Etiket: selahaddin demirtaş

  • Demirtaş’ın tahliye talebine ret

    Demirtaş’ın tahliye talebine ret

    PİRHA- AYM’nin verdiği ihlal kararının ardından Selahattin Demirtaş’ın tahliyesi için Ankara 2. Sulh Ceza Mahkemesi’ne yapılan başvuru reddedildi.

    Anayasa Mahkemesi’nin verdiği ihlal kararının ardından Halkların Demokratik Partisi (HDP) eski Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş’ın avukatları Ankara 2. Sulh Ceza Mahkemesi’ne tahliye talebi bulundu.

    Avukatların yaptığı başvuruyu değerlendiren mahkeme, Demirtaş’ın tutuklanmasından bu yana mevcut delil durumunda bir değişiklik olmadığı gerekçesiyle tahliye talebini reddetti.

    Demirtaş’ın avukatları mahkemenin verdiği ret kararına karşı bir üst mahkemeye başvuracak.

    (HABER MERKEZİ) 

  • AYM Demirtaş için hak ihlali kararı verdi

    AYM Demirtaş için hak ihlali kararı verdi

    PİRHA- AYM, Selahattin Demirtaş’ın tutukluluk süresinin makul süreyi aştığı gerekçesiyle kişi hürriyeti ve güvenliğinin ihlal edildiğine hükmetti ve 50 bin lira manevi tazminat ödenmesine karar verdi.

     

    Anayasa Mahkemesi (AYM), Halkların Demokratik Partisi’nin (HDP) önceki dönem Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş’ın tutukluluk süresinin azami süreyi aşması ve tutukluluk incelemesinin yapılmamasıyla ilgili başvurusunu karara bağladı.

    AYM, tutukluluğun makul süreyi aşması nedeniyle kişi hürriyeti ve güvenliğinin ihlal edildiğini karar vererek, Demirtaş’a 50 bin lira manevi tazminat ödenmesine hükmetti.

    Tutukluluk incelemesinin yapılmaması dolayısıyla kişi hürriyeti ve güvenliğinin ihlal edildiği iddiasının “konu bakımında yetkisizlik” gerekçesiyle kabul edilemez olduğuna karar veren AYM, tahliye talepleri ve tutukluluğa itirazların karara bağlanmamasının ihlal olduğu başvurusunu ise “süre aşımı” nedeniyle kabul edilemez buldu.

    Mahkeme kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığı ve Ankara 19’uncu Ağır Ceza Mahkemesi’ne gönderilmesine karar verildi.

    Kararın duyulmasıyla Demirtaş’ın serbest bırakılması gerektiğine dair hukukçular başta olmak üzere birçok kesimden açıklamalar ve sosyal medya paylaşımları yapıldı.

    Bazı paylaşımlar şöyle:

    Nesrin Nas: AYM’den Demirtaş için hak ihlali kararı vermiş. Buna göre Demirtaş’ın derhal serbest bırakılması gerekiyor. Ama bunun olacağını pek düşünen yok. Çünkü adalet bir teferruat artık. Birileri tamam demedikçe AYM, AİHM kararları yok hükmünde.

    Ferhat Tunç: Anayasa Mahkemesi, Selahattin Demirtaş ile ilgili bir kararını yayınlamış. Demirtaş’ın uzun tutukluluğu hukuka aykırı bulunmuş. Bu durumda zaman kaybedilmeden sayın Demirtaş’ın derhal tahliye edilmesi gerekmez mi? Ülkede hukukun geçerli olup olmadığını hep birlikte göreceğiz.

    Av. Ali Bozan: Anayasa Mahkemesi kararını tanımayan birileri; “ biz zaten hamlemizi yapmıştık “ deyip bekleyecek şimdilik bir kenarda.. Bağımsız! yargı aracılığı ile yapacağı yeni hamlesinin hesabını yapacak. #selahattindemirtaşaözgürlük

    Ömer Faruk Gergerlioğlu: Türkiye’de adil yargılanma olduğunu iddia eden sadece 2 kişi var: Erdoğan ve Doğu Perinçek! Anayasa Mahkemesi başkanı bile adil yargılama olmadığını kabul ediyor!

    (HABER MERKEZİ)

  • Demirtaş: Zorlu ve sıkıntılı bu süreçleri, 82 milyon el ele vererek aşabiliriz

    Demirtaş: Zorlu ve sıkıntılı bu süreçleri, 82 milyon el ele vererek aşabiliriz

    PİRHA- HDP’nin önceki dönem Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş, sosyal medya üzerinden HDP’nin “Demokrasi Yürüyüşü”ne destek çağrısında bulundu. Demirtaş, ” Zorlu ve sıkıntılı bir süreçteyiz. Ancak tüm zorlukları, 82 milyon el ele vererek aşabileceğimizi de biliyorum. İşte HDP’nin bu etkinliği, 82 milyon olarak el ele verme çağrısıdır. Bu açıdan, hiç kimse bu etkinliği kutuplaştırma ve gerginlik malzemesi yapmamalıdır” ifadelerine yer vererek, “kışkırtma ve gerilim derdinde olan hiçbir provokatörlere asla prim vermeyin” dedi.

    Cezaevi’nde tutulan Halkların Demokratik Partisi’nin (HDP) önceki dönem Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş, partisinin “Demokrasi Yürüyüşü”ne destek çağrısında bulundu.

    Demirtaş‘ın Twitter hesabından yapılan paylaşımlar şöyle:

    “Herkese merhabalar. HDP, Edirne ile Hakkari’yi demokrasiye ve barışa olan inanç etrafında Ankara’da buluşturmak için yola çıkıyor.

    Zorlu ve sıkıntılı bir süreçteyiz. Ancak tüm zorlukları, 82 milyon el ele vererek aşabileceğimizi de biliyorum. İşte HDP’nin bu etkinliği, 82 milyon olarak el ele verme çağrısıdır. Bu açıdan, hiç kimse bu etkinliği kutuplaştırma ve gerginlik malzemesi yapmamalıdır.

    Bu etkinlik başlarken, benim de herkesten özel bir ricam var: HDP’li olmasanız bile, barış ve kardeşlik için yollara çıkan arkadaşlarımdan desteğinizi ve dualarınızı eksik etmeyin lütfen.

    Unutmayalım ki, HDP tüm Türkiye için yollarda olacak. Kışkırtma ve gerilim derdinde olan hiçbir provokatöre asla prim vermeyin. İnanıyorum ki, bu etkinlik huzur içerisinde başlayıp huzur içerisinde sona erecek. Tüm arkadaşlarımın yolu açık olsun.”

    (HABER MERKEZİ)

     

  • #BasakDemirtasSeninleyiz

    #BasakDemirtasSeninleyiz

    PİRHA- Twitter üzerinden Başak Demirtaş’a yönelik cinsiyetçi paylaşımlara tepkiler yükseldi. #BasakDemirtasSeninleyiz Türkiye gündeminin ilk sırasında yer alırken, tepkiler sonrası Sakarya Cumhuriyet Başsavcılığı, cinsiyetçi paylaşımda bulunan kişi için gözaltı kararı verildiğini duyurdu. 

     

    Kadınlara yönelik sosyal medya üzerinden artarak devam eden cinsiyetçi söylem, tehdit ve tecevüz paylaşımlarına bir yenisi daha eklendi. Dahada öncede benzer paylaşımları olan Vedat Yazıcı isimli şahıs Twitter üzerinden Başak Demirtaş’a yönelik cinsiyetçi paylaşımlarda bulundu.

    AKP’li Mahir Ünal tarafından başlatılan ve “sosyal medyada etik kurallara uyuyorum” anlamına gelen “yeşil nokta” sembolünü de kullanan şahıs, paylaşımları sonrası Twitter’da “#BaşakDemirtaşSeninleyiz” etiketi açıldı. Etiketle binlerce paylaşım yapılarak Başak Demirtaş ile dayanışma mesajları yazdı.

    “#BaşakDemirtaşSeninleyiz” Türkiye gündeminde ilk sırayı alırken, Sakarya Cumhuriyet Başsavcılığı, eski HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş’ın eşi Başak Demirtaş’a yönelik cinsiyetçi paylaşımda bulunan kişi için gözaltı kararı verildiğini duyurdu.

    Başak Demirtaş’a yönelik saldırıya ilişkin açıklama yayınlayan HDP Kadın Meclisi ve TJA, bu saldırı, AKP iktidarının yürüttüğü kadın düşmanı politikalarından kaynağını aldığını ifade ederek “sevgili Başak Demirtaş’a yönelik gerçekleştirilen saldırıdaki zihniyeti tanıyoruz. Bu zihniyet ve dil, yozlaşmış, çürümüş çete dilidir. Kadına, iradesine yönelik saldırılara karşı mücadelemizi daha fazla yükselteceğiz” dedi.

    Sosyal medya üzerinden paylaşılan bazı mesajlar ise şöyle:

    Adalet Bakanı Abdulhamit Gül: “Başak Demirtaş’a yönelik çirkin paylaşımı kınıyor, bu ahlaksız ve tahkir edici eylemi en ağır şekilde lanetliyorum. Bir insanın onuru, iffet ve haysiyeti her şeyin üzerindedir. Hukuk, bu terbiyesiz ve provokatif sözlere karşı gereğini yapacaktır.

    Leyla Güven: Sizin ektiğiniz kin ve nefret tohumlarının bir tezahürü bu. Ötekileştirici, kutuplaştırıcı dilinizin ve uyguladığınız düşman hukukunun sonuçları bunlar. Fitne ektiniz nefret biçiyorsunuz. Samimi değilsiniz! #BasakDemirtasSeninleyiz

    Şirin Payzın: Diyanet İşleri Başkanı’nın var mıdır ahlak , namus, edep açıklaması bu konuyla ilgili olarak? Irkçılık, kadına yönelik şiddet, sözlü taciz konusunda fikirlerini paylaşmasını bekliyor herkes… Her konuda bir açıklama yapan elbette bu konuda da konuşacaktır #BaşakDemirtaşSeninleyiz

    Aygün Demirtaş: Sonucun ne olacağından bağımsız, hakkımızı savunacağız, yargıya başvuracağız. El ele vereceğiz, çirkinliği yeneceğiz. #BaşakDemirtaşSeninleyiz

    Barış Atay: Bu ve bunun gibi aşağılık, ahlaksız, namussuzlar gün gelecek kaçacak delik arayacaklar. Sonuna kadar #BaşakDemirtaşSeninleyiz

    Ferhat Tunç: Başak Demirtaş’a yönelik iğrenç paylaşımda bulunan alçağın bulunup yargılanmasını bekleyeceğiz. Başak hanımla ilgili yapılan paylaşımı burada göstermek yerine, İsmi ve cisimi sosyal medyada dolaşan bu iğrenç yaratığın teşhir edilmesi en doğrusudur. #BaşakDemirtaşSeninleyiz

    (HABER MERKEZİ)

     

     

     

     

  • Tunceli Barosu’ndan Yüksekdağ ve Demirtaş açıklaması

    Tunceli Barosu’ndan Yüksekdağ ve Demirtaş açıklaması

    PİRHA- Tunceli Barosu eski HDP Eş Başkanları Figen Yüksekdağ ve Selahaddin Demirtaş’ın tutukluluklarının devam etmesine ilişkin açıklama yaptı. 

    Tunceli Barosu eski HDP Eş Başkanları Figen Yüksekdağ ve Selahaddin Demirtaş’ın tutukluluklarının devam etmesine ilişkin yazılı bir açıklama yaptı. Baro yönetim kurulu Selahattin Demirtaş’ın yargılandığı dosyada tahliyesine karar verilmesinden sonra, kesinleşen cezası sonrası mahsup işlemlerinin yapılması ile tahliyesinin beklendiği gün yeniden tutuklama kararı verildiğini hatırlatarak, “yargılaşan siyasetin son hamlesi ile tahliyesine karar verilen dosyada yer alan suçlamalar tekrardan hukuksuzca gerekçe gösterilerek tutuklanmasına karar verilmiştir. Verilen karar, artık siyasallaşan yargıdan öte, yargılaşan, emir veren siyasi düşüncenin tezahürüdür. Bu durum siyasetin hukuku yok etmesidir, siyasetin longa manus’udur” denildi.

    YARGININ HUKUKSUZLUK HALİ

    Açıklamada ayrıca şunlar kaydedildi:

    “Hukukun, demokrasinin lime lime edilmeye çalışıldığı bir dönemde tüm dünya, 18 Eylül 2019’da AİHM büyük dairesinde görülen davaya kilitlenmişken aradan 2 gün geçmeden, 5 yıldır devam eden üstelik tahliyesine karar verilen dosyada isnat edilen mükerrer suçlarla devam ettirilen bir soruşturma ile tam da tahliyenin gerçekleşeceği gün apar topar tutuklanmanın istenilerek bu yönde karar verilmesi yargının nasıl bir hukuksuzluk hali içinde olduğunu göstermektedir. Elbette bu hukuksuzluk bu ülkenin kaderi değildir; demokratik, eşitlikçi ve yargı bağımsızlığının evrensel hukuk kurallarıyla koruma altına alındığı bir hukuk sistemi ülkemizin temeli olacağı günler de gelecektir. Ancak bir ülkeyi ayakta tutması gereken ve ‘yıkılırsa her şey yıkılır’ dediğimiz hukukun, siyasetin oyuncağı haline getirilmesi ülkeyi geri dönülemez bir uçuruma çekmekte, yanı sıra toplumsal kutuplaşmaya zemin hazırlamaktadır.

    Hukukun üstünlüğü, geçmişten geleceğe birlikte yaşamın, demokratik ilkelerin, yargı bağımsızlığının ve de hukuki güvence hakkının en temel amacı ve aracıdır. Hukukun, siyasetin bir silahı haline dönüştürülmesi, vatandaşları hukuki güvenceden yoksun büyük bir tehlikeyle baş başa bırakmaktadır. Tüm hukuk kurumlarının da bu tehlikeye karşı demokratik tepkisini ortaya koyması tarihsel sorumluluk gereğidir. Unutulmamalıdır ki ‘İnsanların refah ve huzurunun temeli hukuktur’ (Marcus Tullius Cicero). Selahattin Demirtaş ve Figen Yüksekdağ hakkında Ceza hukukunun en temel ilkeleri ihlal edilerek verilen tutuklama kararından derhal dönülmelidir. Bu, yok edilmek istenen bağımsız yargının tesisi için atılacak etkili ilk adım olacaktır.”

    PİRHA/DERSİM

  • Musa Anter Gazetecilik Ödülleri sahiplerine verildi-VİDEO

    Musa Anter Gazetecilik Ödülleri sahiplerine verildi-VİDEO

    PİRHA- Musa Anter ve Özgür Basın Şehitleri Gazetecilik Ödülleri sahiplerine verildi. Törende yapılan konuşmalarda yıllarca ne kalemini kanlı mürekkeple dolduran yalancılar ne de Ape Musa gibi çıkınını hakikatle dolduran gazetecilerin bitmediği vurgulandı. 

    Haberin Videosu

    Gazeteci-yazar Musa Anter’in (Apê Musa) 20 Eylül 1992’de Diyarbakır’da öldürülmesinin ardından gazetecilik alanında verilmeye başlanan Musa Anter ve Özgür Basın Şehitleri Gazetecilik Ödülleri’nin sahipleri belli oldu. 27’incisi düzenlenen ve son iki yıldır Yeni Yaşam gazetesinin organize ettiği ödüller 5 ayrı dalda verildi.

    “HAKİKAT APE MUSA’NIN DÜŞTÜĞÜ SOKAKTA BEKLİYOR”

    İstanbul Şişli Cemil Candaş Kent Kültür Merkezi’nde düzenlenen tören, sinevizyon gösterimiyle başladı. Törenin başında yapılan konuşmada, “Hakikat gazete kağıdına yazılmasa da yazılamasa da yıkılmış kentlerin sokaklarında yaşar. Yakılmış köylerde asit kuyularında nesilden nesile fısıldanır. Hakikatin faili meçhul değildir çünkü. Hakikat Ape Musa’nın düştüğü sokakta beklemektedir, Ferhat Tepe’nin bulunduğu gölün kenarında, Metin Göktepe’nin katledildiği spor salonunda, Gurbetelli Ersöz’ün yüreğini nakşettiği yerlerde, Hrant Dink’in hemen şurada yüz üstü düştüğü caddede hala beklemektedir. Her kalem doğruyu yazmaz, biliyoruz. Her kağıt da hakikati anlatmaz. Anlatmadı da zaten. Yıllar geçti üzerinden ne kalemini kanlı mürekkeple dolduran yalancılar bitti ne de Ape Musa gibi çıkınını hakikatle dolduranlar bitti. Hakikatin peşinde olan bütün özgür basın emekçilerine selamlar, saygılar olsun” ifadeleri uzun süre alkışlandı.

    “MUSA ANTER TÜRKİYE’NİN YETİŞTİRDİĞİ ÖZGÜRLÜK SAVAŞÇILARINDAN BİRİ”

    Ardından törende konuşan Şişli Belediye Başkanı Muammer Keskin, “Bu toprakların yetiştirdiği önemli bir isim. Bize yol gösteren bir dostumuz. Hem Kürt coğrafyasının hem Türkiye’nin yetiştirdiği özgürlük savaşçılarından biri. Dolayısıyla ne söylesek az. Burada yol arkadaşlığı yapmış ve bu coğrafyada barışı sağlamak için çaba sarf eden ender özgürlük savaşçılarından biriydi. Elbette çok özgürlük savaşçısı var, katledilenler var. Bu topraklarda kaybettiğimiz çok değerli insanlarımız var ama Musa Anter çok fazla içselleştirmediğimiz bir insan. Ama bana göre bu coğrafyanın yetiştirdiği gerçekten çok önemli bir kimlikti. 27 yıl geçmiş. Bu coğrafya çok katliamlar gördü. Diler ve umarım ki, biz bir arada olarak bunu yenmeye çalışalım. Bu katliamlara birlikte son verelim” diye konuştu.

    SELAHADDİN DEMİRTAŞ’TAN MESAJ

    Edirne F Tipi Cezaevi’nde tutuklu bulunan önceki dönem HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş da gönderdiği mesajında, “5n 1k’nın yanına 1v’yi -vicdanı- ekleyen gazeteci dostları selamlıyorum” dedi.

    Birinciliği paylaşan Birgün gazetesi muhabiri Hüseyin Şimşek ve Mezopotamya Ajansı (MA) Muhabiri Ahmet Kanbal’a ödülleri takdim edildi.

    Beş ayrı dalda verilen ödüllerin sahipleri şöyle:

    -Türkçe haber dalında En İyi Haber Ödülü iki kişi arasında paylaştı. Mezopotamya Ajansı’ndan Ahmet Kanbal ile BirGün gazetesinden Hüseyin Şimşek, sırasıyla “Kayyum danışmanının 246 bin TL’lik rüşvet çarkı hesap dökümlerine yansıdı” ve “274 çocuk doğum yaptı” haberleriyle ödüle layık görüldü.

    Suriyeliler haberiyle alınan Jüri Özel Ödülü Alan Kurdi’ye ithaf edildi.

    -Ayrıca Jüri Özel Ödülü Euronews’ten Rabia Çetin’in “Kimliği olduğu halde sınır dışı edilen Suriyeli sığınmacı El Nusra bölgesine gönderildi” haberine gitti. Bir dönem T24’te de çalışan Çetin, ödülünü ailesiyle birlikte Ege denizini geçerken boğularak hayatını kaybeden Alan Kurdi ve tüm mülteci çocuklara ithaf etti.

    -Kürtçe haber dalında ödülü, Mezopotamya Ajansı’ndan Gökhan Altay “Qeyûmên Sîlopiyê erdên aîdî şaredariyê bi erzanî firot rêveberên AKP’ê” haberiyle kazandı.

    – Fotoğraf ödülü iki eser arasında paylaştırıldı. European Pressphoto Agency (EPA) foto muhabiri Sedat Suna kadın polis ile kadın eylemcinin barikatta karşı karşıya geldiği “Kadın Eli” fotoğrafı ile ödülü almaya hak kazanırken, Jinnews muhabiri Rojda Aydın kayyum protestoları sırasında HDP Milletvekili Ebru Günay’ın polis çemberinde tek başına durduğu anı karelediği “Abluka ve Kadın Direnişi” fotoğrafıyla ödüle layık görüldü.

    – Kadın haberciliği dalında ödülün sahibi cezaevlerinde bulunan gazeteciler adına tutuklu Jinnews editörü Kibriye Evren oldu.

    – Karikatür dalında jürinin eserler arasında yaptığı değerlendirmede karikatürist Aşkın Ayrancıoğlu’nun “Yok Edici” adlı çizimi birincilik ödülünün sahibi oldu.

    – Musa Anter ve Özgür Basın Şehitleri Gazetecilik Ödülleri’nde yarışma jürisi, Onur Ödülü’nü ise gazeteci Hüseyin Aykol, şair Hicri İzgören ve avukat Özcan Kılıç’a verdiğini açıkladı.

    PİRHA/İSTANBUL

  • Demirtaş: Leyla Güven barışın inşasında rol alıyor; çağrısına ses verme zamanı

    Demirtaş: Leyla Güven barışın inşasında rol alıyor; çağrısına ses verme zamanı

    PİRHA – Leyla Güven’in 54’üncü gününe giren eylemine ve talebine ilişkin Yeni Yaşam Gazetesi’ne yazan Selahattin Demirtaş, “Leyla’nın çağrısına ses verme zamanıdır” dedi.

    4 Kasım 2016 yılından bu yana Edirne F Tipi Kapalı Cezaevi’nde tutuklu bulunan Halkların Demokratik Partisi’nin (HDP) önceki dönem Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş, 54 gündür açlık grevinde olan Demokratik Toplum Kongresi (DTK) Eşbaşkanı ve Hakkari Milletvekili Leyla Güven’in eylemine ve talebine dair Yeni Yaşam Gazetesi’ne yazdı.

    Demirtaş’ın gazetedeki yazısı şöyle:

    “Baskı, tehdit, hile, tutuklama ve oyunlara; eşitsiz, adaletsiz seçim yarışına rağmen 67 milletvekiliyle parlamentoya girmeyi başarmış olan HDP’nin Hakkari milletvekili, aynı zamanda DTK’nin Eşbaşkanı Sayın Leyla Güven, 54 gündür açlık grevinde. Milletvekili seçilmesine rağmen Diyarbakır Cezaevi’nde siyasi rehine olarak yasa dışı bir şekilde tutulan Sayın Güven, son derece meşru ve haklı bir taleple bedenini açlığa yatırıyor.

    “YAŞAM HAKKINI SAVUNDUĞUMUZ İÇİN BARIŞ MÜCADELESİ YÜRÜTÜYORUZ”  

    2015 Nisan ayından bu yana sadece bir defa kardeşi ile görüşebilmiş, o günden beri de ne kendisinden ne de İmralı Adası’ndaki diğer tutsaklardan tek bir haber alınamamış olan Sayın Öcalan’a dair oldukça önemli bir çağrının öncülüğünü yapıyor Sayın Leyla Güven. Açlık grevi gibi, tamamen kişinin kendi iradesine bağlı bir sivil itaatsizlik eylemiyle, yaşamsal bir konuya dair hayatını ortaya koyan Sayın Güven’in tavrı her şeyden önce onurlu ve saygın bir tutumdur. Şu husus net olarak bilinmelidir ki, biz hiçbir arkadaşımızın yaşam hakkına zarar gelmesini asla istemeyiz. Tam tersine, arkadaşlarımız da dahil her insanın yaşam hakkını savunduğumuz için barış mücadelesi yürütüyoruz. Ancak bir insanı ne zorla açlık grevine sokabilirsiniz ne de zorla bıraktırabilirsiniz; bu etik olmaz. Arkadaşımızın yaşam hakkını savunmak ve korumak adına bize düşen şey, onun haklı talebinin arkasında en güçlü ve kararlı şekilde durarak bir an önce sonuç alınmasını sağlamaktır. Kaldı ki, ortaya konulan talep ne yasaya ne ahlaka ne de siyasete aykırıdır. Karşılanması ve gerçekleşmesi oldukça basit ve yasal olarak zorunlu olan bir taleptir.

    “KAMOUYUNUN OLUŞMAMASININ NEDENİ AĞIR BASKILAR”

    Sayın Güven her geçen gün ciddi bir riskle karşı karşıyayken bu talebin hak ettiği şekilde gündemleşmediği anlaşılıyor. Bunun nedeni, toplumun konuya olan duyarsızlığı değil elbette. Kürt halkı başta olmak üzere toplumun önemli bir kesiminin, Sayın Öcalan’ın barışçıl çözümlerdeki rolü ve misyonunu çok önemsediğini, kendisinden bu kadar uzun süre tek bir haber dahi alınamamış olmasının sağlığı ve güvenliği konusunda ciddi kaygı yarattığını yakından biliyoruz. Bu kadar önemli ve hayati bir konunun henüz ulusal ve uluslararası kamuoyunun gündemine girememiş olmasının nedeni hükümetin oldukça ağır baskısı, saldırıları ve ambargosudur. Öyle ki, bu gündeme dikkat çekmek isteyen 70-80 yaşındaki analar bile parti binaları yasa dışı bir şekilde basılarak gözaltına alınabiliyor.

    “HUKUKSUZLUKLAR TOPLUMDA KORKULU BİR YAKLAŞIMA YOL AÇTI”

    Temmuz 2015’ten bu yana kesintisiz devam eden olağanüstü boyutlardaki baskılar ve hukuksuzluklar toplumda genel bir geri çekilmeye, kaygılı ve korkulu bir yaklaşıma yol açtı. Medya, yargı, akademi, bürokrasi, siyaset üzerindeki bu kadar da olmaz dedirten baskılar toplumda biriken öfkeyi ve tepkiyi görünmez kıldı. En küçük bir demokratik tepki bile orantısız yargı-polis saldırısı ile bastırılmaya çalışılıyor. Erdoğan rejimi korku salma ve bu korkuyu sürdürülebilir kılma dışında ayakta kalamayacağını bildiğinden kesintisiz bir baskı politikası ile toplum adeta nefessiz, çaresiz bırakılmaya çalışılmaktadır. Faşizmin inşası ve kurumsallaşması başka türlü de mümkün değildir zaten.

    “BU CENDEREDEN ÇIKIŞIN YOLUNU İŞARET EDİYOR”

    Şimdi böylesine zorlu koşullarda, olanakların yok denecek kadar az olduğu bir ortamda Sayın Güven’in çağrısı ve çığlığını gündemleştirmek mümkün değilmiş gibi düşünülebilir. Fakat durum tam tersidir kanımca. Sayın Leyla Güven, bu baskı koşullarının tam da odak noktasına, İmralı’ya, Sayın Öcalan’ın durumuna dikkatleri çekerek bu cendereden çıkışın da yolunu işaret ediyor. Yani Sayın Güven’in haklı talebinin gündemleşmesi için koşulların elverişli hale gelmesini beklemek yerine, bu talebin kendisinin bizatihi koşulları elverişli hale getirme mücadelesi olduğunun çok iyi anlaşılması ve anlatılması gerekiyor.

    “HEBA EDİLEN SÜREÇLER”

    Sayın Öcalan özellikle çözüm süreçlerinde ortaya koyduğu barışçıl yaklaşımları, makul önerileri ve samimi iradesiyle Türkiye toplumunun güvenini önemli ölçüde kazanmıştı. Fakat heba edilen süreçler ve aradan geçen sancılı dönemler nedeniyle bunlar unutulmuş ya da gözardı edilmiş olabilir. Bugün demokratik siyasete, sivil topluma, basına ve bir bütün olarak halkımıza düşen şey uygun yöntem, dil ve üslupla bunun yeniden Türkiye ve dünya kamuoyuna hatırlatılmasıdır.

    Yani Sayın Leyla Güven’in talebinin neden önemli olduğu, neden sadece kendi meselesi olmadığı Karadeniz’den Ege’ye, Marmara’dan Doğu’ya, Akdeniz’e kadar her Türkiye Cumhuriyeti yurttaşını neden yakından ilgilendirdiğini iyi ve doğru bir şekilde anlatabilmek gerekir. Bunun için kapsamlı ve detaylı kampanyalar, planlamalar hep yapılıyordu ama bu dönemde çok daha ciddiyetle ele alıp tüm imkânlarla bu konuya odaklanmak gerekir. Ayrım gözetmeksizin tüm medya kuruluşları, genel yayın yönetmenleri, yazarlar, televizyon programcıları, sendika, parti, meslek odaları, STK’ler tek tek heyetlerce ziyaret edilerek konunun Türkiye için önemi ve hassasiyeti iyi anlatılmalıdır. Halk toplantıları, panel, konferans gibi etkinliklerle kamuoyu bilgilendirilmelidir.

    Hafızaları tazelemek için, yakın geçmişte yaşanan olumlu gelişmeler ve Sayın Öcalan’ın bu gelişmelerdeki rolü üzerine kısa da olsa rapor ve broşürler hazırlanabilir. Kısa videolar ile özellikle sosyal medyada hatırlatmalar yapılabilir. Elbette buna benzer şeyler yapılmıyor da değil ancak çok daha kapsamlı, etkili ve sonuç alıcı yaratıcı yöntemleri acilen devreye sokmak gerekir.

    “BARIŞÇIL ÇALIŞMALAR YÜRÜTÜLMELİDİR”

    İktidar, elindeki yargı gücüyle bütün bu çalışmaları kriminalize etmeye çalışıyor, çalışacaktır da. Ancak bu çalışmalar hem yasaldır hem de barışı savunmak ahlaki bir erdemdir. Bundan geri adım atmak diye bir seçenek asla düşünülmemelidir. Bunun için istenen bedel neyse gerektiğinde ödene ödene bu barışçıl çalışmalar yürütülmelidir.

    Sayın Leyla Güven’in açlık grevi eylemi ABD’nin Suriye’den çekilme kararından öncedir ve bununla bağlantılı değildir elbette. Ama bu gelişme bile başlı başına yeni bir hamle imkânı yaratıyor. Suriye ve Rojava’da askeri müdahale ve savaş dışında hiçbir seçenek yokmuş algısı yaratan AKP-MHP iktidarının söylemine karşı bizim de yüksek sesle “Hayır, başka bir seçenek daha var. Hem de en makul, en doğru seçenektir: O da Sayın Öcalan’dır” dememiz gerekir.

    “ROJAVA VE SURİYE HALKLARI HEDEFE KONULMAMALI”

    Türkiye halkının evlatlarının olası bir Rojava askeri müdahalesinde ve hatalı politikalar uğruna canını yitirmesini de Rojava ve Suriye halklarının hedefe konulmasını da doğru bulmuyoruz, kabul etmiyoruz demek lazım. Sayın Öcalan 2013’te başlayan İmralı Barış Süreci’nde tüm bu olasılıkları, tehdit ve tehlikeleri öngörerek Ortadoğu’da yeni ve büyük bir Türk-Kürt barışını, stratejik birliği öneriyordu. Eğer kendisinin makul ve oldukça yerinde önerileri dikkate alınsaydı ne içeride ne de dışarıda bu kadar acı da çekilmezdi. 15 Temmuz gibi darbe süreçleri de yaşanmazdı. Maalesef bu fırsatlar iyi değerlendirilmedi. Bunun sorumlusu şudur budur diyerek yeni bir polemik başlatmak yerine, bu süreçlerin tıkanıp sonlanmasında sorumluluğu olmayan tek kişi Sayın Öcalan’dır ve maalesef ondan da neredeyse üç yıldır haber alınamıyor demek gerekir.

    Şimdi, ABD Suriye’den çekilirken boşluğu hangi askeri güç doldursun tartışması hiçbir şekilde kalıcı çözüme götürmez. Orada bir boşluk olacaksa da bu boşluğu, stratejik bir halklar ittifakı doldurmalıdır. Türkiye yönetiminin yapacağı en akıllıca iş, yeni bir Türk-Kürt stratejik ittifakı ile bu kaosu aşmaktır. Hem içeride hem dışarıda Türk’e de, Kürt’e de, Türkiye’ye de aynı anda kazandıracak tek seçenek budur. Tarihsel olarak da, aktüel olarak da doğru yol budur. Ahlaki olarak da siyaseten de en akılcı, makul çözüm budur.

    “ŞİMDİ TAM ZAMANI”

    Erdoğan-Bahçeli iktidarı kendi siyasi çıkar ve akıbetleri yerine Türkiye toplumunun ortak çıkarlarını öne almayı politik olarak benimsemiş olsalardı bizden önce onların, bu güçlü seçeneği devreye sokması gerekirdi. Bölgeyi emperyal saldırılardan ve işgallerden korumanın da yolu buradan geçer. İşte hükümetin Öcalan’ı görünmez kılmaya çalışmasının nedeni de budur. Savaşı tek seçenek olarak topluma sunmak ve tehdit algısıyla toplumu baskı altında tutmaya devam edebilmek.

    Erdoğan-Bahçeli zihniyetinin kapsamlı bir politik manevra yapmasını beklemek ve barış süreçlerinin önünü açacaklarını ummak hayalcilik ve saflık olur. Ama bu siyasi klik istemiyor diye de bizim Öcalan’lı barış seçeneğini yok saymamız gerekmiyor. Tam aksine, bu seçeneği ciddi bir alternatif politika olarak toplumun önüne koyabilmeliyiz. İktidarın savaş, çatışma, baskı, gerilim politikalarını bu kadar pervasızca yürütebiliyor olmasının nedeni de toplumun önüne başka bir alternatif konulamıyor olması değil midir zaten?

    O halde şimdi tam da zamanıdır. Leyla’nın sesine ses vermek ve bu talebi doğru bir temelde örgütleyerek hamleye dönüştürmek tam da siyaset yapmanın, siyasi mücadelenin kendisidir. Sayın Öcalan ceza hukukunun, suç biliminin değil siyasetin konusudur. Bu meselenin kriminal bir konu gibi ele alınmasına izin vermemek, buna boyun eğmemek gerekir. Sayın Öcalan’ın siyasi gücünü bizim kadar devlet ve hükümet de çok iyi bilir. Zaten tecridin nedeni budur. Öyleyse bu rehin alma, siyaseti boğma ve savaşı dayatma zihniyetine teslim olmamak gerekir.

    “LEYLA’NIN ÇAĞRISINA SES VERME ZAMANI”

    Son olarak denilebilir ki, neden Öcalan, neden başkası değil? Onlara şunu söyleyin: Barış kurucu liderlikler, tarihsel süreç içerisinde gelişir ve olgunlaşırlar, yapay değildirler. Halkta ve siyasette, uluslararası güç dengelerinde sonuç alıcı karşılıkları vardır. Bu gerçekleri ne göz ardı edebilir ne de değiştirebilirsiniz. Böylesi liderliklerin alternatifini yaratmaya çalışmak da nafile bir çabadır. Ağrı Dağı’nın yanında yeni bir Ağrı Dağı yapılması için TOKİ’ye ihale vermeye benzer. Kaldı ki Sayın Öcalan, 93’ten beri ortaya koyduğu barış arayışları nedeniyle oldukça birikimli, deneyimli ve samimidir. Bütün mesele, ön yargıların yıkılarak aklın devreye girmesiyle ilgilidir. Bizler, yani HDP, HDK, DTK, DBP gibi siyasi oluşumlar ise barışın inşasında rol alabiliriz. Barışın kurucu liderliği ise başka bir şeydir. Bu nedenle Öcalan’sız olmaz, nokta.

    Sayın Leyla Güven barışın inşasında rol alıyor, çabalıyor. Şimdi her türlü kısır tartışmayı bir tarafa bırakarak bu son derece insani, hukuki, ahlaki, meşru talebin karşılanması için görevlerimize yüklenme zamanıdır. Leyla’nın çağrısına ses verme zamanıdır.    (HABER MERKEZİ)