PİRHA-AKP’li Cumhurbaşkanı Erdoğan tarafından açıklanan Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığına tepki gösteren Alevi aktivist Selda Güneş, “Aleviliği aslından çıkararak sadece bir kültür olarak tanımlamak haksızlık olacaktır. Devlet, laisizm ilkesini kurulduğu günden beri ihlal etmeye devam ediyor. Son atılan adımda da Kültür Bakanlığına bağlamak çok üzücü olmuştur” dedi.
Alevi aktivist Selda Güneş, AKP’li Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan tarafından duyurulan Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nı ve Kültür ve Turizm Bakanlığına bağlanmasını PİRHA‘ya değerlendirdi. “Aleviliği aslından çıkararak sadece bir kültür olarak tanımlamak en naif ifadeyle haksızlık olacaktır” diyen Güneş, asıl taleplerinin karşılanmadığını kaydetti.
“TALEBİMİZ, ALEVİ-BEKTAŞİ KÜLTÜR VE CEMEVİ BAŞKANLIĞI DEĞİL”
Güneş şunları söyledi:
“Aleviler cephesinden Diyanet İşleri Başkanlığının Türkiye’de yaşayan Alevileri inkârı, üzerinden geliştirdiğimiz bugüne kadarki varlık politikalarını bir aşamada eşit yurttaşlık adı altında tanımlarken ilk kez devlet cephesinden “Türkiye’de Aleviler vardır ve Alevilik Kültür Bakanlığına bağlanacaktır” şeklinde bir açıklama geldi. Talebimiz bu değildi aslında. Diyanet İşleri Başkanlığı kurulduğu ilk günden itibaren bir hak ihlali ile karşı karşıya bırakıyor Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nde yaşayan her özneyi. Monarşiyi ve hilafeti tasfiye etmiş cumhuriyet kadroları ilericilik aşaması olarak laisizmi anayasada var kıldılar ama hemen arkasından Türkiye Cumhuriyeti Devleti, Diyanet adı altında tıpkı Osmanlı Devleti’ndeki gibi İslam dinini devlet dini olarak belirledi. Bu andan itibaren bir geriye düşme var aslında. Bunu tolere etmek adına laisizm kuruldu. Fakat kurulduğu günden itibaren Sünni İslam’ın hiçbir şeyine dokunmazken ne yazık ki ilk işlerden birisi Hacı Bektaş Veli Dergahının müzeye bağlanması oldu. Bizler açısından Diyanet İşleri Başkanlığının varlığı bir hak gaspıdır. Bu yalnızca Alevileri değil Arap-İslam anlayışı dışında kalan toplumun hak gaspıdır.”
“DEVLET, LAİKLİK İLKESİNİ KURULDUĞU GÜNDEN BERİ İHLAL EDİYOR”
Güneş, Alevilerin uğradığı hak ihlallerini de hatırlatırken, “Aleviliği aslından çıkararak sadece bir kültür olarak tanımlamak en naif ifadeyle haksızlık olacaktır. Hepimizin kültürü var. Bir inanca bağlıyız. Örfümüz, geleneğimiz var. On binlerce yıllık hak inancını merkezine koyan bu inancı ötekileştirmenin ne yazık ki bir başka yöntemi olmuştur. Sadece kültür üzerinden tanımlamasalardı, Kültür Bakanlığına bağlamasalardı, inanç olduğunu kabul edip Diyanete bağlasalardı da tavrımız değişmeyecekti. Devletin dini olamaz. Rabbin tek bir dili de olamaz. Her insan kendi inandığı gibi kendi dilinde Hak ile hak olma, Hakk’ı anlama, anlatma, ibadetini yapma hakkına sahiptir” dedi.
“KÜLTÜR BAKANLIĞINA BAĞLANMASI ÇOK ÜZÜCÜ”
Alevi inancının bugüne kadar bedeller ödenerek taşındığını belirten Selda Güneş, şunları kaydetti:
“Birkaç ay öncesinde cemevlerimize saldırılar yapıldı. Kapılarımız işaretleniyor. Cemhanelerimize nefret söylemleri devam ediyor. Cemevi başkanlarımıza saldırılar oluyor. Bu konuda devletten özür beklerken “Aleviler vardır ama Alevilik sadece kültürdür. Ezan, bayrak hepimizin” söylemleri yalnız Alevileri değil bu ülkede yaşayan herkesi ötekileştirmektir. Devlet, laisizm ilkesini kurulduğu günden beri ihlal etmeye devam ediyor. Devlet yaşayan her yurttaşının inancını görmek, eşit mesafede durma zorunluluğunu ihlal ediyor. Son atılan adımda da Kültür Bakanlığı’na bağlamak çok üzücü olmuştur” ifadelerini kullandı.
PİRHA – Alevi kadınlarına tarihsel olarak “Yol’da kadına biçilen rol nedir ve bu rol bugün yerine getirilemiyorsa nedenleri nelerdir? Nasıl aşılabilir?” şeklinde sorular sorduk. Dizi yazımızın bu bölümünde sorularımızı Demokratik Alevi Derneği Eş Başkanı Selda Güneş yanıtladı.
Haberin videosu
Cemlerde, sohbetlerde “Yol kadındır, kadın mürşidi kamilullahtır” sözünü çokça duyarız. Yine “Alevilerde kadın erkek eşittir” sözü neredeyse her ortamda övünülerek dile getirilir. “Bizde kadın erkek yoktur herkes candır” sözlerini de çokça duyarız. Çoğunlukla da bu sözleri erkeklerin ağzından duyarız.
Pratik gerçekten öyle midir? Öyleyse Alevi kadınları neden Alevi örgütlenmeleri içinde belirgin bir noktada değiller? Neden söz ve yetki kademelerinde yer alamıyorlar? Neden renkleri, karakterleri sahaya yansımıyor? Gerçeğe biraz daha yakından bakmak için bu kez mikrofonu Alevi kadınlarına bıraktık.
Başlattığımız bu yazı dizisindeki muradımız; konunun esas sahipleri kendi sözünü söylerken aynı zamanda tıkanan kanalların açılmasında yol almalarına hizmet etmektir.
Bu nedenle Türkiye ve Avrupa’da Yol’a çeşitli düzeylerde hizmette bulunmuş kadınların görüşlerine başvurduk. Bu konuda elbette sözü olup da ulaşamadığımız isimler vardır ve bize ulaşmalarını dileriz.
Yazı dizimizin bu bölümünde sorularımızı Demokratik Alevi Derneği (DAD) Eş Başkanı Selda Güneş’e sorduk.
PİRHA: Tarihsel ve toplumsal olarak Alevilikte kadının yeri nedir? Nasıl bir seyir izledi?
Selda Güneş: Diğer toplumsal alanlarda olduğu gibi kadının öyküsü de aslında iktidar toplumlarında lehte değil aleyhte bir süreç izledi. Sosyoloji dediğimiz şeyin kökeninde inanç var aslında. İlk idraktan bugüne yani insanın ben benim sen sensin tanımlamasının getirdiği günden günümüze insanlık tarihi dediğimiz şeyin ilerleme değil bir gerileme aslında.
Yaratımda eşit olan iki unsur zaman ve süreç içerisinde iktidar kavramının kendisiyle birlikte iki öteki olarak tanımlanıyor. İşte iki aynı tür ama iki ayrı cins bir süre sonra da birbiri üzerinde iktidar savaşı veren iki ayrı cinsiyete dönüşüyor.
Emeğin öyküsünde olduğu gibi kadının öyküsünde de inancın öyküsünde de iktidara bulaştıktan sonra başka bir süreç çıkıyor ortaya. Birbiriyle rızalaşmamış, rızalığını bozmuş, ikrarını bozmuş iki özne arasında sürekli bir çatışma ve çelişki doğuyor.
Yaratımda kubbei rahmandaki nur olan kadın, bir süre sonra şeytanlaştırılıyor, iblisleştiriliyor ve ne yazık ki inancın köklerinin sahibi haline dönüştürülüyor. Kutsal metinlerde, kutsal kelamlarda ilk yaratılan kadın Lilith’tir. Geldiğimiz yer itibarıyla Lilith, süreç içerisinde şeytanın kendisine dönüştürülmüştür. İşte bu şeytanlaştırılan kötüleştirilen kadının öyküsüdür aslında. Biz Kızılbaşlar, Aleviler, Ehli hak kadınlarında bu süreğin kendisinden geliyoruz. Bu hakikatin süreğinden geliyoruz. Bu arada Harde Dewreş’teyiz, kutsal topraklardayız. Burası hakikatin yaşadığı yaşatıldığı topraklardır. Ve bu alanda diğer yerlere göre, diğer inanç alanındaki kadınlara göre çok daha avantajlıyız. En azından kadının kubbei rahmandaki nur olarak tanımlandığı topraklarda yaşamın gururu içerisindeyiz.
Ama dediğimiz gibi kadının ötekileştirilmesi, erkeğin iktidara köle olmasından sonra kölenin kölesi olma halinin de aslında yaşıyoruz bir süreden beri. Diğer bütün toplumsal alanlarda olduğu gibi ne yazık ki düşürülmüş erkek, düşürülmüş kadını da yaratıyor bir süre sonra. Ama bu hakikat topraklarında bu hakikatin yaşadığı hala zihinlerde yüreklerde canlı olduğu, kadının yeri hala önemli bir yer tutuyor. Bu coğrafyada, yaşadığımız ehli hak topraklarında hala her şeye rağmen kadın ziyaretgahları var. Ana Fatma’dan Zerban’a daha sonra ismi erkekleştirilmiş pek çok ziyaretgah var, kadın olarak anılan. Biz bir şeylerin kırıntılarıyla hala kendimizi var etmeye çalışıyoruz. Tüm bu dezenformasyona, baskılara rağmen, unutturma politikalarına rağmen, bu coğrafyada inançtaki o yaratımdaki eşitlik ilkesi en azından kadınların çabası ve emeğiyle yürütülmeye çalışılmaktadır.
“ERKEKLERİ YOLA VERDİKLERİ İKRARI TUTMAYA DAVET EDİYORUM”
Geldiğimiz noktada durumu nasıl değerlendiriyorsunuz? Ne oldu da Alevi kadınlar sahneden çekildi? Aleviler her konuşmasında bizde kadın erkek eşittir denir. Geçekten eşit midir?
İnsan (cinsiyetten bağımsız olarak söylersek) bir kere düşürüldükten sonra yani düşkün olduktan sonra ne yazık ki kendi iç rızalığını bozmuş oluyor aslında. Bu iç rızalığı bozulan özne, başta doğayla, yaşadığı toplumla ve o toplumun karşı cins olarak tanımladığı kadın cinsiyle olan ilişkilenmesinde de razısız, rızasız bir döneme giriyor aslında. İnsanı, özellikle eril olan erkek olan canın ikrarını bozması, kendi içindeki o yola verdiği insan olduğu düsturunu unuttuktan sonraki hali, bir düşkünlük hali daha sonra razılıksız bir ilişki de ne yazık ki bir süre sonra en yakınındaki ona en benzeyen onun bir sureti olan aslında, aynası olan kadına da baskı kurmasına, zulüm yapmasına, onu öteki görmesine neden oluyor.
Öteki kavramı içeriden geliştirilen bir şey. Doğadaki erkek özne ilk olarak razılığı bozan taraf aslında. Dolayısıyla kendi bozulmuş ikrarlığıyla, bozulmuş razılığıyla kadını da kendi kölesi gören, onun eşiti olduğunu unutan bir yere sürüklenme halidir aslında, Çemberden çıktı da diyebiliriz bir anlamda.
Bildiğiniz üzere hakikat bir çarktır. Bu çark daire biçimindedir. Her canlı cansız varlıklar bu çarkın içerisinde birlenir. İşte ne yazık ki geldiğimiz yer itibarıyla erkek özneler, erkek canlarımız bu çarkı, bu çemberde olma hakikatini bir süreden beri kendi çarklarında çevriliyorlar. O yüzden bir an önce onların bu razılıksız çemberden çıkmış halleri bize de çok olumlu bir hayat sunmuyor aslında. Yeri gelmişken onları çarkı pervaza girmeye yola verdikleri ikrarı tutmaya davet ediyorum.
“GÖNÜL İSTERDİ Kİ CAN KAVRAMIYLA BİR BAŞLIK ALTINDA KALABİLELİM”
Alevi kurum ve örgütlerinde kadının yerini biraz acar mısınız? Bu kurum ve örgütlerde kadının yer alması neden önemli? İçinde bulunduğumuz açmazı nasıl bir Alevi örgütlenmesi ile aşabiliriz.
Eşit yaratıldık biz. Yaratılmış iki eşitiz hatta erkekler toprak, hava, su sonradan ateş bir yaratılma durumu varken kadının ise yer gök yokken o kubbei rahmanda nur idi, o nur hakikati, ışıktan gelme hali kadının hakikati aslında. Erkeğin yaratımında aslında böyle bir dezavantajı var. Tabi bunun kendi süreğimden doğru söylüyorum. Bizim sürekte, ocaklarda böyle anlatılageldi. Ocaklarda yada yolun kendisinde bu kadar kıymetli olan kadın ne yazık ki Alevi kurumlarında çok hak ettiği yerde değil. Tabi Kızılbaşlar için, ehli haklar için, Aleviler için kurumlarda örgütlenme çok doğru bir şey midir diye soruyu buradan sorarsak ne yazık ki bir ihtiyacını karşılıyor.
Ne yazık ki diyorum; bu ceberrut sistem, bizi görmezden gelen sistem, bu sadece yüzyıllık bir öykü değil, binlerce yıllık bir birikimden bahsediyoruz. Bunun bugüne taşıyan bu nemrudi zihniyetin ürünü bu sistem bizleri bu tür kurumlarda örgütlenmek zorunda bırakıyor. Kızılbaş kadını olarak bu durumdan çok esef duyuyorum, üzüntü duyuyorum. Örgütlenme alanımızın, yerlerimizin ocaklar ve kendimizi ifade etmemizi gereken, yolumuzu sürdüren yerlerin de dergahlarımız olduğu gerçeğini buradan bir kere daha ifade etmek istiyorum. Ne yazık ki koşullarımız böyle. Kurumlarda sivil toplum örgütü olarak tanımlanıyoruz. Cemevlerimiz var ama ne yazık ki onlar da kah vakıf adıyla kah dernek adıyla sivil toplum örgütü olarak geçiyor. Lanet olsun diyeceğim de lanet olsun demek bile çok şeyi karşılamıyor aslında. Son yüzyıl içerisinde Tekke ve Zaviyeler Kanunu, Kızılbaşlar için çıkan bir kanun aslında. Dergahlarımız son kalan dergahlarımız da zaviyelerimiz de; hakikate bakış açıları da kapatıldı. Biz 90lı yıllardan sonra bu tür derneklerde örgütlenmek zorunda bırakıldık. Bu kurumlar bizi tam olarak temsil ediyor mu hayır.. örgütlenmemiz gereken yerler ocaklarımız, ikrar verdiğimiz ocaklarımız. Yolu yürüteceğimiz, aktaracağımız yegane yerler dergahlarımızdır.
Ama ne yazık ki sistem içerisinde bizi tanımayan, inancımızı kendi tanımlamaya çalışan, cemevlerimizi cümbüşhane olarak tanımlayan, size cemevi olmaz irfanevi açalım diyen bir bakış açısıyla karşı karşıyayız. Bir de işin üzücü tarafı, şuan bizi yöneten iktidar, kendisini inanç çeperinde gördüğünü ifade ediyor. İnanç çeperinden görüyorlar, ama Emevi-İslam anlayışında inanç örgütlenmesi değil bir Arap işgal hareketi olduğunu bilenler olarak bize dayattıkları şeyi reddediyoruz.
Kendi içinde razılığını bozmuş, kendisinin doğanın eşit olduğunu, onun hakkın bir parçası, sureti olduğunu unutmuş bir zihinle karşı karşıyayız. Erkeği tanımlarken o nedenle düşkün ifadesini kullandım. Kendisini hakkın bir parçası olduğunu unutan zihin bir süre sonra kendisini onun yerine koyup iktidar çeperinde kendisini örgütlenme çabası içine, tanrılaşma sürecine giriyor. Bu tanrılaşma sürecine giren akıl bir süre sonra kral nemrutu yaratıyor. Aslında kral nemrut erkek midir? Tanrılaşmış, kendisini tanrı yerine koymuş bir zihin. Hakikat kadını ve erkeği, canı yarattığını, bütün varlık deryasını zihninde yoldan çıkarak, çemberden çıkarak birisi iktidar bir diğeri de hakkın çok ötesinde olan tanrı kavramı.
Erkek, eril, öldüren, ceza veren, ceza verici bir gücü yarattı. Durum böyle olunca zihinlerde bu hikayeyle, birikimle gelen erkekler olunca öncelikle kendileriyle yüzleşmelerini sağlamak lazım. Çok kolay değil bu durum. En zor olan şey kendimizle yüzleşmek aslında. O hak ettiğimiz değeri kendimize tekrar yeniden verebilmek. Değerli erkek canlarımız içerisinde bu durumu aşmış olan bir cümlesi vardır. Tamamını kapsayarak söylemek yerinde olmayacaktır. Büyük bir çoğunluk ne yazık ki böyle. Alevi kurumlarında da çok bilince çıkarılmış değil. Şuan bulunduğumuz kurum DAD, en azından eş başkanlık sistemiyle temsiliyet hakkını, görünürlük hakkını kırmaya çalışan bir yerden bakıyor. Ama gerçek anlamda temsiliyette eşit miyiz sorusunun cevabı hayır. Çünkü erkek kendindeki bu iktidar kavramını çözmediği sürece, hakkın parçacığı olduğunu ve tüm doğayla, toplumla, kadınla razılaşması gerektiğini, sahibi maliki olmadığını idrak etmediği sürece bu dediğimiz şey kurumlarda mümkün olmayacak.
Alevi kurumlarında ayrıca kurum örgütlenmelerinin kurum içerisinde olmasını önemli görüyoruz. Gönül isterdi ki can kavramıyla bir başlık altında kalabilelim. Geldiğimiz yer itibarıyla bu çok mümkün değil. Bu tür kurumlarda özellikle kadın örgütlenmelerinin olması gerekiyor, bu zihni ortadan kaldırabilmek için. Bu tür Alevi kurumları içerisinde ayrıca bir örgütlenmeye ihtiyaç var.
Yaşadığımız modern toplumda, post endüstriyel toplumda üç yüz yıl öncesine kadar kadını emek mücadelesiyle işte makine karşısında eşit saatle çalışırlarsa, eşit ücret alırlarsa özgürleşecekler diye perspektif sunan en gelişmiş ideolojilerden bir tanesinden bahsedeceğim, Marksizm’den. Emek çeperinde toplumsal alanda en gelişmiş ideolojilerden birisi. Ama ne yazık ki makine karşısında eşit saatle eşit ücret almak kadını özgürleştirmedi bunu gördük.
Hakikat süreği olan ehli haklarda, Kızılbaşlarda yada diğer süreklerde kadının yaşadığı toplumda o özel payesi, kadının o kemaleti çok daha kıymetli aslında. Örneğin Tevrat’ta Hz. Musa Rab ile yanan çamlar üzerinden konuşurken Hacer İbrahim’e gebe olduğu topraklarda susuz ve açtır. emzirmesi gereken çocuk vardır, yanına birisi gelir ve der ki; hiç endişelenme sana elinde tuttuğun çocuktan öyle bir gelecek hazırlayacağım ki bir süre sonra salaha, refaha erecek. Sonra Hacer sorar sen kimsin diye, El cevap; ben Rabbım der. Yada Hristiyan süreğinde kermaet gösteren Meryem Ana’dır. Yine İslam süreğinde Muhammed ilk vahiyi aldıktan sonra telaşlanarak eve gelir, 3 yıl süren bir süreç vardır. Ama en son kertede artık Hatice’ye durumu açıklamak durumunda kalır. Beni ört der ve bu noktada da Hatice yaşadıkları bir deneyimle Haz. Muhammed’e ona gelen Cebrail’in şeytani mi rahmani mi olduğunu onayladıktan sonra Muhammed peygamber olduğunu idrak eder. Bunu şu yüzden söylüyorum; hakikatte kadın hak ettiği yerde ne yazık ki değil. Kutsal metinlerde kadının yeri hızla bu iktidarlaşmış erkeğin çeperinde başka bir yere taşındığı için kadın artık hak ettiği yerde değil. Hak ettiğini alabilmesi için de ayrıca inanç örgütlenmesinde, kurum içerisinde de örgütlenme alanına ihtiyaç vardır. Çünkü unutturulmuş bir hafızayı, hakikati yeniden hep birlikte hatırlamamız lazım. Balçıktan, topraktan can alan bir de nurdan yaratılan hakikat var aslında. Kadına tarihsel anlamda da bu kadar paye varken kadının düşürüldüğü bu hali kabul etmek mümkün değil. Bu tür kurumlarda örgütlenme alanlarında Alevi kadınlarının örgütlenmesine ihtiyaç var.
“HAKLI MÜCADELELER, NEMRUDİ ANLAYIŞIN KARŞISINDA RAHAT İLERLEMİYOR”
Alevi kadınların özgün bir örgütlenme modelini yaratarak mücadele etmesi gerektiğine ihtiyaç olduğuna inanıyor musunuz? Öyleyse nasıl bir model öneriniz var?
Selda Güneş: Öncelikle Kürt halkının demokratik alanda verdiği mücadele Türkiye halklarının özgürlük mücadelesi anlamına geldi aslında. Kürt halkının demokrasi talebi Aleviler başta olmak üzere öteki olarak tanımlanan inançların, halkların kendilerini görmelerini, fark etmelerini sağladı. Bu anlamda Kürt halkının mücadelelerini selamlıyoruz. Xızır yardımcıları olsun. Türkiye’nin demokratikleşmesi anlamında çok bedeller ödediler. Hak katında emekleri değer görsün diyorum.
Biz Dersimliyiz. Kürt Kızılbaşları, Kürt Alevileriyiz. Türkiye’de pek çok diğer Alevilere göre daha görünür olmayan bir yerdeyiz aslında. Bu eş başkanlık sistemi, dünyanın farklı yerlerinde aslında herhangi bir sorunu paylaşarak eksiltme ve daha kolay çözme imkanı sağladı bizlere. Bir kişinin çözebilmesi, gücü bir yerde toplamak değil de paylaşarak çok kolay ilerlemesini sağlarsınız. Eş başkanlık sistemi böyle bir şey. Ama Türkiye’de kadınların yaşadığı sorunlardan kaynaklı olarak temsiliyetin görünür olması açısından bu çok önemli.
Nesneyle imge arasındaki anlamı bağdaştırabilmemiz için. Demokratik Alevi Derneği, genel merkez ve şubelerinde eş başkanlık sistemini uyguluyoruz. Çok yakın zamanda ABF’nin bir çalıştayı vardı. DAD olarak kadın masasında yer aldık biz de. Somut olarak ABF’ye eş başkanlık konusunda önerimizi sunduk. Nisan ayında gerçekleşmişti bu çalıştay. Sonuç bildirgesinde eş başkanlık sistemini onlar da gündemlerine almışlardı. Doğru, kendisine zor da olsa alan buluyor aslında. Haklı mücadeleler, nemrudi anlayışın, nehakın karşısında çok rahat ilerlemiyor ama kendisine kılcal damarlar açarak yavaş da olsa ilerliyor. DAD’ın perspektifleri diğer kurumlar tarafından inanca bakış açısı, kadına bakış açısı değer görüyor. Bu sevindirici. Ama ne yazık ki iyi şeyler çok kötü kadar hızlı ilerlemiyor. O nedenle akşamdan sabaha değişecek şeyler değil bunlar. Sabredeceğiz, Xızır yardımcımız olsun.
“BİZ HAKKIN SURETİYİZ”
Alevi kadın meclisleri tartışmaları var, kurum ve örgütlerde eş başkanlık tartışmaları var bu konularda neler söyleyeceksiniz?
Selda Güneş: DAD olarak biz, kadın örgütlenmesinin kendisini kadın meclisi olarak tanımladık. DAD Kadın meclisi olarak tanımladık. Ama Alevilerin ortak çatı altında, kurumlardaki tüm Alevi kadınların bir meclis altında toplanmasını çok önemsiyoruz. Bahsettiğim çalıştayda da böyle bir koordinasyon oluşturduk biz. Pek çok farklı Alevi süreğinden gelen Kızılbaş süreğinden gelen kadın canlarımızla biz bir koordinasyon oluşturduk. Bunun bir sonraki aşaması da şüphesiz Alevi kadın meclislerinin oluşturulması olacaktır. Olması gereken de budur zaten.
Evet yolumuzda can var, evet kadının hakikati denklik canlar arasında ama yaşadığımız düzende de bu mümkün olmadığı için Alevi kadının ayrıca kadın meclisleri içerisinde görünür olmasını sağlamayı önemli görüyoruz. DAD olarak da bu konuda sorumluluk almayı, yerine getirmeye hazırız. Nehak sisteme karşı ancak yan yana gelerek karşı durabiliriz.
Biz hakkın suretiyiz. Varlık deryasında hep birlikte hakikat çemberini oluşturuyoruz. Dolayısıyla öncelikle yola verdiğimiz ikrarı hatırlayacağız. Aklanacağız, paklanacağız, birbirimize tekrar rızalık vereceğiz. Hep birlikte biz olarak, çokluktan birliğe birlenerek hakikate sır olacağız.
PİRHA- İstanbul Okmeydanı Cemevi’ndeki cenaze sırasında polis kurşunuyla katledilen Uğur Kurt anıldı. Kurt’un annesi Cumhurbaşkanı Erdoğan’a seslenerek oğlunun katilinin cezalandırılmasını istedi. Açıklamalarda da, Aleviler’in yıllardır hedef hâlinde olduğu vurgulanarak, Uğur Kurt için adalet istendi.
İstanbul Okmeydanı Cemevi’nin bahçesinde polis tarafından üzerine açılan ateş sonucu başından vurularak katledilen Uğur Kurt, ölümünün 5. yılında Okmeydanı Cemevi’nde anıldı.
Anmaya Kurt’un ailesinin yanı sıra Halkların Demokratik Kongresi (HDK) Eş Sözcüsü ve HDP Milletvekili Gülistan Kılıç Koçyiğit, Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı Genel Başkanı Ercan Geçmez, Alevi Dernekleri Federasyonu Başkanı Celal Fırat, Sarıgazi Cemevi Başkanı Erdal Sağır, Arnavutköy Cemevi Başkanı Yüksel Yılmaz, PSAKD Beyoğlu Şube Başkanı Erdal Baba, İstanbul Cemevi Başkanı Gazi Aslan, Hubyar Sultan Alevi Kültür Başkanı Dursun Önal, Demokratik Alevi Derneği Başkanı Bülent Çelikoğlu ve çok sayıda Alevi yurttaş katıldı.
“ALEVİLERE KARŞI NEFRET ÜRETİLİYOR”
Anmada ilk sözü alan Okmeydanı Cemevi Başkanı Zeynel Şahin, 2014’te bir cenaze uğurladıkları sırada Uğur Kurt’un katledildiğini hatırlatarak, “Mahallede eylem vardı, eylemlere silahlı müdahale kabul edilemez. Polis cemevini taradı, Uğur da vuruldu. Uğur’a yardım etmeye çalışmamızı bile engellediler. Cemevi’nin içine gaz atıp, bizi gaza boğdular. Ambulans çağırdık ama ambulansı geciktirdiler. Provokasyon olarak Uğur’u cemevinde vurdular, bizi kurşun yağmuruna tuttular. Eli kanlı katiller doymuyorlar. Alevilere, ötekilere karşı nefret üretiyorlar sürekli. Katil polis ise 12 bin 100 lira ile mükafatlandırıldı. Bu şu demektir: ’12 bin lirayı cebinize koyun gelin, cemevinde birini vurabilirsiniz.’ Bu resmen ödüldür” dedi.
“KATİLLER ÖDÜLLENDİRİLDİ”
Alevi Dernekleri Federasyonu Başkanı Celal Fırat ise şunları söyledi:
“Bir devletin dili, dini adalet olmalı. Adaleti biz Aleviler hiç bulamadık. Bize karsı sürekli katliam politikası geliştiriliyor, biz bu ülkede sevginin egemen olmasını istiyoruz. Bunların tekrar yaşanmaması gerekiyor, ‘ben insanım’ diyen herkesin bu acıyı sahiplenmesi lazım. Bu vahşet son bulsun istiyoruz. Kimsenin katledilmediği bir ülke istiyoruz. Uğur’un katillerini ödüllendirdiler, bunu ilk kez görmüyoruz. Bunu kınıyoruz.”
“ALEVİLER HÂLÂ HEDEFTE’
HDK Eş Sözcüsü ve HDP Milletvekili Gülistan Kılıç Koçyiğit de, Uğur Kurt’un bir Alevinin cenazeden sonra ilk kez vurulması olduğunu ama Aleviler’in inançlarından dolayı ilk kez katledilmediklerini söyledi. Katliamın bu ülkenin geleneği haline geldiğini vurgulayan Koçyiğit sözlerini şöyle sürdürdü:
“Bizden de bu yok sayan anlayışa uymamızı istiyorlar. Aleviler buna biat etmedikleri için her zaman hedef oldular. Hâlâ kapısına çarpı işareti konan bir inancın mensuplarıyız. Hâlâ bir cümle kurduğumuzda terörize edilmeye çalışıyoruz. Uğur Kurt’u katleden anlayışla Halfeti’de köylülere işkence yapan anlayış aynı. Bu bir Yezit anlayışıdır, yaşadığımız bütün coğrafyalardan Yezit anlayışını silinceye kadar mücadele edeceğiz. Eşit, özgür toplumu mutlaka kuracağız. Bu son olsun istiyoruz. Daha fazla yan yana gelmeliyiz” diye konuştu.
“ADALETİ İNSANLARIN VİCDANLARINDA ARIYORUZ”
DAD Eş Başkanı Selda Güneş ise, “Zor bir gün, Uğur hâlâ vurulduğu yerde yatıyor, Tahir Elçi, Taybet Ana gibi… Ne yazık ki adalet taleplerimiz görmezden geliniyor. Hakkın eşit kullarıyız biz. Katil kim olursa olsun katil olmalı” ifadelerini kullandı.
Güneş’in ardından sözü Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı Başkanı Ercan Geçmez aldı. Geçmez, “Türkiye’de bir barış isteniyorsa toplumsal barışın şart olmasından dolayıdır. Uğur Kurt’un katili ceza almadıysa dilsizlikten dolayı olduğunu bilmeleri gerekiyor. Hakkın ve hakikatin yanında olacağız. Biz de tarihe yön vermek istiyoruz. Uğur canımız hala adalet arıyor. Onun için adalet aramaya devam edeceğiz. Adaleti insanların vicdanlarında arıyoruz” dedi.
ANNE KURT: OĞLUMUN KANI NEREDE?
Uğur Kurt’un Annesi Güllünaz Kurt ise şöyle konuştu:
PİRHA – Sultangazi Pir Sultan Abdal Cemevi’nde CAN TV’de yayınlanan özel programa katılan Alevi kurum temsilcileri devam eden açlık grevlerini değerlendirdi. Alevi kurum temsilcileri ölümlere sessiz kalmayacaklarını belirterek gerekli adımların atılması gerektiğinin altını çizdi.
İstanbul’da bulunan Sultangazi AKD Pir Sultan Abdal Cemevi’nde CAN TV’de yayımlanan Özel Program’a katılan Alevi kurum temsilcileri açlık grevlerini ve ölüm oruçlarını değerlendirdi.
“ADALET BAKANLIĞI’NA BAŞVURDUK AMA DÖNEN OLMADI”
Mehmet Karabulut dedenin moderatörlüğünü yaptığı programa Gazi Cemevi Başkanı Hıdır Karataş, DAD Eş Başkanı Selda Güneş, Pir İsmail Soyupak ve Alevi aktivist Servet Demir katıldı.
DAD Eş Başkanı Selda Güneş açlık grevine ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Açlık grevindekilerin son aşamada olduğuna dikkat çeken Güneş, 8 kurum bir araya gelerek Adalet Bakanlığı’na açlık grevlerine ilişkin başvurduklarını ama hala bir cevap alamadıklarını kaydetti.
Bu sürece Aleviler olarak sessiz kalamayacaklarını belirten Güneş, “Alevi canların mahkemelerini takip ediyoruz. Alevi kurumlarıyla Diyarbakır’a gidip Leyla Güven’i ziyaret ettik. Muaviye iktidar anlayışı var Yezit’de böyleydi hak ihlallerine karşı tarafız bizler. Alevi kurumları olarak yanlarındayız” dedi.
“TOPLUMUN TÜM KESİMLERİ BASKI ALTINDA”
“Alevi inancı doğaya inanan felsefedir” diyen Alevi aktivist Servet Demir, şöyle konuştu;
“Türkiyede’ki rejim demokrasi karşıtı halkalara karşı savaş açan bir devletle karşı karşıyayız. Demokrasi mücadelesi durağan değildir, açlık grevleri demokrasi mücadelesidir.
Açlık grevleri direniştir, destek verilmesi gerekiyor. Devlet toplumu terörist olarak görüyor, toplumun tüm kesimleri baskı altında. Aleviler, Kürtler, kadınlar, çocuklar baskı altında savaş açılmış halklara açlık grevleri sadece Kürtlerin sorunu olarak görmemek lazım.”
“BİZLER ÖLÜMLERE SESSİZ KALMAYACAĞIZ”
Gazi Cemevi Başkanı Hıdır Karataş; “Anti demokratik bir durum yaşıyoruz. Devlet açlık grevine çözmek zorundadır, sosyal hukuk devletinde yapmak çözmek zorundadır, anti demokratik durumu çözmek zorundayız. Türkiye halkalarla acımasızca davranıyor” dedi.
Alevilerin 1400 yıldır haktan, adaletten yana olduklarını kaydeden Pir İsmail Soyupak, “Aleviler insanı herşeyin üstünde tutar. Cezaevinde tecrit altında olan canlar kendilerinden vazgeçiyorlar, bizler cezaevlerinde açlık grevlerini sürdürenlerin yanındayız. Zalimin karşısında olacağız, Hüseyin’i duruştan vazgeçmeyecez. Bizimle uğraşıyorlar, uğraşsınlar, biz taviz vermeyeceğiz. Bizde sessiz kalmayacağız ölümlere” ifadelerini kullandı. (HABER MERKEZİ)
PİRHA- HDK Halklar ve İnançlar Komisyonu’nun ‘Halklar Kendini Anlatıyor’ başlığıyla düzenlediği program dizisinin ilkinde Aleviler kendini anlattı. Programda konuşanlar Alevilerin yaşadığı sorunlar üzerinde durdu.
Halkların Demokratik Kongresi (HDK) Halklar ve İnançlar Komisyonu, ‘Halklar Kendini Anlatıyor’ başlığı altında, asırlardır bir arada yaşayan halkları ve inançları kendi sözlerinden dinlemek ve anlamak için bir dizi etkinlik düzenliyor. Bu program dizisinin ilkinde Aleviler kendilerini anlattı.
HDK binasında düzenlenen programa konuşmacı olarak Alevi Dernekler Federasyonu (ADFE) Genel Başkanı ve İmam Rıza Ocağı Piri Celal Fırat, Demokratik Alevi Derneği (DAD) Eşbaşkanı Selda Güneş, Alevi yazar ve aktivist Aydın Deniz ve Cengizhan Aslan katıldı.
Program Cengizhan Aslan’ın deyiş söylemesiyle başladı. Programın moderatörlüğünü DAD yöneticisi Bülent Felekoğlu yaptı.
“PİR TALİP REHBER MÜRŞİT OCAKLARIN ANA MAYASINI OLUŞTURUYOR”
Programda ilk sözü alan ADFE Genel Başkanı ve İmam Rıza Ocağı Piri Celal Fırat, ocaklar ve ocak örgütlenmesi üzerine konuştu. Fırat, günümüzde Alevi gelenek ve göreneklerinin sürdürülmesinde ciddi sıkıntıların olduğunu vurguladı.
Pir Celal Fırat Alevilik, “Sorunlar yaşamakla beraber bir gelenek ve görenekler zedelenme var. Gelenek ve göreneklerimizden hiç kopmadık. Aile büyüklerimiz alevi gelenek ve göreneklerini anlatırdı” dedi. Fırat, Alevinin aynası ocaklar olduğunu ve kendilerinin de böyle gördüklerini vurguladı. Fırat, eskiden beri ‘Görgü Cemleri’ yaptıklarını ve hala da bu cemi devam ettiklerini ve Alevinin aynısının Görgü Cemi’ olduğunu belirtti. Türkiye de bir zulüm olduğunu ifade eden Fırat, “Bunların çıkış yeri ocaklardır başkaldırmak için birlikte hareket etmişler” diye ifade etti. Cemin ana mayası rızalık olduğu söyleyen Fırat son olarak şunları söyledi: “Cemevi’ne girdiğimizde herkes birdir. Kadın erkek ayırımı yoktur.”
“FARKLILIKLARIMIZLA GÜZELİZ”
Ardından konuşan Selda Güneş, geçmişte de olduğu gibi “Alevi dediler kaatli vaciptir dediler en çok da kadınına saldırdılar” dedi. Cins cinsiyeti kendi içlerinde tasfiye etmeleri gerektiğini vurgulayan Güneş, “Erkanı cem de kimse ayrı ayrı cem etmez biz birlikte ibadet ederiz. Tarihler boyunca yanızda olan can olması cinsiyeti fark etmez. Bir kadın soyluluktan bahsederiz ama son geldiğimiz noktada asimilasyon etme yok etme yüzünden sadece deyişlerimizde dinlemekle kalıyoruz erkanımıza yer vermiyoruz” ifadelerine yer verdi. Güneş, farklılıklarımızla güzel olduğumuzu ve farklılıklarımızla yaşamanız gerektiğini belirtti.
“BİRLİK OLMALIYIZ”
Aydın Deniz ise, Aleviler için dönüm noktasının 2 Temmuz 1993 yılında Sivas Katliamı olduğunu ve her şeyi önlerine koyarak birçok kurum üzerinden örgütlendiklerini vurguladı. 1990’lı yıllarda Kürtlerin ve Alevilerin yan yana gelmesinden korku duyan bir hükümetin olduğunu söyleyen Deniz, bunun önünü kesmek için devlete yakın Alevi derneklerinin kurulduğunu ifade etti. 30 yıllık mücadelelerinde yasal olarak hiçbir şey kazanamadıklarını ancak birçok şeyi de meşrulaştırdıklarını söyledi. Deniz son olarak, Üç federasyon ve yaklaşık olarak 400-500 kurumdan oluşmalarına rağmen birlik olamadıklarını vurguladı. (HABER MERKEZİ)
PİRHA- HDK Halklar ve İnançlar Komisyonu’nun, “Haklar kendini anlatıyor” başlığıyla başlayacağı program dizisinin ilkinde Aleviler kendini anlatacak.
Halkların Demokratik Kongresi (HDK) Halklar ve İnançlar Komisyonu, “Halklar kendini anlatıyor” başlıklı bir program düzenleyecek. Programın ilk ayağını Aleviler oluşturuyor.
Yarın saat 15.00’de HDK binasında düzenlenecek olan program çerağ uyandırma ile başlayacak.
Programa konuşmacı olarak Alevi Dernekler Federasyonu (ADFE) Genel Başkanı Celal Fırat, Demokratik Alevi Derneği (DAD) Eş Başkanı Selda Güneş, Alevi yazar ve aktivist Aydın Deniz ve Cengizhan Aslan katılacak.
Programda Celal Fırat, ‘Alevi inancında ibadet ve ocak sistemi’ konusunu, Selda Güneş, ‘Alevi inancında kadın ve tarihi kökler’ konusunu, Aydın Deniz, ‘Alevilerde demokratik mücadele süreçleri’ konusunu anlatacak. Program Cengizhan Aslan’ın deyiş sunumları ile devam edecek. Söyleşi lokmaların pay edilmesiyle son bulacak. (HABER MERKEZİ)
PİRHA- 4 Mayıs Dersim Tertelesi’ne ilişkin PİRHA’ya konuşan Demokratik Alevi Dernekleri Genel Merkez Eş Başkanları Selda Güneş ve Musa Kulu, “Eğer toplumsal bir karşılaşmadan sonra toplumsal bir yüzleşme gerçekleşmezse bu kanama devam edecek. Bizler, artık demokratik bir yurttaş hakkı olarak yüzleşmeyi talep ediyoruz.” ifadelerini kullandılar.
4 Mayıs 1937 yılında Bakanlar Kurulu Dersim’de Tenkil Harekatı kararını almıştı. Bu karardan sonra Dersim’de başlayan katliam 1938 yılına kadar sürmüştü ve 1937-38 Dersim Kürt Alevi katliamı olarak tarihe geçti.
Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) Eş Başkanları Selda Güneş ve Musa Kulu 4 Mayıs Dersim Tertelesi’nin 82. yılına ilişkin Pir Haber Ajansı’na konuştu.
Dersim Katliamı’nın 4 Mayıs 1938 tarihinde yaşanan katliam ile sınırlı olmadığını kaydeden DAD Eş Başkanı Selda Güneş, “Dersim Katliamı uzun vadede yaşanmış bir katliamdır. TBMM’nin kuruluşu ve Şark Islahat Planlaması adı altında Dersim Kanununun çıkarıldığı gün 4 Mayıs’tır. Ancak katliam 4 Mayısla sınırlı bir durum değil. Geçmişten bugüne iktidarlar, varlığını devam ettirebilmek için kendisine benzemeyen tüm unsurları önce vergiye bağlamış daha sonra erkek çocuklarına ve kadınlara el koymuş. Bir bütün olarak yaşamlarını işgal ederek kendisini ikame etmiş” dedi.
“ACIMIZ İLK GÜNÜN TAZELİĞİ İLE KANAMAYA DEVAM EDİYOR”
İktidarın korkunç, sentetik bir şey olduğunu o yüzden iktidarı nehaq olarak tanımladıklarını belirten Güneş, “Nehaq dediğimiz iktidar Dersim’de önce Hristiyan toplumuna ardından Alevi toplumuna karşı bir jenosite gerçekleştirdi. 4 Mayıs’ta da ulus devleti adı altında tekçi politika adı altında, Emevi İslamlığı adı altında bu katliamlarını taçlandırdı. 4 Mayıs, bu taçlandırmayı kınamak, çoklu yasaya aykırı olan ve tekçiliğin dayatıldığı bu duruma itiraz etmenin günüdür. Acımız ilk günün tazeliğiyle kanamaya devam ediyor. Eğer toplumsal bir karşılaşmadan sonra toplumsal bir yüzleşme gerçekleşmezse bu kanama devam edecek. Bizler, bu yaşananların üzerinden artık demokratik ve bir yurttaş hakkı olarak yüzleşmeyi talep ediyoruz. Ve alanlarda olacağız” şeklinde konuştu.
Asimilasyonlara karşı alanlarda olacaklarını ifade eden Güneş, “Dersim’deyiz, acımızla buradayız. Kardeş topraklarında barış elimizi uzatıyoruz. İnsan yasası, hak yasası bunu söylüyor. Asıl olan barışmak, birbirini selamlamak. Dersim’de yaşanılanların, arşivlerin açılmasını talep ediyoruz. Cümle canı bizimle birlikte bu hakikat mücadelesinde yanımızda görmeye davet ediyoruz” diye konuştu.
“İKTİDARLAR HER DEVİRDE KENDİSİNE KURBANLAR YARATIR”
Cezaevlerinde tecridin kaldırılması için 177 gündür açlık grevinde olan DTK Eş Başkanı ve Hakkari Milletvekili Leyla Güven’in durumuna da değinen Güneş, “İktidar her devir, kendisine kurbanlar yaratır aslında. Bu kurbanları kendisi seçer. İnsanlar, yaşanılanlara dair direnç gösterme hakkına sahiptir. Zulme karşı direnmek de farzdır. Tüm kitabı mukaddeslerde de böyledir. Doğada da böyledir. Dolayısıyla herhangi bir yerde zulüm varsa direnç göstermek en tabii haktır. Şuan devam eden açlık grevleri var. Seçilmiş bir milletvekili ve onunla birlikte pek çok can şuan açlık grevlerinde. Kabul edilebilir bir nokta değil aslında bu. Zaten kendinin belirlemiş olduğu anayasal hakları tanımıyorsun, bir düzen kuruyorsun. Anayasal haklar belirliyorsun. Ama kendi iktidarının devamı için bunları yok hükmünde davranıyorsun. Başta Leyla Güven olmak üzere 7 bin kişi açlık grevinde. İnsani sınırlar aşılmış durumda. Zor zulümat hali halen devam ediyor” dedi.
İktidar beğenmediği her unsuru ötekileştirilerek kendisine bir çatışma alanı olarak lanse ettiğini dile getiren Güneş, “Aslında çok meşru bir talep. İmralı tutsakları olarak ifade ettiğimiz beş can anayasal hakları olan kendi yakınlarıyla, avukatlarla görüşme haklarından men edildi. Seçilmiş bir parlamenter olarak Leyla Güven de buna dikkat çekmek, bu talebin karşılanması için açlık grevine girmiştir. Leyla Güven şahsında yedi bin tutsağın bu hak arayışını, mücadelesini destekliyoruz. Hak Xızır yardımcıları, yoldaşları olsun” diyerek sözlerini tamamladı.
“DERSİM KATLİAMI TARİHLER BOYUNCA SÜRDÜ”
Dersim Katliamı’nın başlama tarihi herkes tarafından 4 Mayıs 1938 olarak kabul görüldüğünü ancak Dersim Katliamı’nın tarihler boyunca sürdüğüne dikkat çeken DAD Eş Başkanı Musa Kulu, “Dersim Katliamı bütün tarih boyunca süren bir katliamdır. Bu Bizans’ın, Timur’un, Cengizhan’ın, Selçuklu’nun ve Osmanlı’nın istilasında da var. Hiçbir zaman bu coğrafya katliamlardan kurtulmadı. Osmanlı’nın devamı olan Türkiye Cumhuriyeti, iktidar olduğu güne kadar Dersim belki kırıma uğradı, belki öldürüldü. Ama hiçbir zaman hiçbir güç, hiçbir imparator Dersim’de hüküm sürme imkanı bulamadı. Ancak cumhuriyet döneminde 1925 yılında başlayan ve devletin bizzat Kürt coğrafyasına ve Dersim coğrafyasına hakim olma, hükmetme projesi Şark Islahat planıyla başlayan bir gerçeklik var. Ancak Koçgiri’den Şeyh Said’den, Zilan’dan sonra tamamen çıban başı olarak tanımlanan ve Cumhuriyet’in bir askeri müfettişinin Dersim’le ilgili raporunda, ‘Dersim’in toprağı, insanı asi, inancı asi ve kapısı içeriden kilitli bir yer, eğer buraya girilip onları Türk ve Müslüman yapmadığımız sürece orası bizim olamaz.’ Tam da bu zihniyetin devamı olan düşünceyle Dersim Katliamı yaşanmış. Bu sadece bir katliamla kalmamış. Toprağından sökülüp sürgün edilme, ortada kalan çocuklarla, kızları götürüp evlerde hizmetçi yapmışlar. Ve kimliğinden, inancından, her şeyinden koparılarak bilinmez yok olmuş bir duruma getirilmiş” diye konuştu.
“DERSİMLİLERİN KÜLTÜRÜNÜ GELECEK NESİLLERE BIRAKMA SORUMLULUĞU VAR”
Dersim Katliamının yaşandığı 4 Mayıs’ta yapılan anmayı unutmamak ve unutturmamak için yaptıklarını vurgulayan Kulu, “Hayatın her alanında her Dersimlinin kendine ait olan inancını, kültürünü yaşaması, unutmaması ve gelecek nesillere bırakması gibi bir sorumluluğu var. Eğer bunu yapamıyorsak devletten daha kötü bir şey yapıp inancımızdan, kültürümüzden, dilimizden, tarihimizden vazgeçiyoruz. Her Dersimlinin aklıyla, vicdanıyla hesaplaşırken ‘Ben kendimden vazgeçtiğim zaman geride kalan kim ve ne’ sorusunu sorması gerekiyor. Biz 4 Mayıs’ta katliamın yaşandığı bir yerde katliamda yaşamını yitirenler için çerağ uyandıracağız “dedi.
“YÜZÜNÜZÜ COĞRAFYANIZA DÖNÜN”
Dersim Demokrasi Güçleri ile beraber 4 Mayıs’ta ortak basın açıklaması gerçekleştireceklerini ve 19.38’de de Seyit Rıza Meydanı’nda mum yakarak anma yapacaklarını belirten Kulu şu çağrıyı yaptı:
“Her çocuğumuzun tarihini, dilini unutmaması ve geleceğe taşıması için elimizden gelen gayreti göstereceğiz. Bunları hatırlatmak, gelecek nesillere bırakmak gibi bir amacımız var. Kurumsal olarak da sorumluluğumuzu yerine getirmeye çalışıyoruz. İnancımız ve gayretimiz bu yönde. Bizi dinleyen bütün canlara, Dersimlilere hepsine çağrımızdır; yüzünüzü coğrafyanıza dönün, burası Harde Dewreş. Ziyaretgahlarımızın, tarihimizin, köklerimizin olduğu yerdir. Burası dünyanın en güzel yeridir. Burayı yaşamak ve yaşatmak için herkesin vicdani sorumluluğu var. Umarım sesimiz bütün Dersimlilere gider ve onların vicdanında karşılık bulur. Onları burada bekleyeceğiz. Onlarla beraber bu gerçekliği, bu kutsal topraklarda ortak yaşamı beraber kurmayı düşünüyoruz.”
PİRHA- TV 10 Yönetim Kurulu başkanı Veli Büyükşahin, program yapımcı Veli Haydar Güleç’in görülen mahkemelerinin ardından adli kontrol şartıyla serbest bırakılması, cezaevinde bulunan Songül Tunçdemir, Zeynep Yıldırım ve devam eden açlık grevleri ile ilgili DAD Genel Merkezi yazılı bir açıklama yaptı. Açıklamada “Nehak’a karşı durulmaz ise Meydan Hakk Meydanı olmaz” diye ifade edildi.
TV 10 Yönetim kurulu başkanı, Veli Büyükşahin program yapımcısı Veli Haydar Güleç görülen mahkemelerinin ardından adli kontrol şartıyla serbest bırakıldı. PSAKD çalışma yürüten Songül Tunçdemir, Zeynep Yıdrım’ın cezaevinde tutulması ve açlık grevleri ile ilgili Demokratik Alevi Derneği (DAD) Genel Merkezi yazılı bir açıklama yaptı.
DAD Eş genel başkanları Musa Kulu ve Selda Güneş ismi ile yapılan açıklamada, “Veli Büyükşahin ve Veli Haydar Güleç 16 ay sebepsiz bir şekilde cezaevinde tutuldu. Biz berat beklerken adli kontrol şartı ile bırakıldılar. Yine cezaevinde bulunan Songül Tunçdemir ve Zeynep Yıldırım’ın davalarında takipçisi olacağız ifadeleri kullanıldı.
“Uzun zamandır Alevi kurumlar olarak beklediğimiz ve takipçisi olduğumuz. Veli Büyükşahin ve Veli Haydar Güleç’in haksız, hukuksuz tutsak edildikleri dava. 17, 18, 19 Nisan 2019 tarihinde görüldü. Kurumlar olarak tanığı olduğumuz içi boş iddianamelere tanık olduk” ifadelerini yer aldığı açıklama şöyle devam etti:
“İki gün tiyatral iddianamelerle süren mahkemede bizler bu iddianameden beraat beklerken, baskı altındaki ideolojik angajmanlı mahkeme, son dönemlerin “ Demoklesin Kılıcı” moda uygulaması denetimli serbestlik kararı ile tahliye oldular. Kurum arkadaşlarının, yarenlerin, ailelerin gözleri aydın olsun. Bu hukuksuzluğa tanık olurken yine tutsak alınan Zeynep Yıldırım ve Songül Tunçdemir canlarımızın da davalarının takipçisi olacağız. Diğer tutsak ve Açlık grevinde bulunan, eşitlik ve hukuk talebi olan canlara ses olmaya devam edeceğiz. Nehak’a karşı durulmaz ise Meydan Hakk Meydanı olmaz. Hakk olanın yerini bulması umudu ve direnci ile. Tekrar canlarımıza geçmiş olsun diyor. Ailelerin gözü aydın olsun. Hakk aynanız, Xizir yardımcınız olsun.
PİRHA- Seçim sonuçlarına ilişkin değerlendirmelerde bulunan DAD Eş Genel Başkanı Selda Güneş, “Yerel politikalar merkezi politikaları etkiler. Yani yukarıdan aşağıya o merkeziyetçi tavır dünyanın hiçbir yerinde yok, Türkiye’de de olmamalı. Dolayısıyla da bu demokrasi çağrısını doğru okuyup buna uygun olarak hareket etmeleri lazım” dedi.
31 Mart seçimlerinin bitmesinin ardından seçim değerlendirmeleri gelmeye devam ediyor. Demokratik Alevi Derneği (DAD) Eş Genel Başkanı Selda Güneş, seçim sonuçlarını Aleviler açısından değerlendirdi.
“ALEVİLER ÖTEKİSİZ BİR TOPLUMDA YAŞAMAYI ARZULUYOR”
72 millete bir nazarda bakan Alevilerin ötekisiz bir toplumu bina etmeyi ve bu ötekisiz toplumda yaşamayı arzuladığını kaydeden Güneş, bu seçimlerin de bu ötekisiz arzusunu destekler nitelikte olduğunu vurguladı. Alevilerin bulundukları her yerden ötekisiz bir toplumu bina etmek için sandığa gittiklerini ifade eden Güneş, “Demokratik güçler haricinde tüm tarafların özellikle Kürt ve Kürt Alevileri ötekileştirmelerine rağmen sandığa gittik. Çünkü bizim bir emelimiz, amacımız var; ötekisiz bir toplumda razılı rızalı bir şekilde yaşamak. İşte tüm bu ötekileştirmelere, dildeki sertliğe rağmen biz o sandığa gittik, bize yakışanı yaptık aslında” şeklinde konuştu.
“OYLARIMIZIN TAKİPÇİSİ OLACAĞIZ”
Seçimlerden sonrasının çok önemli olduğuna işaret eden Güneş, “Alevisiyle, Kürtüyle, Ermenisiyle, Hristiyanıyla bir bütün olarak tüm bu inanç ve demokratik yapıya uygun bir yerel temsiliyetini önemsiyoruz” dedi. Verdikleri oyun takipçisi olacaklarını belirten Güneş, yerel belediyelerde çoğulcu demokratik yönetimin esas alınması gerektiğini söyledi.
“SOMUT BİR DEMOKRATİK ÇAĞRI”
Güneş, seçim sonuçlarının toplum içerisindeki farklılıkları zenginlik yerine çatışma unsuru olarak gören iktidarın bakış açısına bir eleştiri olduğunu dile getirdi. Türkiye’de yaşayan tüm farklılıkların sağcısıyla, solcusuyla yan yana gelmek istediğini belirten Güneş, Türkiye’de bir demokratikleşme süreci ve dilin yumuşaması talebinin iyi okunması gerektiğini kaydetti. Seçim sonuçlarının somut bir demokratik çağrı, bir barış eli olduğunu dile getiren Güneş, sözlerini şöyle sonlandırdı:
“Seçimin en başından beri ‘Kürtler, Aleviler teröristler’ gibi bir dile rağmen insanlar barıştan yana tavır almayı bir kere daha başardılar. Bunu da buradan okumak lazım. Bu emeği görüp buna uygun refleksler, politikalar üretmeleri lazım. Yerel politikalar merkezi politikaları etkiler. Yani yukarıdan aşağıya o merkeziyetçi tavır dünyanın hiçbir yerinde yok Türkiye’de de olmamalı. Dolayısıyla da tam bu noktada aşağıdan yukarı gelen bu refleksi, bu basıncı, bu demokrasi çağrısını doğru okuyup buna uygun olarak hareket etmeleri lazım. Biz iyi olacak diye umut ediyoruz.”
PİRHA- Kakai İnanç Heyeti’nin Garip Dede Dergahı’nda ceme katılmasına ilişkin PİRHA’ya konuşan Alevi kurum başkanları ve pirler, “Kakailer sınırlarımız dışında gözüküyorlar ama hakkın dergahında sınır yoktur.” ifadelerini kullandılar.
Alevi kurumları ve dergahları ile temaslarda bulunan Kakai İnanç Heyeti Garip Dede Dergahı’nda tutulan birlik cemine katıldılar. Kakai nefeslerinin okunduğu cemde Alevi yurttaşlar büyük ilgi göstermişti. Kakai inanç heyeti ile birlik cemine katılan Alevi Dernekler Federasyonu (ADFE) Başkanı Celal Fırat, Demokratik Alevi Dernekleri Genel Merkez Eş Başkanı Selda Güneş ve Baba Mansur Ocağı Piri Binali Doğan, yüzyıllardır sınırlar çizilmesiyle birbiri ile buluşamayan Alevi süreği Kakailer ile erkan olarak çokça ortak noktaları olduğu vurgusunda bulunarak bu birlikteliğin devam etmesi yönünde görüş birliğine vardılar.
“YAPAY SINIRLAR YÜZÜNDEN KARDEŞLERİMİZE DOKUNAMADIK”
Kakai İnanç Heyeti karşılama komitesinde bulunan ve dergah ziyaretlerinde heyete eşlik eden DAD Genel Merkez Eş Başkanı Selda Güneş, yapay sınırlar yüzünden uzun zamandan beri birbirlerinden habersiz kaldıklarını dile getirerek şunları kaydetti:
“Birbirimize dokunduğumuz zaman aslında bir farkımızın olmadığını anlamak için tüm bunlar. Yapay sınırlar yüzünden uzun zamandan beri kendi kardeşlerimize dokunamaz hale geldik. Bunu lokmayla başlattık. Dergah ziyaretleriyle ve sonrasında da birlik cemiyle tamamladık. Buradaki canlarımızın çoğu Soranice bilmiyordu ama canlarımız temburlarıyla ‘Ya Heq Ya Ali’ dediği zaman inanç ortaklığımızı tamdı. Hangi dilde Heq dediğimizin önemi yok, nasıl dediğimizin önemi var. Gönülden söylenen her söz evrende karşılığını buluyor. Bu cemhanede de bu gerçekleşti aslında. Bir can olduk biz. Çokluğun birlemesini yapıyoruz. Cümlesinden Heq razı olsun. Gelenden, durandan, sözünü katandan razı olsun.”
Güneş, “Kakailer, uzak bir coğrafyadan geliyorlar, sınırlarımız dışından görülüyorlar ama zihin dediğimiz şey sınırların kendisi aslında. Yapay sınırlara ihtiyacımız yok aslında. Sınır insanların koyduğu çizgi. Hakkın dergahında sınır yoktur.” diyerek sözlerini tamamladı.
“YERYÜZÜNDEKİ SINIRLARIN HEPSİNİ YERLE BİR EDECEĞİZ”
Kakai İnanç Heyeti’ni Garip Dede Dergahı’nda mihman eden Alevi Dernekler Federasyonu Başkanı Celal Fırat, ‘yol bir sürek bin bir’ diyerek Alevi süreklerinin renkliliğinin bu cemde ortaya çıktığını belirtti.
Fırat, “Gerçekten cemde bunun güzelliğini gördük. Dillerimiz farklı olabilir. Ama inancın gelenek görenekleri, aşkımız sevdamız bir. Yola bağlılığımız birdir. Deyişleri söylendi, herkes yüreğinde hissetti. Deyişler okunurken acaba canlarımız anlamadan ne söyleyebilir diye düşündüm ama ‘yürekleri dillendiren en büyük güzellik ibadettir’ deriz. Sazlarıyla, sözleriyle buradalardı. Bundan sonra etkin bir şekilde dostlarımıza gidip gelmemiz lazım. Sınırlar belki bizi uzaklaştırdı ama sınırların hepsini, yeryüzündeki sınırların hepsini yerle bir edeceğiz. Dostlarımızla, musahip kurumlarımızla el ele vermemiz lazım. Bütün insanlığın herkesi yan yana getirmek, kimsenin ötekileştirilmediği bir yeryüzü inşa etmek gayretindeyiz. Bu aşk bu şevk hepimizde var.” diye konuştu.
“CEMDE ORTAK DUYGULAR YAŞADIK”
Cemde erkan yürüten Baba Mansur Ocağı Piri Binali Doğan, Kakai heyetinin gelişiyle özellikle ceme katılmak istediğini belirterek aynı duyguları paylaştığını ifade etti.
Pir Doğan, sözlerinin devamında şöyle konuştu:
“Yaresan ve Kakai Alevileri, Ali’nin velayetini kabul etmeleri, biz Anadolu Alevileri olarak ortak bir inanç, ortak bir ibadet, ortak duygular yaşadık. Bizim de ana dilde ibadet ettiğimiz gibi gerek Türkçe gerek Zazaca, herkesin doğal hakkıdır. Ali kavramı bizde neyi ifade ediyorsa Kakailerde de öyle ifade ettiğini gördük.”
PİRHA- Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) Eş Başkanları Musa Kulu ve Selda Güneş tutuklu Tv10 çalışanları Veli Büyükşahin, Veli Haydar Güleç ile Kemal Demir’in Alevi dedesiyle görüşme taleplerinin takipçisi olacaklarını ve önümüzdeki haftalarda tüm Alevi kurumları ile buna yönelik bir açıklama yapacaklarını duyurdu.
Kanun Hükmünde Kararname (KHK) ile kapatılan Tv10’un Yönetim Kurulu Başkanı Veli Büyükşahin, programcı Veli Haydar Güleç ile kameraman Kemal Demir, 1 yıldan fazladır Silivri Cezaevi’nde tutuklu bulunuyor.
Kameraman Kemal Demir’in ilk duruşması görülüp yetkisizlik kararı ile dosyası Mersin’e gönderilmiş, Mersin’deki mahkemenin de yetkisizlik kararı vermesinin ardından dosya uyuşmazlık mahkemesine gönderilmişti. Demir’in dosyası hala Yargıtay 5. Ceza Dairesi’nde bekletilirken Tv10 Yönetim Kurulu Başkanı Veli Büyükşahin, programcı Veli Haydar Güleç’in iddianameleri ise bugünlerde hazırlandı.
Son 1 yılı cezaevinde geçirmek zorunda kalan Tv10 çalışanları Hızır ve Muharrem oruçlarını da cezaevinde tutmuş ve bu yönde çeşitli taleplerde bulunmuşlardı. Talepleri içerisinde yer alan Alevi dedesi ile görüşme isteklerine resmi bir cevap verilmemişti. Tv10 Yönetim Kurulu Başkanı Veli Büyükşahin, konuyla ilgili Meclis İnsan Hakları Komisyonu’na dilekçe ve Alevi kurum temsilcilerine ise birer mektup göndererek yaşanan hak ihlaline dikkat çekmek istemişti.
Demokratik Alevi Dernekleri DAD Eş Başkanları Musa Kulu ve Selda Güneş tutuklu Tv10 çalışanları Veli Büyükşahin, Veli Haydar Güleç ile Kemal Demir’in Alevi dedesiyle görüşme talebine ilişkin Pir Haber Ajansı’na değerlendirmelerde bulundular.
“BU HUKUKSUZLUĞA SON VERİLMELİ”
Ülkede adalet ve hukukun nasıl ayaklar altına alındığına ve nasıl çifte standart uygulandığına dikkat çeken DAD Eş Başkanı Musa Kulu, “Bizim için şaşırtıcı bir şey yok. Ancak her insan temel insan hakkı olan kendi inancını yaşamalı. Hala hakkında hiçbir hüküm olmayan bu arkadaşlar 1 yılı aşkındır cezaevindeler. Bu arkadaşların durumu elbetteki insan olarak, can olarak bizi derinden etkiledi” dedi. Bunun bir insan hakkı ihlali olduğunu söyleyen Kulu, inancını, ibadetini, orucunu yaşamak isteyenlere bu hakkın verilmemesini adaletsizlik ve hukuksuzluk olarak tanımladı. Kulu, “Bunun başka bir izahı da yok ve bunu kamuoyu ile paylaşmak gibi bir sorumluluğumuz var. Çünkü mektup bize hitaben yazılmış ve bize bu sorumluluğu da yüklemektedir. Biz bu anlamda şu anda hukuksuz bir şekilde cezaevinde yatan Veli Büyükşahin ve diğer arkadaşlara yönelik uygulanan bu hukuksuz uygulamalardan bir an önce vazgeçilerek özgür bırakılmalarını talep ediyoruz.” dedi.
DAD SÜRECİ TAKİP EDECEK
DAD olarak süreci takip edeceklerini vurgulayan Kulu “Cezaevinde hukuksuz bir şekilde tutulan bu canların temel, hukuki ve yasal haklarının kendilerine tanınması için Adalet Bakanlığı ve cezaevleri nezdinde kurumsal olarak görüşeceklerini söyledi. Kulu, “Arkadaşları talep ettikleri pir ile beraber ziyaret etme girişimimiz olacak” dedi.
Türkiye halklarının inanç ve farklılıklar açısından oldukça üzücü bir süreç yaşadığına işaret eden Kulu, bu ülkede hak ve hukukun çiğnenmediği, her insanın suçlu da olsa bir hakkının olduğunu dile getirdi. Tv10 yöneticilerinin hiçbir suça karışmadıklarını, hiçbir suç işlemediklerini sadece kendi inançlarını yaşamak ve inançlarını kendi emeği ve çabasıyla toplumla paylaşmak gibi bir çabası olduğunu ifade den Kulu, bu adaletsizliğin sona ermesini temenni etti.
“HİÇBİR KÖTÜLÜK KENDİNİ SONSUZA KADAR VAR EDEMEZ”
Kendisine benzemeyeni yok sayan, kendisinden olmayanı tutsak eden bu zihniyetin yeni olmadığını belirten DAD Eş Başkanı Selda Güneş ise, “İsmi hiç önemli değil. AKP olur ya da başka bir isimle anılır. Dünyanın başka yerinde başka bir isimle karşımıza çıkar. Ama biliyoruz ki yaptıkları bu zulüm her halükarda iyiye evrilecek. Çünkü hiçbir kötülük sonsuza kadar kendisini var etmeyecek” diye konuştu.
Tv10 çalışanları Veli Büyükşahin, Veli Haydar Güleç, Kemal Demir ve Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Sarıyer Şube Başkanı Zeynep Yıldırım’ın cezaevinde olduğunu hatırlatan Güneş, “Alevilere, Alevi kurumlarının başkanlarına, Alevi sözünü, itirazlarını, yaşama karşı söyleyenlere dönük operasyonlar ve tutuklamalar var.” dedi.
ALEVİ KURUMLARINA ÇAĞRI
Silivri Cezaevi’nde 1 yılı aşkındır tutuklu bulunan tutuklu TV10 çalışanları Veli Büyükşahin, Veli Haydar Güleç, Kemal Demir ve PSAKD Sarıyer Şube Başkanı Zeynep Yıldırım ile kısa bir süre önce dayanışmak için basın açıklaması yapılmak istendiğini fakat engellendiğini dile getiren Güneş şu çağrıda bulundu:
“En temel hak olan kendini ifade etme, zulme itiraz etme hakkı ne yazık ki ‘Bana benzemeyenin sözü doğru değildir’ diyenler tarafından bastırılıyor. Silivri Cezaevi önündeki basın açıklaması engellendi. Ama canlarımız sesimizi duymuşlar. Kendilerine aşk olsun. Dayanışmaya bizler devam edeceğiz. Yeniden tüm Alevi kurumları ile birlikte canlarımızın yalnız olmadığını bir kere daha haykıracağız. Tüm Alevi kurumlarına da buradan çağrımızdır. Tüm kurumlarla birlikte bu süreci yeniden başlatmak istiyoruz.”
PİRHA- 1. Mersin Alevi Kadınlar Sempozyumu panellerle devam ediyor. İlk oturumda söz alan Demokratik Alevi Dernekleri DAD Genel Merkez Eş Başkanı Selda Güneş, Alevi yolunun ışığının kadınlar olduğunu ve bu yolun ışığının sönmeyeceğini vurguladı. Akademisyen Bedriye Poyraz ise Alevi inancında kadın ve erkeğin eşit olduğuna ancak toplumsal yaşamda bunun karşılık bulmadığına dikkat çekti.
Çerağ uyandırma ve “Kadının Türküsü” adlı belgesel gösterimiyle başlayan 1. Mersin Alevi Kadınlar Sempozyumu panellerle devam ediyor. Panelin birinci oturumunda, “Alevi Ontolojisi ve kadın”, “Tarihsel süreçte Alevi kadınının konumu” başlıklı sunular yapıldı.
Moderatörlüğünü Mersin Cemevi Üyesi Şilan Sürmeli yaptığı oturumda Demokratik Alevi Dernekleri Genel Merkez Eş Başkanı Selda Güneş ve Ankara Üniversitesi İletişim Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Bedriye Poyraz panelist olarak katıldı.
MÜRŞİDİ KAMİL OLMA YOLCULUĞU
İlk sözü alan DAD Eş Başkanı Selda Güneş, canlardan rızalık alarak konuşmasına başladı. Kentlere göçlerle birlikte Alevilerin de birçok yere göç verdiklerini ve kendi coğrafyaları dışında Aleviliklerini yaşamalarının zorlaştığını ifade eden Güneş, kentte öğrendikleri ile Aleviliği yaşamaya çalıştıklarını belirtti. Kentlerde öğrenilen birçok şeyin Alevi inancı için gerekli olmadığını vurgulayan Güneş, “Çünkü bu yol tüm sıfatlardan tüm öğrendiklerimizden sıyrılarak var olabileceğimiz yerin adıdır. Bu mürşidi kamil olma yolculuğunun adıdır.” dedi. 4 kapı 40 makam ile yola girildiğine işaret eden Güneş, ilk kapı olan şeriat kapısında en temel hak yasalarının yer aldığını, bu kapının insanın kendini bilme hali olduğunu kaydetti.
“UNUTULMAMASI GEREKEN ŞEY RIZALIKSIZ LOKMA YEMEMEK”
İkinci kapı olan tarikat kapısında ikrar verilerek musahip olunduğunu belirten Güneş, musahipliğin yani yolda kardeş olmanın iki farklı rahimde döl almış insanın insan olma yolculuğunda birbirine bir nazarda sağlanması için gerçekleşen bir hal olduğunu vurguladı. İnsanın verdiği ikrarla birlikte yolun parçası olduğunu buna da musahiplik cemi dendiğini dile getiren Güneş, “Yarin yanağından gayri her şeyini paylaşmakla mükellef olduğu bir canı vardır onun. Herhangi kötü bir şey yapacağı zaman sadece kendisinin mesul olmayacağını bilir. Çünkü musahibi de suçlu bulunur.” dedi. Tarikat kapısında öğrenilecek temel şeyler olduğunu belirten Güneş, her bir kapıda unutulmaması gereken şeyin rızalıksız lokma yememek olduğunu kaydetti.
BU YOLDA ÖTEKİ YOK
“İnsan sadece madde değildir. Her maddenin sesi vardır. Dolayısıyla hakkın da sesi vardır ve telli Kuran hakkın sesidir.” diyen Güneş, kadınların Alevi yolunun ışığı olduğunu ve bu yolda ötekisi olmadığını, yolun hiçbir ırkın sentezi olmadığını hak ile hak olmaya aday cümle canın rızalığı ile gireceği bir yol olduğunu ifade etti.
Hakikat kapısının yaratılıştan getirilen haklara saygı gösterme, çarkı pervazda çark olma, bir olma hali olduğunu belirten Güneş, hakkın yarattığı varlık deryasında hiçbir damlanın diğerinden daha üstün, daha yetkin olmadığını söyledi.
“ALEVİ KURUMLARI ALEVİLERİ TEMSİL ETMİYOR”
Güneş’in arkasından söz alan Ankara Üniversitesi İletişim Fakültesi Öğretim Görevlisi Prof. Dr. Bedriye Poyraz toplumsal süreçte Alevi kadının konumu konusunda konuşma yaptı. Alevi örgütlerinin şu anda Alevileri temsil etmediğini vurgulayan Poyraz, “Alevi örgütleri dökülüyor. Kurumlar milletvekili olabilme basamağı olarak kullanılıyor. En iyi olması gereken dönemde bile çok kötüler. O nedenle Alevi kadın örgütlenmesi çok kıymetli. Çok ihtiyaç duyulacağı bir zaman” dedi.
“BİZDE KADIN ERKEK EŞİTTİR SÖYLEMİ KENTLERE GÖÇLE BAŞLADI”
Alevi toplumunda “Bizde kadın erkek eşittir” söyleminin kentlere göçle birlikte başladığına dikkat çeken Poyraz, toplumsal hayatta hiçbir zaman kadınla erkeğin eşit olmadığını, kadınların mücadele ederek haklarını elde etmeye çalıştıklarını belirtti. Alevi kadın hareketinin hareket olabilmesi için öncelikle eşit olmadıklarını öğrenmeleri gerektiğini kaydetti.
Erkek egemen ideolojinin kapitalist ideolojiyle kardeş ideolojiler olduğuna vurgu yapan Poyraz, şunları ifade etti: “Kapitalist ideoloji ezilen yaratarak egemenliği devam ettirmeye çalışıyor. Dolayısıyla kadınlar ve erkekler olarak birlikte mücadele ederek bunun üstesinden gelmemiz lazım. Erkek egemen ideoloji kadının yaptığı işleri değersizleştiriyor, erkeğin yaptığı işleri de değerli kılıyor. Örneğin bir tabak mantı kadının saatlerini alıyor, ama bir musluk tamiri o mantıyı yapma süresinin kat be kat altında. Ama musluk tamirine verilen para bir tabak mantıya verilen paradan kat kat fazla. Neden kadının yaptığı işi değersizleştiriyorlar çünkü.”
“KENDİLERİNİ UNUTTURMAK İÇİN ÖNCE ALEVİLİKLERİNİ UNUTTULAR”
Alevilerin kentlere göç ettikten sonra bir sürü zorlukla karşılaştığını, inancından dolayı aşağılandığını ve bu nedenlerle kendini unutturmak için önce Aleviliğini unutmaya çalışmakla işe başladığını söyleyen Poyraz, “Biz unutursak onlar da unuturlar gibi düşündüler. Ama baktılar ki onlar unutmuyor tekrar Alevi olmayı öğrenmeye çalıştılar” dedi.
Alevi inancında kadınla erkeğin eşit olduğunu ancak toplumsal yaşamda bunun böyle olmadığını kaydeden Poyraz, inançtaki kadın erkek eşitliğinin toplumda da varmış gibi gösterilmesinden dolayı Alevi kadınların mücadele etme ihtiyacı bile hissetmediğini vurguladı.
PİRHA-Demokratik Alevi Derneği’nin düzenlediği “Kuşatılmış Alevilik” panelinde cemevlerinin asmilasyonun kıskacında olduğu, bu tekçi zihniyet karşısında direnişçi yapıya uygun bir örgütlenme modeli oluşturmak gerektiği vurgulandı.
Demokratik Alevi Derneği (DAD) Mamak Şubesi Ana Fatma Cemevi tarafından, “Kuşatılmış Alevilik” konulu panel düzenlendi. Moderatörlüğünü Serpil Köksal’ın yaptığı panele konuşmacı olarak Sinemilli Ocağı pirlerinden Süleyman Deprem, Şıx Çoban Ocağı pirlerinden Zeynel Kete, DAD Eş Genel Başkanı Selda Güneş katıldı.
Panele DAD Ankara Şubesi Eş Başkanı Murat Işık, Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Mamak Şube üyeleri, HDP Mamak ilçe temsilcileri, HDK Mamak Yürütmesi ve Tuzluçayır halkı katıldı.
Süleyman Deprem’in gülbangıyla birlikte çerağ uyandırılarak başlayan panelde açılış konuşmasını DAD Mamak Şubesi Ana Fatma Cemevi Eş Başkanı Hasan Altun yaptı.
HÜSEYNİ DURUŞ VE DİRENİŞÇİ YAPIYA UYGUN BİR ÖRGÜTLENME MODELİ
Alevi inancına ve değerlerine çok yoğun saldırıların olduğu bir dönemden geçildiğini vurgulayan Altun, “İnancımız üzerinde süre gelen inkar, red ve asimilasyon gibi tüm tahribatlara, yıkımlara karşı bireysel ve kurumsal olarak kendimizi dara çekmezsek, var olan sorunların çözümüne kalıcı, ileriye taşıyan bir çözüm üretemeyiz. Ancak doğru bir tarz, doğru bir üslup ve doğru bir temelde yaratacağımız örgütlülüklerle dost ve musahip kurumlarla koordinasyon içerisinde kolektif bir çalışmayla ifade ettiğimiz sorunları aşabiliriz. Öncelikle bütün kurumsal ilişkilerimizde birbirimize destek ve güç veren bir anlayışı oturtmalıyız. Bu zulümatın tekçi, katliamcı (fiziki ve kültürel), asimilasyon politikalarının önüne geçmenin yolu; bu öğretinin özüne, Hüseyni duruş ve direnişçi yapısına uygun bir örgütlenme modelini önümüze koymaktır” şeklinde konuştu.
“HER İKTİDAR KENDİ ÖTEKİSİNİ YARATTI”
Altun’dan sonra söz alan DAD Eş Genel Başkanı Selda Güneş, bu ülkede kadın olmanın başlı başına sorun olduğunu, Kürt Alevi kadın olmanın ise sorunun katmerleşerek devam etmesini beraberinde getirdiğini kaydetti. Her iktidarın kendisini var etmek için bir öteki yarattığını belirten Güneş, halklar arasındaki farklılıkların olmasının yaradılış esası olduğunu söyleyerek şöyle devam etti:
“Hepimiz doğduğumuz haneyi seçemeyiz, doğduğumuz hanenin dilini seçemeyiz, doğduğumuz hanenin inancını seçemeyiz. Bunların her bir tanesi bizim doğuştan getirdiğimiz haklardır. Bunlar tartışma konusu değildir aslında. Tıpkı ceylanın hakikati gibi, tıpkı tırtılın hakikati gibi, tıpkı bir çamın hakikati gibidir bu. İnsanın hakikati de insanın doğduğu coğrafyayla, doğduğu toprakla, bir hak yasası olma halidir. Ama ne yazık ki iktidarlar kimlik adı altında kendilerini var etmek adı altında da işte bu farklılıkları öteden beri kaşıyor, bir öteki kavramı üzerinden halkları birbirine kırdırıyor. Öngördükleri, kendilerinin belirledikleri anlayış çerçevesinde de yaratmak istedikleri toplum modeline uygun insan yetiştirmek istiyorlar.”
“HANELERİMİZ PİR GÖRMEZ OLDU”
Türkiye’de yaşayan Kürt Aleviler olarak bu coğrafyanın en ötekisi olduklarını kaydeden Güneş, “Defalarca katliamlardan geçirildik, defalarca toprağımızdan edildik, yaşadığımız coğrafyalardan sürüldük. Her şeye rağmen bugün Ankara’da Mamak’ta bir apartmanın giriş katında gene cem olmayı becerebiliyoruz” dedi. Kentleşme ve göçlerle birlikte yaşanılan asimilasyon sonucu Aleviliğin olmazsa olmazı olan talip-pir-rehber ilişkisinin ortadan kalktığına vurgu yapan Güneş, “Hanelerimiz rehber görmez oldu, hanelerimiz pir görmez oldu. Yolumuzu nasıl yaşayacağımıza dair rehbersiz kaldık” diye ifade etti.
“KENTLER BİR HAFIZASIZLAŞTIRMA TOPLUMU”
Kente geldikten sonra yolun yegane yürütücüsü olan kadının kent hayatı içerisinde kendisini var etme, hane kültürünü geçmişten getirdiği tarihsel birikimi aktarma konusunda bir hafıza kırılması yaşadığını belirten Güneş, kentleri bir hafızasızlaştırma toplumu olarak tanımladığını ekledi.
“İKRARLAŞMA VE RIZALIĞA BAĞLI BİR İLİŞKİ”
Şıx Çoban Ocağı pirlerinden Zeynel Kete de Alevi inancında her klan, kabile ve aşiretinin bir ocağa bağlı olduğun belirtti. İlişkilerde ikrarlaşma ve rızalığın olduğuna dikkat çeken Kete, şöyle devam etti:
“İlk kavim dönemlerde insanoğlu sapiens olup ayakları üzerine kalkıp alet kullandı, doğayı tanımaya başladı, kendi kendine kemalete erdi, doğayı tanıdı, kendini tanımaya başladığından itibaren bireyle, evrenle ve doğayla ilişki geliştirdi. Bu ilişki tahakküme bağlı, zora bağlı, baskı altına almaya bağlı, bir ilişki tarzı değil, ikrarlaşmak ve rızalığa bağlı bir ilişki. Toprakla da rızalık ve ikrarlık vardı, bitki ile de ilişkiye geçerken tarzı buydu.”
“HİYERARŞİ VE İKTİDAR YOK”
Bu örgütlenme tarzının ana kadın etrafında oluştuğunu söyleyen Kete, “Gelişen süreç içerisinde her aşiret mutlaka bir ocağa bağlıdır. Bazı aşiretler Alevi aşiretleridir ve bir ocağa bağlılar. Bir ocağa niyaz etmişler. O ocağın bir piri var, bir mürşidi var, bir rehberi var. Rehber Kızılbaş Alevi inancında babadan oğula devam ediyor. Ama bu değildir ki ne olursa olsun pirin oğlu da posta oturacak, böyle bir şey yok. Yol buna bir çare bulmuş ve yol demiş ki ‘Yol taliple başlar. Talip hak kapısıdır. Aynı zamanda talip odur ki pirini ateşin içinden alır.’ O ocak içerisinde herhangi bir aile erkan yürütüyorsa, pir postuna oturmuşsa yanlış yaptığında o ocaktan başka birine niyaz edilir. Bu yönüyle pirler dokunulmaz değildir. Yanlış yaptığında çok rahatlıkla talibi pirini dara kaldırabilir. Niye? Pirin de piri var, o da mürşittir. Pir de ona taliptir. Sonuç itibariyle bu üçü yola taliptir. Biz buna el ele el hakka diyoruz. Kimse kimseden üstün değildir. Bu ilişki tarzında bir hiyerarşi ve iktidar yoktur” şeklinde konuştu.
Ocakların devlet ve iktidar dışı oluşumlar olduğunu kaydeden Kete, gelinen aşamada Alevi ocaklarının bitirilmeye çalışıldığını belirtti. Ayrıca Kete, Diyanet İşleri Başkanı’nın Dersim Cemevi’ne gitmesini de eleştirdi.
“DÖRT DUVARA SIKIŞTIRILMIŞ BİR İBADET MEKANI YOK”
Sinemilli Ocağı pirlerinden Süleyman Deprem ise 20-30 yıla yakındır ülkede yaşanan kaos ortamıyla birlikte talan, sürgün, imha ve inkar politikalarının dayatılması sonucu mülteci konumuna düşen Alevilerin ülkenin varoşlarına sığınarak yaşamlarını sürdürmeye başladıklarını ancak inançlarını yaşama noktasında sıkıntılar çektiklerini kaydetti. Alevilerin şehirlerde inançlarını sürdürebilmek için devletten ve yerel yönetimlerden cem yapabilecekleri alanlar istediklerini ifade eden Deprem, “Gerçek anlamda kadim Alevilikte statü olarak cemevi diye bir ev yoktur. Cami gibi, kilise gibi, havra gibi kutsanmış dört duvara sıkıştırılmış bir ibadet mekanı Alevilerde yoktur” dedi.
“CEMEVLERİ ASİMİLASYONUN KISKACINDA”
Alevilerin ibadet mekanının bütün yeryüzü olduğunu söyleyen Deprem, şöyle devam etti:
“Günün 24 saati ve dünyanın her yeri bir Alevi’nin hakla hak olabilmesi, hakkın huzurunda ikrar verebilmesi, hakkın huzurunda özünü dara çekebilmesi için her yer ve her saat müsait. Bu anlamda statü olarak bir cemevine ihtiyacı yoktur. Ancak toplumsal olarak bir araya gelmek için bir alana ihtiyacı vardır. Buradan kaynaklı olarak devletin kendisine vermiş olduğu dünya insan haklarının da imza altına aldığı ilkeler doğrultusunda hakkı olan bir toplanma alanı talep etmiştir. Ancak bu talep resmi olarak verilmemiş son dönemde Alevlerin kendileri kendi paralarıyla köylerinde ve kendi mahallelerinde yaptıkları cemevlerini cemevi olarak isimlendirmelerine müsaade edilmemiş, kültür evi adı altında bunlara izin de verilmemiş, ses çıkartılmamış. Ancak devlet boş durmamış cemevi dediğimiz yerlere el altından pir ya da dede kılığında imam göndermiştir. Şu anda bütün cemevleri bu anlamda bir asimilasyonun kıskacındadır.”
Panelin ardından Yoldaşça Türküler grubunun katıldığı bir müzik dinletisi gerçekleştirildi.
PİRHA – Aleviliğe yönelik asimilasyon politikaları ve OHAL’in kalkmasına ilişkin açıklamalarda bulunan Demokratik Alevi Dernekleri Eş Genel Başkanları Selda Güneş ve Musa Kulu, “OHAL bu coğrafyadan hiçbir zaman kalkmadı. Bu coğrafyada yaşayan insanların binlerce yıldır olağan bir yaşamları olmadı. Hep tehdit altında hep katliamla karşı karşıya kaldılar” ifadelerini kullandılar.
Bir çok ziyaret, dergahların olduğu ve Aleviliğin yoğun olarak yaşandığı Dersim coğrafyasında devlet baskı ve asimilasyon politikalarına rağmen bugün de Alevilik yol erkanı en doğal hali ile yaşanmakta. Dersim tertelesinden bu yana sürekli ve bu günde olağan üstü koşulların yaşandığı coğrafyada OHAL’in kalkmasının çok da bir şey değiştirmeyeceğini bu topraklarda sürekli OHAL koşulları altında yaşanıldı. Alevilik yol erkanı hep baskı ve asimilasyon politikaları tehditti altında olduğunu ifade eden Demokratik Alevi Dernekleri Eş Genel Başkanları Selda Güneş ve Musa Kulu PİRHA’ya açıklamalarda bulundu.
“İNANCIMIZI İKRARIMIZLA BU GÜNE KADAR TAŞIDIK”
“OHAL bu coğrafyadan hiçbir zaman kalkmadı. Yavuz Sultan Selim’le başladığı tanımlanan ve onun çok öncesinde belirlenmiş iktidar inancının dışında batıni sürekliliğin bir cümlesine Emevi İslam ve Abbasi İslam dönemi de dahil olmak üzere türlü saldırılara maruz kaldı” diyen DAD Eş Genel Başkanı Selda Güneş, “Axuçan Ocağı ve bu tür ziyaretgahlar da Selahattin Eyyübi’nin baskılarından kaçan birçok batıninin sığındığı alanlar oldu aslında. Dolayısıyla buradaki ocakların pek çoğunun bir yansıması İran’da da var, Irak’ta da var. Tüm bu coğrafyaların bir birikimiyiz, bir hafızasıyız biz aslında. OHAL kalkmadı, bu coğrafyada hep OHAL vardı ama biz her şeye rağmen, inancımızı sıtk ile yani hakikatin parçası olma ısrarımızda niyazımızla, Pirimize verdiğimiz ikrarımızla bugüne kadar taşıdık, taşımaya da devam edeceğiz” dedi.
“BU COĞRAFYADA OLAĞAN BİR YAŞAM OLMADI”
“Biz olağan bir hal görmediğimiz için olağanüstü hal bize çok yabancı geliyor çünkü biz o olağanüstü denilen halden hiç çıkmamıştık. Bu coğrafyada yaşayan, bu inancı taşıyan, bu kültürü taşıyan insanların binlerce yıldır olağan bir yaşamları olmadı” ifadelerini kullanan DAD Eş Genel Başkanı Musa Kulu şöyle devam etti:
Hep tehdit altında hep katliamla karşı karşıya kalan bu coğrafyanın insanları hep dağların doruklarına kaçarak, saklanarak; Bizans’tan, Osmanlı’dan, Arap istilasından, Moğol’dan ve son olarak da cumhuriyetle beraber burada hiçbir zaman iktidar olmayan Osmanlı’nın toprağı üzerine kurulan Türkiye Devletinin son ıslah planı var. Katliamlara başladığı zaman önce Ocaklardan başlamış. Rehberleri, Pirleri yok etmek istemişler. Çünkü yolsuz, rehbersiz kaldığınız zaman nereye gideceğinizi şaşırırsınız. Gider düşmana, zalime teslim olmak zorunda kalırsınız” dedi.
“ALEVİLİĞİ İSLAMIN BİR PARÇASI DURUMUNA GETİRMEYE ÇALIŞIYORLAR”
“Bugün gri pasaportlarla yahutta cemevlerinin elektriğini, suyunu ödeyeceğiz diyerek devlet yeniden bu ocakların, bu kültürün tamamen tarih sahnesinden çıkılarak caminin bir versiyonunu veya Aleviliği İslam’ın bir parçası durumuna getirmeye çalışıyor. Maalesef bugün karşı karşıya olduğumuz bu gerçekliktir” diyen Kulu şunlara vurgu yaptı:
İşte bu gerçeklikten hareketle bugün bu inanca, vicdanıyla, aklıyla, tarihiyle, diliyle dahil olanların bir şey yapması lazım. Kurum olarak da bizim muradımız olanı yaşamak, yaşatmak ve insanlığa hizmet eden bu inancın, kültürün yaşamasını sağlamaktır. Axuçan etkinliği yapılıyor, devlet niye kayıtsız OHAL olmasına rağmen, devlet aslında bir hazırlık yapıyor. Cemevlerini irfan evleri yapmaya çalışıyor. Gelecekte daha yok edici şeyler bizi bekliyor. Umarım buna karşı direncimizle, inancımızla karşı dururuz. Umudumuz, muradımız budur” diye konuştu.
PİRHA – DAD Genel Merkez Yönetim Kurulu, Alevi ana ve pirlerle, devletin Alevi dedelerine maaş bağlaması, gri pasaportlu dedeler, cemevlerinin irfan evleri olarak düşünülmesi ve Armutlu Cemevi’ne yapılan saldırıya ilişkin basın açıklaması gerçekleştirdi. Açıklamada, “Ortak vatanda eşit yurttaş olarak doğuştan gelen haklarımızı istiyoruz. Cemevlerimize saldırılar yapılması, Alevileri korkutarak aza kanaat ettirilmesi siyasetidir” denildi.
Demokratik Alevi Dernekleri Genel Merkez Yönetim Kurulu, ana ve pirlerle birlikte devletin cemevlerine ve Alevi dedelerine yönelik tutumuna ilişkin basın açıklaması gerçekleştirdi.
Açıklamayı okuyan DAD Genel Merkez Eş Başkanı Selda Güneş, “Yaşadığımız demi devranda zor günlerden geçiyoruz. Zalim nahak aklın yaşamımızı bir bütün olarak baskı altına aldığı, yaşamın her alanını işgal ettiği anlardayız” dedi.
“MEVCUT SALDIRILARA DİRENENLER HER ZAMAN OLMUŞTUR”
“An yoktur ki Hakk’ın görünür kılındığı Harde Dewreş olan topraklarımız zulme uğramasın. Bilinmelidir ki her canlının yaşadığı toprak onun bir parçası ve vatanıdır. Masumu pak olan evlatlarımızın kanları toprağa dökülmekte, Mürşidi Kâmilullah olan analarımızın havarları gök kubbeye ulaşmaktadır. Ruhlarımız, bedenlerimiz, duygularımız ve kimliğimizi kazandığımız, bizi biz eden kutsal mekânlarımız zulme uğramaktadır. Nefis iktidarları farklılıklara, hakikat ve özgürlük arayışında olanlara, eşitlik, barış ve özgürlüğün filizlendiğini gördüğü her mekana, her kuruma saldırmaktan vazgeçmemektedir” diye konuşan Güneş, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Mevcut saldırılara insanlığın gereği direnenler her zaman olmuştur. Nemrudi zihniyetle işbirliği içerisinde olanlar olduğu gibi; yoluna, pirine, mürşidine, ocağına, rayberine yar kalanlar da olmuştur. Bundan dolayı toplumsal sorunları ahlaki ve politik yöntemle çözmek isteyenler hain ilan edilmiş, tutuklanmış, sürgün edilmiş, kanun hükmünde kararnameler ile ekmeğinden, işinden edilmiştir. Bu nefis iktidarları, bu zihniyet ne zamana kadar devam edecektir? Hakkın varlık deryası olan insanlığa ve doğaya karşı daha ne kadar kötülük yapılacaktır.”
“SAHTE PİRLERLE İNANCIMIZ KÜLTÜREL OLARAK SOYKIRIMA UĞRATILMAKTADIR”
Güneş, “Reya Heq Alevi yolunun ışığı, kurbanı ve toplumsal hafızamız olan pirlerimiz Hakk aşkı, Hızır gayretiyle yapmış oldukları hizmetin karşılığı olarak hakullah alarak bugüne kadar gelmişlerdir. Pirlerimiz genellikle yakın coğrafyalarda bulunan ocaklarına bağlı taliplerini köylerinde belli bir takvim esasında ziyaret ederek talibin yol hizmetlerini görüyordu. Hiçbir pir talibini kadı divanına göndermezdi. Talip de pirini maaşa mahkum etmezdi. Rızalık lokması olarak aldığı hakullahı, belli esaslara göre ihtiyaç sahiplerine dağıtır, kendisine kalan kısmı ile mütevazi yaşamını devam ettirirdi. Bu yöntemle inanç önderleri, merkezi yapıların denetimine girmezlerdi” diye konuştu.
Günümüzde pirlerin merkezi denetime alınması Türk-İslam ideolojisinin, Emevi İslam anlayışının yedeğine alınması çalışmalarının var olduğunu belirten Güneş, “Özellikle 24 Haziran seçimlerinde AKP hükümetinin cemevlerini resmi statüye alınması vaatleri bu mantıkla değerlendirilmelidir. Yani cemevlerinin irfan evlerine dönüştürülmesi, pirlerin ise “Devletin maaşlı memurları” haline getirilmesi, sistemin parası ile gri pasaport verilmesi sistemin suçuna, kirliliğine, yalanlarına, hilelerine ortak etmesi anlamına gelmektedir. Aynı zamanda ocak merkezli bir Alevi inancına karşı icazetli pirlerin olması, inancımıza göre dara düş olmaktır. Sahte pirlerle inancımız kültürel olarak soykırıma uğratılmakta, Nemrudi zihniyetin yedeğine alınmaktadır” dedi.
“Mevcut ulus devlet anlayışı fiziki soykırımla üstesinden gelemediği bütün ahlaki politik güçleri toplumsal olarak çarmıha germektedir. Bazı Alevi önderlerinin, kurumlarının bu politikalara destek vermeleri, Aleviliğin varlığının ve korunmasının çeşitli hukuki metinlerle mümkün olabileceğine halkı inandırması kabulümüz değildir. Bu yöntemle Alevilik, altın tepsi içinde nahaka sunulmaktadır.
Cemevlerimiz Hakkın haklandığı mekanlardır. Toplumsal hafızamızın görünür olduğu, dar didar olunan, canların iradesinin esas alındığı ikrarlık ve rızalık mekanlarıdır. Cemevlerimizin elektrik ve su parası karşılığında Emevi İslam anlayışına yedeklenmesi; bunu yaparken de içimizdeki yol düşkünlerinden destek alınması kabulümüz değildir. Demokratik Alevi Dernekleri olarak diyoruz ki; devlet inancımızı tanımlamasın, tanısın. Ortak vatanda eşit yurttaş olarak doğuştan gelen haklarımızı istiyoruz. Bu manada kutsal mekanlar olan cemevlerimize saldırılar yapılması Alevileri korkutarak aza kanaat ettirilmesi siyasetidir. Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Sarıyer Şubesi’ne bağlı olan Küçük Armutlu Cemevi’ne yapılan saldırıyı toplumsallığımıza yapılmış saldırı olarak kabul ediyor, şiddetle kınıyoruz. Bu manada cemevi yöneticilerinin ve canlarımızın yanında olduğumuzu belirtiyoruz”
Güneş, son olarak Suruç Katliamı’nda yaşamını yitirenlere ilişkin şunları söyledi:
“Ahlaki ve politik toplum düşüncesini yerleştirmeye çalışan, barış, kardeşlik ve insan haklarını haykıran, bu uğurda Suruç’ta farklılıklarla birarada olan canlarımızı anmadan geçmeyeceğiz. DEAŞ çetelerinin eliyle mazlumlara karşı yaptırılan bu zulmü kınıyoruz. Hakka yürüyen canlarımızın anıları önünde saygıyla dara duruyoruz.”
PİRHA – Demokratik Alevi Derneği (DAD) Eş Başkanları ve üyeleri, Dersim’de Jiyara Ana Fatma’yı ziyaret ederek niyaz dağıttı. Dualar edilip çıraların yakıldığı ziyarette konuşma yapan DAD Eş Genel Başkanı Selda Güneş, “Sularımıza dokunmasınlar, ziyaretgahlarımızdan ellerini çeksinler. Buralar bizim kutsallarımız” dedi.
DAD Eş Genel Başkanları Selda Güneş, Musa Kulu ve yönetim kurulu üyeleri, Dersim’de Ana Fatma Ziyaretgahı’na giderek çıra yaktılar, Seyit Sabun Ocağı pirlerinden Mehmet Seyitalioğlu ve Baba Mansur Ocağı pirlerinden Hüseyin Kuğu’nun dualarının ardından niyaz dağıttılar.
Lokmaların pay edilmesinden sonra konuşma yapan DAD Eş Genel Başkanı Selda Güneş, “Bugün burada Ana Fatma’nın huzurundayız. Dileklerimizle geldik. Coğrafyamızda barış olsun, kardeşlik olsun. Başta iç huzurumuzu istedik, içimizde rızalaşalım istedik. Burası kadın ismiyle anılan, kadın ziyaretgah kalan yegane yerlerdendir. Bir diğeri de Maraş’ta Elif Ana ziyareti. Ama ne yazık ki; Ana Fatma da yapılan haksızlıklara, kadına, doğaya karşı yapılan haksızlıklara dayanamayıp suyunu kesmiş, bize küsmüş” ifadelerini kullandı.
“SUYUN, TOPRAĞIN HAFIZASI, HAKİKATİN HAFIZASIDIR”
“Toplumsal rızalaşma çok önemli. Eğer biz başta kendimizle rızalı bir ikrarlaşmayla solumaya başlayabilirsek toplumsal rızalaşmayı sağlıyoruz. Doğa bizden bağımsız bir şey değil” diye konuşan Güneş, şunları kaydetti:
“Suyun, toprağın bir hafızası var; bu hakikatin hafızasıdır. İnsan da bunun bir parçasıdır aslında. Suyuyla, toprağıyla, havasıyla kendisine yapılanlara aslında itirazı var. Biz insanlar eşrefi mahluk içerisinde hakikati en çok idrak eden olarak kendimizi tanımlıyoruz da birbirimize yaptığımız bu zulmü bir türlü hakikatte karşılığı olmayan anlamlar veriyoruz. Eğer bu ziyaretgahlarımızın iktidarlar tarafından görmezden gelinmesi artık kabul edilebilir bir şey değil. Gerçekten inanıyorum diyen birisinin milyonlarca yıl kendi hafızasıyla akan bir suyun önüne kurulan barajlarla, kendi sistemini geliştirmek için yarattığı hakikate tanık olmak, işte bu hak yasası. Bunu inkar etmek olmaz.”
“CÜMLE CAN BİRBİRİNE RIZALAŞARAK YAŞIYOR”
Güneş, “Sularımıza dokunmasınlar, ziyaretgahlarımızdan ellerini çeksinler. Buralar bizim kutsallarımız. Havasıyla, suyuyla, toprağıyla tüm bu doğa; hakkın yaşadığı yegane alan. Hakkın mekanı buralar” diyerek buraya yapılan her türlü işgali şiddetle kınadıklarını dile getirdi.
Güneş, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Her ziyaretgahın bir teberiği vardır. Ana Fatma’daki su buranın teberiğiydi. Ne için istenirse sıtk ile verirdi. Onun kuruduğunu görüyoruz. Bu topraktaki her cümle can birbirine rızalaşarak yaşıyor. Sonuç şu: Ya biz ikrarı bozmuşuz ya da yoldan biri çıkmış ki biz bu sonuçları yaşıyoruz. Cümle canı biz yola gelmeye, verdikleri ikrarı tutmaya davet ediyoruz.”
PİRHA – Demokratik Alevi Dernekleri (DAD), Genel Merkez Kongresi’ni gerçekleştirdi. Pirlerin çerağları yakması ve meydan duasıyla başlayan kongreye DAD şube yöneticileri ve üyeleri, siyasi parti temsilcileri ve çok sayıda yurttaş katıldı. Seçimde demokratik, toplumcu, özgürlükçü anlayışa oy verileceği belirtilen kongrede, yeni eş genel başkanlar Selda Güneş ve Musa Kulu oldu.
Demokratik Alevi Dernekleri, genel merkez kongresini Dersim’de gerçekleştirdi.
Ağuçan Ocağı piri Hasan Genç ve Derviş Cemal Ocağı piri Hayri Şanlı’nın çerağ yakması ve meydan duaları ve dar duruşu ile başlayan kongrede birlik, barış ve demokrasi mesajları verildi.
Kongreye dernek şube yönetici ve üyeleri, Alevi ocak pirleri, HDP, DBP, DTK ve Demokratik İslam Kongresi temsilcileri, sendika temsilcileri katıldı. CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu ve Pir Hasan Kılavuz’un kongreye yönelik gönderdiği mesajlar okundu.
Kongrenin açılış konuşmasını yapan Pir Zeynel Kete, Rızkımızı adalet ile paylaşan bir adaletten geliyoruz” diyerek şunları kaydetti:
“Reya Haq coğrafyası, Ana Fatma’nın mekanı Nemrudi zihniyetler tarafından talan edilmek isteniyor. Biz buna rıza göstermeyeceğiz. Kadın inancımızda var oluş kapısıdır. Kadın mürşid-i kamilullahtır. Yol kadınla başlar. Reya Haq mensubu farklı coğrafyalarda farklı isimlerle adlandırılmış fakat yol bir sürek binbir deriz.Hakikat ve özgürlük ırmağına derya diyoruz.”
Kete, daha sonra gelen canlara aşkı niyazlarını sunarak konuşmasını noktaladı.
“REYA HAQ COĞRAFYASINDA ZULÜM KATMERLEŞEREK DEVAM EDİYOR”
DAD Genel Merkez Eşbaşkanı Dursun Demirtaş ise şunları belirtti:
“Zorlu ve zulümatlı bir dönemde olduğumuzu görüyor ve yaşıyoruz. Yezit ve nemrudi bir zihniyet dünyayı ve bölgemizi zifiri karanlığa gömmüş, insan-insanlık, can-canlılık ne varsa yok etme eşiğine getirilmiştir.
Başta Ortadoğu olmak üzere birçok coğrafyada ve Reya Haq Alevi coğrafyasında zulüm katmerleşerek devam ediyor. İktidara bulaşmayan ahlaki ve politik yaşayan tüm aşirlerin, Halkların, İnançların, Mezheplerin, Komların, Mazlumların, Mağdurların, rıskını gayretle kazanıp hakça pay etmek isteyenlerin, Ana kadını ganimet sayan zihniyetle karşı karşıyayız. Yaşanan bir üçüncü dünya savaşıdır. Rıza Şehri Afrin’i yakıp yıkanların Filistine döktükleri gözyaşları riyakar ve samimiyetten uzaktır. Cümle mazlum halklara Reya Haq Serçeşmesinden dayanışma duygularımızı ve Aşkı Niyazlarımızı sunuyoruz.”
Yapılan konuşmaların ve okunan raporların ardından Selda Güneş ve Musa Kulu Eş Genel Başkanlığa seçildi. Yeni seçilen yönetim kurulu üyeleri, birlik, beraberlik ve mücadele çağrısı yaparak görevlerini can yoldaşı, yol yoldaşı olarak yerine getireceklerini belirttiler.
PİRHA – Demokratik Alevi Derneği Ankara Şubesi, Helin Mutlu ve Selda Göktaş’ın sunumları ile ‘Toplumsal Cinsiyet ve Alevilik’te Kadına Bakış’ paneli düzenlendi.
DAD Ankara Şubesi’nin düzenlemiş olduğu ‘Toplumsal Cinsiyet ve Alevilik’te Kadına Bakış’ panelinde kadının Alevilik’teki yeri konuşulup tartışıldı. Helin Mutlu “Alevilikte kadın ve kadına bakış”, “Kadının Alevilik’te yeri” konusunu İstanbul Gazi Cemevi aktivistlerinden Selda Güneş ele aldı.
“ERKEK EGEMENLİĞİ, EMEK PAZARINDA”
Panelin moderatörlüğünü yapan DAD Ankara Şube Eşbaşkanı Hülya Fırat, açılış konuşması yaparak paneli başlattı.
Helin Mutlu, “Biz kadınlar her zaman dolaylı ayrımcılığa maruz kalıyoruz. Türkiye’nin imzalamış olduğu Cedaw sözleşmesi var. Cedaw’ın 1. maddesi kadınların medeni durumlarına bakılmaksızın kadın ile erkek eşitliğine dayanarak politik, ekonomik, sosyal, medeni veya diğer sahalardaki insan hakları ve temel özgürlüklerin sağlanmasını, kullanılmasını veya bunlardan yararlanmasını engelleyen, ortadan kaldıran veya bunu amaçlayan ve cinsiyete bağlı olarak yapılan herhangi bir ayrım mahrumiyet veya kısıtlama anlamına gelecektir, der. Cedaw’ın 1. maddesi. Türkiye bu sözleşmeyi imzaladı, ama biz kadınlar bunları yaşamımızın her alanında yaşıyoruz. Bir kreş sisteminin olmaması, kadının eve hapsolması, çocuk bakımından sadece kadınların sorumlu olması, bunların hepsi dolaylı ayrımcılığa giriyor. İşe girmelerde, ücretlerde, terfi ve sosyal yükselmelerde, sosyal haklarda kadınlar hep ikincil durumda. Erkek egemenliği, emek pazarında da etkin cinsiyetçi iş bölümü kapitalist ataerkil işbirliği yaptığı bir alandır” diye konuştu.
“HER GÜZELLİK İKTİDARLA KORKUNÇ BİR ŞEYE DÖNÜŞTÜRÜLÜR”
“Hep diyoruz İslam en gerici inançtır, İslam dünyanın başına gelen en kötü şeydir, diye. Eğer böyle olsaydı Ali bu kadar kutsal yani cemlerimizin, duazı imamlarımızın olmazsa olmazı, her deyişimizin şah olarak tanımlandığı Ali bu kadar kutsal olmazdı” diye konuşan Selda Güneş, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Muhammed’in İslam ile onun devamı olan Ali’nin İslam’ı ve Hüseyin’in katledilmesi ile biten sürecine kadar yaşanılan bir gerçeklik var ama ne yazık ki daha sonra Yezit’le başlayan başka bir İslami süreç var. Hangi düşünce ne kadar mükemmel olursa olsun, hangi güzellik muhteşem olursa olsun onu kullanan iktidar tarafından hep çirkinleştirilir ve korkunç bir şeye dönüştürülür.
Halklar buna karşı direniş göstermek zorundalar. Biz Aleviler bu ağır şeyi bugüne kadar taşıyanlarız. Aleviler derken diğer halkları da kastediyorum. Ezidi halkları da; yani iktidar dışındaki tüm halkları kastederek söylüyorum. Ne kadar iktidara ulaşmış ve organizasyon haline dönüşmüşse işte o kadar korkunç bir katliam mekanizmasına dönüşmüştür. Şunu çok net ayırt etmek gerekiyor. Hakikat ile gerçek aynı şey değildir. Hakikat değişmez olandır. Gerçek ise anlık olan ve değişime de açık olandır. Geçmişe kadar biz maddeyi ağırlığı olan, kütlesi olan, madde olarak tanımlıyorduk. Ama Kuantum fiziği ile başka bir yere sıçradık artık. Canlı, cansız her şeyin içerisinde bir enerji olduğunu, akım olduğunu, bir frekans olduğunu söylüyoruz.”
Daha sonra Zakir Öven Akın, Sertaç Akın, sanatçı Gülseren Kılıç ve Senem Koç’un deyişleri, lokma gülbenginin okunması ve ardından lokmaların pay edilmesi ile Birlik Cemi tamamlandı.
PİRHA – İstanbul’da kadınlar, 8 Mart’ı, “Savaşa, OHAL’e, cinsiyetçiliğe karşı emeğimiz, kimliğimiz ve özgürlüğümüz için direniyoruz” şiarıyla Bakırköy Özgürlük Meydanı’nda kutlayacak. Alevi kadınlar 8 Mart’a çağrı yaparak, “Siyasal refleksi her ne olursa olsun, bu iktidarın belirlediği kimliklere itiraz etmek için, ötekiye itiraz etmek için bütün Alevi kadınları alanlara davet ediyoruz, yan yana olmaya davet ediyoruz”dedi.
İstanbul’da kadınlar “Savaşa, OHAL’e, cinsiyetçiliğe karşı emeğimiz, kimliğimiz ve özgürlüğümüz için direniyoruz” şiarıyla, 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü mitinginde bir araya gelecek.
4 Mart Pazar günü saat 13.00’te Bakırköy Özgürlük Meydanı’nda yapılacak mitinge, kadınlar hummalı bir şekilde hazırlık yapıyor.
Barış temalı mitingde, kadınlara ve çocuklara yönelik artan cinsel saldırı ve şiddet politikası kınanacak. Tek ses olmayı hedefleyen kadınlar, Olağanüstü Hal (OHAL) ve Kanun Hükmünde Kararnamelere (KHK) karşı itirazlarını dile getirecekler.
PİRHA’ya konuşan Alevi Kadınlar 4 Mart mitingine kitlesel katılım çağrısında bulundu. Pir Sultan Abdal Kültür Derneği GYK Üyesi Songül Tunçdemir, AKP’nin siyasal islamı meşrulaştırma, günlük hayata entegre etme ve her alanı muhafazakarlaştırma politikalarının ülkenin üzerine kara bulut gibi çöktüğünü söyledi.
Alevilerin yılardır Diyanet’in kaldırılması için mücadele ettiğini söyleyen Tunçdemir, Diyanet İşleri Başkanlığı’nın son dönemde skandal açıklamalar yaptığını belirterek şunları söyledi:
“AKP’nin hedeflediği toplumsal hayatı düzenlemeye, gündelik hayatın tümüne ilişkin kuralları oluşturmak için fetva vermeye yönelen bir işlev üstleniyor. Nikahsız el ele gezilemeyeceği, Alevilerle evlenmenin günah olduğu, kadınların nasıl davranması gerektiğine ilişkin sayısız saçmalığa imza atmaktadır. Yaşadığımız son süreçte özellikle de OHAL döneminde yasalarda yapılan değişikliklerle kadınların mücadele ile kazandığı yasal kazanımları bir bir elinden alınıyor. AKP iktidarı, Diyanet İşleri Başkanlığı aracılığıyla, gündelik hayatın bütün alanlarını dinsel gericilikle kuşatıyor.”
“Toplumsal yaşamın her alanında kadın erkek eşitliğini esas alan bir inanca sahip olan kadınlar olarak, kadınlara yapılan ikinci sınıf olma muamelesini kabul etmiyoruz” diyen Tunçdemir, “Biz Aleviler, Dini referanslarla yönetilen değil, evrensel değerlerle yönetilen laik, demokratik, sosyal bir hukuk devleti istiyoruz” dedi.
“8 MART’TA ALEVİ KADINLAR DA KİTLESEL OLARAK ALANDA OLACAK”
8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü’nün birlik, dayanışma ve mücadele günü olduğunu ve bugün mücadeleyi her zamankinden daha fazla yükseltmek gerektiğini söyleyen Tunçdemir, “Eşit yurttaşlık hakkı için, Diyanet İşleri Başkanlığı’nın ve zorunlu din derslerinin kaldırılması için, kadına yönelik her türlü ayrımcılığın son bulması için ve tabi ki OHAL’in kaldırılması ve KHK’lerin iptal edilmesi için 8 Mart’ın mücadeleci ruhunu paylaşmak üzere, Alevi kadınlar olarak 4 Mart’da Bakırköy’de yapılacak olan mitingde ve 8 Mart’ta yapılacak olan yürüyüşe kitlesel olarak katılacağız” dedi.
“EMEK SÖMÜRÜSÜNE İTİRAZ EDEN KADINLARIN YAN YANA OLMASI GEREKİR”
Demokratik Alevi Derneği Yöneticisi Selda Güneş de 8 Mart’ın emekçi kadınlar günü olduğunu söyledi.
Güneş, 8 Mart’ın önemini şöyle anlattı:
“Tekstil işçisi kadınlar kendilerine dayatılan çalışma saatlerine ve ücreti protesto etmek için eylem gerçekleştirdiler. Ve buna karşı olarak o dönemin iktidarı onların kapılarını kapatarak yüzlerce kadının yanmasına neden oldu. Dolayısıyla bu bir kadın jinekoloji testiydi aynı zamanda. Kadın emeğinin sistem tarafından hiçleştirilen, tamamen yıkılarak onu köleleştirmek adına baskı haliydi. 8 Mart’ı o anlamda diğer kadın günlerinden ayıran yegane özelliği emek sömürüsüne itiraz eden kadınların yan yana olmasıdır. Sistemin tüm baskılamalarına rağmen kadınların direnişinin günü olması. O yüzden de her şeyden önce kah ev işçisi olsun kah normal üretim bandı içinde olsun her dönem emeğiyle başka bir yerdedir. Her zaman emekçidir. Kadın yaşamı üretendir ve yaşamı yöneten öznesidir. 8 Mart’ta bu bilinçle sokakta olmak, çok önemli.”
“ERİL İKTİDARCI ANLAYIŞLA KARŞI KARŞIYAYIZ”
Sosyal alan içerisinde kadının kadın kimliğiyle var olmasını tamamen engelleyen eril iktidarcı bir anlayışla karşı karşıya olduklarını söyleyen Selda Güneş, “Bütün iktidarlar erkektir. Dolayısıyla bu güne kadar mevcut erkek iktidarlarda Alevi kadınları özellikle sistemin ötekisi olarak tanımlanmıştı bu coğrafyada. Kürt kadınları gibi, Ermeni kadınları gibi bunlar öğrenilmiş kimlikler. Cins bilincinden bağımsız bir şey bu. Bu bir sosyolojik haldir. Kadının ötekileştirilmesi bir devlet politikasıdır” ifadelerini kullandı.
Alevi kadınları olarak 4 Mart’ta ve 8 Mart’ta alanlarda olacaklarını söyleyen Güneş, şunları kaydetti:
“Biz emeğimizle, kimliğimizle varız diyeceğiz. 13 yaşında ya da annesinin dirseğinden tahrik olanlarla yan yana bir hayat istemiyoruz diyeceğiz. İstediğimiz kıyafeti giymek istiyoruz diyeceğiz. Dar pantolon da giyeriz, bu tecavüze bir sebep değildir diyeceğiz. 9 yaşında kız çocuklarına nikah kıyılamaz diyeceğiz. 9 yaşındaki çocuk 9 yaşında çocuktur, kadın olarak görülemez, 9 yaşındaki çocuğu kadın olarak görenlere karşı sokaklarda olacağız.”
“ALANLARDA OLMAK İNSANİ BİR GÖREVDİR”
8 Mart’ta alanlarda olmak insani bir görev olduğunu söyleyen Güneş, “Çünkü kadın olmak aslında insan olmaktır. İnsanı doğuran kadındır” dedi.
Güneş Alevi kadınlara seslenerek, “Siyasal refleksi her ne olursa olsun, bu iktidarın belirlediği kimliklere itiraz etmek için, ötekiye itiraz etmek için bütün Alevi kadınları alanlara davet ediyoruz, yan yana olmaya davet ediyoruz. Hangi pankartın arkasında olduğumuz önemli değil, pankartımız insan ve kadın olsun. Alevi kadın olsun sadece aynı pankart arkasında durabilelim istiyoruz. Herkesi alanlara davet ediyoruz” çağrıda bulundu.
“KADIN CİNAYETLERİNE DUR DİYELİM”
PSAKD GYK Üyesi Gülizar Taşbilek ise kadın olmanın zor olduğunu Türkiye’de kadın olmanın daha da zor olduğunu söyleyerek şunları belirtti:
“Dünya Emekçi Kadınlar Günü özellikle şu son yıllarda ülkemizde dünya emekçi kadınların mücadelesinin kutsallığını anlamamız için yaşananlar somut bir şekilde anlatıyor. Kadın olmak zor, Türkiye’de kadın olmak bir başka zor. Düşünün ki kocanız, sevgiliniz, babanız, kardeşiniz sizin hayatınıza son verme hakkını kendilerin de bulabiliyorlar. Bunun adına da namus töre deme yüzsüzlüğüyle kendilerini savunup bir de kravat takıp, cezanın indirimini alıyorlar.”
Türkiye’de kadını savunan bir yasa ya da mercinin olmadığını söyleyen Taşbilek, “Aile bakanı, çocuk bedenlere yapılan tecavüze bir kereden bir şey olmaz, diyor. Gün geçmiyor ki onlarca kadın tacize tecavüze maruz kalmasın, gün geçmiyor ki onlarca kadın sokak ortasında katledilmesin, kadın cinayetlerinin bu ülkede namus kisvesi adı altında yaşanmalarına bir dur demek lazım.”
“4 MART’TA TACİZLERE KARŞI ALANLARDA OLALIM”
Türkiye’de Diyanet İşleri Başkanlığı’na ülke bütçesinin yarısının ayrıldığını söyleyen Gülizar Taşbilek, “Diyanet’in saçma sapan verdiği fetvalar bu işin sorumlularından biridir. Diyanet 9 yaşındaki çocuğa nikah kıydırma fetvası gibi yüzlerce saçma kararları çocuk bedenleri üzerinden verilebiliyor” dedi.
Türkiye’de kadınlara yapılan haksızlığa, kadın ve çocuk cinayetlerine, tacizlerine karşı sesimizi yükselteceğimiz 4 Mart’ta Bakırköy Meydanı’na herkesi sokağa çağırıyoruz” dedi.
PİRHA- Kıbrıs Pir Sultan Abdal Kültür Derneği, Hızır ayı dolayısıyla Muhabbet Cemi gerçekleştirdi. Cem öncesi evler tek tek dolaşılarak lokmalar toplandı.
Haberin Videosu
Kıbrıs Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Hızır ayı dolayısıyla Muhabbet Cemi gerçekleştirdi. Türkiye’den yıllar öncesinden Kıbrıs’a göç etmiş olan Kürt ve Türkmen Aleviler, inançlarına dair geçmişten kalan geleneklerini yerine getiriyorlar.
Bunlardan biri olan Kalo Gaxan geleneğini gerine getirmek için Hızır ayında bir araya gelen dernek üyeleri ve yöneticileri birinin yaşlı yani Kal olması ve diğerinin ise yaşlı kadın olmasıyla üzerilerine giydikleri, eski elbiselerle Kıbrıs’ta bulunan evlere ziyaret gerçekleştirdiler.
Ziyaretlerde lokmalar toplandı ve ziyaret sırasında eğlenceli dakikalar yaşandı. Kimi zaman verilen lokmalar az bulundu, tekrardan istendi kimi zaman yanlarında getirdikleri davulcunun davula vurmasıyla halaylar çekildi, kimi zaman ise Kal, küçük çocukları sevdi.
Geçtiğimiz Cumartesi günü Türkiye’den giden Ağuçan Ocağı pirlerinden Aziz Güler ve Ağuçan Ocağına Mensup Selda Güneş’in katıldığı Muhabbet Cemi gerçekleştirildi. Cem öncesi kadınların yoğun çalışmasıyla kömbeler yapıldı. (HABER MERKEZİ)