Etiket: selma atabey

  • SES’in eski Eş Genel Başkanı Gönül Erden tahliye edildi

    SES’in eski Eş Genel Başkanı Gönül Erden tahliye edildi

    PİRHA- Eski SES Eş Genel Başkanı Gönül Erden tahliye oldu. Bir sonraki duruşma 5 Haziran’a ertelendi.

    Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçileri Sendikası (SES) eski Eş Genel Başkanı Gönül Erden, Genel Kadın Sekreteri Selma Atabey, Merkez Yürütme Kurulu (MYK) üyeleri ve şube başkanlarının aralarında bulunduğu 8 kişi hakkında açılan davanın 4. duruşması Ankara 22’nci Ağır Ceza Mahkemesi’nde görüldü.

    Duruşmada, tutuklu Selma Atabey ve Gönül Erden’in yanı sıra tutuksuz yargılanan Erdal Turan, Ramazan Baş, Fikret Çalağan hazır bulunurken, Runa Temelli ise duruşmaya Sesli ve Görüntülü Bilişim Sistemi (SEGBİS) üzerinden katıldı.

    “BİR 8 AY DAHA BEKLEYEMEYİZ”

    Dosyaya eklenen evrakların okunmasının ardından söz alan Erden’in avukatı Öztürk Türkdoğan, HTS kayıtları ile ilgili raporun 8 ay sonra geldiğini hatırlatarak, “Tutanağın eksik olduğunu belirttiniz. Bizim bir 8 ay daha bekleme durumumuz yok. Müvekkilimin yurt dışına çıkış ve girişleri HTS kayıtlarında belli. Şu aşama itibariyle mahkeme nezdinde yurtdışı giriş çıkışı için bunu söyleyebilirim. Gizli tanığın beyanları ile uyumsuzluk söz konusudur” dedi.

    “TUTUKLULUK DEVAMI VERİLECEKSE ART NİYET GÖRÜYORUZ”

    Dosyaya bilgilerin ya çok geç ya da son dakikada eklendiğini söyleyen Avukat Zülfikar Erden ise, “Açık tanık Kerem 2015 Haziran temmuzda müvekkilin gayri resmi olarak yurtdışında olduğunu beyan ediyor, fakat HTS kayıtları ortada. Biz detaylı olarak 2015 yılında müvekkilimin nerede olduğu, sendikal faaliyetlerinde olduğunu bilgileri vermiştik. Raporda detaylar eksik, bu eksikliklerden dolayı tutukluluk devam kararı verilecekse, biz bunu art niyet olarak göreceğiz” diye belirtti.

    “KÜRT VE KADIN OLDUĞUM İÇİN CEZAEVİNDEYİM”

    Mütalaaya karşı söz alan Gönül Erden, 5 mahkemedir üzerine atılı suçlara karşı suçsuzluğunu kanıtlamaya çalıştığını belirterek, şunları söyledi:

    “HTS kayıtları dediniz, onlarda geldi, onlar da benim suçsuzluğumu gösteriyor. Nereye gittiğimi, ne zaman geldiğimi, detaylı olarak anlatmıştım. Benim beyanlarım dışında bilirkişi raporları ile açık ve gizli tanığın bana iftira attığı ortaya çıkmıştır. Hala suçun vasfı tutukluluk hali, 18 aydır içeride olamama nasıl gerekçe oluyor anlamıyorum. Bilirkişi raporu bekledik 8 ay, şimdi tekrar rapor istiyorsunuz. Bir 8 ay daha mı bekleyelim. İnsanların cezaevinde bu kadar süre boş yere durması bu kadar kolay mı? Şu anda ülkede deprem bölgesinde salgın hastalıklar var, insanların sağlıkçılara ihtiyacı var, benim de orda olmam gerekiyor. Sendikacıyım, sağlıkçıyım. Ben 18 aydır sağlıkçı, kadın, Kürt olduğum için cezaevindeyim. Tutukluluğum ile insani ve anayasal haklarım ihlal edilmektedir. Tahliyemi talep ediyorum.”

    “BENİM GİZEMLİ BİR HAYATIM YOK”

    Tutuklu yargılanan Selma Atabey de, yalancı tanıkların anlattıklarına karşılık kanıtlar, belgeler sunduklarını fakat bunların görmezden gelindiğini belirterek, “Ben 95 yılında hemşireliğe başladım. 2014 yılına kadar memurdum. Sendika, adalet, barış mücadelesi yürütüyordum. Hiçbir şey olmadı. 2014 yılında seçilmem ile soruşturmalar açılmaya başlandı. Diyarbakır Emniyeti bana sadece nefes aldığım için soruşturma açmadı. OHAL ile işimden edildim. Dava açılmadı, soruşturma açılmadı, 2022 Mart ayında siz dava açınca, bana bu dava gerekçe gösterilerek işimden edildiğim bildirildi. Ben adalete nasıl güveneyim. Ben şu an karşınızda duranım, benim gizemli bir hayatım yok. Tahliyemi talep ediyorum” dedi.

    BİR SONRAKİ DURUŞMA 5 HAZİRAN’A ERTELENDİ

    Verilen aranın ardından mahkeme heyeti, Sincan Kadın Kapalı Cezaevi’nde bulunan Gönül Erden’in tahliyesine, Selma Atabey’in ise “kaçma şüphesi” gerekçesi ile tutukluluğunun devamına karar verdi. Ayrıca gizli tanık Ulaş’ın yeniden dinlenmesi karar veren mahkeme heyeti, duruşmayı 5 Haziran 2023’e erteledi.

    PİRHA/ANKARA

     

  • Tutuklu yargılanan SES yöneticilerinin duruşmasına çağrı: Sendikal haklar yargılanıyor!

    Tutuklu yargılanan SES yöneticilerinin duruşmasına çağrı: Sendikal haklar yargılanıyor!

    PİRHA – Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçileri Sendikası (SES) tutuklu yargılanan SES Eş Genel Başkanı Selma Atabey ve önceki dönem Eş Genel Başkan olan Gönül Erden’in duruşmaları öncesi açıklama yaptı. Verilen mesajda “Bu davayla sağlık hakkı, sendikal haklar ve kadın mücadelesi de yargılanmak istenmektedir” vurgusu yapıldı.

    Tutuklu yargılanan SES Eş Genel Başkanı Selma Atabey ve önceki dönem Eş Genel Başkan olan Gönül Erden’in 3 Ekim’de görülecek duruşması için Ankara’da basın açıklaması yapıldı.

    Merkez Temsilciler Kurulu üyelerinin de katıldığı toplantıda 8 SES üye ve yöneticisinin Ankara Adliyesi’nde görülecek üçüncü duruşması için dayanışma çağrısı yapıldı.

    SAĞLIK HAKKI, SENDİKAL HAKLAR VE KADIN MÜCADELESİ YARGILANIYOR”

    “Sendikal mücadelemiz yargılanamaz!” denilen açıklamayı okuyan SES Eş Genel Başkanı Hüsnü Öndül, atıfta bulunulan suçlar arasında sendikalarının yaptığı eylem ve etkinliklerin suç unsuru olarak yer aldığını belirtti. Öndül şu açıklamayı yaptı:

    “Biz biliyoruz ve anlıyoruz ki yıllardır halkın sağlık hakkına ve sağlık emekçilerin yaşadığı sorunlarına sahip çıkmak özellikle pandeminin başlangıcında herkesin korktuğu ve sustuğu dönemde taleplerimiz için yaptığımız eylem ve etkinlikler birilerini iyice rahatsız etmiş olmalı. Ayrıca ana akım medyada, haberlerde şubelerimiz ve işyerlerimizden pandeminin yönetilemediğini, yaşamak ve yaşatmak istiyoruz şiarıyla isyanımızı duyurmamız, kimilerini had bildirme, intikam alma arayışına itmiş olmalı. Bilinmeli ki; KESK ve bağlı sendikalar kurulduğu günden beri emekçilerin haklarını ısrarlı bir şekilde savunmuş ve halkın nitelikli kamu hizmeti alması mücadelesi vermiştir. Sağlık ve Sosyal Hizmet iş kolunda örgütlü olan sendikamız SES, kurulduğu günden beri nitelikli, ücretsiz, erişilebilir ve anadilinde sağlık ve sosyal hizmet mücadelesi yürütmeye amaç edinmiş ve bugünde aynı amaçla mücadelesine devam etmektedir.

    2007’de, 2009’da ve 2012’de KESK ve KESK’e bağlı sendika yöneticilerine yönelik gözaltı ve tutuklamalar yapılmış, fakat hem anayasa mahkemesi hem de AHİM’in bu konuda yapılan haksız gözaltı ve tutuklamaların hukuka aykırı olduğunun tespitini yapmıştır. Bu şekilde toplu açılan davaların birçoğunda arkadaşlarımızın tamamı beraat etmiştir. Yukarıda anlattığımız yargısal süreç esasında siyasi iktidarın emek, barış ve demokrasi mücadelesi yürüten sendikamıza, sendikal örgütlülüğümüze yönelik yargı baskısının kesintisiz olduğunu göstermektedir.

    Siyasi iktidar bu dava ile sendikamızın emek mücadelesini suç konusu yaparak mücadelemize zarar vermek istemektedir. Üstelik ortada suç teşkil eden hiçbir delil olmadığından bu oluşturdukları suç unsurlarını yine yaratıkları iftiracı tanıklar üzerinden yapmaya çalışmaktadır. İddianamede yer alan suçlamaların tarihsel seyri bile ortada bir iftira olduğunu kanıtlar niteliktedir.

    Bu davayla sağlık hakkı, sendikal haklar ve kadın mücadelesi de yargılanmak istenmektedir. Salgın döneminde hakları verilmeyen sağlık emekçileri için aktif mücadele eden sendikamızın faaliyetlerinin dava konusu yapılmasını kabul etmiyoruz. İktidarın yapması gereken halka ücretsiz ulaşılabilir nitelikli ve anadilinde sağlık hizmeti sunmak, sağlık emekçilerinin haklarını vermektir. Hak mücadelesi veren emek örgütlerini yıpratma çabası sonuç vermeyecektir. Bu hukuksuz davada yargılanan tüm arkadaşlarımız serbest kalıncaya kadar mücadeleye devam edeceğiz. Bu mücadelede; işkolumuzdaki emek ve meslek örgütleri başta olmak üzere, tüm demokrasi güçlerini 3 Ekim 2022 günü Pazartesi (yarın) 22. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülecek duruşmaya hep birlikte katılım sağlamak üzere 09:30 da Ankara Adliyesi ana giriş kapısı önünde buluşmaya davet ediyoruz.”

    PİRHA/ANKARA

  • ‘Aysel Tuğluk’un yanında olmak insanlık borcudur’-VİDEO

    ‘Aysel Tuğluk’un yanında olmak insanlık borcudur’-VİDEO

    PİRHA-‘Demans’ tanısı konulduğu cezaevinde tutukluluğu devam eden HDP eski Eş Genel Başkan Yardımcısı Aysel Tuğluk’un durumuna ilişkin çağrılar gelmeye devam ediyor. Avukat Cemile Turhallı Balsak, “Adli Tıp Kurumu’nun bilimden, vicdandan, etikten ne kadar uzaklaştığını verdiği rapor ile görmüş olduk” ifadelerini kullanırken, sanatçı Pınar Aydınlar, Aysel Tuğluk’un yanında olmanın insanlık borcu olduğunu dile getirdi.

    Tutuklu bulunduğu cezaevinde ‘demans’ tanısı konulan Halkların Demokratik Partisi (HDP) eski Eş Genel Başkan Yardımcısı Aysel Tuğluk‘un durumu gün geçtikçe kötüleşiyor. “Cezaevinde kalamaz” raporuna rağmen tahliye edilmeyen Tuğluk‘un durumuna ilişkin çağrılar da sürüyor. HDP Bingöl İl Genel Meclis Üyesi İmdat Morsümbül, Avukat Cemile Turhallı Balsak, HDP Bingöl Milletvekili Erdal Aydemir, Sağlık Emekçileri Sendikası (SES) Eş Genel Başkanı Selma Atabey ile sanatçı Pınar Aydınlar, Tuğluk için CANTV’ye açıklamalarda bulundu.

    “AYSEL TUĞLUK İLK EŞ BAŞKANLARDAN BİRİSİDİR”

    Aysel Tuğluk’un siyasi kimliğine değinen HDP Bingöl İl Genel Meclis Üyesi İmdat Morsümbül, “Bu tamamıyla Aysel Tuğluk’un siyasi kimliğinden kaynaklı yapılan bir ırkçı saldırıydı. Aysel Tuğluk hafıza kaybı yaşamasına rağmen Adli Tıp Kurumu’nun keyfi bir şekilde verdiği “cezaevinde kalabilir” raporu uygulanıyor. Doktorlar “cezaevinde kalamaz” demesine rağmen; siyasi kimliğinden kaynaklı keyfi şekilde cezaevinde tutuluyor. Bir şekilde ölüme terk ediliyor. Yalnız Aysel Tuğluk değil onlarca hasta tutsak var. Birçok hasta tutsağın cenazeleri çıktı. Aysel Tuğluk ayrıca ilk eş başkanlardan birisidir. Derhal koşulsuz şekilde serbest bırakılmasını istiyoruz” ifadelerini kullandı.

    “ATK; BİLİMDEN, VİCDANDAN UZAKLAŞMIŞ”

    Av. Cemile Turhallı Balsak Adli Tıp Kurumu’nun (ATK) Tuğluk için verdiği rapora değinirken, şunları söyledi:

    “Aysel Tuğluk’un durumu daha özgün bir yer oluşturuyor diyebiliriz. Özellikle kadın siyasetçi kimliği bu politikanın nedenlerinden bir tanesi. Hedef alınarak kendisine yönelik bir ayrımcılığa dönüştüğünü de söylemek mümkün. Eş başkanlık sisteminin ilk eş başkan olarak Kürt siyasi hareketinde yer almıştır. Bunun yanında insan hakları mücadelesini hatırlamak gerekiyor. Bir hukukçu olarak kendisini insan hakları mücadelesine adamış. Hukuk mücadelesini kadın mücadelesi boyutuyla büyütmüş. Mücadelenin her alanında yer almış ve taşımış. Elbette ki tesadüfi değil. Bu politikanın bir sonucu olarak kendisinin hedef alınması ve artık sağlığını da aşan bir yaşam hakkına müdahale edebilecek bir sonucunda gerçekleştiğini ne yazık ki kendisinin örneğinde de görüyoruz. Adli Tıp Kurumu’nun bilimden, vicdandan, etikten ne kadar uzaklaştığını verdiği rapor ile görmüş olduk.”

    “UYGULAMALARIN TEMELİNDE KÜRT, ALEVİ BİR KADIN OLMASI YATIYOR”

    HDP Bingöl Milletvekili Erdal Aydemir ise “En başta Aysel Tuğluk bir Kürt, Alevi bir kadın. Bütün bu uygulamalar ile karşı karşıya bırakılmasının temelinde bu yatıyor. Adli Tıp Kurumu’nun vermiş olduğu rapor detaylı incelendiğinde ciddi bir çelişkinin yaşandığını görüyoruz. Rahatsızlığı nedeniyle cezaevinde kalamayacağı, infazının ertelenmesi gerekiyor” dedi.

    “POLİTİK BİR TUTUM OLDUĞU NOKTASINDA NETİZ”

    Cezaevlerinde yaklaşık 700 hasta tutuklunun olduğunu hatırlatan SES Eş Genel Başkanı Selma Atabey “Maalesef bu politika şu an değil aslında hasta tutsaklar ile ilgili yıllardır süren bir durum. Hasta tutsak ailelerinin başlattığı bir adalet nöbeti var. Bunun politik bir tutum olduğu noktasında hepimiz netiz. Aysel Tuğluk’a dönük de Kocaeli Adli Tıp Kurumu’nun raporunu esas almadan sadece yine politik bir karar ile Tuğluk’un içeride bırakılması hem insani olarak kabul edilebilir bir şey değil. Hem de evrensel olarak sağlık ve yaşam hakkı olarak değerlendirdiğimizde bunun düşmanca bir tutum olduğunu net bir şekilde ifade edebiliriz. Özellikle koronavirüs süreci iyi yönetilemedi. Cezaevindeki insanlar çok daha mağdur. Başta Aysel Tuğluk olmak üzere şu an cezaevinde yaklaşık 700 hasta tutsağın olduğunu biliyoruz. Birçoğunun ilaca erişiminde ciddi sıkıntıların olduğunu biliyoruz. Bu uygulamaların bir an önce Türkiye’nin en azından demokratikleşmesi açısından belki de süreci cezaevlerinden başlatmak gerekiyor” diye konuştu.

    “FAŞİZM HUKUKU KARŞISINDA AYSEL TUĞLUK’UN YANINDA OLMAK İNSANLIK BORCUDUR”

    “Aysel Tuğluk sıradan bir siyasetçi değildir” diyen sanatçı Pınar Aydınlar da sözlerini şöyle sürdürdü:

    “Alevi Kürt kadın kimliğiyle DTK önceki dönem eş başkanlığı yapmış. Milletvekilliği görevi üstlenmiş. Çok değerli bir insandır. 2016 yılından beri hapishanede. Çünkü özgürlüğü, adaleti, eşitliği tüm halklar için sahiplendi. Kürt kimliğinin ve bu mücadelenin bir neferi olarak da bugün devlet politikaları tarafından “demans” hastalığına rağmen cezalandırılmaya çalışılıyor. Aysel Tuğluk’un yaşadığı bu süreç aslında bir gözdağı. Kürt siyasetine karşı büyük bir tehdit. Hasta tutsaklar için en çok mücadeleyi veren bizler Aysel Tuğluk’un yaşadığı bu süreçte, devlet politikalarının düşman hukukunu nasıl uyguladığını hep beraber gördük. Aysel Tuğluk’un annesi Hatun Tuğluk defnedildiği mezarından çıkarıldı. Aysel Tuğluk hapishaneden annesini defnetmek için geldiğinde bu acı tabloyla karşılaştı. Bu bir faşizm hukukuydu. Aysel Tuğluk’un yanında olmak zaten bir insanlık borcudur.”

    PİRHA / İSTANBUL

  • SES Eş Başkanı Atabey: Sağlık sistemi çöktü, hükümet sorunlarımızı çözmüyor-VİDEO

    SES Eş Başkanı Atabey: Sağlık sistemi çöktü, hükümet sorunlarımızı çözmüyor-VİDEO

    PİRHA- SES Eş Genel Başkanı Selma Atabey, iktidarın Meclis’e sunduğu kanun teklifinin sağlık emekçilerinin taleplerini karşılamadığını ve sorunlarını çözmediğini belirterek, “Sağlık Bakanlığı’nın hazırladığı bütçe gerçeği yansıtmıyor ve ihtiyacı karşılamıyor. Artık hiçbirimiz geçinemiyoruz. 22 Aralık’ta da benzer bir durumla karşı karşıya kaldığımız takdirde bunu uzun soluklu bir mücadeleye dönüştüreceğiz” dedi.

    AKP’li Milletvekilleri, 1 Aralık 2021 tarihinde hekim ve diş hekimlerinin emeklilik ve maaşlarında iyileştirme yapılmasını öngören kanun teklifini Meclis’e sunmuştu. Sağlık emekçileri, kanun maddesinin tüm sağlık emekçilerini kapsaması gerektiğini ve diğer taleplerinde yerine getirilmesi gerektiğini belirterek duruma tepki gösterdi. Gelen tepkiler üzerine söz konusu kanun maddesi düzenlenmek üzere geri çekildi. Değişikliğin bütçe görüşmelerinden sonra yeniden Meclis gündemine getirileceği belirtildi.

    Ülkenin birçok yerinde Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçileri Sendikası (SES) üyesi sağlıkçılar tarafından gerçekleştirilen iş bırakma eylemlerinde sağlık emekçileri, iş barışını bozan yasayı kabul etmediklerini ve geçinemediklerini belirterek, sağlığın bir ekip işi olduğunu vurguladılar. Bazı yerlerde engellemelerle de karşılaşan emekçiler, baskılara rağmen eylemlerini gerçekleştirdiler.

    İş bırakma eylemlerini, sağlık emekçilerinin yaşadıkları sorunları ve talepleri PİRHA’ya değerlendiren SES Eş Genel Başkanı Selma Atabey, iktidarın Meclis’e sunduğu kanun teklifinin sağlık emekçilerinin taleplerini karşılamadığını ve sorunlarını çözmediğini belirtti. Yaşanan ekonomik kriz nedeniyle sağlık emekçilerinin her geçen gün yoksullaştığını da söyleyen Atabey, hakların alınması için birlikte mücadele etmenin, ses çıkarmanın önemli olduğunu vurguladı.

    “SAĞLIK BAKANLIĞI’NIN HAZIRLADIĞI BÜTÇE GERÇEĞİ YANSITMIYOR”

    1 Aralık’ta Meclis’e sunulan kanun teklifinin hazırlık aşamasında sağlık meslek örgütleriyle temas kurulmadığını, sağlık emekçilerinin taleplerinin görmezden gelindiğini ifade eden Atabey, söz konusu teklifin gündeme gelmesinde sağlık emekçilerinin çabasının ve TTB’nin gerçekleştirdiği ‘Beyaz Yürüyüş’ün etkili olduğunu dile getirdi.

    İktidarın sadece hekimlerin sorunları varmış ve bu sorun da sadece maaşlarmış gibi davrandığını söyleyen Atabey, “Bu yasanın Meclis’e geldiğini duyduğumuz akşam hemen harekete geçtik. Tüm sağlık meslek örgütleriyle görüştük. Meclis’te grubu olan partilerin grup başkan vekillerini aradık. Bu yasanın düzeltilmesi gerektiğini ve tüm sağlık emekçilerini kapsaması gerektiğini söyledik. Çünkü dediğimiz gibi sağlık bir ekip işidir. Sağlık Bakanlığı’nın 2022 yılına ait bütçesinde büyük eksiklikler var. Her şeyden önce sağlık emekçilerinin ekonomik ve özlük haklarına dönük hiçbir iyileştirme yok. Aslında bu hazırlanan bütçe taslağı 2020 yılında hazırlanan taslağın aynısı. Oysa şu anda Türkiye’de korkunç bir ekonomik kriz var. Dolar 13 buçukta, Euro 15 buçukta. Gerçek enflasyon yüzde 50’nin üzerinde. Sağlık Bakanlığı’nın hazırladığı bütçe gerçeği yansıtmıyor ve ihtiyacı karşılamıyor” şeklinde konuştu.

    “TÜRKİYE’DE ARTIK HEPİMİZ AÇLIK SINIRINDA YAŞIYORUZ”

    Söz konusu kanun teklifinin adaletsiz ve yetersiz olduğunu belirten Atabey, tüm sağlık meslek örgütleriyle görüştüklerini ve durumu protesto etmek için iş bırakma eylemleri yapmaya karar verdiklerini anlattı. Bu eylemlerin bir uyarı eylemi olduğunu, sağlık emekçilerinin taleplerinin yerine getirilmemesi durumunda güçleri doğrultusunda eylemlerine devam edeceklerini vurgulayan Atabey sözlerine şu şekilde devam etti:

    “Bu eylemleri tüm sağlık emekçileri yaptı ama sadece sağlık emekçileri ekonomik krizi yaşamıyor. Sadece onların maaşları bu ay enflasyon karşısında erimedi. Tüm toplumun gelirleri çok ciddi bir düşüşle karşı karşıya. Son yapılan anket çalışmasına göre, şu anda Türkiye’de yoksulluk sınırı 13 000 TL olarak ifade ediliyor. Açlık sınırı ise 3 bin 900 TL olarak ifade ediliyor. Sağlık emekçilerine dönüp baktığımızda, 13 binin üstünde maaş alan hiçbir arkadaşımız yok ama 3 bin 900’e yani açlık sınırına yakın parametrelerde maaş alan arkadaşımız çok. Şunu çok net ifade edebilirim, Türkiye’de artık hepimiz açlık sınırında yaşıyoruz. Artık hiçbirimiz geçinemiyoruz ve bu sorun ortak bir sorun. Bu sorunu önümüzdeki günlerde yapacağımız mitinglerle daha çok gündeme getireceğiz.”

    “ŞU ANDA TÜRKİYE’DE SAĞLIK SİSTEMİ ÇÖKMÜŞ DURUMDA”

    Sağlık emekçilerinin sadece ekonomik ve özlük kaygılar yaşamadığını, bunun yanı sıra sağlık hizmetlerinde çok ciddi anlamda niteliğin düştüğünü söyleyen Atabey şunları aktardı:

    “Çünkü insanlar artık ilaca ulaşamıyorlar. SGK bünyesinden yaklaşık 600 ilaç çıkartıldı. Bunun yanı sıra insanlar muayene olmak için hastaneye gitmek istediklerinde randevu alamıyorlar. Yani önceden insanlar hastane önlerinde kuyruğa dizilirlerdi doktora ulaşabilmek için sağlık hizmetine ulaşabilmek için, şu an insanlar evlerinde telefon başlarında ya da bilgisayar başında randevu almaya çalışıyorlar. Yani toplum sağlık hizmetine ulaşamıyor. Sağlık emekçileri istedikleri nitelikte sağlık hizmeti sunamıyorlar. Çünkü her bir doktora bir muayene için 5 dakikalık süre verilmiş. Bu çok yetersiz. Açık ve net söyleyeyim şu anda Türkiye’de sağlık sistemi çökmüş durumda. Biz sağlık emekçileri olarak hem halkın sağlığa ulaşması için mücadele ediyoruz hem de kendi ekonomik, özlük ve demokratik haklarımız için mücadele ediyoruz.”

    “HÜKÜMET SADECE ALGI YÖNETİYOR”

    Söz konusu yasa teklifinin düzenlenerek 22 Aralık’ta tekrar Meclis gündemine geleceğini anımsatan Atabey, sağlık meslek örgütleriyle görüştüklerini ve ayın 22’sine kadar eylem ve etkinliklerine devam edeceklerini kaydetti. AKP İktidarının özellikle 2015-16 yıllarından sonra algılar yaratarak ülkeyi yönettiğinin altını çizen Atabey; “Geçen haftaki yasayı ‘bütün hekimlere bu kadar ek ödeme verildi, müjde’ denilerek gündeme getirdiler. Müjde dedikleri an biz altında bir algı operasyonu olduğunu artık anlayabiliyoruz. Yasanın içerisine baktığımızda hekimler arasında bile ciddi bir ayrım var. Yani özel hastanede, üniversitede, ASM’lerde çalışan hekimler diye ayırmışlar. Benzeri bir algı yönetiminin 22 Aralık’ta da devam edeceğini bizler de biliyoruz. Sağlık emekçilerinin sorunları, talepleri görmezden gelinecek. Bizler bu noktada itirazlarımızı ve mücadelemizi ortak yürütebilirsek kendimize yol açtığımız gibi diğer kurumlara da yol açabiliriz. Çünkü bu ülkede gerçekten de antidemokratik birçok uygulamalarla karşı karşıya kaldık. İş bırakma eylemlerimizde polisle çatışmak zorunda kaldık. Ciddi engellemeler ile karşı karşıya kalıyoruz, sesinizi kısmaya çalışıyorlar. 22 Aralık’ta da benzer bir durumla karşı karşıya kaldığımız takdirde bunu uzun soluklu bir mücadeleye dönüştüreceğiz” dedi.

    “AMELİYAT OLAMAZ, İLAÇ ALAMAZ HALE GELİNECEK”

    Sağlık Bakanlığı’na 2022 yılı bütçesinden ayrılan payın çok az olduğunu ve ayrılan bu miktarında büyük kısmının Şehir Hastaneleri’ne ve özel hastanelere aktarıldığını ifade eden Atabey son olarak şunları söyledi:

    “Şu an Sağlık Bakanlığı’nın bütçesinin yüzde 70’i Şehir Hastaneleri’ne ayrılmış durumda. Şehir Hastaneleri kime hizmet ediyor? Sermayedarlara. Çünkü kamu ve özel ortaklığı ile yapıldı deniyor. Kamu hastanelerine kalan yüzde 30 ve şu anda biliyorsunuz ki hastanelere alınan malzemeler dolar ve euro üzerinden alınıyor. Bundan dolayı bir süre sonra siz hastaneye gidip ameliyat olmayacaksınız ya da tedavi olamayacaksınız. İlaç, protez vs. alamayacaksınız. Bu devasa Şehir Hastaneleri’nin o muhteşem görüntülerinin aslında içi bomboş. Politika üretemeyen, yönetemeyen ve zayıflayan bir iktidar var karşımızda. Biz sağlık emekçileri sadece kendimiz için mücadele vermiyoruz. Biz sesimizi yükseltirsek, birlik olabilirsek taleplerimize sessiz kalamazlar.”

    Melis CİDDİOĞLU-Eren GÜVEN/ANKARA

  • SES’ten 27 Ağustos’taki iş bırakma eylemine çağrı: Bize güvenin ve bizi destekleyin

    SES’ten 27 Ağustos’taki iş bırakma eylemine çağrı: Bize güvenin ve bizi destekleyin

    PİRHA-SES, hükümetle imzalanan TİS’e karşı kamu çalışanlarının ve aile hekimlerinin 27 Ağustos’taki iş bırakma eylemine katılım ve destek çağrısında bulundu. Açıklamada, “TİS’de taleplerimiz yer almadı. Bu sözleşmede emekçinin kazanımından bahsetmek mümkün olmadığı için üretimden gelen gücümüzü kullanmaya başlıyor 27 Ağustos’ta iş bırakıyoruz” denildi.

    Kamu Emekçileri Sendikaları Konfederasyonu (KESK), hükümetin açıkladığı memur zamlarının kabul edilemez olduğunu belirterek 27 Ağustos’ta bir günlük iş bırakma kararı aldı.

    Aile hekimleri de aynı gün, mevcut iş yükünü arttıran ve maaşlarından yüzde 10 kesinti yapılmasının önünü açan yönetmeliğe karşı 27 Ağustos’ta iş bırakacak.

    Her iki eyleme de destek vereceklerini belirten KESK’e bağlı Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçileri Sendikası (SES) Eş Genel Başkanı Selma Atabey; ‘Ne yoksulluk sınırı altındaki sefalet ücretini devam ettiren satış sözleşmesini ne de ASM’lerde ki ceza yönetmeliğini kabul etmiyoruz. 27 ağustos 2021 cuma günü hizmet üretmiyoruz. Sağlık ve sosyal hizmet işkolumuzda çalışan tüm emekçileri ve örgütlerini destek vermeye ve hizmet üretmemeye katılmaya davet ediyoruz’ dedi.

    “TİS MASASINDA KENDİ ÇIKARLARINI VE KOLTUKLARINI KORUDULAR”

    Atabey yaptığı yazılı açıklamada şunları ifade etti:

    “Hepinizin bildiği gibi 6. Dönem Toplu sözleşme masasında Memur-Sen ve Kamu sen tarafından yapılan gizli pazarlık ve satış sözleşmesi 22 Ağustos’ta imza altına alındı. Daha önceki satış sözleşmelerinde de sergilenen oyun baş aktörlerinin kimi değişse de ana karakter oyuncuları değişmeden kendini tekrar etti.  5,5 milyon kamu emekçisi ve emeklisi bir ‘oldubitti’ durumuyla yine sefalet haline ve kendi kaderine teslim edildi. İTUC ve ETUC kapısından her yıl geri çevrilen sadece 4688 sayılı kadük Sendika yasasına göre sözde yetkili olan ama bu yetkiyi her TİS masasında kamu emekçisinin çıkarlarını değil kendi çıkarlarını ve koltuklarını korumak olan bir sendikanın metne imza atması, bununla milyonlarca kamu emekçisini/ emeklisini yok sayması asla kabul edilemez.  Memur Sen’in kazandığı, memurun kazanamadığı, bu uzlaşma için tarihi kazanım olarak açıklamalar yapıldı.”

    “TİS’DE TALEPLERİMİZ YER ALMADI”

    ‘Bu cambazlık hünerlerinin sergilendiği mutabakatta taleplerimiz yer almadı’ diyen Atabey sözlerine şu şekilde devam etti:

    “-Kamu emekçilerinin yıllardır yaşadığı gelir vergisi adaletsizliğine son verilmesi Emekli olduğumuzda maaşlarımızın yarı yarıya düşmesine yol açan ek ödemelerin emekliliğe yansıtılması, yoksulluk sınırı üzerinde temel ücret talebimiz,

    -Farklı adlar altında güvencesiz istihdam edilenlerin kadrolu-güvenceli istihdama geçirilmesi,

    -“4/C’li 4/B’liler” olarak bilinen kamu emekçilerinin ek ödeme, emeklilik gibi temel sorunlarının çözümü

    -Sayıları yüz bini aşan Yardımcı Hizmetler Sınıfının yaşadığı mağduriyetlerin giderilmesi,

    -Torpilin, kayırmanın kapsını sonuna kadar açan mülakat sitemine son verilmesi.

    -OHAL KHK’leri ile sorgusuz-sualsiz işinden ekmeğinden edilen kamu emekçilerinin görevine iadesi,

    -Kadın kamu emekçilerine yönelik ayrımcılığın önüne geçilmesi için kadın taleplerinin kadın emekçiler tarafından görüşülmesi ve mutabakat metninde ayrı bir başlık altında yer alması,

    -COVID-19’un meslek hastalığı ve iş kazası sayılması için illiyet bağı aranmasından vazgeçilmesi,

    -Sosyal hizmetlerde meslek çalışmaları, mesleklerin sorumluluk alanları ve sınırları çerçevesinde tanımlanmalı talebimiz,

    -Sağlık hizmetlerinden alınan katkı-katılım payı ve ilave ücretlerin kaldırılması için çalışma yürütülmesi,

    -Kamu kurumlarında ücretsiz kreşler açılması, söz konusu kreşler açılıncaya kadar kreş yardımı verilmesi,

    -Çalışma yaşamının demokratikleşmesine yönelik hiçbir talebimiz yoktu.

    Toplu sözleşmenin uzlaşı ile imza altına alınması için verdiğiniz tekliflerle sunulan teklifler arasında 1-2 puanlık fark olması ama bu farkın sosyal hak ya da çalışma ortamının iyileştirilmesine yönelik başka teklif sunulması gerekir. Aşağı yukarı tüm tekliflerin emekçilerin kabulleneceği teklifler olması gerekir. Ne sağlık ve sosyal hizmet emekçileri ne de diğer kamu emekçilerinin ve emeklilerinin kabul edileceği bir sözleşme ortada yok.”

    “BİZE GÜVENİN VE BİZİ DESTEKLEYİN”

    Gerçek enflasyonun %45’i aştığını belirten Atabey; “Sağlık ve sosyal hizmet emekçileri keşke ay çiçek yağı olsam demişken, İğneden ipliğe her şeye zammın yağmur gibi devam ettiği, fakat iktidarın şahlanan ekonomi söylemleriyle vatandaşımızı enflasyona ezdirmeyeceğiz nutuklarıyla canının çıkartıldığı, iş cinayetleri ve intiharların giderek arttığı, Üretici ve tüketici enflasyonu arasındaki makasın tam 26 puan açıldığı, dolayısıyla hayat pahalılığının önümüzdeki dönemde artacağının açık olduğu koşullara rağmen hiç kimsenin inanmadığı hedeflenen enflasyon rakamlarını temel alan bu mutabakat yetkili konfederasyonun tarihi kazanımı, değil tarihi utancı OLMUŞTUR. Bu nedenle de bu sözleşmeyi kabul etmiyoruz, bu sözleşmede emekçinin kazanımından bahsetmek mümkün olmadığı için üretimden gelen gücümüzü kullanmaya başlıyor 27 AĞUSTOSTA İŞ BIRAKIYORUZ” dedi.

    Açıklama şöyle devam etti:

    “Komşularımız, arkadaşlarımız, hemşerilerimiz, dostlarımız; her başınız sıkıştığında arayıp danıştıklarınız, biz sağlık ve sosyal hizmet emekçileri tüm ülke gibi artık nefes almakta ve yaşamakta zorlanıyoruz. Tıpkı sizin gibi enflasyonla, vergi yüküyle, hayat pahalılığıyla daha da yoksullaşan bizler, çalışma koşullarımızın ve sizlerin daha nitelikli sağlık ve sosyal hizmeti almanız için mücadele ederken sizin desteğinize çok fazla ihtiyaç duymaktayız. Sağlık ve sosyal hizmeti sunumunun iki önemli ve birbirlerine bağımlı paydaşıyız. Sistemin konuşan yüzleri olarak sorunların da paydaşıyız. Bu nedenle aile hekiminiz, hemşireniz, ebeniz, veri hazırlayıcınız, sekreteriniz, dahiliyeciniz, göz doktorunuz, fizyoterapistiniz, sosyal hizmet uzmanınız, bakıcı anneniz yani sağlık ve sosyal hizmeti sunan ekibiniz olarak sizden 27 Ağustos’ta sağlık ve sosyal hizmet emekçilerinin iş bırakma kararını anlamınızı, acil ve randevu alınmış durumlar dışında aile hekimliklerine, hastanelere muayene olmak, sosyal hizmet kurumlarına da hizmet almak için gelmemenizi bekliyor ve umuyoruz. Hiç olmadığı kadar birlikte hareket etmek zorundayız. Lütfen bize güvenin ve destekleyin.”

    PİRHA/ANKARA

     

  • Atabey: İçişleri ve Adalet Bakanları hakkında suç duyurusunda bulunacağız-VİDEO

    Atabey: İçişleri ve Adalet Bakanları hakkında suç duyurusunda bulunacağız-VİDEO

    PİRHA-Sağlık emekçileri sendikasına yönelik yapılan operasyonda gözaltına alınan SES Eş Genel Başkanı Selma Atabey yaşadıklarını PİRHA’ya anlattı. Atabey, pandemi sürecinin yönetilemediğini teşhir ettikleri için operasyon gözaltına alındıklarını belirterek, “Bu operasyonun adı Covid operasyonudur” dedi. Atabey, gizli tanık ifadesiyle gözaltına alındıklarını, bir arkadaşlarının ise ağabeyinin cenazesini morgta yıkarken gözaltına alındığını aktardı. 

    Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçileri Sendikası’nın (SES) Eş Genel Başkanı Selma Atabey’in de aralarında bulunduğu 8 kişi 25 Mayıs günü sabah erken saatlerde evlerine yapılan polis baskınıyla gözaltına alınmıştı. 8 gün Ankara Emniyet Müdürlüğü’nde gözaltında tutulan SES üyeleri ‘örgüte üye olmak’, ‘örgüt kurmak ve yönetmek’ iddialarıyla çıkarıldıkları mahkemece tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakıldı.

    Hakkında ‘yurt dışına çıkış yasağı’ ve ‘haftada bir gün imza atma’ şartıyla adli kontrol kararı verilerek serbest bırakılan SES Eş Genel Başkanı Selma Atabey yaşadıklarını anlatarak sağlık emekçilerine yönelik yapılan operasyon hakkında değerlendirmeler de bulundu.

    AKP iktidarı döneminde sağlık meslek örgütlerine baskının hep olduğunu ancak sendika olarak özellikle pandemi sürecinin yönetilemiyor oluşunu teşhir ettikleri için bu operasyona maruz kaldıklarını belirtti.

    “İKTİDAR ‘BEN EMREDERİM SİZ ÇALIŞIRSINIZ’ NOKTASINDA HAREKET EDİYOR”

    AKP iktidarının, bu tür baskı ve operasyonlarla sağlık emekçilerinden ne istediğini sorduğumuz Atabey şunları dile getirdi:

    “Aslında bu sürecin üstünü örtmemizi istiyor. Yaşanılan yönetememe krizi var. Özellikle pandemi sürecinde yönetememenin açığa çıkmasını istemiyor. Sağlık emekçilerinden ne istiyor? Ben ne dersem onu yapın diyor. Yani halk sağlığı sizi ilgilendirmez, şehir hastaneleri sizi ilgilendirmez, savaşlar sizi ilgilendirmez, ben vururum siz tedavi edin, ben katlederim, ben emrederim siz çalışırsınız noktasında hareket etmeye çalışıyor. Maalesef karşısında böyle bir sendika yok. Çünkü yaklaşık 25 yıldır Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçilerinin topluma yaklaşımı, halk sağlığına yaklaşımı ve sağlık emekçilerinin özlük, mali, sosyal ve demokratik hakları için çalışan bir sendikayız. Diğer sağlık meslek örgütleri olarak da bu dönem buluştuğumuz ve birlikte mücadele ettiğimiz çok gerekçelerimiz oldu.

    Özellikle bu son 1,5 yıldır pandemi süreciyle birlikte emek meslek örgütleri ile gerçekten çok ciddi bir emek sarf ettik. Birlikte çok ciddi mücadeleler ortaya koyduk ve sağlık emekçileri olarak da yönetilemeyen ve şeffaf olunmayan pandemi sürecinin doğal olarak toplumun bilgi alma hakkı üzerinden, sağlıklı olma hakkı üzerinden, yaşam hakkı üzerinden yürüttüğümüz politikalarla hem toplumu bilgilendiren, hem sağlık emekçilerinin sağlığını korumaya çalışan bir noktada bizler hareket etmeye çalıştık.”

    “PANDEMİ SÜRECİNİN YÖNETİLEMİYOR OLUŞUNU TEŞHİR ETTİĞİMİZ İÇİN OPERASYONA MARUZ KALDIK”

    İktidarın pandemiyi yönetemediğini sendika olarak gündeme getirdikleri ve şeffaf olunması noktasında baskı yarattıkları için bu tür baskılarla karşılaştıklarını söyleyen Atabey sözlerine şu şekilde devam etti:

    “Doğal olarak bizim söylemlerimiz üzerinden toplumda çok ciddi itirazlarla karşı karşıya kaldılar. Özellikle pandemi sürecinde sayıların çok gerçekçi olmayan rakamlarla verilmesi, hastalıkların çok farklı  farklı tanımlamalarla verilmesi, insanların kafalarının karıştırılması ve son 6 aydır da aşı geldi, geliyor, gelecek üzerinden yürüttükleri politikalar ve bizim buna dönük itirazlarımız ve toplumun sağlığını koruyan bir yerden açıklamalarımız onları sıkıştıran,  boşa düşüren ve itibarsızlaştıran bir noktaya getirdi. Ve geçen haftada aslında bizim sendikaya ve bizlerin şahsınıza dönük yapılan operasyonun asıl gerekçesinin bu olduğunu ifade edebilirim. Çünkü insanların ölümlerini kabul etmeyen, yaşamı savunan hatta sağlıklı bir yaşam için neler yapılması gerektiği noktasında perspektif veren örgütleriz. SES ve TTB savaşın karşısında duran, barışı örgütlemeye çalışan ve barışa dönük hiçbir şekilde sözünü sakınmayan iki örgütüz.”

    “BU OPERASYONUN ADI COVİD OPERASYONUDUR”

    Yapılan operasyonun iktidarın sendikalarına yönelik son bir buçuk yıllık öfkesi olduğunu ifade eden Atabey, “Bu operasyonun adı ne olarak basında geçti bilmiyorum ama adı Covid operasyonuydu. Sağlıkçılara dönük Covid operasyonu olarak değerlendirebiliriz. Bu süreç içerisinde birçok çalışmamız dediğim gibi iktidarı rahatsız eden, iktidarı zor duruma düşüren, özellikle zor durumda kalan Sağlık Bakanlığı noktasında bizim açıklamalarımızın bu şekilde üstü örtülmeye çalışıldı” dedi.

    “YANDAŞ MEDYA SENDİKAMIZI VE BİZİ RENCİDE EDEREK HEDEFE KOYDU”

    Atabey, gözaltı sürecini de şöyle anlattı:

    “Biz gözaltına alındık ve 8 gün gözaltında kaldık. 8 gün boyunca bir insan olarak, bu toplumun bir bireyi olarak kendimle ilgili maalesef hiçbir bilgi alamadım. Diğer 7 arkadaşımda keza öyle. Avukatlarımız ısrarla savcıyla buluşup, savcıyla görüşüp bizimle ilgili nasıl bir iddianame hazırlandığını, neyle suçlandığımızı öğrenmek için üstün bir çaba sarf ederken hiçbir şekilde bilgi sahibi olamadı. Ama ne tesadüftür ki gözaltına alındıktan tam 3 saat sonra yandaş medya üzerinden o alanlara servis edildik. Farklı örgütlerle anılarak, o örgütler üzerinden gözaltına alındığımız söylenerek sendikamızı ve bizleri rencide edecek cümlelerle hedefe konulduk.”

    “GÖZALTINA ALIRKEN ÇOK İNSAFSIZCA DAVRANDILAR”

    Son 5 beş yılı değerlendirdikleri zaman özellikle şu anda AKP iktidarının kendi dışında ki bütün yapıları, terörize ve kriminalize ettiğini vurgulayan Atabey şu şekilde konuştu:

    “15 Temmuz sonrasında yaklaşık 11 bin 500 sağlıkçı ihraç edildi. Bunun yaklaşık 820’si sağlık emekçileri sendikasına üye. Ve yine hiçbiri hakkında ne sağlıklı bir soruşturma ne bir iddianame hazırlanmadan bu arkadaşlarımız görevlerinden ihraç edildiler. Şu an geldiğimiz noktada da hiçbir şekilde bizimle ilgili bir delil yokken, bir tespit yokken, ellerinde hiçbir veri yokken, bizlerde gözaltına alındık ve tutuklama talebiyle de hakime gönderildik.

    “GİZLİ TANIK İFADESİYLE BİR ARKADAŞIMIZ MORGTA ABĞABEYİNİ YIKARKEN GÖZALTINA ALINDI”

    Dosyanın içeriğine bakıldığında sadece bir gizli tanığın ifadesi üzerinden devasa bir operasyon düzenleniyor. Bir arkadaşımız Van’daydı. Onlarca akrep ve yüzlerce polisle evi basılıyor. İstanbul’daki arkadaşımız hasta annesine bakarken oradan alınıp getiriliyor, diğer arkadaşımız abisini kaybetmişti. Morgta cenazesini yıkarken arkadaşımızı o haliyle gözaltına alabiliyorlar, bu kadar insafsız olabiliyorlar. Ve 8 gün boyunca bizimle ilgili hiçbir bilgi paylaşılmazken bu lağım medyası dediğimiz yerlerde bu olaylar sanki gerçekmiş gibi patlatılabiliyor. Oysa şüpheli dediğiniz olgu içerisinde bizler gözaltına alındık ve o şüpheli dediğimiz noktada hakim karşısına çıktığımızda aslında asılsız, hiçbir şekilde gerçekle uyuşmayan iddianame ile karşı karşıya kaldık.

    Ama asıl çarpıcı olan  biz Covidden dolayı mahkum edildik. Biz covidden dolayı şüpheli konumuna getirildik. Çünkü Covide dönük yönetemedikleri, üretemedikleri politikaları eleştiren bir noktada durduğumuz için biz,  bu gözaltıyla, bu operasyona karşı karşıya kaldık.”

    “NET OLARAK SÖYLÜYORUZ BU SÜRECİ YÖNETEMEDİLER”

    “Bir buçuk yıldır çok net söylüyoruz ve söylemeye de devam edeceğiz, Yönetemediler” diyen Atabey; “Sendika olarak geçmiş dönemlerde tutumumuz neyse emek, barış, demokrasi mücadelemizi nasıl yürüttüysek ve birçok saldırıyla karşı karşıya kaldıysak, bundan sonraki süreçte de bu duruşumuzdan, bu değerlerimizden asla taviz vermeyeceğiz. Ve bu noktada da yürümeye devam edeceğiz” şeklinde konuştu.

    “DOSYA BOŞ OLDUĞU İÇİN TUTUKLAYAMADILAR”

    Haklarında açılan davanın içeriğinde somut hiçbir delil ve iddia olmadığını belirten Atabey sözlerine şöyle devam etti:

    Şunu da belirtmek istiyorum. Evet, “bir insana bir suçu atmak kolay ama o suçu nasıl oluşturduğu, nereye dayandırdığı da önemli. Ama bu dosya tamamıyla boş bir dosyaydı, zaten tutuklayamamalarının da gerekçelerinden biri buydu. Sadece bir gizli tanığın ifadesi üzerinden yürüttükleri bir çalışmaydı ve biz bunun karşısında boyun eğip evet böyle bir yanlışlık oldu ya da böyle bir süreç yürütüldü biz bunu kabul ettik, yolumuza devam ediyoruz demeyeceğiz.”

    “SUÇ DUYURUSUNDA BULUNACAĞIZ”

    Yaşadıkları hukuksuzluğa karşı İçişleri ve Adalet bakanları hakkında suç duyurusunda bulunacaklarını söyleyen Atabey  “Buna dönük eğer savcı ise savcı, İçişleri Bakanıysa İçişleri Bakanı… Biz buna dönük suç duyurusunda bulunacağız. Hem sağlık emekçileri olarak hem de kendi itibarımız olarak değerlendiriyoruz. Kendi itibarımızı koruyan bir noktada hem birey olarak, insan olarak kendi itibarımız için suç duyurusunda bulunacağız. Ya sağlık örgütleri ile birlikte, eğer onlarda katkı sunarlarsa onlarla birlikte sunamazlarsa biz kendi adımıza Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçileri Sendikası adına İçişleri Bakanı’na ve Adalet Bakanı’na bu noktada bir suç duyurusunda bulunacağız. Ve bu sürecin en yakın takipçisi olarak bizler en ön saflarda olacağız.” açıklamasında bulundu.

    Eren GÜVEN-Cebrail ASLAN/ANKARA

  • SES Yöneticileri gözaltına alındı!

    SES Yöneticileri gözaltına alındı!

    PİRHA-Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçileri Sendikası (SES) yöneticilerine dönük sabah saatlerinde operasyon yapıldı. Aralarında SES Eş Genel Başkanı Selma Atabey’in de olduğu 8 kişi hakkında 4 günlük gözaltı kararı çıkarıldı.

    SES Eş Genel Başkanı Selma Atabey’le birlikte üye ve eski yönetici olan 8 kişi, sabah saatlerinde evlere yapılan operasyon sonrası gözaltına alındı.

    TEM Şubesi’ne götürülen sağlık emekçilerinin ne gerekçeyle gözaltına alındıkları ise açıklanmadı.

    SES Eş Genel Başkanı Hüsnü Yıldırım, sendika avukatlarının, dosyaya konulan “gizlilik” kararı nedeniyle detay edinemediklerini aktararak tüm isimlerin Ankara’ya getirileceğini söyledi.

    Yıldırım, SES eski Eş Genel Başkanı Gönül Erden’in Dersim’de, SES eski Merkez Yürütme Kurulu (MYK) üyesi Fikret Çalağan’ın İstanbul’da, Rona Temelli’nin ise Van’da gözaltına alındığı bilgisini verdi.

    Ankara’da gözaltına alınan isimler ise şöyle: SES eski MYK üyesi Belkız Yurtsever, SES eski EŞ Genel Başkanı Bedriye Yorgun, emekli üye Ramazan Taş, Erdal Turan.

    PİRHA/ANKARA

  • SES, ocak ayı boyunca ‘Maskeler konuşuyor’ eylemi yapacak-VİDEO

    SES, ocak ayı boyunca ‘Maskeler konuşuyor’ eylemi yapacak-VİDEO

    PİRHA- SES Merkez Yönetim Kurulu, Ocak ayı boyunca yapılması planlanan “Maskeler Konuşuyor” eylem ve etkinlik takviminin detaylarını paylaştı. SES Eş Genel Başkanı Selma Atabey, “Her gün üçer beşer ölmeye başladık, bizleri görmezden geldiler. Sağlık Bakanlığı önünde haykırdık, bizleri duymadılar. Bu yaklaşıma karşı belki maskelerimizi görürler, duyarlar diye ‘maskeler konuşuyor’ eylem ve etkinlikleri düzenleyeceğiz” dedi.

    Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçileri Sendikası (SES), Genel Merkez binasında yaptığı açıklama ile Ocak ayı boyunca sürdürülecek “Maskeler Konuşuyor” eylem ve etkinlikleri hakkında bilgi verdi.

    Basın açıklamasını okuyan SES Eş Genel Başkanı Selma Atabey, “SES’imiz, çığlığımız duyulmadı, taleplerimiz görülmedi, şimdi sıra maskelerimizde” diyerek eylem planlarının detayını paylaştı.

    Atabey, sağlık ve sosyal hizmet emekçileri olarak, bir yandan toplumun salgından zarar görmemesi için gerekli tedbirlerin uygulanması mücadelesini verirken, bir yandan da kendi sağlıkları için mücadele yürüttüklerini ifade etti.

    “BUGÜNE KADAR 339 SAĞLIK VE SOSYAL HİZMET EMEKÇİSİ YAŞAMINI YİTİRDİ”

    Atabey, sağlık ve sosyal hizmet emekçilerinin uzun yıllardır yaşadığı sorunların Covid-19 pandemisi ile daha da katlandığını söyleyerek şunları aktardı:

    “Pandemi yönetimi nedeniyle bugüne kadar 339 sağlık ve sosyal hizmet emekçisi yaşamını kaybetmiş ve yüz binlercesi de hastalanmıştır.

    Bizler ‘Yaşatmak için yaşamak istiyoruz’ diye haykırdık, çığlıklar attık, sesimizi duymak istemediler. Her gün üçer beşer ölmeye başladık, bizleri görmezden geldiler. İş yerleri önünde, servislerde, Sağlık Bakanlığı önünde haykırdık, bizleri duymadılar. Sözümüzü, eylemimizi görmezden gelen bu yaklaşıma karşı Ocak ayı boyunca, belki maskelerimizi görürler, duyarlar diye ‘maskeler konuşuyor’ eylem ve etkinlikleri düzenleyeceğiz.

    “TÜKENİYOR VE HER GÜN ÖLÜYORUZ”

    Pandeminin başlarında alkışlanan biz sağlık ve sosyal hizmet emekçileri vergi yükünün, enflasyon oranlarının altında ezildik ve ezildikçe yoksullaştık. Pandemi koşullarında izinsiz, dinlenmeksizin virüs yüküyle mücadele ederken tükeniyor ve her gün ölüyoruz. İnsanca yaşayacak, meslek riskimizi karşılayacak, tek kalemde, yoksulluk sınırının üstünde temel ücret diye isyan edip çığlık attıkça performans ve ek ödemeler bizlere lütuf olarak sunuldu.

    İş yükümüzün ağırlığının herkes tarafından kabul gördüğü bu süreçte hakkımız olan yıpranma payının tüm sağlık ekibine bütünlüklü verilmemesi, farklı istihdam biçimleriyle çalıştırılıp farklı ücretlendirilmenin iş barışını bozduğu da aşikardır. Uzun yıllardır sağlık ve sosyal hizmet alanında eksik personel ile çalışılmakta, bu yüzden de ağır iş yükü ve angarya yaşanmakta, pandeminin de koşulları ağırlaştırması sonucunda sağlık emekçileri tükenmektedir. Yıllık izinlere ve emekli olma hakkına yasak getirmenin mantığı da yine bu personel eksikliğine dayandırılmaktadır. Buna rağmen atama bekleyen binlerce sağlık emekçisinin ataması yapılmamakta, haksız hukuksuz şekilde işlerinden edilmiş olan KHK’lı emekçiler işlerine iade edilmemektedir. Bu yanlış politikaların sonucunda sağlık emekçileri artık tükenmenin de ötesinde, ayakta zor durmaktadır.

    Sağlık emekçileri artık kendilerine verilen sözlerin tutulmamasından, ücretlerinin ve özlük haklarının iş yükü ve meslek risklerine göre OECD ülkeleri ile eşit seviyeye getirileceğine dair umutlanmaktan ve umutlarının boşa çıkarılmasından bıktılar.

    Klinikler, yoğun bakımlar, ameliyathaneler, laboratuvarlar, ambulanslar, eczaneler iş yerlerimiz değil mezarlarımız oldu. Bu duruma bu ülkenin gerçek sendikaları, sağlık meslek örgütleri ve onların örgütlü gücü son verebilir.

    Biz de tüm bu nedenlerle ekonomik, özlük, pandemide toplumun sağlık ve sosyal hizmet hakkı ve işçi sağlığı ve güvenliği başlıklarından oluşan taleplerimizi, 4 hafta boyunca maskelerimizle dile getireceğiz.

    4 Hafta boyunca işyerleri önünde, yemekhanelerde, toplantı salonlarında sesiz oturma eylemleri, açıklamalar gerçekleştireceğiz. Taleplerimizin yazılı olduğu maskelerimizle sesimiz duyulsun diye çalışacağız.”

    PİRHA/ANKARA