PİRHA-Mezopotamya Ajansı’nın kuruluşun 5’inci yıl dönümünü kutluyor. 5’inci yılına dair açıklama yayınlayan Mezopotamya Ajansı, yıllarca yasaklama, bombalama, öldürülme, tutuklanma, gözaltı ve şiddetle karşı karşıya kaldıklarını ancak hakikati yazmaktan vazgeçmediklerini ifade etti.
Mezopotamya Ajansı’nın kuruluşun 5’inci yıl dönümünü kutluyor. Kürtçe, Türkçe, İngilizce yayın yapan Mezopotamya Ajansı, 5’inci yılına dair yaptığı açıklamanın tamamı şöyle:
“33 yıldır özgür basın, sayısı 50’yi geçen gazete, radyo, haber ajansları, dergilerle egemenlerin karşısında halkın sesi, sözü, gözü olabilme adına iğneyle kuyu kazar gibi hakikati ortaya çıkardı, çıkarıyor. Bizler de aynı isimlerle çıkan gazete, yayın yapan ajans, her gün halkla buluşan radyolarda çalışmak isterdik, ancak olmadı. İktidarda kimin olduğu fark etmedi; onlar kapattı, bombaladı, biz yenilerini yeni isimlerle kurduk, aynı ruhla hakikati yazdık. Vardık, varız ve var olacağımızı her gün el koydukları gazetelerimizin manşetlerine yazdık. İktidarlar geldi geçti, dönemine göre sertleşti, yumuşadı ama biz hakikati savunmaktan geri durmadık.
4 Nisan 2002’de “Gerçeklerden asla taviz verilmez” sloganı ile başlayan ve 14 yılda, Türkiye’deki basın algısına radikal bir müdahalede bulunan, bir markaya dönüşen Dicle Haber Ajansı (DİHA), AKP hükümetinin Kanun Hükmündeki Kararnamesi (KHK) ile 30 Ekim 2016’da kapatıldı.
“DİHA, GECENİN EN KARANLIK SAATİNDE KAPATILDI”
Çok değil 14 gün sonra, 14 Kasım 2016 tarihinde Olağanüstü Hal (OHAL) ve Kanun Hükmünde Kararname (KHK) karanlığına karşı “Gerçekler karanlıkta kalmayacak” şiarıyla dihaber yayın hayatına başladı. dihaber de tıpkı DİHA gibi yine gecenin en karanlık saatinde 25 Ağustos 2017 tarihinde yayınlanan 693 sayılı KHK ile kapatıldı. OHAL ve KHK’lerle ayakta durmaya çalışan iktidar, dihaber’in hakikati ortaya çıkarma çabasına da ancak 9 buçuk ay dayanabildi. Ancak iktidar kapatmaktan, özgür basın geleneğinden gelen gazeteciler de hakikat ve doğru haberi halka ulaştırmaktan yılmadı, yorulmadı.
“MEZOPOTAMYA AJANSINI SİZLERLE BULUŞTURDUK”
Halkları habersiz bırakmak istemeyen biz gazeteciler çok geçmeden bir araya geldik ve 20 Eylül 2017 günü “yine ve yeniden biz” dercesine “Adliye çalışanlarının fişlendiği belge dosyada unutuldu” haberimizle Mezopotamya Ajansı’nı (MA) sizlerle buluşturduk. Toplumun tamamen karanlığa gömülmek istendiği bir dönemde, biz özgür basın geleneğinin takipçileri, söndürülmek istenen çıranın közüyle yeni bir çıra yaktık, karanlığa teslim olmak istemeyen halklarla birlikte bu çıranın ışığını dalga dalga yaymaya çalıştık.
4 yılımızı tamamladık ve 5’inci yılımıza merhaba dediğimiz bugün, bizleri karanlığa teslim etmek isteyen iktidarın yayına başladığımız gün kadar güçlü ve muktedir olmadığını görüyoruz. Biz ise 5 yılımıza 33 yılın deneyimini de katarak daha da güçlüyüz. Çünkü biz ne olursa olsun ışığın karanlığa galebe çalacağını bildiği için gözünü budaktan sakınmayan gazetecilerin yoldaşlarıyız: Gurbetellilerin, Apê Musaların, Hrantların, Ferhatların, Orhanların, Safyettinlerin, Cengizlerin, Metinlerin, Nujiyan, Deniz, Agirî, Rizgar ve Mazlumların…
Yayına başladığımız günden bu yana 34 defa internet sitemize erişim engeli getirildi. İktidarın talebi üzerine onaylı facebook sayfalarımız kapatıldı, sosyal medya mecralarındaki hesaplarımıza kısıtlamalar getirildi, muhabirlerimizin kameralarına el konuldu, fotoğraf makinaları kırıldı. Onlarca muhabirimiz gözaltına alındı, tutuklandı, tehdit edildi, hakarete uğradı ve haklarında süren davalara her gün yenileri eklendi. Ama Mezopotamya Ajansı tek bir adım dahi geri atmadı. Sadece ülke çapında değil, dünya çapında da ses getiren haberlere imza atmaya devam etti.
Postayla gönderilen cenazeleri, mezarlıktan çıkarılıp üst üste kaldırıma gömülen kemikleri, ilkokullarda Kürt çocuklarının kendi aralarında Kürtçe konuşmalarının yasaklanmasını, Suriyeliler için kurulan çadır kentlerdeki fuhuş organizasyonlarını, AKP iktidarının gücünü arkasına alan AKP’li milletvekili İbrahim Halil Yıldız ailesinin Şenyaşar ailesine yaptıklarını, Suruç, Ankara katliamları ve Türkiyeli 2 askerin yakılmasını anlatan DAİŞ emirinin ifadelerini, Kürt oldukları için gittikleri batı illerinde saldırıya uğrayan, linç edilen, öldürülen Kürt aileleri, işçileri, polislerin kaçak diye el koydukları pahalı telefonları eşlerine hediye etmelerini, HDP’li belediyelere atanan kayyımların rüşvet çarklarını ve yolsuzluklarını, helikopterden atılan köylüleri, cezaevlerinde intihar süsü verilmiş şüpheli tutsak ölümlerini, göç yollarında kaybedilen, nehirlere atılan mültecileri, askerlerin işkenceli köy baskınlarını, Şırnak’taki orman kıyımını, zırhlı araç cinayetlerini, failin polis ya da asker olduğu davalardaki cezasızlık politikasını, DEDAŞ’ın elektrik zulmünü, emekleri sömürülen işçileri ve iş cinayetlerini, kadın katliamlarını, adliye sarayında kutu içerisinde çocuğunun kemiklerini teslim alan babayı ve daha nice gündem yaratan sayısız haberi, kamuoyu Mezopotamya Ajansı’ndan öğrendi.
Kürtçe, Türkçe, İngilizce yayın yapan Mezopotamya Ajansı özgür basın hikayesini yazmaya devam ediyor. Bize yalnız olmadığımızı hissettirdiğiniz için siz değerli takipçilerimize teşekkür ediyoruz. ”
PİRHA- HDP Eş Genel Başkanı Mithat Sancar, yüz yılı aşan bir Kürt sorunu gerçekliği olduğunu belirterek, “Kürt sorunu gerçekliği gözümüzü kapatabileceğimiz bir gerçeklik değil. Eğer bunu görmezden gelirsek işte 100 yıldır yaşadığımız bu karanlık kanlı kısır döngüyü devam ettiririz. Çözümsüzlüğü yaratan her türlü uygulamayı reddediyoruz” dedi.
Halkların Demokratik Partisi (HDP) Eş Genel Başkanı Mithat Sancar, partisinin grup toplantısında gündeme dair değerlendirmelerde bulundu.
Türkiye’nin tarihi Olağanüstü Hal (OHAL) ve sıkıyönetimler tarihi olduğunu dile getiren Sancar, “AKP iktidara geldiğinde bu ülkede OHAL vardı. Şimdi de olağan hale gelmiş, kurumsallaşmış bir OHAL var, 20 Temmuz 2016’da 3 ay için ilan edilen OHAL, halen fiilen uygulanmaya devam ediliyor. Kayyım ve KHK uygulamalarında ısrar eden AKP-MHP faşist yönetimi OHAL’e can simidi gibi sarılmıştır, bunu bırakmaya niyetleri yoktur. Çünkü olağan şartlarla demokrasi ve hukukla bu ülkeyi yönetmenin kendileri ve zihniyetleri açısından mümkün olmadığını biliyorlar. Adaletsizliklerin ve haksızlıkların giderilmesi için ne gerekiyorsa yapmaya devam edeceğiz” dedi.
“EMİNE ŞENYAŞAR YALNIZ DEĞİLDİR”
HDP Eş Genel Başkanı Sancar’ın konuşmasındaki satırbaşları şöyle:
“Bakın 14 Haziran 2018’de yani tam 4 yıl önce bugün Urfa’nın Suruç ilçesinde AKP Urfa Milletvekili İbrahim Halil Yıldız’ın koruma ve yakınlarının Şenyaşar ailesinin iş yerine ve Suruç Devlet Hastanesine uzanan saldırıların sonucu Hacı Esvet Şenyaşar ile oğulları Adil ve Celal Şenyaşar yaşamını yitirmişti. Olayda Mehmet ve Fadıl şenyaşar ile birlikte toplam 8 kişi yaralanmış, saldırı sırasında yaralanan Fadıl Şenyaşar ve kardeşlerin tedavisi devam ederken gözaltına alınmış, sonrasında Fadıl Şenyaşar tutuklanmıştı. Aradan 4 yıl geçti. Ama adaleti sağlama gerçeği ortaya çıkarma açısından tek bir olumlu gelişme yaşanmadı. Olan tek şey Emine Anaya sadece hakkını aradığı için sürekli taciz uygulamak ve ceza vermektir. Yapılan tek şey, Emine Ana ve oğlu Ferit’i sürekli gözaltına almak, kendilerine eziyet etmektir.
Emine Şenyaşar ve oğlu katliamdan bugüne adalet mücadelesini kararlılıkla sürdürüyorlar. Urfa Adliyesi önünde 9 Mart 2021 tarihinde başlattıkları adalet nöbeti 463’üncü gününe girdi. Buradan bir kez daha söylüyoruz; Emine Ana yalnız değildir. Onun adalet talebi bizim talebimizdir, asla yalnız bırakmayacağız. Onun haykırışı, bu ülkede adalet arayanlara bir ışık ve cesaret örneği olarak görülmelidir.
Tüm toplumu ve ülkeyi siyaset ve geleceği yakından ilgilendiren önemli bir hususu bir kez daha burada sizlerin huzurunda değerlendirmek istiyorum. Bu da Kürt sorununda çözümsüzlük, savaş politikaları ve tecrit meselesidir. Ortada bir gerçeklik var. Gerçek siyaset gerçekliği gören siyasettir. Gerçekliği yok sayan siyaset değil. Gerçekliğe gözünü kapatan siyaset çözüm üretemez. Ülkeyi ve ülkede yaşanan insanları müreffeh, demokratik, özgür bir geleceğe taşıyamaz. Tam tersine ülkeyi çürütür, çökertir, insanlarını mutsuzluğa mahkum eder, umutsuzluğa boğar.
Gerçeklik nedir? Yüzyılı aşan bir Kürt sorunu gerçekliğidir. Bu gerçeklik var mı? Evet ‘yok diyenler’ de biliyor ki var. 100 yılı aşan bir Kürt sorunu gerçekliği gözümüzü kapatabileceğimiz bir gerçeklik değil. Eğer bunu görmezden gelirsek işte 100 yıldır yaşadığımız bu karanlık kanlı kısır döngüyü devam ettiririz. Peki bu ülkede 40 yıllık bir çatışma gerçekliği var mı? Kim inkar edebilir? Evet 40 yıllık bir çatışma gerçekliği var. Bu ülkede çözümsüzlük politikalarının en hakim anlayış olduğu bir gerçeklik mi? Aradaki bazı istisnai gelişmeler hariç evet! Bir gerçeklik. Çözümsüzlük politikalarının neredeyse düzen güçlerinin tümünün üzerinde uzlaştığı bir yol olduğu gerçeklik mi? Evet gerçeklik. Bunu yok sayabiliriz, isterseniz yok sayın, ama gerçeklik yok sayılınca ortadan kalkmıyor.
“SAVAŞ POLİTİKAALRI BU ÜLKEDE GERÇEKLİK”
Savaş politikaları bu ülkede bir gerçeklik mi? Gerçeklik. Bunlarla birlikte tecrit bir gerçeklik mi, gerçeklik. İmralı’da 23 yılı bulan bin hukuksuz düzen uygulanıyor ne uluslararası hatta ne iç hukuka uygun bir yanı var. Bu bir gerçeklik mi gerçeklik. Peki bu gerçeklikleri dile getirmek, siyasetin siyasi sorumluluğun bir gereği mi? Bizler için bir gereği. O nedenle hedefteyiz. Gerçeklikleri dile getirdiğimiz gerçeklikleri talep ettiğimiz, bu yüzleşmenin sağlanması için mücadele ettiğimiz için sürekli hedefiz. Diğer siyasi aktörler bu gerçekliğin üstünü paltoyla örtmeye çalışıyorlar, buna palyatif anlayış deniliyor, akademik literatür tabiri olarak söylüyorum. Bunun üstünü örterek sorunu yok edebiliyor musunuz? Hayır! Palyatif çözümlerin uzantısı nedir? Toplumu uyuşturmaktır, yani anestezi ile ya da ağrı kesicilerle oyalamaktır. Yapmamız gereken gerçek bir yüzleşmedir, gerçeklikle yüzleşmedir. Bu saydığım bütün gerçeklikler gizlemeyecek kadar açık çarpıcı ve yakıcı gerçekliklerdir.
“YÜZLEŞME OLMALI”
Bunlarla yüzleşme olmadan bu ülkenin düzlüğe çıkma imkanı ihtimali yoktur. HDP’de bunu esas almaktadır. Çünkü biz yeni bir başlangıç, Türkiye’de eşit, özgür, demokratik, barış içinde bir yaşam istiyoruz. Gerçeklikleri söylemek sarsar. Birçok kesime gerçekliği gösterdiğiniz zaman sarsılabilir. Tekrar söylüyorum. Çözüm yüzleşmekle başlar. Yüzleşme sarsar. Hatta acıtabilir. Gerçeği görmek, gözlerini kapatmak isteyenlerin sürekli yüzüne bu gerçekliği haykırmak onları sarsabilir, acıtabilir, öfkelendirebilir de. Ama gerçekliği yok saymak daha vahim sonuçlar yaratır. Ülkeyi çürütür, toplumu çökertir, çözer. O nedenle, biz yüzleşme siyasetini esas alıyoruz. Bu gerçekliklerden yüzleşilecek ve yüzleşmeyi gerçek çözüm siyaseti takip edecek.
Şimdi partimiz, hukuk dışı insanlık onuruna yakışmayan, yaşamı ikrar eden her uygulamanın, her anlayışın karşısındadır. Kürt sorununda demokratik çözüm ve bu ülkede kalıcı barış, ancak müzakere diyalog ve demokratik siyasetle mümkündür. Bunu da her fırsatta söylüyoruz, gereğini de her vesileyle yerine getirmeye çalışıyoruz her alanda. Tecrit çözümsüzlüğün bir parçası mıdır? Evet. Bu bir gerçekliktir. Basit örneklerle anlatalım. Uzun uzun sözler kurmaya gerek yok. 2013-2015 yıllarını hatırlayalım. Bu ülkede çatışmalar durmuş, çözüm umudu yükselmiş, ülkede demokraside de ekonomide de ilerlemeler kaydedilmiştir. Neden? Çünkü müzakere ve diyalog yöntemi uygulanıyordu. Cenazeler gelmiyordu. Hadi biz de o sözü kullanalım. Analar ağlamıyordu. Bizim istediğimiz bu. Biz istiyoruz ki ölümler olmasın. Ölüm siyaseti değil yaşam siyaseti hakim olsun. Bunun yolu savaş politikalarından değil, bunu yolu siyasetten, müzakereden ve diyalogdan geçer.
“ÇÖZÜMSÜZLÜĞÜ YARATAN HER TÜRLÜ UYGULAMAYI REDDEDİYORUZ”
Peki çözüm süreci o umut yaratan kanın durduğu iki-iki buçuk yıllık süreç ne zaman sona erdi. Fiilen 5 Nisan 2015’te sona erdi. 5 Nisan 2015 İmralı’da Abdullah Öcalan ile görüşmelerin kesildiği tarihtir, tecridin ağırlaştırılmış olarak yeniden devreye sokulduğu tarihtir. Çözümsüzlük politikalarının, savaş uygulamalarının yeniden ve ağır şekilde devreye sokulduğu yeni dönemin başlangıcıdır. O günden bugüne yaşadığımız yıkımlar herkesin gözü önündedir. Gözü önündedir ama gözümüzün önündekini görmek ayrıca cesaret ister. Biz işte bu cesareti gösteriyoruz. Çözümsüzlüğü yaratan her türlü uygulamayı reddediyoruz.
Bir başka örnek vereyim. İmralı’da Öcalan ile en son Ağustos 2019’da avukat görüşmesi yapılmıştı. Kamuoyuna çok net bir mesaj vermişti. Abdullah Öcalan, ‘Bir haftada çatışma durumunu ihtimalini ortadan kaldırırım’ demişti. Burada da başta devlet aklı olmak üzere bütün kesimlere bir mesaj iletmişti. Neden bu şans değerlendirilmiyor. Neden daha önce tecrübe edilmiş aslında önemli gelişmeler yaratmış yöntem rafa kaldırılıyor. İşte bizim burada Kürt sorununda demokratik çözüm, barış bunun yöntemi olarak diyalog, müzakere ve demokratik siyaset derken kastettiğimiz her alanda bunun imkanlarını yaratmak, ortadan kaldırılan şartların yeniden sağlanmasını istemektir. Gemlik yürüyüşü de bizim demokratik çözüm ve barış konusunda tutumumuzun bir başka alandaki yansımasıdır.
Evet çeşitli kuruluşlar kamuoyunun dikkatini yaygınlaşan savaş politikalarına, daha da derinleştirilmeye çalışılan çatışma anlayışına karşı demokratik çözüm ve barış imkanlarına dikkat çekmekti. Bu bir demokratik haktır. Gösteri Anayasal bir hak. Ama bu demokratik imkanı kullandırmamak için güvenlik güçleri iktidarın emriyle ağır şiddet uyguladılar. Milletvekillerimiz darp edildi, hatta gözaltına alınmak istendi. Kelepçe takıldı, görüntüler ortadadır. Şimdi burada böyle bir anlayışın nereye çıkacağını kestirmek zor değil. Demek ki, barış ve çözüm için yapılan her türlü gelişim bu iktidarı rahatsız ediyor. Çok rahatsız ediyor. Çünkü onlar için savaş siyaseti çözümsüzlük gerilim, kutuplaşma hayatta kalmanın neredeyse tek yolu. Biz ise hayır diyoruz. Çatışmaları bitirmek istiyoruz. Biz bu ülkede kalıcı barışı sağlamak istiyoruz. Onun için her alanda mücadele yürütmeye devam edeceğiz. Parlamento zemininde bütün gücümüzü kullanacağız. Demokratik siyasetin bütün alanlarında çalışmalar yürüteceğiz.
Demek ki, barış ve çözüm için yapılan her türlü gelişim bu iktidarı rahatsız ediyor. Çok rahatsız ediyor. Çünkü onlar için savaş siyaseti çözümsüzlük, gerilim, kutuplaşma hayatta kalmanın neredeyse tek yolu. Biz ise hayır diyoruz. Çatışmaları bitirmek istiyoruz. Biz bu ülkede kalıcı barışı sağlamak istiyoruz. Onun için her alanda mücadele yürütmeye devam edeceğiz.
Bize bu ülkede yıkımın, yaşamakta olduğumuz büyük sefaletin, derin yoksulluğun, yaygınlaşan açlığın doğrudan doğruya savaş politikalarıyla bağlantılı olduğunu söylüyoruz. Kürt sorununda çözümsüzlük anlayışı derinleştikçe, çözümsüzlük politikaları yaygınlaştıkça sadece ekonomi çökmüyor, toplum da çürütülüyor.
İşte geleceği, bu zihniyet üzerine değil; tam tersine eşit yurttaşlık temelinde Kürt sorununun demokratik olarak çözüldüğü, demokratik siyasetin her alanda belirleyici olduğu bir yaklaşımı savunuyoruz. Bunu söylemek iktidarı rahatsız eder, bunu anlıyoruz. Çünkü varlığını inkara, savaş politikalarına, kutuplaşmaya, düşmanlaştırmaya bağlamış. Peki muhalefete ne oluyor? Sizlerin bu gerçeklikler karşısında bütün muhalefete soruyorum? Bu gerçeklikler karşısında sözünüz nedir, önerileriniz nedir? “Bu iktidarın izlediği yolu aynen devam ettireceğiz” diyorsanız, bu iktidardan temelden farkınızın ne olduğunu ortaya koymalısınız. Bizler bu iktidarın zihniyetini başka ambalajlarla topluma sunma arayışlarına karşı çıkıyoruz.
“GÜÇLÜ BİR SAVAŞ KARŞITI BİRLİKTELİĞE İHTİYAÇ VAR”
Öncelikle güçlü bir savaş karşıtı birlikteliğe ihtiyacımız var. Demokrasi ittifakı diyoruz. Savaş karşıtı bütün politikaları reddeden bir birliktelik istiyoruz. Biz emekçileri sefalete, yoksulluğa mahkum eden bir avuç sermayedarı kollayan bu talan düzenine karşı çıkıyoruz ve bu karşı çıkışı en geniş kesimlerin ortak mücadele hedefi haline getirmek istiyoruz.
İktidarın başı, AKP Genel Başkanı dün, Gemlik Yürüyüşüyle ilgili sözler söylerken cenazeleri de andı. Tam da işte biz bunun için mücadele ediyoruz. Bir daha bu ülkeye çatışmalarda cenaze gelmesin diye. Bizim hedefimiz budur. Savaş siyaseti, ölüm siyasetidir. Biz giden her canın yüreğimizden bir parça aldığına inanan insanlarız, bütün acılara eşit yaklaşan insanlarız. Kanı da durduracağız yalanı da çökerteceğiz, bu talan siyasetine de son vereceğiz.
Türkiye’nin yeniden savaş sarmalına girmesi için sürekli yeni oyunlar peşinde koşan bir iktidar var, bu da bir gerçeklik. Peki bu gerçekliğe gözümüzü yumabilir miyiz? Bu gerçekliği görmezden gelerek gerçek bir alternatif, gerçek bir muhalefet yaratılabilir mi? Hayır bu gerçekliği gören yerden, ancak gerçek siyaset yapılabilir. Biz ne bu zorba iktidarı ne de eski köhnemiş zihniyeti devam ettirecek arayışları kabul ediyoruz. Hayır bu zorba iktidarı da istemiyoruz, eski köhnemiş sistemi yeniden canlandırma arayışlarını da kabul etmiyoruz.
Biz gerçek alternatiflerin peşindeyiz. Bu ülkede yoksulluğa çözüm, bu ülkede gençlerin geleceksiz bırakılması, umutsuzluğa hapsedilmesi politikalarına karşı gerçek siyaset yürütüyoruz. Gerçek siyaset gerçekliği gören, toplumu gerçekliğiyle iç içe olan siyasettir. Bedeli vardır. Ödedik, ödüyoruz, gerekirse ödemeye devam ederiz. Fakat burada vazgeçmeyeceğimiz şey demokratik, özgür, eşit yurttaşlığa dayalı kalıcı barışın sağlandığı bir gelecektir. Bunun için her türlü mücadeleyi demokratik alanda, sürdüreceğiz, bizim bu itirazlarımıza, bu haykırışımıza, bu mücadelemize nereden engel çıkarsa çıksın yürüyüşümüzden vazgeçemeyeceğiz. Bu ülkeye demokratik çözümü de kalıcı barışı da güçlü demokrasiyi de bu kararlılık getirecektir.
Şimdi çözümsüzlük politikalarına itirazı tecrit ediyorlar. Yani biz çözümsüzlüğe itiraz ettikçe sesimiz kısılıyor. Savaş politikalarına karşı mücadeleyi tecrit ediyorlar. Yoksulluğa, talana, soyguna, yalan karşı mücadeleyi tecrit etmeye çalışıyorlar.
Ölüm siyasetine, savaş siyasetine, çözümsüzlüğe karşı kimin önerisi varsa ortaya koymalıdır. Çözüm için hangi yöntemi savunduğunu herkes açıkça belli etsin. Aynı politikalar girdabında bu toplumu sefalete, ölümlere, zulme mahkum eden anlayış mı; bu girdabı kırarak barışı çözümü demokrasiyi hedefleyen anlayış mı? Artık kimsenin kendi pozisyonunu gizleyecek, orta sahada top dolaştıracak alanı kalmadı. Evet finale doğru yürüyoruz, herkes gerçek hedefini amacını ve gelecek için taahhütlerini sözlerini daha açık söylemek zorundadır.
Parlamento seçimlerine en geniş demokrasi ittifakıyla mevcut ittifaklar dışında en geniş demokrasi, barış ve çözüm ittifakıyla gireceğiz. Halkların emekçilerin kadınların gençlerin çözüm demokrasi ve barış isteyenlerin iradesini en güçlü şekilde mecliste taşıyacağız. Meclisi sarayın bir uzantısı olmaktan çıkaracağız, halkların sorunlarının tartışıldığı hakikatlerin konuşulduğu çözümün arandığı bir platform haline getireceğiz.
Açık müzakere, doğrudan diyalog ve gerçeklerle yüzleşme temelinde bir mutabakat. Eğer bu saydığımız yöntem karşılık bulmazsa, hiç tereddütsüz kendi yolumuzda yürümeye devam edeceğiz. Kimse öyle imalat falan beklemesin. Açık söylüyorum. Bu yöntem karşılık bulmazsa şüphesiz kendi adayımızı, demokrasi ittifakının adayını çıkarmayı da önümüzde en önemli seçenek olarak tutuyoruz. Bu kadar. Buradan hiç başka şeyler aramasın kimse.
Karanlık ilişkiler acayip senaryolar ve buraya boğulmuş tartışma. Hayır biz toplumun sorunlarına çözüm istiyoruz biz bu ülkenin gerçekler sorunlarıyla yüzleşmeyi ve gerçek bir aydınlığı istiyoruz. O nedenle bizim ağzımızdan çıkanların dışında kimse başka söze itibar etmesin. Konferansımızı topladık 6-7 Haziran tarihinde kararlarımızı aldık ‘Büyük direniş büyük yürüyüş’ şiarıyla yaptık. Gerçekten de öyle büyük direniyoruz, büyük yürüyoruz. 3 Temmuz’da kongremiz var, bu yürüyüş bir çözüm gücünün ne olması gerektiğini ortaya koyacak bir görkemli kongreye taşınacaktır. HDP çözüm gücüdür, önümüzdeki kongre bunun en görkemli şekilde herkese gösterileceği bir büyük şölen olacaktır. Yolumuz açık olsun.”
PİRHA-Şenyaşar ailesinden Celal ile Esved Şenyaşar’ın Haziran 2018’de AKP Urfa Milletvekili İbrahim Halil Yıldız’ın yakınlarının saldırısı sonucu Suruç Devlet Hastanesi’nde öldürülmeleriyle ilgili açılan soruşturmada dört yılın ardından ilk defa bir adım atılırken, 9 kişi gözaltına alındı.
Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP) Urfa Milletvekili İbrahim Halil Yıldız’ın yakınlarının saldırısı sonucu Adil Şenyaşar, Celal Şenyaşar ve Esved Şenyaşar’ın öldürülmeleriyle ilgili açılan soruşturmada 9 kişi gözaltına alındı. Gözaltına alınanların hastanedeki saldırıya katıldıkları tespit edilen kişiler oldukları iddia ediliyor. 43 kişi hakkında gözaltı kararı olduğu belirtilirken, dosyadaki gizlilik kararı nedeniyle tüm isimlerin açıklanmadığı kaydedildi.
Celal ve Esved Şenyaşar’ın öldürüldüğü hastane saldırısıyla ilgili açılan ayrı soruşturmada dört yıldan sonra ilk defa somut bir adım atıldı ve 9 kişi gözaltına alındı.
NE OLMUŞTU?
Urfa’nın Suruç ilçesinde 14 Haziran 2018 tarihinde AKP Milletvekili İbrahim Halil Yıldız’ın korumaları ve yakınları seçim çalışmaları sırasında işyerlerini ziyaret ettiği Şenyaşar ailesine saldırmış, başlayan olaylarda Celal, Adil, Mehmet, Fadıl ve Ferit Şenyaşar kardeşler çeşitli yerlerinden yaralanmıştı. AKP’li Yıldız’ın yakınları Suruç Devlet Hastanesi’nde de saldırılarını sürdürmüş, ağır yaralı Celal ve Adil Şenyaşar ile hastaneye çocuklarını ziyarete giden baba Hacı Esved Şenyaşar eşi Emine Şenyaşar’ın gözleri önünde linç edilerek katledilmişti. Yaşanan olaylarda AKP’li milletvekilinin ağabeyi Mehmet Şah Yıldız da bulunamayan bir silahtan çıkan mermi ile yaşamını yitirmişti.
Olaya dair yürütülen soruşturma, aynı gün olmasına rağmen işyeri ve hastane olarak iki ayrı dosyaya ayrıldı. İşyeri dosyası ile ilgili açılan davada, Fadıl Şenyaşar’a 37 yıl 9 ay, Enver Yıldız’a ise 18 yıl ile hapis cezası verildi. Hastanede yaşanan katliama dair 4 yıldır “gizlilik” kararı ile yürütülen soruşturma dosyasında ise dün ilk gözaltılar yaşandı.
Şenyaşar ailesinden geriye kalanlardan anne Emine Şenyaşar ve saldırılardan yaralı kurtulan oğlu Ferit Şenyaşar ise, 411 gündür Urfa Adliyesi önünde işyeri dosyasından tutuklanan diğer bireyleri Fadıl Şenyaşar’ın serbest bırakılması ve hastane dosyasının davaya dönüşüp yargılamanın başlaması için adalet nöbeti tutuyor.