PİRHA-Konyaaltı Alevi Bektaş Kültür ve Cemevi Derneği Müzik Topluluğu üyeleri Suriye’de Dürzilere, Alevilere, Kürtlere ve diğer halklara HTŞ ve Selefi güçlerin soykırıma varan katliamlar gerçekleştirdiğini belirterek, bir an önce savaşın son bulması, ayrımcılığın bitmesi, barışın sağlanması çağrısında bulundular.
Konyaaltı Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Derneği Müzik Topluluğu üyeleri, Suriye’de HTŞ ve Selefi çetelerinin Alevilere, Kürtlere ve Dürzilere yönelik saldırılarına ilişkin PİRHA’ya konuştu.
“ALEVİLERE, KÜRTLERE DÜRZİLERE VE TÜM HALKLARA YÖNELİK SALDIRILARI ŞİDDETLE KINIYORUZ”
Suriye’de son günlerde Alevilere, Kürtlere ve Dürzilere dönük katliamların yaşandığını belirten Müzisyen Koro Şefi Serdar Baysal,” Bir Kürt olarak 2014’ten beri Suriye’de yaşayan halklar bilirler ki, Alevilere, Kürtlere Dürzilere yönelik bu saldırıları şiddetle kınıyoruz” dedi.
AKP-MHP koalisyon hükümetinin bunu gördüğü halde engellemek için hiçbir girişimde bulunmadığını belirten Baysal, Bu ülkede 30 milyon Kürtle birlikte yaşadığı halde, Kürtlerin Suriye’de soydaşlarının olduğunu bildiği halde buna tepkisiz kalıyor. Biz biliyoruz. Kobani düştü düşecek olayını halen unutmamışız” diye belirtti,
İsrail’in Golan Tepelerini almasına gıkı çıkmayanların Suriye’de kendi toprakları üzerinde kendini var eden Kürtlere karşı hep birlikte taarruza geçmesine tepki gösteren Baysal, İktidar partisi olan AKP’nin “Biz Suriye’nin bütünlüğünden yanayız.” demesi çok abes bir şey. Kendi ülkesinde Kürtlerle olan sorununu çözmemiş bir iktidar buradan Suriye’ye müdahale etme hakkını kendi de bulabiliyor” diye belirtti.
“İKTİDAR SURİYEDE BİRLİKTEN SÖZ ETMEDEN ÖNCE KENDİ ÜLKESİNDE VAR OLAN SORUNLARI ÇÖZSÜN”
Suriye’de katliam yapan çetelerin Türkiye’den gittiğini yaralıların Türkiye’de tedavi edildiğini hatırlatan Baysal, “Biz bunları görüyoruz. Biz de buna dönük diyoruz ki bu tutumunuzdan vazgeçin. Eğer bir birlik istiyorsan eğer bir düzen istiyorsan önce kendi ülkende demokrasiyi inşa edersin ondan sonra başka ülkelere Suriye’ye Irak’a, İran’a ya da Orta Doğu’ya örnek bir ülke olursun” şeklinde ifade etti.
Türkiye’nin kendi içindeki var olan sorunları çözmez iken Suriye’nin bütünlüğünden yana olmasının büyük bir çelişki olduğunu belirten Baysal, “Peki neden? Kürtler bütün olmasın bütün mesele bu. Mesela Kürtler neden Suriye’de, Türkiye’de, İran’da, Irak’ta Ermenistan’da dört parçaya bölünsün ki. Birlikten yana olanlar neden Kürtlerin birliğine karşı çıkıyorlar? Yani kimse başka bir yerden gelmemiş. Kürtler Aleviler, Dürziler, Ezidiler ve başka inançlara mensup diğer halklar kendi toprakları üzerinde, kendi vatanları üzerinde kendini var etmeye çalışıyorlar” dedi.
Türkiye’de insan haklarından dem vuranların samimi olmadıklarını vurgulayan Baysal, “Ortadoğu’da kanın dökülmemesi için başta Türkiye’nin burada samimi bir tavır sergilemesi gerekiyor. Biz de diyoruz ki her ne kadar gücümüz bu olayları katliamları bitirmeye yetmese bile vicdanımızla Suriye’deki bütün halkların ve inançların yani ezilenlerin yanındayız. Yaşasın ezilenlerin birliği, yaşasın halkların kardeşliği diyoruz.
“SURİYE’DEKİ BÜTÜN HALKLARIN VE İNANÇLARIN YANINDAYIZ”
Suriye’de yapılan bütün zulümlere karşı olduğunu belirten Hatice Teke ise şunları belirtti: “Özellikle kadınlara, çocuklara, Alevilere, Kürtlere yapılan bütün dehşet verici her şeye karşıyım. Biz Konyaaltı Alevi Bektaşi Derneği olarak hepimiz bu yaşanan katliamlara karşıyız” dedi.
Şu anda Suriye’de bir Alevi katliamının yaşandığını belirten Şemin Meriç Yapar ise, “Nasıl ki Filistin için dünya halkları ayağa kalkıyorsa biz de aynı şeyi Suriye’deki Alevi halkı için istiyoruz. Suriye’deki Alevi halkına yönelik bu zulmün sessiz bir şekilde seyredilmesine karşıyız. Kadınlara, çocuklara yönelik kötü muamelenin bir an önce son bulmasını, bu ayrımcılığın bitmesini ve Barışın sağlanmasını istiyoruz. Dünya sesimizi duysun, Aleviler unutulmasın” diye belirtti.
Emine Yüzmüş de “Suriye’de yapılan katliamı şiddetle kınıyorum. Alevilere, Kürtlere, Süryanilere, kısacası hiç bir din, mezhep, ırk gözetmeden kime şiddet uygulanıyorsa kınıyorum. Bütün insanlar kardeş olmalı. İnsana insan gözüyle bakılmalı diye düşünüyorum. Herkesin özgürce yaşayabileceği bir dünya diliyorum. İnşallah o günleri görürüz.
PİRHA – Konyaaltı Cemevi Müzik Topluluğu, halk ozanı Davut Sulari’nin ölüm yıldönümü dolayısıyla Konyaaltı Alevi Bektaşi Kültürü Cemevi Korkmaz Tedik Konferans Salonu’nda anma konseri verdi.Konyaaltı Cemevi Müzik Topluluğu, halk ozanı Davut Sulari’nin 41. ölüm yıldönümünde verdiği konserle hem usta ozanı andı hem de Suriye’de Alevilere yönelik katliamlara karşı güçlü bir mesaj verdi.
Konyaaltı Alevi Bektaşi Kültürü Cemevi bünyesinde çalışmalarını sürdüren, ağırlığı kadınlardan oluşan ve koro şefliğini Serdar Baysal’ın yaptığı Konyaaltı Cemevi Müzik Topluluğu’nun konseri yoğun ilgi gördü.
Konser öncesinde Davut Sulari’nin yaşamına dair bir slayt gösterimi sunuldu. Sunuculuğunu Fatma Güngör’ün yaptığı gecede ilk konuşmayı Konyaaltı Alevi Bektaşi Kültürü Cemevi Başkanı Tahsin Akpınar yaptı.
“DAVUT SULARİ’Yİ MİNNETLE ANIYORUZ”
Akpınar, Davut Sulari’nin Alevi inancı ve halk kültürü açısından taşıdığı öneme dikkat çekerek, “Ozanımız Davut Sulari, kendi çağında at sırtında köy köy dolaşarak bu inancı ve kültürü yaydı, deyişlerini bizlere miras bıraktı. Kendisine minnet borçluyuz” dedi.
Konuşmasında güncel siyasal gelişmelere de değinen Akpınar, AKP Genel Başkan Yardımcısı Leyla Şahin Usta’nın TBMM’de yaptığı açıklamayı hatırlatarak şunları söyledi:
“Suriye’de yaşanan katliamları dile getiren milletvekillerine ‘Müslümanlar ölürken sesiniz çıkmıyordu ama bugün Aleviler ölüyor diye konuşuyorsunuz’ denilmesi asla kabul edilemez. Bu söylem, Suriye’de Alevilere yönelik katliamları meşrulaştıran bir zihniyettir ve şiddetle kınıyoruz.”
“KATLİAMLARA KARŞI HER YERDE TEPKİ GÖSTERMELİYİZ”
Akpınar, dünyanın neresinde olursa olsun tüm katliamlara karşı olduklarını vurgulayarak konuşmasını şöyle sürdürdü:
“Filistin’de olduğu gibi, Suriye’de Alevilere, Dürzilere, Hristiyanlara, Kürtlere ve tüm inançlara yönelik saldırılara karşıyız. İŞİD’in Müslümanlara yaptığı zulmü de aynı şekilde kınıyoruz. Katliamın kim tarafından ve kime karşı yapıldığına bakmadan karşı çıkmak, insan olmanın gereğidir.”
Uluslararası siyasete de değinen Akpınar, başka ülkelerin siyasi iradesine müdahaleleri demokrasi ve hukukla bağdaşmadığını belirterek bu anlayışı reddettiklerini söyledi.
DAVUT SULARİ DEYİŞLERİ SESLENDİRİLDİ
Konuşmaların ardından Konyaaltı Cemevi Müzik Topluluğu, Davut Sulari’nin unutulmaz deyişlerini seslendirdi. Dinleyiciler, ozanın eserlerine hep birlikte eşlik etti.
PİRHA – KHK’li müzisyen ve koro şefi Serdar Baysal’ın verdiği bağlama ve müzik eğitimiyle bir araya gelen çocuklar, hem yaptıkları çalışmaları hem de anadillerinde şarkı söylemenin kendilerinde yarattığı duyguyu PİRHA’ya anlattı. Kürtçe (Zazaca ve Kırmançkî) ile Türkçe eserler seslendiren çocuklar, müziğin kendilerini birleştirdiğini vurgulayarak Antalya’daki diğer çocuklara da bu tür çalışmalara katılmaları çağrısında bulundu.
Antalya’nın Kepez ilçesinde sürdürülen bağlama ve koro çalışmalarında yer alan çocuklar, müzikle kurdukları bağı ve bu sürecin hayatlarındaki yerini anlattı.
Amed doğumlu olduğunu, 2019 yılında ailesiyle birlikte Antalya’ya yerleştiklerini belirten Berxwedan Ekdemir, iki yıl önce Koma Aryen’e katıldığını söyledi. Bağlamaya duyduğu ilgiyi anlatan Ekdemir, “Bağlamayı kara düzen çalıyordum ama kulaktan çalmanın yeterli olmadığını fark ettim. Serdar Hocamız bize notalı çalışmayı öğretti. Kürtçemi geliştirmek ve bağlama çalıp şarkı söylemek kadar güzel bir şey yok. Müzik insanları birleştiriyor” dedi.
“HER ŞEY 2022 NEVROZ’U İLE BAŞLADI”
Mardinli olduğunu ve 5 yaşından sonra Antalya’ya taşındıklarını ifade eden Fatima Yeter ise müzikle tanışmasının 2022 Newroz kutlamasıyla başladığını belirtti. Erbane çalmayı bu kurs sayesinde öğrendiğini söyleyen Yeter, “Bu grubun büyüyüp güzel bir yere geleceğine inanıyorum” diye konuştu.
“8 YAŞINDA BAŞLADIM HALA AYNI HEYECANLA DEVAM EDİYORUM”
Antalya doğumlu Avşin Solmaz da gruba 2022 Newroz’unda katıldığını belirterek, “Bağlama kursuna başladığımda 8 yaşındaydım, şimdi 11’im. Üç yıldır devam ediyorum. Serdar Hocamız sayesinde bugünlere geldik” dedi. Solmaz, bağlamaya başlamasında annesinin yarım kalan hayalinin etkili olduğunu da sözlerine ekledi.
“ANNEMİN HAYALİ BİZE NASİP OLDU”
Aslen Urfalı olduğunu söyleyen Jiyan Özçakan, bağlamaya başlamasında annesinin isteğinin belirleyici olduğunu ifade ederek, “Kürt olduğum için özellikle burayı tercih ettim. Kürt kadın sanatçı Ayşe Şan’ı örnek alıyorum. Güzel bir hevesle başladım ve devam ediyorum” dedi.
Zeynep Fidan Özçakan ise çocukluğundan beri bir enstrüman çalmak istediğini belirterek, “Bağlamanın bu kadar güzel olacağını tahmin etmemiştim. Zor ama çok anlamlı. Serdar Hocamız bize sadece müzik değil, anadilimizi de öğretti” diye konuştu.
“KENDİ DİLİMDE ŞARKI SÖYLEMEK BAMBAŞKA BİR HİS”
Mardinli olduğunu söyleyen Afşin Fidan, müzik serüveninin Newroz’la başladığını belirterek, “Kendi dilimde şarkı söylemek bambaşka bir his. Aram Tigran ve Aynur Doğan’ı kendime örnek alıyorum” dedi.
Koro grubunun en küçük üyelerinden Devrim Yalın ise müziğin kendisini ifade etme biçimi olduğunu belirterek, “Sürgündeki Kürt sanatçılar için şarkı söylemek beni çok etkiliyor. Onlar yanımda olmasa bile sanki yanımdalarmış gibi hissediyorum. Anlatmak yetmez, yaşamak lazım” ifadelerini kullandı.
“ASİMİLASYONUN EŞİĞİNDEKİ ÇOCUKLARA ANADİLİNDE ULAŞMAK ÇOK KIYMETLİ”
KHK’li müzisyen ve koro şefi Serdar Baysal, bu hikâyenin bir Newroz konseriyle başladığını belirterek, “Aynı dili konuştuğum çocuklara eğitim vermek benim için çok anlamlı. Asimilasyonun eşiğine gelmiş çocuklara kendi dillerinde müzikle ulaşmak büyük bir mutluluk” dedi.
İlk çalışmalara tek bir sapı atmış bağlamayla başladıklarını anlatan Baysal, zamanla konserlere, salon etkinliklerine ulaştıklarını söyledi. Grubun adının önce Koma Roje, ardından çocukların önerisiyle Koma Aryen olarak belirlendiğini aktaran Baysal, “Bu isim bizim tarihsel ve kültürel köklerimizi temsil ediyor” dedi.
Antalya’nın birçok ilçesinde konserler verdiklerini ifade eden Baysal, Kürt ailelerin ilgisinin yeterli olmamasını eleştirerek, “Yine de çocuklarımın arkasında durmaya devam edeceğim. Bu tür çalışmaların görünür olması gerekiyordu. Siz de buna vesile oldunuz” diye konuştu.
PİRHA-OHAL KHK’leriyle ihraç edilen emekçilerin yaşadığı sorunlar 9 yıl sonra hâlâ çözülmedi. 2016’da Silvan Belediyesi’nde müzik eğitmeni olarak görev yaparken ihraç edilen Serdar Baysal da bu mağduriyetleri yaşayan yüz binlerce insandan biri. Yaşadığı her şeyin ülkedeki savaş politikalarıyla doğrudan bağlantılı olduğunu vurgulayan Baysal, “Zaman zaman siyasal iktidar söylemlerini her ne kadar yumuşatsa da geçmişe dönük yapmış olduğu tahribatları telafi etme noktasında bir adım dahi atmıyor” diyerek tepki dile getirdi.
15 Temmuz darbe girişimi sonrası yürütülen çalışmalar kapsamında yüz bini aşkın kamu çalışanı ihraç edildi. Çalıştığı Silvan belediyesine kayyum atanması ile birlikte işine son verilen Müzisyen Koro Şefi Serdar Baysal, ‘Biz işimizden atıldık, belediye başkanlarımız ise cezaevine atıldı’ dedi.”
Tüm maaş bordrolarına ve imza sirkülerine rağmen belediyede çalışmadığına dair sahte raporlar hazırlandığını söyleyen Baysal,
“Bizim o belediyelerde çalışmadığımıza dair belgeler sundular ve tabii ki buna inanmak isteyen hâkimler, savcılar da buna onay verdiler.”
Baysal, sürecin yıllardır sürdüğünü belirterek şöyle devam ediyor:
“Bu süre içerisinde tazminatlarımız olmak üzere hiçbir hakkımız verilmedi. Yani düşünün hem mağdursun hem karşında seni yargılayacak adil bir sistem yok. Yani sen diyorsun bakın ben burada çalışmışım, maaş bordrolarım var ama çalışmadın gibi gösteriyorlar ve mahkeme sonuçları bizim aleyhimize işliyor.”
ÜLKEDE YAŞANAN TÜM OLUMSUZLUKLARIN NEDENİ SAVAŞ”
Baysal, tüm bu tabloyu ülkenin savaş politikalarına bağlıyor:
“Bizim gibi 180 bine yakın arkadaşın, yoldaşın bu konuda mağduriyetini biliyoruz. Şimdi zaman zaman iktidar söylemlerini yumuşatsa bile geçmişe dönük yapmış olduğu tahribatları telafi etme konusunda bir adım atmışlığı yoktur.”
Baysal, kendilerini sürekli açıklama yapmaya zorlayan bir sisteme tepki gösteriyor:
“Bizim bir suçumuz yok. Zaten olmuş olsaydı biz muhtemelen şu an ya cezaevinde ya da belki de yurt dışına kaçmış olurduk.”
İhraç sonrası gittiği Antalya’da da baskıların devam ettiğini söyleyen Baysal, yaşadığı olayı şöyle anlatıyor,
“Konyaaltında Kürtçe şarkı okuduğum için CİMER’e ihbar etmişler. CİMER’den valiliğe, valilikten belediyelere talimat verildiğini öğrendim. Sanki bir düşmanı pusuda beklermiş gibi yüzlerce zabıta, polis dahil olmak üzere baskı yaşıyoruz. Ben kendi ülkemde kendi dilimi konuşamıyorum.”
Sadece Antalya’da değil Türkiye’nin her yerinde benzer baskıların yaşandığını söyleyen Baysal, “Antalya’da yaşayanların yüzde 30’u Kürt ama koro olarak sahne alanların benim dışımda hiçbiri Kürtçe şarkı,türkü okumuyor. Sahneye çıkarken sanki milli bir davaya çıkıyormuşuz gibi ‘Niye İstiklal Marşı okutmadınız? Niye saygı duruşu yapmadınız?’ şeklinde tepki gösteriliyor” dedi.
“BU ÜLKEDE ÖZGÜRLÜK VARSA KÜRTLER BUNUN NERESİNDE?
Baysal, “özgürlük” söylemine dair sert bir soru yöneltiyor:
“Kürtler olarak ne kadar mağdur olduğumuzu söylememize gerek yok. Çünkü yaşıyoruz. Yani Kürtler bu ülkede kendi çocuğuna istediği ismi koyamamış ama halen bazı insanlar eşitlikten bahsediyor. Ben Kürt olduğum için okulda öğretmenden, askerde komutandan dayak yemişim. Artık biz bunları anlatırken gerçekten sıkıldık, yorulduk. Madem Kürtleri seviyorsanız, Kürtleri bağrınıza basıyorsanız, ‘Kürdistan doğumluyum, Kürdistanlıyım ben.’ Benim ülkemin ismini değiştirirken bana sordular mı?”
“Avrupa’nın birçok yerinde yöneticimiz var, valimiz var, vekillerimiz var bakanımız var. Belçika’nın başkanı neredeyse bir Dersimli kadın olacaktı. Birkaç oyla kaybetti. Yani istediğimiz yerde her şey olabiliyoruz ama biz kendi ülkemizde Kürt olamıyoruz.”
“BU ÜLKEDE HERKES MAĞDUR”
Cumhuriyet’in tekçi politikalarının tüm halkları mağdur ettiğini belirten Baysal şöyle diyor:
“Cumhuriyet kurulduğundan beri bu ülkede herkes mağdur. Yani sadece Kürtler değil. Laz’ın Çerkez’in dilini yasaklamışsın, Alevi’nin inancını yasaklamışsın.”
Şeyh Said’in yıllarca “terörist” olarak öğretildiğine dikkat çeken Baysal,
“Seyh Said’i terörist sınav sorusu olarak karşımıza çıkarttılar. Bu nasıl insanlık, bu nasıl bir vicdan?”
Baysal, barış sürecine dair de net bir mesaj veriyor:
“Bugün her kim barış için adım atıyorsa çok önemli çok anlamlıdır. Biz gerçekten demokrasi istiyoruz. Evrensel insan hakları çerçevesinde demokratik ve özgürlüklerin olduğu yerlerde insanlar var olan haklarıyla nasıl yaşıyorlarsa biz de öyle yaşamak istiyoruz.”
Baysal, konuşmasının sonunda ise çözümü şöyle özetliyor:
“İnsani bir çözüm, demokratik bir çözüm. Başka hiçbir şey değil. Siz iyi bir şey yapıyorsunuz, insanlığa ve tarihe not düşeceksiniz. Türkiye’de yaşayan bütün halklar adına gerçekten çok önem arz ediyor.”
PİRHA- Silvan Belediyesi’nde müzik eğitmeni olarak çalıştığı sırada belediyeye kayyım atanmasından sonra işten çıkarılan ve daha sonra mahkeme tarafından tazminat ödemeye mahkum edilen müzik eğitmeni Serdar Baysal, yaşadıklarına isyan etti.
Silvan Belediyesi’ne atanan kayyım tarafından işten atılan müzik eğitmeni Serdar Baysal, yaşadığı süreci PİRHA’ya anlattı.
“ELİMİZDE BORDROLARIMIZ OLMASINA RAĞMEN NEYE İSTİNADEN BU KARARI VERDİNİZ?”
Silvan Belediyesi avukatının kendisiyle birlikte 25 kişinin bordroları olmasına karşın belediyede çalışmadığına dair beyanını esas alan mahkeme tarafından tazminata mahkum edildiğini belirten Baysal, “Silvan Belediyesi’nde 6 yıl çalıştığıma dair maaş bordrolarım ve üzerinde o döneme dair belediye başkanlarının imzaları bulunmaktadır. Bu kadar belge var iken bizim aleyhimize hüküm kesen hâkime; neye istinaden bu kararı verdiniz? Şimdi ben hangi yasaya güveneceğim? Hakkımı nerede arayacağım?” diye sordu.
“YALVARACAK DEĞİLİZ”
Geçen 6 yılda haklarının kendilerine verilmediğini aksine ceza kesildiğini aktaran Baysal, “Bu nasıl bir anlayış bunu merak ediyorum. Türkiye’deki siyasi gidişatın nereye evirildiğini nereye gittiğini biliyoruz, farkındayız ve görüyoruz. Bu yapılan tamamıyla siyasi bir saldırıdır. Biz bunlara yalvaracak değiliz. Biz haklıyız, biz yasal zeminde hakkımızı istiyoruz, biz kimsenin dilencisi değiliz, kimseden de bir şey beklemiyoruz. Bizim sadece yasalardan bir beklentimiz var, haktan ve hukuktan bir beklentimiz var. Biz başka kimseden bir beklenti içeresinde değiliz” diye konuştu.
PİRHA – Silvan Belediyesinde müzik eğitmenliği yaptığı dönemde kayyum kararıyla işten çıkarılan Serdar Baysal, hiçbir özlük hakkını alamadı. 24 arkadaşı ile birlikte işten çıkarılan Baysal, “Altı sene çalıştım. Kaymakam ya da kayyım dediğimiz kişi işten atabiliyorsa haklarım, altı sene çalışmışlığım ne olacak?” diye sordu.
15 Temmuz 2016 darbe girişimi ardından binlerce kamu işçisiyle birlikte özel şirket çalışanları da hukuksuzca işlerinden uzaklaştırıldı. İktidar eliyle kapatılan ya da iş sözleşmesi feshedilen kurumlar içerisinde Diyarbakır’ın Silvan ilçe belediyesine iş üreten şirketler de oldu.
Silvan Belediyesine bağlı Zembilfroş Kültür Merkezinde 6 yıl boyunca müzisyen olarak çalışan ve 20 Temmuz 2016 yılında HDP’li belediyelere atanan kayyumlar sonrası iş akdi iptal edilenlerden biri de Serdar Baysal oldu. 40 yaşındaki Baysal, 25 iş arkadaşı ile nasıl işsiz kaldıklarının detaylarını PİRHA’ya anlattı.
Baysal, kayyım atanan Silvan Belediyesi avukatının kendilerinin belediyede çalışmadığına dair gerekçe sunduğunu ve ellerinde bulunan tüm maaş bordrolarına rağmen mahkemenin bu hukuksuzluğa yönelik aleyhlerinde karar verdiğini ifade etti.
bizim orada çalışmadığımıza dair bir gerekçe göstermiş ve buna hâkimler de inanmış ki öyle bir karar vermişler. Çalıştığım yıllara dair maaş bordroları var hepsi de kaşeli. Silvan belediyesi başkanının yazısı var üzerinde. Hiç kimse inkar edemez benim orada çalışmadığımı. Lakin şu an süreç iktidarın güdümünde yürüdüğü için hakimlerin, savcıların tamamı isteğe bağlı hareket ediyorlar.
“NİÇİN İŞTEN ATILDIĞIMIZ HALEN GEREKÇELENDİRİLMEMİŞ”
Silvan ilçe belediyesinde kültür ve sanat bölümünde keman dersleri veren Serdar Baysal, iş feshi ardından karşılaştığı zorluklara işaret etti. Uzun bir süre boşta kaldığını anlatan Baysal, bekar olmasından kaynaklı süreci bir şekilde idare ettiğini ancak evli ve çocuk sahibi arkadaşlarının çok zorlandığını belirtti. “Evine, alacağı maaş dışında başka para girmeyen insanlar vardı. Onlar adeta sudan çıkmış balığa döndüler” diyen Baysal, şunları söyledi:
“Ben her ne kadar etkilenmediğimi söylesem de sonuçta 6 yıl boyunca düzenli bir işte çalışıp maaş alıyordum. Maaşımın kesildiği an tabi ki ben de çok etkilendim. Sonra ne yapabilirim diye arayışlara girdim. Maalesef hiç kimse bize hiçbir konuda yardımcı olmadı, olamadı.
İşten atılmamız 20 Temmuz darbesinden sonra yaşandı. İnanın şu anda bile niçin işten atıldığımız gerekçelendirilmemiştir. Çalıştığımız firmanın işini yürütmediğine dair bir gerekçe sunuyorlar. Ben ise o firmayla son 3 ay çalıştım. Firmadan 6 yıl önce işe alınmıştım. 25 arkadaş çalışıyorduk. Neden bu önceden sorun olmuyor da darbeden sonra sorun oluyor?
Şöylesi bir durum çıkıyor ortaya; Bu tamamıyla siyasi bir mesele. İktidar partisinin onlar gibi düşünmeyen, muhalif olan partilere yönelik saldırısıdır. Nihayetinde kayyumlar, HDP’nin belediyelerine atanmıştı ve bizler de HDP döneminde işe alınmıştık. Dolayısıyla bizim de onlar için HDP’li gibi bir durumumuz söz konusuydu. Evet, direk saldırı bu şekilde olamayacağına göre bir mazeret uydurabilirlerdi. Bu, firmanın işini yürütmediğine dairdi. Mahkemeye gidip bunun doğru olmadığını ve işimizin başında olduğumuzu belirttim. İşimizden atıldığımızda Zembilfroş Kültür Merkezinde 7 dalda sanat eğitimleri veriyorduk. 300’ü aşkın öğrencimiz vardı. Bu 300 öğrencimizin içerisinde güzel sanatlara, devlet konservatuarlarına gidip müzik öğretmenliğini kazanıp, atanan arkadaşlarımız olduğunu da söylemiştik. Yani bizim her şeyimiz ortada iken onların bu denli yaklaşımı tamamen asılsızdır.”
“KİMSEYE MUHTAÇ OLMADAN İNŞAATLARDA ÇALIŞTIM”
Serdar Baysal, işsiz kaldıktan sonra yeni iş arayışında yaşadığı zorlu süreç hakkında da bilgi verdi. Baysal 2018 yılında İzmir’e gittiğini belirterek “CHP belediyesinden bir medet umma durumumuz oldu” dedi ve şunları aktardı:
“Siyasi iktidar nasıl bugün HDP’lileri hedefine almışsa CHP’lileri de hedefine almışlar. HDP’lilerin yerel seçimlerde büyükşehirlerde CHP’yi desteklemesinden ötürü yoğun bir iktidar baskısına onlar da maruz kalmışlardı. Herhalde bizi en çok onlar anlar diye düşünmüştük. Ben de İzmir’de bizatihi belediye başkanının kendisine ‘Biz siyasi bir gerekçeyle işten atıldık. Müzisyenim, müzik yapmak istiyorum. Bu işi İzmir’de de yapabilirim’ diye bir dilekçe sundum ve sonrasında Antalya’ya geldim. 2 ay sonra tekrar aradım, İzmir Büyükşehir Belediye başkanının sekreteriydi telefonu açan. Dilekçenin kaybolduğunu söylediler. Ben bundan şunu çıkardım; sunulan dilekçem kaybolmamıştı, sunduğum gerekçelerde siyasi içerikler vardı ondan dolayı olduğunu düşündüm.
İki senedir Antalya’da müzikle uğraşıyorum. Geçimimi müzik üzerinden sağlamaya çalışıyorum. İlk geldiğimde çok zorlandım. Burada yaşamak kolay değil. Kiralar, yol ücretleri, pazar, her şey pahalı. Ele güne muhtaç olmadan inşaatlarda çalıştım. Dik durabilmek bunu gerektiriyordu biz de bunun bilinciyle yaşıyoruz. Şu anda çok öyle bir kazancım da yok ama müzisyenlik yaparak geçimini sağlamaya çalışıyorum.”
“HAKLARIM NE OLACAK?”
Serdar Baysal, işten çıkarılma gerekçelerinin Kanun Hükmünde Kararnamelere dahil olmadığını belirterek “Böyle bir şey olsa dahi kazanımlarımız, içerideki haklarımız da gasp edildi” dedi. İşe geri dönmek için hukuki mücadele de yürüttüklerini Baysal, şöyle devam etti:
“Bir sorun olur, siz bunu mahkemelere taşırsınız, mahkeme haklı-haksız ortaya çıkarmak zorundadır. Yani sonuçta eğer bizden de kaynaklı bir sorun var ise ya da örneğin bir örgütle ilişkilenme durumumuz var ise bunun cezai boyutunun da bize yansıması gerekirdi. Nihayetinde bizim üzerimizde hiçbir hüküm yok. Tamamıyla keyfi bir muamele yaptılar. Altı sene çalışmışım, beni sevmek zorunda değil, işten atabilir de sonuçta bu idari yetkili, kaymakam ya da kayyım dediğimiz kişi. O zaman haklarım ne olacak? Altı sene çalışmışlığım ne olacak?
Sadece ben değil müzik sektöründe çalışan bütün arkadaşlarımız bundan etkilendi. Takip ettiğim kadarıyla 100’ü aşkın meslektaşımız intihar etmiş. İnsanlar kafelerde, barlarda, restoranlarda canlı müzik yapıyor. Pandemi döneminde düşünün mesela başta 24.00 yasağı geldi sonra 22.00 yasağı oldu bir müzisyenin zorlanacağı her şeyi biz yaşadık. Pandemide de özel müzik dersleri veriyordum. Sonuçta kendimi de korumak zorundaydım. Her ne kadar çalışmak zorunda olduğumu söylesem de bu Covid-19’a yakalanma durumundan kaynaklı 3 öğrenciyi bir araya getiremedik. Çünkü onları da düşünmek zorundayız.
Kültür ve Sanat alanında 24 arkadaş ve diğer iş kollarında çalışan arkadaşlarımız da işten atıldılar. Belediyenin memur ya da asli işçi kadrosunda çalışanlar hariç 100 üzerinde arkadaş işten atıldı.
Avukat arkadaşlarımız evvela işe iadelerimizle ilgili başvuruları yaptılar. Sonra tazminatlarımızla ilgili mahkeme süreçlerini başlattılar. Benim bir hafta önce istinaftan kesin ret kararı ile hiçbir hakkımın verilmeyeceğine dair bir karar gelmiş. Son bir şans, tekrar bunu AYM’ye taşıdık. Ne sonuç çıkacak bilmiyorum. Öyle saçmalık ki yani şimdi belediyenin avukatı bizim orada çalışmadığımıza dair bir gerekçe göstermiş ve buna hâkimler de inanmış ki öyle bir karar vermişler. Çalıştığım yıllara dair maaş bordroları var hepsi de kaşeli. Silvan belediyesi başkanının yazısı var üzerinde. Hiç kimse inkar edemez benim orada çalışmadığımı. Lakin şu an süreç iktidarın güdümünde yürüdüğü için hakimlerin, savcıların tamamı isteğe bağlı hareket ediyorlar. Her türlü hukuki yola başvuracağız, geri adım atmayacağız.
“HİÇBİR AHLAKİ KURALA SIĞMAZ”
Sanatçı kimliğimizle tanınıyoruz ama ister istemez siyasetten besleniyoruz sonuçta. Ülke gündemi ortada. Bir insanın bağımsız düşünmesi var olma gerekçesidir. Kaldık ki mesela bizim bir siyasi görüşümüz de olabilir, bir partiyi de savunabiliriz. Bunun için bir insanın ekmeğine mani olunmaması gerekir. Türkiye’de şu an 100 binlerce insan benim gibi mağdur edilmiş durumda. Benim gibi düşünmüyor diye işsiz, aç bırakma mantığı çok çok yanlış bir mantıktır. Bu hiçbir ahlaki kurala uymaz.
Söylemek istediğim o kadar çok şey var ki sonuç olarak şunu isterdik; bugün muhalif olan sol partiler, gerek kayyımların atanmasında, gerek bu mahkemelerin hukuki olmayan kararları vermesine razı olmadıklarını aleni bir şekilde göstermelerini, bizim yanımızda olmalarını istiyorduk.”