Etiket: sermaye

  • DEM Parti Narlıdere Eş Başkan adayları: Kent uzlaşısı fikriyatını hayata geçireceğiz-VİDEO

    DEM Parti Narlıdere Eş Başkan adayları: Kent uzlaşısı fikriyatını hayata geçireceğiz-VİDEO

    PİRHA- DEM Parti Narlıdere Belediye Eş Başkan adayları Şazime Yaşa ve Hasan Dikici seçim çalışmalarını ve projelerini PİRHA’ya anlattı. Eş Başkan adayları, tüm toplumsal taraflarla müzakere ederek kent uzlaşısı fikriyatını hayata geçireceklerini söyledi.

    İzmir’in birçok ilçesinde 31 Mart yerel seçimlere kendi adayları ile giden Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) kitlesinin yoğun olduğu 1. Bölgede, halklar büyük bir umut ve kararlılıkla sandığa gitmeye hazırlanıyor. 1. Bölgede kozmopolit bir yapıya sahip olan ilçelerden biri de Narlıdere. Kürt, Alevi, Tahtacı, Laz ve daha birçok halkın birlikte yaşam sürdürdüğü ilçede, uzun yıllar çözülmeyen kentsel dönüşüm sorunu ilk sırada yerini alıyor. Yıllar içerisinde ilçedeki ekolojik dokunun ranta dönüştürüldüğü, bina ve rezidanslardan nefes alınabilecek bir alanın dahi kalmadığı bir ilçeye dönüştürüldü Narlıdere.

    Sahile yakın bir ilçede bulunmasından kaynaklı belediyenin hizmete soktuğu düğün salonlarının kapatılarak vasıfsız duruma gelmesi sonrasında, kır düğün salonlarının fahiş fiyatları ise bel büker durumda.

    Yoksulluğun en derinden hissedildiği 2. İnönü Mahallesi ve ilçede yaşamak güçleşiyor. Fahiş kira fiyatları, barınma ve yoksulluk gibi pek çok sorunun mevcut olduğu ilçede, uzun yıllardır yerel yönetimler soruna kalıcı çözümler üretemedi.

    DEM Parti Narlıdere Belediye Eş Başkan adayları Şazime Yaşa ve Hasan Dikici, ilçede bucak bucak gezerek Narlıdere’nin can yakan tüm sorunlarına kadınlar ve halk ile çözüm sağlayacaklarını vurguluyor.

    Kadın özgürlükçü belediyeciliği Narlıdere’de hayata geçirme iddiası ile yola çıkan ve ranta geçit vermeyeceklerini belirten eş başkan adayları sorularımızı yanıtladı.

    “YERELİN SORUNLARININ MAĞDURU VE GÖZLEMCİSİYİM”

    40 yıldan fazla bir süredir Narlıdere’de yaşayan ve 90’lı yıllardan beri aktif olarak siyasetin içerisinde olduğunu kaydeden Şazime Yaşa, “Çocukken buraya geldim ve 90’dan beri aktif olarak ailemle birlikte siyasetin içindeyiz. Ara ara kopukluklar oldu ama bu son beş dönemde, iki dönemdir HDP ilçe eş başkanlığı yaptım. Şu anda da partim mahallenin yerel sorunlarını bildiğim için yerel bir halk olduğu için bu göreve talip oldum. Meclis üyeliğine, eş başkanlığa halkın isteği doğrultusunda ben de DEM Parti’de olmaktan ve DEM Parti’nin çalışanı olmaktan gurur duyuyorum. Uzun yıllardır bu bölgedeki sorunların mağduru ve gözlemcisi olarak çözüm noktasında ise irade koyarak aday oldum” dedi.

    “BİZLER BİR GÜCÜZ VE BU GÖRÜLÜYOR”

    Yaşa, kendi partileri ve projeleri ile seçime girmelerinin büyük ilgi ile karşılandığını belirterek, “Narlıdere çok kültürel, çok karma ve çok güzel bir alan. Farklı halklar ve inançlar uzun yıllardır birlikte yaşıyor. Parti olarak kendi adaylarımız ile girmemiz büyük bir sevinç karşılandı. Çünkü sen orada bir güçsün aslında, güçlü bir partisin ve halk bunu görüyor. Pratikte, yerelde halkın çok güzel bir izlenimi var. Karşılaştığımız, ziyaret ettiğimiz, diyalog kurduğumuz birçok vatandaşımız, ‘Neyseki DEM Parti aday oldu, bizim de oylarımızı nereye vereceğimiz belli oldu’ diyorlar. Bu söylemler bize de umut ışığı oldu. Saha çalışmamız genelde çok aktif, çok güzel, çok heyecanlı. Çalışma arkadaşlarımız da çok güzel, çok heyecanlı. Biz birlikte kolektif olarak, Narlıdere bizi bağrına basarak hakikaten de iktidar bir parti gözüyle bize bakıyor” diye konuştu.

    RANTIN GÖZ DİKTİĞİ BİR MAHALLE: 2. İNÖNÜ MAHALLESİ

    Ülkenin en gösterişli ve fahiş fiyatlı bloklarının yanı başındaki gecekondu mahallesi olan 2. İnönü Mahallesi’nde yaşayan ve 40 yıldır alt yapı, internet, doğalgaz sorunlarının mağduru olduğunu kaydeden Yaşa söyle devam etti:

    “40 yıldır kentsel dönüşüm adı altında bir kırsalda yaşıyorum. Yanı başımızdaki Narlıdere merkezi çok farklıydı. Bizim için yaşadığımız mahalle merdivenin,  yolun olmadığı, kışın özellikle düz çamurla düşüp ayaklarını kollarını kıran insanların, okula gidemeyen çocukların, servisin olmadığı bir mahalledeydi. En büyük sorunları kadınlar çekiyor. Kentsel dönüşümün ya da yerelin sorunlarını en iyi bilen kadındır. Manavın, marketin, otobüsün zor olduğu, servisin olmadığı, bir ekmeği aşağı gelip almak maliyet anlamında da bir yük. Sorun yaşayan kadın, sorunu çözen yine kadın olmalı.

    “BELEDİYENİN KREŞLERİNDEN ÜST SINIF FAYDALANIYOR”

    Sen kentsel dönüşüm adı altında hizmet vermiyorsun. Kadın yol istiyor, gidiyorsun belediyeye diyor ki ‘kentsel dönüşüm projesinde yapamayız.’ İnternet istiyorsun, alt yapı yok, yol yapamayız’. Bütün lüks sitelerin doğalgazı varsa, oraya getirebilirsen neden alt yapı yok? Buraya neden doğalgaz vermiyorsun? Bu insanların çıkıp bir de sobadan çıkan dumandan rahatsız olduklarını söylüyorlar. O zaman hizmet yoksa neden vergiyi ödüyoruz? Kadın çalışmak istiyor ama çocuğuna bakacak biri yok. Belediyelere ait kreşler var. Fakat sen bu kreşlere çocuğunu veremiyorsun. Belediyenin halka hizmet etmesi gerekirken, belediyenin çalışan kesimlerinin ya da birçoğu üst sınıfın çocuklarını bıraktığı bir yere döndü. Ama orası hizmet alanı. Şimdi bir anne-baba çalışmak istiyorsa o çocuğu bırakacak bir yer yoksa ne yapacak?

    “SORUNLARIN ÜSTESİNDEN GELEBİLECEK GÜCE VE YETENEĞE SAHİBİZ”

    Sorunlara kadınlar ve halkla çözüm bulan bir belediyecilik anlayışı geliştireceklerini sözlerine ekleyen Yaşa, “Narlıdere’de eğişim şart. Rantçı bir belediye değil, halkçı bir belediye gelsin. DEM Parti bunun üstesinden gelebilecek halkıyla, çalışanlarıyla, meclisiyle yapabilecek yeteneğe ve güce sahip. Birlikte yapalım, birlikte değiştirelim, birlikte başaralım. Bir şans istiyoruz.  Bu yüzden bütün Narlıdere halkının desteğini bekliyorum” şeklinde konuştu.

    DİKİCİ: DEMOKRASİ ANLAYIŞININ YERLEŞMESİNİ BEKLEDİK

    Maraş Pazarcıklı olan ve aktif sendikacılık çalışmaları yürüten DEM Parti Narlıdere Belediye Eş Başkan Adayı Hasan Dikici ise ülkede demokrasi anlayışının hayat bulması için çabaladıklarını kaydederek, “Biz sahaya çıktığımızda tepkilerle karşılaşırız diye bekledim. Bizlere sarılıp ‘iyi ki varsınız, iyi ki aday çıkardınız, yeter artık, siz bu zamana kadar bize koşulsuz destek verdiniz bu yapılmamalıydı’ diyen çok büyük bir kesim oldu. Biz bir partiyiz, kimsenin arka bahçesi değiliz. Bu partiyi de bunun için kurmadık ama bu ülkede tek adam rejimi bir an önce gitsin, bir demokrasi anlayışı yerleşsin diye arkadaşlardan cevap bekledik. Ama bizimle görülmek istemeyen, elimizi sıkmak istemeyen bir belediye başkan adayı var. Biz de dedik ki o zaman yolumuza bakalım. İyi ki de bunu yapmışız. Şu anda kendi seçmen tabanımız da bundan çok mutlu” diye kaydetti.

    “EZİLEN, DEZAVANTAJLI BÜTÜN KESİMLER İLE KENT UZLAŞISI İŞE YÜRÜYORUZ”

    Türkiye’nin batısında ise kenti var eden sosyal ve siyasal dinamikleri geniş ölçekte kapsayan tüm kurum, işçi, emekçi, ekolojist, kadın, gençlik, halklar ve inanç örgütleri, demokrat ve vicdan sahibi yurttaşlar ve tüm toplumsal taraflar ile müzakere ederek ortak mücadeleyi örecek kent uzlaşısı fikriyatı çalışmalarını devam ettirdiklerini dile getiren Dikici şunları vurguladı:
    “Kent uzlaşısı denince herhalde akla şu geliyor. Partiler bir araya gelsinler, üst düzeyde pazarlık yapsınlar ondan sonra ortak seçime girsinler. Aslında kent uzlaşısı bu değildi, tarifimiz de bu değildi. Kent uzlaşısı, hane halkından başlıyor ülkenin tamamına kadar özgürlükçü, barışçıl, demokratik, katılımcı, özellikle kadın öncelikli bir anlayışı temsil ediyor. Biz diyorduk ki her alanda ortak bilinci yükseltelim, ortak dayanışmayı örelim. Ortaklık kavramı zaten çok net bir kavram. Din, dil, ırk, cinsiyet ayrımı yapmaksızın tüm dezavantajlılar olmak üzere, ötekileştirilmiş tüm kesimi kucaklayan ve yerelden genele doğru sokak meclislerinden mahalle meclislerine, mahalle meclislerinden ilçe meclislerine kadar tüm bireylerin kendilerini ifade ettiği bir uzlaşıdır. Ama bu belki eksik anlatıldı. Kent uzlaşısı kavramında ‘efendim kent uzlaşısı dediniz neden partiyle bir araya gelmediniz’  denildi. Biz yine kent uzlaşısı içerisindeyiz. Bundan vazgeçmiş değiliz hatta daha da aktif üretiyoruz şu an. Her kesime, ezilen her kesime, göçmenlerde dahil olmak üzere ki onlar da bizim birinci önceliklerimizden, bu kent uzlaşısını şu anda biz yürütüyoruz. Bir tek sorun şu: Bizimle poz vermek istemeyen, elimizi sıkmak istemeyen bir anlayışla birlikte yürümüyoruz.”
    PROTOKÜLÜ ŞERH KOYMADAN İMZALAYAN TEK PARTİ
    Narlıdere’de kentsel dönüşümün sermayenin iştahını kabarttığını ifade eden Dikici, Narlıdere Mahalleler Birliği’nin taleplerini içeren kentsel dönüşüm protokolünü şerh koymadan imzalayan tek parti olduklarını kaydederek, “Kentsel dönüşüm projesi riskli, sosyal anlamda yetersiz, sağlık anlamında yetersiz, konutların ıslah edilmesi amacıyla kanunlaştırılmış bir proje. Ancak bu proje amacının tamamen dışına çıkmış. Özellikle el attıkları yerler, rantı çok yüksek olan yerler. Mesela bizim burada 7 mahalle var. Burası gerçekten sermayenin iştahını kabarttı. Buraya büyük bir hücum var. Çok lüks, gerçekten. Barınma evrensel bir haktır. Doğada tüm canlıların barınmaya ihtiyacı vardır ve barınacak yerleri vardır. Biz bu hakkı talep ederken bize kafamızı sokacak bir yer verin demiyoruz. Biz diyoruz ki insanca yaşayabileceğimiz, uluslararası sözleşmelerde bu kişi başına 30 metrekaredir. Dört kişilik bir aileye tam güvenli, sosyal ihtiyaçlarını giderebilecek, hastalık ortamı yaratmayacak, güneş görebilen, sağlık, eğitim gibi tüm ihtiyaçların karşılanabileceği güvenli evlerden bahsediyorum” diye belirtti.
    “ORTAK AKILLA KENTSEL DÖNÜŞÜMÜN ÜZERİNDEN GELECEĞİZ”
    Dikici, devamında şunları dile getirdi:
    “Narlıdere’nin 62 bin nüfusu vardır. 2724 konut kentsel dönüşüm kapsamı içerisinde. Bu yaklaşık olarak 15 bin kişi. Narlıdere’nin Mahalleliler Birliği bu konuda uzun süredir mücadele yürütüyor. Ancak hiçbir zaman karşılığı olmadı. Merkezi yönetim elini yerel yönetimler üzerinden çeksin. Benim bütçem bana kalsın. İşin büyük kısmını yerelin bağımsız hareketiyle çözebileceği bir yapı oluşturalım. Mesela hastane yapılıyor, beş büyük şirket yapıyor biliyorsunuz. Neden ben yapmayayım? Evden başlar ihtiyaç, sokak meclisine gelir, sokak meclisleri toplanır ihtiyacı belirler mahalle meclisine getirir. Mahalle meclisleri yine ortak ihtiyaçları belirler, ilçe meclisi de giderir. Kentsel dönüşümde de aynı şeyi söylüyoruz.  Diyoruz ki biz amasız, fakatsız sizin yanınızda olacağız, sizlerle ortak hareket edeceğiz. Yine de sokak meclisleri, mahalle meclisleri, ilçe meclislerinin marifetiyle sivil toplum kuruluşları ve bunun tekniğini bilen mimarlar odası, mühendisler odası bunların hepsiyle birlikte ortak akılla biz bu sorunun üstesinden geleceğiz.”
    PİRHA/İZMİR

     

  • ‘Dersim’den Manavgat’a, Cudi’den Kaçkarlar’a ekolojimiz haramilere kurban ediliyor’-VİDEO

    ‘Dersim’den Manavgat’a, Cudi’den Kaçkarlar’a ekolojimiz haramilere kurban ediliyor’-VİDEO

    PİRHA- İzmir Dersim Dernekleri, DEDEF,  Ege Çevre Platformu ve ekoloji aktivistleri Antalya, Muğla ve Dersim Hozat’taki orman yangınlarına müdahale edilmemesini Alsancak Türkan Saylan Kültür Merkezi önünde yaptıkları  basın açıklamasıyla protesto etti. Açıklamada sermayedarların kar hırsı uğruna gerçekleştirilen orman yangınları, baraj projeleri, maden arama faaliyetleri ve HES’lerden bir an önce vazgeçilmesi çağrısında bulunuldu.

    İzmir Dersim Dernekleri, DEDEF,  Ege Çevre Platformu ve ekoloji aktivistleri Antalya, Muğla ve Dersim Hozat başta olmak üzere toplam 32 ilde gerçekleşen orman yangınlarına dair Alsancak Türkan Saylan Kültür Merkezi önünde basın açıklaması gerçekleştirdi. Açıklamaya siyasi parti temsilcileri, ekoloji aktivistleri, kadın platformularının yanı sıra HDP İzmir Milletvekili Murat Çepni katıldı. Açıklamada sık sık, ‘Ovama, suyuma, toprağıma dokunma’, ‘Sermaye defol bu memleket bizim’, ‘Memleket yanıyor AKP izliyor’ sloganları atıldı.

    Ülkenin dört bir yanı orman yangınları, seller ve kuraklık ile adeta cehennemi yaşadığı belirtilen Ege Çevre Platformu Sözcüsü Hüseyin Çağlar, “Koordinasyonun hızlı bir şekilde kurulması ve yerel imkanlarla birleştirilerek yıkımın acilen durdurulması sağlanmalı ve sonrasında ivedilikle tahribatın boyunları tespit edilerek rehabilite çalışmalarına başlanması gerekmektedir” diyerek yetkilileri duyarlılığa çağırdı.

    Çağlar, ayrıca Manavgat’ta orman yangınları sonrası kimi noktalarda yol kesmeye başlayan ırkçı grupların Kürtlere yönelik saldırılarını ve vatandaşların belli bölgelerde yangına müdahaleye yardımcı olmaya çalışmasının kolluk güçlerince engellenmesini kınayarak, doğaya ve insanlara yönelik saldırıların kabul edilemeyeceğini vurguladı.

    “THK KAYYIM ELİ İLE İŞLEVSİZLEŞTİRİLDİ, YANGIN BÜYÜDÜ”

    28 Temmuz itibarı ile 32 ilde başlayan orman yangınları ile birlikte doğanın büyük bir yıkım ile karşı karşıya kaldığına değinen Çağlar, şöyle devam etti:

    “28 Temmuz itibarı ile Antalya Manavgat- Gündoğmuş , Muğla’nın Marmaris, Köyceğiz, Milas, Seydikemer ilçeleri, Adana, Denizli, Isparta illeri ve  Dersim’in Hozat- Ovacık- Çemişgezek ilçeleri arasında kalan bölgede 30 Temmuz’daki askeri operasyon sonrası  çıkan orman yangınları doğamızı acı bir yıkımla karşı karşıya bırakmaktadır. Yaşanan orman yangınları sebebi ile on binlerce kişi tahliye edilmiş, ne yazık ki 8 vatandaşımız yaşamını yitirmiştir. Tarım ve Orman Bakanı Pakdemirli’nin kontrol altına alındığını iade ettiği bölgelerde yangınların hala devam ettiği görülmektedir. Yakın dönemde ilgili kişiler yükselecek hava sıcaklıkları ve bulunduğu konum itibarı ile ülkemizin olası yangınlara hazırlık yapması konusunda uyarılarda bulunmuşlardı. Uyarılar dikkate alınmadığı gibi, özellikle THK’nın eldeki en hazır kurum olmasına rağmen kayyum eli ile işlevsizleştirilmesi, yangınların büyümesi ve yıkımın artmasına neden olmuştur. Devleti yönetenlerin yerel yönetimleri yeterince desteklememesi  de önemli bir etkendir.”

    “KÜRTLERE YÖNELİK IRKÇI SALDIRILAR KABUL EDİLEMEZ”

    Çağlar, 8 kişi yaşamını yitirdiği ve 400’e yakın kişi yaralandığı Manavgat’taki orman yangınını gerekçe gösteren kimi ırkçı gruplar da bazı noktalarda yol kontrolü yaparak Kürtlere yönelik saldırılar kınayarak, “Öte yandan yaşanan yangınlar bahane edilerek ırkçı hezeyanlarla Kürt vatandaşlarımıza saldırılar gerçekleştirilmektedir. Vatanın harcını birlikte kardığımız gün gibi ortadayken binlerce yıldır bu topraklarda alınteri dökmüş ve kök salmışken, hala insanlarımızın ötekileştirilmesi kabul edilebilir değildir. Bu ırkçı tutumu red etmek, evrensel insan hakları ve demokrasiye inanan herkesin sorumluluğudur. Her ne gerekçe ile olursa olsun doğamıza, insanımıza yapılan saldırılar kabul edilemez. Kanun koyucuları ve kolluk güçlerini sorumluluğa davet ediyoruz” diye konuştu.

    ARTVİN, RİZE, VAN VE HAKKARİ’DEKİ SEL FELAKETLERİ

    Koordinasyonun hızlı bir şekilde kurulması ve yerel imkanlarla birleştirilerek yıkımın acilen durdurulmasının sağlanmalı ve sonrasında ivedilikle tahribatın boyunları tespit edilerek rehabilite çalışmalarına başlanması gerektiğine işaret eden Çağlar, “Diğer bir çevre felaketi de yaşanan sel ve su baskınlarıdır. Önce Artvin ve Rize’de ardından Van ve Hakkari’de yaşanan sel  felaketleri ciddi tahribatlara neden olmuştur. Yaşamını yitiren vatandaşlarımız olmuş ve pek çok hayvanın telef olması ile sonuçlanan bu yıkım da rant hesabı ile hareket edenlerin yarattığı bir manzaradır. Sermayedarların kar hırsı uğruna gerçekleştirilen bütün projeler derhal durdurulmalıdır. Maden arama ruhsatları, hes projeleri iptal edilmelidir. Cudi’de aylardır süren ağaç katliamına son verilmelidir. Yaylaların uluslararası sermayeye açılmasına, ırmaklarımızın yataklarının değiştirilmesine izin verilmemelidir” diye belirtti.

    “EVRENSEL İNSANLIK MİRASI SERMAYENİN HIRSINA KURBAN EDİLİYOR”

    Çağlar, son olarak Aladağlar’dan Munzur Dağlarına, Cudi dağı’ndan Kaçkarlar’a sevinçlere tanıklık ederek doğaya rant uğruna, güç kullanarak kıyıldığına işaret ederek, evrensel insanlık mirasımız bir avuç sermaye sahibinin hırsına kurban ediliyor. Binlerce canlısı, endemik bitki örtüsü ile ekolojimiz haramilere kurban ediliyor. Ancak Karadeniz’den, Ege’ye  kadınlarımız en önde Anadolu halkı direniyor. Sığla ağaçları direniyor. Meşe ağaçları her seferinde yeniden yeşeriyor” şeklinde konuştu.

    Açıklamada söz alan HDP İzmir Milletvekili Murat Çepni’nin konuşması ardından eylem alkışlarla son buldu.

    PİRHA/İZMİR

  • Diyanet’in sermayesi arttırıldı

    Diyanet’in sermayesi arttırıldı

    Diyanet İşleri Başkanlığı Dini Yayınlar Döner Sermaye İşletmesine tahsis edilen sermaye 80 milyon liraya çıkarıldı.

    Diyanet İşleri Başkanlığı Dini Yayınlar Döner Sermaye İşletmesine tahsis edilen sermayenin 80 milyon liraya çıkarılmasına ilişkin karar Resmi Gazete’de yayımlandı.

    AKP’li Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan imzasıyla yayımlanan Cumhurbaşkanı kararına göre, Diyanet İşleri Başkanlığı Dini Yayınlar Döner Sermaye İşletmesine tahsis edilen sermaye 80 milyon liraya çıkarıldı.

    Söz konusu karar, 633 sayılı Diyanet İşleri Başkanlığı Kuruluş ve Görevleri Hakkında Kanun’un 14’üncü maddesi gereğince verildi.

    Diyanet İşleri Başkanlığı Dini Yayınlar Döner Sermaye İşletmesi’nin sermayesi en son 2015 yılında yüzde 100’lük bir artışla 40 milyon liraya çıkarılmıştı.

  • Kenan Budak katledilişinin 38. yılında anıldı

    Kenan Budak katledilişinin 38. yılında anıldı

    DİSK İlerici Deri İş Sendikası Genel Başkanı ve Sosyalist Vatan Partisi MYK üyesi Kenan Budak katledilişinin 38. yılında anıldı. Anmada yapılan konuşmalarda sermayenin sonunu işçi sınıfının getireceği vurgulandı. 

    Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu (DİSK) İlerici Deri İş Sendikası Genel Başkanı ve Sosyalist Vatan Partisi MYK üyesi Kenan Budak katledilişinin 38. yılında anıldı.

    Zeytinburnu Silivrikapı Mezarlığı’nda öncelikle DİSK tarafından yapılan anmada konuşan DİSK Genel Başkanı Arzu Çerkezoğlu “Emeğin Türkiye’sini kuracak güç Türkiye işçi sınıfıdır” dedi.

    SODAP anması ise Kenan Budak şahsında devrim mücadelesinde yaşamını yitirenler adına saygı duruşu ile başladı ve direniş andı okundu.

    İlk konuşmayı SODAP temsilcisi Mert Büyükkarabacak yaptı: Karabacak, “Bir işçi sınıfının neferi olarak, bir emekçi olarak büyük fedakarlıklara imza atarak, büyük bir korkusuzlukla mücadele etti ve hiç kimsenin önünde diz çökmeden, hiç kimseden aman dilemeden bunun bedelini de ödedi. Eğer ki biz bugün yeniden işçi sınıfının sesini, ezilenlerin sesini bu ülkede taraf olarak inşa edeceksek kendi safımız belli olacak şekilde demokrasi mücadelesini yürütürüz. Kimse bizim devrimci önderimiz olan Kenan Budak’ı sıradan bir demokrat olarak lanse etmeye kalkmasın. Kenan Budak’ın anıları çok daha büyüktür.” diye konuştu.

    Daha sonra söz alan HDP Milletvekili Serpil Kemalbay konuşmasında “Sınıf eksenli mücadelenin görünürlüğünü ortaya koymak ve onun öncülüğünü yapabilmemiz için Kenan Budak ve Dr. Hikmet Kıvılcımlı yolumuzu aydınlatıyor.” dedi.

    Son olarak DİSK Dev Turizm İşçileri Sendikası Marmara Şube Başkanı Turgay Özdemir konuşmasında “Sermaye ecelinin işçi sınıfının elinden olacağını gayet iyi biliyor. Ama nasıl bir işçi sınıfının elinden olacak? Kenan Budak’ın yarattığı değerler ve yürüttüğü yoldan yürüyenlerin varlığıyla yok olacaktır.” ifadelerini kullandı.

    Kaynak: Karşı Mahalle

  • Yazar Hardal: Alevilerin Sosyalist harekete yönelimini kesmek istediler-VİDEO

    Yazar Hardal: Alevilerin Sosyalist harekete yönelimini kesmek istediler-VİDEO

    PİRHA DAD Ankara Şubesi’nin Çorum Katliamı ile ilgili düzenlediği panelde konuşan katliamın tanıklarından Yazar İsmail Hardal, “Aleviler ağırlıklı olarak sosyalist harekete doğru ciddi bir yönelim içerisindeydi. Bu yönelime de bir müdahale gerekiyordu.” dedi.

    Bu yıl Çorum Katliamı’nın 39. yıl dönümü. 28 Mayıs 1980 günü ırkçıların faşist saldırılarda “Kana Kan İntikam-Kanımız aksa da zafer İslamın” haykırışlarıyla başlayan Çorum Katliamı 10 Temmuz 1980’e (yaklaşık 1 buçuk ay) kadar devam etti. Saldırılarda 57 Alevi yurttaş öldürülürken; 300’e yakın yurttaş yaralandı. 300’e yakın ev ve işyeri ise tahrip edilerek yıkıldı.

    Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) Ankara Şubesi tarafından organize edilen Çorum Katliamı ile ilgili panel düzenledi. Dedesti Ovası Bizim Köyler Kültür ve Dayanışma Derneği’nde yapılan panele Çorum Katliamı tanıkları yazar İsmail Hardal, yazar Gazi Eke panelist olarak katıldı. Moderatörlüğünü sosyolog Veli Saçılık’ın yaptığı panelde açılış konuşmasını DAD Ankara Şube Eş Başkanı Mustafa Karabudak yaptı.

    “UNUTURSAK DEVLET BİZE YENİ KATLİAMLARLA HATIRLATIYOR”

    Amaçlarının inanç anlamında kaybolan Aleviliği yeniden ayağa kaldırmak, talipleri ocaklarla buluşturmak olduğunu dile getiren Karabudak, şunları belirtti:

    “Tarihimize baktığımızda ülkemiz katliamlar tarihi. Biz isterdik ki Çorum Dernekler Federasyonu veya herhangi bir Çorum derneği bu çalışmayı aylar öncesinden başlatsın biz de gelip katılalım. Ama bir bakıyoruz ki 39 yıl olmuş şu ana kadar Çorumlulardan doğru bir çalışma olmamış. Madımak 26.yılında. Madımak her gün ayakta. Kitlesel anmalar oluyor. Ankara’da diğer tüm illerde özellikle Sivas’ta keşke bunu Çorumlular da yapabilse biz de onlara destek ve yardımcı olsaydık. Çünkü biz unutursak devlet bize yeni katliamlarla hatırlatıyor. Belki Çorum’u anmış olsaydık, Madımak olmayacaktı, Gazi olmayacaktı, Ümraniye olmayacaktı.

    Karabudak’ın konuşmasının ardından tüm katliamlarda yaşamını yitirenler için bir dakikalık saygı duruşunda duruldu.

    PSAKD Yenimahalle Şube Cemevi dedesi Cemal Şahin’in çerağ yakıp açılış gülbengi vermesiyle panel başladı.

    Panelin moderatörlüğünü üstlenen sosyolog Veli Saçılık, Gezi direnişi sırasında öldürülen Ethem Sarısülük’ün ölüm yıl dönümü olduğunu hatırlattı. Bugün AKP’nin Alevi inancını açıkça asimile etmeye çalıştığını belirten Saçılık, geçmişte Alevilere yönelik yapılan saldırıları ve bu saldırıları yapan zihniyetleri teşhir etmenin önemine vurgu yaptı.

    “ALEVİLERİN SOSYALİST HAREKETE YÖNELİMİNE MÜDAHALE GEREKİYORDU”

    Panelistlerden ilk olarak Çorum Katlimaı’nın tanıklarından olan yazar İsmail Hardal oldu. Çorum Katliamı’nı anlamak için öncesini ve dönemin ekonomik, siyasal atmosferini bilmek gerektiğini belirten Hardal, 1970’li yılların Türkiye tekelci sermayesi ve kapitalizminin krizli yılları olduğunu ve bu krizi atlatabilmek için darbelere başvurduğunu hatırlattı. O dönemde toplumsal muhalefet direnişlerinin ayakta olduğunu ve bu direnişlere sol, sosyalist hareketlerin aktif katıldığını dile getiren Hardal, “Dolayısıyla toplumsal muhalefet dinamikleriyle sosyalist hareketin buluşma noktaları oluşmaya başladı. Bu buluşma noktalarını kesmeleri gerekiyordu. Aleviler ağırlıklı olarak sosyalist harekete doğru ciddi bir yönelim içerisindeydi. Bu yönelime de bir müdahale gerekiyordu.” dedi.

    “ALEVİLİK HİÇBİR SINIFLI TOPLUMUN İÇERİSİNE SIĞMIYOR”

    Alevilerin 7. yüzyıldan başlayarak geçirdiği tarihsel süreçlerde komünal bir yaşam örneği olarak rıza şehirleri kurma girişimleri olduğunu kaydeden Hardal, sözlerini şöyle sürdürdü:

    “75 yıl, 50 yıl, 150 yıl yaşayan rızalık şehirleri var. Aleviler tarihsel olarak komün geleneğinde geçirdikleri sınıfsız toplum tasarımı, modern sınıfsız toplum tasarımıyla yan yana gelmeye başladı. İşte bu çok tehlikeli bir olaydı. Modern bir sınıfsız toplum tasarımı bu ikisi yan yana gelmeye başladı. Bu ikisinin yan yana gelmesini engellemek gerekiyordu. Alevilik hiçbir sınıflı toplumun içerisine sığamıyor, oradan taşıyor. Yani köleci sisteme de sığmıyor, feodal sisteme de sığmıyor, kapitalizme de sığmıyor. Ama cumhuriyet paradigması üzerinden inşa edildiği için dolayısıyla Alevilik cumhuriyetin içine de sığmıyor. Yani o sınıflı toplumun içerisine de sığmıyor. İşte bunun bir biçimi ile yok edilmesi, tasfiye edilmesi gerekiyor. O modern toplum düşüncesiyle o tarihsel komünün buluşmasının engellenmesi gerekiyordu. İşte bu durum Çorum’da da gündeme geldi. Tabii öncesi var öncesinin unutmaması  gerekiyor. Hatay, Muğla, Kırıkhan, Maraş yani bunları sıralayabiliriz. Yani çoğaltabiliriz, bu süreç işliyor, bu katliamlar süreci.”

    “DEVLET KARŞI DEVRİMCİ BİÇİMDE BU SALDIRIYI ÖRGÜTLEDİ”

    Hardal’ın ardından yine Çorum Katliamı’nın tanıklarından yazar Gazi Eke söz aldı. Toplumsal olaylar ver sosyalist hareketin buluşmasının Çorum Katliamı’nın olduğu tarihte doruk noktasına ulaşmış olduğunu kaydeden Eke, “Bu süreç burjuva devlet yapısının ideolojik olarak bir bağımsızlaşmayı da içeriyordu. Devlet kendisine gelen tehdidi burada gördü” dedi.

    MHP’li bakanlardan Gün Sazak’ın öldürülmesinin ardından sivil ve paramiliter güçlerin Kur’an kurus, okul, cami, hastane gibi kamuya ait yerleri ayaklanma biçimine dönüştürdüklerini aktaran Eke, “Devlet karşı devrimci ayaklanma biçiminde bu saldırıyı örgütledi. ‘Toplumsal olaylar ne yapalım, engelleyemedik’ diyeceklerdi. Plan buydu ilk saldırıda. 3 Temmuz’a kadar olan saldırıda çok ayrıntılı bir plan yok genel bir saldırı. 2 Haziran’da genelkurmay Başkanlığı Kenan evrenin imzasıyla ‘Aleviler bölücüdür’ diye bir tamim yayınladı. Bu şu anlama geliyordu. Paramiliter birlikler de dahil özellikle 1940’lı yıllarda 4854 sayılı memleket içi düşmana karşı silahlı mukavemet mükellefiyeti yasası var. Bu yasayı kullandılar Çorum’da.” diye konuştu.

    “HER KATLİAMDAN SONRA SERMAYE VE İKTİDAR EL DEĞİŞTİRİYOR”

    Yaşanan katliamda önce ateş edip bombalama, ardından bir grubun gelerek yağmalama yapması ve ardından bir grubun daha gelerek kundaklama ve bu yeri yakma şeklinde bir planlama olduğunu dile getiren Eke, demokratların ve Alevilerin yoğun yaşadıkları mahallelerin hepsinde bu planla saldırıların yürütüldüğünü ifade etti.

    Selçuklu ve Osmanlı dönemleri de dahil olmak üzere tarihte sürekli Alevilerin ve demokratların yoğun oldukları yerleri onlardan arındırmak için çeşitli saldırı ve katliamların olduğunu kaydeden Eke, “Bunu Maraş’ta başardılar. Maraş merkeze baktığımızda esnafların büyük bir bölümü Aleviydi şimdi gittiğimizde Alevi insanı az görürsün veya görmezsin bile.” dedi.

    Eke, her katliamın ardından sermayenin el değiştirdiğini ve böylece iktidarın da el değiştirdiği belirtti.

    PİRHA/ANKARA