesi ve personeli sayısını arttırmak için yaptığınız bir çalışma var mıdır?

    *Adana Şehir Hastanesi’nin yıllık kira bedeli ne kadardır? Kira bedelinin yıllara göre artışı ne kadar olmuştur?

    PİRHA / ANKARA

  • ‘Şehir hastanesinde meydana gelecek bir kimyasal kazayı yönetebilir miyiz?’-VİDEO

    ‘Şehir hastanesinde meydana gelecek bir kimyasal kazayı yönetebilir miyiz?’-VİDEO

    PİRHA- Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçileri Sendikası (SES) ile Ankara Tabip Odası, Ankara Etlik Zübeyde Hanım Kadın Hastalıkları Hastanesi’nde kimyasal maddenin sebep olduğu kazaya ilişkin açıklama yaparak “Biz sağlık ve sosyal hizmet emekçileri, aldığımız yoksulluk seviyesindeki maaşlarımızla tükenmemize rağmen hastalarımıza umut olmaya çalışırken her türlü riske maruz kalıyoruz” dedi.

    SES ve ATO, 11 Temmuz’da Ankara Etlik Zübeyde Hanım Kadın Hastalıkları Hastanesi’nde yaşanan kimyasal maddenin sebep olduğu kazaya ilişkin basın açıklaması yaptı.

    Laboratuvarda kimyasal madde şişesinin dökülmesi sonucunda 19 çalışanın yayılan gaz sebebiyle etkilendiğini aktaran SES Ankara Şube Eş Başkanı Rona Temelli, şu bilgileri paylaştı:

    “HER TÜRLÜ RİSKE MARUZ KALIYORUZ”

    “Olağanüstü durumun bertaraf edilmesi sırasında çalışan güvenliğini koruyan önlemlerle, her türlü tedbirin alındığına, en kısa sürede çalışanların ve hasta yakınlarının güvenli bir şekilde ortamdan uzaklaştırıldığına, olayın açıklamada belirtildiği gibi laboratuvarda gerçekleştiğine inanmak durumundayız çünkü sağlık alanındaki en yetkili kurumdan yapılan açıklama bu şekilde. Ama bu açıklamaya; 6331 sayılı İş(çi) Sağlığı ve Güvenliği Kanunu ve kanuna bağlı mevzuatın hastanelerimizde uygulanma durumunu göz önünde bulundurduğumuzda inanmamız mümkün değildir.

    Biz sağlık ve sosyal hizmet emekçileri, aldığımız yoksulluk seviyesindeki maaşlarımızla, sırtımızı kambura çeviren iş yüklerimizle, tükenmemize rağmen hastalarımıza umut olmaya çalışırken her türlü riske maruz kalıyoruz. Çalışma ortamlarımızda radyoaktiviteden, kimyasallara, biyolojik ajanlardan, psikolojik ve ergonomik risklere ne ararsanız var adeta. Çok tehlikeli bir alanda çalışanların diğer çalışanlara nispeten ücretle ödüllendirilmeleri lazımken her geçen gün eriyen ücretlerimizle artık güç bela geçinmeye çalışırken can güvenliğimizin derdine de düşer olduk. Yani anlayacağınız tabiri caizse ‘koyun can derdinde kasap başka dertlerle meşgul’”

    “LÜTFEN HASTANELERİ TEFTİŞ EDİNİZ”

    Kazaya ilişkin yetkililerin yeterli açıklamayı yapmadıklarını ifade eden SES ve ATO, hazırladıkları şu soruların da ilgililerce yanıtlanmasını istedi:

    “Bu kaza gerçekten laboratuvar da mı meydana gelmiştir? Yoksa transfer esnasında koridora mı dökülmüştür? Transfer uygun koşullarda ve eğitimli ekipçe mi yapılmaktadır? Tehlikeli Kimyasalın depolanmasından, saklanmasından ve transferinden kimler sorumludur? Bu sorumlular Tehlikeli Kimyasallarla Güvenli çalışma hakkında eğitim almışlar mıdır? Kendilerine zimmetlenmiş kişisel koruyucu ekipmanları bulunmakta mıdır?

    Dökülen kimyasalın ne olduğu bakanlığın açıklamasında belirtilmemiştir. Kimyasalın “formalin” olduğu yönünde söylentiler doğrulanmalıdır. Laboratuvar çalışanlarının Formalin maruziyeti ölçüm kartları bulunmakta mıdır? Kaza sonrası maruziyet ölçümü yapılmış mıdır?

    Kaza sırasında dökülmelerde kullanılmak üzere dökülme setleri bulunmakta mıdır? Kaza sonrasında dökülme seti kullanılarak temizlik yapılmış mıdır?

    Kaza sonrasında göz ve vücuda sıçrama yaşanmış mıdır? Gözden ve vücuttan kimyasal maddeyi uzaklaştırmak için laboratuvarda duşlar bulunmakta mıdır? Formalinle çalışan personelin uygun kimyasal maskesi, koruyucu gözlük ve yüz kalkanları temin edilmiş midir?

    Hastane formalin atıkları ne şekilde imha edilmektedir? Nötralizasyon yapılmakta mıdır?

    Bu kazadan etkilenen çalışanların acil kayıtları iş kazası şeklin de mi yapılmıştır? 19 kişinin hepsi çalışansa iş kazası bildirimleri kurum tarafından Çalışma Bakanlığı’na bildirilmiş midir?

    İşçi sağlığı ve güvenliği kurul kararları, çalışan temsilcileri tarafından çalışanlarla paylaşılmakta mıdır? Kurullar düzenli aralıklarla toplanmakta mıdır? Kaza sonrasında alınan kararlar çalışanlarla paylaşılacak mıdır?

    Çalışan temsilcileri yasada belirtilen şekilde çalışan ile yöneticiler arasında bir köprü görevi yapmakta mıdır? Önerileri dikkate alınıp, gerekli düzeltici önleyici faaliyetler yapılmakta mıdır? Çalışan temsilcileri seçilmiş mi yoksa atanmış mıdır?

    Laboratuvar çalışanları dahil olmak üzere çalışanların sağlık gözetimleri yapılıp kayıtlar tutulmakta mıdır? Kaza sonrası kazadan etkilenen çalışanların sağlık gözetim takibi yapılacak mıdır?

    Hastanenin Nisan ayında “masa başı hastane afet planı tatbikatı” yaptığını öğrenmiş bulunmaktayız. Hastane Afet Planı sitede yer almamakta ama ekip olduğunu ve tatbikatlar yapmış olduğunu da görsellerden teyit edebiliyoruz. Saha tatbikatı olarak yaşanan bu kazanın görüntüleri kamera kayıtlarında bulunmaktadır. Bu kaza kayıtları AFAD ekipleriyle birlikte 25 kişilik ekip tarafından değerlendirilmeli, yaşanan kazalardan ders alma, kendini değerlendirme açısından oldukça önemlidir.

    Aile Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı yetkililerine bu kazayı ihbar ediyoruz diyoruz ki bu hastane kısmen bazı sorumluluklarını yerine getirmiş bir hastane olmasına rağmen bir kaza yaşıyor. Ankara’nın göbeğinde Bakanlığa 10 km uzaklıkta hastanelerde 6331 sayılı kanun uygulanmamaktadır. Lütfen hastaneleri teftiş ediniz. Yaptırım uygulayınız. Ayrıca,  420 yataklı hastane bu olayla yanlışı ya da doğrusu ile başa çıkabildiğini varsayarsak; 3600 yataklı şehir hastanelerinde ne yapılacağı ve ne tür önlemler alınacağı Bakanlık tarafından düşünülmüş müdür? Şehir hastanesi laboratuvarında meydana gelen bir kimyasal kazayı yönetmeye hazır mıyız?”

    YASALARLA HER ŞEY KORUNMUŞ DURUMDA AMA…

    Açıklama ardından konuşan ATO Başkanı Vedat Bulut da iş güvenliği konusunda yönetimlerin zayıf olduğunu vurgulayarak şunları söyledi:

    “Şehir Hastanesi süreciyle birlikte taşınacak olan hastanelerde ihmaller gerçekleşti. Çünkü ‘nasıl olsa taşınılacak, öbür tarafa giderken yatırım yapmaya gerek yok’ denildi. Bu tür teknik hizmetlerdeki aksamaların ne tür sonuçlar doğuracağı malum. Aslında yasalarda, mevzuatta her şey korunmuş durumda. Örneğin laboratuvarlarda bir duşun olması gerekir. Bunun dışında giyilecek olan, yüzü gözü koruyacak tulumlar vardır. Bunların hastanelerde ihmal edildiğini biliyoruz. Bizler sağlık çalışanlarının sağlığının da en az hizmet ettiği vatandaşlarımız kadar önemli olduğunu düşünüyoruz. Çünkü onlar olmasa sağlık hizmeti de verilemez.”

    PİRHA/ANKARA

  • Candan: Gökçek 25 yıl yönetti ama 100 yılımıza mal olacak-VİDEO

    Candan: Gökçek 25 yıl yönetti ama 100 yılımıza mal olacak-VİDEO

    PİRHA – Ankara’da üç kişinin ölümüne neden olan sağanak yağışa dair konuşan TMMOB Ankara Şube Başkanı Tezcan Karakuş Candan, “Yanlış kentleşme politikalarından kaynaklı bir yapay afetle karşı karşıyayız. Melih Gökçek gitti kurtulduk değil, aslında 25 yıllık süreçte verdiği tahribat bizim belki de 100 yılımıza mal olacak” dedi.

    Ankara’da Pazar günü etkili olan yağış sonrası meydana gelen sel nedeniyle 3 kişi yaşamını yitirdi, birçok ev ve dükkan da sular altında kaldı.

    Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği Ankara Şube Başkanı Tezcan Karakuş Candan, yaşananları ‘Yapay afet’ olarak yorumlayarak “Yaşananlar Ankara’nın altyapısının aslında ne kadar yetersiz olduğunu gösteriyor” dedi.

    “BİLİMSEL PLANLAMA İLKELERİ DEVRE DIŞI BIRAKILDI”

    25 yıllık Melih Gökçek döneminde bu tür sel felaketlerinin sıkça yaşandığına vurgu yapan Candan şunları söyledi:

    “Gökçek döneminde balık adamların alt geçitlere girdiğini de görmüştük. Bunun nedeni alt yapının yetersiz olmasıdır. Çünkü Ankara’da yağmur, kar ve kanalizasyon sularının hepsi bir sistemde toplanıyor. Ayrık bir sistem olmadığı için de en ufak bir yağmurda sel felaketine neden oluyor. Diğer bir taraftan da plansız bir kentleşmenin ürünü olarak bu durum karşımıza çıkıyor. Çünkü imar planlaması yapılırken yağış akış ve rüzgar planlarının da yapılması gerekiyor. Biz bunların detaylı bir şekilde yapıldığını düşünmüyoruz. Eksiksiz yapılmış olsaydı dereler böylesine kelepçe altına alınıp üstü kapatılmaz, vadiler yapılaşmaya açılmaz, yeşil alanlar bu kadar betonlaşmaya maruz kalmazdı. Dolayısıyla bunun arkasında plansız bir yapılaşma, bilimsel planlama ilkelerini devre dışı bırakan yönetim anlayışı yatıyor.”

    “MELİH GÖKÇEK GİTTİ KURTULDUK DEĞİL”

    Candan, “Melih Gökçek Ankara’yı 25 yıl yönetti ama Ankara’nın bir 100 yılına mal oldu” diyerek başkentin altyapısı için çok büyük bir yatırıma ihtiyaç olduğunu da söyledi. Ankara’nın uzunca bir süre daha sel durumlarıyla karşı karşıya olacağını belirten Candan sözlerini şöyle sürdürdü:

    “Önceki belediye başkanı Mustafa Tuna da 12 cadde için ‘ameliyat yapıyorum, bitecek. Bir daha böyle sel felaketi olmayacak’ demişti. Böyle çözümler yapılarak sorunların önüne geçmek mümkün değil. Konunun bütüncül bir bakış açısıyla değerlendirilmesi gerekiyor. Örneğin Bilkent’te yapılan Şehir Hastaneleri kanalizasyona büyük bir yük bindirecek. Oranın kanalizasyonunun sıkıntılı olduğunu biliyoruz. Ufak bir yağışta Atatürk Hastanesinin sular altında kaldığını ve bir kişinin ameliyathanede öldüğünü de biliyoruz. Melih Gökçek gitti kurtulduk değil, aslında 25 yıllık süreçte verdiği tahribat bizim belki de 100 yılımıza mal olacak bir tahribat ve bu sürecin her bir noktasında Melih Gökçek kötü, kenti yönetemeyen bir belediye başkanı olarak anılmaya devam edecek. Büyükşehir belediyesinin böylesi olaylara hazırlıklı, planlı olması gerekiyor. Yoksa bu tür can kayıplarını benzer yağışlarda hep göreceğiz.”

    “ODALARIN, ÜNİVERSİTELERİN DESTEĞİNE İHTİYACI VAR”

    Belediye Başkanı Mansur Yavaş ile yakın bir zamanda görüştüklerini de söyleyen Candan, yeni belediye yönetiminin sel felaketleriyle ilgili henüz kendilerine fikir sormadığını da aktardı. “Kentler katılımcı yöntemle yönetilmeli” diyen Tezcan Karakuş Candan şöyle devam etti:

    “Melih Gökçek kendi başına buyruk, bilim tanımayan bir insandı. Yeni belediye başkanının böyle olduğunu şimdilik düşünmüyorum. Sonrası nasıl olur onu da bilemiyoruz. Mimarlar Odası Ankara şubesi özellikle Melih Gökçek döneminin 25 yılını çok iyi takip etti, hasar tespitini iyi bir şekilde çıkarttı. Şimdi de Ankara Restorasyon Atölyeleri kurduk. Eğer Ankara’da bir onarım olacaksa mimarların mutlaka sürecin parçası olacağını düşünerek bu atölyeleri başlattık.13 başlıkta atölye çalışmalarımız devam ediyor. Bunlardan bir tanesi de ‘altyapı ve ulaşım nasıl çözülür?’ başlığı altında sürmekte. Kent İzleme Merkezi içerisinde su uzmanları da var. Ankara’nın dere yapısını çok iyi bilen ekiplerimiz de mevcut. Örneğin bu kişiler yağmur yağdığı zaman hangi noktada, nerede bir taşkın olacağını biliyorlar. Bir yağış, akış programı, çevre yönetim planının olması gerekiyor. Bunu Gökçek döneminde görmedik. Yağmur yağdığında Gökçek ‘500 yıldır yağmayan yağmur yağdı’ kar yağdığında da ‘tuz döktüm isterseniz yalayın anlarsınız’ tarzında bir belediye başkanına yakışmayan davranışlar söz konusuydu. Yeni dönemde bir plan var mı bunu da henüz göremedik ama bir katılımcı yönetim anlayışıyla bu sorunun çözülmesi gerektiği çok açık. Bilimsel bir çalışma için odaların, üniversitelerin desteğine ihtiyacı var.”

    “YAPAY AFETLE KARŞI KARŞIYAYIZ”

    Olası yeni ölümlerin olmaması için acil yapılması gerekenlere de değinen Candan sözlerini şöyle noktaladı:

    “Bir kere yağış akış planının yapılması gerekiyor. Çevre ve yönetim planını ise hızlıca, yağış miktarı arttığında hangi sıkıntı yaratılıyor bunların tespit edilip oralarda çözümlerin üretilmesi ve ekiplerin hazır bekliyor olması gerekli. Yani Ankara’yı bir pafta elinize alacaksınız ve bir afet yönetimi gibi değerlendireceksiniz. Aslında bu da bir tür afet. Doğal bir afet değil ama yanlış kentleşme politikalarından kaynaklı bir yapay afetle karşı karşıyayız. Dolayısıyla yağış olduğunda hangi noktalarda sel felaketi yaşayabiliriz bunları uzmanlar belirleyecek ve yağışın miktarına göre şekillendirerek o noktalarda ekiplerin bulunarak bu duruma müdahale etmesi gerekecek.”

    Eren GÜVEN/Cebrail ARSLAN
    ANKARA

     

  • ‘Ankara Numune Hastanesi sermayeye feda edildi’-VİDEO

    ‘Ankara Numune Hastanesi sermayeye feda edildi’-VİDEO

    PİRHA – Hastanemi Kapatma Platformu, 1881 yılından günümüze dek hizmet veren Numune Hastanesi’nin kapatılmasına dair basın toplantısı düzenledi. Yapılan açıklamada “Numune Hastanesinin rant ve siyasi hırsa kurban edilmesini doğru bulmuyoruz” denildi. 

    Ankara Tabip Odası’nda yapılan basın toplantısında 138 yıllık Numune Hastanesinin kapatılıp Bilkent Şehir Hastanesi’ne taşınmasının yanlış bir karar olduğu vurgulandı.

    Basın açıklamasını okuyan İlknur Başer, “Numune Hastanesi Türkiye’nin her bölgesinden gelen hastaların şifa bulduğu bir kurumdur” diyerek şunları söyledi:

    “14 Mart 2019 tarihinde Bilkent Şehir Hastanesi’nin daha bitmeden parça parça teslim edilmesiyle birlikte Atatürk Eğitim Araştırma Hastanesi ve Yüksek İhtisas Hastanesi kapatılmıştı. Üç aylık taşınma süresiyle Ankara Numune Hastanesi sermayeye feda edildi ve geçtiğimiz hafta sonu kapatıldı. Maalesef Türkiye’nin köklü sağlık kurumları ranta ve siyasi hırslara kurban edilmektedir. Ankara’da kimi konusunda uzman 13 Devlet Hastanesinin daha geleceği belirsizdir.

    Ulaşımından, alt yapısına, yönetsel sistemlerinden, sağlık hizmetlerine maalesef her alanda sorunlar barındıran ve dünyadaki benzerleri başarısızlık hikayeleri ile anılan Şehir Hastaneleri’nin dudak uçuklatan yatırım ve işletme maliyetleri bir yana, sağlık hizmetleri anlamında telafisi mümkün olamayacak boyutlarda vereceği zararlar milyarlarca dolarlık rant nedeniyle görmezlikten gelinmekte, üzeri örtülmektedir.”

    “15 BİN KİŞİ İŞSİZ KALACAK”

    Şehir hastanelerine ulaşım sebebiyle hasta ölümlerinin yaşanabileceğine değinilen metinde şöyle devam edildi:

    “Hastaları müşteri olarak gören bu AVM yapılı Şehir Hastanelerinde artan sağlık sorunlarından, Şehir Hastanelerinin sağlık bütçesine ayrılan parayı bir kara delik gibi yutmasından kimler sorumlu olacaktır? Numune Hastanesi’nin kapatılmasıyla söz verilmesine rağmen 400 çalışan işsiz kaldı, daha önce de söz verilmesine rağmen Atatürk Eğitim Araştırma Hastanesi çalışanları işsiz bırakılmıştı. Hastane etrafındaki işletmelerin yaşayacağı olumsuzluklardan dolayı  yaklaşık 15 bin kişi işsiz, aşsız kalacaktır.

    Ankara Numune Hastanesi Ulusal Kurtuluş Harbi’nde de önemli sağlık hizmeti vermiş olan tarihi bir yapıdır. Hastanenin planı, Almanya’nın Mannheim kentinde bulunan Theresien Krankenhaus binasından esinlenilerek Viyanalı mimar Robert Oerley tarafından çizilmiştir. Nazi  zulmünden Türkiye’ye sığınan Ernst Magnus-Alsleben, Max Meyer, Albert  Eckstein, Eduard Melchior, Alfred Marchionini gibi pek çok hekim burada görev yapmış, dahası Ankara Üniversitesi’nin kuruluşuna da öncülük etmişlerdir.”

    “ANKARA NUMUNE HASTANESİ’Nİ BEKLEYEN GELECEK NEDİR?”

    “Cumhuriyet tarihimiz ve tıp tarihi açısından önem taşıyan Ankara Numune Hastanesi’ni bekleyen gelecek nedir? Yetkililer bunu derhal açıklamalıdır. Ankara Numune Hastanesi Medipol Üniversitesi’ne mi verilecektir? Yıkılıp yerine AVM’ler, plazalar, rezidanslar, oteller mi yerleştirilecektir? Vatandaşlar olarak bunu öğrenmek en doğal hakkımızdır.

    Bizler Ankara’nın yaklaşık 50 sivil toplum örgütünü içinde bulunduran Hastanemizi Kapatma Platformu olarak çoğunlukla yoksul halkımızın teşhis ve tedavi için kolaylıkla ulaşabildiği, yanı başımızdaki Ankara Numune Hastanesi’nin kapatılmamasını, gerekiyorsa depreme dayanıklı hale getirilmesini, modernleştirilmesini, dekorasyon, makine, ekipman ve cihazlarının yenilenmesini, sistemlerinin çağdaş hale getirilerek dertlere derman olmaya devam etmesini istiyoruz.

    “HER ŞEYİN BAŞI SAĞLIK OLSUN, SOYGUN DEĞİL”

    İlla gerekli ise Ankara Numune ve Yüksek İhtisas Hastaneleri, bu bölgede yer alan Ankara veya Hacettepe üniversitelerine devredilerek de sağlık hizmetleri sunmaya devam edebilirler. Kapatılacak hastanelerin yatak sayısıyla Bilkent ve Etlik Şehir Hastanelerinin planlanan yatak sayıları arasındaki fark sadece 150 yataktır. 150 yatak için 3 milyar Amerikan doları ödeyenler yatak başına 20 milyon dolar ödemiş olacaktır.

    Bu akıl almaz Rant kimleri zengin etmektedir? Yaşadığımız kriz ortamında tasarrufa önem verilmesi gerekirken bu israf ve talan politikalarına bir an önce son verilmesi, ülkemiz, kurtuluş savaşımız, ilimiz ve tıp tarihinde ve her birimizin hatıralarında özel bir yeri olan bu köklü sağlık kurumlarımızın, özellikle de Ankara Numune Hastanesi’nin yok edilmesini kabul etmiyoruz. Doğru bulmuyoruz. Her şeyin başı sağlık olsun… Soygun değil…”

    PİRHA / ANKARA

  • İnce’den Erdoğan’a: Lafa bak lafa! Hasta müşteri midir?

    İnce’den Erdoğan’a: Lafa bak lafa! Hasta müşteri midir?

    CHP’nin cumhurbaşkanı Muharrem İnce, Karabük mitinginde konuştu

    İnce’nin açıklamalarından satır başları şöyle:

    • Türkiye daha toplu iğne bile yapamazken Atatürk Karabük’e fabrika planlıyor, 38’de de yapıyorlar. Bu ülkeyi 16 senedir yönetenler ise “Çivi mi çaktı CHP” diyor. O sattıklarını kim yaptı!
    • Ben çocuklara iş diyorum, o bedava kek verecekmiş. Yani sizi kekleyeceğim diyor. İnanılır gibi değil. Kıraathane açacakmış, oturacakmışız, kekler, çaylar bedavaymış. İnternetten haberin yok mu senin? Wikipedia açılacak mı peki? Bedava kek yemek istiyorsanız Erdoğan’a oy verin, fabrikada çalışıp ekmeğinizi kazanmak istiyorsanız bana oy verin.
    • Şehir hastanelerinin müşterisi çok olacak diyor. Lafa bak lafa! Hasta müşteri midir? Şirazeden çıktı bu ara. “Bakanlar dışarıdan eleman olacak” diyor.
    • Dün akşam oturmuş yandaş iki gazeteciyle, diyorlar ki şair ölmüş. Hemen çıkarıyor cebinden şiirini, tesadüfe bak. Sorular ayarlanmış sorular.
    • Bu mübarek Ramazan ayında bile emeklilere yalan söylediler.
    • Çocuklar bugün karne aldı. Ben de bir öğretmen olarak Erdoğan’a bir iki not vereyim. Ekonomi sıfır, tarım sıfır, Türkçe yüzde 100 sıfır. Çünkü Ce-Ha-Pe diyor. Ama 10 aldığı dersler de var. Mesela kandırılma 10, FETÖ’ye destek 10.
    • Kandırılmış mı kandırılmamış mı onu da izleyelim. Bir gün kandırıldım, bir gün kandırılmadım diyor. FETÖ, Apo, Barzani, Obama kandırdı; sonra çıkıp diyor ki “Rabbim beni affetsin”. Ben de rabbim onu affetme diye dua ediyorum.
    • Bir de apolet sökersin sökmezsin tartışması var. Birincisi, iftar yemeğinepaşa katılabilir. İkincisi, üniformayla katılıp Erdoğan beni eleştirirken paşa alkışlayamaz. Onu emekli ederim hiç şansı yok. Paşaymış, arkadaş kanti asteğmenliğinden paşalığa terfi etti. Dediğimin arkasındayım TSK mensubu siyasetin içinde olamaz, rakiplerin eleştirildiği sofralarda alkış yapamaz. Yaparsan gönderirim, hiç şansın yok. Başarılı bir paşaymış, olabilir. Başarılı olduğunda ödülünü veririm, yanlış yaptığında cezasını. Türkiye kimsenin çiftliği değil!
    • Aydın’da harmandalı oynadım. Fena da oynamıyorum değil mi? Cumhurbaşkanı gülecek gülecek. Sürekli eyy diye bağırmayacak.
    • Saray meraklısı bir cumhurbaşkanı. Ankara’da İstanbul’da var, şimdi de Marmaris’e yaptırıyor. Size sözüm olsun, onu engelli çocuklara vereceğim.
    • Sizi yurtdışına göndereceğiz, öyle kıraathane falan, modası geçmiş şeyler değil. Dil öğreneceksiniz, dünya vatandaşı olacaksınız.
    • Bir şeye çok güldüm. Arkadaşlar deme dedi ama tutamayacağım. Aramızda kalsın. Malvarlığımı açıkladım, gazeteciler de anama gitmişler. Anam haberi okumuş, demiş ki, “Yanlış bilgi vermiş, 4 de koyunu var, onu yazmamış”. Vallaha aklıma gelmedi, gelse yazardım; üç de arı kovanım var, şimdiden söyleyeyim
    • Sabah akşam bağıyor adam ya. Ne zaman televizyonu açsam bağıran biri var.
    • Hafızası da kaybolmuş. Anlattıkları tutmuyor. ‘İstanbul’da okudum, 75 kişilik sınıflar vardı, tek parti döneminde okudum’ diyor. 1950’de çok partili yaşama geçtik, Erdoğan 54 doğumlu. 1950’de tek parti bitmiş, 54’te Erdoğan doğmuş, tek parti döneminde okumuş, 75 kişi varmış. Doğmadan 4 sene önce ilkokulda okumuş. Yalancı mı, yoksa ‘ince’ hastalığa tutulunca karıştırdı mı?
    • Bay Muharrem diyor. Sözde beni elitist, seçkinci noktasına koymaya çalışıyor. Sıradan bir köylü ailenin çocuğuyum ben, halk çocuğuyum. Sen de benim gibiydin ama haram helal ver allahım, garip kulun yer allahım deyip harama bulaştın. Sana söz veriyorum, emeklilik günlerin için bir kıraathane kuracağım, orada oturursun. Özet yerine kitabı okursun, hem de kek yersin.
  • TTB: Hastanelerimizi kapatmayın, koruyun, geliştirin-VİDEO

    TTB: Hastanelerimizi kapatmayın, koruyun, geliştirin-VİDEO

    PİRHA – Türk Tabipler Birliği, ‘Hastanelerimizi kapatmayın Koruyun Geliştirin’ konulu  basın açıklaması gerçekleştirdi. Açıklamada, “Ankara İdare Mahkemesi’nde Bilkent Şehir Hastanesi açıldığında kapatılacağı belirtilen hastanelerin kapatılmaması için hukuki süreç başlattı. Uzun süredir sürdürdüğümüz mücadeleye hukuki mücadeleyi de ekledi” denildi.

    Haberin videosu

    Türk Tabipler Birliği, şehir hastanelerine ilişkin basın açıklaması gerçekleştirdi. Açıklamayı TTB Genel Sekreteri Mine Önal okudu. Önal, “bugün Ankara İdare Mahkemesi’nde Bilkent Şehir Hastanesi açıldığında kapatılacağı belirtilen hastanelerin kapatılmaması için hukuki süreç başlattı. Uzun süredir sürdürdüğümüz mücadeleye hukuki mücadeleyi de ekledi.

    “ŞEHİR HASTANELERİ KONUSUNDAKİ ÇEKİNCELERİMİZİ ANLATTIK”

    Önal süreci şöyle aktardı:

    “Ankara’da yapımı süren iki şehir hastanesi var. Bilkent ve Etlik Şehir Hastaneleri.

    Şehir Hastaneleri konusunda çok çalışma yaptık, yazdık, söyledik. Çekincelerimizi, sağlık hizmetlerine, kentin yapısına, kamu maliyesine vereceği zararları anlattık. Yurt dışı örneklerini inceledik, yaşanan sorunları belirledik, TBMM’de anlattık, siyasi partilere anlattık, kamu otoritelerine anlattık. Geldiğimiz noktada Sağlık Bakanlığı’nın resmi açıklamalarına göre Bilkent Şehir Hastanesi 2018, Etlik Şehir Hastanesi 2019 yılında açılacak.

    Bu süreçlerde en çok sıkıntı yaşadığımız konulardan biri şeffaf davranılmaması. 2017 yılında şehir hastanesi açılan illerden gördüğümüz, daha önceden de vurguladığımız gibi şehir hastaneleri açılırken o ilde bulunan mevcut devlet hastaneleri kapatılıyor. Ankara’da önümüzdeki aylarda açılacak olan Bilkent Şehir Hastanesi için kapatılacak hastanelerin hangileri olduğunu ancak Sağlık Bakanlığı’nın web sayfasına konan bir haberle öğrenebildik.

    “YURTTAŞLARIN YARARINI ÖNCELEYEN KURUMLARI HÜKÜMET YIKMAK İÇİN UĞRAŞTI”

    Kapatılacağı açıklanan hastaneler hakkında söylenecek çok şey var, ancak açıklamamız kapsamında birkaç hatırlatma yapalım” diye konuşan Önal, şunları kaydetti:

    “Bilindiği gibi bu hastaneler kuruluşları itibariyle birer kamu hastanesi, diğer bir ifadeyle devlet hastanesidir. Kamu hastanesi demek bu ülkeye ait, bu ülkenin ortak malı ve yurttaşların yararını önceleyen kurumlar demektir. Buralar kuruluşlarını takiben vergilerle finanse edilen, ücretsiz hizmetin öncelendiği, çalışanlarının da birer kamu çalışanı olduğu şifa merkezleriydi. Yıllar içerisinde bu özelliklerini hükümetler yıkmak için çok uğraşsa da direndiler, dayandılar. Şimdi ise şifa merkezi değil alışveriş merkezi kılıklı, özel kişi veya holdinglere peşkeş çekilen bir “anlayışla” buralar terk edilecek, çalışanları giderek kamu çalışanı olmaktan çıkarılacak. Oysa bu kurumlar kimi eksiklikleri de olsa Cumhuriyet’in halkçı anlayışının birer örneği olan kuruluşlar.

    Örneğin Ankara Numune Hastanesi. Ankara’nın en eski ve başlı başına simge hastanesi. Cumhuriyet dönemindeki sağlık atılımlarının sembollerinden biri. Türkiye Yüksek İhtisas Hastanesi. Sadece Ankara değil, tüm Türkiye’den hastalarımızın belli ihtisas alanlarında üst düzey sağlık hizmeti aldığı çok köklü bir hastane. Zekai Tahir Burak Kadın Sağlığı ve Çocuk Eğitim ve Araştırma Hastanesi. Nam-ı diğer Büyük Doğumevi, Cebeci Doğumevi. Türkiye’de kadın sağlığı alanında kendini ispat etmiş en önemli hastanelerimizden, başlı başına bir değer, Ankaralılar’ın çoğu burada doğuyor, kadınlar şifa buluyor. Atatürk Eğitim ve Araştırma Hastanesi. Daha açılalı 13 yıl oldu, verdiği üst düzey sağlık hizmeti ile kendini ispat etti. Üstelik zaten şehir hastanesinin yapıldığı yerde bulunan bu modern hastane yerle bir edilecek. Ankara (Altındağ) Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Eğitim ve Araştırma Hastanesi. Türkiye’nin dört bir yanından gelen, çoğu hastanenin kabul etmeye çekindiği en zor durumdaki rehabilitasyon hastaları burada sağlık hizmeti aldı, almaya devam ediyor. Ankara (Dışkapı) Çocuk Sağlığı Hematoloji ve Onkoloji Eğitim ve Araştırma Hastanesi. Çocuk sağlığı alanında başlı başına bir sembol. En zorlu hastalıklarla mücadele eden çocuklarımıza şifa dağıtan bir merkez.”

    “HEKİMLER ŞEHİR HASTANELERİ KONUSUNDA KAYGILI”

    Açıklamada sayılan hastanelerin tümünün üst düzey, üçüncü basamak sağlık hizmeti verdiğini, hepsinin eğitim ve araştırma hastanesi, geleceğin doktorlarını yetiştirdiğini aktaran Önal, sözlerini şöyle sürdürdü:

    “Buralardan eğitim alan pek çok hekim değişik üniversitelerde hoca oldu, bilim üretti, öğrenci yetiştirdi, yetiştirmeye de devam ediyor.

    Bu hastanelerin her biri bu ülkenin paha biçilmez değeri. Bunların kapatılmasına yürek dayanmaz, vicdan kabul etmez. Halkın sağlık hakkına ağır bir darbe olduğu ise şüphe götürmez.

    Bu hastanelerde bilgilendirme toplantısı yapılmadı, hekimler dahil planlamaların ne olduğunu, sağlık çalışanlarının nasıl çalışmasının planlandığını bilmiyoruz. Ankara Tabip Odası olarak yapmış olduğumuz ve daha önce basınla paylaştığımız bir anket çalışması ile hekimlerin Şehir Hastaneleri konusunda ne denli az bilgiye sahip olduğunu, ne kadar kaygılı olduğunu göstermiş olduk.”

    “HASTANELERİMİZİ KAPATMAYIN PLATFORMU”

    Açıklamada son olarak şunlar kaydedildi:

    “Diğer yandan Bilkent şehir hastanesine kolay erişimin mümkün olamayacağını bilimsel çalışmalarla ortaya koyduk. Hastaneye sorunsuz erişim için 13 şeritli yol yapmak gerekiyor! Hastaneye yol yapılacağı gerekçesiyle geçtiğimiz eylül ayında ODTÜ’de büyük bir orman katliamı yapıldığını biliyorsunuz. Bilkent’te hastanenin yapıldığı bölgeye taşınan Sağlık Bakanlığı Merkez Teşkilatı çalışanları şu anda bile, hastane açılmadığı durumda bile, bu bölgeye erişemediklerini, sabahları 1,5 saatlerinin yolda geçtiğini ifade ediyorlar.

    İnşaatı yapan şirket günde 100.000 kişinin hastaneye giriş çıkış yapmasının beklendiğini ifade ediyor. Bu koşullarda hastalarımızın ve sağlık çalışanlarının yaşamları alt üst olmadan buraya ulaşmaları, konforlu sağlık hizmeti almaları ve vermeleri olanaklı değil. Ankara’nın neredeyse her yerinden bir otobüs ya da dolmuşla ulaşılabilen yerlerdeki köklü hastanelerimizin kapatılması, hastalarımızın AVM benzeri yeni dev kampüslere gitmeye zorlanmaları kabul edilemez. Burada bir kamu yararı olmadığı çok açıktır.

    Ankara Tabip Odası halkın sağlığını ve hekimlerin, sağlık çalışanlarının haklarını korumakla görevli kamu kurumu niteliğinde meslek örgütü olma sorumluluğuyla bugün Ankara İdare Mahkemesi’nde sayılan altı hastanenin kapatılması kararına karşı yürütmeyi durdurma talebini de içeren bir dava açmıştır.

    Ankaralılar, Ankara’daki emek ve meslek örgütleri, siyasi partiler, dernekler, örgütlü halk kesimleri sağlık hakları adına mevcut hastanelerin kapatılmaması için bir araya gelmiş ve “Hastanelerimizi Kapatmayın” Platformu kurmuşlardır. Halkı bilgilendirme çalışmalarının yanında yetkilileri göreve çağıran, hastanelerine sahip çıkan imza kampanyası yürütmektedirler.

    Burada önemli bir veriyi paylaşmak yerinde olacaktır. Mersin Şehir Hastanesi bir yılını doldurdu. Mersin Şehir Hastanesi için Kent merkezindeki Mersin Devlet Hastanesi ile Kadın Doğum ve Çocuk Hastanesi kapatıldı. Birinci yılda Mersin Tabip Odası Mersinlilere “Şehir hastanesi yapılmadan önce size sorulsaydı kararınız ne olurdu?” sorusunu yöneltti, yurttaşların %80,9’u kapatılan iki devlet hastanesinin kapatılmamasını, ilave devlet hastaneleri yapılmasını tercih edeceklerini belirttiler. Yine çarpıcı bir veri: Henüz şehir hastanesine gitmeyen Mersinliler “ihtiyaç duymaları halinde hangi hastaneyi tercih edecekleri” sorusunu yanıtlarken sadece %3,7 oranında şehir hastanesini tercih edeceklerini, çoğu (%45,5) kent merkezinde kalan tek devlet hastanesi olan Toros Devlet Hastanesi’ni tercih edeceklerini bildirdi.

    Gerçekler ortada! Geç olmadan yargıyı ve yetkilileri göreve çağırıyoruz. Mevcut çok değerli hastanelerimizi kapatmayın, onları koruyup geliştirin, yeni açılacak hastanelerle birlikte iş yüklerinin azalmasını ve daha rahat sağlık hizmeti vermelerini sağlayın.

    Yurttaşlarımızın aldığı sağlık hizmetini zorlaştırmayın, kolaylaştırın.”

    Cebrail ARSLAN/ANKARA