PİRHA- Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı (HBVAKV) Antalya Şube Sekreteri Zeynel Can, gazeteci Mine Kırıkkanat’ın Aleviliğe yönelik sözlerine tepki gösterdi. Kırıkkanat’ın ifadelerini “yaralayıcı” olarak değerlendiren Can, “Aleviliğe yönelik gizli art niyetlerini ortaya koyuyorlar” dedi.
Cumhuriyet yazarı Mine Kırıkkanat, CHP’nin eski Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun “Andımız”ın kaldırılmasını istediği iddia edilen bir paylaşımı, “kripto kılıç artığı” ifadeleriyle alıntılamıştı.
Ardından gelen tepkiler üzerine, “Alevi dostlardan içtenlikle özür dilerim. Kılıç artığı sözünün tarihçesini bilmiyordum. Bu sözü, Kılıçdaroğlu’nun soyadına atfen söyledim. Cehaletimi bağışlayın” paylaşımı yapmıştı. Tepkilerin devam etmesi üzerine Cumhuriyet gazetesindeki yazılara ara verdiğini açıklayan Kırıkkanat, “Kazandınız kötüler! Biz yenilmeyi de biliriz. Yenildim, çekiliyorum. At sizin, meydan sizin, rahat rahat oynayın” demişti.
Kırıkkanat, bugün Kılıçdaroğlu’nu arayarak özür dilediğini, “Az önce Sayın Kemal Kılıçdaroğlu’nu arayarak, kendisi hakkında yaptığım talihsiz paylaşım için içtenlikle özür diledim. Gösterdiği olgunluğa minnettarım” sözleriyle duyurmuştu.
Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı (HBVAKV) Antalya Şube Sekreteri Zeynel Can, Kırıkkanat’ın düşünce yapısının kendisini şaşırtmadığını söyleyerek, “Mine Kırıkkanat asker kızı ve ulusalcı-ırkçı bir kafa yapısına sahip. Düşünce yapısını bildiğim için böyle konuşmasını çok yadırgamadım. Bunu doğru bulduğum anlamında söylemiyorum. Çünkü kafa yapısı böyle” dedi.
Kemal Kılıçdaroğlu’nun siyasi tavrının eleştirilebileceğini ancak inancı üzerinden hedef alınmasının kabul edilemez olduğunu ifade eden Can, şu benzetmeyi yaptı:
“İnsanın gözünde bir körlük varsa ve bu doğuştansa, bunu eleştiri konusu yapamazsınız. Bir insanı seviyormuş gibi davranıp öfkelenince ‘sus lan kör’ demek gibi bir şey bu.”
“ALEVİ OLMAK BİZLER İÇİN ONURDUR”
Alevi olmanın kendileri açısından bir onur olduğunu söyleyen Can, Aleviliğin insanları dili, kimliği ve inancı nedeniyle ayrıştırmayan bir yol olduğunu vurguladı.
“İyi ki Alevi olarak doğmuşum. Çünkü bu inanç beni düşünsel olarak köreltmedi, ruhsal olarak daraltmadı. Edep erkânıyla ve dünyaya bakışıyla ufkumu açtı, hoşgörüyle yetiştirdi” diye konuştu.
Tüm baskılara rağmen Alevi kimliklerini açıkça savunmaya devam ettiklerini belirten Can, “Biz hala Alevi, Kızılbaş, Tahtacı, Abdal olduğumuzu her yerde söylüyoruz. Cemimizi, inancımızı ve itikadımızı yaşamaya devam ediyoruz” dedi.
“ALEVİLERE DİL UZATANLARIN ART NİYETİ ORTADA”
Kemal Kılıçdaroğlu’nun Nazımiye Kureyşan Pir Ocağı’na bağlı bir Alevi olduğunu gizlemediğini belirten Can, buna rağmen siyaset yaptığı dönemde Alevi kimliğini öne çıkarmadığını ifade etti.
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ise Kılıçdaroğlu’nun kimliğini siyaset malzemesi yaptığını ifade eden Can, Mine Kırıkkanat’ın sözlerine ilişkin şu değerlendirmede bulundu:
“Alevilere dil uzatanların beyinlerinin altında Aleviliğe yönelik art niyetlerinin olduğu çok açık.”
PİRHA- Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı Antalya Şube Sekreteri Zeynel Can, ABD ve İsrail’in İran’a yönelik saldırılarını değerlendirerek, emperyalizmin yapısı, savaşların rolü ve bölgesel dengelere ilişkin çarpıcı açıklamalarda bulundu.
ABD ve İsrail’in İran’a yönelik saldırıları uluslararası alanda tartışılmaya devam ederken, Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı Antalya Şube Sekreteri Zeynel Can, süreci emperyalizm, NATO dengeleri ve bölgesel güç mücadelesi çerçevesinde değerlendirdi. Can’ın açıklamaları, hem küresel hem de bölgesel düzeyde yaşanan gelişmelere dair kapsamlı bir perspektif sundu.
“İRAN’A MÜDAHALE BİR ZİNCİRİN PARÇASI”
Zeynel Can, İran’a yönelik saldırıların tekil bir gelişme olmadığını belirterek süreci daha geniş bir tarihsel bağlama oturttu. İran’a bakıldığında gelinen noktanın Amerika’nın başını çektiği kıta Avrupa’sı emperyalizminin de içine dahil olduğu bir durumun olduğunu belirten Zeynel Can, “İçinde Japonya’nın da destekçisi olduğu bir blokun özellikle Çin’i de bir kıskaca alma veya onunla bir nihai çatışmaya girmek üzere bir alan temizliği meselesi” diye düşünüyorum. Aslında balkanlarla başlayan ‘Arap Baharı’ ile devam eden en son Suriye’nin teslim alınmasıyla beraber son kale olarak İran’ın düşürülmesi aslında bir halkanın birer parçası gibi gözüküyor” dedi.
“NATO BÜTÜNLÜĞÜ ZAYIFLADI”
Can, İran’a yönelik saldırıların uluslararası ittifaklarda da kırılmalara yol açtığını ifade etti: Sovyetlerin yıkılmış olmasıyla beraber devletlerin her birinin kendi içinde kendi emperyalist hedeflerine yönelmeleriyle beraber Amerika’nın önderliğindeki NATO bütünlüğünün kaybolduğunu belirten Can, “Bu sürece Kıta Avrupa’sı Almanya başta olmak üzere ada İngiltere’si çok dahil olmadılar. Hatta destek de olmadılar. İspanya çok açıktan karşı tavır koydu. Diğer İtalya da dahil olmak üzere diğerleri hep mesafeli durdular” diye belirtti.
Avrupa’nın Amerika’ya bu kadar bağımlılığın kendilerinin çıkarına uymamış olduğunu düşündüklerini zannettiğini belirten Can, “Bu sefer yekpare bir hareket oluşmadı. Burada İsrail’in kendine göre hesapları doğrultusunda ABD ile örtüşen çıkarları doğrultusunda İran’a bir saldırı oldu” dedi.
“BU SALDIRI HAYDUT DEVLET TARZINDA”
Can, saldırının niteliğine dair sert ifadeler kullandı: Bu saldırının diğer savaşlardan farklı olarak haydut devlet tarzı bir saldırı olduğunu vurgulayan Can, “İsrail bunu daha önceden de yapıyordu ama Amerika’nın bu kadar açıktan, bu kadar aleni doğrudan kendisi üzerinden ve de bütün dünyadaki BM hukukunu, devletler arası hukuku hiçe sayarak doğrudan üstelik de müzakereleri yürütürken karşı tarafı adeta uyutma, gafil avlama babında bir saldırıya yönelmesi doğrudan açıktan bir haydut devlet tavrı, bütün dünya da böyle algıladı. Tabii ki bu tamamen deli saçma şey. İnandırıcı bir şey değil. Emperyalizmin dokusunu, yapısını bilenler, Amerika’nın özel olarak az çok yapısını bilenler bilirler ki orada kontrole dayalı devlet mekanizması var. Bunu aslında devletin kendisi bizzat istemeden böyle bir olayın gerçekleşmesi söz konusu değil” dedi.
“SAVAŞ EMPERYALİZMİN BESLENME KAYNAĞI”
Can, savaşların ekonomik ve sistemsel boyutuna da dikkat çekti:
“Yani büyük savaşlar çıkacak. Bu aslında kendi emperyalist tıkanmalarının önünü açacak da bir şeydir. Yani her yeni yıkım önümüzdeki süreçte yeni inşaat sektörünün canlanması demektir” şeklinde ifade etti.
Her kullanılan silahın yeniden silah fabrikalarının doludizgin çalışması demek olduğunu belirten Can, “Buna bağlı olarak bir sürü ülkenin bunun telaşıyla yeniden silah satın almaya yönelmesidir. Dolayısıyla bu emperyalizmin kendi krizlerini aşması anlamında savaşlar onlar açısından bir çaredir. Üstelik bu tür savaşların gerek karşısındaki gerekse de kendi iç muhalefetlerini bu kadar zayıf düşürmüşken bir karşı devrim sıkıntısı yokken ve bu kadar rahatken bunu çok daha rahat yürütebilmekteler” diye belirtti.
“SÜREÇ KARANLIK, TABLO NET DEĞİL”
Can, İran’daki gelişmelere dair değerlendirmelerin henüz netleşmediğini de ifade etti: Alevilerin İran’da yaşanan savaşa nasıl bakıyor noktasında yekpare bütünlüklü bir görüşün henüz oluşmadığını belirten Can, “Çok zıt birbiri. Aykırı düşünceler yok ama bu konuya dair genel merkezden zaman zaman bu olumsuz olaylara karşı bildiriler, düşünceler yayınlanıyor ama top yekûn olarak bunun değerlendirilmesi henüz yapılmadı. Yapılması da çok mümkün değil çünkü henüz çok karanlık bir süreci yaşıyoruz” dedi.
“ABD VE AVRUPA’NIN ÇIKARLARI AYNI DEĞİL”
Can, küresel güçler arasındaki ayrışmaya da dikkat çekti. Bir benzetme de bulunan Can, “At izinin it izine karıştığı bir süreç. Bu süreç büyük emperyalist hesaplaşmalara doğru gidiyor. Esas nihai savaşın Çin’le Amerika arasında olacağını düşünüyorum. Burada aslında bir belirsizlik daha var. O gün oluşacak savaşta kimin kiminle ittifak yapacağı da henüz belli değildir. Trump’ın şöyleydi, böyleydi demiş olması NATO’nun da bir hükmü kalmadığı Macron’un NATO ömrünü tamamlamıştır düşüncesiyle de bir izdüşümü gösteriyor. Çünkü Avrupa emperyalistleri artık Amerika ile kendi çıkarlarını çok eşdeğer görmüyorlar. Dolayısıyla Avrupa’nın da burada kendi hesabına göre Amerika’yla böyle mesafeli davranması en son işte Trump’ın ve Amerika’nın bu kadar bastırmasından sonra İngiltere’nin üstlerini Amerika’ya açması bir dayatmadan ibaret olduğunu düşünüyorum. Dolayısıyla Amerika bu burada aslında kendi emperyalist gücünü yeniden kanıtlama peşine de düşmüş durumda” diye belirtti.
“ABD’NİN YENİ ALANLARA İHTİYACI VAR”
Can, ABD’nin ekonomik ve politik motivasyonlarına da değindi. Bu yapının yeniden canlanabilmesi için kendi hükmünü sürdürebilmekten başka çaresi olmadığını belirten Can, “ABD’nin kendine yaşam alanları yeniden üretmek gibi bir zorunluluğu var. Çünkü onu buna itiyor. Yani bu tür savaşlara girmeye itiyor. ABD geçmişteki üretimdeki verilerini paylaşan Can, “1970’’lerle beraber palazlanan ABD emperyalizmi dünya üretiminin toplamının yüzde 40’ını yapıyormuş. Bugün bu oran yüzde 28’e düşmüş. Dolayısıyla bu bir emperyalist gücü artık ayakta tutmaya yetmiyor. Yani daha çok kan lazım, daha çok sömürü lazım. Bunun için de bu cürümleri işlemesi gerekiyor” dedi.
İRAN SONRASI OLASI SENARYOLAR
Can, İran’daki mevcut rejime ilişkin de değerlendirmelerde bulundu. Karmaşık bir ortamdan geçildiğini, İran’ın bu savaşta yalnız kaldığını belirten Can, “İran’ın orta çağa dayalı bir sistemi getirip kendi halkına halklara dayatması, yüzbinlerce insanın kanına giren bir rejim olarak artık çağ dışı insanlık dışı kalmış bir rejimdir” dedi.
İran’da yaşanan bu kriz ve çöküşün ardından orada yaşayan halkların kendi konumlarına göre hareket etmesi gerektiğini belirten Can, “Bu çöküşün ardından dolayı orada yaşayan Ehl-i Hak Alevileri Kürtler, Belucüler kendileri için yeni bir düzen kurmaya çalışmalarını da kimse yadırgamamalıdır” dedi.
Böylesi bir rejim karşısında doğru bir düzenin kurulmasına yönelik çabaları doğru bulduğunu belirten Can, “Devrimci ve onarıcı çabalarının olması son derecede sağlıklı ve doğru buluyorum. O alanı tamamen İsrail’e ve ABD’ye bırakmayacaklar gibi bir düşüncedeyim. Daha doğrusu bir umudu içimde taşıyorum” dedi.
“İRAN’DA YENİ BİR DÖNEM KAÇINILMAZ”
İran’da mücadelenin çok daha katmanlı ve boyutlu bir şekilde süreceğini belirten Can, “Aslında büyük bir arı kovanına bir çomak sokulmuş bir durumun orada meydana geldiğini ve bundan sonra oradaki gelişmelerin diyalektik olarak hangi denklemleri kuracağını ve hangi çözümlemelere yol açacağını şimdiden kestirmek çok zor” dedi.
Diyalektik olarak her zaman her sıkıntılı zorlu sürecin yeni bir doğuma gebe olduğunu belirten Can, “Halkın mücahitlerinin Kürtlerin Alevilerin diğer sol sosyalist grupların mevcut rejimden yana olabileceklerini hiç düşünmüyorum. Bugün için sessiz kalmış olmaları bu yoğun saldırıların ve milliyetçi dalganın geçmesini bekliyorlar diye düşünüyorum” dedi.
İran rejiminin artık eskisi gibi olamayacağını belirten Can, konuşmasının devamında şunları belirtti:
“Çünkü çok yoğun bir şekilde siyasal ve ideolojik kadrolarını kaybediyorlar. Bu stratejik birtakım binaların vurulmasından çok çok daha önemlidir. Kadro kayıplarının bu sistemi yürütmekte, devam ettirmekte, toplumu bir arada tutmakta çok daha zorlanacaklarını düşünüyorum. Zaten normalde İran’da devrimin koşulları çoktan mayalanmıştı.İran’a dışarıdan bir müdahale olmasa bile 3-5 yıl içinde kolay olmasa bile bu sistemin alaşağı olacağı gelişen hareketlerden ve yükselen dalgalardan belliydi. İran’da önemli olanın halkın örgütlenerek kendi önderliğinde İran halkının oradaki halkların aslında ortak çıkarına bir düzenin kurulması esas olandır. Burada önemli olan doğru önderliktir”dedi.
PİRHA-Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Antalya Şube Sekreteri Barış Aksoy, yeni eğitim öğretim yılının başlaması ile birlikte sadece eğitimde müfredat sorunu olmadığınıbelirterek, okullarda temizlik personeli, güvenlik personeli, içilebilir temiz su ve temizlik için gerekli materyallerin olmadığını” kaydetti. İktidarın özel okullara teşvik ettiğini belirten Aksoy, “Öğrenciler, öğrenci velileri ve öğretmeler bir araya geldiğinde değişim sağlanabilir” dedi.
Yeni eğitim öğretim yılında okullarda yaşanan sorunlara dair Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Antalya Şube Sekreteri Barış Aksoy, PİRHA’ya konuştu.
“EĞİTİMDE SADECE MÜFREDAT DEĞİL BİRÇOK SORUN YAPANMAKTADIR”
Yeni eğitim öğretim yılının başlaması ile birlikte sadece eğitimde müfredat sorunu olmadığını, müfredat dışında çeşitli sorunlar yaşandığını belirten Barış Aksoy, “Okullarda öğrencilerimizin öğle yemeği gerçekten önemli bir ihtiyaç ve temiz nitelikli okullar istiyoruz. Okulların hali içler acısı. Birçok okulda temizlik personeli yok, içilebilir nitelikli su yok. Nitelikli eğitimin birinci gereği temiz bir ortam. Bununla ilgili sıkıntılar da var” diye belirtti.
Üniversite okuyan öğrencilerin barınma sorunları olduğunu da vurgulayan Aksoy, “Hala sorunlar devam ediyor. Bunlar acilen çözüm bulması gerekir diye düşünüyorum” dedi.
“DEVLETİN ‘NİTELİKLİ EĞİTİM’ DİYE BİR DERDİ YOK”
Devletin eğitime yatırım yapmak gibi bir derdi olmadığının altını çizen Aksoy, “Temel sıkıntı orada. Mesleki Eğitim Merkezi (MESEM) diye bir uygulama başlatıldı. Öğrenciler MESEM’lere geçiş yaptılar. Öğrenciler, kısa yoldan bir meslek sahibi olmak ve ailenin ekonomik sorunlarına bir nebzede olsa katkıda bulunmak için MESEM’e gittiklerini ifade ediyorlar. Katkı sundukları aylık 5.100 lira. Çocuklar haftanın 4 günü işletmeye, 1 gün okula gidiyor. 5.100 lira para veriliyor. Peki, bu 5.100 lirayı kim veriyor? İşsizlik fonundan devlet ödüyor. İşveren vermiyor. 5.100 liranın 5’te 1’i her bir öğrenci için eğitim ortamlarının güzelleştirilmesi için harcarsa okullarımız bambaşka bir hal alır” diye konuştu.
“DEVLET OKULLARINA YATIRIM YAPILMIYOR ÖZEL OKULLARA TEŞVİK VERİLİYOR”
Devlet okullarına yatırım yapılmadığını, aksine özel okullar için teşvik verildiğini söyleyen Aksoy, “Sen devlet okulundaki çocuğa yatırım yapmıyorsun, katkı sunmuyorsun ama özel okula gitmek isteyen öğrencinin ailesine ekonomik destek veriyorsun” diyerek tepki gösterdi.
Milli eğitim tarafından okul idarelerine kayıt parası alınmayacak diye bilgi verildiğini ama yaşananın tam tersi olduğu bilgisini aktaran Aksoy, şunları kaydetti:
“Okullara ihtiyaç listesi geldiğinde başınızın çaresine bakın diyorsun, temizlik malzemelerini kendin bul, güvenlik görevlisini kendin al, temizlik personelini kendin bul diyorlar. Peki nereden bulacak? O sosyal devlet anlayışının bitirilmeye çalışılması zaten temel sorundur. Bu MESEM’e yansıyor, sağlığa da yansıyor. Yıllarca sağlık sistemine yatırım yapılmadığı için insanlar aynı noktaya geldi. ‘Devlet hastaneleri kötü, devlet hastaneleri pis, devlet hastanelerinde iş yapılmaz’ gibi bugün bile yandaş medya kullanıyor. Burada temel sebep bilinçli olarak yatırım yapmamaktı, sonra özeleştirmeye teşvik eden bir durumdu. Şimdi aynı şeyi okullarda uygulanmaya çalışıyorlar. Ama okulların şöyle bir dinamik yapısı var. Öğrenciler, öğrenci velileri ve öğretmeler bir araya geldiğinde gerçekten bambaşka şeyler olabilir. O dinamik yapı kendini gösterdiğinde okullarda değişim sağlanır diye düşünüyorum.”
PİRHA-AKP’nin kurduğu Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nın cemevlerine mescit açılmasını önerdiği iddialarını değerlendiren Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Antalya Şube Sekreteri Barış Aksoy, “2.Mahmut, Hacı Bektaş Veli Dergâhı’nı ele geçirdiklerinde dergâhın girişine cami yaptı. Cemevlerini ibadethane olarak görmeyen bir insanın cemevine mescit açılsın demesi de bu zihniyetin devamının sonucudur” dedi.
Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanı Alirıza Özdemir’in iki yıl önce yazdığı bir yazısında cemevlerine mescit yapılması önerisi yeniden gündeme geldi. Alirıza Özdemir’in bu süreçte de aynı öneride bulunduğu iddia edildi. Bu iddia Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı tarafından yalanlanmadı.
Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Antalya Şube Sekreteri Barış Aksoy, cemevlerinin içinde mescit açılmak istendiği iddialarına ilişkin PİRHA’ya açıklamalarda bulundu.
“CEMEVİNE MESCİT AÇILSIN YAKLAŞIMI 2. MAHMUT ZİHNİYETİNİN DEVAMIDIR”
Barış Aksoy, 2. Mahmut döneminde Hacı Bektaş Veli Dergâhı’nı ele geçirdiklerinde, dergâhın girişine cami yaptıklarını hatırlatarak, “Aslında bu zihniyet 200 yıl öncesine dayanan bir zihniyet. Cemevlerini ibadethane olarak görmeyen bir insanın, cemevine mescit açılsın demesi de bunun bir parçasıdır” dedi.
Aksoy,”Biz neden şaşırıyoruz biliyor musunuz? Karşınızdaki gücü ya yeterince tanımıyoruz ya da gerçekten çok iyi niyetliyiz. Oranın tamamını işgal edip, kendi istedikleri Alevi’yi yaratmak onların dertleri, temel istekleri” diye ekledi.
“İKTİDAR HER ZAMAN KENDİ KÜRDÜNÜ, KENDİ ALEVİSİNİ, KENDİ ERMENİSİNİ YARATMA ARAYIŞINDA”
İktidarın bakış açısının, ‘benim Kürdüm olsun, benim Ermenim olsun, benim Alevim olsun’ yaklaşımı olduğunu belirten Aksoy, “İktidar, benim çizdiğim sınırların dışında herhangi bir şekilde çıkılmasın, bizim belirleyeceğimiz sınırlar içerisinde ibadetinizi yapın bakış açısındadır” dedi.
Yüzlerce, binlerce yıllık gelenekten gelen bir anlayışın temsilcileri olarak buna asla müsaade etmeyeceklerinin altını çizen Aksoy, “Buna müsaade etmesi de mümkün değil. Tabii ki içimizde mutlaka buna prim veren, düşkün olanlar olacaktır. Bu yol bunları defalarca gördü, yaşadı. Ama inancımızdan yolumuzun birliğinden asla taviz vermedik. Önümüzdeki dönemlerde de eminim ki birçok Alevi kurumumuz ve cemevlerini yönetenler bunlara müsaade etmeyecektir” diye konuştu.
“CEMEVİ BAŞKANLIĞI İLE GÖRÜŞEN DEDELER, MUTLAKA HESAP VERMELİDİR”
Antalya’da birkaç hafta önce Alevi Bektaşi Cemevi Başkanlığı’nın çeşitli dedelerle toplantı yaptığını hatırlatan Aksoy, “Oraya giden dedelerden herhangi bir açıklama yapılmadı. Oraya katılan dedeleri sorgulayacak olan dedelerin bağlı oldukları ocaklar veya bağlı oldukları cemevleridir. Burada onlara büyük bir görev düşüyor. Bağlı olduğu cemevinin yönetim kurulunda kimler varsa, ilk önce bunlar ve üyeleri sormalıdır” şeklinde ifade etti.
“BAŞKAN NE YAPARSA, DEDE NE YAPARSA DOĞRUDUR ANLAYIŞINDAN KURTULMAK GEREKİR”
Örgütlerin, hesap verilebilir örgütler haline gelmesi ve kurumlarımızda başkan ne yapsa doğrudur, dede ne yapsa doğrudur anlayışından çıkmak gerektiğini belirten Aksoy, şöyle devam etti:
“Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nı ziyaret eden, toplantıya katılanların mutlaka açıklama yapması gerekir. Hangi nedenlerle gittiğini bize söylemesi gerekir. Zaten bizim temel sorunumuz da burada. Hesap vermeyi de bilmiyoruz, hesap sormayı da bilmiyoruz. Siz bunlara hesap sordunuz mu? Neden sormuyorsunuz? Bunları üyelerle ve kamuoyuyla paylaşmak zorundalar. Örgütün disiplin kurulları var. Bu kurullar neden kuruldu? Örgütsel işleyişe, hukuka uymayan işlemlerin yaptırıma uğraması için.”
PİRHA-PSAKD Mamak Şube Sekreteri Fadime Türkyılmaz, Milli Eğitim Bakanlığı’nın ‘Haydi çocuklar camiye’ projesinin çocuklara psikolojik baskı yapacağını belirterek, Alevi kurumlarına da bu projeye karşı örgütlenme çağrısında bulundu.
Milli Eğitim Bakanlığı’nın yarıyıl tatilinde uygulamaya koyduğu “Haydi çocuklar camiye” projesine tepkiler büyüyor. Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Mamak Şube Sekreteri Fadime Türkyılmaz da projenin çocukların psikolojisini bozacağını söyleyerek tepkilerini dile getirdi.
“BU PROJEYE KARŞI ‘HAYIR’I ÖRGÜTLEYELİM”
Eğitimde bu tür dinci uygulamaların 4+4+4 sistemiyle başladığını ifade eden Türkyılmaz, eski KESK üyesi olarak 4+4+4 sistemine ‘hayır’ derken çocuk gelinlere, çocuk işçiliğine ‘hayır’ dediklerini kaydetti. Milli Eğitim Bakanlığı’nın her seferinde “Türkiye bir mozaiktir” açıklamalarını hatırlatan Türkyılmaz, bu mozaikte yer alan diğer din ve inanç mensubu çocuklara zorunlu din dersi verdiklerini belirtti. Türkyılmaz, AİHM kararlarına rağmen zorunlu din dersi uygulamasının devam ettiğini kaydetti.
Tüm Alevi kurumlarına bu projeye karşı ‘hayırı’ örgütlemek için çağrı yapan Türkyılmaz, “Dillendirecek sözümüz varsa örgütleyecek gücümüz de var. Dur demek zorundayız, yoksa yok olmakla karşı karşıyız” dedi.
Türkyılmaz, Milli Eğitim Müdürlüğü’ne de şöyle seslendi:
“Ey Milli Eğitim Müdürlüğü biz bu ülkede vardık, varız ve var olacağız. Bizleri asimile etmenize izin vermeyeceğiz. Birleşeceğiz ve sonuna kadar mücadele edeceğiz. Bir gün tarih sizleri değil direnenleri yazacak.”
HAYDİ ÇOCUKLAR CAMİYE PROJESİ HAKKINDA
Milli Eğitim Bakanlığı’nın (MEB) yarıyıl tatilinde de çocukları camilere taşımak üzere dinci vakıf ve derneklerle protokol imzaladığı ortaya çıktı. Protokol kapsamında 6-13 yaş arası çocukların beş vakit namaz kılmak için camiye götürüleceği, cemaate yetişmeleri ve duaları ezberlemeleri durumunda puan kazanarak yarışmaya katılacakları belirtildi.
Bu arada Bakanlık, okullarda “Kuran ve sünnet bütünlüğü” konulu bilgi yarışması adı altında ‘cinsel istismar’ hikayesi bulunan kitap dağıtımı için izin verdiği Server Gençlik ve Spor Kulübü’yle yeni bir işbirliği protokolü daha imzaladı.
MEB ile dernek arasında imzalanan “Haydi çocuklar camiye projesi”nin amacı hakkında “Hedefimiz ‘Ağaç yaşken eğilir’ atasözünden yola çıkarak çocuklarımıza camide cemaatle namaz kılma şuuru kazandırmak, camilerimize gitmenin milli ve manevi sorumluluğumuz olduğu bilincini vermek ve güzel ahlaklı nesiller yetişmesine katkı sağlamaktır” denildi.
Milli Eğitim Bakanlığı’nın, Server Gençlik ve Spor Kulübü ile imzaladığı protokolle 81 ilde 2 bin 500 camide projeyi gerçekleştirerek Türkiye genelinde 50 bin çocuğa ulaşılması hedefleniyor.
Geçen sene 25 ilde pilot olarak uygulanan bu uygulama bu sene Türkiye geneli okullarda 6-13 yaş arası çocukların 21-31 Ocak tarihleri arasında yani sömestr tatilinde ‘Haydi çocuklar camiye’ gibi bir proje yürütülüyor.
PİRHA- Ülkede devam eden ekonomik sıkıntılar nedeni ile TMMOB Malatya İl Koordinasyon kurulu basın toplantısı düzenledi. Toplantıda konuşan İl Koordinasyon kurulu sekreteri Erdal Yavaş, “Bilimi ve tekniği emperyalizmin ve sömürgelerin değil, halkın hizmetine sunmak için çabalayan mühendis, mimar, şehir plancılarının örgütü TMMOB İl Koordinasyon Kurulu olarak kriz koşullarında haklarımıza, mesleğimize ve örgütümüze sahip çıkacağımızı bir kez daha dile getiriyoruz” dedi.
Ülkede devam eden ekonomik sıkıntılar nedeni ile “Krize karşı emeğimize, mesleğimize ve haklarımıza sahip çıkacağız” şiarıyla TMMOB Malatya İl Koordinasyon kurulu basın toplantısı düzenledi. Düzenlenen basın toplantısında basın metnini TMMOB Malatya İl Koordinasyon kurulu sekreteri Erdal Yavaş okudu.
“EKONOMİK KRİZ HER GEÇEN GÜN HAYATIMIZI DAHA FAZLA ETKİLİYOR”
“Ülkemizde uzun süreden beri derin bir ekonomik kriz yaşanıyor. Halkın alım gücünü düşüren, iş yerlerinin kapanmasına neden olan, işsizliği ve yoksulluğu artıran ekonomik kriz her geçen gün hayatımızı daha fazla etkiliyor” ifadelerini kullanan Erdal Yavaş şunları ifade etti:
“Yaşanan ekonomik krizden en fazla etkilenen kesimler arasında Mühendis, Mimar ve Şehir Plancıları da yer almaktadır. Gerek kamuda, gerek özel sektörde her türlü mühendislik, mimarlık ve şehir planlama hizmetlerini, planlama, projelendirme, uygulama ve denetleme işlerini yürüten tüm meslektaşlarımız krizden olumsuz biçimde etkilenmektedir. Meslektaşlarımız, ülkemizdeki kriz ortamının yarattığı pahalılık, geçim sıkıntısı ve borçlanma gibi ortak sorunlardan etkilendiği gibi, mesleğimize özgü sorunlarla da boğuşmak zorunda kalmaktadır.
“İŞ RİSKİ GİDEREK BÜYÜMEKTEDİR”
Kamuda çalışan arkadaşlarımız siyasi baskı ve sürgün tehdidi altında, düşük ücret, kadro sorunu, özlük haklarının ihlal edilmesi, düşük ek göstergeler gibi birçok sorun ile yüz yüzedir. Güvencesiz sözleşmeli istihdam modellerine yönelme, atamalarda liyakatin ortadan kalkması ve nihayet hukuksuz, keyfi ihraçlar gibi nedenlerle kamudaki teknik personelin iş yükü artarken, iş riski de giderek büyümektedir. Özel sektörde çalışan meslektaşlarımızın tamamına yakını yatırımların durması, projelerin iptal edilmesi, reel sektörün tıkanması gibi sorunlardan etkilenmiştir. İşsizlik, esnek çalışma, güvencesizlik, sağlıksız çalışma koşulları ve reel ücret kaybı gibi sorunlar özel sektörde çalışan tüm meslektaşlarımızı tehdit etmektedir.
TMMOB, ülkemizde bulunan mühendis, mimar ve şehir plancılarının mesleki-demokratik kitle örgütüdür. Meslektaşlarımızın ortak ihtiyaçlarını karşılamak, mesleki etkinliklerini kolaylaştırmak ve mesleki çıkarlarımızı ülke çıkarları doğrultusunda koruyup geliştirmek örgütümüzün kuruluş amaçları arasında yer almaktadır. TMMOB örgütlülüğü olarak bizler, Anayasa’nın bizlere verdiği özel sorumluluk ve yetkilerin bilinciyle, kriz karşısında emeğimize, mesleğimize ve haklarımıza sahip çıkacağız. Meslektaşlarımızın ekonomik kriz altında ezilmesine izin vermeyeceğiz.
“MESLEĞİMİZE VE ÖRGÜTÜMÜZE SAHİP ÇIKACAĞIZ”
Kamuda çalışan meslektaşlarımızın ücret, atama, özlük hakları ve düşük ek gösterge sorunlarının ortadan kaldırılarak insanca yaşanabilir bir ücret ve çalışma yaşamının sağlanmasını istiyoruz. Birliğimiz ve Sosyal Güvenlik Kurumu arasında 2012 yılında imzalanan ve SGK tarafından keyfi biçimde iptal edilen Asgari Ücret Protokolünün tekrar uygulamaya konularak, ücretli çalışan meslektaşlarımızın ücretlerinin yükseltilmesini ve sigorta primlerinin gerçek gelir üzerinden yatırılmasını istiyoruz. OHAL döneminde hukuksuz biçimde ihraç edilen meslektaşlarımızın bütün hakları ile birlikte işlerine iade edilmesini istiyoruz. TMMOB Örgütlülüğünü hedef alan baskıların ve yasal düzenleme girişimlerinin ortadan kaldırılmasını istiyoruz,Teknik emeği değersizleştiren ve işsizliğe mahkum eden neoliberal politikalar karşısında mesleki haklarımızın ve emeğin çıkarlarının korunmasını istiyoruz.
Bilimi ve tekniği emperyalizmin ve sömürgelerin değil, halkın hizmetine sunmak için çabalayan mühendis, mimar, şehir plancılarının örgütü TMMOB İl Koordinasyon Kurulu olarak kriz koşullarında haklarımıza, mesleğimize ve örgütümüze sahip çıkacağımızı bir kez daha dile getiriyoruz.Yaşasın TMMOB Örgütlülüğü, Yaşasın Mücadelemiz” ifadelerine yer verildi.