Etiket: sera kadıgil

  • Sera Kadıgil: Devlet, kayyımlarla Kürtlerin seçme ve seçilme hakkı yok diyor- VİDEO

    Sera Kadıgil: Devlet, kayyımlarla Kürtlerin seçme ve seçilme hakkı yok diyor- VİDEO

    PİRHA- Akdeniz Belediyesi önünde yapılan kayyım protestosunda konuşan TİP İstanbul Milletvekili Sera Kadıgil, kayyım atanmalarına tepki göstererek, “Kentte o kadar belediye varken kayyumlar neden Kürt halkının seçtiği belediyelere atanıyor? Devlet; ‘Kürtlerin seçme ve seçilme hakkı bu ülkede yok’ diyor” diye belirtti.

    Mersin’in Akdeniz Belediyesi’ne 14 Ocak’ta kayyım atanmasına karşı başlayan protestolar, polis ablukasında olan belediye binası önünde sürüyor. Nöbet eyleme HDP Eş Genel Başkanı Sultan Özcan, TİP Milletvekili Sera Kadıgil, DEM Parti Mersin Milletvekili Ali Bozan, Barış Anneleri, Mersin Emek ve Demokrasi Platformu ile çok sayıda kişi katıldı. Kitle, sık sık “Direne direne kazanacağız”, “Baskılar bizi yıldıramaz” ve “Hırsız kayyum Akdeniz’den defol” sloganları atıldı.

    “BU ÜLKEDE DEM KAZANMASIN İSTİYORLAR”

    Eylemde konuşan TİP Milletvekili Sera Kadıgil, ablukaya alınan Akdeniz Belediyesi’ni işaret ederek buranın işgal edildiğini söyledi. İktidarın, Kürtlerin seçme ve seçilme hakkını ortadan kaldırmaya çalıştığını belirten Kadıgil, “Devlet; ‘Kürtlerin seçme ve seçilme bu ülkede yok’ dedi. Burada bu kadar belediye var değil mi? Büyükşehir belediyesi var, ilçe belediyeleri var, neden ama yoğunluklar olarak sormak gerekir bu kayyumlar neden Kürt halkının yoğunlukta yaşadığı yerlere atanıyor. Sormak gerekir bunu açık açık” dedi.

    Esenyurt Belediyesi Başkanı Ahmet Özer’in Kürt olmasından ötürü tutuklandığını ifade eden Sera Kadıgil, “Bu ülkede Kürtlerin seçme ve seçilme hakkı yok bu ülkede. Çünkü Recep Tayyip Erdoğan öyle istiyor” diye belirtti. Akdeniz Belediyesi kayyımın nasıl bir yüz ve vicdanla o koltukta oturduğunu soran Sera Kadıgil, “Akdeniz’de 200 bine yakın seçmen var. 200 bin insan, beğenirsin beğenmezsin. Birisi gitmiş DEM’e basmış oyunu, kimisi gitmiş AKP’ye basmış, kimisi gitmiş MHP’ye, kimisi gitmiş TİP’e basmış oyunu. Ne olmuş, DEM kazanmış. Peki sonuç, ‘hayır, yasak’. Bu ülkede DEM’in belediye kazanması yasak. Bu ülkede DEM’in siyaset yapması yasak. Bu ülkede DEM’in anadilini konuşması yasak. Bu ülkede istiyorlar ki; DEM de olmasın Kürtler de olmasın. Bu istiyorlar, bunu hayal ediyor, bunu umut ediyorlar. Resmen bir tek tipçinin peşindeler. Ve bizde tam olarak buna karşı durmak için dayanışma göstermek için bugün buradayız” şeklinde konuştu.

    “KADINLARIN İNADINDAN KORKUN”

    Ardından konuşan HDP Eş Genel Başkanı Sultan Özcan da, kadınların iktidarın bu uygulamalarına ve iktidara son vereceğini vurguladı. Sultan Özcan, iktidarın kayyımı bir rejim haline getirdiğini belirtip, iktidarın Kürt için hukuku askıya aldığına dikkat çekti. Özcan son olarak ortak mücadeleyi yükseltme çağrısında bulundu.

    PİRHA/ MERSİN

     

  • Milletvekili Kadıgil, tarikatlarla protokolü sordu: Bin çocuğa ulaştıkları iddiası doğru mu?

    Milletvekili Kadıgil, tarikatlarla protokolü sordu: Bin çocuğa ulaştıkları iddiası doğru mu?

    PİRHA-Türkiye İşçi Partisi (TİP) Sözcüsü Sera Kadıgil, çocuk istismarıyla gündeme gelen Nur Cemaati’ne bağlı Suffa Vakfı’yla ilişkisi bulunan Mutlu Yuva Derneği ile Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı arasında imzalanan protokolü TBMM gündemine taşıdı.

    Türkiye İşçi Partisi (TİP) Sözcüsü Sera Kadıgil, devlet koruması altında olan çocukların tarikat kamplarına gönderildiğine dikkat çekerek, Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanı Mahinur Özdemir Göktaş tarafından yanıtlanması istemiyle soru önergesi verdi.

    “BAKANLIĞINIZ ÇOCUKLARIN ÜSTÜN YARARINI NEDEN GÖZETMEDİ?”

    TİP Sözcüsü Sera Kadıgil, Suffa Vakfı ve Mutlu Yuva Derneği’nin binden fazla çocuğa ulaştığı bilgisine yer verirken, “Mutlu Yuva Derneği, Bakanlık ile yaptığı protokol kapsamında bin çocuğa ulaştığı iddiası doğru mudur? Dernek protokol nedeniyle kaç çocukla temasa geçirilmiştir? Dernek, ulaştığı çocukların kendi himayesindeki yurt ve kamplara götürmüştür?” diye sordu.

    Kadıgil, soru önergesinde şu sorulara yer yerdi:

    “*2017 yılında, 2 erkek çocuğa cinsel istismar suçundan yurt idarecisi Mehmet Sıddık Çiçek’in yargılanarak ilk derece mahkemesi tarafından 26 yıl hapis cezası verildiği vakıf olan Nurcu Suffa Eğitim Vakfı’nın çocuklara yönelik tutum ve tavrı ilişkili olduğu Dernek ile protokol düzenlenmesi hususunda Bakanlığınız çocukların üstün yararını neden gözetmemiştir?

    *Mutlu Yuva Derneği, Bakanlık ile yaptığı protokol kapsamında bin çocuğa ulaştığı iddiası doğru mudur? Dernek protokol nedeniyle kaç çocukla temasa geçirilmiştir?

    *Protokolde yer alan “Çocuk evlerinde hizmetin devamlılığının sağlanması ve çocukların yüksek yararı göz önüne alınarak çocuk evleri koordinasyon merkezi, çocuk evi sorumlusu, demek koordinatörünün ortak alacakları idari kararlar uygulanır. Demek yöneticileri, üyeleri ve diğer gönüllüler ziyaretçisi olmayan veya psikolojik açıdan bir aile yanında kalması uygun görülen çocukları ilgili mevzuat çerçevesinde çocuk evlerinde görev yapan ilgili meslek elemanının da görüşü alınarak, gönüllü aile statüsünde evlerine misafir olarak alabilirler. Dernek yöneticileri, üyeleri ile gönüllüler, çocuk evleri koordinasyon merkezi ve derneğin ilgili elemanlarınca ortaklaşa belirlenen gün ve saatler çerçevesinde evlere misafir olarak kabul edilebilirler.” düzenlemesi kapsamında; dernek yöneticilerinin ve üyelerinin evlerine protokol kapsamında kaç çocuk gönderilmiştir? Dernek üyesi ve yöneticilerinin evlerine gönderilen çocuklardan istismara maruz bırakılan var mıdır?

    *Protokolde derneğe verilen “koruyucu aile” bulma hakkının hukuki gerekçesi nedir? Derneğin “koruyucu aile bulma hakkı” ne demektir? Bu protokol ile derneğe verilen bu haktan başka kaç dernek ve vakıf da yararlanmaktadır? Koruyucu aile şartları neden dernek için ayrıcalıklı bir şekilde genel usule aykırı olarak düzenlenmiştir?

    *Dernek protokol süresince kaç “koruyucu aile” bulmuştur? Bulunan bu ailelere, kaç çocuk teslim edilmiştir? Aileler tarikat üyesi midir? Ailelere teslim edilen çocukların yaş aralıklarına göre ve cinsiyetlerine göre dağılımı nedir? Koruyucu aile yanına verilen çocuklardan istismara uğradığı tespit edilen çocuk var mıdır?

    *Derneğin İstanbul’daki Tuzla Belediyesi’yle korunmaya muhtaç ve kimsesiz çocuklar için ‘yaşam merkezi’ açılması hakkında imzaladığı protokolle “Tuzla ilçe sınırlarındaki ailesini kaybetmiş, terk edilmiş, fiziki ya da manevi şiddete maruz kalmaktan ötürü devlet korumasına alınmış kimsesiz çocukların korunması, rehabilitasyonu, beceri ve yeteneklerinin geliştirilmesi, yetiştirilmesi eğitim ve mesleki olarak geleceklerinin desteklenmesi projesi” işletilmiştir. Bu projede görev alan kişiler kimlerdir? Mesleki formasyonları nedir? Dernek görevlisi ya da üyesi kaç kişi çocuklarla temasa geçmiştir? Proje kapsamında kaç çocuk, yaşam merkezlerine gönderilmiştir? Bu merkezlerde çocuklara dini eğitim verilmekte midir? Yaşam merkezlerinin adresleri nelerdir?

    *Mutlu Yuva Derneği’nin sorumluluğu altındaki çocuk evlerine yapılan denetimlerin tarihi nedir? Denetim bulguları nelerdir?

    *’Çocuk Koruma Hizmetleri Planlama ve Çocuk Bakım Kuruluşlarının Çalışma Usul ve Esasları Hakkında Yönetmeliğinin 35. Maddesi’nin 1. fıkrasında yer alan ‘Sosyal hizmetlere ilişkin faaliyetler devletin denetim ve gözetiminde sivil toplum kuruluşları ile halkın gönüllü katkı ve katılımı da sağlanarak bir bütünlük içinde yürütülür’ ifadelerine dayanarak Menzilciler ve Nurcular başta olmak üzere kaç tarikata teslim etmiştir? Söz konusu tarikatlarla ilişkili kaç kamu görevlisi bulunmaktadır? Tarikatların dernek ve vakıflarının yönetim kurullarında bulunan veya yönetici olan isimlerden kaçı AKP ile ilişkilidir?

    *Bakanlığın söz konusu yönetmeliğin 35. Maddesi’ne dayanarak protokol imzaladığı tarikat ve cemaatlere bağlı olmayan herhangi bir dernek vakıf ya da sivil toplum kuruluşu var mıdır?”

    PİRHA/ANKARA

     

  • TİP, Atalay için sokaklardaydı: Hatay’ın iradesi saray rejimi tarafından esir tutuluyor- VİDEO

    TİP, Atalay için sokaklardaydı: Hatay’ın iradesi saray rejimi tarafından esir tutuluyor- VİDEO

    PİRHA- TİP Hatay Milletvekili Can Atalay’ın serbest bırakılmasına ilişkin yapılan eylemde konuşan TİP Sözcüsü Sera Kadıgil, tutukluluğun hukuksuz olduğunu söyleyerek, “Hatay iradesi, saray rejimine hizmet eden bir grup tarafından esir tutuluyor. Can Atalay’a özgürlük istiyoruz” dedi.

    Türkiye İşçi Partisi (TİP), Hatay Milletvekili Can Atalay‘ın mazbatasını almasına rağmen cezaevinde tutulmasına ilişkin bugün 36 şehir ve 85 noktada sokağa çıkarak basın açıklaması düzenledi. İstanbul’daki Haydarpaşa Garı önünde yapılan basın açıklamasına TİP üyeleri, TİP Sözcüsü Sera Kadıgil ve çok sayıda demokratik kitle örgütü katıldı.

    “TUTUKLULUK ANAYASA’YA AYKIRI”

    TİP adına açıklamayı yapan Melis Yağmur Yıldırım yaşanan durumun hukuksuzluğuna dikkat çekerek, Yargıtay’ın anayasa hükmünü yerine getirmediğini belirtti. Yıldırım, “Seçilmiş vekilimiz, tutuklu bulunduğu Silivri Cezaevi’nde esir tutulduğu için henüz milletvekili yeminini edemedi ve görevine başlayamadı. Can Atalay’ın tahliye edilmesi için avukatlarının Yargıtay’a yaptığı başvuru günlerdir yanıtsız bırakıldı ve yoldaşımız hala cezaevinde tutuluyor. Yaşanan durum her anlamda Anayasa’ya aykırıdır ve Yargıtay, Anayasa’nın emrettiği hükmü uygulamamakta ısrar etmektedir. Seçilmiş Hatay Milletvekili Can Atalay’ın tutukluluk hâlinin devamı, hukuka aykırı bir şekilde, kişi hürriyeti ve güvenliğinin engellenmesi ve aynı zamanda seçmenlerin temsil edilme haklarının ihlali anlamına gelmektedir” diye konuştu.

    YETKİLİLERE ÇAĞRI: YASALARA UYUN

    Anayasa’nın 83. Maddesi’ndeki “Seçimden önce veya sonra bir suç işlediği ileri sürülen bir milletvekili, Meclisin kararı olmadıkça tutulamaz, sorguya çekilemez, tutuklanamaz ve yargılanamaz” ifadeleri hatırlatan Yıldırım, yetkililere yasalara uyma konusunda çağrıda bulundu.

    “Anlamı apaçık olan Anayasa hükmü ortadayken, buradan başta Yargıtay savcıları olmak üzere yetkilileri Anayasa’ya uymaya bir kez daha davet ediyoruz. Artık bu hukuksuzluğa bir son verin. Yetkinizi aldığınız yasaları uygulayın. Can Atalay’ın seçilmiş bir milletvekili olarak yasama faaliyetlerine katılmasının önündeki engellerin kaldırılmasını, T.C. Anayasası ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ile koruma altında olan seçme ve seçilme hakkının derhal yerine getirilmesini bekliyoruz”

    KADIGİL: BU DAVALAR SARAY REJİMİNİN MASKARALIĞIDIR

    Açıklamada Can Atalay’ın tutukluluğu ve Gezi davalarına ilişkin konuşan TİP Sözcüsü Sera Kadıgil şunları söyledi.

    Mücella Yapıcı, Çiğdem Mater, Mine Özerden, Osman Kavala ve bu sebeple içerde bulunan tüm arkadaşlarımız tam bir senedir bir maskaralık esiri olarak Silivri zindanlarında tutsaklar. Saray rejimi bu maskaralığa bir yenisini daha ekledi. Seçilmiş bir milletvekili, aradan 3 hafta geçmiş olmasına rağmen, Anayasa’nın 83. Maddesi çok açık olmasına rağmen Yargıtay tarafından hukuka karşı hile kullanılarak şu anda resmen esir tutuluyor. Can’ın mazbatasıyla birlikte itiraz dilekçesini haftalar öncesinden Yargıtay’a sunmuşken hala gereği yapılmıyor, dosya ilgili ceza dairesine gönderilmiyor. Hatay iradesi, saray rejimine hizmet eden bir grup tarafından esir tutuluyor. Bu haksızlığa dur demek için buradayız. Şu anda esir tutulan sadece Can değil, Hatay halkının iradesidir. Can Atalay’a özgürlük istiyoruz”

    İstanbul, Mersin, İzmir başta olmak üzere birçok kentte yapılan açıklamada, Milletvekili Can Atalay’ın tutukluluğunun hukuksuz olduğuna ve serbest bırakılması gerektiğine vurgu yapıldı.

     PİRHA/ İSTANBUL- MERSİN- İZMİR

  • TELE1’in ekranı karartıldı

    TELE1’in ekranı karartıldı

    RTÜK’ün, TİP Milletvekili Sera Kadıgil’in Diyanet’e eleştirisi gerekçesiyle verdiği karar sonrası TELE1’in ekranı karartıldı.

    Türkiye İşçi Partisi (TİP) Milletvekili Sera Kadıgil’in canlı yayındaki Diyanet’e yönelik “Diyanet bu haliyle siyasal İslamcı gereçtir” sözünü suç olarak nitelendiren Radyo ve Televizyon Üst Kurulu (RTÜK), TELE1 ekranlarını 3 günlüğüne kararttı. Kararın ardından TELE1 canlı yayını bu gece itibariyle 3 günlüğüne durduruldu. TELE1 Twitter hesabından “Türkiye karanlıkta! TELE1 üç gün karartıldı” şeklinde paylaşım yapıldı.

    TELE1’e 2 kere daha aynı ceza verilmesi sonucunda kanalın lisansı iptal edilecek.

    (HABER MERKEZİ)

     

  • TİP Genel Başkanı Baş: Bizi bizden başkası kurtaramaz

    TİP Genel Başkanı Baş: Bizi bizden başkası kurtaramaz

    PİRHA-TİP Mersin halk buluşmasına TİP Genel Başkanı Erkan Baş ve Parti Sözcüsü Sera Kadıgil katılırken, halk buluşmasına yurttaşlar yoğun ilgi gösterdi.

     

    Türkiye İşçi Partisi (TİP), Mersin’de bir halk buluşması düzenledi. Mezitli Belediyesi Kültür Merkezi’nde düzenlenen buluşmada, TİP Genel Başkanı Erkan Baş ve Parti Sözcüsü Sera Kadıgil ile yüzlerce Mersinli yurttaş yer aldı.

    Halk buluşmasında, Mersin İl Örgütü Başkanı Uğurcan Esiroğlu ile TİP’li Kadınlar adına Ayşenur Önal’ın yaptıkları konuşmaların ardından, TİP Parti Sözcüsü Sera Kadıgil söz aldı.

    “ERDOĞAN ADAY OLAMAZ”

    AKP’li Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın 2023 Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde aday olmasının yasal olarak mümkün olmadığını dile getiren Kadıgil, “Erdoğan 3. kez kendi kendine aday olamaz. Bunu biz demiyoruz, bu ülkenin anayasası var, ‘bir kişi 2 kere seçilebilir’ diyor” ifadelerini kullandı.

    Sera Kadıgil, konuşmasında ülkede gün geçtikçe derinleşen yoksulluğa dikkat çekerek, şunları ifade etti:

    “Bebekleri var insanların, görmüşsünüzdür Derin Yoksulluk Ağı’nın raporlarında, el kadar bebekler, annelerinin sütü yok kadınlar beslenemediği için. Kadınlar süt veremiyor, süt veremediği için mama vermeleri lazım bebeklere. Mamalar olmuş 350 lira, alarmla satılıyor. Ne yapıyorlar biliyor musunuz yoksul mahallelerde? O biberonların içine hazır çorba koyuyorlar. Bebekleri bunlarla büyütmeye çalışıyorlar. Bu ülkede oluyor bu.

    Bakın Eskişehir’de 6 yaşında bir kız çocuğu açlıktan ölüyor. Her gün bu ülkede bunlar oluyor. Eskisi gibi ‘Biz kendi kendine yeten bir ülkeyiz’, bunlar kalmadı. Pazar artıkları parayla satılıyor. Ülke bu halde. Bakın bebek maması diyorum en basit örnek, devletin neden bebek maması fabrikası yok? Bu düzenin devam etmesini savunan bir kişi bana çıksın bunu anlatsın.”

    “BİZ, SİYASETİN ÖZNESİNİN HALK OLMASINI İSTİYORUZ”

    Sera Kadıgil’in konuşmasının ardından, TİP Genel Başkanı Erkan Baş söz aldı. Baş, halkın siyasetin öznesi olmasının önemini vurguladığı konuşmasında şu ifadeler yer aldı:

    “Biz siyasetçi değiliz, devrimciyiz. Siyasetçilik diye bir makam olmaz. Asil olan millet, millet size vekalet veriyor ama aldığınız vekaletle milletin üstüne çıkmaya çalışıyorsunuz. Önemli olan halktır, millettir. Türkiye’de siyaset tamamıyla yanlış eksende kurulmuş durumda, biz siyasetin öznesinin halk olması gerektiğini, bugün bildiğiniz siyasetçilerin ‘sıradan insanlar’ diye küçümsediği insanların olmasını istiyoruz. Elimde sihirli değnek olsa, bugün uygulanan siyaset anlayışını değiştirmek isterim.

    İşçiler siyaset yapmalı diyoruz, neden? İşçilere ‘Siyaset yap’ desek, ‘Bırak biz ekmeğimizin derdindeyiz’ diyorlar. Siz ekmeğinizin peşindesiniz ama ekmek alamayacak hale geliyorsunuz. ‘Ben siyasetle ilgilenmiyorum’ diyoruz ama yarın öbür gün çoluğumuz çocuğumuz hastaneye düştüğünde, hastaneye ne kadar ödeyeceğinizi siyaset belirliyor. Siyaset hayatımızın her alanını etkiliyor; ama bize siz ‘Siyaset yapmayın’ diyorlar.

    ‘SİYASET BİR OYUNSA, SEYİRCİSİ OLAMAYIZ’

    Kim ki size ‘Sizi ben kurtaracağım’ diyorsa size yalan söylüyor. Bu ülkenin yüzde 99’unu oluşturanlar, yarın işe gitmezse aç kalacak olanlar yan yana gelmezsek, bizi bizden başkası kurtaramaz.

    Hiç kimseye özel olarak güven beslememize gerek yok, kaderimizi kendi ellerimize almamız lazım. Benim bütün yurttaşlardan istediğim şey şu, siyaset siyasetçilere bırakılamayacak kadar önemlidir. Siyaset bir oyunsa, bizim seyircisi olabileceğimiz bir oyun değil. Bu memleket ancak ve ancak hepimiz oyuncu olursak kurtulur.”

    PİRHA/MERSİN

  • ‘Onur Yaser Can’ı intihara sürükleyen polisler işkenceden yargılanmalı’-VİDEO

    ‘Onur Yaser Can’ı intihara sürükleyen polisler işkenceden yargılanmalı’-VİDEO

    PİRHA-28 yaşındaki Onur Yaser Can’ın intihara sürüklenmesiyle ilgili olarak dördü polis, beş kişinin yargılandığı davanın ilk duruşması görüldü. Onur Yaser Can’ın kardeşi Ezgi Sevgi Can ve avukatlar “Bu dava evrakta sahtecilik değil, işkence davasıdır. Mücadelemize devam edeceğiz” dedi.

    İstanbul’da 2010 yılında narkotik polisi tarafından gözaltına alındıktan sonra işkence gören, tehdit edilen 28 yaşındaki Onur Yaser Can’ın intihara sürüklenmesiyle ilgili 4’ü polis olmak üzere 5 kişi hakkında açılan davanın ilk duruşması İstanbul 41. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görüldü.

    Duruşma salonunun yetersizliği nedeniyle celse 14. Ağır Ceza Mahkemesi’nin salonunda yapılırken, Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) İstanbul Milletvekili Sezgin Tanrıkulu, Turan Aydoğan, Halkların Demokratik Partisi (HDP) Diyarbakır Milletvekili Garo Paylan, Türkiye İşçi Partisi (TİP) İstanbul Milletvekilleri Sera Kadıgil ile Ahmet Şık da duruşmayı takip edenler arasındaydı. Bir sonraki duruşma 2 Aralık 2022 tarihine ertelendi.

    Sanık polisler Yunus Başay, Muhammet Ongun ve Onur Ülker, Ses ve Görüntü Bilişim Sistemi (SEGBİS) ile katılırken, bilirkişi Zafer Kökdemir ise salonda hazır bulundu. Sanık polislerden Hakan Aydın ise ilaç kullandığı için mazeret bildirerek, duruşmaya katılmadı.

    “GÖZALTINA ALIP ALMADIĞIMI HATIRLAMIYORUM”

    Celsede ilk olarak ifade veren polis Yunus Başay, “Çok uzun zaman geçtiği için olayı hatırlamıyorum. Daha önce verdiğim ifadeyi tekrarlıyorum. O dönem ekip şoförü olarak çalışıyordum. Ekip şefimiz Soner Gündoğdu ifade tutanağında zaman hatası olduğunu fark etti. Adliyeye böyle gitmemesini, düzeltmemi istedi. İkinci kez düzenlenen belgelerde imzam var. Onur Yaser Can’ın gözaltına alındığı sırada olup olmadığımı hatırlamıyorum” dedi.

    Onur Yaser Can’ın kız kardeşi Ezgi Can‘ın sorusu üzerine bu kez Başay, Onur Yaser’i kendilerinin yakaladıklarını söyledi.

    SANIK POLİS: KONU BAŞKA YÖNE ÇEKİLİYOR

    Başay’ın ardından sanık polis Muhammet Ongun ifadesini verdi. Ongun, “Olay tarihinde narkotikte teknik takip kısmında görevliydim. Onur Yaser Can’ın takip ettiğimiz uyuşturucu satıcısıyla görüşmeleri olunca yakalaması yapıldı. Üzerinden miktarını hatırlamadığım uyuşturucu madde çıktı. Gece geç saatlerde eve gidecektik. Onur Ülker ile birlikte üst aramasını yaptık. Sadece o belgede imzam var. Bu tutanak değiştirilmemiştir. Dosyada başka bir imzam yok. Daha önce hakkımda takipsizlik kararı verildi. Hakkımda fazladan bir delil yok, beraatimi talep ediyorum” ifadelerini kullandı.

    Ongun‘dan sonra duruşmaya sanık polis Onur Ülker‘in ifade vermesiyle devam edildi. Hakan Aydın’ın şoförlüğünü yaptığını hatırlatan Ülker, Onur Yaser Can’ı hangi ekibin yakaladığı sorusuna “Konu başka yöne çekiliyor. Daha önceki ifadelerimi tekrarlıyorum” diyerek, sorulara aynı cevapları verdi.

    ŞUBEYE GİDEN BİLİRKİŞİYİ POLİS TEHDİT ETMİŞ

    Bilirkişi Zafer Kökdemir de savcı ile birlikte narkotik şubesine gittiklerini belirtirken, şubede bir polisin kendisini “Buradan bir bilgi çıkarsa senden biliriz” sözleriyle tehdit ettiğini söyledi. Kökdemir, CD’yi dosyaya sunduktan sonra savcının “Kır, at” dediği için elindeki CD’yi attığını söyledi. Bu talimatı sözlü olarak aldığını belirtti. 2013 yılında işi bıraktığını kaydeden Kökdemir şu anda kuryelik yaptığını da belirtti.

    Ezgi Sevgi Can ise süreci özetlerken, yaşananların ardından anne ve babasını da kaybettiğini söyledi. Can, “Ağabeyim 20 gün içinde intihar edecek biri değildi. Polisler, bizi suçlu konumuna sokmak için uyuşturucunun altını çiziyorlar. Ağabeyim sanıkların örgütlü suçlarının sonucunda bu travmayı yaşıyor. O nedenle evrakta sahtecilikle işkenceyi birlikte değerlendiriyoruz. Alelacele hazırlanan sahte belgelerle ağabeyim öldükten sonra hakkında dava açıldı” dedi.

    Can, polisler hakkında işkence, cinsel saldırı ve görevi kötüye kullanma suçlarından da suç duyurusunda bulunmasını talep etti.

    SANIK AVUKATIN SÖZLERİ ÜZERİNE SALONDAKİLER TEPKİ GÖSTERDİ

    Yaser Can’ı çıplak arayan polisler Muhammet Ongun ve Onur Ülker’in avukatı Ayhan Baykal da, “Onur Yaser Can uyuşturucu kullanmasaydı bunlar yaşanmayacaktı” ifadeleri üzerine salondakiler tepki gösterdi.

    Bilirkişi Kökdemir’in avukatı Ayşe Ay Acar ise, “Bu dosya bir işkence dosyası olmalıydı. İşkence bu ülkenin gerçeğidir. Bu davalarda alınan sonuçlar demokrasinin yerleşmesini sağlayacak. Bu dosyada yargılanıyor olmaktan dolayı utanç duyuyorum.”

    “EVRAKTA SAHTECİLİK DEĞİL, İŞKENCE DAVASIDIR”

    Ara kararını açıklayan mahkeme heyeti Ezgi Sevgi Can’ın katılma, Kökdemir’in vareste tutulma talebini kabul etti. Sanık Hakan Aydın’ın bulunduğu şehirden SEGBİS ile bir sonraki celseye katılmasına, gerekirse zorla getirilmesine hükmetti. Bir sonraki celse 2 Aralık 2022 günü saat 14.00’te görülecek. Kararın ardından adliye önünde açıklama yapan Ezgi Sevgi Can ve avukatlar, “Bu dava evrakta sahtecilik değil, işkence davasıdır. Mücadelemiz devam edecek” ifadelerini kullandı.

    PİRHA / İSTANBUL

  • ‘Cumartesi Anneleri’ne karşı açılmış bir savaş var’-VİDEO

    ‘Cumartesi Anneleri’ne karşı açılmış bir savaş var’-VİDEO

    PİRHA-Yargılandıkları davanın beşinci duruşması öncesi yaşananlara ilişkin bugün bir açıklama yapan Cumartesi Anneleri, “Hak ve özgürlüklerimizin güvencesi olması gereken yargının, hak ve özgürlüklerimizi tehdit aracına dönüştürülmesini kabul etmiyoruz” ifadelerini kullandı. Polis memurlarına çağrıda bulunan İHD Eş Genel Başkanı Öztürk Türkdoğan, “Bu kanunsuz emirler uymayın. Hepiniz yargılanacaksınız. Bu iktidara, İçişleri Bakanına güvenmeyin” derken, TİP İstanbul Milletvekili Sera Kadıgil ise “Devlet, vatandaşına pusu kurdu. Cumartesi Annelerine karşı açılmış bir savaş var” diye konuştu.

    Cumartesi Anneleri/İnsanları 913. hafta buluşmasında 21 Eylül Çarşamba günü Çağlayan Adliyesi önünde yaşananlara ilişkin açıklama yaptı. İnsan Hakları Derneği (İHD) İstanbul Şubesi’nde gerçekleştirilen açıklamaya Halkların Demokratik Partisi (HDP) İstanbul Milletvekili Oya Ersoy, Türkiye İşçi Partisi (TİP) İstanbul Milletvekilleri Ahmet Şık, Sera Kadıgil ile İHD Eş Genel Başkanı Öztürk Türkdoğan da katıldı.

    “DURUŞMA SIRASINDA DA HUKUKSUZLUK DEVAM ETTİ”

    Basın açıklamasını Maside Ocak okudu. Açıklamadan öne çıkan satır başları şöyle:

    “Her duruşma öncesi Çağlayan Adliyesi önünde gerçekleştirdiğimiz basın açıklaması, 21 Eylül 2022 tarihli beşinci duruşmamız öncesi Kağıthane Kaymakamlığı tarafından verilen anayasaya aykırı bir yasak kararı gerekçe gösterilerek engellendi. Duruşmaya ve öncesinde yapılacak basın açıklamasına katılmak için orada bulunanlara son dakikada bildirilen yasak kararı sonrası, etrafımız polis tarafından çembere alınarak, dağılmamız engellendi. Aralarında duruşmaya katılması gereken kayıp yakınları, cumartesi insanları ve avukatlarının da olduğu 16 hak savunucusu işkenceyle gözaltına alındı. Adliye önünde bulunanların tanık olduğu ve basına/sosyal medyaya yansıyan çok sayıda görüntülü/yazılı haberden görüleceği üzere kolluk kuvvetleri duruşmaya katılmak üzere bekleyenleri, ortada hiçbir hukuki gerekçe yokken ve anayasal haklarını ihlal ederek gözaltına alarak, yaklaşık 8 saat özgürlüklerinden mahrum bıraktı.

    İstanbul 21. Asliye Ceza Mahkemesi’nde görülen duruşma sırasında da bu hukuksuzluk devam etti. Duruşmaya yargıcın, ‘eğer düzeni bozan bir durum olursa, kolluk güçlerinden gelen talep doğrultusunda, yargılamanın güvenlik gerekçesiyle kapalı yapılmasına karar verebileceğini’ belirten sözleri ile başlandı.  Bu sözleri ile dava yargıcı, duruşma öncesi yapılacak basın açıklamasına hukuka aykırı olarak müdahale eden kolluğun yönlendirmesi ile hareket ettiğini kabul etmiş, yargılamanın tarafsızlığına ve bağımsızlığa gölge düşürülmüştür. Duruşma yargıcı yargılama sırasında da; savunma avukatlarının salonda bulunan silahlı güvenlik mensuplarının çıkarılmasına yönelik talebini de reddedip; yargılananlar, tanıklar, avukatlar ve dinleyiciler üzerinde baskı yaratacak şekilde yargılama sonuna kadar güvenlik mensuplarının salonda beklemesine izin vererek, tutumunu devam ettirdi.

    “YARGIÇ DURUŞMADA GERİLİM YAŞANMASINA NEDEN OLDU”

    Savunma avukatlarının; duruşma öncesi gözaltına alınanlar arasında, önceki celse hakkında  zorla getirme ve duruşmaya gelmedikleri takdirde savunmadan vazgeçmiş sayılacakları ihtar edilmiş sanıklar ve avukatlarının da bulunduğu, bu kişilerin duruşmaya katılımı sağlanmadan duruşmaya devam edilemeyeceği, ayrıca duruşma salonuna gelebilenlerin de alanda uygulanan şiddetten olumsuz etkilendikleri göz önünde bulundurularak duruşmanın ertelenmesi taleplerini de reddeden yargıç, duruşma boyunca savunmayı kısıtlayıcı davranışları ile duruşmada gerilim yaşanmasına neden oldu.

    Hak ve özgürlüklerimizin güvencesi olması gereken yargının, hak ve özgürlüklerimizi tehdit aracına dönüştürülmesini kabul etmiyoruz. Ülkeyi yönetenler, Anayasa ve bağlayıcı uluslararası sözleşmelerden kaynaklı sorumluluklarına rağmen;  25 Ağustos 2018 tarihinden bu yana hak ve özgürlüklerimizi gasp eden; hukuka aykırı yasak, engelleme ve gözaltı uygulamaları ile adalet arayışımızı engellemeye, açılan soruşturma ve bu dava ile üzerimizde yargı baskısı oluşturmaya çalışmakta ve suç işlemektedir. 27 yıldır dediğimiz gibi; son kaybımız bulunana, son fail cezalandırılana kadar bu mücadele devam edecek. Kaç yıl geçerse geçsin, bedeli ne olursa olsun; kayıplarımız için adalet istemekten, devletin evrensel hukuk normları içinde hareket etmek zorunda olduğunu hatırlatmaktan, 214 haftadır bize yasaklanan kayıplarımızla buluşma mekânımız Galatasaray’dan vazgeçmeyeceğiz.”

    “KANUNSUZ EMİRLERE UYMAYIN, HEPİNİZ YARGILANACAKSINIZ”

    İHD Eş Genel Başkanı Öztürk Türkdoğan ise polis memurlarına çağrı da bulunurken; “Türkiye’de otoriter yönetim altında kolluk kuvvetleri daha fazla kanunsuz emirlere uymaya başladılar. Bir kez daha uyarmak istiyorum. Bu kanunsuz emirler uymayın. Hepiniz yargılanacaksınız. Bu iktidara, İçişleri Bakanına güvenmeyin. Bunların hesabı bir gün yargı önünde sorulacaktır. Şu anda şubemizin önünde yüzlerce polis var. Sizin başka işiniz yok mu? Hırsızları, uyuşturucu kaçakçılarını, çeteleri kovalayın. Böyle bir ülke olabilir mi?” ifadelerini kullandı. HDP
    İstanbul Milletvekili Oya Ersoy, Türkiye’de hukukun ortadan kaldırıldığını ifade ederek, “Cumartesi annelerine ve insanlarına uygulanan şiddetin tek bir sonucu vardır; faillerin yanındayız mesajıdır” dedi. TİP İstanbul Milletvekili Sera Kadıgil de “Devlet, vatandaşına pusu kurdu. Cumartesi Annelerine karşı açılmış bir savaş var” dedi.

    PİRHA / İSTANBUL

  • TİP milletvekilleri Boğaziçi Köprüsü’ne ‘Gezi’ pankartı astı

    TİP milletvekilleri Boğaziçi Köprüsü’ne ‘Gezi’ pankartı astı

    PİRHA-Türkiye İşçi Partisi (TİP) milletvekilleri Gezi direnişinin 9’uncu yılında Boğaziçi Köprüsü’ne “Her yer Taksim her yer direniş” pankartı astı. Polisler milletvekillerine müdahale ederken, pankartı kesti.

    Türkiye İşçi Partisi (TİP) Genel Başkanı Erkan Baş ile İstanbul Milletvekilleri Ahmet Şık ve Sera Kadıgil, Gezi direnişinin 9’uncu yıl dönümünde Boğaziçi Köprüsü’ne “Her yer Taksim her yer direniş” yazılı bir pankart astı.

    Pankartın asılma anları Ahmet Şık’ın kişisel Twitter hesabından canlı yayınlanırken; köprüye gelen polislerin “Bu bayrağı buraya asamazsın” diyerek milletvekillerine müdahale ettiği ve pankartı kestiği görüldü. Polislerin ayrıca çıkan arbedede milletvekili Sera Kadıgil’in telefonunu denize düşürdüğü belirtildi.

    (HABER MERKEZİ)

  • TİP, Müdahale Kongresi’ni İstanbul’da gerçekleştirdi

    TİP, Müdahale Kongresi’ni İstanbul’da gerçekleştirdi

    PİRHA-Türkiye İşçi Partisi’nin (TİP) Müdahale Kongresi’nde konuşan Erkan Baş, altı muhalefet liderinin verdiği fotoğrafa değinerek, “Türkiye, dün akşam yayınlanan o fotoğrafa sığmaz. AKP’yi, AKP’nin emeklileri ile yenemezsiniz. Bu halk ile yenebilirsiniz. Türkiye’nin geleceği halk ittifakındadır” dedi.

    Türkiye İşçi Partisi’nin (TİP) “Müdahale Kongresi” partinin 61. kuruluş yıldönümünde İstanbul Haliç Kongre Merkezi’nde düzenlendi. TİP Genel Başkanı Erkan Baş yaptığı konuşmada “Biz bu kabusu bitirme konusunda kararlıyız. Türkiye, dün akşam yayınlanan o fotoğrafa sığmaz. AKP’yi, AKP’nin emeklileri ile yenemezsiniz. Bu halk ile yenebilirsiniz. Türkiye’nin geleceği halk ittifakındadır” dedi.

    TİP Sözcüsü ve İstanbul Milletvekili Sera Kadıgil’in konuşmasıyla başlayan kongreye Cumhuriyet Halk Partisi (CHP), Emek Partisi (EMEP), Emekçi Hareket Partisi (EHP), Halkların Demokratik Partisi (HDP), Halkevleri, Sosyalist Yeniden Kuruluş Partisi (SYKP), Sol Parti, İşçi Demokrasisi Partisi (İDP), Yeşiller Parti, Sosyalist Emekçiler Partisi (SEP) temsilcileri de katıldı. Ayrıca enflasyon altındaki zam teklifine karşı günlerdir eylemde olan işçiler ve sendikalar da kongrede yer aldı.

    “SARAY REJİMİNİ YENECEĞİZ”

    Açılışta konuşan TİP İstanbul Milletvekili Sera Kadıgil, “Adıyla sanıyla şanıyla sosyalist Türkiye Cumhuriyeti istiyoruz, bu kadar basit. Bu ülkenin yüzde 99’u çalışıyor, yüzde 1’i ise yiyor. Biz gece gündüz çalışalım, bunlarda yattıkları yerden yesinler. Bunca yalanın sebebi bu. Saçma olan bizim istediğimiz dünya değil, saçma olan içinde yaşadığımız, maruz kaldığımız bu dünya.

    Bizim bir davamız var, planımız var. Saray rejimini yeneceğiz, sonrasında da ülkeyi patronlara teslim etmemizi bekleyenler varsa açıkça söylüyoruz çok beklerler. Biz sadece AKP’den değil, AKP’ler yaratan bu düzenin kendisinden kurtulmak istiyoruz. Bu yüzden diyoruz ‘Haydi başlayalım’ diyoruz. Okullarımızı, meclisimizi, derelerimizi, hastanelerimiz, hepsini bu haramilerden geri alacağız. Bu yolda yalnız değiliz” ifadelerini kullandı.

    DİRENİŞTEKİ İŞÇİLER SAHNEYE ÇIKTI

    Kadıgil’in konuşmasından sonra ise Moğollar grubu sahneye çıktı. Moğolların ardından da etkinliğe katılamayan Rıza Türmen, Şebnem Gürsoy, Afşar Timuçin, Müjdat Gezen, Rutkay Aziz, Mustafa Alabora ile Selahattin Demirtaş’ın gönderdiği tebrik mesajları okundu. Selahattin Demirtaş’ın mesajının okunmasının ardından salonda “Yaşasın halkların kardeşliği” sloganları yükseldi. Tebrik mesajlarının ardından TİP’in sonuç bildirisi okundu.

    Türkiye’nin her yanında direnişte olan işçiler de sahneye çıktı. Farplas Fabrikası’nda çalışan ve haklarını istediği için işten atılan TİP Gebze İlçe Başkanı Nejla Dolaşık, kürsüde tüm işçiler adına söz aldı. Taleplerinin yalnızca insanca yaşamak olduğunu söyleyen Dolaşık, “Bizler Türkiye’deki işçi sınıfı hareketinin genişlemesi, sosyalist mücadelenin büyümesi, kan emici burjuvazi ve onun siyasi temsilcilerine karşı mücadeleyi büyütmek için toplandık. Bizler bu göreve talibiz. Büyük bir tarihin yanında bizim direnişimiz belki bir damla” şeklinde konuştu.

    BAŞ: AMACIMIZ BU DÜZENE SON VERMEK

    Kürsüden halka seslenen TİP Genel Başkanı ve İstanbul Milletvekili Erkan Baş, “Türkiye’nin aydınlık geleceğini alkışlayalım” diyerek; Lila işçilerini, Migros depo, Yemeksepeti, Farplas işçilerini selamladı. Baş, “Kayyuma direnen Boğaziçilileri, Barış Akademisyenlerini, Gülsüm-Sami Elvan’ı alkışlayalım. Bizim kahramanlara ihtiyacımız yok, işte buyuz, bu salonu dolduranlarız, biz ülkenin aydınlık yüzüyüz. Bizim sahte kahramanlara ihtiyacımız yok. İşte biz buradayız” ifadelerini kullandı.

    Baş, konuşmasını şöyle sürdürdü:

    “Biz bu ülkeyi işçiler düzeltecek dediğimizde güvendiğimiz işte bu işçi sınıfı. Bugün TİP, Türkiye’nin her yerinde emekçilerin yan yana geldiği bir odak haline geldi. Amacımızı gizlemiyoruz. Amacımız bu düzene son vermek. Biz artık başka bir dünya mümkün demiyoruz. Bu dünyayı yeniden başka şekilde kuracağız diyoruz.”

    “ERDOĞAN’LA ANT OLSUN Kİ HESAPLAŞACAĞIZ”

    “Erdoğan ile ant olsun ki hesaplaşacağız!” diyen Baş, “Hesaplaşacağız ki geri dönmesinler. Bu büyük yürüyüşün temel hedefi bir yeniden kuruluştur. Bizden çaldıklarını geri alacağız. Gönlümüz rahat, ufkumuz açık. Çünkü biliyoruz ki Türkiye’nin çözülmeyecek sorunu yok. Biz bu ülkenin insan gücünün zenginliğine güveniyoruz. Biz bu ülkeyi yeniden laik bir ülke haline getireceğiz.

    “AKP’Yİ, AKP’NİN EMEKLİLERİ İLE YENEMEZSİNİZ”

    Biz bu kabusu bitirme konusunda kararlıyız. Türkiye, dün akşam yayınlanan o fotoğrafa sığmaz. Bugün AKP’nin yıkılışı için gün sayıyorsak, bu en çok halkın eseridir. AKP’yi AKP’nin emeklileri ile yenemezsiniz. Bu halk ile yenebilirsiniz. Türkiye’nin geleceği halk ittifakıdır. Türkiye’de siyaseti yeniden kurmak istiyoruz. Saray soytarıları size sesleniyoruz, bugün büyük bir adım attık. Saray iktidarı yıkılacak, emekçilerin düzeni kurulacak” ifadeleri kullandı.

    Kongre, Bajar’ın konseriyle sona erdi.

    PİRHA / İSTANBUL

  • Erkan Baş: Eğitimdeki dini içeriği her geçen gün artırıyorlar ve bu sadece Alevilerin sorunu değil

    Erkan Baş: Eğitimdeki dini içeriği her geçen gün artırıyorlar ve bu sadece Alevilerin sorunu değil

    PİRHA- 4-6 yaş grubu çocuklar için alınan ‘din eğitimi’ tavsiye kararına karşı Aleviler öncülüğünde başlatılan kampanyanın destekçisi olduklarını söyleyen Türkiye İşçi Partisi (TİP) Genel Başkanı Erkan Baş, “Eğitimdeki dini içeriği her geçen gün artırıyorlar. 4 yaşındaki çocuklara dahi din eğitimi verir hale gelmiş durumdalar. Buna net bir biçimde karşı çıkmadan Türkiye’de laiklik tartışması yapmak mümkün değildir. Bu sadece Alevi yurttaşlarımızın sorunu değil, bu tüm Türkiye’nin sorunudur” dedi.

    Türkiye İşçi Partisi (TİP) Genel Başkanı Erkan Baş ile İstanbul Milletvekilleri Sera Kadıgil ve Ahmet Şık, ajansımız PİRHA‘nın da katıldığı kahvaltıda gazeteciler ile bir araya gelerek gündeme ilişkin soruları yanıtladı.

    1-3 Aralık 2021 tarihlerinde yapılan 20. Milli Eğitim Şûrası’nda 4-6 yaş grubundaki çocuklar için alınan ‘din eğitimi’ tavsiye kararı ile karara karşı Demokrasi Konferansı bileşeni Aleviler öncülüğünde başlatılan imza kampanyasını değerlendiren TİP Genel Başkanı Erkan Baş, parti olarak kampanyaya tam destek verdiklerini kaydetti.

    Baş ayrıca Alevilerin ibadethanelerine gelen yüksek elektrik faturalarıyla ilgili olarak da “Cemevlerine ticarethane muamelesi yapılıyor. Devlet ısrarla yok saymaya ve Alevi yurttaşlardan aldığı vergiyi Diyanet İşleri Başkanlığı’na aktarmaya, Alevi çocuklarına kendi din anlayışını istediği gibi dayatmaya devam ediyor” ifadelerini kullandı.

    “SORUN YALNIZ ALEVİLERİN DEĞİL BÜTÜN TÜRKİYE’NİN SORUNU”

    Milli Eğitim Şûrası’nda alınan tavsiye kararının, geçtiğimiz hafta Alevi kurumları ile yaptıkları toplantıda da gündeme geldiğini belirten Baş, “Bu sadece Alevi yurttaşlarımızın sorunu değil. Bu Türkiye’nin tümünün sorunu” dedi. Baş, şöyle konuştu:

    “Bu sadece Alevi yurttaşlarımızın sorunu değil, bütün Türkiye’nin sorunudur. Lise öğrencisi olduğum dönemde de zorunlu din derslerine karşı kampanyalar yürütülüyordu. Fakat şu an hemen her ders dini içerikli. Benim yüksek lisans tezim, “Osmanlı’da Darwinizm” idi. 1911 yılında Manastır Askeri Lisesi’nde “Darwinizm” diye bir ders vardı. 1911 yılında Osmanlı topraklarında “Darwinizm” diye özel bir ders vardı. Bugün 111 yıl sonra fen bilgisi derslerinden bile evrim kuramı çıkarılmış durumda. Aradaki yıkımın boyutu bence bu kadar net. Eğitimdeki dini içeriği her geçen gün artırıyorlar. 4 yaşındaki çocuklara dahi din eğitimi verir hale gelmiş durumdalar. Buna net bir biçimde karşı çıkmadan Türkiye’de laiklik tartışması yapmak mümkün değildir.

    Bu sadece Alevi yurttaşlarımızın sorunu değil. Bu Türkiye’nin tümünün sorunu. Çünkü iktidar kendi din anlayışını toplumun tümüne ilkokul öncesinden başlayarak dayatıyor. En çok da yoksul, emekçi çocuklara bunu mahkum ediyor. Parası olanlar çocuklarını istedikleri okulda okutuyorlar. İstedikleri düzeyde din eğitimi verdikleri okullarda okutuyorlar. Ama işçilerin, yoksulların çocukları iktidar neyi dayatırsa ona mahkum kılınıyor. Burada net bir pozisyon almak zorundayız. Biz o kampanyanın hem bir imzacısı, parçasıyız hem de sonuna kadar arkadaşlar ile birlikte davranacağız.”

    “ALEVİLERİN EŞİT YURTTAŞLIK TALEBİNİN ARKASINDAYIZ”

    Alevilerin ibadethanelerine gelen yüksek elektrik faturalarına tepki gösteren Baş, Alevilerin eşit yurttaşlık talebinin arkasında olduklarını belirterek, şunları söyledi:

    “Cemevlerine ticarethane muamelesi yapılıyor. Tartışılacak bir şey yok. Bir kısım yurttaşımız diyor ki “Biz Aleviyiz ve cemevleri bizim ibadethanemiz.” Buna kim ‘değil’ diyebilir? Devlet ısrarla yok saymaya ve Alevi yurttaşlardan aldığı vergiyi Diyanet İşleri Başkanlığı’na aktarmaya, Alevi çocuklarına kendi din anlayışını istediği gibi dayatmaya devam ediyor. Bu kadar akıl dışı ve açıklanamaz bir tablo yok. Kabul edilebilir bir şey değil. Devletin en asgari tanımı “Din ve devlet işleri birbirinden ayrılır.” Devlet tüm dinlere eşit mesafede yaklaşır. Ülkede bunun yaşandığını söyleyebilecek bir tane insan yok. Aleviler, açık bir haksızlığa, eşitsizliğe, ayrımcılığa maruz kalıyor. Alevilerin, eşit yurttaşlık talebinin arkasında duracağız. Sadece Alevi yurttaşlarımızın derdi değildir bu. Laik bir toplumdan söz ediyorsak, herkesin bu taleplerin arkasında durması gerekiyor” dedi.

    “AKP ASLINDA SÖYLENENİN AKSİNE ÇOK BECERİKLİ!”

    “Her an bir seçim gerçekleşebilir ama daha önemlisi Türkiye’nin bir an önce bu iktidardan kurtulması gerekiyor” diyen Baş, AKP iktidarının yürüttüğü ekonomik model için “Aslında bunlar çok becerikliler. Bilerek ve isteyerek bu ekonomi modelini uyguluyorlar. Bu modelin temelinde de Türkiye’nin tepesindeki yüzde 1’i zengin etme var. Burada bir strateji var” yorumunda bulundu.

    Baş sözlerini şöyle sürdürdü:

    “Bakıldığında AKP’nin, Erdoğan’ın, saray rejiminin beceriksiz olduğu yönünde bir fikir var. Muhalefette ısrarla bunu işliyor. Biz tam tersini söylüyoruz. Aslında bunlar çok becerikliler. Bilerek ve isteyerek bu ekonomi modelini uyguluyorlar. Bu modelin temelinde de Türkiye’nin tepesindeki yüzde 1’i zengin etme var. Burada bir strateji var. Halk toplantılarında da bunun altını özellikle çiziyoruz.

    İktidar şuna karar vermiş durumda: “Toplumun çoğunluğunun ihtiyaçlarını karşılayabilecek, onlara hayal kurdurabilecek bir ekonomik model oluşturamam. Türkiye’nin tepesindeki yüzde 1’i mutlu eden, onun servetini garanti altına alan, servetini artırmasının yol ve yöntemlerini açık tutan bir ekonomi modeli uygularsam; Türkiye’de iktidar koltuğunda oturmaya devam ederim.” Biz de bunun tam karşı kutbunda konumlanmak gerektiğini söylüyoruz. Toplumun yüzde 99’unun çıkarlarını merkeze koyan bir ekonomik modeli hayata geçiren bir yaklaşım olmadığı sürece Türkiye’nin sorunlarının çözülmesi mümkün değil.

    “AKP ARTIK ESKİSİ GİBİ  ‘HAYAL’ SATAMIYOR”

    Herkes elektrik faturalarından şikayetçi. Pastanın en büyük dilimini alan ve devlet eliyle, halkın temel ihtiyaçları üzerinden servetlerini büyüten sermaye çevreleri hiç tartışılmıyor. Elektriksiz, doğalgazsız, internetsiz, susuz yaşamak mümkün değildir. Bunlar lüks değil temel insani ihtiyaç. Türkiye’deki ekonomik model, en temel insani ihtiyaçları bile patronlar için kâr kapısı haline getirme biçiminde kurulmuş. Doğal olarak da halk her geçen gün yoksullaşmaya devam ediyor.

    Isparta’da bir yurttaşımız soğuktan donarak hayatını kaybetti. 1930’ların öncesindeymişiz gibi. 10-20 yıl öncesindeki AKP için “En azından hayal satıyor” diyorlardı. Bugün artık bu kalmamış durumda.”

    İttifak tartışmaları ile ilgili olarak ise TİP İstanbul Milletvekili Sera Kadıgil, “Türkiye milliyetçi-muhafazakar bir kutba sıkıştırılmak isteniyor. Temsil edilmediğini hisseden milyonlarca insan yaşıyor bu ülkede. En geniş üçüncü ittifaka bu nedenle ihtiyaç olduğumuzu hissediyoruz” dedi.

    “GÜÇLÜ BİR ÜÇÜNCÜ SEÇENEĞİN PARLAMENTODAKİ VARLIĞI ÖNEMLİ”

    Baş, iktidarın parlamentoyu işlevsizleştirmeye çalıştığını savunurken; parlamentoyu önemli hale getirmek gerektiğini söyledi. Güçlü bir üçüncü ittifakın önemine değinen Baş, “Türkiye’deki iktidar parlamentoyu işlevsiz bir kurum haline getirmek istiyor. İktidarın bu talebinin reddedilmesi gerekiyor. Parlamentoyu önemli kılmak gerektiğini düşünüyoruz. Sokaktaki mücadeleyi parlamentoya taşıyabildiğimiz sürece parlamento önemli olur. Eğer hedefimiz Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’ni ortadan kaldırmaksa ve onun yerine seçilecek kişinin o sistemi ortadan kaldıracak bir geçiş sürecine moderatörlük edecekse o aşamada parlamento bileşeninin son derece önemli olduğunu düşünüyoruz.

    Geride kalan yüz yılda emekçiler, Kürtler, gençler, Aleviler siyasal temsil noktasında kendilerini var edemediler. Siyaset dar bir elite sıkıştı. Memleket sürekli sağa yatan bir gemiye benziyor. Nihayetinde AKP ile beraber gemi battı. Halkın özne olduğu daha katılımcı bir siyasal sistem yaratılmalıdır. AKP’den kurtulabiliriz. Fakat AKP’yi var eden temel sorunlar ile köklü bir hesaplaşma içerisine girişmezsek, bir sonraki seçimde AKP’nin başka bir versiyonu iktidara gelir. Bu da Türkiye’nin gelecek 30-40 yılının kaybedilmesi anlamına gelir. Parlamentoda da halkın sigortası işlevini görecek bir üçüncü seçeceğin güçlü biçimde varlığı bizim için önümüzdeki seçimlerin temel problemlerinden birisidir” diye konuştu.

    “TÜRKİYE’NİN ANAYASASI, TERÖRLE MÜCADELE KANUNU’NUN KENDİSİDİR”

    TİP İstanbul Milletvekili Ahmet Şık ise Bekir Bozdağ’ın yeniden Adalet Bakanlığı’na getirilmesiyle ilgili olarak şu değerlendirmeyi yaptı:

    “Türkiye bir kanun devleti bile değil. Türkiye anayasasız bir ülkedir. Türkiye’nin anayasası Terörle Mücadele Kanunu’nun (TMK) kendisidir. Bekir Bozdağ bir rehinedir. Bank Asya’nın önünden geçen, cemaatin herhangi bir yayına abone olanların içeride olduğunu düşündüğümüzde Bekir Bozdağ ömür boyu hapis cezası alacak bir kişidir. Tam da o nedenle Adalet Bakanı yapıldı. Ben iki kere tutuklandım. İki tane milat var. Bir Ergenokon’culuk, diğeri FETÖ’cülük. Ergenekon’culuktan beraat ettiğim davaya FETÖ’cülükten tutuklu olarak geldim. Yargının özeti bu. Türkiye’de hukuk tartışması yapmak çok anlamsız. Mafya ile hukuk diliyle konuşmanız mümkün değildir.”

    “LAİKLİK, KAZANILMASI GEREKEN BİR MÜCADELE KONUSUDUR”

    Erkan Baş, Halkların Demokratik Partisi (HDP) İstanbul Milletvekili Oya Ersoy‘un, AKP’ye yönelik TBMM’de yaptığı konuşmada sarf ettiği “Size neden gerici diyoruz biliyor musunuz? Çünkü sizler 500 yıl geride kalmış Osmanlı’yı, 1500 yıl geride kalmış din esaslı toplum düzenini yeniden hortlatmaya çalışıyorsunuz” sözlerine gelen tepkilere de değindi. “AKP rejimini tartışırken mutlaka bir “ilericilik” ve “gericilik” tartışması yapmak gerekir” diyen Baş, şunları söyledi:

    “AKP bir patron partisidir. Aynı zamanda siyasal İslamcı bir parti. Özellikle toplumun yoksullaştırılmış kesiminin din aracılığıyla yönetebilmesini amaçlar. AKP rejimini tartışırken mutlaka bir “ilericilik” ve “gericilik” tartışması yapmak gerekir. Kaçınma şansımız yok. Toplumun geniş yoksullaştırılmış kesimlerini siyasal İslamcı kimlikleri çerçevesinde düzen yasaları içinde tutabildikleri için iktidar koltuğuna oturtulmuş bir partiden söz ediyoruz. 20 yıldır da her geçen gün gericileştiren bir parti. Bunları söylemeden AKP’ye karşı muhalefet etmek çok da mümkün değil.

    Türkiye’de bir “laiklik” başlığı artık kazanılması gereken bir mücadele konusudur. Diyanet İşleri Başkanı ordu teftişi yapıyor. Daha neyi tartışıyoruz? AKP belli ki oy kaybettikçe kendisini buradan yükseltme arayışı içerisinde. Oya Ersoy’un söyledikleri üzerinden yapılan linç kampanyası yürütmek, AKP’nin olayı bu alana sıkıştırmayı tercih ettiğini gösteriyor. AKP’nin bu oyununu bozmak lazım. Ama bozmak, bu tartışmaya hiç girmemek demek değil. Bu tartışma ile yoksulluk arasındaki ilişkiyi doğru kurarak yapmak gerek.”

    Barış KOP / İSTANBUL

  • Milletvekili Sera Kadıgil CHP’den istifa edip TİP’e katıldı

    Milletvekili Sera Kadıgil CHP’den istifa edip TİP’e katıldı

    Partisinden istifa eden CHP İstanbul Milletvekili Sera Kadıgil ,TİP’e dahil olacak.

    Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) İstanbul Milletvekili Sera Kadıgil, partisinden istifa etti. Kadıgil, Türkiye İşçi Partisi’ne (TİP) katılacak. Böylelikle TİP’in Meclis’teki milletvekili sayısı 4’e yükselecek.

    İstifasını Meclis’te düzenlediği basın toplantısı ile açıklayan Kadıgil, “Ben bu adımı bu mücadeleye köstek olmak için değil bilakis biraz daha solunuzdan destek olabilmek için atıyorum. Hem önümüzdeki tarihi seçim sürecinde, hem de elbirliğiyle yaralarımızı sarma aşamasına geçtiğimizde, hepimizin iyiliğine olduğunu düşündüğüm bir yola çıkıyorum. Bilin ki ülkem için doğru olduğuna inandığım şeyi yapıyorum. Fikrim hür, vicdanım rahat. Gerçekten tanıyanların, beni anlayacağını biliyorum. Evet, bu ayrılığın sebebi ne bir kavga ne de bir tartışma. Tertemiz bir ideolojik ayrılıkla karşınızdayım” dedi.

    Kılıçdaroğlu’nun son derece yapıcı bir tavırla yürüttüğü sürecin kendine gurur verdiğini söyleyen Kadıgil, “Farklı görüşlerden demokratların birlikte inşa ettiği bu yol, çeşitli kesimlerle dengeli bir siyaset yürütmeyi de zorunlu kılıyor. Ne var ki oldukça uzun zamandır Türkiye siyasetindeki bu dengelerde ciddi bir eksiklik olduğunu ve bu eksikliğin tüm ülkemizi olumsuz etkilediğini düşünüyorum” diye konuştu.

    “EKSEN MERKEZİN SAĞINA KAYIYOR”

    Kadıgil, şunları ifade etti:

    “Gerek seçim çalışmalarında ve sonrasında birlikte gururla mücadele ettiğimiz Millet İttifakı ortaklarımız, gerekse mevcut karanlık karşısında pozisyon almak üzere yeni kurulan partilere bakıldığında zaten milliyetçi-muhafazakar olan ağırlık merkezine karşı kurulan dengelerin de genel itibariyle yine milliyetçi ve/veya muhafazakar çizgide olduğu bir gerçeklik olarak karşımızda duruyor. Bu gerçekliğin bir sonucu olarak tüm ülkenin ekseni ister istemez merkezin sağına doğru eğiliyor. İşte bu eksende hak ettiği ağırlıkta temsil edilmediğini hisseden milyonlarca insan da yaşıyor bu ülkede. Hayata mevcut yapıların çok daha solundan bakan, insan uydurması sıfatların, mülkiyet aşkının insanlığı ve gezegenimizi felakete sürüklediğini görenler. Sadece AKP’den değil, bugün AKP’nin temsil ettiği bu kokuşmuş düzenin bizzat kendisinden de kurtulmak isteyenler. Ben de kişisel olarak bu insanlardan biriyim. Oysa siyasetin başka kuralları var.”

    DÜZENİ DEĞİŞTİRMEK İÇİN

    Siyasete TİP’te devam edeceğini söyleyen Kadıgil şöyle devam etti:

    “Örgütlü kadın hareketinin hepimize öğrettikleri sayesinde yüzleştiğim toplumsal cinsiyet eşitsizliği üzerine yaptığım okumalar, gururla söylemeliyim ki beni azılı bir feminist haline getirdi. Ve yine geç kalarak da olsa nitelikli bir sosyal demokrat olmak üzere çıktığım yol ise beni bir kez daha ne mutlu ki Denizlerin yoluna çıkarttı… İşte o yol, o ruh bugün bu Meclis’te temsil ediliyor. Ve artık Türkiye’nin ilk kadın genel başkanının, Behice Boran’ın partisinin Meclis grubunu, ikisi bıyıklı üç erkeğe terk etmeye gönlüm razı gelmiyor. İşte ben bugün itibariyle, inandığım değerleri açıkça ve yüksek sesle savunmak için, bu düzeni biraz düzeltmeye değil, tümden değiştirmeye çalışmak için, dünya görüşüme daha yakın gördüğüm bir partiye, Türkiye İşçi Partisi’ne katılıyorum.”

    (HABER MERKEZİ)