Etiket: serhat eren

  • Kürt yurttaşlara ‘Türkçe öğrensinler’ diyen Pegasus personeli Meclisin de gündeminde!

    Kürt yurttaşlara ‘Türkçe öğrensinler’ diyen Pegasus personeli Meclisin de gündeminde!

    PİRHA – Pegasus Hava Yolları personelinin, Türkçe bilmeyen Kürt yurttaşlara dönük ayrımcılık yapması Mecliste de gündem oldu. Diyarbakır Milletvekili Serhat Eren, Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Abdulkadir Uraloğlu’na “Kürtçenin anadil olduğu bölgelerdeki uçuşlarda Kürtçe bilen personel veya tercüman bulundurulması yönünde bir çalışmanız olacak mı?” diye sordu.

    Pegasus Hava Yolları personelinin 10 Haziran 2025’teki İstanbul- Diyarbakır seferi öncesinde yolculara yönelik ayrımcılık yaptığı iddiası Meclis gündemine de girdi.

    Basına yansıyan bilgilere göre, uçuş öncesi yer hizmetlerinde görevli bir personelin, Türkçe bilmeyen Kürt yurttaşları defalarca otobüsten indirip bindirdiği, valiz gerekçesiyle azarlayıp “Burası Türkiye, Türkçe konuşmak zorundalar. Türkçe öğrensinler” dediği paylaşılmıştı.

    HAVAYOLU ULAŞIMINDA KÜRTÇE AYRIMCILIĞI!

    DEM Parti Diyarbakır Milletvekili Serhat Eren, yaşananları “Kürt halkına yönelen dil inkârının ve sistematik ayrımcılığın çarpıcı bir örneği” olarak yorumladı. Eren, yaşanan olaya dair “Kürt yurttaşların hem anadil hakkının hem de kamusal hizmetlerden eşit ve onurlu biçimde yararlanma hakkının ihlali” olduğunu söyledi. Kürtçenin, milyonlarca insanın anadili olduğunu belirten Milletvekili Serhat Eren, Meclise sunduğu önergede şu ifadelere yer verdi:

    “Kürt yurttaşların da vergileriyle ayakta duran bu ülkede, kamuya açık hiçbir alanda dil dayatması yapılamaz. Hizmet sunan personelin insan hakları, çok dillilik ve ayrımcılıkla mücadele konusunda eğitilmesi zorunludur. Kürt coğrafyasına yapılan uçuşlarda Kürtçe bilen personel ya da tercüman bulundurmak bir lütuf değil, hizmet etiğinin ve kamu sorumluluğunun gereğidir.

    Kamusal hizmetlerde dilsel çoğulculuk, yalnızca teknik bir gereklilik değil; halkların eşitliği, toplumsal barış ve birlikte yaşamın temel koşuludur. Havayolu ulaşımı gibi herkesin eşit faydalanması gereken bir alanda, anadili nedeniyle yurttaşlara yönelen bu tür dışlayıcı ve aşağılayıcı uygulamalar kabul edilemez. Olayın kamuoyunda yarattığı tepki ve tanık anlatımları doğrultusunda, Pegasus’un bu tutumuna karşı idari ve yapısal düzeyde herhangi bir önlem alınıp alınmadığı, personelin dil ve ayrımcılık eğitimi konusunda şirketlerin yükümlülükleri ve Bakanlığın bu konudaki denetim mekanizmaları kamuoyu nezdinde sorgulanmaktadır.”

    “KÜRTÇE BİLEN PERSONEL YÖNÜNDE BİR ÇALIŞMANIZ OLACAK MI?”

    DEM Partili Serhat Eren, konuyla ilgili hazırladığı soru önergesinin Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Abdulkadir Uraloğlu tarafından yanıtlanmasını istedi. Milletvekili Serhat Eren, şu soruları yöneltti:

    “Pegasus Hava Yolları’nın 10 Haziran 2025 tarihli İstanbul-Diyarbakır seferinde yaşandığı belirtilen dil temelli ayrımcı uygulamaya ilişkin Bakanlığınızca bir denetim ya da soruşturma başlatılmış mıdır? Başlatıldıysa sonuçları nelerdir? Başlatılmamış ise gerekçesi nedir?

    Türkçe bilmeyen Kürt yurttaşlara ‘Türkçe bilmek zorundasınız’, ‘Türkçe öğrensinler’ gibi ifadeler kullanan yer hizmetleri personeli hakkında herhangi bir idari ya da disiplin işlemi uygulanmış mıdır?

    Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı’nın, özel havayolu şirketlerinin etnik köken, dil veya inanç temelli ayrımcı uygulamalarda bulunmasını engellemeye dönük herhangi bir denetim, düzenleme ya da yaptırım mekanizması bulunmakta mıdır?

    Bakanlığınız, başta Kürtçe olmak üzere, yurttaşların yoğun olarak konuştuğu dillerin dikkate alındığı bir hizmet standardı oluşturmak üzere herhangi bir çalışma yürütmekte midir?

    Kürtçenin anadil olduğu bölgelerdeki uçuşlarda Kürtçe bilen personel veya tercüman bulundurulması yönünde bir çalışmanız olacak mı?

    Bakanlığınız önümüzdeki dönemde, çokdilli kamusal hizmet sunumunu güvence altına almak ve dil temelli ayrımcılığı engellemek adına hangi düzenlemeleri hayata geçirmeyi planlamaktadır?

    Havayolu ve havalimanı çalışanlarının, yolcuların dil, kimlik veya yaş gibi nedenlerle ayrımcılığa uğramamaları için insan hakları, çokdillilik ve kamu hizmeti etiği konularında eğitilmesine dair bir zorunluluk ya da standart mevcut mudur?”

    PİRHA/ANKARA

  • Milletvekili Eren, İçişleri ve Adalet Bakanına sordu: Kürtçe’ye neden düşmansınız?

    Milletvekili Eren, İçişleri ve Adalet Bakanına sordu: Kürtçe’ye neden düşmansınız?

    PİRHA – Milletvekili Serhat Eren, Balıkesir’de parkta Kürtçe müzik dinledikleri gerekçesiyle tutuklanan inşaat işçileri Özgür İpek, Mehmet Argın ve Cemal Güzel’e ilişkin İçişleri ve Adalet Bakanının yanıtlaması istemiyle soru önergesi sundu. Milletvekili Eren, “Bu yaşananlarda sorumluluğunuzun olduğunu düşünerek Kürtlerin anadilleri üzerindeki yasakçı, tekçi ve nefreti körükleyen politikalarınıza bir son verecek misiniz?” diye sordu.

    Balıkesir’de inşaatta çalışan 3 işçi, parkta Kürtçe müzik dinledikleri gerekçesiyle 22 Ağustos’ta tutuklandı.

    3 işçinin tutuklanmasına gerekçe olarak “örgüt propagandası” ve “polise mukavemet” suçlamaları gösterildi.

    DEM Parti Diyarbakır Milletvekili Serhat Eren, Altıeylül ilçesinde Emlak Konutta işçi olarak çalışan üç Kürt işçinin tutuklanmasını Meclis gündemine taşıdı. Milletvekili Eren, 21 Ağustos akşamı yaşananları şu sözlerle özetledi:

    “Gece on iki sularında parktan çıkarken Mehmet Argın’ın büfeden sigara aldığı sırada, Cemal Güzel ve Özgür İpek’e bekçiler kimlik kontrolü yapmak istemişler, işçilerin “Her gün buradayız, oturuyoruz, herkes oturup müzik dinliyor, niye bize sataşıyorsunuz.” demesi üzerine 4-5 bekçi saldırmaya başlamıştır. Saldırı sırasında bir bekçinin parmağı kırılacak kadar işkence ağır boyutlara varmış, ancak bundan bile işçiler sorumlu tutulmuştur.

    Bu sırada yunus ekipleri de gelmiş, lunaparkın sahibi mafya üyesi de saldırmaya başlamıştır. Saldırı sırasında lunapark sahibinin “Bunlar Kürt’tür, teröristtir” demesiyle, dörder kişiden oluşan toplam üç bekçi ekibi, üçer kişiden oluşan iki yunus ekibi işçileri ters kelepçeleyerek coplarla saldırmışlar, ‘Bunları vurun, bunlar Kürt’tür, öldürün’ şeklinde bağırmışlardır.”

    ŞİKAYETLERİ DAHİ YOK SAYILDI!

    Milletvekili Serhat Eren, Balıkesir Adliyesi’nde savcılığa çıkarılan üç işçiden Cemal Güzel’in, kendilerine işkence eden bekçi ve polislerin iftiralarıyla cumhurbaşkanına hakaret ve kamu görevlisine mukavemet suçlamasıyla tutuklandığını aktardı.

    Milletvekili Eren, Mehmet Argın’ın “Hepimize Kürt olduğumuz için saldırdılar. İftira attılar, slogan da atmadık, mukavemet de etmedik. Kamera görüntüleri incelensin her şey ortaya çıkacak” dediğini de belirtti.

    Milletvekili Serhat Eren, işçilerin şikayetçi olduklarını bildirmelerine rağmen işkenceci bekçi ve polisler hakkında şüpheli sıfatıyla yürütülen bir soruşturma bulunmadığını da hazırladığı soru önergesine not düştü.

    “KÜRTÇE’YE NEDEN DÜŞMANSINIZ?”

    Serhat Eren, İçişleri Bakanı Ali Yerlikaya ile Adalet Bakanı Yılmaz Tunç tarafından cevaplandırılması talebiyle şu soruları yöneltti:

    “-Bu ülkede Kürtçe şarkı dinlemek suç mudur?

    -Bu ülkede Kürtçe şarkı dinlediği için işçiler darp ediliyorsa bu Kürt düşmanlığı ve ayrımcılık değil midir?

    -Kürtçe’ye neden düşmansınız?

    -Kürtçe’den neden korkuyorsunuz?

    -İşçilere işkence yapan kolluk görevlileri hakkında idari ve cezai soruşturma başlatıldı mı, akıbeti nedir? Kamera görüntüleri zamanında istenip incelendi mi?

    -İşçilere işkence yapan lunapark sahibi şahıs hakkında cezai soruşturma başlatıldı mı?

    -Balıkesir Devlet Hastanesi’nde işçilere darp raporu vermeyerek Kürt düşmanlığı yapan, görevini ihmal eden doktor hakkında idari ve cezai soruşturma başlatıldı mı?

    -İşçilere gözaltındayken yasal haklarını kullandırmayan ve ailelerine haber vermeyen, avukat temin etmelerine imkan tanımayan kamu görevlileri hakkında idari ve cezai soruşturma başlatıldı mı?

    -İşkencecilere yönelik hiçbir yaptırım uygulanmayıp cezasızlık politikası uygulanmasının sebepleri nelerdir? Bugün yaşananlar cezasızlık politikasının bir sonucu değil midir?

    -Tutuklanan işçi Cemal Güzel’in tutuklanma sebebi nedir? Tutukluluğu işkenceyi örtbas etmek için midir?

    -Kürtlerin ana dillerini yasaklayan iktidar zihniyetiyle ve söylemleriyle sokaklarda yaşanan ırkçılık, linç ve işkencelerin arasındaki bağ nedir?

    -Bu yaşananlarda sorumluluğunuzun olduğunu düşünerek Kürtlerin anadilleri üzerindeki yasakçı, tekçi ve nefreti körükleyen politikalarınıza bir son verecek misiniz?

    -Halkı kin ve düşmanlığa tahrik etmekten ne zaman vazgeçeceksiniz?”

    (HABER MERKEZİ)

  • DEM Parti Milletvekilleri, Kahta’da halkla buluştu: Bu seçim çok önemli-VİDEO

    DEM Parti Milletvekilleri, Kahta’da halkla buluştu: Bu seçim çok önemli-VİDEO

    PİRHA-DEM Parti Diyarbakır Milletvekilleri Kahta’da halkla bir araya gelerek iftar programına katıldı. DEM Parti Diyarbakır Milletvekili Serhat Eren, bu seçimlerin Kürt halkı açısından stratejik olduğunu vurgulayarak, “Bu seçim aynı zamanda Türkiye’nin geleceğini belirlemek ve aynı zamanda Türkiye’nin stratejik bir öneme sahip olduğunu gösterecektir.” dedi.

    Video eklenecek

    Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Diyarbakır Milletvekilleri Mehmet Kamaç ve Serhat Eren, DEM Parti Kahta Belediyesi Eş Başkan Adayı Osman Özbek ile halk buluşması yaptı. Parti heyeti ardından Kahta Yüzyıl Parkı’nda yurttaşlarla buluşarak iftar programına katıldı.

    İKİ KADERDAŞ TOPLUM: KÜRTLER VE FİLİSTİNLİLER

    Diyarbakır Milletvekili Mehmet Kamaç, iftar programında, Ortadoğu’da yaşayan iki toplumun özgürlüklerine kavuşmasından bahsetti. Kamaç, “Herkesin gözü önünde bir insanlık suçu işleniyor, bir soykırım işleniyor. Orada kadın çoluk çocuk demeden insanlar öldürülüyor.  Sonuçta dünyanın neresinde olursa olsun bir insanlık suçu işleniyor. Ortadoğu’da iki kaderdaş toplumunun olduğunu söylemiştim. Bunların birileri Kürt diğerleri ise Filistinlilerdir. Bu ramazanda dileriz ki bu iki toplum özgürlüklerine kavuşur” dedi.

    “BU SEÇİM TÜRKİYE’NİN GELECEĞİNİ BELİRLEYECEK”

    Daha sonra konuşan DEM Parti Diyarbakır Milletvekili Serhat Eren ise önümüzdeki seçimlerin önemine değinerek, “Bu yerel seçimlerin Türkiye barışı açısından Türkiye demokrasisi açısından, özgürlükler hak hukuk açısından da sonuçlarının olduğunu bilmek zorundayız. Bu seçim sadece Kahta’da bir yerel bir aday seçmek değil. Bu seçim aynı zamanda Türkiye’nin geleceğini belirlemek ve aynı zamanda Türkiye’nin stratejik bir öneme sahip olduğunu gösterecektir” diye konuştu.

    “22 YIL BOYUNCA KÜRTLER İÇİN BİR ŞEY YAPTI MI?”  

    Serhat Eren şöyle devam etti:

    “22 yıldır AKP iktidarda, peki bu 22 yıl boyunca demokrasi dediğinizde en son sırada, ekonomi deseniz en son sırada, ifade özgürlüğü deseniz en son sırada. 22 yıl boyunca Kürtler için bir şey yaptı mı? Kürtlerin kendi iradeleriyle belirlemiş olduğu belediyelere kayyum atamıştır. Türkiye’nin seçmiş olduğu siyasetçilerini cezaevine atan, Kürtlerin iradesine kayyum tayin eden, Kürtlerin dilini kabul etmeyen, özgürlüğünü kabul etmeyen bu AKP iktidarı bu seçimde kendisini test edecektir. Biz Kahta olarak bölgedeki oylarımızı artırırsak onlara şu cevabı vermiş oluruz: Siz bizim her türlü hakkımızı işgal etseniz de biz sizin bu zorbalığınıza ve baskınıza asla boyun eğmeyeceğiz.”

    PİRHA/ADIYAMAN

  • Milletvekili Eren: Diyarbakır’da ‘Terörle mücadele’ adı altında uyuşturucu satılıyor!

    Milletvekili Eren: Diyarbakır’da ‘Terörle mücadele’ adı altında uyuşturucu satılıyor!

    PİRHA – Terörle Mücadele ve Vazife Kahramanları Şehit ve Gazi Aileleri Yardımlaşma ve Dayanışma Derneği Diyarbakır Şubesi Başkanı Şahin Aslan’ın uyuşturucu ticareti sebebiyle tutuklanması Meclis gündemine de geldi. Milletvekili Serhat Eren, Bakan Yerlikaya’ya “Türkiye’de “terörle mücadele” adı altında kurulup uyuşturucu ticareti yapan kaç dernek bulunmaktadır?” diye sordu.

    Terörle Mücadele ve Vazife Kahramanları Şehit ve Gazi Aileleri Yardımlaşma ve Dayanışma Derneği Diyarbakır Şubesi Başkanı Şahin Aslan, 31 Ekim 2023’te aracında 50 kilo esrarla birlikte yakalandı. Aslan, “uyuşturucu madde ticareti yapmak” suçundan tutuklandı.

    Savcılığın, 50 kilo uyuşturucu ile yakalanan Şahin Aslan’la ilgili soruşturma dosyasına ilişkin ‘gizlilik’ kararı aldığı açıklandı.

    Şahin Aslan’ın, Diyarbakır’da birçok bürokrat ve askeri yetkili ile yakın ilişkiler içerisinde olduğu, Diyarbakır Vali Yardımcısı ve kayyım yönetimindeki Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi Genel Sekreteri Abdullah Çiftçi’yi Sur Kaymakamlığı ve Sur Belediyesi kayyımı olduğu dönemlerde sık sık ziyaret ettiği, birlikte çekilen fotoğrafları sosyal medya hesaplarından paylaştığı da aktarıldı.

    Şahin Aslan’ın, HDP Diyarbakır İl Binası önünde oturan aileleri de sık sık ziyaret eden bir isim olduğu da kamuoyunca biliniyor.

    “UYUŞTURUCU TİCARETİ YAPAN KAÇ DERNEK BULUNMAKTADIR?”

    HEDEP Diyarbakır Milletvekili Serhat Eren, 50 kilo uyuşturucu ile yakalanan Şahin Aslan’la ilgili İçişleri Bakanı Ali Yerlikaya’nın yanıtlaması istemiyle yazılı soru önergesi hazırladı. Aslan’ın dosyasına neden gizlilik kararı getirildiği sorusunu yönelten Milletvekili Eren, şu hususlara dikkat çekti:

    Aracında 50 kilo uyuşturucuyla yakalanan Terörle Mücadele ve Vazife Kahramanları Şehit ve Gazi Aileleri Yardımlaşma ve Dayanışma Derneği Diyarbakır Şubesi Başkanı Şahin Aslan’ın dosyasına neden gizlilik kararı getirilmiştir?

    Şahin Aslan’ın sürekli ilişki içerisinde bulunduğu kişiler soruşturmaya dahil edilmiş midir?

    HDP Diyarbakır İl Binası önünde oturan aileleri sık sık ziyaret eden Şahin Aslan burada oturan ailelere herhangi bir maddi yardımda bulunmakta mıdır? Bu ailelerin orada kalmasının finansmanı uyuşturucu parasıyla mı sağlanmaktadır?

    Şahin Aslan’ın sık sık ziyaretine gittiği Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi Genel Sekreteri Abdullah Çiftçi’nin de ifadesi alınacak mıdır?

    Türkiye’de “terörle mücadele” adı altında kurulup uyuşturucu ticareti yapan kaç dernek bulunmaktadır?

    Son 5 yıl içerisinde “terörle mücadele”de görev yapan kaç kolluk gücü, asker, polis uyuşturucu ticareti nedeniyle gözaltına alınmış, soruşturma geçirmiş ve tutuklanmıştır?

    Diyarbakır’da 12 yaş altına kadar düşmüş uyuşturucu kullanımını, ticaretini engellemek adına ne yapmaktasınız?”

    PİRHA/ANKARA

  • Belediye Başkanı Ahmet Kaya, beraat etti ancak görevine iade edilmiyor!

    Belediye Başkanı Ahmet Kaya, beraat etti ancak görevine iade edilmiyor!

    PİRHA – Milletvekili Serhat Eren, yerine kayyım atanan Ergani Belediye Başkanı Ahmet Kaya’nın, hakkındaki davadan beraat aldığını ancak kararın kesinleşmesine rağmen halen görevine iade edilmediğini belirtti.

    Yeşil Sol Parti Diyarbakır Milletvekili Serhat Eren, kayyım atanan belediyelerdeki hak gaspına dikkat çekti. Eren, belediye eş başkanları hakkında kesinleşmiş bir mahkumiyet kararı olmaksızın kayyım atanmasının sebeplerini İçişleri Bakanı Ali Yerlikaya’ya sordu.

    Serhat Eren, konuya ilişkin hazırladığı soru önergesinde, Ergani Belediye Başkanı Ahmet Kaya ve diğer kayyım atanan belediye eş başkanları hakkında kesinleşmiş mahkumiyet kararı olmaksızın yerlerine kayyım atanmasının amacını sordu.

    Milletvekili Eren, bakanlığın davada taraf olmadığı halde istinaf yoluna başvurduğunu belirterek, Ahmet Kaya’nın kayyım atanmasına gerekçe olarak gösterilen davadan beraat aldığını, kararın kesinleşmesine rağmen görevine iade edilmediğini aktardı.

    “YASA DIŞI BİR PRATİK!”                    

    Diyarbakır Milletvekili Serhat Eren, hazırladığı soru önergesinde “Ahmet Kaya örneği, kayyım politikalarının nasıl da hukuka aykırı olduğunun, hukuk aracı kılınarak gayrimeşru bir amaçla uygulandığının kanıtıdır. Sırf kayyım politikalarının devamı için hukukun böylesine aracı kılınarak Anayasa’ya, mevzuata aykırı, yasa dışı bir pratikle Kaya’nın göreve iade edilmemesini kabul etmek mümkün değildir” ifadelerine de yer verdi.

    Milletvekili Eren, İçişleri Bakanı Ali Yerlikaya tarafından yanıtlanması talebiyle şu soruları yöneltti:

    “*Ahmet Kaya ve diğer kayyım atanan belediye eş başkanları hakkında kesinleşmiş bir mahkumiyet kararı olmaksızın yerine kayyım atanmasının amacı nedir?

    *Kurumunuz davada taraf olmadığı halde neye dayanarak Diyarbakır 8. Ağır Ceza Mahkemesi’nce yapılan yargılamada istinaf kanun yoluna başvurulmuştur?

    *Ahmet Kaya’nın yerine kayyım atanmasına gerekçe olarak gösterilen davada beraat kararı verilip kesinleşmesine rağmen neden göreve iade edilmemiştir?

    *Ahmet Kaya hakkında beraat kararı kesinleştikten sadece 4 gün sonra yeni bir soruşturma açılmasının sebebi nedir?

    *Belediye başkanları görevden geçici olarak uzaklaştırıldığında neden belediye meclisi içinden biri görevlendirilmemektedir?

    *Kayyım politikasının apaçık hukuka aykırı bir şekilde devam ettiği görüldüğünden bu konuda bir çalışma yapmayı düşünüyor musunuz?

    *Ahmet Kaya’nın göreve iade edilmemesinde sorumlu olan kamu görevlileri hakkında görevi kötüye kullanma suçunu işlediklerinden bahisle bir işlem yapmayı düşünüyor musunuz?”

    PİRHA/ANKARA

  • Milletvekili Eren, Diyanet’in Kobani Kumpas Davası’na dahil edilmesini Meclis’e taşıdı

    Milletvekili Eren, Diyanet’in Kobani Kumpas Davası’na dahil edilmesini Meclis’e taşıdı

    PİRHA-Yeşil Sol Parti Diyarbakır Milletvekili Serhat Eren, Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz ve Adalet Bakanı Yılmaz Tunç’un yanıtlaması istemiyle iki soru önergesi hazırlayarak, Diyanet’in Kobani Kumpas Davası’na dahil edilmesini sordu.

    HDP önceki dönem Eş Başkanlarının, milletvekillerinin ve MYK üyelerinin yargılandığı Kobani Kumpas Davası, Ankara 22. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülmeye devam ediyor. Cumhurbaşkanlığına bağlı Diyanet İşleri Başkanlığı, Kobanî kumpas davasında, soruşturma aşamasında dosyaya dahil olmamasına rağmen iddianamede savcı tarafından müşteki sıfatıyla davaya davet edildi. Kobani protestoları sırasında “Kuruma bağlı binalarının zarar gördüğünden” bahisle davaya katılma talebi kabul edildi.

    “DİYAYET İKTİDARIN YARARINA HİZMET ETTİĞİNİ GÖSTERMİŞTİR”

    Serhat Eren soru önergesinde, Diyanet’in iktidarın sözcülüğüne soyunmuş olduğuna vurgu yaparak, “22 Nisan 2021 tarihinde Mahkemeye verdikleri dilekçede “09.09.2014 – 30.12.2020 tarihleri arasında gerçekleşen Kobani protestoları sırasında kuruma bağlı binalarının zarar gördüğünden” bahisle davaya katılma talebinde bulunmuş ve mahkeme de tüm kurumlar gibi Diyanetin bu talebini kabul etmiştir.
    14 Nisan 2023 tarihinde 5268 sayfalık mütalaanın siyasetçilerimizin sorguları tamamlanmadan ve tevsii tahkikat talepleri karşılanmadan boş salona okunmasının ardından 11 Mayıs 2023 tarihinde Diyanet İşleri Başkanlığı bu kez de mütalaaya karşı beyan dilekçesi sunarak ‘Başkanlığın bütün insanlığın barış ve huzuruna katkı sağlayan saygın bir kurum’ olduğunu belirterek, davada yargılanmaya çalışılan siyasetçilerimizin ‘bu durumu temelden sarsan ve telafisi imkansız zararlara yol açan fiil ve davranışlarının olduğunu, din hizmetlerinde itimat ve güvenin kaybolması halinde bu alanın çeşitli sapık akım ve gruplara kalacağını, halkın sevgi, kardeşlik, barış, huzur, güven, birlik ve beraberlik içinde hiçbir korku ve endişe hissetmeden yaşamlarını sürdürmesi için terör eylemleriyle ülkeye zarar veren kişilerin cezalandırılması gerektiğini’ iddia etmiştir.
    Diyanet’in suçtan zarar gördüğünden bahisle davadan haberdar edilmesinden başlayarak mütalaaya karşı beyanda bulunup siyasetçilerimizin cezalandırılmalarını talep etmeleri bu davanın ne kadar özel bir yargılama olduğunu, devletin bu davada tüm kurumlarıyla bizzat taraf olduğunu, bağımsız ve tarafsız bir yargılamanın bu koşullar altında gerçekleşemeyeceğini bir kez daha göstermiştir. Öte yandan Diyanet, iktidarın siyasi saiklerle ilerlettiği bu kumpas davasındaki sözcülüğüne soyunmuş, dilekçedeki iddiasının aksine tüm insanlık için hizmet etmediğini, iktidarın yararına hizmet eden bir kurum olduğunu göstermiştir.” dedi.

    “DİYANET’E GÖRE IŞİD BİR TERÖR ÖRGÜTÜ MÜDÜR?”

    Yeşil Sol Parti Milletvekili Serhat Eren’in cevaplanması üzere sunduğu önergede şu sorulara yer verildi:

    “1.Kobani kumpas davasında, soruşturma aşamasında dosyada bulunmayan Diyanet’in kovuşturma aşamasında Mahkeme tarafından re’sen davadan haberdar edilmesi CMK’nın hangi maddesine dayanılarak yapılmıştır?
    2.Diyanetin davaya bu şekilde dahil edilmesi, mahkemenin tarafsızlığı ve bağımsızlığı ile hukukun üstünlüğü ilkesine aykırı değil midir?
    3.Diyanet bugüne kadar hangi davada aynı usulle haberdar edilmiştir? Bundan sonra siyasi yargılamalarda Diyanet re’en haberdar edilecek midir?
    4.Diyanet bugüne kadar hangi davaya katılma talebi sunmuştur? Kadın ve çocuklara tecavüz eden, onları kaçıran, köle pazarlarında satan, insanlık dışı barbar IŞİD üyelerinin yargılandığı herhangi bir davaya katılmış mıdır?
    5.Diyanet’in katılma talebi hangi davalarda kabul edilmiştir?
    6.Diyanet’e göre IŞİD bir terör örgütü müdür?
    7.Bütün insanlığın barış ve huzuruna katkı sağlayan saygın bir kurum olduğunu iddia eden Diyanet’in, 2018 yılında Afrin’e operasyon düzenlendiğinde tüm camilerde yatsı ve sabah namazı sonrası Fetih Suresi’ni okutmasının sebebi nedir?
    8.Diyanetin dilekçesinde kullandığı ifadeler nefret suçu oluşturmamış mıdır? Dilekçede “sapık akım ve gruplar” ifadesinden ne kastedilmiştir?
    9.Diyanetin, Kürt siyasetçilerinin IŞİD terör örgütüne karşı durdukları için yargılandıkları ve siyasi bir kumpas olduğu AİHM kararı ile ortaya konulan ve henüz yargılama sürecinin devam ettiği bu davada masumiyet karinesini yok sayan ve din hizmetlerinin zarar gördüğünü söyleyerek manipülasyonda bulunan katılma talebi, görevi kötüye kullanma anlamına gelmemiş midir?
    10.Diyanetin katılma dilekçesi ile görevini kötüye kullanması, ayrımcı, saldırgan ve ötekileştiren bir dil kullanarak nefret suçu işlemesi, dini referansları kullanarak yargılamayı etkilemeye çalışması sebebiyle hakkında soruşturma başlatmayı düşünüyor musunuz?
    11.Hukukun üstünlüğü ve mahkemelerin bağımsızlığının tesisi adına Diyanetin bu tarz dilekçelerle yargıyı etkilemesinin önüne geçmek için gerekli adımları atacak mısınız?”

    PİRHA/ANKARA

  • Milletvekili Serhat Eren: Diyanet, IŞİD’in sözcülüğüne soyunmuştur-VİDEO

    Milletvekili Serhat Eren: Diyanet, IŞİD’in sözcülüğüne soyunmuştur-VİDEO

    PİRHA – Milletvekili Serhat Eren, Diyanet İşleri Başkanlığının, Kobani Davası’na katılma yönünde gönderdiği dilekçeye tepki göstererek, “Diyanet, Kobanî Kumpas Davası’na IŞİD’in Kürtlere karşı yayınladığı fetvanın devamını göndermiştir” dedi. 

    Yeşil Sol Parti Milletvekili Serhat Eren, Diyanet İşleri Başkanlığının Kobanî Davasına gönderdiği “müdahillik” dilekçesine ilişkin açıklama yaptı. HDP Genel Merkezinde basın toplantısı düzenleyen Eren, “Partimiz IŞİD’in saldırılarına karşı bütün insanlığa duyarlılık çağrısı yapmıştı” diye belirtti.

    Serhat Eren, 2014 yılında IŞİD’in, Kürtleri soykırımdan geçirmek Rojava’ya saldırdığını hatırlatarak “Bizler bir katliamın yaşanmaması için IŞİD ile ilişkilerin kesilmesi, Rojava’ya insani koridor açılmasını iktidardan beklerken; AKP tersine Erdoğan’ın ‘Kobanî düştü düşecek’ sözleriyle kendi beklentisini ifade etmiş, milyonlarca Kürt nezdinde infiale yol açmıştı. Partimiz Kürt halkına yönelik bu katliama ve IŞİD barbarlığına karşı bütün insanlığa duyarlılık çağrısı yapmış ve herkesi bu saldırılara karşı harekete geçmeye davet etmişti” diye konuştu.

    “İKTİDAR, KOBANÎ PROTESTOLARINI İNTİKAM DAVASINA DÖNÜŞTÜRDÜ”

    Serhat Eren, iktidarın, Kobanî protestolarını “HDP’yi tasfiye etmek” için “intikam davasına” dönüştürdüğünü söyleyerek şu açıklamalarda bulundu:

    “3 yılı aşkın bir süredir devam eden Kobanî Kumpas Davasında bu intikam yaklaşımının bütün yönlerine tanıklık ettik. Bugün sanık olarak yargılanması gereken kurumlar, Kobanî Kumpas Davası’na mağdur sıfatıyla müdahil olma yarışına girmişler. Bu kurumlar tarih önünde ve Türkiye halkları nezdinde kendilerini aklamak için, sorumluluktan kurtulmak için arkadaşlarımızı sorumlu tutmaya çalışmaktadır. Onca insanımızın yaşamını yitirmesinden sorumlu ve suçlu olanlar onlardır. Kobanî Kumpas Davası gerçeği tersyüz eden bir davadır; sorumlu olanların mağdur olanları sorumlu tutmaya çalıştığı bir davadır.

    İşte o dönemin sorumlu kurumlarından biri de Diyanet İşleri Başkanlığıdır. IŞİD barbarlarını İslamiyet adına cihatçı olarak değerlendiren Diyanet İşleri Başkanlığı, IŞİD saldırılarına meşruiyet yaratmaya çalışan bir kurumdur. Diyanet İşleri Başkanlığı devam eden Kobanî Kumpas Davası dosyasında, mütalaaya karşı yargılanan arkadaşlarımıza ahlak sınırlarını aşan, haddini aşan bir değerlendirme ile saldırmıştır.

    Bugün 3 Ağustos IŞİD’in Şengal’de gerçekleştirdiği katliamın yıl dönümü. O katliamda dini, inancı farklı olduğu gerekçesiyle yüz binlerce Êzidî katledildi, yüz binlercesi yerinden yurdundan göçertildi. Binlerce Êzidî kadın köle pazarlarında satıldı. Hem de 21’inci yüzyılda ve insanlığın gözü önünde bu insanlık suçları işlendi. Peki hangi zihniyetle yapıldı bu katliamlar? Tam da bugün Diyanet İşleri Başkanlığının yayınladığı “fetva”ya benzer fetvalarla yaptı katliamı IŞİD.

    “IŞİD’İN SÖZCÜLÜĞÜNE SOYUNMUŞTUR”

    Diyanet, Kobanî Davası’na gönderdiği dilekçe ile adeta savcılık rolüne soyunmuş, bu haksız hukuksuz davayı haklı gösterme çabasına girmiştir. Açıkça söylüyoruz; Diyanetin bu yaklaşımı ve gönderdiği dilekçe IŞİD’in Kobanî ve Şengalî işgal ederken yayınladığı katliam fetvalarının bir benzeri ve devamı niteliğindedir. IŞİD’in Kürtler için yayınladığı “katli vaciptir” fetvasının benzerini Diyanet dava dosyasına gönderdiği dilekçe ile vermiştir.

    Diyanetin gönderdiği bu skandal dilekçedeki fetvayı sizlerle paylaşacağız arkadaşlar. Ancak bu dil ve üslup IŞİD barbarlarının diline çok benziyor değil mi? Dilekçesinde tam da bunu ortaya koymuş Diyanet. Partimiz, rehin arkadaşlarımız ve avukatlarımız AKP’nin başından beri bu kumpas davasını IŞİD’in intikam davasına çevirdiğini boşuna söylemiyor. Diyanet İşleri Başkanlığı dilekçesindeki diliyle adeta IŞİD’in sözcülüğüne soyunmuştur.

    IŞİD barbarlarının Kürt halkını katletmeye çalıştığı dönemde sessiz kalıp IŞİD’e cihatçı diyerek saldırılarına karşı durmayan, o dönemde meydana gelen olaylardan sorumlu olan ve yargılanması gereken Diyanet İşleri Başkanlığı, haddini aşan açıklamalarla İslam’a en büyük zararı vererek arkadaşlarımızı cinayetle, ahlaksızlıkla ve yağmacılıkla suçlamaktadır. Bütün kimlikleri ve inançları ötekileştiren ve yalnızca devletin tekçi politikalarına hizmet eden Diyanet İşleri Başkanlığı, hukuk metni değil iftira-nameden ibaret mütalaaya karşı görev sınırlarını aşarak dosyayla ilgili adeta iktidarın taleplerini sunan bir fetva niteliğinde dilekçe göndermiştir dava dosyasına.

    “DİYANET AHLAKTAN BAHSEDEMEZ!”

    Bütün insanlığın barış ve huzuruna katkı sağladığını iddia eden bu kurum, tecavüzcü ve barbar IŞİD katliamlar yaparken onları fetvalarında masum cihatçı olarak gösteriyor. “Babanın öz kızına şehvet duyması haram değil” diyen, 9 yaşındaki kız çocuğunun evlenebileceğini söyleyen, sapık akımlara adeta icazet veren, Alevilerin ibadet yerleri olan cemevlerine statü verilmesini “kırmızı çizgi” olarak değerlendiren, Süryanilere ait manastır ve kiliselere el konulmasına sessiz kalan, halkı yoksulluk ve açlığa mahkum edilirken milyonluk araçlara binen Diyanet ve kurum yetkilileri topluma ve arkadaşlarımıza ahlaktan ve hukuktan bahsedemez. Kendisini yargı yerine koyup arkadaşlarımızı hüküm giymiş gibi itham edemez. Hakkı da değil haddine de değil!

    1993’te Sivas’ta canlarımız diri diri yakılırken, Diyarbakır’da Suruç’ta, Ankara Garı önünde insanlarımız katledilirken, hatta Diyarbakır’da İstasyon Meydanı’ndaki cami duvarı kanla boyanırken Diyanet İşleri Başkanlığı barış ve güven içinde yaşamanın önemini anlatmaya gayret edip davalara katılmak için müdahil oldu mu? Tarikat yurtlarında meydana gelen vahşetlere bir gün olsun ses çıkardı mı? Karaman’da Ensar Vakfı’nda, İmam Hatip Mezunları Derneği misafirhanelerinde çocuklar istismara uğradığında, Aladağ’da kız yurdunda çocuklar ihmaller zinciri ile çıkan yangında yanarak can verdiğinde ülkeye dinin istismarı suretiyle zarar verdiğini beyan etti mi? Elbette yapmadı. Kaldı ki Kobanî Kumpas Davası’nda insanları katleden sorumlular ortadadır ve Diyanet İşleri Başkanlığı partimize saldırarak gerçek sorumluları korumaya çalışmaktadır. İşte asıl ahlaksızlık budur, bütün bunlara karşı sessiz kalmaktır. Asıl ahlaksızlık, dini değerleri iktidarın çıkarları doğrultusunda araçsallaştırmaktır.

    “DİYANET, SAVAŞ ÇIĞIRTKANLIĞINI YAPMIŞTIR”

    Buradan Diyanet İşleri Başkanlığına soruyoruz? Siz hangi din adına hareket ediyorsunuz, hangi dini referans alıyorsunuz? Nasıl milyonlarca Kürdü “sapkın eğilim” olarak tanımlama hadsizliğini gösterebiliyorsunuz? İktidarın aparatı olan Diyanet’in Kürtlere karşı düşmanlık yarışına yeni katılmadığını çok iyi biliyoruz. “Bütün insanlığın barış ve huzuruna katkı sağlayan saygın bir kurum” olduğunu iddia eden Diyanet İşleri Başkanlığı, 2018’de Afrin’de Kürtlere yönelik saldırı yapılırken yatsı ve sabah namazı sonrası Fetih Suresi’ni okutarak savaş çığırtkanlığını yapmıştır. Kürtlerin cenaze işlemleri söz konusu olduğunda büyük bir sessizliğe gömülmüş; Garzan Mezarlığı iş makineleriyle yıkılırken, Kilyos Mezarlığından çıkarılan cenazeler kaldırım altlarına gömülürken sesiz kalmıştır. Yıllar sonra kemikleri ailesine gönderilen Agit İpek’in durumuna sessiz kalan Diyanet İşleri Başkanlığı; Kürt kimliğini ölüsüyle dirisiyle yok sayma, ölüye saygısızlık ve yas hakkını tanımama siyasetine karşı ses çıkarmayarak bu suçlara ortak olmuş bir kurum olarak barıştan, ahlaktan, kardeşlikten, manevi değerlerden bahsedemez.

    Diyanet İşleri Başkanlığının, savcının iftiranamesinden sonra arkadaşlarımızın cezalandırılması için uzun uzadıya yapmış olduğu gayrı ahlaki, gayri hukuki bu değerlendirmesine, arkadaşlarımızın cezalandırılması için yaptığı bu fetvaya karşı yargılanan arkadaşlarımız ve partimiz hukukun üstünlüğü, demokrasi ve barış mücadelesini sürdürecektir. Bu haksızlığa, ahlaksızlığa ortak olanlar da hem vicdanlarda hem de bir gün bağımsız ve tarafsız mahkemelerde, uluslararası hukuk mekanizmaları önünde tıpkı IŞİD barbarları gibi mahkum olacaktır.”

    PİRHA/ANKARA

    İLGİLİ HABERLER

    > Diyanetin, Kobani Davası dilekçesinde ‘çeşitli sapık akım ve gruplar’ vurgusu!